Okuyanda Tesiri Geçmeyecek Bir Etki Bırakan Uçurtma Avcısı Kitabından 21 Alıntı

Khaled Hosseini’nin bir solukta okunan, üzerinizden etkisini atamayacağınız eşe dosta tavsiye edilesi bir roman. Kitaptan alıntılar eminim Emir, Hasan, Assef, Baba, Ali, Rahim Han, Sohrab gibi karakterleri zihninizde yeniden canlandıracaktır. Afganistan’da çocuk olmak bu kadar etkili bir dille anlatılabilirdi. İnsanı adeta alıp Afganistan’ın orta yerine bırakıveriyor.

1. “Yaşamımda öyle çok iyilikle karşılaşmıştım ki ve mutlulukla… Bunları hak edip etmediğimi merak ediyordum.”

"Yaşamımda öyle çok iyilikle karşılaşmıştım ki ve mutlulukla... Bunları hak edip etmediğimi merak ediyordum."

 

2. “Elime bir tüfek alıp önüme gelene ateş etseydim bile, o beni bir an sendelemeyen bir sevgiyle sevmeyi sürdürürdü.”

"Elime bir tüfek alıp önüme gelene ateş etseydim bile, o beni bir an sendelemeyen bir sevgiyle sevmeyi sürdürürdü."

 

3. “…Ve ansızın, Hasan kulağıma fısıldadı: Senin için, bin tane olsa yakalarım. -Hasan, tavşandudaklı uçurtma avcısı.”

"...Ve ansızın, Hasan kulağıma fısıldadı: Senin için, bin tane olsa yakalarım. -Hasan, tavşandudaklı uçurtma avcısı."

 

4. “Belki haksızlık, ama bazen birkaç günde hatta tek bir günde olanlar bütün bir ömrün akışını değiştirebiliyor Emir.”

"Belki haksızlık, ama bazen birkaç günde hatta tek bir günde olanlar bütün bir ömrün akışını değiştirebiliyor Emir."

5. “Ama o an, damarlarımı yarıp o lanetli kanını bedenimden akıtmak, def etmek istedim.”

"Ama o an, damarlarımı yarıp o lanetli kanını bedenimden akıtmak, def etmek istedim."

6. “Sorun, Baba’nın dünyayı siyah-beyaz görmesiydi. Ve neyin siyah neyin beyaz olduğuna karar verişinde. Hayatı böyle yaşayan birine duyduğunuz sevgiye mutlaka korku eşlik eder. Belki biraz da nefret.”

"Sorun, Baba'nın dünyayı siyah-beyaz görmesiydi. Ve neyin siyah neyin beyaz olduğuna karar verişinde. Hayatı böyle yaşayan birine duyduğunuz sevgiye mutlaka korku eşlik eder. Belki biraz da nefret."

 

7. “İlkokul birinci sınıf kitabımı bile okuyamayan Hasan, beni rahat rahat okuyordu.”

“İlkokul birinci sınıf kitabımı bile okuyamayan Hasan, beni rahat rahat okuyordu.”

 

8. “…Sonra babam eşikte göründü; yüzünde bir şey vardı. Hemen tanıyamadığım, çünkü daha önce hiç görmediğim bir şey: korku.”

"...Sonra babam eşikte göründü; yüzünde bir şey vardı. Hemen tanıyamadığım, çünkü daha önce hiç görmediğim bir şey: korku."

“Emir! Hasan!” diye bağırarak, kolları ardına kadar açık, bize doğru koştu. “Bütün yolları kesmişler, telefon da çalışmıyor. Delirecektim!”

Bizi kollarına aldı. Bir an, kısacık bir an, o gece olanlara -artık ne olduysa- sevindim.

9. “İyilik bu toprakları terk etti; ölümlerden kaçmanın yolu kalmadı. Ölüm, her an, her yerde ölüm.”

"İyilik bu toprakları terk etti; ölümlerden kaçmanın yolu kalmadı. Ölüm, her an, her yerde ölüm."

10. “Çocuklar boyama kitabı değildir. Onları en sevdiğin renklere boyayamazsın.”

"Çocuklar boyama kitabı değildir. Onları en sevdiğin renklere boyayamazsın."

11. “Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.”

"Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler."

12. “Afganistan’da çocuk çok ama çocukluk yok.”

"Afganistan'da çocuk çok ama çocukluk yok."

13. “…Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir.”

"...Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir."

Bir adamı öldürdüğünde bir hayat çalarsın. Karısının onun üzerindeki hakkını, çocuklarının babaları üzerindeki hakkını da. Yalan söylediğinde birinin gerçeği bilme hakkını çalarsın. Çalmaktan daha alçakça bir hareket yoktur.

14. “İnsan olmana izin vermiyorlar.”

"İnsan olmana izin vermiyorlar."

15. “Zamanla kanserin pek çok adı olduğunu öğrendik; tıpkı şeytan gibi.”

"Zamanla kanserin pek çok adı olduğunu öğrendik; tıpkı şeytan gibi."

&16. “Masasının üzerindeki bir levhada şöyle yazıyordu: Yaşam bir trendir, atla!”

"Masasının üzerindeki bir levhada şöyle yazıyordu: Yaşam bir trendir, atla!"

&17. “Baba, kötülerin bile canını yakmanın günah olduğunu söylerdi. İstemeden kötü olmuşlar, bazen de düzelirlermiş.”

"Baba, kötülerin bile canını yakmanın günah olduğunu söylerdi. İstemeden kötü olmuşlar, bazen de düzelirlermiş."

&18. “Mutlu son diye bir şey var mı? Her şey bir yana hayat bir Hint filmi değil. Afganların en sık yinelediği deyiştir: Zendagi migzara. Hayat devam ediyor.”

"Mutlu son diye bir şey var mı? Her şey bir yana hayat bir Hint filmi değil. Afganların en sık yinelediği deyiştir: Zendagi migzara. Hayat devam ediyor."

&19. “Gel. Yeniden iyi biri olmak mümkündür, demişti Rahim Han tam telefonu kapatırken. Öylesine söyleyivermişti; son anda aklına gelmiş gibi. Yeniden iyi biri olmak.”

"Gel. Yeniden iyi biri olmak mümkündür, demişti Rahim Han tam telefonu kapatırken. Öylesine söyleyivermişti; son anda aklına gelmiş gibi. Yeniden iyi biri olmak."

&20. “Sonradan bulduğun bir şeyi yitirmek, her zaman daha zordur.”

"Sonradan bulduğun bir şeyi yitirmek, her zaman daha zordur."

&21. “Uçurtmayı senin için yakalamamı ister misin? – ”Yutkunurken, âdemelması inip çıktı. Rüzgâr saçlarını karıştırdı. Başını evet anlamında salladığını gördüm.

“Uçurtmayı senin için yakalamamı ister misin? - ”Yutkunurken, âdemelması inip çıktı. Rüzgâr saçlarını karıştırdı. Başını evet anlamında salladığını gördüm.

 

Senin için bin tane olsa yakalarım,” dediğimi duydum.
Sonra döndüm, koşmaya başladım.

Yalnızca bir gülümsemeydi, hepsi bu. Her şeyi düzeltmiş değildi. Hiç bir şeyi düzeltmemişti. Belli belirsiz bir tebessüm. Minicik bir şey. Ormandaki bir yaprak; ansızın havalanan bir kuşun kıpırdattığı bir yaprak.

Hayatınızı değiştirebilecek kadar güçlü olan sözler

Hayatınızı-değiştirebilecek-kadar-güçlü-özlü-sözler-standart-1[1]

 

Özlü sözlere çok fazla itibar etmiyor olabilirsiniz. Bu sözlerin birçoğu farklı bakış açılarından beslenir ve bazen de birbirleriyle çelişebilir. Genel olarak da başka birinin felsefesine bağlı kalmak doğru gelmeyebilir. Ancak önemli olan özlü sözleri birer gerçek olarak kabul etmemenizdir. Bunların arasından sizin hayatınıza değen, sizi daha iyi açıklayanları benimseyebilir, diğerlerini görmezden gelebilirsiniz. Böylelikle hayatınızla alakalı olarak, temel noktalarda kendinizi ifade ederken daha rahat olabilir, daha felsefi düşünebilirsiniz.

 

Herkesin hayatından bir şeyler bulabileceği özlü sözler…

1. “Sorun, zamanın olduğunu zannetmendir.” Buddha
2. “Hayatın anlamı, hediyeni bulmaktır. Hayatın amacı ise onu bir kenara koymaktır.” William Shakespeare
3. “İlerleyebilmenin sırrı başlamaktır.” Mark Twain
4. “Kapılar, onu çalabilecek kadar cesur olanlara açılacaktır.” Tony Gaskins
5. “Bütün büyük işler genelde küçük başlangıçlarla ortaya çıkar.” Anonim
6. “Sadece iyi olmayın. Bir şey için iyi olun.” Henry David Thoreau
7. “Her sabah önünüzde iki yol vardır. Ya uykunuza devam edip, rüyalarınızı görmeye devam edersiniz; ya da uyanıp onları kovalamaya başlarsınız.” Anonim
8. “Deneyim, bizim hatalarımıza verdiğimiz isimdir.” Oscar Wilde
9. “Bundan yirmi yıl sonra, yaptığınız işlerden çok yapmadıklarınız sizi hayal kırıklığına uğratacaktır. Bu yüzden güvenli bölgenizden çıkın, hayallerinizin peşinden koşun. Keşfedin, hayal edin, bulun.” Oscar Wilde

Hayatınızı değiştirebilecek kadar güçlü olan özlü sözler 
İleride pişmanlık yaşamamak için, şimdi kendinize sınır koymamalısınız

10. “Nehre düştüğünüzde boğulmazsınız. Ama batıp kalırsanız boğulabilirsiniz.” Paulo Coelho
11. “İncelenmemiş bir hayat yaşamaya değmez.” Socrates
12. “Kendi hayallerinizi gerçekleştirin, ya da birisi onun hayallerini gerçekleştirmeniz için sizi işe alsın.” Farrah Gray
Kaynak: uplifers

Üç şeyi hatırlaman gerekiyor :

galapagos-adaları[1]
Bir , ne olman gerektiğini sana söyleyenleri asla dinleme : kendi iç sesini dinle , sen nasıl olmak istiyorsun ? Yoksa hayatın harcanır gider .

İki , maske kullanma – bedeli ne olursa olsun dürüst kal . Öfkeliysen öfkeli ol. Öfkesini bastıran insanın bedeninde blokajlar oluşur . Öfke iki noktadan , tırnak ve dişlerden boşaltılır . Uzun süre öfkesini bastıran insanlar… daha çok yer , daha fazla sigara içer , daha fazla konuşurlar ; çünkü bir şekilde enerjiyi birazcık boşaltabilmek için çenelerinin çalışması gerekir . Ve öfkeli insanların elleri çirkinleşir , yamuklaşır . Herhangi bir şeyi bastırırsan bedende o duyguya karşılık gelen yer etkilenir . Ağlamak istemiyorsan gözlerin parlaklığını yitirir , çünkü gözyaşı gereklidir . Unutma , içten gelerek gözyaşı dökemezsen , gülemezsin de , çünkü bu diğer uçtur . Gülmek istiyorsan gül ,yüksek sesle gülmenin ters bir tarafı yok .

