Atatürk’ün Tüylerinizi Diken Diken Edecek ve Gururla Okuyacağınız 16 Az Bilinen Anısı

”Beni görmek demek,behemehal yüzümü görmek demek değildir.Benim fikirlerimi,benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.” – M.Kemal ATATÜRK

1. ”Sizin kendinize mi itimadınız yok, Türk hanımının faziletine mi?”

''Sizin kendinize mi itimadınız yok, Türk hanımının faziletine mi?''
Muallimler Ankara‘da bir toplantı yapmışlar, bu içtimaya iki-üç muallim hanım da iştirak ederek salonda ayrı bir yere oturmuşlardı.
Muallim hanımların içtimaya gitmelerini hoş görmeyen meclisin sarıklıları Gazi’ye şikayete giderler. Gazi kızarak:

Kimmiş muallimler cemiyet reisi ? Çağırın onu!”der. Mazhar Müfit birkaç dakika sonra içeri girince gürleyen bir sesle ona çıkışır:

”Siz Muallimler içtimada ne yapmışsınız ? Ne ayıp şey bu?” Mazhar Müfit şaşakalır. Gazi’den bu hareket mi beklenirdi? Sarıklılar muzaffer bir beşaretle gülmektedir. Sarıklılar neşe içinde iken, Gazi’nin sesi hep aynı tonda devam eder:

”Olur şey değil,olur şey değil! Mazhar müfit hala ayakta ve hala ne diyeceğini şaşırmış bir halde cevap vermeye çalışır:

”Efendim vallahi…”

”Bırak bırak ben hepsini biliyorum; içtimaya muallime hanımları da çağırdınız. Fakat onları niye ayrı sıralara oturttunuz ? Sizin kendinize mi itimadınız yok,Türk hanımlarının faziletine mi ? Bir daha öyle ayrılık gayrılık görmeyeyim, anladınız mı ?”

2. ”Oradan Böyle Geçilir”

''Oradan Böyle Geçilir''

Salih Bozok anlatıyor:

İngilizler Çanakkale’de Anafartalar Grubu’nu mağlup edip de cepheyi sökemeyince, yeni bir harekete giriştiler ve bu cepheyi sağdan çevirmek istediler. Düşmanın planını bozmak için Kireç Tepe’yi tutmak lazımdı. Halbuki oraya giden tek bir dar yol savaş gemileri tarafından makaslama ateş altına tutuluyordu. Her an gülleler korkunç patlayışlarla ortalığı alt üst ediyor, ölüm saçıyordu. Bir insanın değil, bir kurdun bile geçmesine imkan görülmüyordu. Kireç Tepe’yi tutmak emrini alan Türk subay ve askeri tereddüt içindeydiler; fırsat gözetiyorlardı. Fakat düşmanın ateşi bir an bile kesilmiyordu. Mustafa Kemal bu hali görünce siperlere koştu,askerin arasına karıştı ve sordu:

”Niçin geçmiyorsunuz ? ” İçlerinden biri cevap verdi:

”Düşman ölüm saçıyor, geçilmez !” Mustafa Kemal zerre kadar korku ve tereddüt göstermeden:

”Oradan böyle geçilir!” dedi ve ileri fırladı.Mehmetçik artık durur mu ? O da kumandanının arkasından ileri atıldı. Toz, duman, alev ve ölüm kasırgasını yaran askerler karşıya vardılar, tepeyi tuttular.

3. ”Yurdumun Toprağı Temizdir”

''Yurdumun Toprağı Temizdir''

Kral Edward İstanbu’a geldiği zaman, yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayı’na yanaşır. Atatürk de rıhtımda onu beklemektedir. Deniz dalgalı olduğundan, kralın bindiği motor, sürekli inip çıkmaktadır. İmparator rıhtıma çıkmak istediği bir sırada, eli yere değerek tozlanır.

O sırada Atatürk elini uzatmış bulunduğundan, kral da ona elini uzatmadan önce mendiline silmek ister. Ama Atatürk hemen devreye girer ve:

”Yurdumun toprağı temizdir, o elinizi kirletmez.” diyerek kralı elinden tutup rıhtıma çıkarır.

4. ”Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin !”

''Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin !''

Bahçe mimarı Mevlüt Baysal anlatıyor:

Atatürk’ün Çankaya Köşkü’ndeki bahçesini yapıyordum. Bir gün Atatürk, yaveri ve ben bahçede dolaşıyorduk. Çok ihtiyar ve geniş bir ağacın Atatürk’ün geçeceği yolu kapadığını gördük. Ağacın bir yanı dik bir sırt,diğer yanı suyu çekilmiş bir havuzdu. Ata,havuz etrafındaki kısma yaslanarak karşı tarafa geçti. Derhal atıldım:

”Emrederseniz derhal keselim Paşam.” Bir an yüzüme baktı, sonra:

”Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin !”

5. ”Sakarya’nın değerini küçültmüş olursunuz dostum.”

''Sakarya'nın değerini küçültmüş olursunuz dostum.''

Sakarya Zaferi’nin üzerinden yıllar geçmiştir. Dönemin ünlü ve bir o kadar yetenekli ressamlarından biri, Mustafa Kemal’e Sakarya Savaşı’nı gösteren bir tablo hediye eder. Savaşın tüm heybet ve azametiyle işlenmeye çalışıldığı bu tabloda Ata, ön planda yağız bir savaş hayvanına binmiş olarak tasvir edilmiştir. Ressam, bu kompozisyon karşısında tebrik beklerken, Mustafa Kemal’in:

”Bu tabloyu kimseye göstermeyin.” demesi üzerine şaşırıp kalır. Herkes ne söyleyeceğini bilemez halde birbirlerine bakarken Mustafa Kemal şu açıklamayı yapar:

”Savaşa katılmış olan herkes bilir ki, hayvanlarımız bir deri bir kemikten ibaretti; bizim de onlardan arta kalır yanımız yoktu. Hepimiz iskelet halindeydik. Atları da, savaşçıları da böyle güçlü kuvvetli göstermekle, Sakarya’nın değerini küçültmüş oluyorsunuz dostum.” 

6. Sakarya Savaşı’ndan Dönüş

Sakarya Savaşı'ndan Dönüş

Sakarya Meydan Savaşı Türk Orduları’nın zaferi ile sona ermiş, Gazi Ankara‘ya dönmektedir. Yirmi gün geceli gündüzlü büyük bir endişe ve karamsarlık içinde yaşayan Ankaralılar, düşmanı yenen ordunun başkomutanına törenli bir  karşılama düzenlemişlerdir. Ankara garından başlayarak şehre doğru yolun iki yakasında sıra ile dizilen hükumet ve meclis üyeleri, memurlar, öğrenciler, esnaf ve halk, gazi geçtikçe alkış tutup arkasına katılarak büyük bir alay halinde ilerlemektedirler.

Meclis binasının önüne gelindiğinde Gazi alayın başında bulunanların yukarıya doğru yol almakta olduğunu fark etmişti.Meğer bu tören şöyle düzenlenmiş: ”cemaat” halinde Hacı Bayram Veli’nin türbesine gidilecek, onun ”yüksek maneviyatının yardımıyla” kazanılan bu büyük zafer için orada dua edilecek, sonra Meclis’e dönülerek nutuklar okunacaktır. Gazi:

 ”Öyle şey olmaz, yurt toprağını karış karış kanını akıtarak ve canını vererek savunan Mehmetçiğin hakkını ben evliyalara kaptırmam! ” deyip doğruca meclis binasına sapar. Atatürk yıllar sonra bu olayı anlatırken sözüne şunları da eklemiştir:

 ”Kimileri benim bu davranışıma kamunun inancını inciten yersiz bir davranış gözüyle bakmış olabilirler; ama ben, hele yurdun savunmasında, güvenilecek gücün evliyaların, yatırların ”maneviyatı” olmayacağını hatırlatmayı artık zorunlu bulmuştum.” 

7. ”Laiklik, Adam Olmaktır.”

''Laiklik, Adam Olmaktır.''

Kılıç Ali anlatıyor:

İlk mecliste bir gün laiklik konusu oluyordu. Gazi Mustafa Kemal Paşa o gün meclise başkanlık ediyordu.Meclisin tanınmış din alimlerinden bir vatandaş kürsüye geldi. Alaycı bir tavırla:

 ”Arkadaşlar bir laikliktir gidiyor. Afedersiniz ben bu lağikliğin manasını anlamıyorum, nedir bu laiklik ? ” diye söze başlarken riyaset makamında bulunan Mustafa Kemal Paşa dayanamamış, oturduğu yerden elini kürsüye vurarak:

”Adam olmaktır Hocam, adam olmak! ” diyerek Hoca efendinin sualini cevaplandırmıştır.

8. Amerikalı Kadın Gazeteci

Amerikalı Kadın Gazeteci

Niyazi Ahmet Banoğlu anlatıyor:

Bir Amerikalı kadın gazeteci, Atatürk’e:

”İşlerinizde nasıl başarılı oluyorsunuz ? ” diye sormuş ve şu cevabı almıştı:

”Ben bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem. O işe neler engel olur, diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş zaten kendi kendine yürür.” 

9. ”Büyük Geçmiş Olsun”

''Büyük Geçmiş Olsun''

Atatürk, yurdumuzu ziyaret etmekte olan Yugoslav Kralı Aleksandr ile İstanbul‘da Dolmabahçe Sarayı’nda konuşurken, konuk Kral şöyle der:

”Ekselans. Biz Türkleri çok severiz. O kadar çok ki, vaktiyle Cihan harbi’nin sonunda Lloyd George Batı Anadolu’yu Yunanistan‘a teklif etmeden evvel bize teklif etmişti. Fakat biz Yugoslavlar, Türkleri çok sevdiğimiz için George’un bu önerisini kabul edip Anadolu seferine çıkmadık.”

