Yalnız analar ağladı

11949499_10153240338746799_495895715427781664_n[1]

“Sonra dost düşman bütün insanlar birden sustu.
Yalnız analar ağladı
Dünyanın iki ucunda.”
Bertolt Brecht.

Kendinize karşı acımasız olmayı bırakmanın 7 yolu

11870859_881017625325423_5461626008140220904_n[1]

1- Kıyaslamalarınızı ilhama dönüştürün
İç sesiniz sizi, kendinizi başkalarıyla kıyaslamaya yönlendirdiğinde bunu pozitif olarak kullanmak da mümkündür. İçinizdeki acımasız ses sizi, kendinizi ¨bayağı ¨görmeye iterken, bu itici gücü karşınızdaki kişiyi tanıyarak ondan ilham almak için kullanabilirsiniz. Davranışlarını, hayat tarzını, olaylara bakış açısını, başarısını beğendiğiniz kişileri kıskanmak ve kendinizi daha aşağıda görmek yerine onlardan neler öğrenebileceğinize bakın. Bu kişiye de bunu söylemekten çekinmeyin.

2- Mükemmeliyetçi olmayın, yeteri kadarını yapın

Hep daha fazlasını yapmak istediğinizde kendinize ¨Ne yapsam yeterli olurdu, ne beni tatmin ederdi?¨sorusunu sormayı ihmal etmeyin. Yeterli olanı belirlediğinizde onu gerçekleştirmeye çalışın, mükemmeli değil. Bu elbette kısa sürede çözebileceğiniz bir sorun olmasa da, kısa zamanda pratik yaparak alışabileceğiniz bir süreç.

3- Kendinizi hep daha ileri taşımaya çalışmak yerine, sevgi ve merhametten beslenin
Her ne kadar içinizdeki acımasız sesin ve yetersizlik hissinin sizi hep daha fazlasını yapmaya motive ettiğini düşünseniz de aslında kişiyi motive eden gerçek faktör, içinde barındırdığı sevgi ve merhamettir. Küçük bir çocuğa bir şeyler öğrettiğinizi düşünün, onu motive etmek için ne derdiniz? Kendinize de bu cümleleri sarf edin.

4- Başardıklarınızın farkında olun
Acımasız iç sesiniz size sürekli yapamadıklarınızı söyleyip size kendinizi kötü hissettirebilir. Oysaki siz kendi başarılarınızın bilincinde olup, kendinizi olduğunuz gibi severseniz iç sesinizin çırpınışlarını da duymazdan gelebilirsiniz. Her ne kadar klişe gibi görünse de, elde ettiğiniz kişisel başarılarınızı listelemek bu noktada size ciddi bir fayda sağlayacaktır.

5- Acımasız sesin hangi anlarda ortaya çıktığını bulup hazırlıklı olun
Bahsettiğimiz acımasız sesin hangi durumlarda ortaya çıktığı, ona karşı alacağınız savunma için oldukça önemli. İş hayatınızda mı, aşk hayatınızda mı daha çok kızıyorsunuz kendinize? Bu durumu ne zaman yaşadığınızın bilincinde olursanız, belli başlı durumlarda ortaya çıkıveren bu sesin gerçek olmadığını, sadece kendinize yüklendiğinizi fark edebilirsiniz.

6- Acımasız sesinizi yakın çevrenizle paylaşın
Sizin de çevrenizde kendi davranışlarına kızan yakınlarınız vardır. Siz bu anlarda nasıl onlara bu kızgınlıklarında haklı olmadıklarını, gerçeği göremediklerini söylüyorsanız, onlar da bu anlarda size aynısı söyleyebilir ve size destek olabilirler. En yakın dostunuz içinizdeki acımasız sesin telkinlerine karşı sizi uyarabilir, düşüncelerinizin yanlış olduğunu objektif bir bakış açısıyla ifade edebilir. Çevrenizden destek almaktan çekinmeyin.

7- İçinizdeki bilgeyi dinleyin

Her ne kadar çevrenizden destek alsanız da, içinizdeki acımasız sesi susturacak asıl gücünüzün kaynağı içinizdeki ¨bilge güç¨ olacaktır. Yaşanmışlıklardan, hislerinizden beslenen bu bilge gücünüz, korku ve endişe anlarında size ne yapmanız gerektiğini söyleyecektir. Kendinize kızmak yerine, ilerleyeceğiniz yolda bilgeliğin size ışık tutmasına izin verin. alıntı

kaynak: teke tek rüya reiki şifa rehberliği sayfası

Zihin ve ruh sağlığımızı korumuyoruz. Yıkıldığımızda anlıyoruz içimizin boşaldığını!!!

10290194_865798643482256_8712140533206193516_n[1]

Koca asırlık ağaç bir gecede yıkıldı. Meğerse içi boşalmış. Biz de dışarıdan ne kadar heybetli, ne kadar sağlam diyorduk. Bakımsızlıktan içi çürümüş. Aynı bizler gibi… Dışarıdan sağlam gözüküyoruz ama içimize bakmıyoruz. Beden sağlığımızı korumuyoruz. Yapmamız gerekenleri biliyoruz ama uygulamıyoruz. Zihin ve ruh sağlığımızı korumuyoruz. Yıkıldığımızda anlıyoruz içimizin boşaldığını!!!

Bu duruma düşmemek için Sağlıklı Yaşam Koçu Şevval Nüket Saraçtan 7/24 destek alabilirsiniz

0533 620 50 07

ZOR ZAMANLARDA AYAKTA KALABİLMENİN 12 YOLU

11221703_497652750398607_1810484200845689371_n[1]

1 Fiziksel AktivitelerHiçbirşey enerjinizi fiziksel aktivite gibi akışkanlaştıramaz ve bu aktivite nefes almak kadar basit olabilir Paniklemek üzere olduğunuz kimbilir kaç kez derin nefes almanız söylenmiştir size! Bunun bir yolu ritmik olarak nefes almaktır Nefesinizi verirken onu önce ayaklarınıza, sonra da toprağa indirin Nefes alırken de onu önce başınıza kadar çekin, sonra da gökyüzüne çıkartın Nefesinizi verirken onu önce kollarınıza, ardından da doğanın canlılığına ve dünyaya aktarın Nefesinizi içinize çekerken enerjiyi ilişkilerinize ve bütünselliğinize doldurun ve bu bütünselliği tekrar kalbinize ve zihninize aktarın Yürümek, enerji akışını yenilemek için bir diğer harika ve kolay yoldur Kalbinizin kan pompalamasını sağlayacak, kanınızın akmasını ve bedeninizin, korkunun üretmiş olabileceği kimyasal toksinleri atmasını sağlayacak bir şey yapın

2 Korkuyla Arkadaş Olun!

Ben soğuk havadan hoşlanmayan biriyim Hava soğuk olduğunda gerildiğimi hissederim Bunun bir nedeni de çocukluğumdan beri kronik astım hastası olduğum için ciğerlerimin zayıf olması; soğuk hava ciğerlerimin incinmesine yol açıyor ve nefes almamı zorlaştırıyor Ama eşim Julie daha soğuk bir iklimde yetişmiş biri ve bana hep şunu söyler; “Soğukla arkadaş ol” Bunu yaptığım zaman, bunu kabul ettiğim ve direnmemeye çalıştığım zaman bedenimin gevşemeye başladığını hissediyorum ve daha çok ısınıyorum
Kısa bir süre öncesi eşim bankaya gitti ve banka müdürüyle bir görüşme yaptı “Zor zamanlar yaşıyoruz” dedi müdür “Evet” diye yanıtladı Julie, “ama unutmayın, tek korkmamız gereken korkunun kendisi” Adam güldü ve şöyle yanıtladı,” Evet, ama korku korkutucu bir şey!”

Korku korkutucu Tıpkı soğuk gibi Bizim gerilmemizi bu halimizi korumamızı istiyor, hatta açık oluş halimizi ve enerji akışımızı kaybettiğimizde bile Bizi korkutan şeyden kaçmamızı, ondan korunmamızı istiyor Enerjetik olarak yapılması gereken en iyi şey bununla yüzleşmek ve korku yüklü enerjiyi kabul etmek olmalı Bu cesaret isteyecektir ama korkuyla yüzleşmek bizi güçlendirir
Bazen korku duymakta haklı da olabiliriz Korku da tıpkı acı gibi bize yanlış olan ve dikkat etmemiz gereken bir şeyleri gösterebilir Bizi bir durumu düzeltmek için eylemde bulunmaya çağırıyor olabilir Ya da bu bilinmeyene duyulan bir korku olabilir, adlandıramadığımız ya da göremediğimiz bir şeye duyulan bir korku Aslında bazı değişimler iyi olduğu gibi bizi eskisinden daha güçlü yapmayı hedefliyor da olabilir ama o an içinde bunu bilmediğimiz ve emin olamadığımız için korku duyuyor olmamız mümkün
Korkularınızı derinlemesine dinlemek üzerlerindeki yükü azaltabilir ve sizi hayatınızda önemli değişimler yapmaya yönlendirebilir Bu dinleme sırasında korku duygusunun ya da enerjisinin onu üreten olayla aynı oranda olmayabileceğini fark etmek istersiniz, tıpkı bir insanın gölgesinin tam olarak kendi bedeninin ölçülerinde oluşu gibi Bazen önemsiz şeyler bile paniklememize neden olabilir, özellikle de diğerleri de bu korkuyu hissediyor ve onu abartıyorsa “Ben korkunun içeriğini dinlemek istiyorum, yani olayın gerçek halini ve potansiyel sorunlarını dinlemek istiyorum, bunun yansıtabildiği sırf duygusal ve imajine edilmiş bir dram enerjisini değil” diyebiliriz “Eğer bu bilinmeyene duyulan bir korkuysa, olasılıklara ve pozitif sonuçlara olduğu kadar potansiyel olarak negatif olanlara da dikkatimi yöneltmek istiyorum” diyebiliriz

3 Suçlamayın

Zor zamanlar geçiriyorken ve korku kolektif enerjimizden üzerimize son sürat koşuyorken, sorunlardan dolayı suçlayacak birilerini aramak kolaydır Yanlış eylemleri ve planlamaları tanımlamak, neyin kırık dökük olduğunu tespit etmek kolaydır, bundan sorumlu olanı bulmak ve onarmak için uygun yolları ortaya koymak da kolaydır Sorumluluğun olduğu yerde sonuçlar da olmalıdır Ama suçlama oyununu oynamak enerjetik olarak her zaman zehirlidir Suçlama korkudan ve kızgınlıktan kaynaklanır, enerji alanımızı sıkıştıran ya da oluşturan duygular çalkantılı ve inciticidir, suçlama, bir insana saldırıda bulunmaktır, cezalandırmak için duyulan isteği açıkça veya dolaylı olarak ifade etmektir Bu, açık oluşa, akışkan ve bağlantıda oluşumuza karşıçalışan enerji alanımızı canlı tutmaya neden olur Sorumluluğu tanımlasanız bile kurbanlar bulmak ve suçlama yapmak için kışkırtıcılığa karşı direnin Çünkü sizler bir şeyleri onarmak ve iyileştirmek istiyorsunuz, insanlara zarar vermeyi değil Zamanınızı insanları suçlamaya ve kızgınlığınızı dışa vurmaya harcamak o an için iyi hissettirebilir, tıpkı kanınızda yükselen şeker oranı gibi, ama bu ruhunuzun diyabete uğramasına neden olur ki bu da körlükle ve başkalarını sevmek ve kucaklamak için ihtiyacımız olan ruhsal kollarımızın kesilmesiyle sonuçlanabilir Hepimiz affedilmişizdir Affetmek için çalışmak suçlamanın yıkımlarını önleyen insülindir

4 Her şey dağılmıyor- Olumlu Bakış Açısını Korumak

Bütün emeklilik birikiminiz gözlerinizin önünde erirken “her şey dağılıyor” hissine kapılmak hiç de şaşırtıcı değil Her şey dağılmıyor, ya da en azından bir asteroidin dünyaya çarpıp tüm hayatı silip süpürmek üzere olduğu bir durumda değiliz Sadece bazı şeyler dağılıyor! Diğerleri büyük ihtimalle güzelce birbirlerine tutunmuş, duruyor, hatta birbirlerini geliştiriyor Korku, dikkatinizi sizi dehşete düşüren şeye odaklıyor ve daha geniş, daha holistik (bütünsel) bir farkındalığı kaçırmanıza neden oluyor
Bu durumdayken enerjinizin sıkıştığına şüphe yok Bu durumda bakış açınızı yeniden genişletmeniz ve yenilemeniz gerekiyor Evet, bazı şeyler kötü gidiyor, siz bununla ilgili dürüstçe tahminde bulunmak ve istiyorsunuz ve gerekli eylem neyse onu yapmak istiyorsunuz Ama iyi giden ne var ki? Durup etrafınıza bir bakın ve görmeye çalışın Korkunuzun bir felaket balonu gibi dünyanıza inmesine izin vermeyin İşlerin yürüdüğü ve iyi gittiği daha büyük bir dünyanın bir parçası olan bir kentli olduğunuzu yeniden hissedin
Mücadelemiz, bir dramın içine düşmekten korunmak adına Bazı dramlar eğlencelidir, hepimiz iyi hikayelerden hoşlanırız Ama özelliği olmayan dramlar sadece enerjimizi karıştırmaya yarar, onu akışkanlaştırmaya değil Hayat ihtiyaçlarımızı varlığımızın temiz, berrak bir havuzunun içinde okuyabilir, ama eğer suyun yüzeyi sürekli çalkantılıysa bunu yapamaz