Üçüncüsü , sahici olmaktır ; şimdiki zamana sadık kal , çünkü tüm yalanlar ya geçmişten ya da gelecekten içeri sızar . Geçen geçmiştir , üzerinde durma , bunu bir yük gibi taşıma . Gereksiz yere gelecekle uğraşma , yoksa gelecek şimdiki zamanı ele geçirip yok eder ve henüz olmayanlar olmamıştır . Şimdiye sadık kal , işte o zaman sahici olacaksın . Şimdi burada var olmak , sahici olmaktır

–OSHO

İnsan Sarrafı Dostoyevski’den, Hayatınıza Işık Tutacak 15 Hayat Dersi

1. “Sevmek, güzel birinde aşkı aramak değil, o kişide bilmediğin bir zamanın, beklenmedik bir anında kendini bulmaktır.”

2. “Yeni bir adım atmak ve yeni bir söz söylemek, insanların en korktuğu şeylerdir.”

3. “Acı çekmek, büyük bir zekaya ve duyarlı bir yüreğe sahip kişiler için her zaman kaçınılmazdır.”

4. “Gece ne kadar karanlıksa, yıldızlar o kadar parlaktır. Derdin ne kadar büyükse, Tanrı’ya o kadar yakınsın.”

5. “Ya hatalarınla yüzleşir, ya da hatalarınla yüzsüzleşirsin. Cahil olmak ayrı, pislik olmak ayrıdır.”

6. “Her insan, herkes karşısında, her şeyden sorumludur.”

7. “Yalan öyle nüfuz etmiş ki insanların diline, ‘doğruyu söylemek gerekirse…’ diye bir kalıp var.”

8. “İnsanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır.”

9. “Zamana güven, her şey unutulur. Şu anda aklı başında davranmak, sonradan aklının başına gelmesinden iyidir.”

10. “Yanlış kişiden samimiyet beklediğin an, kırılıyorsun.”

11. “Hiçbir zaman doğru insan çıkmaz karşına. Ya zaman yanlıştır, ya da insan.”

12. “Anlamından çok hayatı sevmeli. Anlam ancak o zaman anlaşılır hale gelir.”

13. “Farkındalık, hastalıktır.”

14. “İnsanın ruhunu yücelten bir acı, ucuz bir mutluluktan evladır.”

15. “Bir çocuğun ölümünü görmektense evrene geliş biletimi iade etmek isterim.”

kaynak: onedio .com

2016 Da Başucu Yazısı Yapacağın Simyacı” Yazarı Paulo Coelho’dan 15 Muhteşem Söz…

Paulo-Coelho-dan-yeni-roman_5849_1409821550[1]

 

 

Simyacı” Yazarı Paulo Coelho’dan Başucu Notu Yapılacak 15 Muhteşem Söz…
(OKUMADAN GEÇMEYİN)
1. Elveda diyecek kadar cesursan, hayat seni yeni bir merhaba ile ödüllendirir.
2. Hiç yenilmemiş insanlar vardır. Onlar hiç savaşmamış olanlardır.
3. En iyisini sonraya saklamayın. Yarının ne getireceğini bilemezsiniz.
4. Başkalarını memnun etmek için yaşarsan herkes seni sever, kendin hariç.
5. Başkalarının ne düşündüğü önemli değil çünkü her halükarda yine aynısını düşünecekler.
6. Zamanını satabilirsin, ama geri satın alamazsın.
7. Bizi seven insanlar var, sadece nasıl göstereceklerini bilmiyorlar.
8. Hayatın sırrı, oysa, yedi kere düşüp, sekiz kere kalmaktı.
9. Bir hayali gerçekleştirmeyi imkansız kılan tek şey vardır; başarısızlık korkusu.
10. Hayatın, insanın iradesini test etmek için pek çok yolu vardır, bazen hiçbir şey olmaz ya da her şey birden olur.
11. Bir gün kalkacaksınız ve hep hayal ettiğiniz şeyleri yapmaya vakit kalmamış olacak. Şimdi tam zamanı. Harekete geçin.
12. Sadece güneşli günlerde yürürseniz, hedefinize asla varamazsınız.
13. Tekne limanda güvendedir. Ama teknenin amacı bu değildir.
14. Affet ama asla unutma yoksa tekrar yaralanırsın. Affetmek bakış açını değiştirir, unutmak ise aldığın dersi kaybettirir.
15. Ok ancak geri çekerek atılır. Hayat seni zorluklarla geri çekiyorsa, seni daha büyük bir şeye fırlatacağı içindir. Nişan almaya devam et.
(Okuduysak başkaları da okusun diye paylaşalım)

MAYA ANGELOU’DAN ” KADINLARA 10 ÇARPICI ÖĞÜT!”

Maya-Angelou-dan-kadinlara-10-ogut_5393_1401397256[1]

 

Birini sevmek, her şeyi riske atmaktır ve genelde buna değer.
“Bizi özgür bırakan tek şey aşktır.”

__Kadınların birbirlerini her zaman desteklemesi gerekir.
“Bir kadın, ne zaman kendi sesini duyurmak için ayağa kalksa, planlamamış bile olsa, tüm kadınlar için de ayağa kalkmış olur.”

__Başarının anahtarı çok basit: Keyif almak
“Başarı kendinizi sevmektir, işinizi sevmektir ve işinizi nasıl yaptığınızı sevmektir.”

__Değiştirebileceklerinizi değiştirin ama kontrolünüz dışında olanları da kabul edin.
“Bir şeyi beğenmiyorsanız onu değiştirin. Eğer değiştiremezseniz kendi tutumunuzu değiştirin. Şikâyet etmeyin.”

__İç sesinize ve içgüdülerinize güvenin.
“Kendinizi dinleyin. O sükûnet içinde Tanrı’nın sesini duyacaksınız.”

__Affetmenin değerini bilin.
“Kendinize verebileceğiniz en güzel hediye affetmektir. Herkesi bağışlayın.”

__“Kıçına tekmeyi basmaya” cesaretiniz olsun.
“Hayat tam bir baş belasıdır. Dışarı çıkın ve kıçına tekmeyi basın.”

__Eğer kötü bir hayatınız varsa, ilişki veya iş, hemen ayrılın.
“Yeni bir yola koyulmak zordur ama bir kadını için için kemiren o durumda kalmaktan daha zor değildir.”

__Gülümsemeyi hiçbir zaman ihmal etmeyin.
“Kadınlar sert ve hassas olmalıdır. Mümkün olduğunca gülmeli ve uzun bir ömür sürmelidir.”

__İnsanları nasıl hissettirdiğiniz, arkanızda bıraktığınız izinizdir.
“Öğrendim ki, insanlar sizin ne söylediğinizi, ne yaptığınızı unutuyor. Ama onlara nasıl hissettirdiğinizi unutmuyor.”

Hayatınızı Dönüştürmek için 6 Önemli Öğreti

nilfer_zizeri[1]

Lotus çiçeği yeniden doğuşu, yenilenmeyi ve ruhani uyanışı temsil eder. Ancak suyun üzerinde hiç çaba sarf etmeden yüzer gibi görünen bu güzel çiçeğin, çiçek açmak için aslında çok çalışması gerekir. Lotus çiçekleri suyun yüzeyine çıkmadan önce bir nehrin ya da göletin dibindeki çamurdan çıkıp büyür.

Kendi hayatımızdaki çamurdan çıkabilmek de bizim çiçek açmamıza yardımcı olur; bu, gerçek benliğimize, özümüze doğru bir çıkıştır. Kalbin sesini duymak ve onu takip etmektir. Ama çiçek açmak için içeriye bakmamız ve bizi geri tutan ne varsa onu aradan çıkarmaya odaklanmamız gerek. Bakmamız, yüzleşmemiz ve geride bırakmamız gereken bir çok duygu olabilir. Bu duygular utanç, bir hastalık ya da bir ilişki kaynaklı olabilir.

Ve bu çamur birikintilerimizde pek çok şey saklı olabilir. Her şeyi bir anda açığa çıkarmamız gerekmiyor. Şifalanma katman katman gerçekleşir. Bir soğanı soyduğunuzu düşünün, bunun gibi. Ama eğer kendi kişisel çamurumuzu biraz karıştırmayı göze alamıyorsak yeni ya da iyi bir şeyi hayatımıza yansıtmamız da mümkün değildir.

İşte kendi çamurunuzdan çıkıp hayatınızı gerçek anlamda dönüştürmeye başlayabilmeniz için birkaç yol:

Öğreti 1: Kendine Dürüst Ol

Gerçeklik manevi uyanmanın temel taşıdır. O olmadan büyüyemeyiz. Davranışlarımıza ne zaman mazeretler bulursak ya da gerçekleri gizlersek sonucunda bunun bedelini öderiz. Bu bedel genellikle hastalık ya da sıkıntı şeklinde olur.

Gerçek her ne kadar acıtsa da sizi özgür kılar.

Öğreti 2: Değişime Direnç Gösterme

Değişiklikle karşı karşıya geldiğimizde birçoğumuz panik yapar, olayları kontrol edip düzeltmek için olayla yüzleşir. Ancak çoğu kez bu kontrol, kökenleri çok derinlere inen sorunlarımızın pekişmesine neden olur. Belirli bir noktada var olan duruma teslim olmalı ve her sonucu kontrol etmeye çalışmaktan vazgeçmeliyiz. Aksi halde bedenlerimiz, dokularımız ve sinir sistemimiz, hastalık ve engelliliğin davetçisi olan katı kalıplarda “takılı” kalır.

Öğreti 3: İtiraf Et

Bu biraz ağır bir tabir. Ancak itiraf etmenin basit anlamı şu; “bir şeylerin” arkasına saklanmaktan vazgeç. O “bir şeyler” yiyecek, alkol, üzüntü, alışveriş, dedikodu, ilişki ya da başka herhangi bir bağımlılık olabilir. Ya da hayatındaki biriyle daha anlamlı bir ilişki geliştirebilmek için duygusal anlamda hesaplaşmak anlamına da gelebilir. Bu hiç kolay değil. Hatta “itiraf etmek” en zor şeylerden biridir.

İtiraf edip gerçeği söylediğinizde hayatınızdaki eski bir kalıbın patlayacağından emin olabilirsiniz. Bir ilişkinin bitmesine bile neden olabilir. Ama bir yalanı yaşamak uzun vadede çok daha kötüdür. Bazen itiraf etmek destek gerektirir.

Temizlik sürecinde bedeninde ani bir toksin boşalması hissedersiniz ve bununla birlikte büyümek için özgürleşirsiniz.

Öğreti 4: Bağışla ve Atlat

Bağışlamak kendimizi kıstırdığımız kapandan kendimizi kurtarmaktır.
Ne sıklıkla kendini ya da başka birini yargılıyorsun? Şöyle şeyler diyor musun, “Hiçbir zaman paramı iyi yönetememişimdir; bu işi benim için eşime yaptırıyorum?” O halde bir yatırım yapmaya çalıştığında daha baştan kendini Başarısızlığa mahkum etmişsin demektir. Bir şeyi atlatmadan yola devam etmeye çalıştığımız zaman geçmiş sinsice hayatımıza geri sokulmanın bir yolunu bulur. Ama affedip atlattığımızda kendimize çamurdan çıkma fırsatı yaratırız.

