“Kurban Et.. AMA NEYİ!?

dere[1]
Nefsini kurban et ‘‪#‎BİR‬’lik yolunda!….
Kendine ait olarak sandığın, kabul ettiğin bedeninin aşırı istek ve arzularından ‪#‎arın‬, bedenini kurban et.. bedenin ve nefsinin aşırı istek ve hırslarını frenle!.
Doğal yaşamın için gerekli olanları alıp, verip; onun ötesindeki şeylerden bedeni ve ‪#‎nefsini‬ frenlemektir asıl amaç… bedenin doğasını, tabiatını kontrol altına almak!.
Daha da önemlisi; ‘O’ndan ayrı olarak var kabul ettiğin ’Ben’ liğinin, gerçekte hiç bir zaman var olmadığını idrak etmek suretiyle ‘Benlik’ kavramını kurban et!.
Senin ‪#‎varlığın‬, ‘O’ nun varlığından meydana gelmiştir, o halde ‘Sen’ diye bir şey yoktur!.. yapman gereken şey, bunu anlayıp idrak etmek suretiyle ‘Ben’ kavramından kurtulmaktır…
Sen Tanrı’nın en mükemmel tasvirin. Bunu ‪#‎hisset‬!
Donanım ve yeteneklerinin farkında ol.
Sen sınırları olmayansın.. Hatırlama budur.
Hatırlama, ‪#‎O‬’nun Aşk’ını kalbinde hissedebilmiş olanların iç temizliği ile açılan Kapı’dır.
‪#‎Kalbini‬, ‪#‎ruhunu‬ O’na bağlayanlara boyutsal geçiş kapısı açılmıştır.
Farkındalık ve Işıkla dolu, her günü bayram olan Sonsuz Yaşamlara…
Işıltınıza sahip çıkın!…”
Haktan Akdogan

Bugün hepimiz için dua ettim

10408799_10152905303927014_686361189421216421_n[2]

DUA

Bugün hepimiz için dua ettim İki elimi açtım gökyüzüne Tüm sevgileri diledim Olmayacak şeylere Âmin dedim Değil mi ki iste dedi yukarıdaki Ben herşeyi gönülden diledim

Bugün hepimiz için dua ettim Yeni doğmuş bebek kadar masum Henüz kirlenmemiş yürek kadar saf Yeniden başlamayı diledim Herşey baştan olsun istedim.

Bugün hepimiz için dua ettim İnandığımız yüreklerden yalan görmek istemedim Madem ki sevmişiz yürekten Karşılık diledim beklemeden Sevse de olur sevmese de Ben onu sevmişsem derinden

Bugün hepimiz için dua ettim Açlık nedir bilmeden Yaşasın istedim insanlar Elde avuçta ne varsa Paylaşsın tüm canlılar Bolluk artsın soframızda Bozulmasın hiç ağzımızdaki tatlar

Bugün hepimiz için dua ettim Savaşları olmayan bir dünyada Barış içinde yaşamak için İnsanlığa merhamet diledim Yüreğimdekini kaybetmeden Bu güzel hayatı yaşayabilmek için

Bugün şükrettim ben Tanrı’ya Verdiği tüm nimetler için Vermediği içinde Kabul olsun ettiğimiz dualar Söyleyelim hep birlikte bir âmin Ancak çalışmaktır herşeye zemin

09/09/2014 Betül Zavaro

Gökyüzündeki Ağır-Abiler’in ‘’en asık suratlısı’’ Satürn 18 Eylül itibariyle Yay’a dönüp, 20 Aralık 2017’ye kadar bu burçta yolculuğunu sürdürecek…

kahve[1]

KOÇ ve Yükselen KOÇ: Akrep burcundan geçerken Koçları alışmakta zorluk çektikleri değişimler, kaynak kısıtlamaları ve (sevdiklerini/sağlıklarını/güçlerini) kaybetme korkuları sınayan Satürn, Yay Burcu’nda ilerlerken hayata bakışlarını ve ileri dönük planlarını güncellemelerine neden olacak. Bu süreçte, düşünce sisteminizde kalıcı değişiklikler olduğunu farkedeceksiniz. Ya hayallerinizi ya da onları gerçekleştirmek için kullandığınız yöntemleri elden geçireceksiniz. En fazla zorlanacağınız konu ise ”gizli güvensizlik” faktörünü aşmak olacaktır. Koç zora düşmüş, yitirmiş, güçsüz kalmış olmayı en zor sindirebilen burçlardan biridir. Son birkaç yılın deneyimlerini derse çevirememiş olan Koç’ların, kendilerine ve hayata karşı çocukça bir güvensizlik geliştirmiş ve adım atmaktan ürkmeye başlamaları mümkündür. Ama tutarlı ve sabırlı davranmanız halinde, güven duygunuz yeniden pekişecektir. Unutmayın; Hayatın adaletini ve güvenirliğini, genelde akışın beklentimize uyması ile ölçeriz. Oysa ”büyümemizin” ölçüsü hayatın akışına saygı duymak ve uyum göstermek ile paraleldir.

BOĞA ve Yükselen BOĞA: Akrep burcundan geçerken Boğaları gönül ve iş ortaklıkları sınayan Satürn, Yay Burcu’nda ilerlerken kontrolleri dışındaki değişimlere ayak uydurmalarına neden olacak. Kontrol takıntısı ve kalıcılık arayışı ile bilinen Boğa Burcu için sağlam bir sınav olacağına şüphe yok 😉 Bu dönemde bazı mal ve kaynakları elden çıkartıp elde ettiklerini yeni bir düzen kurmak ya da borçlarını kapatmak için kullanabilirler. Ama bol keseden harcamak yerine, kontrollü ve tok gözlü olmaları, beklentilerini makul tutmaları gereken bir dönemdir. Aile yapılarında, yaşam standardı anlayışlarında bazı değişimler olabilir. Sağlık önlemleri almaları veya erteledikleri tedavileri görmeleri de gerekebilir. Bu devrede beklentilerini doyurmak için risk alma arzuları ile kaybetme korkuları arasında kalmaları mümkündür. Unutmayın; Hayatın yaşamaya değer ve doyurucu olması, bize sonsuz kaynaklara sahip olmak ve onları sınırsızca kullanmak gibi gelir. Oysa ”hoşnutluk” kaynaklarımızı verimli kullanarak ve şükretmeyi bilerek varılan bir doygunluk halidir.

İKİZLER ve Yükselen İKİZLER: Akrep burcundan geçerken İkizleri hayat standartlarını korumak için her zamankinden fazla uğraşmaya ya da çok rahat etmedikleri koşullarda çalışmaya mecbur eden ve fiziksel kondisyonlarını / yeme içme biçimlerini elden geçirmeye yönlendiren Satürn, Yay Burcu’nda ilerlerken iş ve hayat arkadaşlıklarına yeni bir gözle bakmalarına neden olacak. Kişisel hareket alanlarına verdikleri önem kadar güçlü ilişki ağları ile de bilinen İkizler Burcunu, ilişkilerdeki tavırlarını ve beklentilerini değiştirecekleri bir süreç bekliyor. 2.5 yıllık devre içinde, maddi ya da manevi ortaklıklar kurduğunuz kişilerle karşılıklı güveninizi, ilişkilerin size katkılarını ve getirdiği yaptırımları sorgulayacaksınız. Evlilik ya da boşanma kararı alabilirsiniz. İkili ilişkilere bakış açınız ya da ilişkide olduğunuz insanların tutumları ve beklentileri tamamen değişebilir.  Ticari işbirliklerinizi elden geçirmek durumunda kalabilirsiniz. Unutmayın; Özgürlük size ”istediğinizi yapmak” gibi gelebilir. Oysa sadık kalmak da bir açıdan bakınca zaaflarından özgürleşmektir. Ve bazen sizi hayatta tutan, çevrenizdeki insanların sadakatidir.