5 Pozitif Düşünceler Üretmek

Korku ve panik anlarında bize pozitif düşünmemiz ve yüksek iyiliğimizin ve tezahür gücümüzün ancak pozitif düşünceleri ve duyguları tutmakla sağlanabileceği söylenmiştir Bu, negatif düşünce ve duygular içimize sızdığında bize geri dönecek olan tuhaf bir kızgınlık ve korku yaratabilir; çünkü bunlar birbirlerine bağlı enerjilerdir ve kolektif şuurdan sızıntıya neden olacak en küçük bir çatlaktan birlikte içeri giriverirler Bu şekilde önce negatif bir düşünceye sahip olup ardından da bundan dolayı kendimizle ilgili negatif hissetmek enerjimizi kesinlikle bloke edebilir
Pozitif düşünce, başımızın üzerinde tutacağımız bir sopa değildir Gevşemiş olmak ve açık düşünmek olarak daha iyi tanımlanabilir belki pozitif düşünmek, ya da bağlantıda kalmamızı sağlayan, geniş ve akışkan kalabilmemize izin veren düşünce biçimi olarak tarif edilebilir Hayatımızda ve dünyamızda neyin iyi gittiğine dikkatimizi vermek denge ve pozitiflik duygumuzu yenileyebilir Sık sık eğlenceli hatıraları, deneyimleri, düşünceleri ve bunun gibi şeyleri düşünmek ruh halimizi değiştirebilir İnsanların enerji alanlarını kontrol etmeleri alanında tanıdığım en iyi öğretmenlerden biri olan Doktor William Bloom’un Endhorphin Effect (Endorfin Etkisi) adlı kitabında söylediği gibi, bu tür düşünceler beynin mutluluk kimyasallarının akışını tetikleyebilir ve endorfin hormonu beden kimyamız üzerinde ani ve pozitif etkiler meydana getirebilir Mutlu bir beden ise daha temiz ve akışkan bir enerji alanı yaratacaktır
Pozitif düşünce ve duyguları tutmak bizim için avantajlı olurken burada kastettiğimiz bazı kartpostallarda yazan “pozitif düşünüyorum” cümlesini benimsemekten daha öte bir eylem Bu; dünyayla ilgili, hayatla ve kendimizle ilgili her şeyin gerçekten iyi olduğuna dair, işleyişini sürdüren gerçek bir farkındalık hali Bu aynı zamanda şuursuzca korkulara kapılmayıp insanların hayatlarına pozitif enerji, pozitif imajlar, düşünce ve duygular aktarmak ve böylelikle dünyanın kalbindeki güzelliğe uyumlanmalarına yardımcı olmak demek
Eğer korku şimdiki zamanımızın *Balrog’uysa (*Yüzüklerin Efendisi isimli eserdeki Gandalf karakteriyle Khazad-Dum KöGoogle Page Rankingüsünde bir karşılaşma yaşayan şeytan) pozitif düşünce de köGoogle Page Rankingünün üzerinde cesurca durarak, “Geçemezsin!” diyen Gandalf’tır

6 Bağlantı Halini Korumak

Enerjilerimiz sıkıştığı zaman izole oluruz Tezahür Kanunları ve kutsanma, bütünsellik ve bağlantı halinde olunduğunda gerçekleşebilir Eğer korktuğumuz için bağlantımızı koparırsak bize yardımların gelebileceği daha geniş bir dünyayla olan iletişimimizi ve bağlantımızı koparmış oluruz Aynı zamanda yardım etme, başkaları için orada olabilme kapasitemizi sınırlamış oluruz Enerji bağlantılarımızı yenilemek için mantıklı ve uygun bir şekilde başkalarına ve doğaya uzanırız Bunun için en basit adım, korkularımızı bir başkasına anlatmaktır, ama bu muhtaç bir durumdaymışız gibi yapılmamalı ya da korkularımızı bir başkasına aktarıp onu da korkutmak şeklinde olmamalıdır Olabildiğince sakin ve açık olmalı ve karşımızdaki kişi de kendi korkularını bizimle paylaşırsa onu da açık ve sessiz bir biçimde dinlemelidir
Bir başkasına nasıl yardım edebileceğimizi ve etrafımızda ne tür toplu bağlantılar ve paylaşım kaynakları olabileceğini keşfetmek enerjinizi açmak ve yeniden akar hale getirmek için hayati öneme sahiptir Bolluk, bütünlük ve bağlantılı oluş halinde akar, bu, izole ve muhtaç bir durum içindeyken bize verilmiş özel bir mucize değildir Enerjinizin genişlemesini ve dünyanın iyiliğine katılımda bulunmasını istiyorsunuz ki dünya da size her zaman sizin için hazır bekleyen hediyelerini, kutsamalarını sunsun

7 Cömertlik

Zor zamanlar yaşıyorken zorluklar bize vericiliği hatırlatır İster zamanımızı verelim, ister enerjimizi ya da paramızı; cömert olmak kalplerimizi, zihinlerimizi açmanın; bir akışı yenilemenin en hızlı ve emin yollarından biridir Size bununla ilgili bir sır vermek istiyorum Vermek hediye etmektir Karşılık gerektirmez Cömertliğin doğası, kendinden gerçekten bir şeyler verip karşılığında bir şey beklememektir Eğer karşılık olarak bir şey beklersek, beklenti kendiliğinden bir sıkıştırmaya dönüşür, enerji alanımızda baskılayıcı bir güç halini almaya başlar, özellikle de cömertliğimizin kabul görmeyeceği ya da en azından tahmin ettiğimiz şekliyle karşılığını bulamayacağı hayal kırıklığına, kızgınlığa dönüşürse Bir hediye hem vereni hem de alanı özgürleştirir, onları bir zorunluluk ve beklenti zincirleriyle birbirlerine bağlamaz

8 Şükretmek

Bir ekonomik krizin doğası, kıtlığa; sahip olmadıklarımıza ya da kaybetmekte olduklarımıza odaklanmaktır Sonuç olarak korku, kızgınlık ve hayal kırıklığı getirebilir Bu dinamiği değiştirmek için sahip olduklarımıza odaklanmak ve onun için şükür duymak isteriz Sadece akılda kalır bir şarkı sözü olmaktan öte, “şükürlerimizi saymak” iyi bir enerji hijyeni sağlar çünkü bu kalplerimizi minnet duymaya açar
Minnet duymak bir bağımlılık tutumu değildir, karşılıklı bağımlılığın farkına varma hali ve sahip olduklarımızın ve hoşlandıklarımızın, hatta özel hayatlarımızın bile çoğunun başka birinden veya başka bir şeyden geldiğini fark etmektir Minnet duymak sadece takdir etmek değildir Bu bir hayatın içten bağlantılı halinin ve büyük bir varoluş birliğinin farkındalığı demektir Farkındalık kalplerimizi açar ve katılım ve akış hissimizi yeniler Hayata, Kutsal olana “teşekkür ederim” demek ve özellikle de kendi insanlarımıza bunu söylemek bağlantılı olduğumuz herkese sunduğumuz bir minnet haline gelir ve bizi kıtlık ve kayıp hislerinin üzerine çıkartır, aksi takdir de onlar bizi aşağı çekecektir

9 Zamana Minnet Duymak

İçinde bulunduğumuz zamana ve bize sunduğu mücadelelere; ekonomik krize, küresel iklim değişikliğine, terörizme, savaşlara, enerji kıtlığına ve ufukta beliren diğer tüm felaketlere minnet ve takdir duymak zor gelebilir İnsana kendini iyi hissettiren, barış ve sürekli sakinlik sunan bir çağa minnet duymak çok daha kolay olurdu Ama şunu unutmayalım ki zor zamanlar aynı zamanda büyüme zamanlarıdır Yeni içsel kavrayışların ve fırsatların, yaratıcılığın ve yeni oluşların zamanlarıdır Eğer bir programla savaşamıyorsam, ona uymalıyım Zamanın getirdiği akışa direnmek boşuna, bizler bütün bu mücadelelerle yüzyüze gelinen şimdiki zamanda yaşıyoruz Gelecek ise şimdiki kararlarımıza ve eylemlerimize bağlı olarak ortaya çıkacak Bu elbette korkutucu! Ama eğer bundan kaçarsak enerjimiz sıkışacak, yaratıcı potansiyelimiz kaybolacak ve gelecek de her halikarda gelecek ve hatta hoşlanmadığımız bir biçimde gelecek Yaşadığımız zaman mücadeleyi gerektiriyor ama aynı zamanda yaratıcılığa ve yeni doğumlara, yeni potansiyellere ve yeni olasılıklara açık zamanlar Olanlara bu yönünden bakmak enerjimizi yeniden akışkanlaştıracak ve açacaktır

10 Bağımsızlığınızı Koruyun

Enkarnasyon ruhsallığında bağımsızlık, kendimizi yönetmemizi mümkün kılan; bize seçimler yapabilme, maksadımızı ifade etme ve bireysel kimliğimizi açığa çıkarma gücü veren ruh ile kişilik arasındaki bütünselliktir Bu, yalnızca bizim hayata katabileceğimiz eşsiz hediyelerin kaynağıdır Bağımsızlığımızı korumak bu içsel bütünselliğe akort olmak ve kimliğimizi onurlandırmak (kendimizi onurlandırmak) ve hayatla birlikte oluşturduğumuz bağlantıları onurlandırmaktır
Ruhsal varlıklar olarak holistik doğamız her zaman bizi kuşatan koşullardan daha fazla genişleme potansiyeline sahip ve güçlü Bu genişlemeyi istediğimiz zaman kalplerimizi ve zihinlerimizi gerçekten daha geniş bir kişilik boyutuna açarız ve enerjimiz, bununla buluşabilmek için yükselir Kimlik duygumuzu ve kendimizi zayıflatırsak, onurunu korumazsak, kendimizi küçültürsek zor zamanların ya da herhangi bir zamanın gerektirdiği mücadeleleri nasıl karşılayabiliriz? Üretken olma yeteneğimizden şüphe ettiğimiz sürece nasıl yaratıcı olabiliriz ki? Kendi kimliklerimizin, düşüncelerimizin ve duygularımızın başkalarının korkularıyla şekillenmesine izin verdiğimiz sürece korku nerede duracaktır, özellikle de bizim korku duymamızdan yararlanabilecek olanlar nerede duracaktır? Büyük mücadeleler büyük insanlara gelir ve her birimizin içindeki ruhun ve hayatın büyüklüğü çoğumuzun umduğundan daha büyüktür Bağımsızlığımızı korumak kapıları içimizdeki genişliğe ve etrafımızdaki hayatla daha güçlü bir ilişki kurmamıza açar

11 Sevecen Olun

Yukarıda bahsettiğimiz on öneri üç kelimeyle özetlenebilir: Sevgi dolu olun Sevgi gerçekten de insani problemlere yanıttır; kendini sevmek, başkalarını sevmek, bulunduğu yeri sevmek, yaptığı işi sevmek, doğayı sevmek, hayatı sevmek, dünyayı sevmek, tüm harikalığı ve ihtişamı içinde ruhu sevmek Sevgi enerjimizi özgürleştirir Bizi açar ve pek çok düzeydeki ruh ve hayat akışının içine bırakır Sevgi tezahürün ardındaki gerçek sırdır Sevginin pek çok yüzü vardır; koruyuculuk, şefkat, farkındalık, cesaret, yaratıcılık gibi; ama o anda hangi yüzünü gösteriyor olursa olsun sevgi her zaman zor ve mücadele gerektiren zamanlara bizim en güçlü yanıtımızdır