Çoğu zaman en çok bağışlamamız gereken kişi kendimizdir. Yargıladığınız şeyler her neyse bunun için kendinizi affetmek için şöyle diyin: “Kendimi bu konuyla ilgili yargıladığım için kendimi bağışlıyorum: ……….. (boşluğu doldurun)” . Bu kelimeleri sessizce ya da daha iyisi yüksek sesle ayna önünde söyleyebilirsiniz.

Öğreti 5: Suçluluk ve Utanç Duygularına Bak

Suçluluk, yapmamız ya da olmamız gerektiğini düşündüğümüz şey, gerçekte yapmak istediğimiz şeyle ya da olduğumuz kişiyle zıt olduğunda ortaya çıkar. Genellikle de aile baskısından ya da çarpık toplum yapısından kaynaklanır.
Brene Brown bu konuda şöyle diyor; “Suçluluk şunu der, ‘Ben bir hata yaptım’. Utanç ise şöyle der, ‘BEN hatayım.’”

Suçluluk duygusundan şunu kabul ederek kurtulabilirsiniz; her ne sebepten ötürü suçluluk hissediyorsanız onu deneyimlemenizi yüksek benliğiniz istedi. Diğer bir deyişle yüksek benliğiniz o dondurmanın ya da çocuklardan uzakta geçirdiğiniz bir öğleden sonranın tadını çıkarmanızı istedi. Bir kez yüksek benliğinizin varlığını kabul ettiğinizde KENDİNİZ olmanız artık mümkün olur. İnsana en acı veren duygulardan biri olan utanç, mizah ve ışığın olduğu bir ortamda barınamaz.

Utanç duyduğunuz şey her neyse, onun hakkında konuşmaya başlayıp destek almaya yanaştığınızda utanç ortadan kalkar.

Öğreti 6: Filizlenişini Kutla

Kendi kişisel çamurunuzla yüzleşecek cesaretin sizde var olduğunu görmeye çalışın. Kirli işi temizlemeye el attığınızda güzelliğiniz, gücünüz ve dönüşümünüz ışıldamaya başlar. O zaman da yolculuğunuzun meyvelerini toplamaya başlarsınız. Bunu da sadece sizinle birlikte bunu geçekten kutlayabilecek kapasitede olan kişilerle paylaşın. Ellerini çamura sokmak istemeyen kişiler size nasıl destek olacaklarını da bilemeyeceklerdir.

Birbirinden ender güzellikte ahenk yayan Nilüfer çiçekleri gibi olma niyetiyle…

Sevgilerimle,

Gülenay Pema

KONTROLDEN VE YÖNETMEKTEN VAZGEÇ

dreaming[1]

Her şeyi kontrol etmeye ve yönetmeye çalışmaktan vazgeçin…
Sürekli “alarmda”; olmanız gerektiğini söyleyen iç sesinize kulak vermeyin…
Yeni yollar denemesi için ruhunuza izin verin…
Bir şey için elinizden geleni yaptıktan sonrasını dert edinmeyin…
Fırsatların karşınıza kendiliğinden çıkmasına izin verin…
Kendinize günlük hedefler çizin…
Kendinizi huzursuz hissettiğinizde içinizdeki barışın merkezine gidin…
Sinirlenmenin boşa giden enerjiden başka bir şey olmadığını unutmayın…
Tek bir doğru yoktur…
Olayları algılama şeklinizi değiştirin…
Kendinizi başkalarının yerine koyun…
Böylece daha zor incinir ve incitirsiniz…
* Deepak Chopra

Eğer hasta olmak istemiyorsan! Duygularını anlat.

alnından-öğerim-seni[1]

Duygularını anlat.

Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular; gastrit, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar.
Zamanla, duyguların bastırılması kansere dönüşür.
Öyleyse, sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız!
Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel birer terapidir!

Karar Vermelisin.

Kararsız kişi güvensiz, endişe ve ıstırap içinde olur. Kararsızlık, sorunları, endişeleri ve çatışmaları çoğaltır.
İnsanlık tarihi kararlardan oluşur.
Karar vermek, diğerlerinin kazanması için vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir.
Kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanıdırlar.

Olduğundan Farklı Yaşama.

Gerçeği saklayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir. Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir.
Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü bir şey yoktur.Kaderleri ilaç, hastane ve acıdır.

Kabullen.

Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır.
Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar.
Eleştirileri kabullen. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.

Çözümler Bul.

Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler.
Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı. Arı ufacıktır fakat var olan en tatlı şeylerden birisini üretir.
Biz ne düşünüyorsak oyuz.
Olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.

Güven.

Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz, açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez.
Güven olmadan, bir ilişki de olamaz.
Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır.

Hayatı Üzgün Yaşama.

Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir.
Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştirir. “İyi mizah bizi doktorun elinden korur”
Mutluluk sağlık ve terapidir.

Dr. Dráuzio Varella

Geçmişte olduğun kişiyi bırak ve şu anda kimsen o ol….

dag_manzarasi[1]

Bazı şeylerin gitmesine izin vermek işte bu nedenle çok önemlidir. Onları serbest bırakmak. Gevşek olanı kesmek…

İnsanların; hiç kimsenin işaretli kartlarla oynamadığını anlaması gerekiyor;
Bazen kazanırız ve bazen de kaybederiz…
Hiçbir şeyi geri almayı bekleme, yaptıkların için takdir edilmeyi bekleme, ne kadar zeki olduğunun keşfedilmesini bekleme…
Aşkının anlaşılmasını bekleme…
***
Daireyi tamamla…
Gururlu, yetersiz ya da kibirli olduğun için değil, sadece artık onun senin yaşamında yeri olmadığı için…
Kapıyı kapat, plağı değiştir, evi temizle, tozdan kurtul…
Geçmişte olduğun kişiyi bırak ve şu anda kimsen o ol….
Paulo Coelho – Zahir

P.COELHO/Zahir

DUYGULARINIZIN EFENDİSİ OLMAK İÇİN NELER YAPABİLİRSİNİZ? (OSHO)

712_0296[1]

Acının içine baktığında orada temel bir takım şeyler göreceksin. Acı sana saygınlık kazandırıyor, insanlar sana karşı daha dostça, daha iyi hissediyor. Acı içindeysen daha çok dostun olur. Çok tuhaf bir dünya bu; temelinde ters giden bir şeyler var. Böyle olmamalı; mutlu insanın daha çok dostu olmalı. Ama mutlu olduğunda insanlar seni kıskanmaya başlıyor; artık dostça davranmıyorlar. Aldatılmış hissediyorlar; sende onların sahip olmadığı bir şey var. Nasıl mutlu olursun? Yüzyıllar boyunca alttan alta öğrenmiş olduğumuz bir işleyiş var: mutluluğu bastırıp, acıyı dışa vurmak. Bu bizim için doğal bir hale gelmiş.

Bu işleyişten tümüyle kurtulman lazım. Nasıl mutlu olunacağını, mutlu insanlara saygı duymayı, onlara daha çok dikkat etmeyi öğrenmen gerekiyor, unutma. Bu insanlığa büyük bir hizmet olacaktır. Acı çeken insanlara fazla anlayış gösterme. Biri acı içindeyse yardımcı ol ama, ona karşı anlayışlı olma. Onun acının kayda değer bir şey olduğunu düşünmesine yol açma. Ona yardım ediş nedenin içinde bulunduğu duruma saygı duyuyor oluşundan değil, sadece acı çekiyor olmasından kaynaklandığının kesin olarak altını çiz. Sen onu yalnızca bu acının içinden çekip çıkarmaya çalışıyorsun çünkü acı çirkin bir şey. Bırak o kişi acının çirkinliğini hissetsin, acı içinde olmanın erdemli birşey, “insanlığa büyük bir hizmet katmak” olmadığını anlasın.

Mutlu ol, mutluluğa saygı duy ve insanların hayatın amacının mutluluk- satchitanand olduğunu anlamasına yardımcı ol. Doğu gizemcilerine göre Tanrı üç niteliğe sahiptir. O sat’tır: hakikat, varlıktır o. O chit’tir: bilinç, farkındalık. Ve son noktada, en yüksek zirvede de anand’dır: mest olma hali. Mest oluş neredeyse, Tanrı oradadır. Ne zaman mest olmuş bir insan görsen ona saygı duy, kutsaldır o. Ve nerede bir topluluğun mutlu, şen olduğunu hissedersen bil ki orası kutsal bir mekandır.

REÇETELER

ZİHNİN ADETLERİNİ KURNAZLIKLA YEN

Üzgün mü hissediyorsun? Dans et ya da gidip, duşun altında dur ve bedeninin ısısıyla birlikte üzüntünün de bedeninden nasıl yok olup gittiğini gör. Duşun üzerine yağdırdığı suyun bedenindeki ter ve tozu nasıl alıp götürüyorsa, üzüntünü de aynı şekilde alıp götürdüğünü hisset. Bak bakalım ne oluyor.

Zihni öyle bir duruma sokmayı dene ki, eski işleyiş biçimini sürdüremesin.

Her şey olur. Aslında yüzyıllardır geliştirilmiş olan tüm teknikler zihnin eski kalıplarını kırma çabalarından başka bir şey değildir.

Örneğin öfkeli hissediyorsan, sadece bir kaç derin nefes al. Derin nefes al ve derin nefes ver, sadece iki dakika bunu yaptıktan sonra öfkenin ne durumda olduğuna bak. Zihnin kafasını karıştırmış oluyorsun; o bu iki şeyi birbiriyle bağdaştıramıyor. “Ne zamandan beri” diye sormaya başlıyor zihin, “öfkeli birisi derin nefes alıyor? Neler oluyor burada?”

Yani ne istersen yap ama asla aynı şeyi tekrarlama; püf noktası bu. Yoksa her üzgün oluşunda düş almaya başlarsan, zihin onu da alışkanlık edinecektir. Üç, dört kereden sonra zihin öğrenir: “Her şey yolunda. Üzgünsün, o yüzden duş alıyorsun”. O zaman bu üzüntünün, o paketin bir parçası haline gelir. Hayır, asla aynı şeyi tekrar etme. Her seferinde zihni şaşırtmaya devam et. Yaratıcı ol, yeni şeyler icat et.

Ortağın bir şey söylüyor ve öfkeleniyorsun. Hep ona vurmak veya bir şeyler fırlatmak istemiştin. Bu sefer bir değişiklik yap: git sarıl ona! Onu güzelce bir öpüp, şaşırt onu da. Böylece hem zihnin şaşırmış olacak hem de ortağın. Bir anda bazı şeyler artık eskisi gibi olmayacak. O zaman zihninin bir mekanizma olduğunu, yeni şeyler karşısında nasıl yenik düştüğünü, yeni şeylerle nasıl baş edemediğini göreceksin.

Pencereyi aç ve bırak taze bir meltem içeri girsin.

ÖFKE KALIBINI DEĞİŞTİR

Bir şeyleri binbir kere dışarı atsan da, temeldeki kalıp değişmezse, onları yeniden biriktirirsin. Enerjiyi dışarıya salmakta hiçbir sakınca yok- bu iyi bir şey- ama bunun kalıcı hiçbir tarafı da yok.