Atatürk, Kral’ın bu sözlerine şu cevabı verir:

”Haşmetmeap, evvela bize karşı olan sevginize teşekkür ederiz. Sonra büyük geçmiş olsun! ” 

10. Herkes İçin Lüzünlü Bir İhtar

Herkes İçin Lüzünlü Bir İhtar

Muzaffer Kılıç anlatıyor:

Erzurum’dan kongre için Sivas’a geldiğimizde, Mustafa Kemal’in karargahı olarak, Sivas lisesini hazırlamışlardı. Paşa, kendisine hazırlanan odaları dolaşırken, yatak odasında, karyolanın arkasında bulunan sarı satırlı atlas yastık gözüne ilişti. Yastığın üzerinde, koyu renk bir ibrişimle işlenmiş şu beyit vardı:

Cihanın cahına mağrur olup incitme insanı. ( Dünyanın şaşasıyla gururlanıp incitme insanıları)

Süleman-ı zaman olsan bırakırsın bu eyvanı (Zamanın Süleymanı da olsan bırakırsın bu dünyayı)

Atatürk, yazıyı okuduktan sonra durdu. Mazhar Müfit Bey’i çağırttı. Beyti ona okuttu. Mazhar Müfit:

”Paşa’m, bu sizin için yazılmış değil.” deyince, Atatürk:

”Bu uyarı hepimiz için ve her şey için bir prensip olmalıdır.” cevabını verdi.

11. Övülmeyi Sevmezdi

Övülmeyi Sevmezdi

Atatürk ne kadar bir asker, komutan, yönetici olsa da; duyguları, sevinçleri, sinir ve neşesi bizden biriydi. Ulusuyla bütünleşme yöneliminin en tipik göstergelerinden biri de şu kısa öyküde belirlenir:

Cumhuriyetin on ikinci yıl dönümü için bir sıra dövizler hazırlanmıştır.

Bunlar içinde şöyleleri vardır:

”Atatürk bizim en büyüğümüzdür.”, ” Atatürk bu milletin en yücesidir.” ”Türk Milleti asırlardır bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı.” ‘Atatürk listeyi dikkatle gözden geçirir. Bunlar ve bunlara benzeyenleri çizerek, hepsinin yerine kendini en iyi ifade eden şu satırları yazar:

”Atatürk bizden biridir.” 

12. ”Genelgeyle Devrim Olmaz”

''Genelgeyle Devrim Olmaz''

Ahmet Hidayet Reel anlatıyor:

1924 yılının ilkbaharıydı. Erzurum ve Pasinler’de depremde birçok köyün evleri yıkılmıştı. Zarar gören halkla görüşmek için Pasinler’e gelen Atatürk, halkın içinde ihtiyar bir köylüye yaklaştı:

”Depremde çok zarar gördün mü, baba ?” diye sordu. Atatürk ihtiyarın şüphesini görünce tekrar sordu:

”Hükümet sana kaç lira verse, zararını karşılayabilirsin ?” İhtiyar, Kürt şivesiyle:

”Valle Padişah bilir!” dedi. Atatürk gülümsedi. Yumuşak bir sesle:

”Baba, Padişah yok;onları siz kaldırmadınız mı ? Söyle bakalım zararın ne ? ” intiyar tekrar etti:

”Padişah bilir!…” Bu cevap karşısında kaşları çatılan Atatürk, Kaymakam’a döndü:

”Siz daha devrimi yaymamışsınız.”dedi. Bu sırada görevini başarmış insanlara özgü bir ağırbaşlılıkla ortaya atılan tahrirat katibi:

”Köylere genelge yolladık Paşam.” dedi. Atatürk’ün fırtınalı yüzü, daha çok karıştı:

”Oğlum”dedi,”Genelgeyle devrim olmaz!…” 

13. ”Merhaba Asker”

''Merhaba Asker''

Ziya Kılıç anlatıyor:

Yıl 1909… Beşinci kolordu kurmay başkanlığına katılan Yüzbaşı Mustafa Kemal, Selanik’teydi. 38. Merkez Alayı Kumandanı Albay Saadettin Bey tedavi için İstanbul‘a gitmek üzere izin aldı.

Saadettin Bey’in, yerine kimi bırakacağını herkes merak ediyordu.Sonradan Saadettin Bey’i Kolağası Mustafa Kemal’in temsil edeceğini öğrendik.Şaşırdık. Çünkü Mustafa Kemal henüz kıdemli bir yüzbaşıydı,kendinden daha üst rütbede olanlar vardı.

Büyük rütbeli subayların şaşkınlıkları çabuk geçti. Mustafa Kemal, bütün subaylara kendini sevdirmişti. Kenti gezerken, halka karşı davrabışlarına tanık olanlar, kendisine hayranlık duyuyorlardı.Şimdi, onun böyle görevde ne yapacağı merak ediyorduk.

Alayın Mustafa Kemal tarafından teslim alındığı günü, belki de tarihimizde önemli bir dönüm noktası olarak kabul etmemiz doğru olur.

Ogün Mustafa Kemal alayı selamlamaya beyaz bir atın üzerinde gelmişti. Bütün gözler ondaydı. Alay’ın önüne gelince selam durumuna geçti, sonra hızla atından yere atladı. Yürüyerek askeri selamlayacaktı.

”Selamün aleyküm asker! ” demesini bekliyorduk. Ama hiç beklemediğimiz bir şey oldu; Mustafa Kemal:

”Merhaba asker!” dedi.

Bu, ilk kez karşılaşılan bir durumdu. Askerler nasıl yanıt vereceklerini bilmiyordu. Birkaç saniyelik sessizliği İstanbullu askerler bozdular:

”Merhaba Bey’im…”

Ordu ilk kez bir kumandanından, ”Merhaba Asker” selamını almıştı.

14. Japon Veliahtının Türkiye’yi Ziyareti

Japon Veliahtının Türkiye'yi Ziyareti

Japon Veliahtı Türkiye’yi ziyarete gelmiştir. Büyük ve mükellef bir ziyafet sofrasında yenilir, içilir. Atatürk, bir aralık Japon tarihinden söz açar ve bir meydan muharebesini anlatır.

Japon veliahtı hayret etmiştir. Atatürk, tarihten mitolojiye geçer ve yine Japon mitolojisinden konuşmaya devam eder. Veliaht’ın ağzı açık kalır.Söz nihayet edebiyata intikal eder, Atatürk:

”Japon Şiiri’nin dünya edebiyatında çok büyük etkileri vardır…” diyerek meşhur Japon şairlerinden mısralar okur. Veliaht;

”Bunları nereden biliyorsunuz?” diye soramaz. Fakat Atatürk’ün bilgi ve hafızasına hayran kalmıştır. Ama Atatürk hep böyledir. Her şeyi planlı yapar ve uygular. O, bütün bunları, veliaht gelmeden on gün önce tercümeler yaptırarak öğrenmiştir.

15. ”Gazi’yi Tanırmısın Baba ? ”

''Gazi'yi Tanırmısın Baba ? ''

Salih Bozok anlatıyor:

Bir gün Çankaya civarında bir köylü evine gitmiştik. Girdiğimiz kulübede, ihtiyar bir köylü ile karısı oturuyordu. Bize ikram ettikleri kahveleri içerken Atatürk, köylü ile konuşmamı söyledi. Ben bu emre itaat için ak sakallı köylüye ilk aklıma gelen suali sordum:

”Gazi’yi tanırmısın baba ?” İhtiyar beni, saçma sapan bir sual sormuşum gibi alaycı bir şekilde süzdü:

”Gazi’yi tanımayan mı var ?” dedi ve ilave etti: ”Ben görmedim ama her hafta Hacı Bayram Veli Camii’nde Cuma Namazı kılarmış. Ta göbeğine kadar sakalları varmış. Melek gibi nurlu yüzü, Peygamber gibi mübarek bir ihtiyarmış!” 

Gülmemi güç tutarak, Atatürk’ün sakalsız ve genç yüzüne baktım.O, kaşlarını kaldırarak kendini tanıtmamamı emretti. Dışarı çıktığımız zaman da güldü ve:

”Varsın, o da öyle bilsin. Hakikati öğrenmek belki biçarenin hayalini yıkar, onun hayalindeki şirin sakallıyı öldürüp sevgisini kaybetmekte ne mana var? ” 

16. Ölümünden Sonra…

Ölümünden Sonra...

Sene 1938, 10 Kasım… İstanbul Üniversitesi’nde saat 9’u 5 geçenin meşum haberi duyulmuş… Bir alman profesör var, Hukuk Fakültesi’inde, o da duymuş, şaşırmış. Derse girsin mi, girmesin mi, bir türlü karar veremiyor. O sırada aklına rektöre müracaat etmek gelir. Kalkar, yanına gider. Aralarında şu konuşma geçer:

”Efendim, mütereddidim.Acaba ne yapsam ? ”

”Sizde büyük bir adam ölümce ne yaparlarsa, onu yapın.” İşte o zaman Alman profesör kollarını iki yana sarkıtarak:

”Bizde bu kadar büyük bir adam ölmedi ki….”der.

Charles Bukowski’den hayatı sorgulatacak 20 sözü

charles-bukowski-cinematheia-com_[1]

Charles Bukowski hayatı boyunca ünlü olmak istememiş, hayatının son demlerinde istemeye istemeye ünü yayılmaya başlamış öldükten sonra ise bombası patlamış bir yazardır.

Charles Bukowski’nin hayatı sorgulatan, eleştirisel yazılarını içeren kitapları dünyaca birçok dile çevrilmiş ve birçok ülkede yayınlanmıştır.

