PAULO COELHO DAN İNCİLER…

images[2]
1. Elveda diyecek kadar cesursan, hayat seni yeni bir merhaba ile ödüllendirir.
2. Hiç yenilmemiş insanlar vardır. Onlar hiç savaşmamış olanlardır.
3. En iyisini sonraya saklamayın. Yarının ne getireceğini bilemezsiniz.
4. Başkalarını memnun etmek için yaşarsan herkes seni sever, kendin hariç.
5. Başkalarının ne düşündüğü önemli değil çünkü her halükarda yine aynısını düşünecekler.
6. Zamanını satabilirsin, ama geri satın alamazsın.
7. Bizi seven insanlar var, sadece nasıl göstereceklerini bilmiyorlar.
8. Hayatın sırrı, onsa, yedi kere düşüp, sekiz kere kalkmaktır.
9. Bir hayali gerçekleştirmeyi imkansız kılan tek şey vardır; başarısızlık korkusu.
10. Hayatın, insanın iradesini test etmek için pek çok yolu vardır, bazen hiçbir şey olmaz ya da her şey birden olur.
11. Bir gün kalkacaksınız ve hep hayal ettiğiniz şeyleri yapmaya vakit kalmamış olacak. Şimdi tam zamanı. Harekete geçin.
12. Sadece güneşli günlerde yürürseniz, hedefinize asla varamazsınız.
13. Tekne limanda güvendedir. Ama teknenin amacı bu değildir.
14. Affet ama asla unutma yoksa tekrar yaralanırsın. Affetmek bakış açını değiştirir, unutmak ise aldığın dersi kaybettirir.
15. Ok ancak geri çekerek atılır. Hayat seni zorluklarla geri çekiyorsa, seni daha büyük bir şeye fırlatacağı içindir. Nişan almaya devam et.

Başkalarının Ne Düşündüğünü Umursamamanız İçin 12 Mantıklı Sebep

Özellikle Türkiye’de hepimiz istemeden de olsa böyle yaşamıyor muyuz? Anne babamız ne der? Akrabalar ne der? Mahalleli ne der?… Diye diye kısacık ömrümüzü başkalarının iki dudağına mahkum ediyoruz. Ondan değil midir mutsuz insanlar olmamız? Ondan değil midir hayallerimizin peşinden bir türlü koşamayışımız?

1. Bu sizin hayatınız, kimseyi ilgilendirmez

Bu sizin hayatınız, kimseyi ilgilendirmez

Kısaca işin özeti bu aslında. Her ne kadar yaşadığımız toplumda bunu diyebilmek biraz cesaret işi olsa da cesaretle yapmamız gereken şey bu. Bu hayat sizin, onu başkalarının tahakkümüne mahkum etmeyin.

2. Sizin için neyin iyi olduğunu sizden daha iyi kimse bilemez

Bu hayatı yaşayan, içinde olan, tüm sorunlarla yüzleşen sizsiniz. En özeline kadar her şeye hakim olan yine sizsiniz, dolayısıyla sizin için neyin iyi neyin kötü olduğunu bir başkasının bilmesi mümkün değil, bu kişiler anne babanız olsa bile. Dolayısıyla hayatınızı yaşarken en iyisini bilen kişinin dediklerini yapmaya özen gösterin.

3. Başkası için çok doğru olan bir şey sizin için tamamen yanlış olabilir

İnsanlar sizi tamamen genel doğrulara göre yargılayacaktır. Kendilerine iyi gelmiş şeylerin size de iyi geleceği varsayımıyla hareket edeceklerdir. Oysa onlarda işe yarayan şeyin sizde de işe yaraması diye bir şey söz konusu bile değildir. Onun için boş verin onların tecrübelerini, siz kendi tecrübelerinizi edinin.

4. Sizi hayallerinizin peşinde koşmaktan alıkoyar

Belki de en önemli şey bu! Başkaları ne der diye bir hayat kurmak sizi yapmayı en çok istediğiniz şeylerden bile uzak tutabilir. Hayallerini gerçekleştiremedikten sonra kime göre yaşarsan yaşa ne kıymeti var?

5. Kararlarınızın sonuçlarından etkilenecek olan sizsiniz, onlar değil

Başkaları ne der diye hareket edip zarar görürsen, kimseden hesap soramazsın. Kimse bu konuda sorumluluk almaz. O halde sonuçları seni direkt olarak etkileyecek şeylere neden hiç sorumluluğu bulunmayan insanları dahil edesin ki?

6. İnsanların düşünceleri günden güne değişebilir

Hepimiz değişiyoruz, fikirlerimiz, düşüncelerimiz günden güne farklılaşabiliyor. Dolayısıyla eğer “kim ne der” üzerine bir hayat kurarsan insanların değişim hızına yetişemeyebilirsin. En iyisi kendini baz almak, kendi hızına göre yaşamaktır.

7. Hayat kısa…

Bunu demezsek olmazdı. 3 günlük dünyada, ortalama 65 yılı neden başkalarının ağzına bakarak yaşıyorsun ki?

8. Ne ekersen onu biçersin

Yani işin özü arkadaşım, kararlarının sorumluluğu da, sonuçları da seni bağlar. 2 satırlık adamları niye ömrüne musallat ediyorsun ki?

9. Diğerleri senin kafa yorduğun kadar kafa yormuyor

Sen hayatın hakkında bir karar verirken belki aylarını harcıyorsun, peki ama niye 2 dakika düşünmeyen insanların düşüncelerine göre davranasın ki? Seni kim senin kadar önemseyebilir? Kim senin kadar kafa yorar senin hayatına?

10. Etrafınıza özgürlüğünüzü yok edecek duvarlar örüyorsunuz

Etrafınıza özgürlüğünüzü yok edecek duvarlar örüyorsunuz

Bir kere başkalarının düşüncelerine göre yaşamaya başladınız mı, etrafınıza ördüğünüz “el alem ne der?” duvarı her geçen gün yükselir. Sonra bir bakmışsın saçma sapan kısıtlamalar, sınırlar içerisinde yapayalnız debeleniyorsun.

11. Bir süre sonra başkaları için yaşamaya başlarsınız

Bir süre sonra artık yaşantın başkalarının şekillendirdiği acayip bir şeye dönüşür. Her denileni kafaya takmaya, her söyleneni yapmaya çalışırsın. Bu seni yorar, yıpratır ve köleleştirir. Kendini sürekli ikinci plana atmaya başladığını fark edersin.

12. Sonuç olarak “herkesi memnun etmek” diye bir şey mümkün değil

Ne yaparsan yap, nasıl davranırsan davran yaptıklarını beğenmeyen, değiştirmek isteyen birileri olacaktır. Sen kendini mutlu et yeter!

kaynak: onedio

Sadece Kız Babası Olanların Anlayabileceği 19 Şey

Dünya üzerinde kendisinin en yakışıklı, en güçlü olduğunu düşünen, onun gibi birisini bulmak için çabalayan, kendisini pencerelerde bekleyen ve kapıdan girdiğinde koşarak boynuna atılan birinin olduğunu bilmek… Baba olmak başlı başına apayrı bir hissiyatken bir de bunu kız evlat taçlandırmak. İşte kız babası olanların bildiği veya ileride bilecekleri 19 şey.

1. Haddinden fazla kıskanç olmak

Haddinden fazla kıskanç olmak
Küçük prensesine kimseyi yakıştıramamak, hep çok daha iyilerini hak ettiğini düşünmektir.

2. İki aşk arasında kalmak

Eşinin aşkının yanına kızının deli dolu aşkını da eklemektir.

3. Naz çekmeye alışmak

Belki eşine söylenerek çektiği nazları seve seve, güle oynaya çekmektir.

4. Gerçekten baba olduğunun farkına varmak;

Türk insanına göre bir erkek kız babası olmadan gerçekten baba olduğunu anlayamazmış.

5. Kendisini koşulsuz sevecek birinin varlığını bilmek

Başka sevgiye benzemez kız evlat sevgisi. Tamamen koşulsuz, tamamen içten kopup gelen.

6. Bir türlü büyüyemeyen bir evlada sahip olmak

Babalar için erkek evlat gibi değildir kız evlat, kaç yaşına gelirse gelsin büyümez, büyüyemez.

7. “Kız babası olmak kolay mı lafı”nın birçok şeyi açıklaması

Çalışmalarının, birikim yapmalarının, çocukları için akla gelmeyecek şeyler peşinde koşmalarının hep bir izahı vardır; kız babası olmak kolay mı?

8. Evladının bir ömür boyu kendinden izler taşıyacağını bilmek

küçükken, büyüdüğünde, evlenme yaşına geldiğinde, anne olduğunda hep sizden izler taşıyacağını bilmek, ona göre davranmak, yaşamaktır.

9. Kocaman parmaklarla küçücük fincanların kulpundan tutmak

İri cüssesiyle yere oturmak, kızının doldurduğu hayali çayı küçücük fincandan keyifle içmek, nefis olmuş eline sağlık demektir kız babası olmak.