Sevgi sihirlidir Shakespeare’in söylediği gibi, ne kadarını verirsek o kadarını alırız Sevgi adeta bir verme ekonomisinde çalışır ve bu sadece bolluğu tanıyan bir ekonomidir Dünyanın bize korkmamızı söylediği ve her şeyi kaybettiğimiz bir devirde sevgi bize güvende olduğumuzu, kendimiz ve başkaları için zenginlik yaratıcı kaynaklar olduğumuzu söyler Sevgi, ekmek somunları ve balıkların mucizelerinin arkasındaki güçtür Cüzdanları açan, dolapları, buzdolaplarını, kilerleri ve hepsinden öte kalpleri açan ve böylelikle bize birbirimizi koruyabileceğimizi hatırlatan bir paylaşım akışına izin veren bir güçtür Sevginin olduğu yerde birbirimize yardımcı olabiliriz Sevginin olduğu yerde ayrılığın üstesinden gelme ve ayrılığın getireceği korkuyu altetme isteği vardır Birbirimiz için birer yürek, zihin ve istek gücü olabiliriz İçinde bulunduğumuz zor bir zaman olabilir, ama sevgi sayesinde zor insanlar olmaktan kurtulabiliriz

12 “Tanrı Dolu” Olun

Bu son maddeyi özellikle vurgulamak için koydum, ama rahatlıkla ilk adım da olabilirdi Tanrı’nın önemi hayatidir Tanrı aynı zamanda bir gizemdir Benim dilimde Yaratıcı Gizemdir Tarih boyunca insanlar bu nihai veya zemin niteliğindeki gerçekliğe pek çok isim verdiler ve onu pek çok yönden gördüler Ama ona ne isim verdiğimiz ya da nasıl gördüğümüz onun içimizdeki varlığının ne olduğunu anlamaktan daha az önemlidir O bize gerçekten de evrende bir ev sağlamaktadır Eğer açık ve akışkansak bunun nedeni nihai varlığın açık ve akışkan olmasıdır Sevgi duyduğumuzda sevgimiz bu nihai varlığın sevgi duyuşuyla yüzlerce, binlerce, milyonlarca kat artar

Findhorn Derneği çok basit bir önerme üzerine kuruldu: “Önce Tanrıyı hayatınıza alın, ardından ihtiyacınız olan her şey size gelecek” Findhorn’un Kurucuları bunu ispatladılar ve Findhorn tezahürün bu basit prensibinin sonucu olarak başarılı oldu
Benim için, Tanrıyı en başa koymak “Tanrı Dolu Olmak” demek; sınırlı bir varlık olarak benim kendi kapasitem ölçüsünde, bu yaratıcı, sevgi dolu varlığın niteliklerini içimde barındırmak demek Kalbimi açmadan önce izin verin kalbim Tanrıyla dolu olsun Düşünmeden önce izin verin zihnim Tanrıyla dolu olsun Konuşmadan önce izin verin ağzım Tanrıyla dolu olsun Bir şey yapmadan önce izin verin kollarım Tanrı’yla dolu olsun İzin verin kişisel dünyam önce Tanrı’nın dünyası olsun, Tanrı dolu bir dünyam olduğunda biliyorum ki diğer her şey sonradan eklenecektir

Tanrı dolu olmak basitçe sevginin varlığının öncelikli oluşunu, genişliğini, ihtişamını, yaratıcılığını, koruyuculuğunu kendi dünyamda ve kendi içimde fark etmek demek Basit bir ekonomik kriz nasıl olur da bununla kıyaslanabilir ki? Yaratıcı gizem iflas edemez O, kıtlığa konu olamaz Tanrı asla bitmez
Gerçek Soru Bazen ruhsal bir öğretmen için çeşitli şeyler yapmak adına bir dizi adım atmak bir zorunluluk oluyor: bunun için on adım, şunun için oniki adım, diğer bir şey için yedi adım ve bunun gibi Ben hiçbir zaman işlerimi o kadar çok adımlara bölmedim, benim ruh algım bir adımlar dizisinden çok bir rampaya benzer, tırmandığımız bir merdivenden çok sürekliliği olan bir yüzey gibi
Ne var ki zor zamanlar yeni olasılıklar da yaratıyor ve hatta yaşlı kurtlar bile yeni oyunlar öğrenebiliyor! Dolayısıyla ben de size zor zamanlarda ayakta kalmak adına oniki adımlık bir program oluşturdum İşe yarayacak mı? Bunlar üzerinde çalıştığımızda hayatlarımız daha iyi olacak mı? Gerçek soruysa; eğer işe yaramazsa bize ve dünyamıza neler olacağıdır.

alıntıdır.

Friends’in Efsane Karakteri Phoebe’den Öğrendiğimiz 20 Hayat Dersi

Phoebe belki de Friend dizisinin en kendine has karakterlerinden biriydi. Aptal sarışın kavramı ilk kendisinden çıkmıştı, halbuki çok da aptal sayılmazdı. Sadece biraz patavatsız ve fazlasıyla dürüsttü. Phoebe karakterini harika canlandıran Lisa Kudrow, sanki rol onun için yazılmışcasına bizleri bol bol kahkahaya sürüklerdi. İşte Friends’in efsane karakteri Phoebe’den öğrendiğimiz 20 hayat dersi.

1. İstediğin şeyler konusunda dürüst ol…

İstediğin şeyler konusunda dürüst ol...

‘dünya barışı istiyorum… şey birde daha büyük göğüsler.’

2. ….ve onları istediğini belirtmekten çekinme:

....ve onları istediğini belirtmekten çekinme:

‘Eğer gelecek gösterilerim hakkında e mail almak istiyorsanız lütfen bana para verin ki bir bilgisayar alabileyim.’

3. Sıradan işleri yapmaya mecbur değilsin.

Sıradan işleri yapmaya mecbur değilsin.

– Phoebe yardım etmek ister misin?

+Oh keşke yapabilseydim ama istemiyorum.

4. Görünüşünü her zaman aksesuar ile tamamla.

Görünüşünü her zaman aksesuar ile tamamla.

5. Güzel bir yüzden çok daha fazlası olduğunu asla unutma.

Güzel bir yüzden çok daha fazlası olduğunu asla unutma.

‘Zaman zaman aptalı oynuyor olabilirim ama harika bir kalçası olan sarışından daha fazlasıyım.’

6. Çocuklara hayatın gerçekleri hakkında dürüst ol.

Çocuklara hayatın gerçekleri hakkında dürüst ol.

‘Ve çiftçi onu başında vurup öğütücüye attı, işte hamburgerin nasıl elde edildiği.’

7. Her zaman pozitif olmaya çalış.

Her zaman pozitif olmaya çalış.
Phoebe: Zor bir hayatım oldu. Annem uyuşturcu satıcısı tarafından öldürüldü
Monica: Annen intihar etti.

Phoebe: Annem uyuşturucu satıcısıydı.

8. İnce flört sanatını öğren…

İnce flört sanatını öğren...

 -Phoebe. Harika bir isim.

+Gerçekten sevdin mi? Bir de telefon numaramı duymalısın.

9. …ve baştan çıkarma sanatını da.

...ve baştan çıkarma sanatını da.

‘Belki senin için dans ederim…’

10. Gerçekten dürüst olman gereken zamanlar da olacak tabii.

Gerçekten dürüst olman gereken zamanlar da olacak tabii.

‘Chandler’ la ilk tanıştığımda onun gay olduğunu düşünmüştüm fakat şimdi onun düğün günü için şarki söylüyorum.’

11. Sinirlensen bile her zaman cool kal, bu sana üstünlük sağlar.

Sinirlensen bile her zaman cool kal, bu sana üstünlük sağlar.

‘Kafanı bir duvara sürtmeden önce gitmeliyim.’

12. Bazen bazı durumlarda dramatik davranmak gerekebilir.

Bazen bazı durumlarda dramatik davranmak gerekebilir.

‘GÖZLERİM!’

13. Hatta en yakınlarınızdan bile saklamanız gereken sırlar olabilir.

Hatta en yakınlarınızdan bile saklamanız gereken sırlar olabilir.

‘Bildiğimizi bildiklerini bildiğimizi bilmiyorlar.’ *gözlerim kanadı, sanırım*

14. Gerçekten kıskanç biri olabilirsin ama bu sorun değil.

Gerçekten kıskanç biri olabilirsin ama bu sorun değil.

‘Herkes çok mutlu görünüyor. Bundan nefret ediyorum.’

15. Fikirleriniz veya önerileriniz asla aptalca değildir.

Fikirleriniz veya önerileriniz asla aptalca değildir.

‘Kız olursa phoebe erkek olursa pheebo.’

16. Sizin için tamamen yanlış kişi olduğunu bilseniz bile biriyle takılmak sorun değildir.

Sizin için tamamen yanlış kişi olduğunu bilseniz bile biriyle takılmak sorun değildir.

‘Tamam belki o ruh eşim olmaya bilir ama bu kızında ihtiyaçları var.’

17. Erkekleri asla çözemiceksin, ne kadar sıkı denersen dene.

Erkekleri asla çözemiceksin, ne kadar sıkı denersen dene.

‘Erkeklerin nasıl olur da bu kadar kaba şeyler yapıp hiç birini önemsemediğini anlamıyorum.’

18. Arkadaşlarına ‘küçük’ hediyeler al.

Arkadaşlarına 'küçük' hediyeler al.

Phoebe:  Hey sana bir hediye aldım!

Chandler:  Aman tanrım onu nerede sakladın?!

19. Arkadaşların arasında arabuluculuk yapmaktan geri durma.

Arkadaşların arasında arabuluculuk yapmaktan geri durma.

‘Eğer hapisanede olsaydık ikinizde benim sürtüğüm olurdunuz.’

20. Ve sonunda, her zaman odada ki en havalı kişi sen olucaksın.

Ve sonunda, her zaman odada ki en havalı kişi sen olucaksın.

‘Ben gerçekten havalı biriyim.’

Ya Tutarsa? Erkeklerden Hepimizin Malumu 27 Yalan Denemesi

 

Genel kanı erkeklerin yalan söylemeyi beceremediği yönündedir ki haklıdır. Ancak erkekler bitmek tükenmek bilmeyen bir ısrarla, benzer yalanları her gün söylemektedir. Bir şey 40 kere söylersen olurmuş diye düşünen erkeklerin yalanlarından bir derleme. Kaldı ki zaten hepsi bildiğiniz, duyduğunuz şeyler.

1. Hı-hı dinliyorum kulağım sende

Hı-hı dinliyorum kulağım sende

Kadınlar mı çok “beni dinliyor musun” diye soruyor yoksa erkekler mi dinlemeyi beceremiyor?

2. Bir şey yaptığım yok ya, evde oturuyorum

Bir şey yaptığım yok ya, evde oturuyorum

Bunu söyleyen erkeklerin %90’ı ya barda ya diskoda…

3. Kız yok ya erkek erkeğe takılacağız

Kız yok ya erkek erkeğe takılacağız

Aslında bir şey yapacağından değil, ama kız olduğunu bilirse sevgilisi üzülür, ondan yani.

4. Aşk olmadan yapılan seksin hiçbir kıymeti yok benim için

Aşk olmadan yapılan seksin hiçbir kıymeti yok benim için
Türk erkeği kadar cinsellikte aşk arayan başka erkek milleti yok. Aşk illaki olacak, kesin aşk, hep aşk…

5. Akşama iş yemeği var

Akşama iş yemeği var

Öyle bir hal aldı ki artık gerçek iş yemekleri bile kabul görmüyor.

6. Sana güveniyorum ama insanlara güvenmiyorum

Sana güveniyorum ama insanlara güvenmiyorum

Sen iyisin de çevren kötü.

7. Ben senin beynini seviyorum

Türk erkeği zekaya, bilgiye önem verir.

8. Sen çok farklısın

Sen çok farklısın

sen çok farklısın

  • mesela neyim?
  • ya öyle işte farklısın
  • birini söyle
  • fark…

9. Geçmiş geçmiştir, geçmişin beni hiç ilgilendirmez

Geçmiş geçmiştir, geçmişin beni hiç ilgilendirmez

Türk erkeğinin söylediği yalanlar derecelendirilse, 1’incilik kesinlikle bu yalanın olurdu.

10. İlk kez birisine seni seviyorum dedim

İlk kez birisine seni seviyorum dedim

Daha ne ilkler göreceksiniz, bilseniz şaşırırsınız.

11. Ciddi bir ilişki yaşamaya hazır değilim

Ciddi bir ilişki yaşamaya hazır değilim

Biraz ilgi göster bakalım belki hazırlanırım.

12. Onunla aramızda hiçbir şey geçmedi, adını bile hatırlayamadım inan

Onunla aramızda hiçbir şey geçmedi, adını bile hatırlayamadım inan

Şeceresini sayar.