Charles Bukowski’den hayatı sorgulatacak 20 söz

1- “Üzülme evlat, kaybettim sandıkların, kurtulduklarındır belki.”

2- Sadece sıkıcı insanlar sıkılır.

3- “Biliyor musun Meg, kötü olanla, bize kötü olduğu öğretilenler farklı şeyler olabilir? Toplum bize bazı şeylerin kötü olduğunu öğretip bizi köleleştirmeye çalışır.”

4- “Para seks gibidir; olmayınca önemi artar.”

5- Ben de küçük şeylerden mutlu olabilirim ama bu kadar bokun arasında o küçük şeyleri çıkarmaya üşeniyorum.

6- Zaman unutturmaz, uyuşturur.

7- Kızlar uzaktan iyi görünüyor, güneş elbiselerinde ve saçlarında parlıyordu. Ama yakınlaşıp ağızlarından akan beyinlerini dinleyince silahlanıp yeraltına gizlenmek istiyordum.

8- Dengeli insan delidir.

9- Hayatta kimseyi değiştiremezsin ve kimse için değişmemelisin. Ne sen başkası için mecburi istikametsin; ne de başkası senin için. Yorma kendini; bırak hayatına eşlik etmek isteyenler seninle gelsin.

10- Harikulade düşünceler ve harikulade kadınlar kalıcı değildirler.

11- Hayatta tahammül edemediğim bir şey varsa o da yapış yapış duygusallıktır!

12- Yaşayan bir amerikan ayyaşı ölü bir yunan tanrısından daha çok ilgilendirir beni.

13- Hiçbir şey gerçek kadar sıkıcı olamaz.

14- Hemen herkes dahi doğar, geri zekalı gömülür.

15- Egemenlik gerçekten milletin olduğunda hükümetlere gerek kalmayacak; o zamana kadar b.ku yedik.

16- Entellektüel; basit bir şeyi karmaşık söyleyebilen kişidir; sanatçı ise zor bir şeyi kolay…

17- Gittiğinde ağlarsın, şarkılarda, filmlerde, ona-buna, her şeye ağlarsın. Aklın başına gelince de boşa harcadığın zamana ağlarsın.

18- Tabii ki bir insanı sevebilirsiniz, eğer onu yeterince tanımıyorsanız.

19- İnsanların hakkımda ne düşündüğünü önemsemeyerek hayatımı on yıl uzattım.

20- Karayolunda seyreden arabaların ışıklarını görebiliyorum. Sonu gelmeyen bir ışık akışı. Bu kadar insan. Ne yaparlar? Ne düşünürler? Hepimiz öleceğiz, hepimiz, bu ne şamata! Son derece önemsiz şeyler bizi dehşete sürükleyip dümdüz ediyor, yutuyor.

İnandığı Şeyi Yapan İnsanın Enerjisi Asla Tükenmez…

11954826_965193423503998_6029614706131503272_n[1]

Tibet Hikayesi

İki köy varmış. Biri kuzeyde biri güneyde, birinde sürekli siyah giyerlermiş birinde sürekli beyaz. Bu iki köyde yaşayanlaröyle birbirine zıtmış ki, biri toprağa inanırmış diğeri havaya, biri güneşten kaçarmış diğeri aydan. Ve iki köy maalesef bu zıt inançları yüzünden tam bin yıldır savaştaymış. Ve savaşları o kadar uzun sürmüş ki, iki köyün nüfusu da verdikleri kayıplar yüzünden küçülmüş de küçülmüş. Sayıları bir elin parmağını geçemeyecek kadar azaldığında nihayet uzlaşmak zorunda kalmışlar ve haklılıklarında taraf bulmak için hep birlikte o diyarın en bilge kişisini görmek için bölgenin en yüksek dağına çıkmışlar.

39 gün süren bu zorlu tırmanıştan sonra bilge kişinin manedine nihayet varmışlar. Bilge kişinin karşısına geçip sırayla kendi inançlarının haklılıklarını, üstünlüklerini ona anlatmışlar. Her iki tarafın da anlatacakları bittiğinde bilge kişi biraz düşünmüş ve demiş ki:

‘Eski bir inanışa göre, kişi dünyadaki yolculuğunu tamamladığında cennet ve cehennem arasında kendini bir ayna karşısında bulurmuş. Bu ayna o kişinin, dünyada geçirdiği süre boyunca, her konuda olabileceği, ulaşabileceği o en iyi versiyonuyla, olmayı seçtiği versiyonu arasındaki farkı öyle netlikte görürmüş ki aynada, olabilecekken olmadığı şeylerin, yani doldurmadığı potansiyelinin pişmanlığı içine işlermiş. İşte o pişmanlık ruhun cehennemiymiş..

Kendi versiyonunu tamamlamaya yaklaşanlarsa cennetin huzuruna kavuşurlarmış çünkü o huzur dünyada yarattıkları iyilikten beslenenlerin onlara ettikleri dualardan toplanırmış. İnsan ancak diğerine yol açınca yolu açılırmış.’

İki köyün insanları birbirlerine bakmışlar, haklılıklarını bulmak için günlerce tırmandıkları bu dağda, bilge yerine koydukları bu adamın ne saçmaladığını anlamaya çalışmışlar… ama  anlayamamışlar ve aralarından biri nihayet sormuş.

‘İyi de bu hikayenin bizim aramızdaki husumetle ne alakası var?’

Bilge kişi sakin tebessümle açıklamış.

‘Neye inanırsanız inanın, tüm inançlar, tüm felsefeler, ideolojiler, düşünceler, fikirler kişiye olabileceği en iyi versiyonu bulabilmesinde yardım etsin diye dünyaya yerleştirilmiş araçlardır. Siz olabileceğiniz en iyi halinize dönüşmeyi bir kenara bırakıp hanginizin aracı daha iyi diye kavgaya girişirseniz bırakın potansiyelinizi doldurmayı, kişi bile olamazsınız. Pişmanlığınız hayatınız olur ve potansiyelinizin aynasında görünmez olursunuz.

Artık kavga etmeyi bırakın, en iyi araç, elindeki her ne olursa olsun daima elindekini ustaca kullanmaya çabalayanlarındır.”

Kaynak: Pİ – Akilah Azra Kohen

Dostlar ırmak gibidir Kiminin suyu az, kiminin çok

özgürlüğe-giden-10-yol_doğada-mutlu-kadın-600x398[1]

Dostlar ırmak gibidir
Kiminin suyu az, kiminin çok
Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca
Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya

Insanlar vardır; üstü nilüferlerle kaplı,
Bulanık bir göl gibi…
Ne kadar ugrassanız görünmez dibi.
Uzaktan görünüsü çekici, aldatıcı
İçine daldıgınızda ne kadar yanıltıcı….
Ne zaman ne gelecegini bilemezsiniz;
Sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz!

Insanlar vardır; derin bır okyanus…
İlk anda ürkütür, korkutur sizi.
Derinliklerinde saklıdır gizi,
Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız;
Yanında kendinizi içi bos sanırsınız.

İnsanlar vardır, coskun bir akarsu…
Yaklasmaya gelmez, alır surukler.
Tutunacak yer gostermez beyaz kopukler!
Ne zaman nerede bırakacagı belli olmaz;
Bu tip insanla bir omur dolmaz.

İnsanlar vardır; sakin akan bir dere…
İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere.
Yanında olmak baslı basına bır mutluluk.
Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk.

Insanlar vardır; çesit çesit, tip tip.
Her biri baska bir karaktere sahip.
Görmeli, incelemeli, dogruyu bulmalı.
Her seyden önemlisi insan, insan olmalı…
İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz.

Bosa gitmez ne kadar güvenseniz.
Dibini görürsünüz her sey meydanda.
Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda.
İçi dısı birdir cekinme ondan.
Her sözü içtendir, her davranısı candan…
CAN YÜCEL

ABRAHAM HİNCH’İN 30 GÜNDE HAYATINIZI DEĞİŞTİRİN KİTABI 2. GÜN

11866436_10153377930305865_2863966875039561358_n

2. GÜN-BEREKET

SABAH RİTÜELİ

GÜNÜN NOTU
Ne zaman bir insanın ne istediğini bilmediğini duysam bu bana zor gelir, ya da ne yapmam gerektiğini bilemem. Ama size bu konu hakkında tartışmayı önerebilirim. Ne istediğinizi bilmememinizin nedeni önce istediğiniz şeye çözümler üretip çıkmaz yola sapmanızdır. Önce ne istediğimizi zihnimizde canlandırarak söyleyeceğiz.

-Bana hayran olunmasını istiyorum.
-Başkalarının yada başkasının bana değer vermesini istiyorum.
-Farklılık yaratmak istiyorum
– ………..’da ilerlemek istiyorum.
-Maaşıma zam istiyorum.
-Benimle ilgilenilmesini istiyorum.

Bu örnekler çoğaltabilir. Önemli olan tek şey istediğiniz şeyin sizi tatmin ediyor olmasıdır.

Bir de sizden duyduğum bir diğer şey; “Ne istediğimi gerçekten biliyorum ama nasıl elde edeceğime dair bir fikrim olmuyor” cümlesi oluyor. Adım 2 yi hatırladınız mı? Çözüm üretmek kesinlikle ve kesinlikle sizin göreviniz değil. Hatırlayın Sizin göreviniz istemek. Evrenin görevi cevaplamak. Adım 3 te isteğinizi içeri almak.

1 Dakika Gülümse
Gülmek vücuttaki serotonin oranını yükseltir çok güçlü bir antidepresandır. İçinizden 60’a kadar sayabilirsiniz.