10. Pembe ve tonlarını sevmek

Pembe ve tonlarını sevmek

Ömrü boyunca siyah giymiş bir adamın pembe ve tonlarına hakim olması, oyuncak, giysi, kırtasiye seçiminde buna uygun davranmasıdır.

11. Saç taramayı, toplamayı öğrenmek

Yıllardır eline tarak almamış, ömrü boyunca kısa saçlı olmuş bir erkeğin kısa süre içinde saç taramayı ve toplamayı öğrenmesi, bu işi annesinden iyi yapması demektir.

12. Barbie, Bratz, Winx, Çilek Kız, vb. şeylerin çok şey ifade etmesi

Başkalarının Bratz ne?, Winx ne? dediği şeyleri gün gün takip etmek, yeni çıkan modelleri hemen almak demektir.

13. Kızını evlendirirken tarifsiz bir acı yaşamak

Bir yanda onun mutluluğu ile mutlu olmak, bir yanda gidişine üzülmek, küçük bebeğinin büyüdüğünü ilk defa anlamak… Yaşamayanın bilemeyeceği garip bir ruh hali ve dalgalanma.

14. Dünya üzerinde en az bir kişi için dünyanın en yakışıklı erkeği olmak

Sizden başka kimsenin yakışıklı olabileceğine ihtimal vermeyen biri.

15. 20 yıl sonrası için bugünden planlar kurmak

Bebeğini kucağına aldığı ilk andan itibaren geleceğe dönük 20-30 yıllık planlamalara başlamaktır.

16. Birinin kralı olmak

Beyaz atlı prens değil, kral olmaktır.

17. Katı kurallara sahip olmak

Kızımla Çıkmanın Kuralları

1- Bir iş bul

2- Seni sevmediğimi anla

3- Ben her yerdeyim

4- Onu üzersen, ben de seni üzerim

5- Eve 30 dakika erken getir

6- Kendine bir avukat bul

7- Yalan söylersen, anlarım

8- O benim prensesim, senin zaferin değil

9- Hapse geri dönecek olmam umurumda değil

10- Ona her ne yaparsan aynısını sana yaparım

18. Hangi devirde, unvanı ne olursa olsun benzer şeyleri düşünmek yaşamak

…Eğer kızımla ilişkilerinizi sürdürmek istiyorsanız, ona ‘kur yapma’ tarzınızdan vazgeçmeniz gerek. Gayet iyi biliyorsunuz ki henüz verilmiş bir evlenme sözü yok ve hiçbir şey belli değil. Laura usulüne uygun şekilde nişanlınız olsaydı da, bu işin uzun vadeli olduğunu unutmamanız gerekirdi. Fazla samimiyetin yol açacağı davranışlar da burada uygunsuz kaçıyor. Çünkü bu durumda iki sevgilinin birbirlerine güçlü arzular duydukları halde aynı yerde oldukça uzun süre birbirlerine yaklaşmadan yaşamaları gerekiyor.

19. Ve onun mutluluğu için her şeyi yapabilmek…

kaynak: onedio

Ünlü Astrofizikçi Neil Tyson’dan Yaşamı Anlamlı Hale Getirmeye Niyetli 17 Ufuk Açıcı Söz

irçoklarımızın hayatına Cosmos: Bir Uzay Serüveni serisi ile girdi Tyson. Edindiği entelektüel birikim, olaylara bakış açısı ve aklındakini en basit haliyle, herkesin anlayabileceği şekilde ve mizahi bir tatla aktarabilmesi sayesinde de bir anda hepimizin sevdiği bir idol haline geldi.

Dün de -5 Ekim 1958- Amerikalı astrofizikçi Neil deGrass Tyson’ın doğum günüydü.

Düşündük ki, onun bu güne kadar söylediği en değerli ve ufkumuzu açan sözlerini bir araya getirmek için çok güzel bir gün!

#1

Bilimin güzel tarafı ona inansanız da inanmasanız da gerçek olmasıdır.

#2

#2

Yolda bir solucan var, yanından geçip gidiyorsun. Solucan senin kendini akıllı olarak değerlendirdiğini biliyor mu? Solucan, senin aklın hakkında herhangi bir fikre sahip değil. Çünkü sen, solucandan çok daha akıllısın. Bu sebeple de, solucan, kendisinden daha akıllı bir şeyin yanından geçtiğinin farkında değil. Bu da beni ayni konseptte düşünmeye itiyor – acaba bizim yanımızdan da üstün varlıklar geçip gidiyor olabilir mi diye. Belki de onlar da bizimle ilgilenmiyor,çünkü biz onlara göre iletişime geçmeyi düşünmek için çok aptalız. Solucanın yanına gidip “of, acaba solucan şu anda ne düşünüyordur” demezsin. Böyle bir şey aklına bile gelmez! Sonuç olarak, uzaylıların bizi neden hala ziyaret etmediğine dair en iyi kanıt; onların aslında bizi izlediği ve dünyada zeki bir yasam olmadığına karar vermeleridir.

#3

Çocuklarınızın önem atfeden işler yapmalarını istiyorsanız, yapmanız gereken şey önlerinden çekilmektir.

#4

#4

Dünya dışında yaşam olmadığını mı iddia ediyorsunuz? Bu, okyanustan aldığınız bir kap suya bakarak, okyanusta balinaların yaşamadığını iddia etmeye benziyor!

#5

Evrenle ilgili etkilenebileceğiniz öyle çok şey var ki. Benim istediğim, etkileyici olmayanlarla dikkatinizin dağılmaması.

#6

Özgür bir toplumdaki en tehlikeli insanlar, aslında bilmeyip, bildiğini zannedenlerdir ve bu insanlar, diğerlerini de etkileyecek yasal güce sahiptirler, işte bir toplum için asıl tehlike budur. İşte bu tehlikeler, düzgün işleyen bir demokrasinin sonunun işaretleridir.

#7

Dünyadaki sorunlar için siyasetçileri suçlamak eskide kaldı. İnsanların bunu yapma güdüsünü anlıyorum ama işin sonunda siyasetçiler, seçmenlerin bir temsilcisidir. Eğer siyasetçilerle bir sorununuz varsa aslında bu, onu oraya yerleştiren vatandaşlarla bir sorununuz olduğu anlamına geliyor. Yani eğer evrenin 6000 yaşında olduğundan emin olan bir siyasetçi varsa, bunun sebebi aramızda buna inanan insanların olmasıdır. Fizik kanunları, onlara inansak da inanmasak da hepimizi etkiler.

#8

#8

Vücudumuzu meydana getiren moleküllerin, bu molekülleri oluşturan atomların izlerinin sürülebildiğinin farkına varın. Bir zamanlar patlayarak, zengin kimyasal içeriklerini galaksiye saçan ve böylece bakir gaz bulutlarını, yaşamın yapı taşı olan kimyasallarla zenginleştirmiş olan yüksek kütleli yıldızların merkezi çekirdeklerine kadar izleri sürülmektedir. Dolayısıyla hepimiz bağlantılıyız; biyolojik olarak birbirimizle, kimyasal olarak dünyayla ve atomsal olarak da evrenin geri kalanıyla. Bu harika bir şey. Bu beni gülümsetiyor ve aslında sonunda kendimi oldukça büyük hissetmeme sebep oluyor. Evrenden daha iyi olduğumuz için değil, onun bir parçası olduğumuz için. Biz evrenin içerisindeyiz ve o da bizim içimizde.

#9

Gece gökyüzüne bakarım ve şunu bilirim ki, evet, bu evrenin parçasıyız, bu evrenin içindeyiz, ancak belki de bu gerçeklerden daha önemli bir şey vardır ki o da evrenin bizim içimizde olmasıdır. Bu gerçek üzerine düşünürken, evrenin büyüklüğü ve kendi boyutları nedeniyle kendileri küçük hisseden çoğu insana bakarım. Ama ben büyük hissediyorum, çünkü bedenimdeki atomlar o yıldızlardan geliyor.

#10

İnsan zihninin ilginç bir zayıf noktası bulunmaktadır. Psikologlar bunun ne olduğunu biliyorlar, buna “cehalete başvurma”* deniyor. Ne anlama geldiğini açıklayayım; birileri gökyüzünde parıldayan ışıklar görmektedir, daha önce böyle bir şey görmemişler ve ne olduğunu anlayamıyorlardır. “Bu bir UFO!” diyorlar. U’nun açılımı Unidentified -açıklanamayan-. Sonra da “ne olduğunu bilmiyorum, öyleyse başka bir gezegenden bizi ziyaret eden bir uzaylıdır.” diyorlar. Ama onu tanımlayamıyorsanız, o zaman konuşmayı o noktada bitirmeniz gerekirdi.

#11

Bilim, bilgi ve cehaletin sınırında ilerler. Biz bilmediklerimizi itiraf etmekten korkmuyoruz; bunda utanılacak bir şey yok. Utanılacak tek şey, tüm cevapları biliyormuş gibi davranmamızdır.