YENGEÇ ve Yükselen YENGEÇ: Akrep burcundan geçerken Yengeçleri ”mutluluk anlayışları, üretken olma ve hayat enerjilerini kullanma şekilleri”  konusunda eğiten Satürn, Yay Burcu’nda ilerlerken hayat standartlarına ve çalışma biçimlerine yeni bir gözle bakmalarına neden olacak. Konfor alanlarına verdikleri önem ile bilinen Yengeç Burcunu, ”kaliteli bir yaşam”, ”iyi bir iş” ve ”huzurlu ve sağlıklı bir hayat” kavramlarını değiştirecekleri bir süreç bekliyor. 2.5 yıllık devre içinde, hayattan beklediklerinizi elde etmek için ne yaptığınızı sorgulayacaksınız. Kaygılı ve güvensiz hissettiğiniz için hem kendinizi hem de yaşadığınız ortamı fazlasıyla eleştirmeniz ve yargılamanız mümkündür. Bu süreçte iş ortamınızı ya da çalışma biçiminizi değiştirme kararı alabilirsiniz. Günlük alışkanlıklarınızı yeni oluşan koşullara göre değiştirmeniz, yeme/içme alışkanlıklarınızı ise sağlık gereksinimlerinize göre düzenlemeniz gerekebilir. Bedensel olarak da, davranış modeli olarak da daha kontrollü ve disiplinli olacaksınız. Unutmayın; Huzur size ”zorluk çekmemek” gibi gelebilir. Oysa zor gibi görünen koşullarla baş edebildiğinizi görmek size dirayet ve içten gelen bir güven hissi kazandıracaktır.

ASLAN ve Yükselen ASLAN: Akrep burcundan geçerken Aslanları ”sabır, güvenlik ve aidiyet anlayışları”  konusunda eğiten Satürn, Yay Burcu’nda ilerlerken ”mutluluk anlayışlarına ve üretkenlik şekillerine” yeni bir gözle bakmalarına neden olacak. Coşkulu bir hayat sürmeye, popüler bir insan olmaya verdikleri önem ile bilinen Aslan Burcunu, ”varolmanın anlamına ve üretken olmaya dair” düşüncelerini değiştirecekleri bir süreç bekliyor. 2.5 yıllık devre içinde, genel olarak hayatınızın hızını biraz kesmeye karar verebilir, enerjinizi boşa harcamak yerine somut bir üretime odaklamak isteyebilirsiniz. Aşk ilişkilerinde yaklaşımınız daha mesafeli ya da tutarlı olabilir. Çocuk sahibi olmayan Aslanlar bu devrede karar alabilir ya da bir başkasının sorumluluğunu üstlenmek yoluyla çocukluktan çıkmayı kabullenebilirler. Bu süreçte enerjinizi odakladığınız alanlar ve kullanma biçiminiz dönüşecektir. Unutmayın; Hayatın anlamı ”anlık güdülerine göre yaşamak ve kendi mutluluğunu her şeyin önüne almak” gibi görünebilir. Oysa bir amaca kendini adamak kadar hayata değer katan ve kendimizi anlamlı hissettiren bir şey yoktur.

BAŞAK ve Yükselen BAŞAK: Akrep burcundan geçerken Başakları ”iletişim biçimleri ve yakınlık kurma anlayışları” konusunda eğiten Satürn, Yay Burcu’nda ilerlerken ”güvenlik, aidiyet ve düzen” anlayışlarına yeni bir gözle bakmalarına neden olacak. Aile ilişkilerinde ve özel hayatlarında hakimiyeti ellerinde tutmaya ve kuralları koyan kişi olmaya verdikleri önem ile bilinen Başak Burcunu, ”hayatı çekip çevirmeye dair” düşüncelerini değiştirecekleri bir süreç bekliyor. Bu dönemde üzerinize yeni sorumluluklar alabilir ve bu sorumlulukların size kişisel hakimiyet ya da güven duygusu kadar ”yük” de getirdiğini idrak edebilirsiniz. Ailenizin yapısında farklılıklar olabilir. Aile büyüklerinizle ilgilenmeniz gerekebilir. Evlenmek ya da boşanmak gibi, kişisel statünüzde değişiklik getiren adımlar atabilirsiniz. Bu dönemde, ait ve sahip olmak kadar sınır koymayı ve son vermeyi de öğreneceksiniz. Unutmayın; Alan değil veren olmak daima güç sağlar. Ama onay ya da saygı görmek için veren kişi de, en az alan kadar bağımlıdır. Eğer başkalarını hoşnut etmek için değil vicdanınızı hoşnut etmek için verirseniz, hem özgür, hem duruma hakim hem de yararlı biri olursunuz.

TERAZİ ve Yükselen TERAZİ: Akrep burcundan geçerken Terazileri ”değer anlayışları ve öncelikleri” konusunda eğiten Satürn, Yay Burcu’nda ilerlerken ”yakınlık kurma biçimlerine ve iletişim anlayışlarına” yeni bir gözle bakmalarına neden olacak. Teraziler, sözleri ve davranışları ile insanlara ayar vermeyi önemserler 🙂 İlişki yönetimi onların hayatlarının merkezindedir. Ama vaatkar olmanın da, beklentili olmanın da bir sınırını koymak gereken zamanlar vardır! Bazen insan başkalarını işine karıştırmadan başının çaresine bakmayı, bazen de başkalarının taleplerine göre değil kendi tercihlerine göre davranmayı öğrenmelidir. Önümüzdeki 2.5 yıl içinde çevrenizi ihtiyaçlarınıza göre daraltacak, sözlerinizi seçerek kullanacak, gerektiği kadar yapıp, gerektiği kadar vereceksiniz. Gücünüzü ilişkileriniz kadar kendinizi de yönetmekten alacaksınız. Bu süreçte, konfor alanınızı korumak için ne kadar fedakarlık yapabileceğinizi kendinize sık sık soracaksınız. Unutmayın; İnsan insana muhtaçtır. Ama kendine yetmeyi bilmeyen insan başkasına da yararlı olamaz ve kendine sınır çizemeyen insan, ”ben” derken ne kastettiğini bilmez.

AKREP ve Yükselen AKREP: Üzerlerinden geçerken Akrepleri ”kendilerini baştan yaratmak” konusunda eğiten Satürn, Yay Burcu’nda ilerlerken ”değer anlayışlarına ve maddi / manevi önceliklerine” yeni bir gözle bakmalarına neden olacak. Akrepler daralmayı sevmezler! İhtiyaç duyabileceklerini düşündükleri her şeyi ellerini altında bulabilmek ve canlarının çektiğini yapabilmek isterler. Önümüzdeki 2.5 yıl içinde ihtiyaçlarınızı kaynaklarınıza göre daraltacak, paranızı, vaktinizi, yeteneklerinizi ”önceliklerinizi dikkate alarak” kullanacaksınız. Yeni bir işe başlamanız, çalışma ya da para kazanma biçiminizde meydana gelecek değişimlere uyum sağlamak için uğraşmanız mümkündür. Konumunuzu korumak için eski yöntemlerin yeterli olmadığını fark edeceksiniz. Bu süreçte ”sevilmeme/önemsenmeme kaygınız” tavan yapsa da kendinizi suni dramalara kaptırmayın 😉 Talep ve sunum biçiminizi elden geçirin. Kendinizi, ”risk alarak ve tehdit oluşturarak” değil, ”güven duyup güven vererek” önemli hissedin. Unutmayın; Değeri zaman içinde değişmeyen hiç bir şey yoktur… Ama öz-değerlerini zaman içinde koruyan insanlar vardır.

YAY ve Yükselen YAY: Akrep’ten geçerken, Yayları ”iç dünyalarını keşfetmek” konusunda eğiten Satürn, Yay Burcu’nda ilerlerken ”benlik tanımlarına ve sınırlarına” yeni bir gözle bakmalarına neden olacak. Yaylar sınırlanmayı sevmezler… Ama sınır yoksa tanım da yoktur! Ve tanımlanamayan hiç bir şeyin elle tutulur bir anlam ya da değer sahibi olması mümkün değildir. Dolasıyla, Yaylar önümüzdeki 2.5 yıl içerisinde ne olmak istiyorlar öyle davranmayı, ne bulmak istiyorlarsa öyle olmayı öğrenecekler. Yalnız manen değil, vücut olarak da güçlenmeye ve fazlalıklarınızdan kurtulmaya yöneleceğinizi müjdelemem lazım 🙂 Satürn’ün en iyi yanı insanı her türlü FİT yapmasıdır. Davranış modelinizin yeni sınırlarını çizerken, bir yandan da güvenlik sınırlarınızı aştığınızı ve güçlü hissetmek için ‘normalde” davrandığınız gibi davranamayacağınızı da göreceksiniz. İş ve özel hayatınızda gelişme sağlamak için, önce kendi tavrınızı elden geçireceksiniz. Unutmayın; Özgürlük, sınırlara saygı ile mümkündür… Ve kendini kontrol altına almayı bilen birini hiç kimse kontrol edemez 😉