5 Dakika Meditasyon Yapın
Bugünün tekniği:5 dakika boyunca tekrar edin.Güneş parlıyor ve çimenler yemyeşil.

5 dakika egzersiz yapın
2.Gün part 1 word dosyasını doldurulacak

Sanal günlük harcama tutarınız 2000 birimdir.

GÜN İÇERİSİNDE

Günün teması bereket olduğu için teknik bu temaya uygun olacaktır.

1) Kendi Kendinizin titreşim metresi olun
Günün tekniği: Sıkıntılı zamanlarınız da sizi neyin rahatsız ettiğini kendinize sorun. Bu olaylara daha dirayetli bakmanızı sağlayacaktır. Sonrada Kendinize nasıl hissetmek istediğinizi sorun, ve bunu uzun uzun düşünün.

2)Yaratılış kutunuzu hayallerinizle doldurmaya başlayın

Biraz önceki kendinizi nasıl hissetmek istiyorsunuz sorusuna olan cevabınızı neye sahip olmak istiyorum sorusuna olan cevabınızı Yaratılış kutunuza atınız.

3) Sanal gerçeklikten yararlanma-30 saniyelik eğlenceli videolar izleyin

4) Sanal günlük harcama tutarıyla alabileceklerim……………………………
� �…………………… .…………………..……………………
� �…………………………………………
� ��……………………………..

AKŞAM RİTÜELİ

Hedef Ayarları

Bilinçli yaratma üzerinde çalışan birçok insan gözlemledik ve sonuç olarak:
Gerçekten kuvvetli olarak istediklerinde ve nasıl olacağına dair kafa yormadıklarında hedeflerine bir adım daha yaklaştılar. Sizde 3.aşamaya destek için sadece ve sadece hedefinize odaklanıp gerçekleştiğindeki hislerinizi tecrübe etmeye çalışın.

Ayrıca sizden istediğimiz bir şey daha var hedefinize giden yolda da kendinizi iyi hissetmeniz. Hedefinize ulaşmak için attığınız her adımın keyfini çıkartın. Her adımı özümseyin. Ne kadar erken mutluluğun formülünü yakalarsanız okadar çok mutluluk
çekersiniz.

2.Gün Part 2 word dosyası doldurulacak
Uyku ve rüya zamanını planlamak

Uyku en etkili hayallermizi kullanmamızın yoludur. Uyumadan önce söyleyeceğimiz sözler şu şekilde olmalıdır. “inanıyorum ki bu gece rüya göreceğim. Rüyamda dileklerimin gerçekleştiğini göreceğim.-tabiri caizse. Uyandığım da da rüyamı hatırlamak istiyorum. Sabah olur olmaz kendinize gelir geldiğiniz de kendinize sorun Rüya gördüm mü? diye. Eğer rüya gördüyseniz ve bu rüya güzel bir rüyaysa eğer. Bu sefer bunun size ne hissettirdiğini sorun

çünkü rüyada yaşanılan ve hissedilenler günlük hayatta düşülen şeylerden çok daha etkili ve kuvvetlidir.
Eklentileri doldurmanızı öneririm çünkü yazıya geçirdiğiniz herşey bilinçaltınız tarafından daha rahat kavranacaktır.

kaynak sonsuz şifa

Cavit Çağ

İÇİMİZDEKİ SESLER

11834780_1112972542050623_35134824098178345_o[1]

 

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Yaşamımız boyunca en çok kimle konuşuruz, hiç düşündünüz mü?

Gece-gündüz demeden, karşımızdakinin keyifli olup olmadığına bakmadan sürdürdüğümüz sohbetin muhatabı, aslında çok da yabancı olmayan birisi: Kendimiz!

Bazen bu konuşmalar sırasında, kendimizi sakinleştirmeye çalışırız:

”Telaşlanma! Sakin ol! Bu günkü sunumu başarıyla yapacaksın!”

Kimi zaman, kendi kendimize tavsiyelerde bulunuruz:

”Daha sade giyinmelisin! O parlak bluz olmaz; aşırı dikkat çekici olma!”

Nadiren de kendimizi kutlarız:

”Bravo! Bak herkes sana nasıl da hayran kaldı! Şahanesin!”

Ne yazık ki, bu konuşmaların en sık rastlanan konusu, kendimize yönelttiğimiz eleştiridir; üstelik başkalarına bile yöneltmeyeceğimiz dozlarda:

”Berbat görünüyorsun! Kendini doğru dürüst ifade edemiyorsun! Eğitimin yetersiz. Senden bir şey olmaz! Herkes seninle dalga geçecek!”

Kendimize saldırdıkça, kaygı ve korku, utanç ve suçluluk duyguları ile dolarız.

Ve bu konuşmalar, bizi motive etmek yerine, hayattan zevk alamaz hale getirir.

Özgüvenimizi yerle bir eder.

İyi olan hiçbir şeye hakkımız olmadığına inanmaya başlarız.

Eleştirel sohbetimizde içimizdeki sesler, farklı kimliklerle ortaya çıkar. Belli başlıları şunlardır:

• Mükemmeliyetçi iç ses:

Bu ses bize, gerçekleştirilmesi neredeyse imkânsız düzeyde bir kusursuzluk ölçütü koyar. Bu ölçüyü çoğu kez, önemli bulduğumuz kişilerin değerleri belirler.

Her şeyi hiç kusursuz yapmamızı ister ve yapamadığımız zamanlarda, eleştirinin dozunu arttırır.

Hoşgörüsüz ve yıkıcı yaklaşımıyla, bizi daha iyi olmaya yönlendirmeyi amaçlayan yapıcı eleştirel sesten farklıdır.

Mükemmeliyetçi iç sesin etkisiyle, giderek en basit şeyleri bile yapmaktan korkar oluruz.

• Suçlayıcı iç ses:

Bu ses, geçmişte yaptığımız davranışları, kurduğumuz ilişkileri ve seçimlerimizi yargılar. Çoğu kez, aile ve toplumun değerlerini esas alır görünür.

Geçmişi, o günün koşullarıyla ele almaz, anlamaya çalışmaz.

Yaşadığımız çevreyle uyum kurmamızı ve geçmiş hatalarımızdan ders almamızı amaçlayan yapıcı eleştirel iç sesten farklı olarak, acımasız yargısıyla bizde, suçluluk duygusu ve utanç yaratır.

• Yıkıcı iç ses:

İnsan olarak değerimizi hedef alan bu iç ses, bize varoluşumuzu sorgulatır. Yaşamaya bile hakkımız olmadığını hissettirir.

Kaynağı sıklıkla, çocukluk ve ilk gençlik yıllarıdır. Sevilmemiş, değer verilmemiş ve onaylanmamış bireyler, yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde, bu kötü deneyimleri bilinç dışı yollardan iç ses haline getirir.

Kendilerini sevmez, onaylamaz, yaşamaya layık görmez ve ‘’yok olmak’’ isterler.

• Cesaret kırıcı iç ses:

Toplumun belirlediği sınırların ötesine geçmeye kalkıştığımızda, bu iç ses bizi geri çeker. Nasıl mı?

Başaramayacağımızı, toplumun bizi reddedeceğini, her şeyi riske atacağımızı ve kaybedeceğimizi kulağımıza fısıldayarak.

Cesaret kırıcı iç ses, başkaldıran, yeni ufuklar arayan, yaşamı keşfetmek isteyen özgür ruhumuzu hedef alır.

Akılcı riskler almamızı tavsiye eden uyarıcı iç sesimizle karıştırılmamalıdır.

Listemize, daha farklı iç sesler de eklenebilir.

Yıkıcı iç seslerimizle başa çıkmada ilk yapmamız gereken şey, onları fark etmemizdir.

Çünkü,onları içimizde taşıyor, etkilerinde kalıyor ve hayatlarımızı berbat etmelerine izin veriyoruz ama yeterince tanımıyoruz.

İlk iş olarak, yukarıda yazdığım veya kendinize özgü biçimleriyle, sizi üzen, yoran, hayattan bezdiren iç seslerinizi tanıyın!

Onların, sizin içinizden çıktığını unutmayın!

İç seslerinizin her birinin, farklı amaçları var.

Dolayısıyla, bir anlamda sizden farklılar, bağımsızlar.

Aranızda çıkar çatışmalarının olması kaçınılmaz!

Size fısıldadıklarının amacını ve yararınıza olup olmadığını sorgulayın!

Bunun için, bir çizgiyle ortadan ikiye böldüğünüz kâğıdın, bir tarafına iç seslerinizin söylediklerini tek tek yazın!

Sonra dönüp okuyun!

Anlattıkları doğru mu?

Bu günün değerlerini mi yansıtıyor; yoksa geçmişe mi takılı,?

Özgürlüğünüzü, gelişiminizi engelliyor mu?

Dikkatle irdeleyin!

Çizginin diğer tarafına da, o söylemlere karşı duygularınızı ve düşünüp araştırarak geliştirdiğiniz düşüncelerinizi yazın!

Varsa iç seslerinizden öğrenebileceğiniz şeyler, dikkate alın!

Ve:

”Artık sus! Sana ihtiyacım yok! Kendim için en doğru olanın ne olduğunu biliyorum!” diyerek onları durdurun!

İsterseniz, zihninizde canlandıracağınız bir radyonun ses düğmesini kullanarak, içinizdeki yıkıcı sesleri kısıp kapatabilirsiniz!

Sonra da, beyninizin kuytu odalarından birine gizlenmiş olan, ”yapıcı” iç sesinizi bulup çıkarın!

Sevgi, hoşgörü ve şefkatle dolu bir anne gibi, size değer veren, yıkıcı etkilerden koruyan, hatalarınızı fark etmenize ve düzeltmenize yardımcı olan, cesaretlendiren,yaralarınızı saran, akılcı yollar gösteren o yapıcı sesi, beyninizin tam ortasına yerleştirin!