#12

Örnek insanların abartıldığını düşünüyorum. Bronx’da büyüdüm ve eğer astrofizikçi olmak için, Bronx’ta büyümüş başka bir siyahi astrofizikçiye ihtiyacım olsaydı, şu an hala Bronx’ta olurdum.

Eğer istediğin şeyi olmak için örnek bir insana ihtiyacın olursa ve birisini bulamazsan, bu istediğini olmaman için bir sebep mi? Tabi ki, hayır!

#13

Şunu unutmayın, dünya sizi öldürme konusunda epey iyidir. Dünyada bulunmuş türlerin yüzde 97’si artık yok…

Aslında bu bizim marifetimiz ve dünya bu gerçeği bilmesine rağmen, yine de bize yaşam için fırsat veriyor.

#14

”Uzaylılar var mı sizce?” sorusuna verdiği yanıt: “Evet, var. Hatta bence onlar bizi buldular ama aptal olduğumuzu düşündükleri için pek ilgilenmediler!”

#15

İnsanların birbirine yardım etme derdinin olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Diğer insanları, kendi kendilerini daha iyiye götürmeleri için cesaretlendirmen iyidir. Fakat unutma, herkesin kendisini yukarı çıkaracak imkanı olmayabilir.

#16

#16

17

Şunu bilin: Evren, siz her ne iseniz ondan çok daha büyük. Anlaması basit gözüküyor ama bazı insanlar bu gerçeği kavramakta zorlanıyor.

Bilim tarihinde şöyle bir deyiş vardır: Her büyük bilimsel gerçek üç aşamadan geçer. Birinci aşamada insanlar gerçeği inkar ederler. İkinci aşamada dinleriyle çeliştiğini söylerler. Üçüncüdeyse biz bunu zaten biliyorduk derler.
kaynak: onedio

Yaşamın Gerçeklerini, Yaşadıklarınızı, Bunların Neden Olduğunu, Neler Yapmamız Gerektiğini Çok Güzel Anlatıyor…

1. Dokuz Kehanet kitap ve filmi Celestine prophecy book cover and film poster[1]

9 KEHANET

The Celestine Prophecy
1. Bilgiler birbirini izler. Rastlantılara dikkat et, bu rastlantılar bize yaptığımız her şeyin altında daha başka şeylerin, ruhsal bir şeylerin yattığını duyumsatır. Rastlantıları ciddiye aldığımız zaman birinci bilgi oluşuyor.

2. İkinci bilgi, gerçeklerin farkındalığı üzerine kurulmuştur. Neden yaşıyorsun? bunu cevapla, dünya sadece ruhsal ve mistik anlamda çalışır. Maddesel olarak olanaklarla hayatta kalabileceğimize inandığımız için ve bunu sağlamak için, yerimizi sağlamlaştırıp, güvenliğimizi korumaya çalışırız ve tüm dikkatimizi evrenin kontrolüne odaklarız. Oysa şimdi ruhsal uyanış ve açıklığımız sayesinde gerçeklerin farkına varmaya başladık.

3. Bu bilgi, yaşama yepyeni bir bakış açısı getirmektedir. Fizik evreni TEK ve SAF bir ENERJİ olarak tanımlamakta ve bu enerjinin her nasılsa düşüncelerimize yanıt verdiğini söylemektedir.

4. Dördüncü bilgiye göre yaşamda enerji kısıntısı ancak daha yüksek bir kaynakla bağlantı kurduğumuz zaman tedavi edilebilir. Biz ona karşı açılabilirsek EVREN bütün gereksinimlerimizi sağlayabilir.
Enerjiyi önce besinlerden alırsın. Yiyeceklerden aldığın enerjiyi tümüyle özümseyebilmek için, önce yediklerini beğenmelisin. Lezzet bu işin anahtarıdır. Lezzetin tadına varmalısın. Yemekten önceki duanın sebebi de budur. Farkındalığı sağlar. Sadece yiyecek bulduğumuza şükretmek için dua etmeyiz, vücudun besindeki enerjiyi iyice özümsemesi için de dua ederiz. Yemek yemeyi bir deneyim haline dönüştürmek gerekir. Yemek yemek ilk adımdır, bu yolla kişisel enerjinizi arttırdıktan sonra, diğer nesnelerdeki enerjilere karşı daha duyarlı olabiliyorsun ve bundan sonra yemek yemeden bu enerjiyi özümsemeyi öğreniyorsun.
Çevremizdeki her şey enerjidir. Ne var ki; hepsinin türü değişiktir. İşte bu yüzden bazı yerler enerjiyi diğer yerlerden daha fazla artırır. Bu senin şeklinin uyumuna bağlıdır. Önce enerji alanlarını görmeye başlıyorsun, bunun için;
• Dikkatini çevreye yönelt.
• Enerji ile dolmaya başlayınca, çevrendekilerin nasıl göründüklerine bak.
• Bunu gördüğün her varlığı göz önüne getirerek yap.
• Eşsiz güzellikleri özümse.
• Bitkilerin ışımaya başladığını düşün.
• Ne kadar uzakta olursa olsun her şeyin yakınında olduğunu hisset, dokun, bağlantı kur.
• Nefes al ve enerjiyi içine çek. Bu noktada hissettiğin SEVGİ. Bunun için kendini zorlamaya gerek yok, o kendiliğinden ortaya çıkar. Sevginin içine girmesine izin ver. Nesnelerin (sadece nesnelerin değil aynı zamanda bunu insanlar içinde yapabilirsin) güzelliklerini, eşsizliklerini takdir edince enerji alıyorsun, hislerin sevgi düzeyine yükselince, gönüllü olarak enerjini geri veriyorsun. Bu mistik bir deneyimdir ve bunu kısacık bir ANda yakalayabilirsin. Bu herkesten ileriye sıçrayabilmek ve geleceğe göz atabilme durumudur. Bu durum ne yazık ki uzun süre korunamaz. Bilinci normal düzeyde olan bir insanla konuşmaya çabalayınca ya da halâ çatışmaların sürdüğü bir dünyada yaşamaya çalışınca, bu ileri durumdan sıyrılır ve tekrar kendi eski düzeyimize döneriz. Bundan kurtulabilmek için gördüklerimizi, hissettiklerimizi yeniden yeniden tekrar etmeliyiz. Böylece her seferinde biraz daha sonsuz bilince doğru ilerlemeye başlarız. Ancak bunu yaparken, enerji ile dolup yaşamayı bilinçli bir şekilde yapmalıyız. Çünkü rastlantıları sağlayan işte bu enerjidir ve rastlantılar sürekli bir temele dayanan, yeni bir düzeyi gerçekleştirmemize yardımcı olurlar.

5. Bu bilgi, insanların diğerlerini kontrol altına alıp, düşüncelerine hükmederek, enerjilerini çalmak eğilimi gösterdiklerini açıklar. Enerjimizin kesildiğini ve ondan yoksun kaldığımızı hissettiğimiz zaman hepimiz aynı şeyi yaparız. İnsanları ve durumları kontrol ederek enerjinin sana doğru akışını sağlamak için, dramalar yaratırsın. Dramalar şöyle sıralanır; acındırma, korkutucu, sorgulayıcı ve mesafeli. Mesafeli dramada, esrarengiz ve gizemli bir görünüm kazanıyorsun, kendi kendine ihtiyatlı davrandığını söylüyorsun, ama aslında bu dramanın içine başkasını çekip, sana ilgi göstermesini ümit ediyorsun. Ardından birisini bu dramanın içine çekince, açık davranmıyorsun ve gerçek duygularını anlamaları için karşındakileri zorluyorsun. Onlar senin gerçek duygularını anlamaya çabalarken, fazlasıyla ilgi gösterip, tüm enerjilerini sana yolluyorlar. Nedenli esrarengiz davranıp, nedenli ilgilerini çekersen, daha fazla enerji alırsın. Şayet kendimize dikkatle bakıp enerjiyi yönlendirmek için neler yaptığımızı keşfetmezsek, hiçbir ilerleme olmaz.
Sorgulayıcı dramadan enerji kazanan bütün insanların amacı ise, sorularıyla eşeleyip deşeleyip, diğerlerinin yaşantılarındaki yanlışları ortaya çıkarıp eleştirmektir. Bu dramayı hazırladıktan sonra, diğerlerinin yaşantılarını her açıdan eleştirirler. Eğer istedikleri kişiyi bu dramanın içine çekebilirlerse, hazırladıkları strateji başarıya ulaşır. Diğerleri ise birden bire sorgucunun karşısında kendilerini suçlu hissederler ve sorgucunun dikkatini çekecek hatalar yapmamak için, sorgucunun yaptıkları ve düşündükleri ile ilgilenmeye başlarlar. Sorgucu bu fiziksel saygı sayesinde gereksinim duyduğu enerjiyi sağlar.
Şayet biri sizi sözle yada fizik gücüyle tehdit edecek olursa, başınıza kötü bir iş geleceği korkusuna kapılır, ona zorla ilgi gösterip enerjinizi verirsiniz. Sizi korkutan kişi tarafından, saldırgan türden dramanın içine çekilirsiniz. Bu dramanın adı korkutucu dramadır.
Diğer yandan eğer birisi başına gelen bütün kötülüklerden sizi sorumlu tutar ve ona yardım etmediğiniz takdirde bu kötülüklerin başına gelmeye devam edeceğini söylerse, o zaman bu insan, acındırma draması ile enerjinizi çekiyor demektir. Burada dikkat edilmesi gereken konu dramaların karşı dramaları yarattığıdır. Örneğin mesafeli insanlar sorgucu insanları yaratıyorlar aynı şekilde sorgucu da insanları mesafeli yapıyor. Korkutucu da acındırma durumunu yaratıyor.