Doğu’nun yöntemleri Batı’nınkilerden tamamen farklı. Onlar katartik değil; tam tersine onlar seni kendi kalıbınla karşı karşıya getiriyor. Enerjinin bastırılmış olmasıyla ilgilenmiyorlar. Onlar kalıbın kendisiyle, o enerjiyi yaratan, bastıran, seni sinirli, üzgün, bunalımlı ve nevrotik yapan içsel mekanizmalarla ilgileniyor. Bu kalıbın kırılması gerekiyor. Enerjiyi salmak çok kolay ama kalıbı kırmak güç; zor bir iş bu.

Şimdi bu kalıbı değiştirmek için bir şey yapmayı dene.

Her gün, on beş dakika boyunca, ne zaman sana uyuyorsa, bir zaman belirle ve odanın kapısını kapatıp sinirlen- ama bu siniri dışarıya atma. Onu zorlamaya devam et, sinirden neredeyse çıldır ama onu dışarı salma. Hiçbir dışavurum yok…yastığa vurmak bile. Onu yapabileceğin her şekilde bastır- beni takip edebiliyor musun? Katarsisin tam karşıtı bu.

Midende, bir şeyler patlamak üzereymiş gibi bir gerginlik hissediyorsan, mideni içeri çek; onu olabildiğince gergin hale getir. Omuzlarının gerildiğini hissediyorsan, onları daha da ger. Bırak tüm bedenin mümkün olabildiğince gerilsin, neredeyse çıkış noktası olmayan bir volkan gibi kaynasın. Hatırlanması gereken nokta bu- salmak, dışa vurmak yok. Bağırma, yoksa miden gevşeyecektir. Hiçbir şeye vurma, yoksa omuzların gevşeyip, rahatlayacaktır.

On beş dakika boyunca ısın dur, sanki yüz dereceye çıkıyormuş gibi kız. On beş dakika boyunca bu gerginliği bir doruk noktasına doğru taşı. Saatini kur ve çalmaya başladığında, elinden gelenin en fazlasını yapmaya çalış.

Saat sustuğunda, sessizce otur, gözlerini kapa ve sadece olup bitenleri izle. Bedeni gevşet.

Bunu iki hafta boyunca tekrarla. Sistemi bu şekilde kızdırmak, kalıplarının erimesini sağlayacaktır.

HAYIR”IN DERİNLERİNE İN

Her akşam, altmış dakikalığına şu yöntemi dene. İlk kırk dakika boyunca olumsuzlaş, olabildiğince olumsuz ol. Kapıları kapat, odanın etrafına yastıklar koy, telefonu fişten çek ve bir saat boyunca rahatsız edilmemek istediğini herkese söyle. Kapıya, bir saat boyunca tamamen kendi başına bırakılman gerektiğini söyleyen bir yazı as. Odayı olabildiğince loşlaştır. Kasvetli bir müzik çal ve kendini ölü gibi hisset.

Oturduğun yerde kendini olabildiğince olumsuz hisset. “Hayır”ı bir mantra gibi tekrarla. Geçmişte kendini son derece donuk ve ölü gibi hissettiğin, kendini öldürmek istediğin, yaşamın tadının tuzunun kalmadığı sahneleri canlandır ve abart onları. Etrafında tümüyle bu durumu yarat. Zihnin araya girecektir. Sana, “Ne yapıyorsun? Öyle güzel bir gece ki bu, hem de dolunay var” diyecektir. Ona kulak asma. Ona daha sonra geri dönebileceğini fakat şu anda kendini tamamen olumsuzluğa adadığını söyle. Dini bir gereği yerine getiriyormuşçasına olumsuz ol. Ağla, zırla, bağır, küfret- içinden ne geliyorsa yap. Ama bir şeyi unutma: mutlu olmamalısın. Mutluluğa hiçbir şekilde geçit verme. Kendini yakaladığın anda hemen kendine bir tokat at! Kendini olumsuzluğa geri döndür. Yastıkları dövmeye, onlarla kavga etmeye, üzerlerinde tepinmeye başla. İğrenç ol! Bu kırk dakika boyunca olumsuz kalabilmek çok zor gelecektir.

Zihnin temel kanunlarından biridir bu- bilinçli olarak her ne yaparsan, aslında onu yapamazsın çünkü bir şeyi bilinçli olarak yaptığında bir mesafe hissetmeye başlarsın. Onu yapıyor olsan da hala bir tanıksındır; yaptığın şeyin içinde kaybolup gitmezsin. Bir mesafe doğmuştur ve o mesafe müthiş güzel bir şeydir. Ama o mesafeyi yaratmanı söylemiyorum. O bir yan üründür- onun hakkında endişelenmene gerek yok.

Bu tüm olumsuzluğu kökünden söküp atacak, sana “evet”e dair yepyeni bir bakış kazandıracaktır. Seni tamamen temizleyecektir. Hiç kimse “hayır”ın derinlerine dalmadan, “evet”in zirvesine ulaşamaz. Önce hayır diyen biri olman gerekir ki, evet bundan doğsun.

KAPLANI SERBEST BIRAK

Yaşam öyle engin bir olgu ki onu kontrol etmek imkansız. Onu gerçekten kontrol altında tutmak istiyorsan, kesip, biçerek asgariye indirmen lazım; onu ancak o zaman idare edebilirsin. Yoksa yaşam vahşidir. Bulutlar ve yağmur kadar, rüzgar, ağaçlar ve gökyüzü kadar vahşidir.

Geceleri bir meditasyona başla. Hiçbir şekilde insan değilmişsin gibi hisset sadece. İstediğin hayvanı seçebilirsin. Kedileri seviyorsan, kedi uygundur. Köpekleri seviyorsan köpek de olur….veya kaplan ol- dişi, erkek fark etmez- ne istersen olur. O hayvana dönüş. Odada dört ayak üstünde dolaşarak, o hayvana dönüş.

On beş dakika boyunca bu fantezinin çıkarabildiğin kadar keyfini çıkar. Bir köpek gibi havla ve köpekten beklenebilecek şeyleri yap; gerçekten yap bunları! Bunun tadını çıkar ve hiçbir şeyi kontrol etme. Bir köpek hiçbir şeyi kontrol edemez- köpek olmak demek mutlak özgürlük demektir- yani o anda içinden ne geliyorsa onu yap. İnsana ait kontrol özelliğini o anın içine taşıma. Gerçekten dik başlı bir köpek ol! On beş dakika boyunca odanın etrafında dolaşıp havla, zıpla. Bunu yedi gün boyunca yap- faydasını göreceksin.

Fazla görgülü, fazla medenileşmiş biri olmak sana köstek olabilir. Biraz daha hayvani bir enerjiye ihtiyacın var. Aşırı medeniyet, insanı felç eden bir şeydir. Küçük dozlarda faydalıyken, fazlası çok tehlikelidir. Kişi daima hayvan olabilme kapasitesini barındırmalıdır. Biraz vahşileşmeyi öğrenebilirsen, tüm sorunların yok olacaktır. Bu yüzden bu akşamdan başla- ve bunun keyfini çıkar!

KRİZE MÜDAHALE ETMEK

Dışarıdan baskı gibi müdahaleler olduğu zamanlarda- ki bu hayatta çok sık olacaktır- meditasyona doğrudan girmek zorlaşır. Bu yüzden meditasyondan önce, on beş dakikalık bir süre boyunca bu baskıyı silmek için bir şey yapman gerekiyor; ancak öylelikle meditasyona girebilirsin, yoksa giremezsin.

On beş dakika boyunca sessizce oturup dünyanın bir rüyadan ibaret olduğunu düşün- zaten öyledir de! Tüm dünyanın bir rüya olduğunu ve hiçbir şeyin önemi olmadığını düşün. Birincisi bu.

İkinci olarak da er ya da geç, sen de dahil her şeyin yok olacağını hatırla. Sen hep burada değildin ve sonsuza kadar burada olmayacaksın. Demek ki, hiçbir şey kalıcı değil.

Üçüncü olarak, yalnızca bir tanık olduğunu hatırla. Bu gelip geçen bir rüya, bir film.

Bu üç şeyi hatırla; bu dünyanın tümüyle bir rüya olduğunu, her şeyin, senin bile gelip geçici olduğunu unutma. Ölüm yaklaşıyor ve varolan tek gerçek tanıktır, yani sen sadece bir tanıksın. Bedeni gevşetip, on beş dakika boyunca tanık olduktan sonra, meditasyona başla. Meditasyona kolaylıkla girebilecek, hiçbir sorunla karşılaşmayacaksın.

Ama meditasyonun kolaylaştığını hissettiğin anda dur; yoksa bu bir alışkanlığa dönecektir. Bu yöntemin ancak meditasyona girmenin zor olduğu belli durumlarda kullanılması gerekiyor. Her gün yaparsan iyi gelecek ama etkisini kaybetmeye ve işe yaramamaya başlayacaktır. Bu yüzden bunu bir ilaç olarak kullan. İşler ters gittiğinde, zorlaştığında, yolu açması ve rahatlamanı sağlaması için kullan bunu.

SEFALETİN TAİ CHİ’Sİ

Kendini sefil bir şekilde hissetmeye başladığında, bu ruh haline yavaş bir şekilde, hızlı değil, ağır hareketlerle, Tai Chi hareketleriyle gir.

Üzgün hissediyorsan, gözlerini kapa ve bırak film ağır çekimde aksın. Onun içine yavaş, yavaş, etrafını tümüyle görebilen bir görüş açısıyla, bakarak, olup bitenleri izleyerek gir. O kadar yavaş gir ki, her sahneyi, her teli, tek tek görebilesin. Öfkeleniyorsan, öfkeye çok yavaş bir şekilde adım at.

Sadece bir kaç gün boyunca, yavaş hareket et ve başka şeylerde de yavaşla. Örneğin yürüyorsan, şimdiye kadar yürüdüğünden daha yavaş yürü. Yemek yerken daha yavaş ye ve lokmalarını daha fazla çiğne. Normalde yirmi dakikada yaptığını otuz dakikada yap, her şeyi yüzde 50 oranında yavaşlat. Gözlerini hızla açıyorsan, daha yavaş aç. Duşunu normalde aldığın sürenin iki katı sürede al; her şeyi yavaşlat.

Her şeyi yavaşlattığında, otomatik olarak tüm mekanizman da yavaşlar. Mekanizma birdir- yürürken, konuşurken, öfkelenirken kullandığın hep aynı mekanizmadır. Değişik mekanizmalar söz konusu değildir; hepsi tek bir organik mekanizmadır. Bu yüzden, her şeyi yavaşlattığında, şaşırtıcı bir şekilde, üzüntün, sefaletin, öfken, şiddetin- hepsi yavaşlayacaktır.

Bu muazzam bir deneyim yaratır: düşüncelerin yavaşlar, arzuların yavaşlar, eski alışkanlıkların yavaşlar.

Örneğin, sigara içiyorsan, elin çok yavaşça hareket eder….cebine girer…sigarayı çıkarır… onu ağzına koyar…kibrit kutusunu çıkarır. Tüm bunları öyle ağırdan alırsın ki, tek bir sigarayı içmen neredeyse yarım saat sürer! Şaşıracaksın; her şeyi nasıl yaptığını görebilmeye başlayacaksın.