Ve kulağınızı ondan ayırmayın!

Nasıl özgür olunur?

 

547005_10151151461841094_1714747833_n[1]

Dünyada birçok mistik var oldu. Ama hiçbiri Sufi Hallac-ı Mansur’un verdiği tadı veremedi. O her anlamda ender biriydi. Bir arkadaşı ona, “Nasıl özgür olunur? Özgürlükten söz edip duruyorsun. Ama nasıl özgür olabiliriz?” diye sormuştu.
“Çok basit,” diye yanıtladı. “Sadece gör.” Bir camide oturuyorlardı. Mansur bir sütunun yanına gitti ve ona iki elle sarıldı. Sonra, “İmdat! Yardım edin! Bu sütundan nasıl kurtulacağım?” diye bağırmaya başladı.
Adam, “Çıldırdın mı?” diye sordu. “Sütuna tutunan sensin. Kimsenin bir şey yaptığı yok. Sütunun da bir şey yaptığı yok. Ne saçmalıyorsun?”
Mansur şöyle yanıt verdi: “Sadece sana yanıt veriyorum. Bana nasıl özgür olunacağını sordun. Herhangi birine nasıl özgür olunamayacağına dair soru sordun mu peki? Bunu zaten biliyorsun. Kendine yeni zincirler, yeni bağımlılıklar yaratmaya devam ediyorsun. Onların hepsi senin kendi kendine yaptığın şeyler. Onları yapmayı sadece bırak! “
Mansur bunları söylerken sütuna tutunmaya devam ediyordu. Adam dedi ki: “En azından söylemek istediğin şeyi anladım. Ama lütfen artık o sütunu bırak, çünkü çevremize bir kalabalık toplanmaya başladı. Herkes senin delirmiş olduğunu biliyor ama seninle birlikte bulunduğum için ben de utanmaya başladım.”
Mansur bunun üzerine, “Sadece gerçekten anlarsan bu sütunu bırakacağım. Yoksa ölene kadar bu sütunun yanında kalacağım,” diye yanıt verdi.
Adam, “Aman Allah’ım! Sana soru sormak bile sorun yaratıyor!” diye şikâyet etmeye başladı.
Ve kalabalık da bir yandan adama laf atmaya başladı. “Neden Mansur’u rahatsız ediyorsun? Ona nasıl bir soru sordun ki böyle oldu?” diye sordular.
Adam dedi ki: “Bu garip bir şey. Ona sadece basitçe nasıl özgür olunacağını sordum. Yanıt vermek yerine gitti ve sütuna tutundu ve yardım için bağırmaya başladı. Siz de bu yüzden toplandınız.”
Bu sırada Mansur hâlâ, “Yardım edin! Nasıl özgür olabilirim?” diye bağırıyordu.
Sonunda adam, “Beni affet. Deneyeceğim ama benimle böyle dalga geçme. Bırak şu sütunu,” diye yalvardı.
Mansur bunun üzerine, “Ne düşünüyorsun? Ben mi sütunu tutuyorum, yoksa sütun mu beni?” diye sordu.
Adam şöyle yanıt verdi: “Mansur, sen her ne kadar büyük bir mistik olsan da ikimiz çocukluk arkadaşıyız. Aynı okulda okuduk. Şu kalabalığın önünde arkadaşlığımızı hatırla. Bütün herkes buraya toplandı ve hepsi bana öfkeli. Soruyu yanıtlamanın yolu bu değil. Felsefi bir soru sormuştum sadece.”
Mansur da ona şöyle dedi: “Felsefi bir soru mu? O halde benim gibi bir adama gelmen yanlıştı. Felsefe sadece aptallar içindir. Benim evime ancak hakikati arayanlar girebilirler. Burası Tanrı’nın evi. Ve ben sana gerekli yanıtı verdim. Eğer özgür olmak istiyorsan şu anda özgür olabilirsin. Çünkü zincirlerini elinde onlar sanki senin zincirlerin değil, süslerinmiş gibi tutuyorsun. Bırak onları! Altından yapılmış olsalar bile seni özgür olmaktan alıkoyan şeyler onlar. Ve onlar senin kanatlanıp göklere uçmana engel oluyorlar.” – OSHO

Bir güzellik yap kendine!

10917385_10153055675712510_4671795524982093646_n[1]

Bir güzellik yap kendine!
Ve sadece sahip olduklarını düşün; mutlu ol onlarla!
Sahip olamadıkların üzülsün senin olmadıklarına…

Bir güzellik yap kendine!
Keşkeleri hiç düşünme!
Mutlu ol seçimlerinle.
Bırak keşkeler üzülsün senin seçimlerine…

Bir güzellik yap kendine!
Her yeni günü senin günün ilan et ve şımart kendini olabildiğince!
Bırak dünler üzülsün seçilmediğine…

Bir güzellik yap kendine!
Kalbinde daha da büyüt sevgisini sevdiklerinin!
Bırak sevmediklerin üzülsün kalbinde yerleri yok diye!

Bir güzellik yap kendine!
Sev kendini, kimseleri sevmediğin kadar.
Mutlu ol varlığınla!
Bırak seni sevmeyenler üzülsün!
Yüreklerine sığamayacak kadar büyüksün diye…!

~Paul Auster

Acaba Bugün Hangi Maskemi Taksam?

11935072_10153600519884962_8259797156014304329_n[1]
***
Çevremizde kendisini herkesten daha akıllı sanan,
taktığı stratejik maskeler ile kendi kişiliğinin bile ne olduğunu unutan ve
üstüne üstlük kendi kişilik eksiklerini bir de utanmadan erdem satıcılığı ile satan cingözler olabilir…
***
Peki bunların koca evrende sisteme ne gibi faydaları vardır?
Unutulmaması gereken her soluk alıp verenin ayrı bir görevi olduğudur.
Örneğin: “Sabır ikinci akıldır” mottosunun uygulanması için yaşayan ibretlik örneklerdir. Lakin erdemler onların ağızlarında bayağılaşır…
***
Unutulmaması gereken açgözlü, insanlara kullan-at tipi yaklaşan insanlar, kendilerinde olmayan vasıfları ezber sözlerle durmaksızın satıyorsa, kendine dahi yalan söyleyen bu varlıklar aynada kendini ak-pak görüyorsa, bunları izlemek, tahammül etmek ve en önemlisi onlardan dersler çıkarmak önemlidir.
***
Onların durumu sadece ama sadece üzücüdür.
Kendi kendilerini de kandırdıklarından,
kendi öz gerçekliklerinin bile farkında değildirler.
İşte bu çok acıdır…
***
Ancak buncağızları asıl görevi de budur.
Burakınız konuşsunlar, durmaksızın konuşsunlar,
sizler de ibret alın, sabır ile izleyin ve ders çıkarın.
***
Ders çıkarın ki, yaşam sebepleri bir fayda sağlasın…
Ve asla ama asla neşenizi kaçırmayın,
gülümsemenizi sizden çalmak isteyen,
sizi öfke tuzağına iten enerji vampirleri
amaçlarına ulaşıp, ellerini ovuşturmasın…
***
Maske takmak insana büyük yüktür,
olduğun gibi olamamak çok ağır bir yük…
Onlar acılarını, yüklerini hiç yokmuş gibi
yaşamaya çalışan oyunculardır.
***
Olamadıklarını satarlar bunun için,
ve tam da bu sebepten acınasıdırlar.
Görüp, inceler ve yürekten üzülürsünüz,
“nasıl kendilerini, oluştukları hali göremiyorlar” diye…
***
“Sleepy Hollow” film repliği ise son noktayı koyar:
“Kötülük pek çok maske giyebilir,
hiçbiri iyilik maskesi kadar tehlikeli değildir!”

Berk Yüksel

*Üzeyir GARİH’in Adana’da işadamlarına yaptığı bir konuşmadan…*

1016182_10151514537756325_2032758290_n[1]

“HAYAT, havaya attığımız 5 topla oynanan bir oyundur.
Bu toplardan sadece bir tanesi lastiktir, diğer toplar ise camdandır.
Bu toplar;
*işimizi*,
*ailemizi*,
*sağlığımızı*,
*dostlarımızı * ve
*benliğimizi temsil etmektedir.

Bu 5 top içinde bir tek İŞİMİZ lastik toptur.
Onu düşürürsek zıplatabiliriz.
Ancak diğer 4 top camdan yapıldığından, düşerse kırılırlar ve yerlerine konulamazlar.
Bunu fark etmeli ve hayatımızı bu dengeye göre kurmalıyız.

Oysa hepimiz,
O lastik topu tutabilmek uğruna, diğerlerini kırıp dökeriz.
Dostlarınızı çantada keklik sanmayın.
Sıkıca sarılın onlara, tıpkı hayata sarıldığınız gibi.
Çünkü onlarsız hayat anlamsızdır.

Hayatı çok hızlı koşmayın.
Nereden geldiğinizi ve nereye gittiğinizi unutmayın.
Hayatın bir yarış değil, her saniyesinin tadı çıkarılması gereken güzel bir yolculuk olduğunu aklınızdan çıkarmayın.”

The Secret’yan Yüz Alıntı

white_dove_in_blue_sky[1]

1. Hepimiz tek bir sınırsız güç ile çalışırız.

2. Sır, Çekim Yasasıdır.

3. Zihninizden ne geçiriyorsanız, onu çekersiniz.

4. Bizler mıknatıs gibiyiz – benzer benzeri çeker. Düşündüğünüz şey olursunuz VE düşündüğünüzü çekersiniz.

5. Her düşüncenin bir frekansı vardır. Düşünceler manyetik enerji gönderirler.

6. İnsanlar arzu etmedikleri şeyleri düşünürler ve arzu etmedikleri şeylerin daha çoğunu çekerler.