6. Geçmişi berraklaştırmak, bireysel yollarla çocukluğumuzda öğrendiklerimizi kontrol etmekle başlar. Dramaların farkında ol. Bunlardan bir kez kurtulduğunda, kendini daha yüksek seviyedeki evrimsel kimliğinde bulursun. Gözünü açıp gerçek kimliği bulmak gerekir. İnsanlar kendi tarihsel durumları içine doğarlar ve hayatta destekleyecek bir nesne bulurlar. Başka bir amacın peşinde koşan diğer bir insanla birlikteliği oluştururlar. Bu beraberlikten çocuklar doğar ve rastlantıların önderliğinde, bu iki durumu birleştirip daha yüksek sentezlere varırlar. Burada önemli olan, enerji ile her doluşta hayatı daha ileriye götürecek bir rastlantı meydana gelir ve bu düzeydeki enerji içselleştirilir. Böylece daha yüksek titreşimlerde varlık sürdürülür. İnsanlar evrimlerine böyle devam ediyorlar. Şimdiki süreçte bunun hızlandırılması gerçekleşecek. Bir kez hayatın ne olduğunu anlamak bu noktada önemli.

NOT: sık sık durup gerekli enerjini tekrar toplamayı sakın unutma. Her zaman enerji dolu ol ve sevgi konumunda kal. Bir kez sevgi konumunu elde ettin mi, hiç bir şey ve hiçbir kimse sendeki enerjiyi çekip alamaz. Aslında, senden taşan enerjinin yarattığı akıntı aynı oranda enerjiyi senin içine çeker. Enerjin asla tükenmez. Ancak enerjinin tükenmemesi için, hep onun işlevlerinin bilincinde olmalısın. Bu özellikle insanlarla karşılıklı etkileşim içindeyken çok önemlidir.

7. Yedinci bilgi de, nesnelerin dikkatimizi çekişinden, belirli düşüncelerin, bize rehberlik etme maksadıyla aklımıza gelişinden sözedilir. Yedinci bilgi, düşlerden söz eder, düşlerle kendi hayat öykümüzü kıyaslamamızı söyler. Yedinci bilgi bizim gerçekleştirdiklerimizden daha çok düşüncelerimiz olduğunu söyler. Bunları fark etmemiz için iyi bir gözlemci olmamız gerekmektedir. Aklımıza bir düşünce geldiği zaman NEDEN diye sormalıyız. Şimdi neden bu düşünce özellikle aklıma takıldı?Yaşam sorunumla bunun ne ilgisi var? Gözlemci durumuna geçince her şeyi kontrol etme gereksiniminden de kurtuluruz ve bu bizi evrimin akışının içine sokar. Bu noktada olumsuz düşünceler aklımıza gelince ne olur sorusu sorulabilir. Kötü bir şey olacağından korkmak, sevdiğimiz birisinin acı çekmesi ya da çok istediğimiz bir şeyi elde edememek gibi sorunlar aklımıza takılırsa ne olur? Yedinci bilgi, korku imajları belirir belirmez engellenmelidir, ardından da aklımıza iyi düşünceler getirmeliyiz der. Kısa süre sonra, olumsuz görüntüler hemen hemen hiç belirmezler. Seziler hep olumlu konularda olmalıdır, eğer olumlu imajlardan sonra olumsuz imajlar belirirse, bunları kesinlikle ciddiye almak gereklidir. Buna göre örneğin eğer aklına kamyon kazası geçireceğin gelmişse ve biri seni kamyonla bir yere götürmeyi teklif ederse reddetmelisin.

8. Sekizinci bilgi diğerleriyle kurulacak ilişkilerde enerjiyi kullanmanın yolunu gösteriyor. Enerjiyi nasıl yansıtacağını ve başkalarına bağımlılıktan kaçınmak gerektiğini söylüyor. Özellikle çocuklarla kurulan ilişkilerde, onların hatalarını sürekli düzeltmenin, onların enerjilerini tüketmek olduğu belirtiliyor. Çünkü bu durum onlarda kontrol dramaları yaratıyor. Sekizinci bilgi bize, gelişmeye başladığımız ilk andan itibaren, otomatik olarak karşı cins enerjisi almaya başladığımızı hatırlatır. Bu doğal olarak evrenin enerjisinden gelir. Ancak burada dikkatli olmamız gerekir, çünkü bir başkası gelip bu enerjiyi doğrudan bize vermeye kalkınca, biz hemen gerçek kaynakla bağımızı kesiveririz ve sonra gerileme başlar.
Bu noktada AŞKtan söz etmeliyiz. Aşk olduğunda, iki kişi bilinçsiz olarak enerjilerini birbirlerine verirler ve mutluluk ve neşe inanılmaz derecede artar, titreşimler yükselir. Ne yazık ki, insanlar kısa sürede birbirlerinden gelen bu enerjiye bağlanırlar ve evrenden sağladıkları enerjiyi keserler, oysa iki kişinin birbirine verecek yeterli enerjisi yoktur. Bir süre sonra birbirlerine enerji vermeye son verip, diğerinin enerjisini elde etmeye çalışırlar ve çocukluk dramalarının içine düşerler. Ve sonuçta ilişki giderek yozlaşır ve güç mücadelesine dönüşür. Aslında bu durumdan tam olarak kurtulmayı öğreninceye kadar alfabedeki C harfi gibiyizdir. Karşı cinsten kolay etkileniriz, onun yarım kalmış dairesi gelip bizimkiyle birleşir. Birbirimize enerji akıtmaya başlarız, gerçekte ise kendi dışında diğer yarısını arayan bir başka insanla birleşmiş oluruz. Karşıt cinsten birine bağımlı olmamızın nedeni, karşıt cinsin enerjisini elde etmek istememizdir. Halbuki, içimizdeki kaynaktan aldığımız mistik enerjinin hem erkek hem de dişi yönü vardır. Zamanla onun dışarı vurmasını sağlarız ama evrime ilk başladığımız sıralar çok temkinli davranırız. Bütünleşme işlevi zaman alır. Eğer olgunlaşmadan eril yada dişil enerjimiz için, insan kaynağı ile bağlantı kurarsak, evrensel kaynağın akışını durdururuz. Önce daireyi kendimiz bütünlemeliyiz.Evren ile bağlantımızı sağlamlaştırmalıyız. Bu zaman alır ancak bunu sağladıktan sonra yüksek ilişkiler kurabiliriz. Böylece bütünleşmiş bir insanla romantik ilişki kurduğumuzda süper-insanı yaratırız. Ama bu bizim bireysel gelişimimiz engellemez. Bu deneyime ilk başlarken, karşılıklı bağımlılık ilişkisinin ilk günlerinde duyulan iyilik ve keyfin tadını, tek başına olduğun zaman çıkarmalısın. Onu içine almalısın.Bundan sonra gelişmeye başlarsın ve kendine uygun romantik ilişkiler sana ulaşır.

*Gerçek enerji yansıtmasında bağımlılık ve bağımlı olma eğilimi yoktur. Çünkü insanların ikisi de gelecek mesajları beklemektedirler. Eğer konuştuğumuz, mesaj alıp verdiğimiz kişilerin dramalarına yanıt vermezsek, onların dramaları bozulur böylece bizde mesajı görebilme şansını yakalarız.Bunu yapabilmek içinde karşıdakinin oynadığı dramayı tanımlamamız gerekir. Bütün dramalar enerjiyi elegeçirmek için stratejiler uygularlar, dramayı tanımlayıp söylediğimiz anda bu oyun bozulur.

*Unutmamamız gereken hayatta yolumuza çıkan herkesin bize bir mesajının olduğudur.Yoksa başka yola saparlar ya da bizden önce ya da bizden sonra o yoldan geçmeyi tercih ederler. Özellikle sorunumuz olduğunda, yanıtları bize verecek insanlarla karşılaşırız. Karşılaştığımız her insanın bize bir mesajı vardır. Tesadüfi rastlantılar yoktur. Ama bu rastlantılara nasıl yanıt verdiğimizi, bize iletilen mesajları algılayabilme derecemiz belirler.Yolumuza çıkan biriyle o an yaptığımız sohbet o anki sorularımıza yanıt vermeyebilir ama bu yaptığımız sohbetin bir mesaj taşımadığı anlamına gelmez.