13. Ben seni hak etmiyorum

Ben seni hak etmiyorum

Artık bu lafın doğru kullanımı kalmadığı için yürürlükten kalktı. Hepsi yalan çünkü.

14. Kadın dediğin biraz ele gelmeli, tahta gibi ne o öyle

Kadın dediğin biraz ele gelmeli, tahta gibi ne o öyle

Sen Adriana Lima‘dan daha güzelsin canım.

15. Bence çok yakıştı, hemen alalım bunu

Bence çok yakıştı, hemen alalım bunu

2 saatlik alışverişin ardından çuval giyerek test edin, aynısını söyleyecektir.

16. En fazla iki bira içip kalkarım

En fazla iki bira içip kalkarım

Arkadaşlar çok ısrar etti…

17. Porno mu? Hiç izlemedim, bilmiyorum

Porno mu? Hiç izlemedim, bilmiyorum

Nasıl bir şey o? NE!? inanmıyorum böyle şeyler mi var?

18. Bu eve giren ilk kız sensin

Bu eve giren ilk kız sensin

Günahını almayalım belki sık ev değiştiriyordur.

19. Seninle yaşlanmak istiyorum

Seninle yaşlanmak istiyorum

Belli bir ana kadar (!) neler söyleyebileceğine inanamazsınız.

20. Seni üzmekten korkuyorum

Seni üzmekten korkuyorum

Seni terk edeceğim ama terk etmeyi beceremem, illaki kalbini kırarım.

21. Yok ya ne kıza bakması dalmışım

Yok ya ne kıza bakması dalmışım

Hatta orada kız olduğunu bile siz deyince fark etti.

22. Daha önce hiç olmamıştı, ilk defa başıma geliyor

Daha önce hiç olmamıştı, ilk defa başıma geliyor

Veya belki de uzun süreden beri ilk defa olduğu içindir… olamaz mı?

23. Film falan da izleriz…

Film falan da izleriz…

Pul koleksiyonu göstericilerin evrilmiş hali.

24. Sen bir de karşıdaki adamı görecektin

Sen bir de karşıdaki adamı görecektin

Offf dağıldı var ya, zor topladılar adamı.

25. Asla yalan söylemem, yalanı hiç sevmem

Asla yalan söylemem, yalanı hiç sevmem

Al işte sana kaya gibi paradoks.

26. Sadece sana sarılıp yatmak istiyorum

Sadece sana sarılıp yatmak istiyorum

 Sarılacağı kesin ama “sadece” kısmında sıkıntı olabiliyor, dikkat.

27. Ben senin bildiğin erkeklerden değilim, beni tanıdıkça ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksın

Ben senin bildiğin erkeklerden değilim, beni tanıdıkça ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksın

Spoiler vermek gibi olacak ama sonunda hiçbir şey olmuyor. Adam aynı adam, bekleyecekseniz boşa beklemeyin diye şey ettik.

MARİLYN VE RABİA (MUTLAKA OKUYUN )

11227762_1658156061067524_8634682502233486756_n[1]
Marilyn Monroe, ölümünün üzerinden geçen yarım yüzyıla rağmen hâlâ bir efsane.

Gayri meşru olarak dünyaya gelen ve annesini tımarhanede yitiren Marilyn’nin, mutsuz bir çocukluk geçirdiği ve bakımevlerinde istenmeyen bir eşya gibi görülme duygusuyla yaşadıkça didiştiği bilinir.

Rabia’yı ise, Diyarbakır’da bir aşiret reisi olan Hacı Hüseyin’in kızı olmasına rağmen, aile çevresi dışında kimseler tanımaz.
Rabia, Marilyn’e kıyasla, ailesiyle birlikte mutlu bir çocukluk geçirmiş, beş kardeşin en güzeli ve en küçüğü olarak bir dediği iki edilmemiştir.

Bu iki kadının Hollywood kökenlisi, gençlik yıllarından itibaren ünün doruğuna çıkmış, baş döndürücü bir popülerlik ve servet edinmiş, dilediği erkekle birlikte olup fırtınalı aşklar yaşamıştır.

Rabia ise, ergenlik dönemine geldiğinde taliplerinden Sefer’e, o yılların törelerine uygun biçimde -başlıkla- gelin edilmiştir.

Marilyn, üç kez evlenip onlarca erkekle flört ederken, Rabia ise eşi Sefer’e varlığını armağan edip, o günden itibaren yazgısına itaatle boyun eğmiştir.

Daha sonra Rabia’nın kocası Sefer, bir ömrün yoksullukla geçmeyeceğine karar verip, birkaç yıl içinde Almanya’ dan zengin bir adam olarak döneceğine Rabia’yı ikna etmiş ve Almanya’da otomotiv sektöründe işçi olarak çalışmaya başladığında, Rabia ise kaynanası ve iki çocuğuyla acı dolu günleri, yılları saymaya koyulmuştur.

Marilyn, geniş salonlarda onlarca erkeğin iltifatlarıyla şuh kahkahalar atarken, Rabia ise şirret bir kaynananın bekçiliğinde her gün ağlamayı yazgı bilmiştir.

Rabia, evinin perdelerini açamaz, dış kapısının önünü bile -bir başka erkeğe bakmasın diye- süpüremez olmuştur.Kaynanası ve kayınları, Rabia, Sefer’i “namusuyla” (!) beklesin diye onu birkaç günde bir tokatlamayı da huy edinmişlerdir.

Bütün gazeteler Marilyn’in bir “narsisist” olduğunu yazarken, Rabia’nın ise hiç seçmeden, hiç istemeden Diyarbakır’ın varoşlarında bir “mazoşist” olabildiğini kimseler bilmemiştir…

Üç yıl sonra Almanya’dan döneceğine söz vererek giden sefer, her yıl sadece on beş ila yirmi gün tatilegelebilmiş ve Rabia’nın bütün sitemlerine rağmen “iki daire ve bir ekmek fırını parası biriktirmeden Diyarbakır’a dönemeyeceğini,” söyleyerek ona sadece “sabır” dilemiştir…

Marilyn, fırtınalı yaşamından dolayı psikolojik tedavi görmeye başlarken, Rabia ise bir kaynana ve iki çocuğu ile dört duvar arasında silik ve dingin, bunaltıcı yıllar geçirmekten giderek psikolojik bir vaka haline gelmiştir.

Onu tedavi eden de olmamış, aradan upuzun on yıl geçmiş ve Sefer, iki daire, bir de ekmek fırını parası biriktirip nihayet- Almanya’dan dönmüştür.

Kaynanası ve kayınbiraderleri görevlerini yapıp (!) tam on yıl boyunca Rabia’nın yanına bir erkek sineği bile yaklaştırmayarak, onun bedenini Sefer adına bir yetkiyle korumuşlardır.Bedenini korumuşlardır ama, Rabia’nın ruhsal durumu yıllarca yaşadığı intihar boğuntularıyla artık paramparçadır…

Marilyn, çevresinde şöhreti ve parası için dolaşan yüzlerce insandan hangisinin gerçek dost, hangisinin sevgili olduğunu kalabalığın kuşatmasında anlayamadığı için tedavi görürken, Rabia ise on yıl süren upuzun bir yalnızlıkta sadece Sefer’in adını sayıklamaktan bir şizofrendir artık…

Marilyn, Saint Exupery, Dostoyevski, Miller okurken ve Miller’le flört ederken, ilkokul çıkışlı Rabia ise Sefer’i beklediği günlerdeki yalnızlıkta çocuklarının hikâye kitaplarını okumuş, radyo programları, haberlerden vb yerlerden Napolyon’un, Gorbaçov’un kim olduklarını öğrenmiştir.

Diyarbakır’a yıllar sonra dönen Sefer, artık Rabia’yı tanıyamamaktadır; çünkü Rabia, her sabah Napolyon Bonapart’ın selamını Gorbaçov’a ulaştırmak üzere evden çıkmakta ve Sefer’in Almanya’dan getirdiği fötr şapkayı giyip, dudaklarının kıyısına bir sigara iliştirip düşsel olarak kurguladığı ordulara kendince komutlar vermektedir.

Belki de kendini hep arzuladığı bir özgürlüğün kollarına böyle bırakmaktadır; artık şuursuzdur…

Rabia’yı bir süre gözleyen Sefer, anasına, artık Rabia’nın kendisine kadınlık yapamaya cağını, bu yüzden yeni bir evlilik için genç ve güzel bir kadın bulmasını söyler. Başlık parası fazlasıyla ödenir ve kırk beş yaşındaki Sefer’e on yedi yaşlarında bir kız bulunur civar köylerden; incecik, gencecik bir kız.

Rabia, artık otuz yedi yaşına gelmiş ve yıllarca evde oturmaktan hayli kilo almış bir delidir (!) Sefer, küçük bir oda tutar Rabia ve çocuklarına; kendisi de genç eşiyle yeni aldığı daireye çekilir. Rabia’yı bağlamak da bir çözüm getirmez ve kaldığı evin duvarları dışında ne varsa her şeyi paramparça ederek dışarı, sokaklara kaçar durur…

Rabia, artık Diyarbakır’ın muhtelif semtlerinde kâh Napolyon’un askerlerine komutlar verirken, kâh yollarda, kaldırımlarda oturup bir başına ağlarken görülmektedir. Artık kocası Sefer’in hiçbir işine yaramayan Rabia’nın onuru ve delirmiş yalnızlığı ne kaynanasının ne kayınbiraderlerin umurunda değildir…

Rabia, bir akşam Diyarbakır’ın Dağkapı semtinde SSK hastanesi bitişiğindeki askeri karargâh civarında yürürken, nasılsa kırmızı şapkalı kızın büyükanne kılığına giren kurt tarafından yenmek üzere olduğunu düşler. Kırmızı şapkalı kızın kulübesi ise, askeri karargâhın içindeki karanlık alandadır.

Rabia, arkasında yürüdüklerine inandığı Napolyon’un askerlerine komut verir ve kırmızı şapkalı kızı kurtarmak üzere tel örgülerle çevrili yasak alana girer…

Nöbetçi askere, karargâha parolasız girmeye kalkan olursa ona vurması emredilmiştir. Asker uyarır, bağırır, ama kırmızı şapkalı kızı kurtarmaya giden Rabia, o an hiçbir şey duymaz…
Nöbetçi askerin önce bir, ardından ik kurşun Rabia’nın bedenine isabet eder.Rabia, vurulup yere düşerken bile hâlâ Napolyon’un askerlerine komutlar vermektedir.

Namlusundan dumanlar çıkan nöbetçi er, onun mırıldandıklarından hiçbir şey anlamaz.Askerin onun hakkında bildiği tek şey “dur” ihtarına uymadığıdır…
Nöbetçi er, siyasal gerilimin alabildiğine boyutlandığı o günlerde olağanüstü hal bölgesi kapsamındaki Diyarbakır’daki kışla nöbetinde, aklınca kendisine verilen “emre itaat” etmiştir(!)

Rabia, sonraki gün sahipsizler mezarlığına gömülür ve o yıl bazı insan hakları dernek ve kurumlarının yıllıklarının Güneydoğu’daki “yargısız infaz”lar listesinde adı geçer.
Oysa ki ölümü değil, asıl Rabia’nın yaşamı bir yargısız infazdır…

Bu iki efsane kadın, benim kalbimde yıllar yılı ev sahibi gibi oturup kalmışlardır ve daha kalmaktalardır.Çünkü Marilyn, biricik platonik aşkım, Rabia ise öz teyzemdi benim…

Sevgili Marilyn, Cemal Süreya’nın dediği gibi, “şimdi cehennemde Nietzsche’nin metresi olmalıdır”; anamın kara gözlü bacısı Rabia ise, belki cennette bile hâlâ Sefer’i sayıklamaktadır…

Yılmaz Odabaşı – Sevginin Herkesten Şikâyeti Var adlı kitabından

Birini suçlamak üzere ileri uzattığın elinin üç parmağının seni gösterdiğini unutma

420506_10151157449162906_821223126_n[1]

Birini suçlamak üzere ileri uzattığın elinin üç parmağının seni gösterdiğini unutma

Nietzsche

Huzur korkusu

11834780_1112972542050623_35134824098178345_o[1]

Çağımızın en ciddi fobisinin “huzur korkusu” olduğunu gözlemliyorum. Bu korku o kadar kısıtlayıcı ve akıl karıştırıcı bir korku ki, insanlar huzursuzluğun neden olduğu sorunların pençesinde kelimenin gerçek anlamında inim inim inlerken, tüm hakiki potansiyellerini çürütürken, tüm ilişkilerini anlamsızlaştırırken, her güne heyecanla uyanmak yerine bezgin ve aynı şeyi yaşayacak olmanın sıkıntısı ile uyanırken, hayatın anlamından gittikçe uzaklaştırırken, bütün bunları çaresi olan huzur ile karşılaştıklarında donmuş bir insanın ateşle karşılaştığında verdiği acı dolu tepkiyi veriyorlar. Huzur insanları korkutuyor. Huzur insanlara sıkıcı, anlamsız, yavan, korkutucu geliyor. Acıları huzursuzluktan geliyor olsa da bu acıların tedavisi olan huzur o kadar ürkütücü geliyor ki iyileşme yerine kötüleşmeyi, hastalığı tercih ediyorlar. En acısı da kendilerini bu hastalıktan kurtaracak olan çareleri ve bunları onlara sunan öğretmenleri, bilgeleri, yol göstericileri düşman bellemeleri, onları sıradanlaştırmaya, kendilerinden yapmaya çabalamaları.