7. Düşünce = yaratım. Eğer bu düşünceler güçlü duygulara bağlı ise, o duygu yaratımı hızlandırır.

8. Baskın olan düşüncelerinizi çekersiniz.

9. Her zaman hastalıktan söz edenler hasta olurlar, her zaman bolluktan söz edenler bolluk içinde olurlar, vs..

10. Bu “istekli” düşünmek değildir.

11. İçine zihnin girmediği bir evrene sahip olamazsınız.

12. Düşüncelerinizi dikkatle seçin; siz yaşamınızın şaheseri, başyapıtısınız.

13. Düşüncelerin realiteye anında tezahür etmemesi Okeydir (eğer bir filin resmini görseydik ve fil anında ortaya çıksaydı, bu çok erken olurdu)

14. Yaşamınızda kendinize çektiğiniz HERŞEY bu gerçeğin doğru olduğunu kabul eder.

15. Düşünceleriniz, hislerinize neden olur.

16. Duygularımızın arkasındaki tüm “nedenleri” karmakarışık etmeye gereksinimimiz yok. İki kategori var, iyi hisler ve kötü hisler.

17. İyi hisler getiren düşünceler doğru yolda olduğunuz anlamına gelir. Kötü hisler getiren düşünceler doğru yolda olmadığınız anlamına gelir.

18. Düşündüğünüz şey her ne olursa olsun, gerçekleşme sürecinde olanın mükemmel bir yansımasıdır.

19. HİSSETTİĞİNİZ şeyi tam olarak elde edersiniz.

20. Mutlu hisler daha çok mutlu durumları çeker.

21. Arzu ettiğiniz şeyi hissetmekle (orda olmasa bile) başlayabilirsiniz. Evren şarkınızın doğasına karşılık verecektir.

22. Düşünce ve hislerinizde neye odaklanırsanız, deneyiminize onu çekersiniz.

23. Düşündüğünüz ve hissettiğiniz şey ve tezahür eden şey DAİMA birbirine uyar. İstisna yoktur.

24. Farkındalığınızı değiştirin.

25. “Siz ilerlerken kendi evreninizi yaratırsınız” Winston Churchill

26. İyi hissetmek önemlidir.

27. Neşeli olan bir şeyi düşünerek veya bir şarkı söyleyerek ya da mutlu bir deneyimi hatırlayarak anında duygunuzu değiştirebilirsiniz.

28. Bunun usulünü öğrendiğinizde, onu bilmeden önce, yaratıcı olduğunuzu BİLİRSİNİZ.

29. Yaşam olağanüstü olabilir ve olmalıdır ve siz Çekim Yasasını bilinçli olarak uyguladığınız zaman, yaşam olağanüstü olur.

30. Evren kendisini buna göre yeniden – düzenler.

31. Tüm arzularınız için şu cümleyi kullanarak başlayın: “Şimdi çok mutluyum ve minnettarım”

32. Evrenin kendisini NASIL yeniden düzenleyeceğini bilmek zorunda değilsiniz.

33. Çekim Yasası, basitçe ona ŞİMDİ sahip olma pozitif hislerini üreten şeyi kendiniz için anlamaktır.

34. Arzu ettiğiniz şeye daha hızlı ulaşmanıza yardım edecek ilham edilmiş bir düşünce veya fikir alabilirsiniz.

35. Evren SÜRATİ sever. Ertelemeyin, ikinci bir tahminde bulunmayın, şüpheye düşmeyin.

36. Fırsat çıktığında EYLEME GEÇİN.

37. İstediğiniz her şeyi çekersiniz- para, insanlar, bağlantılar. Önünüze neyin getirildiğine DİKKAT EDİN.

38. Hiçbir şeyiniz olmadan başlayabilirsiniz, hiçbir yolunuz olmayabilir, size bir YOL sunulacaktır.

39. NE KADAR ZAMANDA??? Zamanla ilgili kural yoktur, pozitif hislerinize ne kadar çok hizalanırsanız, daha hızlı gerçekleşir.

40. Boyut evren için önemli değildir (arzu ettiğiniz sınırsız bolluk ise). Büyüklük ve zaman ile ilgili kuralları kendimiz koyarız.

41. Evrene göre kural yoktur: ona şimdi sahip olduğunuzun hislerini sunarsınız, evren de buna yanıt verir.

42. Çoğu insan düşüncelerinin çoğunu gözledikleri şeylere verirler (postadan gelecek faturalar, geç kalmak, kötü şansa sahip olmak, vs)

43. Farklı daha iyi bir bakış açısı vasıtası ile, farklı bir yaklaşım bulmalısınız.

44. “Olduğumuz her şey düşüncelerimizin sonucudur” – Buddha

45. Yaşamınızın gidişatını değiştirmek için tam şimdi ne yapabilirsiniz?? Minnettar olma.

46. Minnettarlık yaşamınıza anında daha fazlasını getirir.

47. Düşündüğümüz ve TEŞEKKÜR ettiğimiz şeyi meydana getiririz.

48. Minnettar olduğunuz şeyler nedir? Minnettarlık hissedin, tam şimdi minnettar olduğunuz şeylere odaklanın.

49. Zihninizde bu resimle oynayın – nıhai sonuca odaklanın.

50. VİZÜALİZE EDİN ! GÖZÜNÜZDE CANLANDIRIN! Geleceğinizin provasını yapın.

51. GÖZÜNÜZDE CANLANDIRIN !! Onu görün, hissedin ! Burası eylemin başladığı yerdir.

52. Sevinci hissedin… mutluluğu hissedin!

53. Onaylayıcı bir düşünce negatif bir düşünceden 100 kat daha güçlüdür.

54. “Bu gücün ne olduğunu söyleyemem. Tüm bildiğimi onun var olduğu” Alexander Graham Bell

55. İşimiz “Nasıl” olacağına üzülmek değildir. “Nasıl” bağlılıktan ve inançtan çıkıp gelecektir.

56. Nasıllar evrenin alanına girer. Evren her zaman siz ve rüyanız arasındaki en hızlı, en çabuk, en uyumlu yolu bilir.

57. Eğer onu evrene havale ederseniz, verilen şeye şaşırırsınız ve gözünüz kamaşır… bu sihir ve mucizelerin gerçekleştiği yerdir.

58. Onu her gün evrene teslim edin, ama bu asla bir angarya olmamalı.

59. Tüm süreçte keyifli hissedin: mutlu, coşkulu ve uyumlu.

60. Gerçekten bu şekilde yaşayan insanlar ile tek fark, onlar bunu varoluş yolu olarak alışkanlık haline getirmişlerdir.

61. Bunu her zaman yapmayı hatırlarlar.

62. Görsel bir Pano yapın: Çekmeyi arzu ettiğiniz şeylerin resimleri. Her gün ona bakın ve zaten bu arzularınızın gerçekleştiğin hissine sahip olun.

63. “İmgeleme her şeydir. Yaşamın gelen çekimlerinin ön izlemesidir” Albert Einstein.

64. Neyi arzu ettiğinize karar verin, ona sahip olabileceğinize inanın, onu hak ettiğinize inanın, onun sizin için mümkün olduğuna inanın.

65. Gözlerinizi kapatın ve arzu ettiğiniz şeye sahip olduğunuzu gözünüzde canlandırın – ve o hissi yaşayın.

66. Zaten sahip olduğunuz şey için minnettar olmaya odaklanın. Bundan zevk alın! Sonra onu evrene salıverin. Evren onu tezahür ettirecektir.

67. “İnsanın zihni neyi tasarlayabilirse, ona ulaşabilir” W. Clement Stone

68. Eğer ulaşırsanız size büyük keyif verecek çok büyük bir hedef oluşturun.

69. İlham edilmiş bir düşünceniz olduğunda, ona güvenmeli ve eyleme geçirmelisiniz.

70. Nasıl daha refah içinde olursunuz? ONA NİYET EDİN!!

71. “Postadan düzenli olarak çekler geliyor” veya banka hesabınızı arzu ettiğiniz miktara değiştirin ve ona sahip olmanın hissini duyumsayın.

72. Yaşam, TÜM alanlarda bolluk içinde olmak demektir.

73. İçsel sevinç ve huzur hissini duyumsayın, sonra tüm dışsal şeyler ortaya çıkar.

74. Bizler evrenimizin yaratıcılarıyız.

75. İlişkiler: Kendinize, başkalarının size davranmasını istediğiniz gibi davranın, kendinizi sevin, sevilirsiniz.

76. Kendinize karşı sağlıklı bir saygınız olsun.

77. Düzenli olarak etkileşimde olduğunuz ve birlikte çalıştığınız kişiler için bir not defteri edinin ve o insanların her birinin pozitif yanlarını yazın.

78. Onlarla ilgili en çok sevdiğiniz şeyleri yazın (onların değişmesini beklemeyin). Çekim Yasası, eğer frekanslarınız uyuşmazsa sizi birlikte aynı mekana yerleştirmez.

79. İyi hissetme potansiyelinizi kavradığınız zaman, iyi hissetmeniz için hiç kimseden farklı olmasını istemezsiniz.

80. Dünyayı, arkadaşlarınızı, eşinizi, çocuklarınızı kontrol etme ihtiyacının biçimsiz olanaksızlıklarından kendinizi özgürleştirirsiniz.

81. Realitenizi yaratan sadece sizsiniz.

82. Başka hiç kimse sizin için düşünemez veya hissedemez. Sadece SİZ.

83. Sağlık: kendi sağlığınız için evrene teşekkür edin. Gülün. Stressiz mutluluk sizi sağlıklı tutar.

84. Bağışıklık sisteminiz kendisini iyileştirir.

85. Bedenimizin parçaları her gün, her hafta vs değişir. Birkaç yıl içinde yepyeni bir bedene sahip oluruz.

86. Kendinizi yeni bir bedende yaşarken görün. Umutlu = sağlıklı. Mutlu= daha mutlu biyokimya. Stres bedeni olumsuz etkiler.