AY GÜNCESİ

Ay kişiyi bazen büyük ölçüde etkileyebilir, bu yüzden bunu takip et ve bundan faydalan. En az iki ay boyunca her günü kaydet ve bunu aya göre yap. Yeni aydan başlayıp o günün genelinde nasıl hissettiğini kaydet; sonra ertesi günü, üçüncü günü, sonra dördüncüyü ve dolunaya kadar her günü kaydet. Dolunay küçülürken de kaydetmeye devam et. Belli bir ritmin var olduğunu, ruh hallerinin aya göre gittiğini görebileceksin.

Kendi grafiğini keşfettikten sonra ondan birçok şekilde yararlanabilirsin. Yarın ne olacağını önceden bilip, ona göre hazırlıklı olabilirsin. Üzgün olacaksan, üzüntünün tadını çıkar. O zaman onunla savaşmaya gerek kalmıyor. Savaşmak yerine ondan faydalan çünkü üzüntüden de faydalanılabilir.

KÖPEK GİBİ NEFES AL

Göbeğinde düğümler hissettiğin zamanlarda, köpek gibi yürüyüp nefes almaya başla. Dilinin dışarı sarkmasına izin ver. Tüm kanal açılacaktır. Bu şekilde nefes almak çok etkili olabilir. Bu şekilde yarım saat nefes aldığında, öfken çok güzel bir şekilde akacaktır. Tüm bedenin buna dahil olacaktır.

Arada sırada odanda bunu yapmayı dene. Bir aynanın karşısına geçip havlayıp, hırlayabilirsin! Üç hafta içinde bir şeylerin çok, çok derinlere gitmekte olduğunu hissedeceksin. Öfke bir kez rahatlayıp, yok olduğunda, kendini özgür hissedeceksin.

OLUMSUZU KABULLEN

Kişinin, kendi varlığının olumsuz taraflarını da kabul etmeyi öğrenmesi gerekiyor; kişi ancak o zaman bütün olabilir.

Hepimiz yalnızca olumlu tarafı yaşamak istiyoruz. Mutlu olduğunda bunu kabul ediyorsun; mutsuz olduğunda ise reddediyorsun. Ama bu ikisi de sensin. Her şey akıyorken müthiş hissediyorsun; her şey durup, durgunlaştığında cehennemdeymiş gibi hissediyorsun. Ama bu ikisinin de kabullenilmesi gerekiyor. Hayat böyle bir şey: hayat içinde hem cenneti hem cehennemi birlikte barındırıyor. Cennet-cehennem ayrımı sahte bir ayrımdır. Ne yukarıda bir cennet, ne de aşağıda bir cehennem vardır; ikisi de buradadır. Bir an cennette, diğer an cehennemdesindir.

Kişi kendi olumsuz tarafını da kavramalı ve o konuda rahatlayabilmelidir. O zaman bir gün şaşırarak göreceksin ki, bu olumsuz taraf hayata tat, tuz katıyor. Bu gereksiz bir şey değil; hayata lezzet veriyor. Yoksa hayat son derece donuk ve tekdüze olurdu. Düşün ki kendini hep sadece daha mutlu, daha mutlu, daha mutlu hissediyorsun… Ne yapardın o zaman? O mutsuzluk anları hayata yeniden tat, tuz, arayış, macera katıyor. Yeniden iştah kazanıyorsun.

Varlığına bütünüyle sahip çıkmalısın. İyisiyle, kötüsüyle her yönünü kabullenmelisin kendinin. Herhangi bir şeyden kurtulmak söz konusu değil. Kimse asla hiçbir şeyden kurtulmuyor, kişi sadece yavaş, yavaş her şeyi kabullenmeyi öğreniyor. İşte o zaman karanlıkla ışık arasında bir ahenk oluşmaya başlıyor ve bu çok güzel bir şey. Yaşam zıtlık sayesinde bir ahenge dönüşüyor.

Bu yüzden, bu anları da yaşamaya çalış. Sorun yaratma. “Ne yapsam da şu huzursuzluktan kurtulsam?” diye düşünme. Huzursuzsan, huzursuz ol! Mutsuzsan mutsuz ol, büyütme bunu- sadece mutsuz ol; zaten başka ne yapabilirsin ki?

Bu tıpkı iklimlere benzer: yazın hava ısınır, bu konuda elinden ne gelebilir? Hava sıcakken, ısın ve terle, soğuduğunda ise titre ve keyfine bak! Yavaş, yavaş zıt kutupların arasındaki ilişkiyi görmeye başlayacaksın. Ve bu kutuplaşmayı anladığın gün müthiş bir anlayışa ermiş, büyük bir şey keşfetmiş olacaksın.

DOKUZUNCU BULUT ÜZERİNDE

Mutluluk son derece belli belirsiz bir şeydir; bulut gibi tanımsız ve sürekli değişkendir. Ne geçici ne de kalıcıdır. Ebedidir. Ama ölü değil, capcanlıdır. O yaşamın kendisidir, yani ne durağan, ne de hareketlidir. Sürekli değişir durur. İşte mutluluğun paradoksu budur: ebedi ama değişken, her an yeni ama daima kadim oluşu. Bir bakıma o hep vardı; bir bakıma her an mutluluktan sarhoş ve heyecan dolu hissedeceksin. Her an onun tarafından şaşırtılacaksın. Mutluluk bu yüzden böylesine bulutumsudur ve ne anlık, ne de kalıcı olarak sınırlandırılamaz.

Etrafında bu mutluluk bulutunu hissetmeye başla. Sessizce otururken bir bulutun etrafını sardığını hisset. Kendini o bulutun, içinde rahat bıraktığında, onun bir kaç gün sonra bir gerçekliğe dönüştüğünü göreceksin. Çünkü o orada; yalnızca sen henüz onu hissedemedin. O orada. Herkes bu mutluluk bulutunun içinde yaşıyor- kişinin sadece bunu görmesi gerekiyor, hepsi bu. Biz onunla doğduk. Bizim auramız, bizim asıl doğamız o. Bu yüzden arada sırada sadece sessizce, oturup gevşe ve etrafını saran, sürekli değişse de hep seninle kalan bir mutluluk bulutunun içinde kendini kaybettiğini hisset.

Kendini kaybetmeye başladıkça git gide daha mutlu hissedecek, mest olacaksın. Senin tamamen kaybolduğun ve geriye yalnızca bulutun kaldığı ender anlar gelecek. İşte bunlar satori veya samadhi anlarıdır. Onlar hakikate atılan ilk bakışlardır; uzak bakışlar da olsalar…

Tohum bir kez orada olduğunda, ağaç arkasından gelecektir.

BUNU HAYAL ET!

Güçlü bir hayal gücüne sahipsen ve bu kapasiteni bilinçli bir şekilde kullanabiliyorsan, bunun müthiş faydası olabilir. Bilinçli olarak kullanamadığında ise bu bir engele dönüşür. Kişi kapasiteye sahipse onu kullanmalıdır; yoksa yolunu tıkayan bir kayaya dönüşür bu. Kişi onun üzerinden atlayıp, onu bir atlama taşına dönüştürmelidir.

Şu üç şeyi yap:

Birincisi: kendini olabildiğince mutlu olarak hayal et. Bir kaç hafta içinde nedensiz yere çok mutlu olmaya başladığını göreceksin. Bu uykudaki kapasitenin kanıtı olacak. Demek ki sabah ilk iş olarak kendini müthiş derecede mutlu olarak hayal etmelisin. Yataktan çok mutlu bir ruh halinde çık- ışık saçar, için içine sığmaz bir halde, sanki o gün kusursuz, inanılmaz derecede değerli bir şey olacakmış gibi bir beklenti içinde ol. Son derece olumlu ve umutlu bir ruh halinde, o gün sıradan bir gün olmayacakmış, sıradışı, olağanüstü bir şeyler seni bekliyormuş, çok yakınındaymış hissiyle çık yataktan. Gün boyunca bu hissi tekrar, tekrar hatırlamaya çalış. Yedi gün içinde göreceksin ki tüm davranış biçimin, tüm alışkanlıkların, tüm titreşimin bambaşka bir hale gelmiş.

İkincisi: gece yatarken kendini Tanrı’nın ellerine bıraktığını hayal et sadece…varoluş sana arka çıkıyormuş, sanki onun kucağında uykuya dalıyormuşsun gibi hisset. Sadece bunu hayal et ve uykuya dal. Bu hayali sürdürerek uykunun gelmesini bekle ki hayal gücü uykunun içine işlesin ve bu ikisi iç içe geçsin. İkincisi de bu.

Üçüncüsü: olumsuz hiçbir şey hayal etme çünkü hayal gücü kapasitesine sahip olan kişiler, olumsuz şeyler hayal ettiklerinde bunlar gerçek olmaya başlar. Hastalanacağını düşünürsen, hastalanırsın. Birinin gelip sana kabaca davranacağını düşünürsen öyle davranır. Bu durumu senin kendi hayal gücün yaratacaktır.

Önce sabah ve akşam canlandırmalarına başla ve gün boyunca olumsuz hiçbir şey hayal etmemeyi unutma. Öyle bir düşünce geldiğinde onu hemen olumlu bir şeye çevir. Ona hayır de. Ondan hemen vazgeç ve fırlatıp at onu.

GÖBEĞİNDEN GÜLÜMSE

Yapacak bir şeyin olmadan, öylece oturduğun anlarda sadece çeneni gevşetip, ağzını hafifçe aç. Ağızdan nefes almaya başla ama derin değil. Bırak bedenin nefes alsın, yani nefes yüzeysel olacak ve git gide daha da yüzeyselleşecektir. Nefesinin çok yüzeysel bir hale geldiğini, ağzının açık, çenenin gevşemiş olduğunu hissettiğinde tüm bedenin son derece gevşemiş olacak.

İşte o an bir gülümsemenin belirmeye başladığını ama bunun yüzünde değil, içsel varlığının her yanında meydana geldiğini hisset. Bunu yapabileceksin. Dudaklarda oluşan bir gülümseme değil; sadece içinde yayılan varoluşsal bir gülümsemedir bu.

Bunu bu akşam denersen ne olduğunu kavrarsın…çünkü bu anlatılabilecek bir şey değil. Dudaklarınla, yüzünle gülmene gerek yok; sanki göbeğinden gülüyorsun, sanki göbeğin gülümsüyor. Bu bir gülümseme, kahkaha değil; çok yumuşak, hassas ve narin bir şey. Sanki göbeğinde küçük bir gül açıyormuş, kokusu tüm bedenine yayılıyormuş gibi bir şey.

Bu gülümsemenin ne olduğunu bir kez kavradığında, yirmi dört saat boyunca mutlu kalabileceksin. O mutluluğu özlemeye başladığını hissettiğinde sadece gözlerini kapa ve o gülümsemeyi yeniden yakala; o hep orada duruyor olacak. Gün boyunca istediğin kadar çok kere onu yakalayabilirsin. O her zaman orada.

ÇİN SEDDİNİ YIK

Birçok insan tüm hayatları boyunca her şeyde belli bir yere kadar gidiyor. Kızmışsan bir yere kadar kızarsın. Üzgünsen bir yere kadar üzülürsün. Mutluysan bir yere kadar mutlu olursun. Asla ötesine geçmediğin nazik bir çizgi vardır; her şey oraya kadar gelir ve durur. Bu neredeyse otomatikleşmiştir; o çizgiye ulaştığın anda vazgeçersin.