İnsanlar bütün huzursuzukları aynı kalsın, huzursuzlukları için kullandıkları tüm uyuşturucular aynı kalsın, hala internet kullansınlar, hala cep telefonlarının içindeki dünyada yaşasınlar, hala televizyon şovlarında, boş konuşmalarda, siyasette, anlamsız tartışmalarda, dinlerde, öğretilerde, inançlarda kendilerini kaybetsinler, hala alkış, övgü açlığı duysunlar, hala delirmiş halde duyularını tatmin etmeye çalışsınlar, hala nevrotik komplekslerinin zorlamasıyla hareket etsinler, hala kendilerini gerçekte olmadıkları kişiler sanmayı sürdürsünler, hala çevrelerini gerçekte olmadıkları kişi oldukları yönünde ikna etmeye çabalasınlar ve bunların tümü olmayı sürdürürken huzurlu ve mutlu olsun istiyorlar.
Huzur korkusu, çağımızın en büyük korkusu. Bu korku, ilk olarak insanı aptallaştırmaya başladı, bugünlerde değersizleştiriyor ve anlamını yitirmesine sebep oluyor ve böyle giderse yakın bir zamanda büyük kısmını yok edecek.
Tüm varlıkların bir an önce uyanması için dua ediyorum.
Uyanın!

Cem Şen

“Yürürken nehrin kenarındaki dar, uzun havuzu fark ettiniz mi, bilmiyorum.
Nehirle bir bağlantısı yok, balıkçılar tarafından kazılmış olmalı. Derin ve geniş nehir sakince akarken bu havuz pislikle doludur, çünkü nehirdeki yaşamla bağlantısı yoktur ve içinde balık bulunmaz. Durgun ve pis bir sudur bu.
Oysa hemen yanında yaşam ve canlılık dolu derin bir nehir akar.
Peki, insanların da böyle olduğunu düşünmüyor musunuz?

Kendileri için, hızla akan yaşam nehrinden uzak, küçük bir havuz kazar,

o havuzda kokuşur, o havuzda ölüp giderler.

Bizler de bu durgunluğa, bu çürümeye “varoluş” adını veririz.

Yani hepimiz bir kalıcılık hali isteriz.

Bazı arzuların sonsuza kadar sürmesini, zevklerin sonunun gelmemesini isteriz.

Küçük bir kuyu kazarız ve içine girip
etrafına ailemizden, hırslarımızdan, kültürümüzden, korkularımızdan, tanrılarımızdan, çeşitli ibadet biçimlerimizden oluşan bir duvar örüp

yaşamın; devamlılığı olan, sürekli değişen, hızlı, derin, sıradışı bir canlılık ve güzellikle dolu olan yaşamın

dışarıda akıp gitmesine izin vererek orada ölürüz.”

Krishnamurti’den alıntı …

kaynak: Hülya Reisin facebook sayfası

Bu yazılanların bazı bölümlerini hisseder gibi olsam da ne yazık ki tamamını anlamaktan çok uzağım umarım bir gün bu hayatta o seviyeye ulaşma şansım olur. Anette

Hep sorarlar kadınlar ne ister diye

11752009_1662063187343478_6520322094288610412_n[2]

 

Hep sorarlar kadınlar ne ister diye
Ve bir sürü şey sıralarlar arkasından
Para, güç, sahiplenme, makam ve rahat diye
Oysa ben sadece iki şey sayarım
Kadın güven ve huzur ister
Güç beklemez bi kadın çünkü erkekten daha güçlüdür
Sahiplenmek istemez kadın çünkü zaten kendine sahiptir
Para ve makam istemez kadın çünkü geçici şeyler olduğunu bilir
Herşeyden sıyrılıp güven bekler erkekten
Gözü arkada kalmasın ister
Onun yanında yüreğiyle sağlam durabilecek biri ister
Ve ne kadar güçlü olursa olsun bir kadın
Kafasını omuzuna koyduğunda huzur bulduğu bir erkek ister.

kaynak: nejat işler facebook sayfası

Kıyameti Yalnızlık Getirecek! Zeki Demirkubuz’dan Aşka ve Hayata Dair 21 İç Burkan Söz

Ünlü yönetmen Zeki Demirkubuz’un, filmlerinden karelerle harmanlanmış, dünyaya bakışını yansıtan sözleri…

1. Hayatta ve fotoğrafta en iyi pozu yalnızlar verir.

Hayatta ve fotoğrafta en iyi pozu yalnızlar verir.

2. En büyük orospular çileden, uykusuz gecelerden nasibini almamış kelimelerdir.

En büyük orospular çileden, uykusuz gecelerden nasibini almamış kelimelerdir.

3. Bu ülkeye ve bu hayata dair hiçbir şeyin, hiçbir zaman benim dilediğim gibi olmayacağını biliyor, artık bundan acı duymuyorum.

Bu ülkeye ve bu hayata dair hiçbir şeyin, hiçbir zaman benim dilediğim gibi olmayacağını biliyor, artık bundan acı duymuyorum.

4. Kötü de olsa “bir şey olması” hiç bir şey olmamasından daha iyi.

Kötü de olsa

5. Zarafeti zayıflık sanıp sınırları zorlayan budalaların tokadı yedikten sonra içine düştükleri hal budalalıklarından daha iç burkucu.

Zarafeti zayıflık sanıp sınırları zorlayan budalaların tokadı yedikten sonra içine düştükleri hal budalalıklarından daha iç burkucu.

6. Kendine acımanın zevki başka.

Kendine acımanın zevki başka.

7. Onca hayale, ideale, iyiye, güzele, doğruya inat hep daha kötüsüne alıştırıp daha kötüsünü kabul ettiriyorsun ya, senin a..na koyim hayat.

Onca hayale, ideale, iyiye, güzele, doğruya inat hep daha kötüsüne alıştırıp daha kötüsünü kabul ettiriyorsun ya, senin a..na koyim hayat.

8. Tamam küfür benim ağzıma yakışmıyor, ama sizin üstünüzde çok şık duruyor.

Tamam küfür benim ağzıma yakışmıyor, ama sizin üstünüzde çok şık duruyor.

9. Ruh yara aldı mı bir kere durmadan acı yürür bedene. Et acır, kemik acır, kan bile acır.

Ruh yara aldı mı bir kere durmadan acı yürür bedene. Et acır, kemik acır, kan bile acır.

10. İyi ki zaman var. Ve zaman iyi ki insani değil, bu sebepten adil. Ve bu sebepten önünde herkes aynı hizada, eşit ve herkes sürekli zararda.

İyi ki zaman var. Ve zaman iyi ki insani değil, bu sebepten adil. Ve bu sebepten önünde herkes aynı hizada, eşit ve herkes sürekli zararda.

11. Bir an için gördüğün ve bir daha hiç görmeyeceğin bir yüz neden dünyayı daha hüzünlü bir yer yapar.

Bir an için gördüğün ve bir daha hiç görmeyeceğin bir yüz neden dünyayı daha hüzünlü bir yer yapar.

12. Hiçbir şey kötüleşmiyor, sadece iyileşemiyor.

Hiçbir şey kötüleşmiyor, sadece iyileşemiyor.

13. Rezilliğin daha çok rezil olma, alçaklığın daha çok alçalma hakkı kazandırması ne acayip.

Rezilliğin daha çok rezil olma, alçaklığın daha çok alçalma hakkı kazandırması ne acayip.

14. Her şeyin kendine göre bir değeri vardır ama en aşağılık ve yüce haline insan elinde ulaşır.

Her şeyin kendine göre bir değeri vardır ama en aşağılık ve yüce haline insan elinde ulaşır.

15. İnsanın tarihi doğduğu gün değil çektiği en büyük acı, yaşadığı en büyük utanç, işlediği en büyük günah, yaptığı en onurlu şeyle başlar.

İnsanın tarihi doğduğu gün değil çektiği en büyük acı, yaşadığı en büyük utanç, işlediği en büyük günah, yaptığı en onurlu şeyle başlar.

16. Acı çekmek bir şey değil ama neyin acısını çektiğini bilmemek kahrediyor adamı.

Acı çekmek bir şey değil ama neyin acısını çektiğini bilmemek kahrediyor adamı.

17. Kıyameti yalnızlık getirecek.

Kıyameti yalnızlık getirecek.

18. Ben neden böyleyim acaba. Değerli olanın farkına vardıkça neden bataklığıma daha çok gömülüyorum.

Ben neden böyleyim acaba. Değerli olanın farkına vardıkça neden bataklığıma daha çok gömülüyorum.

19. Sana herşeyi anlattım. Bir şey söylemek zorunda değilsin. Ama söylesen güzel olurdu.

Sana herşeyi anlattım. Bir şey söylemek zorunda değilsin. Ama söylesen güzel olurdu.

20. İtiraf, kendini cezalandırma ve bedel ödeme arzusu taşırsa ahlakidir. Yoksa kendini suçlu hisseden kişinin nefis tazelemesi olarak kalır.

İtiraf, kendini cezalandırma ve bedel ödeme arzusu taşırsa ahlakidir. Yoksa kendini suçlu hisseden kişinin nefis tazelemesi olarak kalır.

21. Her şey geçer, ya onur ya utanç kalır geriye

Negatiflik Hissinden Uzaklaşmak İsteyenlere İlaç Gibi Gelecek Mutluluk Garantili 32 Film

55d898958f9b79562ca4f303[1]“Tam da ihtiyacım olan şeydi.” diyenleri böyle alalım.

 

32. Mamma Mia! (2008)

Sophie Sheridan evlenecek yaşa gelmiştir. Nikahtan bir gün öncesinde annesi Donna’nın 20 yıl önce ziyaret ettiği Yunan adalarında yaşadığı geçmişinden üç erkek birden getirir. Donna karda yürüyen ve izini belli etmeyen bir çapkın kadındır aslında ve kızının gerçek babasının kim olduğunu bilmemektedir.

31. Patch Adams (1998)

Patch Adams, hayatın herkese biraz takdim ettiği dertlerden pek de nasibini almamış olan bir adamdır. İyimserliği öyle bir noktadadır ki, bu, etrafındakileri rahatsız etmektedir. Günün birinde tıp fakültesindeki hocalarından biri sinirli bir tavırla palyaço olmasını önerir. Patch Adams buna sıcak bakar. Ancak öğrenim gördüğü okulu bitirerek bir doktor olmayı da istemektedir. Patch, birçok unvana aynı anda sahip olacağı ilginç bir yolculuğa çıkmak üzeredir.

30. İnsanlık Yolu / With Honors (1994)

onty, Horward’da son sınıf öğrencisidir. Bitirme tezinin son kısmında bilgisayarı bozulur. Elinde tek kopya olduğu için tezini fotokopiyle çoğaltmak için dışarı çıkar. Mazgaldan geçerken ayağı takılır ve tezi kütüphane binasının alt katına düşer. Tezini almak için aşağa inen Monty orda yaşayan evsiz Simon ile karşılaşır. Tezi okuyan Simon Monty nin yazdıklarının saçmalık olduğunu düşünür ve Monty ile bir anlaşma yapar. Kendisine kalacak bir yer ve yemek verecek olan Monty ye her gün bunun karşılığında tezinden bir sayfa verecektir.

29. Cennet Gibi / Just Like Heaven (2005)

Elizabeth Masterson, San Francisco’da mesleğine kendini adamış bir doktordur ve işinden başka hiçbir şeye vakit bulamaz. İki çocuk sahibi kız kardeşi ile buluşmaya gelirken Elizabeth bir araba kazası geçirir ve komaya girer. Bu sırada eşini yeni kaybetmiş olan David Abbot adındaki bir mimar San Francisco’ya taşınır ve Elizabeth’in dairesini kiralar. O evde yaşarken Elizabeth’in ruhu onu takip etmeye başlar. Genç kadının komadaki bedeni hastanede kalırken ruhu firar etmiştir. Elizabeth kim olduğunu dahil hiçbir şeyi hatırlamamaktadır. Tek emin olduğu, o dairenin kendisine ait olduğudur. Tartışmaya bir son verebilmek için David, onun gerçekte kim olduğunu bulmaya çalışır.