OĞLAK ve Yükselen OĞLAK: Akrep’ten geçerken, Oğlakları ”insanlar ve olaylara uygun mesafede durmak” konusunda eğiten Satürn, Yay Burcu’nda ilerlerken ”manevi dünyaya, hayatın elle tutulamayan boyutuna, aynada gördükleri yüzün arka planına” yeni bir gözle bakmalarına neden olacak. Oğlaklar belirsiz sularda yüzmeyi sevmezler… Ama davranış modellerimiz ve seçimlerimiz, kendimize dahi itiraf etmediğimiz birçok eğilim ve bastırıldığı için farklı  yollardan kendini ortaya koyan gizli motivasyonlar ile şekillenir! İçimizde sakladığımız ”zayıf, suçlanmaktan korkan, hayata endişeyle bakan” çocuğu tanımadan, kendimizi tanımamız mümkün değildir. Oğlaklar için, kendilerine itiraf etmedikleri zaaflar ile baş etme zamanıdır. Bu süreçte, ne yapmaları gerektiğine ”alıştıkları yöntemlerle” karar veremedikleri durumlar olabilir. Yön bulmak için, hayatın görülen ve dokunulan dünyadan daha derin bir anlamı olduğuna dair güvenlerini ve bu boyuta teslim olma/direnme eğilimlerini elden geçirmeleri gerekecektir. Unutmayın; Bir insanın kendisi için yapacağı en iyi ilk şey, gölgesi ile yüzleşmek, ikincisi de hayat yolu ile barışmaktır. Varoluş amacına uygun yaşamayı bütün kalbiyle isteyip bu yola teslim olan kişi bir kurban değil, bir görevlidir.

KOVA ve Yükselen KOVA: Akrep’ten geçerken, Kovaları ”sorumluluk anlayışı ve statü kaygısı” konusunda eğiten Satürn, Yay Burcu’nda ilerlerken ”hayatın akışı içinde karşılarına çıkan insanlar, olaylar ve olasılıklara” yeni bir gözle bakmalarına neden olacak. Kovalar meraklı kişiliklerdir. Zira ”aslında risk sevmezler.” Kendi seçtikleri risklerin üzerine gidip, kendi istedikleri alanlarda hayata ve insanlara meydan okumaya kalkışmalarının nedeni, seçmedikleri ve kontrol edemedikleri bir müdahaleye, habersizce yakalanmama arzularıdır 🙂 Ama hayatın ve insanların üzerine bu kadar gitmeye gerek var mıdır? Ya da, insanın diğer insanlarla ve hayatla ilişkisi hep ”baş etmek” kıvamında mı şekillenmelidir? Önümüzdeki 2.5 yıl boyunca, çaresizliği ya da etkisizliği değersizlik ile eş anlamlı görmemeyi öğrenmeniz gerekir. Bu süreç insanları ve olayları manipüle etmeyi seven Kovaları, hayata müdahale etmek yerine gözlemek, dengeyi bozmak yerine dengede kalmak, kendi tercihlerini dayatmak yerine olaylara ve insanlara uygun mesafede durmak konularında eğitecektir. Unutmayın; en büyük risk, hayat değil insanın kendisidir 😉

BALIK ve Yükselen BALIK: Akrep’ten geçerken, Balıkları ”hayat planlarını” elden geçirmek zorunda bırakan Satürn, Yay Burcu’nda ilerlerken ”sorumluluk ve statü anlayışlarına” yeni bir gözle bakmalarına neden olacak. Balıklar olaylara hakim olmaya değil, akıştan etkilenmeden bildiklerini okumaya odaklıdırlar 😉 Her Balık, belirsiz suların özgürlükle eş anlamlı olduğunu ve sınırı çizilip adı konulmuş her durumun, başta insanın kendisini sıkıntıya sokacağını bilir. Ama bazen inisiyatif kullanmak, yön çizmek, kendimize ve bize yönelik beklentilere bir isim ve sınır koymak, eh tabi sonra da bunun gereğini yapmak gerekir :))) Önümüzdeki 2.5 yıl boyunca Balıklar kendilerine ”Ben Kimim?” sorusunu soracak ve yaptıkları tanımın hakkını vermek konusunda çaba göstereceklerdir. Kendinizi bir eleman, bir yönetici, bir eş ya da bir ebeveyn olarak ispat etmeniz beklenecek, beklentilere uygun olmadığınız durumlarda onay almanız da, kendinizden hoşnut olmanız da zorlaşacak, ve bir noktada kendinize ”neden böyle bir duruşu tercih ettiğinizi” sormanız gerekecektir. Unutmayın; kendimize saygı duyabilmek için bazen rahatımızdan bazen de başkalarının gözündeki yerimizden fedakarlık etmemiz ve her iki durumda da sorumluluğu üstümüze almamız gerekir.

kaynak:  junoastrology.com sayfasıdır

Kürk Mantolu Madonna’dan: Bir Vazgeçiş Öyküsünün Başkahramanı Raif Efendi’den 17 Alıntı

Raif Efendi.. 

Bazılarına göre korkak. Hatta o kadar ki Maria’nın bahtsızlığı böyle bir adamı sevmek, Raif’in şansı Maria gibi bir kadın tarafından sevilmek derler..

Bazılarına göre ise yaşadığı doyumsuz saadeti bozmak istemeyen bir aşık.. Korkar çünkü, hadiselere, sevgiye, aşka, hatıralarında bile dokunmaya ürkecek kadar kıymet verir..

Raif Efendi..

1. Esas olan yalnızlıktır..

Esas olan yalnızlıktır..

”Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar.”

2. Ruhlar birbiriyle kucaklaşmak için..

Ruhlar birbiriyle kucaklaşmak için..

”Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ancak birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gidecekti. Bir ruh ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu… Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbiriyle kucaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek, birbirine koşuyordu..”

3. Körler gibi.. Rastgele..

Körler gibi.. Rastgele..

“İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.”

4. İnsanlar birbirlerini ne kadar iyi anlıyorlardı..

İnsanlar birbirlerini ne kadar iyi anlıyorlardı..

Hızlı hızlı otele döndüm. Kahvenin gramofonu ve Suriyeli kadının şarkısı kesilmişti. Arkadaşım yatağına uzanmış kitap okuyordu. Bana yandan bir göz attı:

“Ne o, çapkınlıktan mı geliyorsun?” dedi.

İnsanlar birbirlerini ne kadar iyi anlıyorlardı… Bir de ben bu halimle kalkıp başka bir insanin kafasının içini tahlil etmek, onun düz veya karışık ruhunu görmek istiyordum. Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insani hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!.. Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçındığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatıyla öteye geçiveriyoruz?

5. Boğulacak kadar yalnızım..

Boğulacak kadar yalnızım..

”Berlin’de yalnızsınız değil mi?” dedi.

”Ne gibi?”

”Yani… Yalnız işte… Kimsesiz… Ruhen yalnız… Nasıl söyleyeyim… Öyle bir haliniz var ki…”

”Anlıyorum, anlıyorum… Tamamen yalnızım… Ama Berlin’de değil… Bütün dünyada yalnızım… Küçükten beri…”

”Ben de yalnızım…” dedi. Bu sefer benim ellerimi kendi avuçlarının içine alarak: ”Boğulacak kadar yalnızım…” diye devam etti, ”Hasta bir köpek kadar yalnız…”

6. İnsan ömrü doğumdan ölüme kadar tek bir yoldan ibarettir..

İnsan ömrü doğumdan ölüme kadar tek bir yoldan ibarettir..

“Yılbaşının da sence hiçbir hususiyeti yok mudur?” diye sordum.

“Hayır” dedi, “senenin diğer günlerinden ne farkı var sanki? Tabiat onu herhangi bir şekilde ayırmış mı? Ömrümüzden bir sene geçtiğini göstermesi bile o kadar mühim değil: Çünkü ömrümüzü senelere ayırmak da insanların uydurması… İnsan ömrü doğumdan ölüme kadar tek bir yoldan ibarettir ve bunu üzerinde yapılan her taksimat sunidir…”

7. ‘Aşk’ daha güzel nasıl anlatılabilir ki?

'Aşk' daha güzel nasıl anlatılabilir ki?

“Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum.” dedi. “Bu eksiklik sana değil, bana ait…bende inanmak noksanmış… Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanmadığım için sana aşık olmadığı zannediyormuşum… Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar…. Ama şimdi inanıyorum… Sen beni inandırdın. Seni seviyorum. Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum… Seni istiyorum…İçimde müthiş bir arzu var… Bir iyi olsam!”

8. Çoçukluğumdan beri ilk defa..