Herkese öğretilmiştir bu: belli ölçüde kızmaya iznin olduğu çünkü ondan sonrasının tehlikeli olabileceği. Belli ölçüde mutlu olmana izin verilir çünkü mutluluk çıldırtıcı olabilir. Belli bir noktaya kadar üzülmene izin vardır çünkü ondan sonrası intihara yol açabilir. Bu şekilde eğitildin ve kendinle diğer herkes arasında bir Çin Seddi duruyor. Asla onun ötesine geçmiyorsun. Sahip olduğun tek alan, tek özgürlük orası bu yüzden mutlu veya neşeli olduğunda Çin Seddi araya giriyor. Demek ki onun farkında olman gerek.

Şu deneyi yapmaya başlarsan müthiş derecede faydası olacaktır bunun; buna abartma yöntemi denir. Bu en eski Tibet meditasyon yöntemlerinin biridir. Üzgün hissediyorsan gözlerini kapa ve üzüntüyü abart. Ona mümkün olduğunca kendini kaptır, sınırın ötesine geç. İnlemek, ağlayıp, zırlamak istiyorsan yap bunu. Yerde yuvarlanmak istiyorsan yuvarlan ama olağan sınırlarının ötesine geçip, daha önce hiç gitmediğin yere kadar git.

Bunu abart çünkü içinde yaşamış olduğun o daimi sınır öylesine adet haline gelmiş ki, onun ötesine geçemedikçe, farkına da varamayacaksın. O senin zihinsel alışkanlıklarının bir parçası, bu yüzden öfkelenebilirsin ama o sınırın ötesine geçmediğin taktirde bunun farkında olamayacaksın. Sonra aniden bunun farkına varacaksın çünkü daha önce hiç gerçekleşmemiş olan bir şey gerçekleşiyor olacak.

Üzüntü, öfke, kıskançlık- o anda her ne hissediyorsan onunla- ve özellikle de mutlulukla dene bunu. Mutlu olduğun zaman sınır tanıma. Git, sınırların dışına taş: danset, şarkı söyle veya koştur. Cimrilik etme.

Sınırı çiğnemeyi ve aşmayı bir kez öğrendiğinde, kendini tamamen farklı bir dünyada bulacaksın. İşte o zaman tüm hayatın boyunca neyi kaçırmakta olduğunu göreceksin.

O Çin Seddi’yle birçok kez karşı karşıya kalacaksın ama git gide onun nasıl dışına çıkabileceğini öğrenmeye başlayacaksın çünkü gerçekten orada değil o, sadece bir inanıştan ibaret…

ÖZEL BİR DÜNYA YARAT

Bu yöntemi her gece tekrarla. Bu üç adımdan oluşur.

İlk yedi gün boyunca, ilk adım: yatakta uzan veya otur ve ışıkları kapatıp, karanlıkta ol. Geçmişte yaşamış olduğun herhangi güzel bir anı hatırla. Herhangi güzel bir an….en iyisini seç sadece. Çok sıradan bir şey olabilir çünkü bazen sıradan yerlerde, sıradışı şeyler gerçekleşir.

Sadece hareketsizce oturuyor, hiçbir şey yapmıyorsun ve yağmur damlaları damın üzerine düşüyor. O anın kokusu, sesi….seni sarıp sarmalıyor ve o anda bir şey tırak diye yerine oturuyor ve kendini kutsal bir anın içinde buluyorsun. Ya da bir gün sokakta yürürken aniden ağaçların arkasından gelen güneş ışığı üzerine vuruyor ve tırak!- bir şey açılıyor. Bir anlığına başka bir dünyaya taşınıyorsun.

Anını seçtikten sonra onu bir hafta boyunca kullan. Öylece gözlerini kapa ve onu yeniden yaşa. Ayrıntılara gir. Yağmur damlaları damın üzerine düşüyor…o pıt, pıt sesi…koku…o anın kendine has dokusu… Bir kuş şakıyor, bir köpek havlıyor… yere bir tabak düşüyor- seslerin hepsi. Tüm açılardan, çok boyutlu olarak, tüm duyuları kullanarak ayrıntılara gir. Her akşam daha da derin ayrıntılara daldığını hissedip, o anı gerçekten yaşarken bile kaçırmış olabileceğin ama zihninin kaydettiği bazı şeyleri bile hatırlayabilirsin. Sen anı kaçırsan bile zihin kaydetmeye devam eder.

Deneyimlemiş olduğunu fark etmediğin incecik farkları hissetmeye başlayacaksın. Bilincin o ana odaklandığında, o an yeniden orada olacaktır. Yeni şeyler hissetmeye başlayacaksın.

Aniden onların hep orada durduğunu, ancak o anda senin onları kaçırmış olduğunu fark edeceksin. Ama zihin her şeyi kayda geçiyor. Çok ama çok güvenilir bir uşak o, muazzam bir kapasiteye sahip.

Yedinci güne geldiğinde, bu anı öylesine berrak bir şekilde görmeye başlayacaksın ki, şimdiye kadar hiçbir gerçek anı böylesine berrak olarak görmemiş olduğunu hissedeceksin.

Yedi günden sonra aynı şeye devam et ama bir şey daha ekleyerek: sekizinci gün etrafındaki havayı hisset. Havanın seni her yönden- bir metreye kadar- çepeçevre sarışını hisset. O ana dair bir auranın seni sarmaladığını hisset. On dördüncü güne doğru, o bir metrelik mesafenin dışında bambaşka bir boyutun varolduğunun bilincinde olsan da, neredeyse tümüyle farklı bir dünyanın içinde kalabilmeye başlayacaksın.

Sonra üçüncü haftada yeni bir şeyin daha eklenmesi gerekiyor. Anı yaşa, etrafın onunla sarılı olsun ve şimdi hayali bir anti-hava yarat.

Örneğin kendini çok iyi hissediyorsun; etrafın bir metrelik mesafede o iyilik, o tanrısallıkla çevrili. Şimdi şöyle bir durumu farz et: biri sana hakaret ediyor ama hakaret ancak sınıra kadar gelebiliyor. Orada bir çit var ve hakaret sana işleyemiyor. Bir ok gibi gidip, orada yere düşüyor. Veya üzücü bir anı hatırla: kırgınsın ama o kırgınlık etrafını saran cam duvara kadar gelip, yere düşüyor. Asla sana ulaşamıyor. Eğer ilk iki hafta iyi gitmişse, üçüncü hafta her şeyin ancak o bir metrelik sınıra kadar gelebildiğini ama hiçbir şeyin sana nüfuz edemediğini görebilmeye başlayacaksın.

Sonra dördüncü hafta itibariyle o aurayı korumaya devam et. Pazara giderken veya insanlarla konuşurken onu sürekli aklında tut.

Müthiş bir heyecan duyacaksın. Dünyanın içinde varlığını sürdürürken, kendine ait, özel bir dünya sürekli seninle olacak.

Bu seni şimdi’de yaşayabilecek hale getirecek çünkü aslında her an binlerce şeyin bombardımanına uğramaktasın. Onlar senin dikkatini çekiyor ve etrafında koruyucu bir aura yoksa savunmasız kalıyorsun. Bir köpek havlıyor ve aklın bir anda o tarafa çekiliyor. Köpek hafızana giriyor. Hafızanda geçmişten kalma birçok köpek mevcut. Arkadaşının bir köpeği var; şimdi köpekten arkadaşına geçmiş oldun, oradan da onun bir zamanlar aşık olduğun kız kardeşine geçeceksin. İşte tüm saçmalık böyle başlıyor. Köpek şimdi havlıyorken seni geçmişte bambaşka yerlere götürmüş oldu. Seni geleceğe de götürebilir, bunu kimse bilemez. Her şey seni her yere götürebilir; bu çok karmaşıktır.

Bu yüzden kişinin kendisini saran, koruyucu bir auraya ihtiyacı vardır. Köpek havlamaya devam eder ama sen kendi içinde oturaklı, sakin, sessiz ve merkezde kalırsın.

Bu aurayı birkaç günlüğüne veya birkaç aylığına yanında taşı. Artık ona ihtiyacın kalmadığını gördüğünde bırakabilirsin onu. Şimdi ve burada olmayı bir kez öğrendiğinde, bir kez onun keyfine, muazzam mutluluğuna vardığında, aurayı bırakabilirsin.

MUTLU AYAKLAR

Kahkaha attığında, kahkaha tüm bedeninden geçmeli, anlaşılması gereken nokta bu. Yalnızca dudaklarınla, yalnızca boğazınla da kahkaha atabilirsin ama bu fazla derin olmayacaktır.

Odanın ortasında, yere otur ve sanki kahkaha ayak tabanlarından geliyormuş gibi hisset. Önce gözlerini kapa, sonra da kahkaha dalgalarının ayaklarından yayılışını hisset. Bunlar son derece belli belirsiz olacaktır. Sonra göbeğe ulaşıp, daha görünür hale geleceklerdir; göbek sallanmaya ve titremeye başlayacaktır. Onu oradan kalbine taşı, o zaman kalbin dopdolu hissedecek. Oradan da boğazına ve dudaklarına doğru çıkart. Dudakların ve boğazınla kahkaha atabilirsin; kahkahaya benzer sesler çıkarabilirsin ama bu ne gerçek bir kahkaha olacak ne de fazla bir işe yarayacaktır. Bu yine ancak mekanik bir hareket olarak kalacaktır.

Gülmeye başladığında küçük bir çocuk olduğunu hayal et. Kendini gözünde küçük bir çocuk olarak canlandır. Küçük çocuklar kahkahayla gülerken yerde yuvarlanmaya başlarlar. İçinden geliyorsa sen de yerde yuvarlanmaya başla. Tüm amaç buna tüm benliğinle dahil olmak. Çıkan ses, bu dahil oluş kadar anlamlı değildir. Bu bir kez başladığında ne olduğunu anlayacaksın.

İlk iki, üç gün boyunca sana bunun olup olmadığını anlayamayabilirsin ama olacaktır. Onu köklerinden al, getir- tıpkı açan bir çiçeğin, ağacın köklerinden yola çıkışı gibi. Git gide yukarı çıkar. Daha önce hiçbir aşamada göremezsin; yalnızca yukarı ulaşıp çiçeklendiğinde görebilirsin onu. Ama o köklerden, yerin çok derinlerinden geliyordur. En derinlerden beri yoldadır.

Kahkaha da aynen bu şekilde önce ayaklardan başlayıp, yukarı doğru yol almalıdır. Bırak tüm bedenin onunla sarsılsın. O titreşimi hisset ve onunla işbirliği içinde ol. En başta biraz abartman gerekse de bunun faydası olacaktır. Elinin titrediğini hissediyorsan, daha çok titremesine yardım et ki enerji daha çok dalgalanmaya, akmaya başlasın. Sonra yerde yuvarlanıp, gülmeye başla.

Bunu akşam uykuya yatmadan önce yap. On dakika yeterlidir, sonra uyu. Sabah yeniden, bunu ilk iş olarak yatakta tekrar edebilirsin. Gece gülüşü yeni bir uyku akımı yaratacaktır. Rüyaların daha neşeli, daha gümbür, gümbür olacak ve sabah gülüşüne de yardımları dokunacak; ona fon oluşturacaklardır. Sabah gülüşü ise tüm günün akışını belirleyecektir. Sabah ilk iş olarak ne yaparsan, bu her ne olursa olsun gününün akışını belirler.