28. İyi Bir Yıl / A Good Year (2006)

Londra’da yatırım danışmanlığı yapan Max Skinner, amcasından miras kalan üzüm bağını satmak için Provence’e gider. Fakat bu satış işlemi, hiç de tahmin ettiği gibi sorunsuz geçmeyecektir. Üzüm bağının kendisine ait olduğunu iddia eden Amerikalı bir kadının varlığı, ilk zamanlarda canını oldukça sıksa da, zamanla hayatının en keyif verici günlerini geçirdiğinin farkına varacaktır.

27. Senden Nefret Etmemin 10 Sebebi / 10 Things I Hate About You (1999)

Bianca, okuduğu üniversitede herkesi kendine hayran bırakan güzeller güzeli bir kızdır. Ablası ise sürüp giden tüm hayatı boyunca nedense erkeklere hiç ilgi duymamıştır. Bianca’nın yaşamı da ablasının bu çekinik tercihleri tarafından şekillendirilmektedir. Zira ailevi kuralları vardır. Bu kurallara göre iki kardeşin aynı anda sevgilisi olmadığı sürece, kimsenin sevgilisi olmayacaktır. Bianca bu durumun içerisinde kendisine yarar sağlayabilecek planlar yapmaya koyulur.

26. Hayatın Getirdikleri / The Secret Life of Bees (2008)

Yalnız hayatından ve sorunlu baba kız ilişkisinden dolayı bunalan Lily annesinin hatıralarıyla avunmaktadır. Lily Owens, ona değer veren en iyi arkadaşı Rosaleen ile birlikte Güney Carolina’nın bir köyüne gider. Bu köyde annesinin sırları saklıdır.

25. Çikolata / Chocolat (2000)

Her şeyden uzak, minik bir Fransız kasabası… Genç bir kadın ve kızı kasabaya taşınırlar. Kasabanın tüm sıradanlığına şirk koşan bu iki kadın, oldukça farklı ve sevimli bir çikolata dükkanı açarlar. Bu tip zevklerin tatminkarlığından habersiz olan kasaba ahali, bu küçük dükkanın onlara sunduğu hazlar dünyasıyla bugüne kadar yaşamadığı, yeni bir hayatı keşfeder. Ancak öteki taraftan, kasabanın yaşadığı bu tatmin duygusunun tam karşısında duran kasaba sakinleri de vardır. Gizli bir soğuk savaş başlayacaktır.

24. Zamana Güzellik Kat / Cashback (2006)

Acı veren bir ayrılığın değiştirdiği keyifli bir hayat hikayesi… Yaşadığı aşk acısı nedeni ile sıkıntılı günler geçiren Ben Willis, Güzel Sanatlar’da okuyan bir resim öğrencisidir. Sıkıntılı günler engel olamadığı bir alışkanlığa tutulmasına neden olur: bir türlü uyuyamamaktadır. Bir süre sonra bu soruna bir çare bulabilmek ve zamanını faydalı bir şekilde geçirebilmek için bir süpermarketin gece vardiyasında çalışmaya karar verir. İlk başlarda sıkıcı görünen sekiz saatlik bu mesai, çalışma arkadaşlarını tanımaya başladıkça ilginç ve keyifli bir maceraya dönüşür.

23. Yaşamın Renkleri / Pleasantville (1998)

 
Pleasantville, siyah-beyaz tonların egemenliğindeki, küçük ve kendine yeten bir kasabadır. Kasabanın insanları müthiş bir ahenk ile birbirlerine bağlıdırlar. Bu kasabada asla kötülük hüküm sürmeyecek gibidir. Ancak ortada bir problem vardır: Pleasantville, bir televizyon dizisinin kurguladığı bir kasabadır. David ise bir 90’lar çocuğudur. Hayatına dair en büyük hobisi Pleasantville’i izlemek ve dizi hakkındaki her şeyi bilmektir. Bir gün esrarengiz bir televizyon tamircisi, David’in evine tuhaf bir televizyon kumandası bırakır. David, bu kumanda sayesinde ablası Jennifer’ı da yanlışlıkla yanına alarak Pleasantville’in içerisine girmeyi başaracaktır.

22. Küçük Manhattan / Little Manhattan (2005)

İkisi de Manhattan’da oturan 11 yaşındaki Gabe ve Rosemary okulda birbirlerinden habersizken, hobi olarak gittikleri karate kursunda tekrar karşılaşınca yakın arkadaş olurlar. Zengin bir ailenin kızı olan Rose bu arkadaşlığa ilgisiz gibi görünürken küçük Gabe tam tersi, kıza sırılsıklam aşık olmuştur. Ama bu saf bir çocukluk aşkıdır.

21. İlk Aşk / Flipped (2010)

 
Bryce ve Julie ikinci sınıfta tanışmıştır. Küçük Juli, Bryce’ın hayatına girmesi ile ilk aşkını da tatmış olur. Ancak durum Bryce için aynı değildir. Kızlardan korkan, utangaç ve sıkılgan Bryce, her ne kadar Juli’yi kaybetmek istemese de, kızın ısrarı ve “hayır” cevabını kabul etmemesi canını sıkmaktadır. Aradan geçen altı yıl boyunca Juli ve Bryce için işler daha da zorlaşır. Karşı evlerde oturan ve aynı okula devam eden Julie ve Bryce artık ergenlik çağına girmişlerdir. Zaman zaman birbirlerinden uzaklaşsalar da, aralarında hala bir bağ vardır.

20. Yıldız Tozu / Stardust (2007)

 
Tristran, aşkının kalbini kazanabilmek için onun için kayan bir yıldızı yakalayacağına söz verir. Ama sevgilisi Yvaine ile çıktıkları bu yolda, korsanlar ve cadılarla dolu büyük tehlikeler onları beklemektedir.

19. Ekim Düşü / October Sky (1999)

Coalwood adlı kasabada yaşayan Homer Hickam adlı gencin ilerde baba mesleği olan madenciliği yapmaktan başka seçeneği yok gibidir. Fakat 1957 Ekim’inde Sputnik adlı uydunun uzaya fırlatılmasıyla Homer roketlere ve bunların nasıl yapıldığına büyük ilgi duyar. Üç arkadaşı ile deneme yanılma yoluyla bazı denemeler yapmaya karar verir.Kasabada başta babası olmak üzere herkes bunun bir saçmalık olduğunu düşünmektedir. Sadece bir lise öğretmeni onların çabalarını ve emeklerine saygı gösterir ve Ulusal Bilim Yarışmasında büyük ödülü alabileceklerine onları inandırır.

18. Özgürlük Yazarları / Freedom Writers (2007)

Genç bir öğretmen kendisini, öğrencilerine hoşgörü kavramını, bunu önce kendileri üzerinde uygulamayı ve eğitim sözcüğünü, okul hayatlarının ötesine taşımayı öğretmeye adamıştır. İdealist öğretmen Erin, çok başka dünyalardan gelen karakterlerle uğraşmak zorundadır. Aslında farklı ırklardan gelen bu öğrenciler için okul, sadece yaşları gereği orada bulunmak zorunda oldukları bir yerdir.

17. Tiffany’de Kahvaltı / Breakfast at Tiffany’s (1961)

New York Sosyetesinin renkli simalarından Holly, yan dairesine taşınan genç bir adama ilgi duymaya başlar. Holly aslında canı istediği ehr erkeği kendisine aşık edebilen bir kadındır. Gönlünce geçirdiği gecelerin sabahında mücevher dükkanı Tiffany vitrini önünde kahvaltısını yapar. Bu hep böyle yaşanır. Yalnız bir sabah işte bu genç adam Paul Varjak ortaya çıkar ve bu kez bir duygusallık oturuverir Holly’nin gündemine. Bu zamanla platonik bir aşka dönüşür.

16. Umut Işığım / Silver Linings Playbook (2012)

Eski bir tarih öğretmeni olan Pat Salitano (Bradley Cooper), yaşamında değer verdiği her şeyi bir günde yitirmiş bir adamdır. yaşadığı ciddi bir travma sonrası patlar ve ardından mahkeme kararı ile 8 ay rehabilitasyon merkezinde tedavi görür. Çıktıktan sonra hayatını düzene koymak şartıyla ailesinin evine geri yerleşen Pat’in yegane amacı düzgün bir adam olup, işini geri almak ve karısı Vicky’yi bu sayede geri kazanmaktır. Fakat durum Pat için sandığından daha zor olacaktır. Bir yemekte, aile dostu Tiffany ile karşılaşan Pat, genç kadınla eski eşine ulaşmak amacıyla yakınlaşır. Bir ‘iyilik’ karşılığı Pat’e yardım teklif eden Tiffany, her ikisi içinde umut ışığı olacak yeni bir kapı açacaktır…

15. Aşk ve Gurur / Pride & Prejudice (2005)

Lizzie, Bay Darcy ile karşılaşır. Zaman ilerledikçe bu benzer tabiatlı iki insanın ilişkisi aşk ve gurur arasında bir çekişmeye dönüşür. Bakalım aşk zafer kazanıp Lizzie’ye neden evlenmesi gerektiğini gösterebilecek mi?

14. Küçük Gün Işığım / Little Miss Sunshine (2006)

Hoover ailesi, uzaktan bakılırsa oldukça sıradan ve modern bir Amerikan ailesidir. Ancak birbirlerine taban tabana zıt üyeleriyle ve çatışmalarıyla aslında hiç de öyle değildir. Küçük, akıllı ancak şişman kızları Olive’in tüm hayali ülkenin öteki yakasında düzenlenecek bir güzellik yarışmasına katılmaktır. Eski bir minibüse atlayarak yola çıkan aile, bu yolda bir aile olmanın ne demek olduğunu yeniden keşfedecektir.

13. Umudunu Kaybetme / The Pursuit of Happyness (2006)

 İyi bir baba olan Chris Gardner, işinde sorunlar yaşayan, maddi açıdan sarsıntıda olan ve aynı zamanda iyi bir eş olan bir adamdır. Ancak ne yazık ki eşi sıkıntılara daha fazla katlanamayacağına karar vererek onu terk eder. Christopher adındaki oğulları da babasının yanında kalır. Karısının terk edişi de yetmezmiş gibi bir de ev sahibi dışarı atar baba-oğulu. Sokaklarda kalıp, tuvaletlerde, düşkünler evinde çalışarak ayakta durmaya çalışır. Oğlunun sevgisi bu mücadeleci baba için her şeydir. Ve sevgiye eklenen bir var olma savaşı hiç şüphesiz, vakti geldiğinde en mükemmel kapıları açacaktır.

12. Saksı Olmanın Faydaları / The Perks of Being a Wallflower (2012)

 Duygusal ve utangaç olan Charlie, bir yandan değişen çevresini gözlemlerken bir yandan da en iyi arkadaşı Michael’ın yakın zamandaki intiharıyla uğraşmaktadır. İngilizce öğretmeni Bill, ona okuması için fazladan kitaplar vererek hayata katılmayı öğretmeye çalışır ve Bill’in çabaları Charlie’nin deneyimleriyle açığa çıkacaktır.

11. Neşeli Günler / The Sound of Music (1965)

Maria öylesine hayat dolu ve coşkulu bir genç kadındır ki manastır hayatı aslında hiç de onun ruhuna hitap etmemektedir. En sevdiği şey dağlara çıkıp şarkı söylemektir. Bu yüzden de genelde birçok dersi kaçırır. Bu duruma bir çare arayan Baş Rahibe Peggy, sorumluluk alması için Maria’yı bakıcı olarak karısını yeni kaybetmiş, 7 çocuklu Kaptan Von Trapp’ın yanına gönderir. Kaptan Trapp’ın çocuklarının haylazlığı yüzünden bütün bakıcılar bir süre sonra işi bırakmaktadırlar. Maria ise iyimserliği ve sevecenliğiyle hem kaptanın güvenini hem de çocukların sevgisini kazanacaktır.

10. Büyük Balık / Big Fish (2003)

 
William Bloom, babası kanser nedeniyle ölüm döşeğinde olduğu için, aile evine geri döner. Gezgin bir satıcı olan babasını yakından tanımak için, efsanevi bir kişiliği olan adamın gençliğinde yaşadıklarına dair öyküler toplamaya başlar. Babasının yaşadıklarına dair efsaneler ve mitler, bir puzzle’ın parçaları gibi yerine oturacak ve anlaşılması güç olan adamın yaşamını zaferleriyle ve zaaflarıyla ortaya dökecektir.