Çoçukluğumdan beri ilk defa..

“…Çocukluğumdan beri belki ilk defa olarak, hayatımın sebepsizliğini ve boşluğunu düşünerek içim ezilmeden, “bugün de geçti işte… ve bütün günlerim hep böyle geçecek, sonra da ne olacak sanki, demeden uykuya daldım..”

9. Aşk, mukavemet edilemez bir istektir!

Aşk, mukavemet edilemez bir istektir!

”Benim beklediğim aşk başka!’ dedi. ‘O, bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka, istemek, bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka… Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilmez bir istemek!”

10. Unutamamak..

Unutamamak..

“Bir akşam eve dönerken mahallenin bakkalına uğramış, öteberi almıştım. Tam kapıdan çıkacağım sırada, karşı evin bir odasında kira ile oturan bekarın radyosu Weber’in Oberon operası uvertürünü çalmaya başladı. Az daha elimdeki paketleri yere düşürecektim. Maria ile beraber gittiğimiz birkaç operadan biri de buydu ve onun Weber’e hususi bir muhabbeti olduğunu biliyordum; yolda hep onun uvertürünü ıslıkla çalardı. Kendisinden daha dün ayrılmış gibi taze bir hasret duydum. Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde “bu öyle olmayabilirdi!” düşüncesi yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.”

11. Her zaman bir şeyler noksandır..

Her zaman bir şeyler noksandır..

“Bir şey noksandı, fakat bu neydi? Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidini kesince, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm.”

12. Bizim mantığımızla hayatın mantığı asla birbirine uymuyor..

Bizim mantığımızla hayatın mantığı asla birbirine uymuyor..

”Bir kadın, tren penceresinden dışarı bakabilir, bu sırada gözüne bir kömür parçası kaçar, o ehemmiyet vermeden bunu ovuşturur ve bu minimini hadise dünyanın en güzel gözlerinden birini kör edebilirdi. Göz mü mühim, kömür parçası mı? Asıl hayat teferruattan ibarettir. Bizim mantığımızla hayatın mantığı asla birbirine uymuyor.”

13. Merhamet nedir?

Merhamet nedir?

“…Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki, ne kendimizi bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur…”

14. Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir.

Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir.
”İçinde hakikaten sevmek kabiliyeti olan bir insan hiçbir zaman bu sevgiyi bir kişiye inhisar ettiremez ve kimseden de böyle yapmasını bekleyemez. Ne kadar çok insanı seversek, asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz. Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir.”

15. ”Beni hayatımda hiç, hiç kimse sevmemişti.”

''Beni hayatımda hiç, hiç kimse sevmemişti.''

“Ona hakikaten dargın değildim; asla kızmıyordum. Sadece müteessirdim. ‘Bunun böyle olması lazımdı’ diyordum. Demek ki beni bir türlü sevemiyordu. Hakkı vardı. Beni hayatımda hiç, hiç kimse sevmemişti.”

16. Bazen birileri sizin için herkes olur..

Bazen birileri sizin için herkes olur..

“Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı. Çünkü o, benim için bütün insanlığın timsaliydi.”

17. Hayat..

Hayat..

”Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim.”

kaynak: onedio

Birini ne kadar çok aşağılar yahut dışlarsan, onun durumuna düşme ihtimalin o kadar artar.

opera-on-Shams-Tabrizi[1]

Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın…
Bildiklerini unut.
Gel al eline bir silgi, şu yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla.
Zanlarını, yargılarını, önyargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et…

Gıybet etme sakın, bil ki dedikodu denilen şey mıknatıs gibi kötü enerji çeker.
Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın.
Birini ne kadar çok aşağılar yahut dışlarsan, onun durumuna düşme ihtimalin o kadar artar.
Kainatın matematiğidir.
Bir koyar, bir alır insan.
Bilmeden kendi hesabını dürer
Hiçbir konuda emin olma Kendini ayrıcalıklı sayma.
Konumuna ya da mevkine, ismine veya şöhretine güvenme.
Şu hayatta tüm zahiri kisveler sabun köpüğünden ibarettir.
Nazlı nazlı yükselir köpük, derken pat diye sönüverir. Her zaman başkalarından öğrenmeye açık ol.
En iyi bildiğin konularda bile köşeli düşünme, büyük konuşma.
Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül yahut üç nokta koy.
Açık bir kapı bırak daima.
Ne kadar bilsen de hiç bir zaman yeterince bilemeyeceğini unutma. Tevazudan şaşma.
Ancak o zaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden.
“Bildiklerini Unut” diyor Dost!

Şemsi Tebrizi

ATALARIMDAN GENETİK OLARAK GETİRDİĞİM: BÜTÜN KONTRATLARIMI İPTAL EDİYORUM.

 butterflies_and_hurricanes[1]
Bu bedende iken ettiğim, ve genetik soyumdaki herhangi birine ait olan bütün yeminleri ve bütün  kontratları iptal ediyorum :
Şimdi bu yeminlerin ve kontratların geçmiş, şimdi ve gelecekte tüm zamanlarda, tüm boyutlarda ve tüm mekanlarda  tüm paralel realitelerde, paralel evrenlerde, alternatif realitelerde, alternatif evrenlerde, tüm gezegen sistemlerinde, tüm kaynak sistemlerde, tüm boyutlarda ve Boşlukta geçersiz ve hükümsüz olduğunu ilan ediyorum.
Ruh, lütfen bu yeminler & kontratlar ile ilişkili olan tüm yapıları, araçları, varlıkları, alışkanlıkları veya etkileri salıver. Bunu yaparken ulu ve ilahi varlıklar, melekler, yedinci boyut ve yukarısındaki yükselmiş üstatlar buna eşilk ediyor ve şifalanıyorum.
Kaynak: sonsuz şifa
Cavit Çağ

Wahe Guru: Karanlıktan Aydınlığa Çıkma Meditasyonu…

meditasyon-kisisel-crop[1]

2. Enerji Merkezimiz (Svadisthana)  ilgili bir meditasyon… 

Svadisthana’nın gölge duygularından biri de suçluluk duygusudur. Bu meditasyonla suçluluk duygunuzdan kurtulabilirsiniz. Aynı zamanda korku ve nevrozları da iyileştirir. Kendinizi zor durumda hissettiğinizde sizi bu durumdan alıp çıkarır ve bütün zorlukları sonsuzluğa teslim eder.

İçsel barışınızı sağlamak için Üstat Yogi Bhajan tarafından öğretilen ve 12 adımda yapılan bir meditasyondur.

Evet her zaman ki gibi sırtımız dik olacak şekilde bir yere oturalım: Eğer yerde rahat oturabiliyorsak bağdaş kurabiliriz / dizlerimizin üzerine oturabiliriz veya sandalyede oturabiliriz. Önemli olan rahat oturmanız ve sırtınız dik olmasıdır. Çok hafif çenemizi içe doğru çekiyoruz. Buna “Boyun Kilidi” veya “Çene Kilidi” denir.

Bütün dünyada Kundalini Yoga ve Meditasyon’a başlarken özel bir mantra söylenir:

ONG NAMO GUROO DAYV NAMO (Selam olsun içimdeki sonsuz ve kutsal bilgeliğe) (Okunuşu: “Ong namo guru deyv namo)

Mantramızı 3 kere monoton bir sesle söyledikten sonra meditasyonumuza başlayabiliriz.

  1. Göz kapaklarınız onda bir oranında açık kalsın. Kirpiklerinizin arasından burnunuzun ucuna odaklanın. Bütün meditasyon boyunca burnunuzdan derin nefesler alıp-verin.
  2. Sessizce “Wahe Guru” mantrasını söyleyeceğiz. Bu bir tür Tanrı’ya sesleniş. “Guru bizi karanlıktan aydınlığa çıkaran her şey. “Wa” derken zihninizi sağ gözünüze yönlendirin. “He” derken zihninizi sol gözünüze yönlendirin ve “Guru” derken de zihninizi burnunuzun ucuna yönlendirin.
  3. Başınıza gelen kendinizi kötü hissettiğiniz bir olayı düşünün
  4. İkinci adımda anlatıldığı gibi “Wahe Guru” deyin.
  5. Bu olayda hissettiklerinizi düşünün ve kişiselleştirin
  6. Tekrar ikinci adımda anlatıldığı gibi “Wahe Guru” deyin.
  7. Aklınıza gelen olayda rolleri tersine çevirin.
  8. Diğer insan olup onun açısından da olaya bakın
  9. Tekrar ikinci adımda anlatıldığı gibi “Wahe Guru” deyin.
  10. Diğer insanı ve kendinizi affedin.
  11. Tekrar ikinci adımda anlatıldığı gibi “Wahe Guru” deyin.
  12. Olayı serbest bırakın ve evrene yollayın.