87. Bedenden stresi atın, beden kendini yeniler. Kendinizi iyileştirebilirsiniz.

88. Dingin olmayı öğrenin, dikkatinizi arzu ettiğiniz şeyden uzaklaştırın, dikkatinizi deneyimlemeyi arzu ettiğiniz şeye odaklayın.

89. İçinizdeki ses ve vizyon dıştaki görüşlerden daha mükemmel ve berrak olduğunda, yaşamınızın üstadı olursunuz.

90. Siz, dünyayı olmasını istediğiniz gibi yapmaya çalışmak için burada değilsiniz. Etrafınızda seçtiğiniz dünyayı yaratmak için buradasınız.

91. Ve başkalarının görmeyi seçtiği dünyanın da var olmasına izin verin.

92. İnsanlar, eğer herkes Çekim Yasasının gücünü bilirse, ortada yeterince olmayacağını düşünürler. Bu bizde kökleştirilmiş bir yalandır ve bir çok insanı açgözlü yapıyor.

93. Gerçek şu ki, yeterli olandan çok sevgi, yaratıcı fikirler, güç, sevinç, mutluluk vardır.

94. Tüm bu bolluk, kendi sonsuz doğasının farkında olan bir zihin vasıtası ile parıldamaya başlar. Herkes için yeteri kadar vardır. Bunu görün. Buna inanın. Sizin için çıkagelecektir.

95. Arzu ettiğiniz her şeyi seçerken, realitenizin çeşitliliği sizi heyecanlandırsın ve tüm arzularınızın iyi hislerinin arkasında olun (destekleyin).

96. Senaryonuzu yazın. Arzu etmediğiniz şeyler gördüğünüzde, onları düşünmeyin, onları yazın, onlarla konuşun, onları uzaklaştırın, dikkatinizi arzu edilmeyen şeylerden uzaklaştırın, arzu edilen şeylere odaklayın.

97. Bizler enerjiyiz. Her şey enerjidir. HER ŞEY !!!

98. Kendinizi bedeninizle tanımlamayın…. O evrendeki her şeye bağlı olan sonsuz bir varlıktır.

99. Tek bir enerji alanı. Bedenlerimiz dikkatimizi enerjimizden ayırdı. Bizler ortaya konan olasılıkların, yaratıcı gücün sonsuz alanıyız.

100. Düşünceleriniz sizin için değerli mi? Eğer değilse – ŞİMDİ onları değiştirmenin zamanıdır. Tam şimdi bulunduğunuz yerden başlayabilirsiniz. Bu andan ve dikkatinizi verdiğiniz şeyden daha önemli bir şey yoktur.

(ÇEVİRİ : Saffet)

kaynak: sonsuz şifa/Cavit çağ

Kendisini Açıklamaya Çalışan Tıp Dünyasını Terletip Yutkunduran Adam: 95’lik Yogi Kazım

Her şeyden önce dindar bir hayata sahip Yogi Kazım

Her şeyden önce dindar bir hayata sahip Yogi Kazım

1920 yılında Adana’da doğdu. Küçük yaşlardan itibaren beden ve beyin gücü ile yaşıtlarından farklı bir çocuktu. 4 yaşında Kuran-ı Kerimi hatmetti. Yirmi yıl dünya zevk ve nimetlerinden uzak yaşadı. Bu süre içersinde, irade ve nefis eğitimi yaparak, vücudunun bütün uzuvlarını kontrolü altına alabilmeyi öğrendi.

1961 yılında felç kaldı.

1961 yılında felç kaldı.

1961 yılında İzmir’de geçirdiği bir trafik kazasında beli kırıldı. Tıp otoriteleri, ömür boyu sakat kalacağını, vücudunun belden aşağısının fonksiyonunu yitirdiğini bildirdiler. Tıp dünyası hızla gelişirken o, pek çok felçli insan gibi kaderiyle baş başa bırakılmıştı. Tıbben yapılabilecek hiçbir şey yoktu. Ancak, Yogi Kazım, vücudunu çok iyi tanıyordu.

Doktorların “Ömür boyu felç” teşhisine aldırmadı, hastalığına savaş açtı.

Doktorların

Yıllarca insan bedeni ve irade üzerine eğitim görmüş bir kişi olarak hiç yılgınlığa düşmedi. Kendi geliştirdiği farklı tedavi yöntemlerini, kendi bedeni üzerinde denemeye başladı.

Felçliğini yenmesi onun ömrüne ömür kattı bizlere de ilham almak düştü.

Felçliğini yenmesi onun ömrüne ömür kattı bizlere de ilham almak düştü.

Felcini iyileştirmek ve yeniden ayağa kalkmak konusunda çok kararlı, çok sabırlı ve çok inançlıydı. Uzun süren çabaları, sonucunu verdi ve tekrar eski sağlığına kavuşmayı başardı. Sadece bel omurlarında meydana gelen hasar nedeniyle boyu 12 cm kısalmıştı.

Hayatının kalanını “İnsanlığa sağlıklı yaşamayı öğretmek” gayesine adadı.

Hayatının kalanını

Belinin kırılması Yogi Kazım Gürbüz’ün hayatındaki önemli dönüm noktalarından biri olmuştu. Bu durumu manevi bir sınav olarak kabul ediyordu. Madem ki imkansızı başarmış ve sağlığına kavuşmuştu; o halde, tıbbın yardım edemediği diğer kişiler de onun geliştirdiği bu yöntemden yararlanabilirlerdi.

Kendisini Açıklamaya Çalışan Tıp Dünyasını Terletip Yutkunduran Adam: 95'lik Yogi Kazım

9. kademeye yükselmiş, sakat kalmanın acısını yaşamış bir yogi olarak insanlığa faydalı olabilmek konusunda kendisini borçlu hissediyordu. Önemli olan hastalandıktan ya da sakatlandıktan sonra çözüm aramak yerine, önceden gereken güce sahip olabilmekti. Bu güç ise herkeste vardı.

Kendisini Açıklamaya Çalışan Tıp Dünyasını Terletip Yutkunduran Adam: 95'lik Yogi Kazım

İnsan iradesinin gücünü, bu güçten azami derecede yararlanabilmeyi insanların küçük yaşlarda öğrenmesi gerekiyordu. Bir insanın isterse irade ve nefis eğitimi ile bütün uzuvlarına hakim olmayı öğrenerek, uzun yıllar hastalıksız ve mutlu yaşayabileceğini anlatmak üzere bir proje başlattı.

Sosyal sorumluluk projesi onun tüm dünyada tanınmasını sağladı.

Sosyal sorumluluk projesi onun tüm dünyada tanınmasını sağladı.

Milli Eğitim Bakanlığı, Talim Terbiye Daire Başkanlığı’nın onayı ile Türkiye’nin hemen hemen her kentinde ilk ve orta öğretim okullarında konferanslar verdi. İnsanın iradesini güçlendirerek, irade harici çalışan organlarına da hakimiyet kurabileceğini kendi bedeninde gösterdi. İnsanın beynini eğiterek, gizli kalmış yeteneklerini ortaya çıkartıp, bilim alanında da bir çok başarılar elde edebileceğini belirten konferanslar verdi.

Onun için yoga, inanmak, çabalamak ve başarmak demektir.

Onun için yoga, inanmak, çabalamak ve başarmak demektir.

Yaklaşık on yıl boyunca karda kışta, kötü koşullarda, gece gündüz Türkiye’yi dolaşarak verdiği bu konferanslarda; yoka, yogilik ve vücut hakkında bilgiler verirken adeta bir çile yaşamı sürdürdü.

Amacı yalnızca yoga değildi, evrensel ve insani bir sorumluluğun altına girmeyi amaçladı.

Amacı yalnızca yoga değildi, evrensel ve insani bir sorumluluğun altına girmeyi amaçladı.

Amacı; geleceğin bilim insanlarına, yöneticilerine, politikacılarına, esnafına, mühendislerine; insanlığa ve yaşadıkları topluma faydalı olabilmeleri için edindiği bilgileri vermek, kendi güçlerini kullanmasını öğretmekti. Bu aynı zamanda bilimde, teknolojide gelişmiş, bağımsız ve kalkınmış bir ülke demekti.

Kendisini Açıklamaya Çalışan Tıp Dünyasını Terletip Yutkunduran Adam: 95'lik Yogi Kazım
Yogiler, irade ve güçlerini sadece kendi üzerlerinde tatbik ederler, oysa Yogi Kazım Gürbüz, faydalı olabilmek amacıyla geliştirdiği metodlarını başkaları üzerinde de uygulayabiliyor. Rabıtaya girerek (trans hali) beyinsel enerjisini parmakları aracılığıyla karşısındaki kişiye aktararak, olabildiğince, sinirleri uyarabiliyor. Bu özellikleri bakımından yalnız Türkiye’de değil, dünyada da onun branşında bir yogi daha yok. Yogi Kazım Gürbüz bunu şöyle açıklıyor:
Kendisini Açıklamaya Çalışan Tıp Dünyasını Terletip Yutkunduran Adam: 95'lik Yogi Kazım

“Ben yogiliğe kendi özümden ve dini inancımdan da bir çok gerçekleri katarak, bedenime daha fazla hakimiyet kurabilmeyi başardım. Yogiliğin en yüksek kademesi olan 8. Kademesine geldikten sonra, yogilerin yapabileceklerinin dışında, kendi geliştirdiklerimle 9. Kademeye ulaştım. Onları da kullanıyorum. İnanarak uyguladığım ASİNYİD gerçeklerinde her harfin bir anlamı vardır: Allaha inanmak, Sabretmek, İrade gücü, Nefse hakimiyet, Yaratıcı olmak, İlim, Doğuş.”