9. Roma Tatili / Roman Holiday (1953)

Saray protokollerine göre yaşamak zorunda olan Prenses Ann, Avrupa turunun yoğun temposundan sıkılmış, Roma’ya geldiklerinde nihayet yaşı gereği neşeli ve çılgın günler geçirmek istediğini kendine itiraf edebilmiştir. Bir gece çılgınlık yapıp kimseye haber vermeden saraydan ayrılan Prenses, bir bankta uyuyakalır. Genç kadının şansı yaver gider ve yardımsever bir adam onu kendi evine götürür; ancak bu durum genç kadına pahalıya patlayacaktır. Ülkenin en gözü açık gazetecilerinden biri olan Joe Bradley’in evinde kalan Prenses Ann, büyük bir habere manşet olmak üzeredir.

8. Bugün Aslında Dündü / Groundhog Day (1993)

 
Phil Connors, ekranlardaki samimi kişiliği ve eğlenceli yüzüyle kendine has bir şöhrete sahip olan, ancak kameralardan kurtulduğu an kendini beğenmiş ve kibirli kişiliğine geri dönen bir hava durumu spikeridir. Bu huysuz adam, hiç sevmediği kırsal yaşamın hüküm sürdüğü Pensilvanya’nın kırsal kasabalarından birine, Groundhog Day etkinlikleri için gönderilir. Burada yaşanan hayat ve mütevazi insanlardan iğrense debu hayata bir günlüğüne, görevi için katlanmak zorundadır. Ancak ansızın çıkan bir kar fırtınası tüm ulaşım yollarını kapattığında Phil, talihsiz kaderiyle başbaşa kalır. Ertesi sabah uyandığında ise daha büyük bir sürpriz kapıdadır: Phil, zaman döngüsüne yakalanmıştır; nefret ettiği o günü tekrar tekrar yaşamak zorundadır!

7. Hırçın Sevgilim / My Sassy Girl (2001)

Kolej öğrencisi Kyun-woo(Tae-hyun Cha) bir akşam eve dönüşünde metroda çok güzel ama bir o kadar da sarhoş bir kıza(Ji-hyun Jun) rastlar. Kız metro hattının kenarında ayakta zor durmaktadır ve Kyun-woo onu trenin önüne düşmekten kurtarır. Bindikleri trende kız baygın düşmeden önce en son Kyun-woo’a laf attığı için yolcular onun kız arkadaşı olduğunu düşünürler. Yolcuların suçlayıcı bakışları üzerine Kyun-woo kızın sorumluluğunu almak ve onu bir motele kadar taşımak zorunda kalır.

6. Yukarı Bak / Up (2009)

İlk çocuklukta bir rastlantı eseri yolları kesişen iki çocuk, yıllarca sürecek tatlı ve dokunaklı bir hikayenin başkahramanlarıdır. Maceracı doğan ve hayattaki her şeye dair çocuksu saf meraklar barındıran Ellie’nin tek hayali dünyayı gezebilmektir. Carl ise sessizliği ve dinginliğiyle örttüğü maceraperestliği ve kocaman kalbiyle Ellie’nin tek isteğini gerçekleştirebilmeyi dilemektedir. İki küçük çocuk büyür, evlenir, yaşlanır… Ölüm Ellie’nin kapısını çalar, Carl ise sevdiğinden kalan tek şeyi, bu çocuksu hayali gerçekleştirmeye koyulur.

5. Yağmur Altında / Singin’ in the Rain (1952)

Don Lockwood, kendi yeteneklerini günden güne bileyerek geldiği bu son noktada, nihayet beyazperdenin en çok aranan ve en çok parıldayan yıldızlarından biri haline gelmiştir. Ulaştığı noktada yeri sağlam olan bu ünlü şahsiyetin güvenini kıracak kişi ise aktörleri birer birer reddedecek olan Kathy Selden olacaktır. Don, kendisine yapılanların üstesinden gelir gelmez Kathy’ye aşık olacaktır. Ancak öte yandan da seksi ve bencil Lina Lamont, Don’u kendisi için istemektedir.

4. Amélie / Le fabuleux destin d’Amélie Poulain (2001)

Anne ve babasını kaybetmiş olan Amelie, kendini başkalarının hayatlarını tamir etmeye, onları mutlu kılmaya adamıştır; bu adanmışlığı fark ettirmeden, bu durumdan bihaber olan insanların hayatlarını kolaylaştırmaya yönelik yapmaktadır. Peki başkalarının mutluluğu için çabalayan Amelie, yalnızlığının farkına vardığı an kendi mutluluğu için de çabalamaya başlayacak mıdır?

3. Can Dostum / The Intouchables (2011)

Zengin bir iş adamı ve aristokrat olan Philippe, yamaç paraşütü yaparken geçirdiği kaza sonrası felç olur ve boynundan aşağısı kullanamaz hale gelir. Driss ise hapishaneden henüz yeni çıkmış bir işsizdir. Philippe 7 gün 24 saat boyunca bakımını üstlenmesi için Driss’i evine yatılı yardımcı olarak alınca ikisinin de dünyası değişecektir. Normal şartlar altında hiçbir zaman yan yana gelmeyecek bu ikili iyisiyle kötüsüyle hayatın tadını beraber çıkarmaya başlarlar.

2. Şahane Hayat / It’s a Wonderful Life (1946)

Üst üste gelen olaylar yüzünden işa adamı George Bailey intiharın eşiğine gelmiştir ve köprünün kenarında sallanmaktadır. Tam o sırada Clarence adlı ‘koruyucu melek’ belirir ve George’u intihar düşüncesinden vazgeçirmek için George’a küçük bir oyun oynamaya karar verir. Bu oyunda George eski hayatına geri dönecektir ve George, hayatındaki insanların George’la hiç tanışmamış olsalardı ne şekilde bir hayat süreceklerini görecektir.

1. Forrest Gump (1994)

Düşük IQ sahibi Forrest Gump, Jenny ile tanışır ve aşık olur. Gump aralarında Elvis Presley, Kennedy, Nixon’ın da olduğu tarihsel kişilerle kaza eseri tanışır ve 50’lerden 70’lerin sonuna kadar gelen bir süre zarfında olaylar gelişir. Gump tamamen tesadüf olarak Vietnam savaşına ve Amerikan yakın tarihinin önemli olaylarına şahitlik eder ve hatta rol alır. Ancak bilmeden yaptıklarının ne kadar önemli sonuçları olduğundan da haberi yoktur.

BONUS: Neşeli Günler (1978)

 Kazım Efendi ve Saadet Hanım altı çocuklarıyla birlikte yaşayan ve geçimini turşucu dükkanlarından sağlayan ve sürekli atışan bir karı kocadır. Bir gün küçük tartışmaları büyür ve Kazım Efendi üç çocuğuyla birlikte evden çekip gider. İkisi de alttan almayınca ve Saadet Hanım da evden taşınıp izini kaybettirince yıllar süren ayrılık kaçınılmaz olur. Kardeşler büyüyüp çalışacak yaşa geldiğinde, bir gün kardeşlerden Ahmet ve Mehmet aynı kızın ikisini aynı anda idare ettiğini fark edip birbirlerine girer; fakat onları amcaları Ziya ayırır ve gerçeği söyler. Böylece altı kardeş tekrar bir araya gelir ve anne babayı tekrar bir araya getirme planları yapmaya başlarlar.

BONUS 2: Ah Nerede (1975)

Ferit, Murat ve Ömer adlı üç kardeş ailesinden uzakta, İstanbul‘da üniversite öğrencisidir. Fakat çapkın ve yakışıklı Ferit kızlarla gezip tozmaktan, Murat kumar oynamaktan, Ömer ise siyasi eylemlere katılmaktan okula gidecek vakit bulamazlar. Bir gün Ferit’in arabası yolda kalır ve yardım bulmaya gider. Tam o sırada çimenlerin üzerinde uyuyan güzeller güzeli bir kızla karşılaşır ve aşık olur.

Ben Hatay’dA Doğdum…

10516755_1559222384296410_8470458059970988865_n[1]

EVET BEN ALEVİ DOĞDUM. ARKADAŞIMIN BAŞI DERDE GİRDİ SÜNNİ OLDUM. NİNEM GİBİ SEVDİĞİM KOMŞUM ÖLDÜ CENAZESİNE KİLİSEYE GİTTİM, HRİSTİYAN OLDUM. EVİMİZE MİSAFİR GELDİ YEMEĞİMİ YEDİ ONLARLA KÜRT OLDUM. KÜRTÇE ŞARKILAR SÖYLEDİM. SÜNNİCE HALAYLAR ÇEKTİM. HRİSTYANCA DUALARA ORTAK OLDUM. ASLINDA BEN SADECE ONLARLA İNSAN OLDUM. ÇÜNKÜ BEN HATAY’DA DOĞDUM..!

alıntı

Günden Güne Sizi Daha Zeki Biri Haline Getirecek 24 Basit Günlük Alışkanlık

Elbette burada bir günde atomu parçalamaktan, dünyanın bütün gizemlerini çözmekten bahsetmiyoruz. Bütün bir millet olarak ”zekalı ama çalışmıyor” olsak da, bu küçük günlük aktiviteler, hayatınızı zenginleştirmenizde, daha fazla bilgiye ve ilime ulaşmanızda küçükte olsa katkı sağlayacaktır.

1. Her gün yepyeni 10 fikir belirleyin.

Her gün yepyeni 10 fikir belirleyin.
Bu hayatınızdaki herhangi bir şey hakkında olabilir. Yepyeni bir icat, bir film senaryosu… Bunlar hakkında düşünmek eminim ki farklı ufuklara yelken açmanıza katkı sağlayacaktır.

2. Kafanızdaki soru işaretlerini takip edin.

Kafanızdaki soru işaretlerini takip edin.
Sorulardan asla kaçmayın. Problemleriniz hakkında düşünmek, yeni çözümler üretmenizde, bir konuya farklı bir bakış açısı ile yaklaşmanızda önemli rol oynayacaktır.

3. Şeytanın avukatını oynayın

Şeytanın avukatını oynayın
Olabilecek en kötü sonuçları düşünün, böylelikle her türlü duruma hazırlıklı olun.

4. Bir kitaptan en az bir bölüm okuyun.

Bir kitaptan en az bir bölüm okuyun.
Teknolojinin hayatımızın bir parçası olduğu bu dönemde eski alışkanlıklardan uzaklaşmamak oldukça önemli. Sevdiğiniz bir yazarın, bir kitabın en az bir bölümünü okumak size yeni bilgiler kazandıracaktır.

5. Sadece dizi değil, eğitici videolar da izleyin.

Sadece dizi değil, eğitici videolar da izleyin.

Eğitici video izleyeceğim diye ilginiz olmadığı halde ”halı dokuma sanatının püf noktaları” tadında videolar değil, neye ilginiz varsa onunla ilgili videolar izleyin.

6. Gazete okuyun.

Gazete okuyun.

Elbette internete gidip bütün haberleri anında öğrenebilirsiniz. Fakat en azından takip ettiğiniz bir köşe yazarının olması oldukça iyi olacaktır. Başka insanların, ilgilendiğiniz konular hakkında düşüncelerini takip edin.

7. Bilgi kaynaklarınızı sık sık kontrol edin.

Bilgi kaynaklarınızı sık sık kontrol edin.

Bu yolla yeni gelişmeler ve olaylar hakkında çabucak bilgi sahibi olabilirsiniz.

8. Öğrendiğiniz şeyleri diğer insanlarla paylaşın.

Öğrendiğiniz şeyleri diğer insanlarla paylaşın.

Sonuçta bilgi paylaşıldıkça yayılır 🙂

9. Öğrendiklerini uygulayın.

Öğrendiklerini uygulayın.

Çünkü eğer uygulamazsanız muhtemelen unutacaksınız. Uyguladığınız her yeni bilgi, ilerde bunu tekrar etmenizi kolaylaştıracaktır.

10. Bir ”checklist” hazırlayın.

Bir ''checklist'' hazırlayın.

Daha önce belirlediğiniz ve başardığınız her şey için bir tik atın. Bu hem motivasyonunuzu arttıracaktır, hem de yeni hedefler koymanızı sağlayacaktır.

11. Kötü alışkanlıklarınız içeren bir liste hazırlayın.

Kötü alışkanlıklarınız içeren bir liste hazırlayın.

Kendinizin kötü olduğunu düşündüğü veye çevrenizdeki insanların rahatsız olduğu alışkanlıklarınızı bir kenara yazın ve bunları aşmak için yeni yollar arayın.