Bu meditasyonu akşam yaparsanız günün bütün suçluluk duygusunu da evrene yollarsınız.

Meditasyonu bitirirken de monoton bir sesle uzun bir SAT NAM (Ben Gerçeğim, Ben o gerçek olanım) deriz.

SAAAAAAAAAAAT   NAAAAM………..

Kaynak: Özlem  Ataman

Karma kaçınılmaz olanı anlatır; özgür irade ise kaçınılmaz olanın şiddetini belirleme gücümüzü.

hqdefault[1]

Karma kaçınılmaz olanı anlatır; özgür irade ise kaçınılmaz olanın şiddetini belirleme gücümüzü. Yaşamak zorunda olduğunuz şeyden kaçmak için mekan da değiştirseniz, o olayın aktörlerini şu ya da bu şekilde saf dışı da bıraksanız yaşamak zorunda olduğunuz karmik deneyimi yine de yaşayacaksınız. Bu sebeple söz konusu karmik bir deneyim olduğunda kaçmak diye bir şey söz konusu değildir. Yapabileceğimiz tek şey bu deneyimle, bilge bir şekilde yüzleşmektir. Bu konudaki bilgelik, yani kefareti olgun, cesur ve suçlamada bulunmadan ödemek, kurtulma korkusundan kurtulmak, yaşanılan deneyimin biz anımsamasak da bir sebebi olduğunu anlamak özgür iradenin kullanılmasını sağlar. Bu sayede bacağınız kırılması gerekirken sadece basit bir burkulma ile kurtulabilirsiniz ama yine de kaza kaçınılmaz bir şekilde yaşanacaktır.

Bu anlattığım çoğu insana muğlak, anlaşılmaz ve sanki inançla ilgili bir şeymiş gibi gelecektir. Sayfamda karma, ruh, reenkarnasyon gibi konularda paylaşım yapmama sebeplerinden bir tanesi bu kavramları anlatabilmek için öncelikli olarak pek çok şeyi anlatmam gerekmesi. Matematiksel bir kesinlik içinde birbirine bağlı pek çok olguyu bir bütünlük içinde kavramadan karmadan bahsettiğinizde, insan ettiğini bulur tarzı basit bir yargıda bulunmuş olursunuz. Karma, bizim irade gösterdiğimiz her şeydir. Her iradi eylem bir dizi başka eylem başlatır. Bu sebeple, geçmişteki iradi eylemlerin sonuçları bugün karşımıza çıkan olayları belirlemektedir.

Ülkemizde ya da kişisel hayatımızda yaşanan tüm olaylar geçmiş iradi eylemlerimizin sonucu olarak yaşanmaktadır. Bu sebeple bu yaşananlar kaçılmazdır; ancak şiddetleri bize kalmıştır. Eğer bu olaylara kişisel olarak ya da elbette daha da iyisi toplumsal olarak bilgece bakarsak, olaydan suçlamalar ve kınamalarla kaçmaya çalışmak yerine bu olup bitenin bir bedel olduğunu ve ödenmesi gerektiğini kabul edebiliriz. Bu bedeli öderken eğer soğukkanlı, karşı tarafı suçlamaktan uzak, HEPSİNDEN ÖNEMLİSİ DE NE OLURSA OLSUN SAĞ DUYU İLE YALNIZCA AMA YALNIZCA DOĞRU OLANI, ADİL OLANI YAPARAK kalırsak o zaman bu yaşananların şiddeti değişecektir. Önemli olan tek şey, acımızın bize yanlış bir şey yapmaya yönlendirmemesi, acımıza rağmen doğru olanı yapabilmektir. Kötü bir eylemin sonuçlarıyla karşılaşırken cesur olmak, cömert olmak, anlayışlı olmak, yanlış hedefe yönelmemek, sabırlı olmak, eğriyi doğrudan ayırabilmek en önemli bilgeliktir.

Bunu toplumsal olarak anlayabilmek çok zor; bunu biliyorum. Yine de söze dökülmesi gerektiği için söze döküyorum

Cem Şen Hocam

Binlerce Yıllık Hint Bilgeliği Hazinesi Bhagavad Gita’dan 25 Öğreti

images[3]

Bhagavad Gita, dünyanın en uzun destanı olarak bilinen Mahabbarata’nın on sekiz bölümünden birisi ve destanın kalbidir. Mahabbarata destanı bize kardeş çocukları arasındaki iktidar ve adalet mücadelesini anlatırken Bhagavad Gita çok daha büyük bir mücadeleyi, insanın korkularına, arzularına ve içindeki karanlığa karşı olan savaşı hoca ve öğrencisinin ağzından anlatır. Bhagavad Gita’da kendinizi, güçlü ve zayıf yönlerinizi görecek, kendi varlığını fethetmenin eşiğinde olan İç Savaşçı’yı hatırlayacaksınız.

1. Ödevin karşısında titrememelisin; çünkü bir savaşçı için haklı bir savaştan daha çok istenecek bir şey yoktur.

2. Bilgeler ne yaşayanlar ne de ölüler için üzülürler.

3. Soğuğu ve sıcağı, zevki ve acıyı veren maddeyle birliktelik geçicidir, gelir ve gider.

4. Doğan biri için ölüm, ölen biri için doğum kesindir.

5. Sonuç için çalışanlara acımak gerek. Sonuç için çalışanlar acınacak durumdadır.

6. Kalbi huzurlu olanın, aklı kısa sürede dengeyi kurar.

7. Zihin duyulara boyun eğdiğinde kavrayış, fırtınada sürüklenen gemi gibi sürüklenir.

8. Bir savaşçı ol ve ruhun baş düşmanı olan tutkuyu öldür.

9. Cahiller eyleme bağlılıklarından eylemde bulunuyorsa, bilgeler de bağlı olmadıkları için, dünyanın iyiliğini arzulayarak eylemde bulunurlar.

10. Değersiz de olsa, kişinin kendi ödevini yapması, başkasının ödevini yapmasından iyidir.

11. İnsanı isteksizce günahı iten, zorlayıcı bir güç olan şey nedir, ey Varşneya?
Hareketin özelliğinden doğan arzudur, gazaptır. Bu her şeyi tüketir ve kirletir. Dünyadaki düşmanımız bil bunu.

12. Başarı, eylemden doğar.

13. Günahkarların en günahkarı da olsan, bilgelik salıyla günahları aşabilirsin.

14. İşleri arzudan arınmış, eylemleri bilgelik ateşinde yanmış olan insan, tüm ermişlerin bilge saydığı insandır.

15. Ne nefret eden ne arzulayan, zıtlıkların dualitesinden kurtulmuş olan kimse ebedi münzevidir, esaretten kolayca kurtulur.

16. Eylemi ödev bilinciyle, ödüllerinden bağımsız olarak yapan bir kişi, bir mistiktir, bir Yogi’dir, ateşten ve gelenekten mahrum kalmaz.

17. Yüce bilgi, yüce sır, yüce saflaştırıcı, erdeme uygun olduğunda sezgisel olarak uygulanması kolaydır ve kalıcıdır.

Yüce bilgi, yüce sır, yüce saflaştırıcı, erdeme uygun olduğunda sezgisel olarak uygulanması kolaydır ve kalıcıdır.
Bu bilgiyi inkar edenler, bana ulaşmadan ölümlü dünyanın yollarına geri döneceklerdir.

18. Vazgeçmek huzura götürür.

Bilgelik, düzenli pratikten daha iyidir. Bilgelikten de daha iyi olan tefekkürdür (meditasyon). Tefekkürden de iyi olan eylemin ödüllerinden feragat etmektir. Vazgeçmek huzura götürür.

19. Hiçbir varlığa karşı kötü niyet taşımayan, dostane ve şefkatli kişi, tutku ve bencillikten uzakta, zevk ve acının dengesinde bulunur ve bağışlayıcıdır.

20. Gunalar; Satva, Rajas ve Tamas’tır. Maddede doğan nitelikler bunlardır. Onlar bedenin içine yerleşmiş yok edilemez sakinleridir.