Kendisini Açıklamaya Çalışan Tıp Dünyasını Terletip Yutkunduran Adam: 95'lik Yogi Kazım

Yaşamının yaklaşık otuz yılını yurt dışında geçiren Yogi Kazım Gürbüz’ün başarıları dünyaya yayıldı. Bir çok devlet başkanı, ünlü sanatçılar, yabancı diplomatlar genç kalmak, sağlıklı ve uzun yaşamak için ya da tıbbın çare bulamadığı sorunlar yüzünden Yogi Kazım’ın peşine düştüler. Çok cazip teklifler aldı. Amerika’ya yerleşmesi için çok iyi koşullar önerildi.

Kendisini Açıklamaya Çalışan Tıp Dünyasını Terletip Yutkunduran Adam: 95'lik Yogi Kazım

1968 senesinde Suudi Arabistan Kralı İbn-i Suud, 1984 yılında Fildişi Sahilleri Cumhurbaşkanı Tıp Doktoru Felix Hupet Boigny ve daha pek çok ünlü kişi inanılmaz imkanlar sağlayarak, kendisinin devamlı yanlarında kalmasını teklif etti.

Kendisini Açıklamaya Çalışan Tıp Dünyasını Terletip Yutkunduran Adam: 95'lik Yogi Kazım

Yogi Kazım, bu insanlara bilgilerini uygulayarak, onların sağlıklı yaşaması için gereken yardımı yaptıktan sonra, bu cazip tekliflere teşekkür ederek şöyle yanıt verdi:

“ Benim amacım, bilgilerimi dünya insanlarının tümüne sunmak. Maddeye kapılıp manevi zenginliğimi azaltmayı düşünmüyorum.”

Kendisini Açıklamaya Çalışan Tıp Dünyasını Terletip Yutkunduran Adam: 95'lik Yogi Kazım

1984 yılında, DPA ajansının açıklamasına göre Yogi Kazım Gürbüz’e ait haber ve yorumlar, dünya basınında 1200 gazete ve dergide ayrıca, Amerika’ da, Alman, İngiliz, Hollanda ve pek çok Avrupa televizyonlarında yer almıştı.

Kendisini Açıklamaya Çalışan Tıp Dünyasını Terletip Yutkunduran Adam: 95'lik Yogi Kazım

2001 yılında yaşadığı besin zehirlenmesi sonrasında hızla kilo kaybeden Yogi Kazım’a doktorlar kanser teşhisi koydular. Geçirdiği ameliyat sonrasında sol böbreği, dalağı ve pankreas kuyruğu alındı. Her iki böbrek üstü bezi olmayan Yogi Kazım’a artık her türlü hareket yasaktı. Kalan ömrünü ev içinde geçirecek, sadece ihtiyaçlarını karşılamak için hareket edebilecekti.

Yogi Kazım, doktorların bu önerisine “Hayır!” dedi. Kanser olduğuna da inanmıyordu. Çok kilo kaybetmişti, yürümekte bile zorlanıyordu ama o, yine de kendini yenileyeceğine, beynindeki güçle bedenini kontrol edebileceğine inanıyordu:

“Kendi kendimle, yani ruhumla konuşuyordum. ‘Bu ruh bende olduğu sürece benim bedensel olarak yenemeyeceğim hiçbir problem yoktur’ diyordum kendime. Çünkü, dünyada hiç kimse tedavi etme gücüne sahip değildir. Tedavi insanın kendi beynindeki güçle gerçekleşir. Doktorlar da hastalıkların çeşidine göre bilgilerini uygularlar, hastayı beynindeki güç tedavi eder.”

Kendisini Açıklamaya Çalışan Tıp Dünyasını Terletip Yutkunduran Adam: 95'lik Yogi Kazım

Bedeni kontrol edebilme gücü, aynı zamanda hastalıkları da kontrol edebilmek anlamına geliyordu onun için. Beli kırıldığında da aynı inançla hareket etmiş ve kendi bedeninde geliştirdiği yöntemlerle adeta bir mucize yaratmıştı. Oysa Yogi Kazım bunun mucize olmadığını söylüyor, her insanın kendisini geliştirdiği taktirde, bu gücü kullanabileceğini şu sözlerle ifade ediyordu:

“ İnsan, isterse ve beynindeki gücü doğru bir şekilde uygularsa, kas ve sinir sistemini bile yeniden oluşturabilir”.

Kendisini Açıklamaya Çalışan Tıp Dünyasını Terletip Yutkunduran Adam: 95'lik Yogi Kazım
Organlarının alınması, Yogi Kazım’ın hayatındaki ikinci dönüm noktası oldu. Ya kenara çekilip hayatı uzaktan seyredecek ya da eskisi gibi hayatın tam ortasında, aktif bir şekilde var olacaktı. Sadece kendisi için değil dünya insanları için de, çalışmalarına ve deneyimlerine devam edecekti.

Hiç tereddüt etmedi. Her zamanki gibi inançlı, kararlı ve disiplinliydi. Ameliyatının üzeriden daha 10 gün geçmişti ki, öğrencileriyle birlikte kendi geliştirdiği YOKA çalışmalarına başladı. Hızla eski enerjisini yeniden kazanıyordu. Çok geçmeden Adana’daki çiftliğinde işlerinin başına geçti. İkinci zor sınavını da başarıyla vermişti.

Kendisini Açıklamaya Çalışan Tıp Dünyasını Terletip Yutkunduran Adam: 95'lik Yogi Kazım

Şu anda 95 yaşında olan Yogi Kazım Gürbüz, ilerleyen yaşına rağmen, bu gün pek çok profesyonel sporcudan daha fazla kondisyon gücüne sahip. Bunu, beden hakimiyetine, beyin gücünü kullanabilmesine ve yaptığı çalışmalarla vücudunu yenilemesine borçlu.

Kendisini Açıklamaya Çalışan Tıp Dünyasını Terletip Yutkunduran Adam: 95'lik Yogi Kazım

Bedenini kontrol edebilme becerisi sayesinde; kendi deyimiyle, “irade harici uzuvları”na hakim olabiliyor. Yani, belirli sürelerle kalbini durduruyor, kan dolaşımını kesiyor ve hızlandırabiliyor, ciğer, mide, barsak ve solunum sistemlerini yönetebiliyor. Mafsallarını çıkartıyor. Su altında 5 dakika nefessiz kalabiliyor. (Su altında nefessiz kalma rekoru 10 dakika) Çok yüksek beyin gücüne sahip. Sahip olduğu enerjiyi başkalarına aktararak, onların enerjisini harekete geçirebiliyor. Yıllarca başkaları üzerinde de metodlarını uygulayarak onların da sağlıklarına kavuşmasına yardımcı oldu.

Bu becerilerinden yararlanarak uyguladığı vücut yenileme sistemi ile ilgili olarak, “ Ben sadece bilgimi uygularım, vücudu yenileyip, gençleştiren ya da sağlığına kavuşturan insanın kendi ruhudur” diyor.

Yogi Kazım geçtiğimiz günlerde ise basına şu demeçi verdi, ” Benim teorime göre, bir insanın gençliği 60’lı yaşlarda başlar ve Allah kaza, bela vermezse 130 yaşına kadar devam eder.

kaynak: onedio

Şeytan uyuyakaldı bir gün. Rüzgar sert esti. Üç tüy düştü şeytandan

11904685_960703993989665_5975738837498179300_n[1]

Şeytan uyuyakaldı bir gün. Rüzgar sert esti. Üç tüy düştü şeytandan. Biriyi paraya yapıştı, diğeri mevkiye, öteki de ihtirasa. O günden sonra şeytan hiçbir iş yapmadı.

Dostoyevski

Bazen bir insan bizi ÇOK KIZDIRAN bir şey yapar.

10622832_558819044245055_4771638986270224219_n[1]

Bazen bir insan bizi ÇOK KIZDIRAN bir şey yapar.
Ve biz kendimizi alamayıp sert bir tepki veririz.
Bu tepkiyi vermemizin hemen ardından yaşadığımız bir AN vardır ki,
Onu çok iyi çözümlemek gerekir;
Bir garip huzursuzluk anıdır o…
Kendimizi kaybetmiş olmamızın verdiği bir yenilgi duygusu,
Haklılık hissimizi örten bir acı…
İşte bütün mesele bu anda KENDİMİZİ DURDURMAYI BAŞARMAK’tır!
Zira bu andan itibaren;
Kontrolü kaybetmiş olmanın verdiği kızgınlığı,
Haklılık hissi ile kapatmaya çalışmak adına,
Sertlik dozu artan ve haklılık mefhumu azalan hareketler yapmaya
Çok yatkın oluruz!
Bu andan sonra yapacağımız herşey,
Kendimize; ”Olsun O Bunu Hak Etmişti!” deme çabamızdır.

Kızgınlık anında verdiğiniz bir tepki,
Sizin haklı olsanız da kontrolü kaybederek yaptığınız bir çıkıştır.
Bunun yarattığı o boşluk hissini fark edince DURUN!
”BÖYLE DEVAM ETMEYECEĞİM!” deyin.
Zira böyle devam etmek,
Kendinize olan saygınızı azaltacak,
Durum üzerindeki kontrolünüzü hepten bitirecek,
Haklılık yerine, üstünlük kavgasına girip
İçinizdeki huzuru uzuuuun bir süre kaybetmenize neden olacaktır.

KENDİNİZE BUNU YAPMAYIN smile ifade simgesi

kaynak: Juno Gözlemci