9. Dokuzuncu bilgi der ki; enerji düzeyimiz arttıkça vücudumuzdaki atomların titreşimlerinin düzeyi de artar. Kısaca ruhumuzu arındırıp hafifleriz.
sevgi ve ışıkla…
*Kaynak: 9 KEHANET (James Redfield, 2006, Altın Kitaplar)
Film: The Celestine Prophecy – 9 Kehanet

Kalbi‬ okşayan ama sorun yaratmaktan başka işe yaramayan ve vazgeçmek istemediğimiz ilişkiler, alışkanlıklar ve istekler gibi.

imagesCAO7C1TF

Tibet dağlarının ücra köşelerindeki bir manastırda Üstadın başdanışmanı vefat etmişti. Üstad kendisi için bir başdanışman seçmeliydi. Başdanışmanlık görevini yürütebilecek düzeydeki talebelerini topladı ve durumu açıkladı:
– Bana yardımcı olacak bir başdanışman lazım. Birazdan vereceğim problemi çözen kişi benim başdanışmanım olacak.
Bunu söyledikten sonra sehpanın üzerine, zarif bir gülün bulunduğu antika bir vazo koydu. Üstad “İşte problem bu”, dedi ve öğrencilerine başka hiçbir şey söylemeden gözlerini yumdu. Herkes vazonun ve gülün güzelliğine hayran oldu. Ortada bir problemin olduğunu ve onun çözümünün bulunması gerektiğini bilen talebeler kafa yormaya başladılar.


Ansızın talebelerin birisi yerinden kalktı ve elinin tersiyle sehpadaki vazoyu yere savurdu. ‪#‎Üstad‬ gözlerini açtı ve “Artık benim başdanışmanımsın”, dedi. Talebeler olan biteni anlayamadı. Üstad ise sözlerine şöyle devam etti:


– Sizler problemin içindeki cazibeye kapılarak onu ‪#‎çözmekten‬ aciz kaldınız. Bu kardeşiniz ise problemin problem teşkil ettiğinin bilincinde olarak onu ortadak kaldırdı. Hayatımızda cazibesine kapıldığımız bir sürü problem olur, ‪#‎kalbi‬ okşayan ama sorun yaratmaktan başka işe yaramayan ve vazgeçmek istemediğimiz ilişkiler, alışkanlıklar ve istekler gibi.


Önemli olan çözüme ‪#‎odaklanmaktır‬, bizi çözümden uzaklaştıran problemin içindeki güzelliğe değil.

 PAULO COELHO

kaynak: esra reiki

Reiki terapist ve holistik şifa

Sağlık Problemlerinin Nedenlerini Anlamak ve Çözebilmek için Organların Anlamları

12096482_10156114380570557_939878629426388923_n[1]

Aşağıdaki organların yaşamdaki simge anlamları verilmiştir. Bunlar dünyada yapılan istatiksel bilgilere ve duyudışı algıları güçlü bütünsel / holistik uygulayıcıların deneyimlerine göre şekillenmiştir. Her organın birden fazla derin anlamı da vardır. Organların anatomik yapıları ve teşhis-tedavi için uzman doktorunuza görünmeniz salık verilir.

Ayaklar: Kendimizi, başkalarını, hayatı anlama kapasitemizi temsil eder.

Ayak parmakları: Geleceğin küçük ayrıntılarını temsil eder.

Eklemler: Hayatımızın yön değiştirmesini temsil eder.

Ayakbileği: Hareket ve yol belirlemeyi temsil eder.

Dizler: Egoyu, kendimize ve çevreye yargımızı temsil eder.

Bacaklar: Yaşam yolunda ilerlemeyi temsil eder.

Kalça: Büyük kararları ve gidilecek yönü temsil eder.

Omuz: Bedenin eylem merkezidir. Taşıdığımız sorumlulukları temsil eder.

Kollar: Hayat deneyimlerini, sevgiyi kucaklama kapasitesi, yeteneğini ve eylemi temsil eder.

Dirsekler: Eylemlerimize zindelik ve esnekliği temsil eder.

Eller: Hayatla ve kendimizle alış verişi temsil eder. Sağ; alan el (eril). Sol; veren el (dişil). hayatı ele alış biçimimizi temsil eder.

El bileği: Hareketi ve kolaylığı temsil eder.

El Parmakları: Hayatın detaylarını simgeler.

Boyun: Zihin beden dengesini, mantık duygu dengesini ve başı dik tutmayı temsil eder.

Diş ve Diş eti: Sınırları, kararlılığı temsil eder.

Çene: Rahat olmayı ve güveni temsil eder.

Sırt, Hayata karşı dik durmamızı ve gücü temsil eder.

Karın: Kendimize ve çevreye güveni, değeri temsil eder.

Göğüs: Dışarıdan nasıl göründüğümüzü, imajımızı temsil eder.

Göğüsler: Anneliği ve şefkati temsil eder.

Yüz: Dünyaya gösterdiğimizi temsil eder.

Kaslar: Hareketi, gücü ve kararlılığı temsil eder.

Kaba etler (butlar): Gücü temsil eder. Gevşek olması, kabahatler, gücün kaybolması.

Omurga: Hayatın esnek desteğini temsil eder.

Kemikler: İnsanın temel yapısını, dengesini ve gücünü temsil eder.

Rahim ve Yumurtalıklar : Yaratıcılığı, yaşam kaynağını temsil eder.

Vajina: Açıklık ve teslimiyeti temsil eder.

Testisler: Cinsel arzu ve gizli tutkuları temsil eder.

Prostat: Cinsel ve yaşamsal gücü temsil eder.

Kan: Bedende hazzı temsil eder.

Mide: Kişi ve olayları sindirimi, kaygıyı temsil eder.

Böbrek: Duyguları, ikili ilişkileri ve dengeyi temsil eder.

Mesane: Yaşanılan korku ve sorunların depo edilişini temsil eder.

Bağırsaklar: Özümsemeyi, alış-verişi ve duyguları temsil eder.

Rektum: Boşaltmayı, öfke ve şiddet duygularının dışa vurumunu temsil eder.

Karaciğer: Değişimi, dönüşümü ve öfke – kin – tepki duygularını temsil eder. Varlık amacımızla da ilgilidir.

Safra: Bilgileri değerlendirme ve özümsemeyi temsil eder.

Kalp: Sevgi, güven ve neşeyi temsil eder.

Akciğerler: Yaşam alanımızı, duyguları ve bağımsızlığı temsil ederler.

Nefes: Hayatı içimizde hissetme yeteneğini temsil eder.

Diyafram: Duygu paylaşımını temsil eder.

Epifiz: Gece gündüz dengesini, dünyevi – uhrevi dengeyi temsil eder. Ruhun yeri olarak bilinir.

Hipofiz: Başkalarını ve kendimizi ( otokontrol ) kontrolü temsil eder.

Tiroid: İletişim ve hayattaki akış hızımızı temsil eder.

Timüs: Bağışıklık sistemini temsil eder.

Böbreküstü: hayattaki heyecanı ve kendi ayaklarımız üzerinde duruşu temsil eder.

Pankreas: Hayatın tadını simgeler.

Eşeysel bezler: Üreticiliği, yaratıcılığı, hayattan alınan keyfi temsil eder.

5 Duyu

Antik filozoflar duyuları “ruhun pencereleri” olarak tanımlamışlardır. Aristo bugün en çok bilinen 5 duyudan bahsetmiştir.

Duyu organları, en basit haliyle, “5 duyu” olarak da adlandırılan; görme, koklama, işitme, tat alma ve dokunma işlevlerini yerine getiren göz, burun, kulak, dil ve deridir.

Gözler: Geçmişteki, an’daki ve gelecekteki berrak görüşü ve vizyonu simgeler. Gözler ruhun aynasıdır.

Kulaklar: İşitme kapasitesini, duymak isteyip istemediğimiz kişi ve olayları temsil eder. “Kulak kesilmek.”

Burun, oksijeni ve yaşam enerjisi prana’yı akciğerlere alış yolumuzdur. Yaşamın hem tatlı hem de sert yanlarını algılamamızı temsil eder. “Havayı koklamak.”

Dil, hayatın tadını ve söylenen şeyleri yutmayı, kendimizi ifade etmemizi temsil eder.

kaynak: sağlıkla kal sayfası

Fatoş Pabuccu Tuncay

ZOR İNSANLARLA İLETİŞİM – İNSANLARI DEĞİL AMA DAVRANIŞLARINI DEĞİŞTİRMEK SİZİN ELİNİZDE.

agresif-insan-e1378648941325[1]

İnsanları değil ama davranışlarını değiştirmek sizin elinizde İşte uyulması gereken kurallar… İletişim kurmakta güçlük çeken insanları ,”Zor İnsanlar” olarak adlandırıyoruz Zor insanlar, toplumdan topluma, kişiden kişiye göre farklı olarak tanımlansa da temelde benzer davranışlar gösteriyorlar Tüm zor insanların inatçı, hırslı ve kaprisli oldukları görülüyor Ancak unutmayın ki, insanları değil ama davranışlarını değiştirmek sizin elinizde…

Pek çok kişi çevresindeki zor insanlardan şikayet eder Evde, işte, okulda kısacası her ortamda bir zor insan bulunur Oysa aslında “zor insan” diye bir şey yok Zorlayıcı davranışlar var Ve maalesef bazı insanlar sürekli bu şekilde bir davranış içinde bulunuyorlar

Neden zordurlar?