Gunalar; Satva, Rajas ve Tamas’tır. Maddede doğan nitelikler bunlardır. Onlar bedenin içine yerleşmiş yok edilemez sakinleridir.
  • Satva (uyum, denge), lekesizliği, parlaklığı ve sağlıklı oluşu nedeniyle saadete ve bilgeliğe bağlayıcıdır.
  • Tamas (atalet) ise cahillikten doğmuştur, bedende ikamet edenlere sahte yanılsamalar yaratır. Tembellik, uyuşukluk ve savsaklamanın bağları ile büyür.
  • Rajas (aşırı hareket), arzulu doğasıyla, yaşama susamışlığıyla bağımlılığın kaynağıdır. Bedenin sakinini eyleme yöneltir.

21. Bilgeliğin ışığı bedenin tüm kapılarını aydınlattığı zaman uyumun yükselmekte olduğu bilinir.

22. Cahillik, hareketsizlik, savsaklama ve iç karanlık ataletin artmasından doğar.23. Bu dünyada iki enerji bulunur. Yok olan ve yok edilemez olan. Yok olan tüm varlıklardır. Yok edilemez olan ise değişmez olandır

24. Erdemler özgürleştirir, kurtuluşa götürür. Kötü alışkanlıklar köleliğe.

25. Varlığı bozan bu cehennemin kapıları üçtür; tutkular, öfke ve hırs. Bu nedenle, insan onlardan uzak kalmalıdır.

’BEN’’ DÜNYANIZIN MERKEZİNDEYSE!

11987112_1132749146739629_5059983571818223072_n[1]

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Endişe, kaygı, keyifsizlik, karamsarlık, umutsuzluk, korku, öfke, halsizlik, isteksizlik, yorgunluk, baş dönmesi, uyku bozukluğu, kafa karışıklığı, kendini sevmeme, toplumdan kaçma, dürtüleri kontrol edememe, takıntılar, mükemmeliyetçilik, kısır düşünce döngüleri gibi ruh hallerine, eskiden nevroz adı verilirdi.

Halüsinasyon ya da hezeyan gibi bozukluklar olmaksızın bu bulguları yaşayan kişiye ise, ‘nevrotik’ deniyordu.

1980’lerden sonra nevroz, bir tanı kategorisi olmaktan çıkarıldı ve kapsadığı yakınmaların her birisi, ayrı birer ‘’hastalık’’ olarak tanımlandı.

Takıntı bozukluğu, anksiyete bozukluğu, dürtü kontrol bozukluğu, fobi, panik bozukluk gibi…

Her ne kadar aynı kişide bu belirtilerin birkaçı bir arada görülse de, otoriteler tarafından ayrı ayrı hastalıklar olarak tanımlanmaları, her birinin ayrı ilaçlarla ‘’tedavi” edilmesi girişiminin de önünü açtı.

Bugün sizlerle, nevrotik yakınmalara çok daha gerçekçi ve doğal bir çözüm yolu önerdiğini düşündüğüm, Morita yöntemini paylaşacağım.

Elbette dayandığı derin felsefeyi kısa bir makaleye sığdırmak mümkün olmayacak ama genel bir fikir edineceğinize inanıyorum.

Sigmund Freud’un çağdaşı olan Japon Prof. Dr. Shoma Morita, yazının girişinde sıraladığım ruhsal sıkıntılara, ‘’Shinkeishitsu’’ adını verir.

Dr. Morita’ya göre, Shinkeishitsu yakınmalı insanların en dikkat çekici özelliği, aşırı derecede ”Ben” odaklı olmalarıdır.

”Ben,” dünyalarının merkezindedir.

Örneğin uçağa bindiklerinde, o uçağın aynı rotada sayısız kereler hiçbir kaza yapmadan gidip geldiğini bildikleri halde, içinde kendileri olduğu için düşeceğine inanırlar.

Ya da utangaç bir insan, herkesin kendisine baktığını sanır.

Herkes onu gözetlemekte ve en küçük hatasını bile fark etmektedir.

‘’Bana ne olacak?’’ sorusu sürekli kafalarında yankılanır.

‘Neden bu kadar acı çekiyorum?’’

‘’Eminim hiç kimse benim kadar berbat hissetmiyordur!’’

‘’Mahvoldum!’’

Bu düşüncelerin akışına kapıldıklarında, etraflarına verdikleri sıkıntı ve zararı fark etmezler.

Örneğin uçak korkusu yaşayan kişi, gergin davranışlarının başka yolcuları nasıl etkilediğini görmez.

Çünkü dikkati, yalnızca kendisine odaklıdır.

Kendisini dinleyen, rahatlatan, şefkat gösteren birisini bulduğunda ona yapışıp, sonu gelmez yakınmalarla karşısındakini canından bezdirir.

Aslında hepimiz zaman zaman, bu tür düşünce ve davranışlar sergileriz.

Hangimiz, başarı ya da başarısızlıkları çok abarttığımız anlar yaşamamıştır ki?

Ya da bazen kendimizi, ilişkilerimizi sorgularken aşırıya kaçar; her davranışın arkasında gizli nedenler ararız!

Sorun, bu durumun sürekli ve aşırı boyutlarda yaşanmasıdır!

Böyle durumlarda bir süre sonra, kendini yargılama, suçlama ve başkalarıyla karşılaştırma başlar!

Korkuları, endişeleri, takıntıları ve utançlarından dolayı, kendilerine kızarlar!

Yıkıcı tutumları, kurtulmaya çalıştıkları sıkıntıları büyüten, geliştiren hormonlu bir gübredir adeta.

Korku, takıntı, utangaçlık ve panik, giderek devleşir.

Dr. Morita, ruhsal sıkıntılardan ‘’kurtulmaya çalışmanın,’’ dikkati büsbütün onlara odaklayacağını ve beklenenin tam tersi sonuçlar vereceğini söyler!

Kişi giderek, günlük hayattan, sorumluluklarından ve ilişkilerinden kopmaya başlar.

Bozulan ilişkileri, iş hayatı ve sağlığı nedeniyle, kaçmaya çalıştığı ruhsal sıkıntılarının artması kaçınılmaz hale gelir!

İşte size tam bir kısır döngü!

Dr. Morita, duyguların değil davranışların yönetilebilir olduğunu söyler.

Doğru olan, duyguları olduğu gibi kabul edip, davranışlarımızı yapılandırmamızdır.

Çözüm için ilk olarak, günlük yaşamımızı düzene koymamızı önerir.

Yemeğimize, uykumuza dikkat etmek, yavaş yavaş da olsa fiziksel egzersizi hayatımıza sokmak gibi.

Her gün en az 2 dakika süreyle bizi gerçekten güldürüp neşelendirecek bir aktivite, yaşantımızın parçası olmalıdır.

Örneğin ben, hemen her gün mutlaka kısa komik videolar izlerim; moralim ne kadar bozuk olsa da!

İkinci önermesi, akılcı ve tarafsız bir sorgulamayla, yaşadığımız sorunların hangilerinin kontrol edilebilir, hangilerinin kontrol edilemez olduğunu ayrıştırmaktır.

Yaşlılık, ölüm gibi kontrolümüz dışında olan sıkıntılar kabullenilmeli, kontrol edilebilir olanlar içinse çözüm planları yapılmalıdır.

Çözümler, küçük ama sürekli adımlarla hayata geçirilmelidir.

Zihnimiz, yaşadığımız andan uzaklaşıp geleceğe yönelirse endişe ve geçmişe giderse keder üretir.

Bu durumun önüne geçmek için dikkati odaklama ve farkındalık egzersizleri öğrenilmelidir.

Ve gelelim en önemli önermeye: Yaşam Amacı!

Anlamlı bir yaşam amacına sahip olmak, kişiyi ‘’Ben’’ odaklı olmaktan kurtarır!

Amaç, etik yani insani değerlerle ve zarar vermeme ilkesiyle uyumlu olmalıdır!

Kendi dar dünyalarının sınırlarını aşmalarına yardımcı olacak anlam ve büyüklükte yaşam amaçlarına sahip olan insanlar, nadiren Shinkeishitsu rahatsızlığına yakalanırlar.

Eğer bu yazıda söz edilen sorunlardan mustaripseniz, mutlaka sizin de, sadece kendinize ve ailenize değil, tüm insanlığa ve hayata değer katan bir yaşam amacınız olsun!

Bu amaç, dünyadaki acıları ve çirkinlikleri azaltsın!

Mutlulukları ve güzellikleri çoğaltsın!

Her türden ayrımcılığı, dar düşünce kalıplarını, ön yargıları, kabalığı, dogmayı yıkın!

Yaşamı keşfedin!

Merak edin, öğrenin, gelişin!