12. Öğrendiğiniz şeyleri yazın.

Öğrendiğiniz şeyleri yazın.

Daha sonra yapmak üzere küçük notlar alın. Ben bunu hatırlarım diyorsanız ise çok yanılıyorsunuz, çünkü söz uçar yazı kalır.

13. Beyninizi uyarın.

Beyninizi uyarın.

Bir şeyler hakkında düşünmek, beyninizi yormak düşünme şeklinizi de değiştirecek ve geliştirecektir.

14. Online dersler alın.

Online dersler alın.

Yeni bir dil, Mısır medeniyeti… Ne ilginizi çekiyorsa, onunla ilgili internetten kurslara katılabilir ve bilgi dağarcığınızı genişletebilirsiniz.

15. İlginç bulduğunuz insanlar ile iletişim halinde olun.

İlginç bulduğunuz insanlar ile iletişim halinde olun.

Onlardan öğrenecekleriniz inanın ki çok fazla…

16. İlginç bilgiler barındıran içerikleri takip edin.

İlginç bilgiler barındıran içerikleri takip edin.
Her gün bilmediğiniz bir bilgi öğrenmeniz, şaşırtıcı derecede yararlı olabilir.

17. Oyun oynayın.

Oyun oynayın.

Oyun oynamak da şaşırtıcı derecede beynin gelişmesini sağlayan bir etkinlik. Yeni düşünme şekilleri geliştirebilir, en basit olarak ise dinlenebilirsiniz 🙂

18. Eğlenceli ve öğretici uygulamalar indirin.

Eğlenceli ve öğretici uygulamalar indirin.

Kelime oyunları oynayabileceğiniz veya her gün yabancı bir kelime öğreten uygulamalar da bu alışkanlıklarınızın arasında girmeli.

19. Arkadaşlarınızı korkutun!

Arkadaşlarınızı korkutun!

Evet! Arkadaşlarınızı şaka yoluyla korkutmak için yeni fikirler düşünmek, beyninizi de çalıştıracaktır. Bu sayede ilginç yöntemler bulabilirsiniz. Tabii her şeyin bir sınırı olduğunu da unutmayın. Korkutacağım diye insanların kalbine de indirmeyelim, makul miktarda korku yeterli olacaktır 🙂

20. Yeni yerler keşfedin.

Yeni yerler keşfedin.

Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı tartışmasına hiç girmeyeceğim fakat, gezmek ve yeni yerler keşfetmek size farklı dünyaların kapılarını aralayacaktır.

21. Sizden daha zeki insanlar ile zaman geçirin.

Sizden daha zeki insanlar ile zaman geçirin.

Bu kişilerin sinir bozucu, ukala tipler değil daha çok bir şeyler öğrenebileceğiniz insanların olması daha sağlıklı olacaktır.

22. Hiçbir şey yapmadığınız bir zamanınız olsun.

Hiçbir şey yapmadığınız bir zamanınız olsun.

 Biraz da dinlenip, rahatlamak elbette ki size çok iyi gelecektir 🙂

23. Pratik yapabileceğiniz bir hobi edinin.

Pratik yapabileceğiniz bir hobi edinin.

Sürekli iş, güç, dert, tasa nereye kadar? Kendinize zaman ayırdığınızda, eğlenebileceğiniz, mutlu olabileceğiniz bir hobi bulun. Böylece üretkenliğiniz de artacaktır.

24. Egzersiz yapın ve sağlıklı beslenin.

Egzersiz yapın ve sağlıklı beslenin.

Egzersiz yapmak algılarınızı da açacaktır. Ayrıca ”sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. ”
Kaynak: liste liste

Sahip olduklarına şükredenlerin “modu” her daim çok daha yüksek, uykuları çok daha düzenli ve kendilerini yorgun hissetme oranları gözle görülür biçimde daha düşük.

10339763_845003378906514_5507676602595470033_n[1]

Batı dünyası “şükretmeyi” yeniden keşfediyor. Bu trend dahilinde piyasaya sayısız kitap, film ve uygulama çıkıyor. Ama bu kadar tantanaya gerek yok; zira hayatta mutlu olmanın sırrı sadece elinin altındakileri görebilmek…

Baştan belirteyim, bu kesinlikle “Gerçekten yeni bir çoraba ihtiyacınız var mı?” diyerek edebiyat parçalayan bir yazı olmayacak. Evet, çoraba ihtiyacınız olmayabilir ama yenisini almanın ne kadar eğlenceli olduğu da tartışılmaz. Gelin görün ki her şeye rağmen bir şeyler ters gidiyor. Kabul edelim, mutsuzuz. Üstelik işten çıkıp koştura koştura gittiğimiz yoga seanslarına ve kaç çift olduğunu unuttuğumuz ayakkabılarımıza rağmen mutsuzuz. Eminim nedenini siz de sorguluyorsunuzdur ve raflarınız alıp alıp okumadığınız, okusanız da pek bir şey anlamadığınız kişisel gelişim kitaplarıyla dolup taşıyordur. Peki gerçekten derdimiz ne? Para mı? Sevgili mi? Eş mi? İş mi? Ya bunlar varken bile mutsuzsak?

‘ŞENLİĞİ KAYBETTİK’

İngiliz yazar Anna Hart’a göre yanıt çok basit: “Şükürsüzlükten!” Hart’a hak vermemek zor. En son hayatınızda olan neyi kutladınız mesela? Hatırlıyor musunuz? Bakın Osho “Meditasyon, Kutlama Sanatı” kitabında neler demiş: “Şenlik, boyutu anlaşılması gereken en önemli şeydir ama biz onu tamamen kaybettik. Şenlik derken, anbean size gelen her şeyin keyfini çıkarma kapasitesinden söz ediyorum… Eğlenirken bile eğlenmiyors, bunun keyfini çıkarmıyorsunuz. Zaten kazanmak için oynayınca oyun bir işe dönüşüyor; o zaman sadece sonuç önemli oluyor.”

ŞÜKREDENLERİN MODU YÜKSEK!

Aslında bu “zihin” edebiyatına da karşıyım ama sanırım Osho haklı. Bu noktada American Psychological Association’ın (APA) geçtiğimiz nisanda yaptığı araştırma dikkate değer. Bulgular kısaca şöyle: Sahip olduklarına şükredenlerin “modu” her daim çok daha yüksek, uykuları çok daha düzenli ve kendilerini yorgun hissetme oranları gözle görülür biçimde daha düşük. Aslında bu meselenin ayak seslerini uzun zamandır duyuyoruz. Julia Roberts’ın yediği, dua ettiği, üstüne Javier Bardem’ine kavuştuğu günleri unutmuş olamazsınız (“Ye, Dua Et, Sev”i mutlaka izleyin). Bunun üzerine “anı yaşa” mottolu kitapların, filmlerin pazarı nasıl parsellediğini de! Sadece Apple Store’da 163 ayrı şükretme uygulaması var. Amazon’da “gratitude” (şükran) diye arama yaptığınızda karşınıza 20 bin 451 doküman yığılıyor. Janice Kaplan’ın şükrederek yaşama kabilinden kaleme aldığı “The Gratitude Diaries”, İngiltere’de yılın en popüler kitaplarından biri oldu. Tüm bu mutluluk projeleri rafların en önünde yok sattı.

ÖNCE YAŞAYIN

Ama cilt cilt kitap okumak, sizi daha mutlu bir insan yapmıyor. Zira bu kitapların şöyle bir handikabı var; okurken her şey muazzam ama kitap biter bitmez elimiz depresyon hırkası arıyor! Anne Hart ise “Ama ilginçtir, nelere şükrettiğinize dair aldığınız 1-2 satır notun hayatınızı değiştirmesi mümkün olabilir” diyor. Okuyun, öğrenin, deneyimleyin ama yanıtı kitaplarda ararken kendi hayatınızda ne olup bittiğini kaçırmayın; yani önce yaşayın! Bu arada celebrity güruhu da “şükür trendi”nden nasibini alıyor elbette. Son zamanlarda ünlülerin demeçlerinde en çok kullandıkları kelime “thankful” (müteşekkir) olabilir. Jennifer Lopez’in, Justin Bieber’ın ya da Katy Perry’nin twit’leri ve Instagram postları #blessed (mübarek) ve #grateful’dan (minnettar) geçilmiyor.

‘İYİ Kİ HAYATIMDA’

Tabii dijital âlem de geri kalmıyor. Mesela, İngiliz Carla White tarafından hayata geçirilmiş bir tür “şükür günlüğü” olarak çalışan “Bliss” adlı uygulamayı yüklediğinizde karşınıza çeşitli boşluk doldurma soruları geliyor. Bunlardan ilki: “’İyi ki hayatımda dediğiniz birini seçin.” Bu kişi ailenizden ya da çevrenizden herhangi biri olabilir. Ardından neden bunun için mutlu olduğunuza dair bir küçük paragraf yazmanız isteniyor. Sonra her gün, o gün için minnet duyduğunuz 5 maddeyi listeliyorsunuz.

Uygulamayı ben de yükledim, denedim. Ve hiç beklemediğim şekilde memnun kaldım! Şöyle anlatayım; belki de “Bliss” olmasa, annem bana borç verdiği için minnet duymak aklımın ucundan geçmeyecekti. Yani birkaç günlük deneyimimle söyleyebilirim ki işe yarıyor. Unutmanıza imkân da vermiyor, “Haydi, bugünün 5 maddesi” gibi uyarılarla kendini her gün hatırlatıyor. İsterseniz bu maddeleri Instagram’a post’layabiliyorsunuz ayrıca. Ama bana sorarsanız böylesi, yemek paylaşımlarından bile daha büyük görgüsüzlük. Yine de siz bilirsiniz, neticede herkesin şükürü, Instagram’ı kendine!

Her gün kendine hatırlat

Carla White’ın hikâyesi öyle vurucu ki, bize şükretmenin ne kadar değerli olduğunu tekrar hatırlatıyor. Bu aplikasyon nasıl ortaya çıktı dersiniz? White, “Bundan birkaç yıl önce babamı kaybettim, ardından iflas ettim ve büyük bir depresyon geçirdim” diye başlıyor anlatmaya. “Kişisel gelişim kitapları okumaya çalışsam da başaramadım, sonunu getiremiyordum. Sonra hergün birkaç dakikamı ayırarak bir şükran günlüğü tutabileceğimi düşündüm.” Devamında yalnızca 2 ay içinde nasıl da toparlanmaya başladığını, yavaş yavaş sağlığına kavuştuğunu ve yeni iş fırsatlarına göz atmaya başladığını sıralıyor. Bunun için yaptığı tek şey, elinin altında olanları her gün kendisine hatırlatmak olmuş.

‘Evren size her gün mucizeler hazırlar’

“Masat Terapi” kitabının yazarı, Türkiye’de yaşayan Judith Malika Liberman’la “şükretmek” hakkında konuşma fırsatım oldu ve şöyle güzel bir hikâye anlattı. Paylaşmasam olmaz: “Geçtiğimiz hafta Tiyatro Medresesi’nde düzenlediğim atölyede katılımcılarla ‘Gizli Melek’ adlı bir oyun oynadık. Basit bir oyun aslında; küçük bir kura çekiyoruz ve ismini çektiğiniz katılımcıyı 1 hafta boyunca gözlemleyip onun gizli meleği oluyorsunuz. Bu bir yüreklendirme cümlesiyle de olabilir, gününü güzelleştirecek küçük bir detayla da… Atölyenin sonunda katılımcılardan Ebru yanıma gelip ne dedi biliyor musun? ‘Bu hafta meleğimden gelen her kahve ya da sarılma sonrası inanılmaz bir şükür duygusu kapladı içimi. Çünkü görüldüğümü ve desteklendiğimi hissettim. Bunun üzerine gerçek hayatta da hiçbir şeyin farklı olmadığını fark ettim.” Bu kadarı biraz fazla naif görünse de Ebru’nun Liberman’a anlattıkları şöyle: “Aslında her gün kafede birileri bana kahve servis ediyor. Makineler çamaşırlarımı yıkıyor ve dolmuş şoförleri beni gitmem gereken yere götürüyor. Ama bugün gizli meleğim getirene kadar birilerinin bana kahve hazırladığının bile farkında değildim…” Liberman, “Ebru’nun söyledikleri çok önemliydi. Bu, bir haftalık değil, hayatımız boyunca oynanacak bir oyun aslında” diyor ve ekliyor: “Evren şapkadan sizin adınızı seçti, şanslısınız. Ve unutmayın ki evren bu oyunu çok sever. Sizin için her gün mucizeler hazırlar. Size düşen tek şey, fark etmek ve şükretmek.”

kaynak: gizem sevinç selvi- haberturk