Bazı insanlar karşılarındakinin performansını düşürmek ve onların şevkini kırmak için bilerek “zor” tavırlar sergiler Her zor insan birbiriyle aynı davranışları sergilemez Bazı zor insanlar sürekli konuşup hiç dinlemezken, diğerleri de hep son sözü söylemeyi tercih eder Kimisi sürekli sizi eleştirir Bazısı sessiz, bazısı agresif olabilir

Zor insanlara dair

• Eğitim ve bilgisi yetersiz olmasına rağmen kendisini çok iyi sananlar
• Bilgisi ve deneyimi yetersiz olmasına rağmen kendisini iyi sananlar
• Öncelikleri belirlemede beceri sahibi olamayanlar
• Hatasını olgunlukla kabul edemeyen, sürekli açıklama yapıp kendisini temize çıkarmak isteyenler
• Yavaş düşünen ve yavaş hareket edenler
• İşleri karıştıranlar
• Hiç konuşmayanlar, bilgiyi zorla ağzından aldığınız kişiler
• Yanlış anlamakta ısrar eden
• Karşısındakinin söylediklerine önem vermeyen
• Konum farklılıkları nedeniyle görüşürken o farkı hissettiren kişiler
• Karşılarındakine saygı göstermeyen
• Sadece kendi yaptığı şeyin önemli olduğunu düşünen
• Sürekli olaylar ve etrafındakiler üzerinde kontrol oluşturmaya çalışanlar
• Empati kuramayanlar
• Her zaman “ben haklıyım” diyenler

Zor insanlara nasıl yaklaşmalıyız?

Öncelikle bu kişileri kategorize edelim

Agresif insanlar: Saldırgan davranışlar içinde bulunan bu kişiye sakin bir şekilde kendinizi ifade edin ve size yönelik saldırgan tavırlara kendinizden emin bir şekilde karşılık verin

Her şeyi bilenler: Bu kişilerle mücadele ederken iyi hazırlanmak gerekir Asla meydan okumayın Aksine yeteneklerini övün Gerektiğinde hatalarını ortaya çıkaracak sorular sormaktan çekinmeyin

Şikayetçiler: Karşılarındakine güvenmezler Kendilerine olan güvenleri de çok değildir Eksik olan özgüvenlerini saklamak için memnuniyetsiz, her şeyden ve herkesten şikâyet eden bir tavır içine girerler Bu insanlara “Başkalarının göremediklerini görüyorsun ” şeklinde onların güvenlerini arttıracak cümlelerle yaklaşın Dinleyin ama asla tartışmaya girmeyin Ona karşı savunmacı davranmayın

Mağdurlar: İyi dinleyin ve onu anladığınızı gösterin Soruna odaklanarak onu değişim için motive edin

Gizlice Saldıranlar: Bu insanlara karşı ne kadar geri çekilirseniz o kadar üstünüze gelmeyi severler. Geri çekilmeyin. Şakaya vurun.

Zor insanlarla çalışabilmek için önce kendimizi, iletişim biçimimizi, yeterli ve yetersiz hissettiğimiz özelliklerimizi tanımamız gerektiğini söylüyor: “Böylece kişinin bize niçin zor geldiğini anlayabiliriz. İnsanların davranış biçimlerini değiştiremeyiz ama kendi tutumlarımızı değiştirerek onları durdurabiliriz. Sizin kararlı ve net olmanız onu durdurabilecektir. Sonra karşınızdaki kişinin iletişim biçimini değerlendirmek ve sakin olmak gerekir. Stres ve öfke ile mücadele edebilmek size üstünlük sağlar. Unutulmaması gereken en önemli şeylerden biri, zor insanların davranışları sizi hedef almamaktadır. Kişiselleştirmeyin ki baş edebilin.”

PARADİGMALAR İLE BAKIŞ AÇINIZI DEĞİŞTİRİN

Cüceloğlu’na göre: “Paradigma, bireyin iç ve dış dünyasını algılayıp yorumlamasında etkili olan tüm faktörleri kapsar. Algılama, yorumlama ve bilme süreçleriyle ilgili tüm etkenlerin yarattığı örgütlü ve dinamik düşünsel sisteme algı düzeneği ya da paradigma adı verilir. Paradigma, farkına varmadan taktığımız bir psikolojik gözlüktür; iç dünyamızı olduğu kadar dış dünyamızı da bu gözlük aracılığıyla görürüz”.

O halde paradigmamızı değiştirirsek olaylara bakış açımızı da değiştirmiş oluruz.

* Davut İbrahimoğlu

kaynak: sonsuz şifa

BİR ÖĞRENCİMİN BANA ÖĞRETTİKLERİ…

57563-18112013_1425[1]
Kaliforniya’da Long Beachşehrindeki Eyalet Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak ders verirken, aynı sömestrde benim iki dersimi alan bir kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu genç bayanın şu özelliklerinin farkına varmıştım: Her şeyden önce çok güzel bir kızdı; gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu. İkinci olarak çok iyi bir öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o alıyordu. Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kişiliği vardı. Bölümün bir pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım ve itiraf edeyim, ilk aklımdan geçen, “Armudun iyisini ayılar yer” düşüncesi oldu. Yukarıda özelliklerini saydığım o güzel kızın bana tanıştırdığı erkek, yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarında, saçı biraz dökülmüş, şişman denecek kadar toplu, çirkin, kısa boylu biriydi.
 
Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha sonra öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir üniversitenin psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak okula devam ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer yapıp profesör olmak istiyor.
 
Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra ders çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally adıyla anacağım öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti:
 
“Sally, nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum?
 
“Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım kendisini”
 
“Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin?
 
Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan kültüründe, bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak kabul edildiğinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o anda Sally’nin mahremiyetine ‘burnumu sokuyordum.’
 
Şaşkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, “O şahane bir insan; o benim kahramanım! Ben ondan çok şeyler öğrendim” dedi.
 
O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir kadının erkeğine, “Sen benim kahramanımsın” duygusu içinde bakmasının erkeğe verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve anladım. Bu hediyeyi, hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordum ve o kişiyi kıskandım.
 
“Nasıl yani?” dedim.
 
“Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduğunu bildiği için, üniversite öğrencisi olunca, yetimhaneden iki çocuğa ağabeylik yapma kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor; onlarla buluşup oynuyor, kitap okuyor, onları müzeye götürüyor. Onların iyi gelişmesi için elinden geleni yapıyor. Biri ameliyat oldu, hastanede yatıyor ve Frank şimdi
 
akşamları hastanede kalıyor, geceleri ona bakıyor.”
 
Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Kendime kızdım. Ben güya en yüksek eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini hala dış görünüşe göre yargılıyor ve onu “ayı” olarak görüyordum. İçimdeki pislikten utandım. Bir süre sonra Sally’nin içinde yetiştiği aile ortamını merak etmeye başladım. Şöyle bir mantık yürüttüm: o adama baktığım zaman ben neden, ‘Armudun iyisini ayılar yer’ diye düşündüm? Çünkü ben, içinde yetiştiğim ortamda sık sık bu benzetmeyi duyarak büyümüştüm. İçinde yetiştiğim ortam beni nasıl etkilemişse, Sally’nin içinde yetiştiği ortam da onu öyle etkilemiş olmalıydı.
 
Birkaç hafta sonra Sally’e, ailesinin nerede oturduğunu sordum. Los Angeles’in üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada oturuyorlarmış. Onun ailesiyle tanışmak istediğimi, bunu mümkün olup olamayacağını sordum. “Kendilerine bir sorayım, eminim sizinle tanışmak isteyeceklerdir,” dedi ve iki gün sonra, “Ailemle konuştum; sizinle tanışmaktan mutlu olacaklarını söylediler,” dedi. Dört-beş hafta sonra San Francisco’ya gidecektim, Sally’nin ailesinin yaşadığı kasaba yolumun üstündeydi, onlara uğrayabilir, onlarla tanıştıktan sonra yoluma devam edebilirdim.
 
Bu planımı Sally’e söylediğimde Sally, “O gün ben de aileme gidecektim; isterseniz beraber gidebiliriz,” dedi. Ailesine haber verdi. Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi söylemişler. Long Beach’ten sabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarında Sally’nin ağabeyi Brian’ın evine vardık. Sally’nin babası George orada buluşmamızı uygun görmüş. Çok güleryüzlü bir aileydi. Brian’ın, en ufağı dört yaş civarında dört çocuğu vardı.
 