Öyle anlamlı bir yaşam sürdürün ki, sizin için ‘Shinkeishitsu,’ kısa bir süre sonra unutacağınız egzotik bir sözcükten ibaret olsun!

Sürekli Şikayet Edip Kurban Rolü Oynamaktan Vazgeçin…

12006145_1667901000120368_5506161346934780055_n[1]n

 

Ya Olduğu Gibi Bırakın

Ya Değiştirin

Ya da Kabullenin

Bunun dışında tüm seçenekler deliliktir…

“Kötü insanlara hissettiğin öfkeyi yanındaki doğru insanlara kusma!”

images[4]

“Kötü insanlara hissettiğin öfkeyi yanındaki doğru insanlara kusma!”
(Sadi Şirazî)

Zor Olanın ‘İnsan Olmak’ Olduğunu Vurgulayan Mevlâna’dan Şu Günlere Işık Tutacak 16 Söz

Mevlana, günümüzde insanların muhtaç olduğu sevgi, birlik ve barışı eserlerinde en güzel şekilde dile getirmiştir. Yaratandan ötürü yaratılmışı seven ve hoş gören bu yüce kişiliğin fikirlerinin sevgi, barış ve kardeşliğe hasret olan dünyamızda yayılmasına ihtiyaç vardır.

Mevlâna “savaş” konusunda ilgililere şöyle seslenir:

1. İnsanların savaşı, çocukların kavgasına benzer. Hepsi de anlamsız ve saçmadır.

2. Sopa, mademki savaş ve kavga âletidir; ey kör, o sopayı kır, paramparça et!

3. Ben iyiyle, kötüyle kavga edemem; kavga ile işim yok! Savaşmak şöyle dursun, gönlüm barışlardan bile ürkmekte.

Savaş kelimesinden ve hattâ savaşı çağrıştırdığı için “barış” kelimesinden bile ürktüğünü söyleyen Mevlâna, yine insanın hem cahil, hem de elinde silahı bulunması halinde bunun bir felâket olacağını belirtir ve şöyle der:

“Delinin elinden silahı al da adalet ve barış, senden razı olsun! Fakat elinde silahı olur, aklı da bulunmazsa bağla elini; yoksa yüzlerce zarara yol açar.”

Hepimiz de Bir Tek Kişiyiz

4. Beri gel, daha beri; bu yol vuruculuk nereye kadar böyle? Bu hır gür, bu savaş nereye kadar? Sen bensin, ben senim işte

5. Allah’ın ışığıyız, Allah’ın sırçası. Kendi kendimizle bunca savaşımız, bunca inatlaşmamız da ne? Aydınlık, aydınlıktan ne diye kaçar böyle?

6. Sağ el, ne diye kendi solunu hor görür? Her ikisi de senin elin değil mi ki; uğurlu ne demek, uğursuz ne demek?

7. Biz, hepimiz aynı mayadanız; aklımız da bir, başımız da; fakat şu beli bükülmüş göğün altında iki görür olup kalmışız.

8. Haydi, şu benlikten geç, herkesle karış, kaynaş. Kendinde kaldıkça bir habbesin, bir zerresin ancak; fakat herkesle birleştin, kaynaştın mı ummansın, mâdensin.

9. Canı da bir bil, bedeni de; fakat sayıda yüzbinlercedir. Hani bademler gibi; hepsinde de aynı yağ var.10. Dünyâda nice diller var; ama hepsi de mânâ bakımından bir; kapları kırıp döktün mü su, bir olur gider.

Dünyâda nice diller var; ama hepsi de mânâ bakımından bir; kapları kırıp döktün mü su, bir olur gider.

11. Mevlana günümüzde ayrılık çıkaranlara da asıl görevlerini şöyle anlatır:

“Ayırmak değil bizim işimiz, birleştirmektir.”

12. Yine ayrılığın kaldırılıp birliğin sağlanmasını şu şekilde ifade eder:

Yetmiş iki millet sırrı bizden dinler, “ney”e benzeriz
İki yüz mezhep ehliyle biz aynı perdedeyiz
Hacetler kıblesiyim, gönüller Kâbe’siyim ben.
Cuma mescidi değil, İnsanlık mescidiyim ben
Bir canım ben, lâkin yüz bin bedenim
Canım canına karıştı, artık ben senim
Ne varsa cancazım seni inciten
İncitir beni de bil ki derinden.

13. İnsanların birbirinin kıymetini bilmesi konusunda:

Gel de birbirimizin kadrini bilelim; çünkü ansızın ayrılacağız birbirimizden.
Mâdem ki inanan, inanç sahibinin aynasıdır; mâdem ki bu böyle; ne diye aynadan yüz çeviriyoruz?
Ulular, dosta can fedâ ederler; köpekliği bırak; biz de insanız.
Kul hüvallah’ları, Kul eûzü’leri ne diye birbirimize okuyup üflemeyiz?
Garezler dostluğu karartır; ne diye gönülden söküp atmayız; sürüp çıkarmayız garezleri?
Bâzı bâzı, ben öleceğim diye gönlüm hoşlanıyor. Ne diye ölüye taparız; neden birbirimizin canına düşman kesiliriz ki?
Ölümümden sonra, biliyorum, uzlaşacaksın, barışacaksın bizimle; fakat bir ömür boyunca gamınla sınanıp duruyoruz biz?
Şimdi öldüm say da barış benimle; zâten teslim oluşta ölülere benzeriz biz.
Mezarımı öpmek istiyorsun; neysek gene oyuz biz; gel de yüzümü öp şimdi.
Ölü gibi sus a gönül; zâten bu dil yüzünden varlıkla töhmetliyiz biz.

14. Hatasız dost arayanın dostsuz kalacağını da şöyle dile getirmiştir:

Eğer dostlarınızın kötülüklerini size anlatırlarsa, sizin onları yetmiş kere hayırla ve iyi niyetle tevil etmeniz gerekir. Onu açıklamaktan tamamıyla âciz kaldığınız zaman, “Bunun sırrını o bilir” deyiniz ve konuyu kapatınız ki dünyada dostsuz kalmayasınız. Çünkü ayıpsız dost arayan, dostsuz kalır.

15. Mevlâna’nın yedi öğüdü dostluk ve barış için çok önemlidir.16. Sonunda bütün insanlığı Allah’ın rahmetinden ümit kesmemeye ve tek Allah inancında birlik olmaya çağırır:

Gene gel, gene gel, her neysen, ne etmişsen gene gel; kâfirsen, ateşe tapıyorsan, puta tapıyorsan gene gel. Bu bizim kapımız, bu bizim eşiğimiz, ümitsizlik kapısı, ümitsizlik eşiği değildir; yüz kere tevbeni bozmuşsan gene gel.

Vazgeçmek…

12002326_10206399479698003_3127991371604969728_n[1]

Herkesin bu hayatta çok istediği tutkuyla parçası olmaya can attığı hayaller, arzular, istekler vardır. Bu istekler herkes için farklı önemde ve değerdedir. Denizi kenarında harika bir ev, yurtdışı bağlantılı seyahati bol bir iş, güzel bir yuva kurabileceği varlıklı bir sevgili, sağlıklı bir bebek, spor bir araba, yelkenli bir tekne bu örneklerden küçük bir kısmıdır.

Hep istersiniz, defalarca adım atarsınız ama bozuk plak gibi hep başladığınız yerde bulursunuz kendinizi. Bir türlü istediğiniz hedefe ulaşamazsınız. Sanki kaderin ağları o hedefin etrafını sarmış ve siz çaba sarfettikçe ulaşması zorlaşmıştır. Anlam veremezsiniz, isyan edersiniz. Neden ben? Neden olmuyor? Neden başaramıyorum diye kendinizi sorgulamaya başladığınız an, ona ulaşmanızın yolları azalmaya başlamış demektir. Eğer ne yapsanızda olmuyor ise, o hedefe ulaşmanız belki size hayırlı değildir, belki zamanı değildir, belki de sizden daha güçlü enerjiler elde etmeyin diye önünüze blokajlar koymuşlardır. Bu blokajların bir kısmı Nazar denilen enerjilerden, bir kısmı Egonun devreye girmesinden bir kısmı da ulaşılmak istenen şeyin savunma mekanizmasından kaynaklanmış olabilir.

Hedefinize ulaşmanızı engelleyen blokajların veya negatif enerjilerin görevi sizin ile satranç oynayan biri gibi kazanmanızı ve başarmanızı engelleyecek her adımınızın önünü kesmektir. Bu blokajlar sizin takıntı derecesinde, sahip olmayı çok istemeye başladığınızda devreye girer siz o hedefe ulaşamadığınızda veya Vazgeçtiğinizde sona erer.