Eğer ilk önce öfkelendiysen bu zincirleme gidecektir. Bir öfke diğerine, o da bir başka öfkeye neden olacaktır. Kendini son derece kırılmaya açık hissettiğin için en küçük şeyler seni incitir, hakaret gibi gelir. Her şey peş peşe gider. Güne başlamanın en iyi yolu gülmektir ama bırak bu bütün bir şeye dönüşsün. Gün boyunca, ne zaman fırsat bulsan, kaçırma- kahkahayla gül!

EVET MANTRASI

Ben sana hayata, aşka, insanlara evet demeyi öğretiyorum. Evet, dikenler de var ama oturup onları saymaya da gerek yok. Onları görmemezlikten gel; gül üzerine meditasyon yap. Eğer meditasyonun gülün derinlerine inerse, gül de senin içinde derinlere inecek ve dikenleri daha da küçülecektir. Bir an gelecek ve gül seni tamamen ele geçirmiş, o anda dünyada artık hiçbir diken kalmamış olacak.

Enerjini “evet”e yatırmaya, “evet”i bir mantraya çevirmeye başla. Her gece uyumadan önce “evet…evet…” diye tekrar edip, onunla aynı frekansa gir. Onunla birlikte sallanıp, tepeden tırnağa tüm benliğini ele geçirmesine izin ver. Bırak içine işlesin. “Evet…evet…evet” diye tekrar et. Her gece on dakika boyunca, bırak bu senin duan olsun ve sonra uyu.

Sabah erkenden, yine, en az üç dakika boyunca yatağında oturup bunu yap. İlk işin “evet” i tekrar edip o hissin içine girmek olsun.

Gün boyunca, ne zaman olumsuz hissetmeye başlarsan, yolda, herhangi bir yerde dur. Yüksek sesle “Evet…evet” diyebiliyorsan iyi, yoksa en azından sessizce, “Evet…evet” diyebilirsin. Üç hafta boyunca “evet”i yap.

ÜZÜLME, ÖFKELEN!

Öfke ve üzüntü aynı şeydir. Üzüntü öfkenin pasif hali, öfke ise üzüntünün harekete geçmiş halidir. Üzgün bir kişinin öfkelenmesi zordur. Üzgün birini kızdırabilirsen, üzüntüsü anında yok olacaktır. Öfkeli birinin ise üzülmesi çok zordur. Onu üzgün hale getirebildiğin anda, öfkesi kaybolacaktır.

Tüm duygularımızda temel kutuplaşma hüküm sürer- erkek ve kadın, yin ve yang, eril ve dişi. Öfke eril, üzüntü ise dişidir. Yani üzüntüyle aynı frekanstaysan öfkeye geçmen zordur ama senden yapmanı istediğim şey bu. Bunu dışa vur, hareketlerinle ortaya koy. Saçma gibi görünse de, kendi gözünde aptal durumuna düşmek pahasına da olsa yine de ortaya koy!

Öfke ve üzüntü arasında gidip, gelebilirsen, ikisi de aynı şekilde kolaylaşacaktır. Bunların üstüne çıkacak ve o zaman her şeyi dışarıdan izleyebileceksin. Ancak perdenin arkasına geçip, bu oyunları oradan izleyebildiğinde, bu ikisinin de ötesine geçebilirsin. Ama önce bu ikisi arasında kolaylıkla hareket edebiliyor olman gerek; yoksa üzgün kalmaya devam edersin ve kişi ağır olduğunda, bir şeyleri aşması zordur.

Unutma; iki enerji, iki zıt enerji tıpatıp aynıdır, yüzde elli yüzde ellidir ve bu yüzden onların dışına çıkmak çok kolaydır çünkü onlar sürekli birbiriyle savaşıp, birbirlerini silerler ve sen ikisinin de eline düşmemiş olursun.

Üzüntün ve öfken yüzde elli yüzde ellidir, eşit enerjilerdir ve bu yüzden birbirlerini silerler. Bir anda özgür kalmış olur ve dışarı adım atabilirsin. Ama eğer üzüntü yüzde yetmiş, öfke yüzde otuz ise, bu işleri epey güçleştirir. Yüzde yetmiş üzüntüye karşı, yüzde otuz öfke demek, geride hala yüzde kırk oranında üzüntü kalacak demektir ve bu durumda senin onun dışına çıkman imkansız olacaktır. O yüzde kırklık kısım etrafta takılıp kalacaktır.

Demek ki içsel enerjilerin temel kaidelerinden biri budur; daima zıt kutupların eşit düzeye gelmesini sağlamakla onların dışına çıkabilirsin. Bu, iki insan kendi aralarında kavga ederken senin oradan kaçabilmene benzer. Onlar birbirleriyle öylesine meşguldür ki sen endişeye hiç gerek kalmadan oradan kaçabilirsin.

Zihnini bu işe karıştırma. Bunu bir alıştırmaya dönüştür. Bunu gündelik bir alıştırmaya dönüştürebilirsin; onun gelmesini beklemeyi unut. Her gün öfkelenmelisin- bu daha kolaydır. Zıpla, koş, bağır öfkeyi ortaya çıkar. Onu nedensiz yere ortaya çıkarabilmeye başladığında çok mutlu olacaksın çünkü artık özgürlüğün olacak. Aksi durumda öfke bile durumların egemenliğindedir; onun efendisi sen değilsin. Onu ortaya bile çıkaramazken, nasıl kurtulacaksın ondan?

Başta bu biraz garip ve inanılmaz görünecek çünkü şimdiye kadar hep öfkeni ortaya çıkaran şeyin başka birinin sana ettiği hakaretler olduğu teorisine inandın. Ama bu doğru değil. Öfke hep orada duruyordu; başkaları onun açığa çıkmasına bahane oluyordu sadece.

Kendine bir bahane bulabilirsin: seni öfkelendirebilecek ve geçmişte öfkelendirmiş de olan bir durum hayal et. Duvarla konuş, bir şeyler söyle. Kısa sürede duvar seninle konuşuyor olacak! Tamamen çıldır. Öfke ve üzüntüyü eşit düzeye, tam orantılı hale getirmen gerekiyor. Onlar birbirlerini silecek, sen de böylelikle bu durumun dışına çıkabileceksin.

George Gurdjieff buna- içsel enerjileri karşı karşıya getirip birbirlerini silmekle meşgul bırakıp kaçma fırsatını yakalamaya, sinsi adamın yolu derdi.

ARALARA DİKKAT ET

Esas olan aralarda, iki sözcüğün, iki düşüncenin veya iki duygunun arasında yatan boşluktur. Her nerede boşluk varsa- uykuyla uyanıklık, uyanıklıkla uyku arasında… Beden ve ruh arasında bir boşlukta- o arada… Aşk nefrete döneken- aşk olmaktan çıktığı ama henüz nefrete dönüşmemiş olduğu o boşlukta. Geçmiş geleceğe dönerken- artık yokken, ama gelecek de henüz gelmemişken aradaki o küçücük an- işte Şimdiki zaman, bu andır, odur. O kadar küçüktür ki zamanın bir parçası olduğu bile söylenemez. Bölünemez derecede küçüktür; parçalara ayrılamaz. O boşluk bölünmezdir ve her an bin bir şekilde gelir.

Ruh hallerin birinden diğerine değişip durur ve sen onların arasından geçersin. Yirmi dört saat içinde bu aralarla o kadar çok karşılaşıyoruz ki, onları kaçırıp duruyor oluşumuz mucize gibi. Ama asla o boşluğa bakmıyoruz; bu numarayı, boşluklara bakmamayı öğrenmişiz. O öyle küçük ki, gelip gittiğinde onun orada olmuş olduğunun farkına bile varmıyoruz. Bir şeyler ancak artık olmadığında, geçmişin bir parçasına dönüştüğünde onların farkına varıyoruz. Veya yolda olduklarında, geleceğin bir parçası olduklarında onları fark ediyoruz ama gerçekten orada oldukları zaman bir şekilde onları görmemeyi beceriyoruz.

Öfkeli olduğunda bunu görmezsin; sonradan pişman olursun. O çok yakınlaştığında onu hissedersin ve yeniden geliyor oluşu seni rahatsız eder. Ama o orada olduğu anda aniden kör, sağır, farkındalıktan yoksun ve bilinçsiz bir hale gelirsin. Aradaki boşluk o kadar küçüktür ki, mutlak derecede uyanık olmadığın sürece onu kaçırıp duracaksın. O kadar küçüktür ki o, ancak mutlak farkındalıkla yakalanabilir. Ancak tamamen orada olabildiğinde onu görebilirsin. Bir düşünce yok olup, diğerinin oluşmaya başladığı sırada, ikisinin arasında düşüncenin olmadığı bir boşluk mevcuttur. İşte esas olan budur.

Sana anahtarı olduğu gibi veriyorum. Şimdi işe koyulup ona sahip çıkmak sana düşüyor.

Uykuya dalarken, henüz uykuda olmadığın ama artık uyanık da olmadığın o boşluğu görmeye çalış. Bir an gelir. Çok nazik bir an- ama fazla sürmez bu. O küçük bir esinti, bir melteme benzer: gelmesiyle gitmesi bir olur. Ama onu yakalamayı becebilirsen çok şaşıracaksın: hayatın en büyük hazinelerinden birine rastlamış olacaksın.

Bu boşlukların içinden geçerken, farkında olmasan bile onlardan yararlanmış oluyorsun. Onun kokusunun bir parçası, ona ait bir şeyler, sen farkına varmamış olsan bile varlığında asılı kalıyor. Ama şu andan itibaren tetikte ol. Yavaş, yavaş bu hüneri edineceksin.

ÜÇ KERE KAYDA GEÇMEK

Budizmde “üç kere dikkate almak” denilen belli bir yöntem vardır. Bir sorun çıktığında- örneğin kişi aniden cinsel bir dürtü, veya açgözlülük veya öfke duyduğunda- kişinin bu duygunun orada olduğunu üç kere kayda geçmesi gerekiyor. Eğer öfke hissi geldiyse, mürit içinden üç kere, “Öfke…öfke…öfke” demeli ki, onu tamamen fark etmiş, bilincinden kaçmasını engellemiş olsun. Hepsi bu- sonra her ne yapmaktaysa ona geri dönüyor. Öfkeyle ilgili bir şey yapmıyor, sadece onu üç kere kayda geçiyor.

Bu müthiş güzelliktedir. Bir şeyin farkına vardığın ve onu kayda geçtiğin anda o kaybolur. Artık seni ele geçiremez çünkü bu ancak sen bilinçsiz olduğunda mümkündür. Bu üç kere kaydediş seni kendi içinde öylesine farkında yapar ki, öfkeden ayrılmış olursun. Onu nesnelleştirebilirsin çünkü o oradadır ve sen buradasındır. Buda müritlerine bunu her alanda uygulamalarını söylemişti.

Genelde tüm kültür ve uygarlıklar bize sorunları bastırmayı öğrettiği için git gide onların farkına varmamaya- hatta onları unutup, var olmadıklarını sanmaya başlıyorsun.

Aslında doğru olan bunun tam tersidir. Onların mutlak derecede bilincine vardığında, bu bilince varmanın ve onlara odaklanmanın ta kendisi, sorunların eriyip gitmesini sağlayacaktır.