Ziyaret ettiğim bu güleryüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten dikkatimi çekti. Bunlardan ilki, Sally’nin babası George’un torunlarıyla konuşurken onların göz hizalarına inmesiydi. Bunu o kadar doğal yapıyordu ki, artık farkına varılmadan yapılan bir davranış olduğu belliydi. Sally’ye, babasının torunlarıyla hep böyle mi konuştuğunu sordum. “Evet” yanıtını alınca, kendisi çocukken de babasının, onunla göz hizasına inerek mi konuştuğunu sordum. “Evet, biz böyle biliyoruz. Ağabeyim Brian da çocuklarıyla böyle konuşur; ben de kendi çocuklarımla böyle konuşacağım. Biz böyle biliyoruz”, dedi. Tüylerim diken diken oldu. Ben üniversite öğretim üyesiydim ve insan psikolojisi benim uzmanlık alanımdı ama üç çocuğumdan hiçbiriyle göz hizasına inerek konuştuğumu hatırlamıyordum. Kendime kızdım; sonra kendime kızmaktan da vazgeçtim, beni yetiştirenlere kızdım. Sonra onlara kızmaktan da vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren kültür ortamına kızdım. Daha sonra kimseye kızmayacağımı anlayarak, oradaki öğrenme fırsatından yararlanmaya karar verdim. Torunlarının önünde diz çökerek konuşan dede George’a “Beyefendi, çocukların göz hizasına inerek konuşuyorsunuz!” dedim. Bana biraz şaşkınlıkla gülümseyerek, “Tabii, onlar küçük insanlar!” yanıtını verdi. Öyle bir bakışı vardı ki, bu bakış sanki ‘Bu kadar doğal bir şey ki, herhalde bunu herkes yapıyordur; sen yapmıyor musun?’ diyordu.
 
O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu.
 
Bu güleryüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sally’nin ağabeyi Brian’ın davranışı oldu. Brian, Pasifik ülkeleriyle ticaret yapan, oldukça varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden, yüzme havuzundan, çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin zenginliği belli oluyordu. Kahvaltıdan sonra saat on bir dolaylarında telefon çaldı ve Brian bir süre telefonla konuştu. Ofisten arıyorlarmış, Koreli bir işadamı Los Anegeles’ta imiş, kendisiyle görüşmek için helikopterle saat 14’te gelmek istiyormuş. Başka bir randevusu olduğunu söyleyerek bu teklifi reddetmiş olan Brian, bize durumu şöyle açıkladı: ‘Dört çocuğum var ve her hafta biriyle dört saat başbaşa geçiririm. Bugün dört yaşındaki kızım Mary’le randevum var. Çocuklar çok çabuk büyüyorlar, eğer dikkat etmezsen, bir bakıyorsun, büyümüşler ve onlarla beraber zaman geçirme olanağı kaybolmuş.
 
Brian’ın yaşam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere öncelik verdiği belli oluyordu. Brian için çocukları şüphesiz en az işi kadar önemliydi. Brian’ın yaşamında bununla ilgili bir pişmanlık duygusu, bir ‘keşke’ olmayacak.
 
Sally’e sordum: “Baban seninle randevulaşır mıydı?”
 
“Evet”, dedi, “yalnız benimle değil, her çocuğuyla sırasıyla başbaşa zaman geçirirdi. Ve ilaveetti, “Biz böyle gördük, böyle biliyoruz. Benim çocuğumun da babası böyle yapacak!”. Gülümseyerek, “Nereden biliyorsun?” diye sordum.
 
“Biz Frank’le konuştuk” diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha doğmadan çocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu.
 
Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın karmaşıklığını, evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da acısı, kendi yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm. Biraz daha düşününce kendimin de acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi çocukluğuma içim yandı. Daha sonra babamın, anamın çocukluğuna içim yandı. Ve son durak olarak ülkemin tüm çocuklarına içim yandı.
 
Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, ‘bundan sonra ne yapabilirimle ilgili düşünmeye karar verdim. İşte değerli okurum; yazdığım kitaplar, verdiğim seminerler, hazırladığım televizyon programları, ‘Ne yapabilirim?’ sorusuna verdiğim yanıtların öğeleridir. Sally’nin içinde yetiştiği ortamı görmüş ve anlamış biri olarak onun davranışlarına şimdi daha iyi anlam verebiliyorum. Sally, içinde yetiştiği ailede, varoluşun beş boyutunu da doya doya yaşayabilmişti. Çocuğun hizasına inerek onunla göz göze konuştuğunuz zaman çocuk, ‘Sen varsın, sen doğalsın, sen değerlisin, sen güçlüsün ve sen sevilmeye layıksın’, mesajı alır ve çocuğun CAN’ı beslenir.
 
Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba, ‘Seninle zaman geçirmek istiyorum, seni özledim’, mesajını güçlü olarak verir. Çocuk bu mesajı zihinsel olarak değil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel mesajlar sayesinde çocuğun hamuru, ‘Ben sevilmeye layık biriyim!’ diye yoğrulur.
 
Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras, varoluşun beş boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir CAN’dır
 
Yazan: Doğan Cüceloğlu

Buddha Heykellerinin Neden Sekiz Yüzü Var?

12002396_10153625327949909_790010652593379173_o[1]

Bu Buddha heykellerinin her birinin 8 yüzü var. Her bir yüz Buddhanın Sekiz Katlı Asil Yolundan birini ifade eder.

Doğru görüş
Doğru Niyet
Doğru Söz
Doğru Eylem
Namuslu Kazanç
Doğru Çaba
Doğru Dikkat
Doğru Konsantrasyon

Kaynak: Şamil Erkan

Ölümünün 4.yılında Steve Jobs’tan 13 İlham Verici Söz…

1. Yaratıcılık sadece var olan şeyleri birleştirmektir.

Yaratıcı insanlara bir şeyi nasıl yaptıklarını sorduğunuzda kendilerini suçlu hissederler, çünkü aslında bir şey yapmamışlar, sadece var olanı görmüşlerdir.

2. Bir gün öleceğini hatırlamak kaybedecek bir şeyin olduğu tuzağından korunmak için bildiğim en etkili yol.

Zaten hiçbir şeyin yok, kalbini dinlememek için sebebin yok.

3. Bir kalite ölçüsü olun.

Bazı insanlar mükemmelliğin beklendiği ortamlara alışık değillerdir.

4. Geleceği bakarak noktaları birleştiremezsiniz, bunu ancak geçmişe bakarak yapabilirsiniz.

Dolayısıyla noktaların ileride bir gün birleşeceğine emin olmalısınız. Birşeylere güvenmek zorundasınız, hislerinize, kadere, karmaya hayata veya her neyse. Bu anlayış beni asla yarı yolda bırakmadı, aksine hayatımdaki tüm farkı yarattı.

5. İşiniz hayatınızın büyük bir kısmını kaplayacak, dolayısıyla tam olarak tatmin olmak için onun mükemmel bir iş olduğuna inanmalısınız.

Ve mükemmel bir iş de ancak sevdiğiniz bir iştir. Henüz bulmadıysanız, aramaya devam edin.

6. Dünyanın en zengin insanı olarak mezara gitmek benim için bir önem ifade etmiyor.

Dünyanın en zengin insanı olarak mezara gitmek benim için bir önem ifade etmiyor.

Her akşam yatağıma gittiğimde “Bugün mükemmel şeyler yaptık” diyebilmek… İşte benim için önemli olan bu.

7. Yaptığımız şeyler kadar yapmadıklarımızla da gurur duyuyorum. İnovasyon binlerce şeye hayır demektir.

8. Eğer bir şey yaptıysan ve mükemmel bir şey olduğu ortaya çıktıysa ona takılmadan bir sonraki mükemmel şeye başlaman gerektiğini düşünüyorum.

9. Apple’dan kovulmak başıma gelen en iyi şeydi.

Başarılı olmanın verdiği ağırlık yerini yeniden başlamanın verdiği hafifliğe bıraktı. Bana hayatımın en yaratıcı dönemlerinden birine girmemde yardımcı oldu.

10. Nitelik nicelikten daha önemlidir.

11. 17 yaşındayken “Hayatının her gününü son gününmüş gibi yaşa. Böylece bir gün haklı çıkacaksın” sözünü duydum.

Bende oldukça fazla etkisi oldu ve geçtiğimiz 33 yıl boyunca her sabah aynaya bakarak kendime “Bugün son günüm olsaydı yapmayı planladığım şeyleri yapmak ister miydim?” diye sordum. Eğer bu sorunun cevabı birden fazla gün hayır çıkarsa birşeyleri değiştirmem gerektiğini bilirdim.