Çamura saplanmış bir otomobil düşünün. Eğer siz gaza yüklenir durursanız lastiklerin tutunmaya yarayan dişerinin araları çamur dolar ve araba patinaj yapmaya başlar. Patinaj yaptıkça da gömülür. Yapılması gereken şey arabadan inip onu ittirmek, yardım beklemek, lastiğin altına tahta veya başka tutunacak malzeme bularak o arabayı saplandığı yerden çıkarmaktır. Kısaca gaza yüklenmekten vazgeçmek farklı yöntemlere yönelmek, başka yönlere fokuslanmaktır.

Sabit fikir, takıntı veya fazla arzu, Egoya bu konuda tehlike var aman dikkat mesajları gönderir. Egonun ana görevi sizi bulunduğunuz yaşam çerçevenizde, daha önce belirlemiş olduğunuz güvenli bölgede sizi tutmaktır. Ego değişime ilerlemeye direnç göstermek için programlanmıştır. Primitif bir yapıya sahiptir. Siz beğensenizde beğenmesenizde şu an yaşamış olduğunuz hayat Ego için yaşanabilir ortamdır ve burada siz hayatta kalabilmektesinizdir. Yeni bir çerçeve, ilerleme, yeni bir istek Ego için tehdittir. Hele ki çok istemek Egoyu kırmızı alarm moduna sokar. Ego hemen hedefe ulaşamamanız için tüm imkanları seferber eder. Arabanın geçeceği yolu sulamaya ve çamuru derinleştirmeye başlar ki siz daha gazla o yolda ilerleyemeyin.

Nazar enerjisi de hemen hemen böyledir. Siz eğer herşeyinizi, tüm hayallerinizi başarılarınızı, atacağınız adımları, daha olmadan, daha gerçekleştirmeden, herkese anlatıyorsanız, ister istemez nazar enerjilerini göreve çağırmış olursunuz. Davulun sesi uzaktan kulağa hoş gelir. Kimse sizin ne kadar fedakarlık ettiğinize, nelere katlandığınıza, neler çektiğinize bakmaz. Onlar için, şu an onlarda olamayan yaşamınız, onların hedefleyemediği hayalleriniz ve içinde yaşadığınız hayatta onlarda olmayan imkanlarınız önemlidir. Kişi dengede değilse, kıskançsa, kendinde yok olan birşey sizde varsa keşke benimde olsa diye içinden geçirirse nazar enerjisini aktive eder. Sizden daha iyisine sahip olan birinin size hiç nazarının değdiğine şahit oldunuz mu?

Hayalleriniz, umutlarınız ve beklentileriniz başkalarınınkinden daha iyiyse, ve hele ki sizin onları gerçekleştirme potansiyeliniz de varsa, sizin Egonuz engelleme faaliyetlerine destek olacak yeni ve güçlü bir ortak bulmuş olur. Nazar.

Vazgeçmek, o hedefe artık ulaşma takıntısından kurtulmaktır, Ona ulaşmak için artık yol katetmeye çalışmamak demektir. Egonun bu konu ile ilgili faaliyet göstermesinin gereğinin kalmaması demektir. Başkasına artık anlatmayacağınız ya da başaramadı diyerek nazar enerjisinin sonlanması demektir.

Hedefi elde etme arzusu, takıntısı ortadan kalktığından bunu engelleyecek tüm blokajlar tamamiyle ortadan kalkar. Blokajlar ortadan kalktığında eğer sizin hayrınıza ise, o çok istediğiniz ve artık vazgeçtiğiniz şey bir bakarsınız artık sizindir. Bir an olur dersiniz ki ben bunu zamanında ne şok istemiştim de elde edememiştim. Ama artık o sizindir.

Bu noktada kritik bir husus vardır. Hayrınıza ise gelsin, Hayrınıza ise olsun. Ben dileyeyim, çok isteyeyim sonra vazgeçeyim de olsun prensibi her zaman çalışmaz. Bu prensip sadece eğer o şey sizin hayrınıza ise ve sizin dışınızda farklı enerjiler tarafından önünüz bloke ediliyorsa işe yarar. Bazen olmuyorsa, İlahi sistemde sizin için o şeye sahip olmamanız gerekiyordur. Zorlamayı, Kabule geçin ve Akışa bırakın…

Hayatta en önemli şey hayrınıza olan şeyleri, güzellikle, sağlıkla, mutlulukla, huzurla ve ilahi aşkla yaşayabilmektir. Gerçekten çok istediğiniz arzu ettiğiniz şeyleri, gerçekleştirmeden herkese anlatmayın. Takıntı, kuruntu vesvese yapmayın. Hayatın her anı kıymetli ve değerli. Kendi değerinizin, güzelliğinizin, kabiliyetlerinizin, sağlığınızın aklınızın farkına varın ve İyi ki varım. Ben çok değerliyim deyin. Sevgiyle Serkan Sorguç ŞifaChi

Belki de bir savaşa son vermek, ancak; savaştığınla şefkatle sarıldığında mümkün!

11986534_10203854504723325_983810725473790450_n[1]

Sevgili Dalia Maya’dan ne zamandır  bir yazı paylaşmak istiyordum. Bu yazı denk geldi iyi ki de geldi. Her sözüne, her kelimesine KATILIYORUM. Bu yazıyı aten okuyun ama bunun dışında kendisinin hem facebook hem twittwer hesabını takip etmenizi öneririm. Hayata bakış açısı ve sizi besleyen fikirleryle önünüze ışıl ışıl yollar açacaktır.

İyi ki varsın Dalia’cım seni çok seviyorum.

Anette

Pazar akşamı bayram! Bu ortamda bayram nasıl kutlanır? Kinin, insan -demeye dilim varmıyor- güruhlarının içinden bir volkan gibi patladığı, öfkenin kan kustuğu, gözü dönmüş kalabalıkların gencecik bedenlere döner bıçaklarıyla saldırdığı, vurduğu, kırdığı, kardeşin kardeşi yaktığı, iç savaş çığlıklarının atıldığı; kimin terörist, kimin yargıç, kimin katil, kimin cellat olduğunun bellli olmadığı, memleketin ölüm koktuğu bu ortamda nasıl kutlanır bayram? Hem de öyle bir bayram ki, Yıl Başı! Yahudilerin yılbaşı. Yılbaşı olması itibarıyla da Yaşam Başı! Bilmeyerek de olsa geçmiş yıl içinde yapılmış hatalardan, günahlardan af dilenerek, kendini tamir etmeye (tikkun olam diyoruz biz buna), daha iyi bir insan olarak yaşamaya açılan bir kapı gibi.. Ölümün değil, yaşamın kutsanmasıdır bu.

Nasıl kutlanır bu bayram böyle bir ortamda?

Belki de en çok şimdi kutlanır!!!
(İkinci Dünya Savaşında kamplarda ne olursa olsun, bir parça fazla kuru ekmek ile bile olsa kutlanmaya çalışıldığı gibi…) Vatanımızın üstüne kapanmış karanlık bulutlara rağmen, belki de en çok şimdi gerekiyor yaşamın kutsanması.
Belki de en çok şimdi, ölüm değil yaşam konuşulmalı.
Belki de en çok şimdi yükselmeli bir dua yüreklerden.
Belki de en çok dua ederken hatırlıyor insan insanlığını, arınıyor düşmanlıklardan, belki de en çok bayram günleri anlıyor insan neşenin içinde, kimsenin kimseden bir farkı olmadığını, aynı kaseden kaşıkladığımız gibi elma reçelimizi, Türk’ü, Kürdü, Alevisi, Ermenisi, Lazı, Rumu, eşcinseli ve daha niceleri…. aynı topraklardan beslendiğimizi, aynı sudan giderdiğimizi susuzluğumuzu, aynı hava ile nefes aldığımızı ve er ya da geç aynı topraklara karışacağımızı….
Belki de şimdi… her şeye rağmen, ya da tüm bu yaşanmakta olanlara en doğru cevap -yürekler dağlanırken alev alev acılarda- hep birlikte bir bayram kutlamasına dönüştürmek, kardeş kardeşe kavuşmak ve sarılmak gerek en çok.
Belki de bir savaşa son vermek, ancak; yemeğini savaştığınla aynı kaseden kaşıkladığında mümkün!
Belki de bir savaşa son vermek, ancak; savaştığınla şefkatle sarıldığında mümkün!

Dalia MAYA