DOĞRULAMA KURALI

“Doğrulama kuralı” denen müthiş bir kural vardır. İçinden bir şeyi derinlemesine, bütün ve mutlak olarak doğruladığında, o gerçek olmaya başlar. İnsanlar bu yüzden sefalet içindedir- sefaleti doğrularlar! İnsanlar bu yüzden mutludur-ama sadece bir kaç kişi, çünkü sadece bir kaç kişi hayatlarını nasıl şekillendirdiklerinin farkındadır. Bir kez coşkuyu doğruladıklarında, coşkulu insanlar olurlar.

Bunu amaç edin: olumsuz olanı doğrulamayı bırakıp, olumlu olanı doğrulamaya başla.

Bir kaç hafta içinde, elinde nasıl sihirli bir anahtar tutuyor olduğuna şaşıracaksın.

Örneğin kolay üzülen biriysen, gece yatmadan önce yirmi kere kendi kendine sessiz ve derin bir şekilde- ama kendini duyabilecek kadar yüksek sesle- sevinçli olacağını, bunun gerçekleşeceğini, yolda olduğunu doğrula. Artık son üzüntünü yaşadın…üzüntüye elveda! Bunu yirmi kere tekar edip uykuya dal.

Sabah uyandığının farkına vardığın anda, daha gözlerini açmadan bunu yirmi kere tekrarla.

Gör bak, günün nasıl değişiyor. Şaşıracaksın çünkü farklı bir nitelik seni sarmalıyor olacak. Yedi gün içinde bir şeyi doğrulamış ve onun sonucunu görmüş olacaksın. Sonra yavaş, yavaş olumsuz olan her şeyden kurtul. Her hafta bir olumsuz şey seçip ondan kurtul. Bir tane de olumlu nitelik seçip onu iyice özümse.

Bu tamamen bir seçim meselesidir. Cehennemi yaratan da kendi düşüncelerindir, cenneti yaratan da. “İnsan ne düşünüyorsa odur”. Buna tanık olduğun zaman- düşüncenin hem cehennemi hem de cenneti yaratabildiğine- sıfır-düşünce noktasına doğru o nihai sıçrayışın gerçekleşmesi mümkün olur. Kişi o zaman artık hem cehennemin hem de cennetin ötesine geçebilir. Ve unutma cenneti aşmak, cehennemi aşmaktan daha kolaydır. Bu yüzden önce olumsuzdan başlayıp, sonra olumluya geç. Bu bir paradoks gibi görünse de güzel bir şeyi bırakmak, çirkin bir şeyi bırakmaktan daha kolaydır. Çirkin şeyler insana yapışıp, kalır.

Cehennemi cennete dönüştür- Batı dinleri asla bunun ötesine geçmese de Doğu buna çabaladı- sonra cenneti de bırak çünkü olumlu bir düşünce bile hala bir düşüncedir.

Sıfır-düşünceyi, düşüncesizliği doğrulamaya başlarsan, sonunda nihai olan gerçekleşecektir.

OSHO

kaynak: Sonsuz Şifa

Her insan içinde karanlık bir yan vardır.

558834_10151249660912618_92776884_n[1]

 

Her insan içinde karanlık bir yan vardır. Bu bizim kendi içimizde kabullenemediğimiz, kendimizden ve başkalarından gizlediğimiz ve bilinçsizce başkalarına yansıttığımız yanımızdır. Karanlık yan ışığa çıkarılmadığı için karanlıktır. Onu ortaya çıkarıp, sahiplenip, onunla bütünleşmedikçe bu yanımız bizi sürekli engellemeyi, bize her türlü acıyı, korkuyu, mutsuzluğu yaşatmayı ve hayatımıza bu yanımıza aynalık eden insanları çekmeyi sürdürecektir.

Bu karanlık yanımızla bütünleşmemiz, onun engelleyici ve yıkıcı etkisinden kurtulmamızı, kabul edemediğimiz yanlarımızı gizlemek için kullandığımız maskelerde kısılıp kalmış yaşam enerjimizin serbest kalmasını sağlar. Karanlık yanımız bize verecek büyük armağanlara da sahiptir. O bize öğretmek, yol göstermek ve tüm benliğimizi sunmak için mevcuttur.

Aydınlanmaya giden yol sadece tanrısal olanı aramayı değil, karanlık benliğin de tümüyle kanullenilmesini ve böylece muhteşem bütünlüğümüze erişmeyi içerir.”

Debbie Ford “Işığı Arayanların Karanlık Yanı”

UNUTMA YAŞAYABİLECEĞİN TEK BİR HAYATIN VAR

12249682_10206487403961646_3714094880640409078_n[1]

Hayattan zevk alabilir ve bu hayata veda edebilirsiniz. Bu, hayat oyunudur. Fakat siz bunu çok ciddiye alıyorsunuz. Her şeyi bir oyun olarak görmelisiniz; her şeyin gelip geçici olduğunu ve hiçbir şey kalıcı olmadığı için her şeyin bir sonunun olduğunu bilmelisiniz. Düzen düzensizliğe dönüşür, düzensizlik düzene dönüşür. Zayıf olan kişi güçlenir, güçlü olan kişi güçsüzleşir.. Aşk nefrete, nefret aşka dönüşür. Bu, Evrenin kuralıdır. Bunu durduramazsınız. Kabul etmelisiniz. Kabul ederseniz hayattan keyif almaya, onunla birlikte oynamaya başlarsınız. Yaşamak işte böyle bir şeydir.

Sri Bhagavan

90 Yaşındaki Bir Kadından Öğütler :

11228033_873391356079456_6057902872815162448_n[1]
1. Hayat adil değil ama yine de güzel!
2. Hayat o kadar kısa ki, birisinden nefret ederek vakit harcama.
3. Kimse ama kimse, kendini… çok ciddiye almamalı!
4. Kredi kartlarını her ay düzenli öde.
5. Her tartışmayı kazanmak zorunda değilsin. Bazen kabul et, gitsin.
6.Birisinin omzunda ağlamak, yalnız ağlamakdan daha iyi gelir.
7. İlk maaşından itibaren, emeklilik için para biriktirmeye başla.
8.. Konu çikolata olunca, direnmek gereksizdir.
9.. Geçmişinle barış ki, geleceğini zehir etmesin.
10. Çocuklarının seni ağlarken görmesinde sorun yok.
11. Hayatını, başkalarının hayatı ile kıyaslama. Hangi koşullardan geçerek buraya geldiklerini bilemezsin.
12. Eğer ilişkinin bilinmemesini istiyorsan, o ilişki içinde olmamalısın.
13.. Mutlu bir çocukluk yaşamak için hiç bir zaman geç değil. Yeniden çocukluğunu yaşamak tamamen sana bağlı ve kimse de karışamaz!
14. Hayatta neye tutku duyuyorsan peşinden gitmeli ve bu yolda ‘hayır’ı bir cevap olarak kabul etmemelisin.
15. Güzel mumlarını yak, güzel çarşaflarını ser, çeyizindeki yemek takımını kullan. Özel günleri bekleme, bugün gayet de özel!
16. Mor giymek için daha da yaşlanmayı bekleme, eksantrik olmanın tam sırası!
17. Çok kötü olaylardan sonra şöyle düşün: “5 yıl sonra bu olayın bir önemi olacak mı?”
18. Herkesi ve her yapılanı bağışla.
19. Başkalarının, senin hakkında ne düşündüğünden sana ne!
20. Ne demişler; zaman her şeyin ilacı! Zaman ver.
21. Durum ne kadar iyi ya da kötü olursa olsun, değişecek.

22. Hasta olduğunda işin sana bakmayacak, arkadaşların bakacak. Bağlarını koparma, dostlarına zaman ayır.
23. Mucizelere inan.
24. Unutma, seni öldürmeyen şey, seni güçlü kılar.
25.. Her gün mutlaka dışarı çık, mucizeler her yerde!
26.Hayatı çok fazla sorgulama, harekete geç ve gerekeni şimdi yap.
27. En iyi şeyler henüz gerçekleşmeyenler, umudunu kaybetme.
28.Ne yapacağını bilemediğinde derin bir nefes al, iyi gelecektir.
29.Güzel bir pakette ve kurdeleyle bağlı değil ama
HAYAT YİNE DE BİR HEDİYE.

VİCTOR HUGO’DAN İLŞKİLER ÜZERİNE 22 DERİN SÖZ

101_0840[1]
1. Öldürmek için silah, hançer mi olmalı? Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
 
2. Hayatta kimseye güvenmeyeceksin demek saçmalıktır inan. Ama kime ‘iki defa güveneceğini’ hesaplamalı insan.
 
3. Belki de yalancı arkadaşlarına bir teşekkür borçlusun, Sana gerçek dostlarının kıymetini hatırlattıkları için.
 
4. Yalan zeka işidir, dürüstlük cesaret. Eğer zekan yetmiyorsa yalan söyleme, cesaretini kullanıp dürüst olmayı dene.
 
5. En anlamlı yemin söz vermektir, en büyük intikam affetmektir, en adi söz hiç sevmedim demek; ve en güzel cevap gülüp geçmektir.
 
6. Yarınlar hep güzel olacak denir. Oysa bugünler, dünün yarınları değil midir ?
 
7. Beni mahveden şey; bana yalan söylemiş olman değil, sana bir daha inanmayacak olmamdır.
 
8. Bir milletin büyüklüğü, nüfusunun çokluğu ile değil, akıllı ve fazilet sahibi adamlarının sayısı ile belli olur.
 
9. Kalabalıklar her zaman tehlikelidir. İçinde ruhlarını ucuza satan alçaklar barındırır.
 
10. Zamanı gelmiş bir fikrin karşısına dikilme gücüne hiçbir ordu sahip değildir.
 
11. Aşk uğruna gerekirse, yaşamımdan vazgeçerim. Özgürlük uğruna ise aşkımı da feda ederim.
 
12. Öldükten sonra yaşamak istiyorsanız; Ya okumaya değer şeyler yazın, ya da yazılmaya değer şeyler yaşayın!
 
13. Kimse “vazgeçilmez” değildir ve hiç kimse kendini vazgeçilmez sanan biri kadar “aptal” değildir.
 
14. Gülmek için mutlu olmayı beklemeyin belki de gülmeden ölürsünüz.
 
15. Gitme diyebilecek kadar güçlü olmalı insan hayatta. Çünkü hiç kimse, kaybettiklerini unutabilecek kadar güçlü değil aslında.
 
16. Herhangi birinin senden nefret etmesinin asıl nedeni; senin gibi olmak istediği halde asla senin gibi olamayacağını bilmesidir.
 
17. Bir ülkede dalkavukluk ve yalakalık getirisinin değer kazanması demek, o ülkenin sonunun geldiği demektir.
 
18. Ağlamak için gözden yaş mı akmalı, dudaklar gülerken insan ağlayamaz mı?
 
19. Yumuşak olma ezilirsin sert olma kırılırsın.
 
20. İyi bir kadınla iyi bir erkek birlikte değildir. Çünkü kadınlar, kötü erkeklere aşık olup iyi erkeklerle dertleşir.
 
21. Karşına çıkan herkese güvenme ama onları yine de yargılama, işe yaramaz. Çünkü insanları yargılarsan; onları sevmeye zamanın kalmaz.
 
22. Aşk, karşındakini bulunmaz Hint kumaşı sanmanla, sersemin teki olduğunu anlaman arasında geçen zamandır.