12. Başarılı girişimcileri, başarısızlardan ayıran etmenlerin en önemlisinin sabır olduğuna inanıyorum.

13. Evrende bir etki bırakmayı istiyorum

Büyük Üstat Yaşar Kemal’in Bir Tarihi Yansıtan, Asla Unutulmayacak 15 Mükemmel Sözü

Ekim 1923 tarihinde hayata merhaba diyen, Türk Edebiyatı’nın usta kalemi, bu topraklarda yaşadığımız gerçeklikleri ve hissettiğimiz duyguları en güçlü ifadelerle yazıya döken o mükemmel insanın bugün 92’nci yaş günü… O, bu toprakların insanlarına kalpleri ısıtan binlerce sözü ve “işte beni anlatıyor” dedirten inanılmaz yazıları armağan etti…

Yaşar Kemal‘i anmak ve onu her zaman kalplerimizde yaşatacağımızı göstermek için, doğum gününde, en vurucu sözlerinden 15 tanesini bir araya getirdik. Sizler de usta edebiyatçının sizleri anlatan ve tarifsiz bir duygu seline sürükleyen sözlerini yorumlar kısmında paylaşabilirsiniz.

1. “Şu dünyada her bir yaratığın tutunacak bir dalı var, insanın yok…”

“Şu dünyada yalnız kalan, kimsesiz çaresiz olan yalnız be yalnız insandır. Herkesin, her şeyin yaşaması, ölümsüzlüğü var, insanın yok. Ağaç, kuş, otlar, böcekler, yılanlar çiyanlar, hiç birisi, hiç birisi yok olmuyor. Ama insan yok oluyor. Çünkü insan kendinde başlayıp, kendinde bitiyor…”

2. “Belki kuşlar çok derin, eski bir içgüdüyle buraya, o zaman kesilmiş olacak olan şu ulu çınarın üstüne, göğüne uğrayacaklar…”

“bir an duraklayıp bir şeyler arayacak, bir şeyleri anımsamaya çalışacak, beton yığını evlerin üstünde küme küme dolaşacak, konacak bir yer bulamayıp bir uzak keder gibi başlarını alıp çekip gidecekler.”

3. “İnsan, evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar.”

Çocuklar İnsandır…

4. “İnce Memed’den…

“Dünyanın bütün kötülüklerine baş kaldır. Bazen senin iyiliğin başkasının kötülüğüne de olabilir. Kendi iyiliğine de baş kaldır…”

5. 1971’de Abdi İpekçi’ye verdiği röportajdan…

“Evrende iki sonsuz doğurgan yaratıcı güç vardır. Biri insan, öbürü doğa. İnsan, yaratıcılığını yitirdiği gün, doğa yaratıcılığını bitirdiği gün her şey bitecektir. “

6. “Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir, barıştır.”

7. Sait Faik hakkında…

“Bazı adam vardır, insan yüzünde sırf hınç, kin okur. Bazısında gurur, bazısında neşe, bazısında bayağılık, aşağılık.. Bu adamın üstünden başından da yalnızlık akar. Bir de bu adama Kadıköy iskelesinin kanepelerinden birine oturmuş, heybeli köylüleri, çıplak ayaklı serseri çocukları, hanım efendileri seyrederken rastlarsınız .”

8. “Ağrı Dağı Efsanesi”

“Şu insanlar, şu dünyada var oldukça her şeye akıl erdirecekler, kartalın uçuşuna, karıncanın yuvasına, ayın, günün doğuşuna, batışına, ölüme, kalıma, her şeye akıl sır erdirecekler. Karanlığa ışığa, her şeye, her şeye akıl erdirecekler, tek insanoğluna güçleri yetmeyecek. Onun sırrına ulaşamayacaklar.”

9. “Yalnızlık” isimli şiirinden…

“çın çın ötüyor yüreğimin kökünde
şu dünyanın ıssızlığı
tanrı kimsenin başına vermesin
böyle bir yalnızlığı.”

10. “Yılanların Öfkesi, Yılanların Öcü, Yılanların Hışmı ve Özgürlük Üstüne”

“Bizi düşünmeye alıştırmamışlar. Üstelik de düşünmeyelim diye ellerinden geleni yapmışlar. Allah beterin beterinden saklasın derler, bir de düşünenleri, gelin şuna düşünenleri demeyelim, düşünmeye çabalayanları hep öldürmüşler. “

11. “İnce Memed 1”

“Ne olursa olsun kadın konuşmuştu. Konuşan insan, öyle kolay kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmayıp da içine gömüldü müydü, sonu felakettir.”

12. Yalan üzerine…

“Kendine güvendiğin için yalancı değilsin. Yalan dolan bilmediğin için yalan karşısında yenileceksin. Yalanın gücü doğrunun güçsüzlüğünden değildir. Yalan teşkilat kurmuş, doğru yalnızdır. Yalanın geleneği var, senin doğrunun her gün yeniden yaratılması gerek. Her gün bir şafak çiçeği gibi yeniden açması gerek. Sen yenileceksin. Yenilmenin tadına varacaksın. Doğru yenilmeli. Yenilmeyen doğru yenmiş sayılmaz. Doğru yenile yenile öyle keskin bir hale gelmeli ki.. Yüz bin yıl su altında, yıkanmış, düzelmiş çakıltaşı gibi.”

13. “İnsanoğlu umutsuzluktan umut yaratandır…”

14. “Kim bilir, bir insanın iyilik mi kötülük mü, dostluk mu düşmanlık mı düşündüğünü şöyle yüzüne bakınca, kim bilir?…”

“Kim bilir? Tanışmadan, konuşup görüşmeden bir insan korkuludur, başka bir şeydir. Yani herhangi bir şeydir. Konuşup görüşüncedir ki işte o zaman insan insan olur. Tanışmadan görüşmeden bir insan bir ıssız ada gibidir. Tehlikelerle doludur…”

15. “Bir dil bulacağız her şeye varan. Bir şeyleri anlatabilen…”

“Böyle dilsiz, böyle düşmanca, böyle bölük pörçük dolaşmayacağız bu dünyada…”

BONUS: Aşık Veysel ve Yaşar Kemal aynı karede…

“O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.”

İnsanı düzelttiğim zaman dünya kendiliğinden düzelmişti!”

Ulusal-Enerji-Verimliliği-Forumu-ve-Fuarı[1]

İnsanı Düzeltince…

Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra, Pazar sabahı kalktığında keyifle eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını hayal ediyordu.

Tam bunları düşünürken, oğlu koşarak geldi ve parka ne zaman gideceklerini sordu.

Baba, oğluna söz vermişti; bu hafta sonu parka götürecekti onu ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti.

Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna uzattı…
“Eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni parka götüreceğim!” dedi.

Sonra düşündü…
“Oh be, kurtuldum! En iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez!”

Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi…
“Babacığım, haritayı düzelttim. Artık parka gidebiliriz!” dedi.

Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hayretler içindeydi ve oğluna bunu nasıl yaptığını sordu.

Çocuk şu ibretlik açıklamayı yaptı…
“Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzelttiğim zaman dünya kendiliğinden düzelmişti!”

kaynak: charlotte gabay facebook sayfası

Öyle bir hayat yaşıyorum ki , Cenneti de gördüm , cehennemi de

12118725_10153683835273130_6704762526526253869_n[1]

Öyle bir hayat yaşıyorum ki ,
Cenneti de gördüm , cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm ,pes etmeyi de.

Bazıları seyrederken hayati en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki ,
Okudum okudum anlamadım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedim ki “söz ver kendine”

Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.

Öyle bir hayat yaşadım ki ,
son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan, anladım…

Friedrich Nietzsche

Konfüçyüs; Tartışmalardan uzak ve tümüyle uyum içerisinde yaşayan bir toplum ve dünya kurmak istiyordu…

12074906_10153108707306016_7805808919622350944_n[1]

Konfüçyüs; M.Ö. 551 – M.Ö. 479 yılları arasında yaşamış çinli bir filozoftu. Konfüçyüs’ü diğer düşünürlerden ayıran en büyük özelliklerinden biri amaçladığı toplumsal yapı idi.

”Tartışmalardan uzak ve tümüyle uyum içerisinde yaşayan bir toplum ve dünya kurmak”

Çinli düşünür maalesef fikirlerini kendi kağıda dökememiş, bunu eğitim verdiği öğrencileri, ölümünden sonra yapmıştır. Lun Yun içinde Anaya ve babaya saygı, insancıllık, merhametlilik, adalet , Yazıtlar / ayinler bulunan, öğrencileri ile yaptığı konuşmaları bir araya getirip kayıt altına almıştır.
Konfüçyus’un öğretisi bilinenin aksine bir din değil, Wu dinine dayanan etik felsefedir.

Erdemli insanların dokuz düşüncesi vardır:

1. Baktıklarında berrak görmeyi düşünürler,
2. Dinlediklerinde iyi duymayı düşünürler,
3. Görünüşleri bakımından cana yakın olmayı düşünürler,
4. Davranışlarında saygılı olmayı düşünürler,
5. Konuşmalarında doğru sözlü olmayı düşünürler,
6. İşlerinde ciddi olmayı düşünürler,
7. Kuşkuya düştüklerinde soruları nasıl soracaklarını düşünürler,
8. Öfkelendiklerinde sorunları düşünürler,
9. Kazancı gördüklerinde adaleti düşünürler