EYLEM YASASI

12548865_1192267504134336_7409951628385245246_n[1]
Ne kadar hissedersek
ya da bilirsek bilelim,
potansiyelimiz ve yeteneklerimiz
ne olursa olsun,
yalnızca uygulamayla onları gerçekleştirebiliriz.
Çoğumuz kendimizi adama,
cesaret ve sevgi gibi kavramların
ne olduğunu anlıyoruz.
Ama ancak bunları uyguladığımızda
ne olduklarım bilebiliriz.
Yapmak, anlayışı getirir.
“Uygulamak bilgiyi bilgeliğe dönüştürür.”

D.Millman

Bu hayat benim. Yarısını başkaları için yaşadım.

11236560_786980628095937_3941875658732049430_n[1]

Bu hayat benim. Yarısını başkaları için yaşadım. Geriye ne kadar ömrüm kaldı bilmiyorum. Belki kırk yıl, belki bir gün. Geriye kalan hayat benim ve ben nasıl istiyorsam öyle geçecek. Ben bu gemiden mutlu ineceğim…

Nadide Hayat

Charlotte kuralı

1916765_944082429011014_4274579042449610935_n[1]

Charlotte, Paris’te yaşayan çok güzel bir kızdır. O kadar güzeldir ki, saçları şelaleler gibi omuzlarından kollarına dökülür. Boyu upuzun, bacakları upuzundur. Bir reklam ajansında, müşteri temsilcisi olarak çalışır. İyi para kazanır. Ailesi de çok varlıklıdır hatta. Ben Charlotte’u geçen hafta Paris’te tanıdım. Bu bilgileri almanız, kuralı sorgulamamanız açısından önemli.

Paris’te, bir arkadaşım beni Charlotte’un evine davet etti. Bilirsiniz, insanlar birbirlerinin hayatını merak eder, fark etmeden ve ettirmeden incelerler. Hatta benim en sevdiğim şeylerden biri, sokakta, perdeleri sonuna kadar açık evlere ve orada yaşananlara şahit olmaktır. İnsanın içi, insanlığa ısınır. Dersin ki, “Oh…. Üç aşağı beş yukarı aynı şeyler işte!” Ben de, böyle gözlerle incelemeye başladım biraz önce tanıdığım bu güzel Fransız kızın hayatını. Herkesin evinden yola çıkıp, kendisine varmak mümkün.
Fakat bu evde bir tuhaflık vardı. Her şeyden çok az vardı bu evde.. Gerektiği kadar. Mesela, bir şampuan bir sabun. Minnacık bir dolap. İçinde birkaç elbise kazak. Altı yedi ayakkabı. İki dvd. Beş cd. Ipod. Dört bardak, birkaç tabak. Birkaç mum. En fazla on tane kitap. Hiç ruj yok! Çantasındaymış. Zaten lipstick o da… Hayatta bazen, şaşakalırsın ya. Başa dönersin ya. Bir yerde bir hesaba, olmazsa olmaz diye eklediğin bir kalem birdenbire, tek bir örnekle, kendini siler ya. Öyle oldu bana. Gözlerindeki silik eyeliner dışında, süsü de yok bu kızın. Peki bu kız nasıl böyle kız oldu? Nasıl böyle sade kaldı? Kadın oldu? Dışarıda bu kadar az şeyle, içi çok oldu?

Anlayamadım. Çözemedim. Sadelik.. Beni şaşırtan şey, modellik yapacak kadar güzel ve havalı, aynı zamanda varlıklı bir kızın bu hayat seçimi. Olağanüstü… Kendi hayatım, arı kovanı gibi başımda vızıldamaya başladı. Paris sokaklarında beni takip edip durdu bu arılar. Tek çöp bir şey alamadım. Hep sordum: buna gerçekten ihtiyacım var mı? Buna benzer, aynı işi gören bir şeyim var mı?… Koca koca alışveriş
merkezleri, bizi kandırmak için birbirleriyle iddiaya girmiş ahtapotlar gibi gelmeye başladı. Kaçtım, kaçtım, saklandım.
Sahip olduklarımın, yarısından fazlasına ihtiyacım yoktu. Hayatı ağırlaştıran şey, seçim çokluğu. Az şey kadar güzeli yok. Gereği yok. Sonumuz belli.

Banyoda bütün ürünler, dopdolu şişelerle birbirlerini köpürtürken, hiç giymediğimiz kazaklar lüzumsuzca dizilmiş t-shirt’lere dolapta el şakası yaparken, hiç açılmamış kitaplar kendi kendilerine konuşurken… Biz orada olmayacağız. Üstelik onlar da, boşu boşuna bizden başka kimsenin olmamış olacak.
Anladınız değil mi Charlotte kuralını?
sözü geçenlerde yakın bir arkadaşımdan duyduğum ve çok sevdiğim bir sözle bitireyim.
Zenginlik çok şeye sahip olmak değil , az şeye ihtiyaç duymaktır.

Nil Karaibrahimgil

Gabriel Garcia Marquez’in ölmeden az önce tüm insanlığa hediye gibi bıraktığı Veda Mektubu internette okunma rekorları kırıyor. İşte o mektup:

 

Gabriel_Garcia_Marquez[1]

Gabriel Garcia Marquez’in ölmeden az önce tüm insanlığa hediye gibi bıraktığı Veda Mektubu internette okunma rekorları kırıyor. İşte o mektup:

Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup, can vererek beni ödüllendirse; aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm. Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı düşünürdüm.

 
İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır…
 
Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim.Başkaları uyurken, uyanık kalmaya gayret ederdim.Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım.
 
Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir,sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım. Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı, nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin göstermesini beklerdim.
 
Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenadlar söylerdim. Gozyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek, dudak kırmızısı taç yapraklarından öpmek isterdim.
 
Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı…
 
Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım.
 
Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır.
 
Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım.
 
Yaşlılara ise, ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim. Ey insanlar sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim.
 
Yeni doğan küçük bir bebeğin babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkum ettiğini öğrendim.
 
Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak.
 
Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim.
 
Mutsuz bir şekilde…
 
Artık ölebilir miyim?
 
* Gabriel Garcia Marquez

Zanlarını, yargılarını, önyargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et.

1917576_1182810548403579_7319690280729253223_n[1]

 

“Bildiklerini unut…” diyor dost.

“Gel al eline bir silgi, şu yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla…”

“Zanlarını, yargılarını, önyargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et. Gıybet etme sakın, bil ki dedikodu denilen şey mıknatıs gibi kötü enerji çeker.

Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın.Birini ne kadar çok aşağılar yahut dışlarsan, onun durumuna düşme ihtimalin o kadar artar.

Kainatın matematiğidir.Bir koyar, bir alır insan…

Bilmeden kendi hesabını dürer…” diyor dost.

“Hiçbir konuda emin olma.
Kendini ayrıcalıklı sayma.
Konumuna ya da mevkine, ismine veya şöhretine güvenme.
Şu hayatta tüm zahiri kisveler, sabun köpüğünden ibarettir.
Nazlı nazlı yükselir köpük, derken pat diye sönüverir…

Her zaman başkalarından öğrenmeye açık ol.
En iyi bildiğin konularda bile köşeli düşünme, büyük konuşma.
Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül yahut üç nokta koy.
Açık bir kapı bırak daima…

Ne kadar bilsen de, hiçbir zaman yeterince bilemeyeceğini unutma.
Tevazudan şaşma.
Ancak o zaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden…” diyor dost.

Şems -i Tebrizi

Hiçbir şeye veya hiç kimseye tutunma…

12552638_604788859670184_547498280507561931_n[1]

Hiçbir şeye veya hiç kimseye tutunma. Özünün derinliğinde tek çözümün kendin olduğunun farkında ol…

Stefano D’Anna

 

Kendimiz de dahil olmak üzere insanları suçlamaktan vazgeçin…

12473762_10153427132717582_5591778169192254690_o[1]

Kendimiz de dahil olmak üzere insanları suçlamaktan vazgeçin. Çünkü her birimiz zaten sahip olduğumuz bilgi, birikim ve farkındalıkla elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz…

Louse L. Hay

Söylediklerinize dikkat edin, düşüncelere dönüşür…

images[10]

 

Söylediklerinize dikkat edin, düşüncelere dönüşür…
Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür…
Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür…
Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür…
Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür…
Değerlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür…
Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür…

MAHATMA GANDHI

Biri sizi üzüyorsa, mutlaka mutlu ettiği başkaları vardır…

12553042_819982661445956_2158256337797791210_n[1]

Kendimi her zaman mutlu hissederim. Neden biliyor musunuz? Çünkü kimseden bir şey BEKLEMEM.

12493716_573644556122763_2943775933200990383_o[1]

 

Kendimi her zaman mutlu hissederim. Neden biliyor musunuz? Çünkü kimseden bir şey BEKLEMEM. Beklentiler daima yaralar.
Hayat kısadır. Öyleyse hayatınızı sevin. Mutlu olun ve gülümsemeye devam edin. Sadece KENDİNİZ için yaşayın ve;
— Konuşmadan önce dinleyin,
— Yazmadan önce düşünün,
— Harcamadan önce kazanın,
— Dua etmeden önce bağışlayın,
— İncitmeden önce hissedin,
— Nefret etmeden önce sevin,
— Vazgeçmeden önce çabalayın,
— Ölmeden önce yaşayın,
HAYAT budur. …
Onu hissedin, onu yaşayın ve ondan hoşnut olun.

William Shakespeare

Bir tek kalbin kırılmasını önleyebilirsem,

12439210_936218996432174_5213882502660782281_n[1]

 

 

Bir tek kalbin kırılmasını önleyebilirsem,
Boşuna yaşamış olmayacağım.
Bir yaşamdan acıyı alabilirsem,
Ya da bir acıyı hafifletebilirsem,
Ya da bir ardıç kuşunu yeniden yuvasına koyabilirsem,
Boşuna yaşamış olmayacağım…
EMILY DICKINSON

W.Alleni çok kafa bakın ne demiş: Hayatı tersten yaşamalıydık…

994713_1639257562992566_7647914373092835005_n[1]

Hayatı tersten yaşamalıyız.

Ölümle başlayıp ilk iş o meseleyi hayatımızdan çıkarmış oluruz. Bir yaşlılar yurdunda uyanıp her gün kendimizi daha iyi hisseder ve sonunda artık fazla sağlıklı olduğumuz için kapı dışarı edilirdik.

Bir yandan emekli maaşımızı alırken, etrafımızda bizi seven torunlar ve çocuklarımızla hayatı tattıktan sonra, iş hayatına atıldığımız birinci gün, adımıza verilen partide çeşitli hediyeler ve teşekkür paketi ile karşılanırdık.

40 yıl çalıştıktan sonra, emekliliğin tadını çıkarabilecek kadar gençleşmiş olurduk. Bir süre kafayı çeker, partiler ve önümüze gelenle yatar, sonra da okula başlardık.

Çocuk olur, hiçbir sorumluluğumuz olmadan oynar ve doğuma kadar da el üstünde tutulan, meme ile beslenen bir bebek olarak yaşardık.

Ve son 9 ayımızı da lüks spa koşullarını andıran, ılık ve yumuşak bir ortamda geçirip hayatı bir orgazmla noktalardık.

Kendime Öğüt…

1914112_10206963841067090_193128136408967089_n[1]

Uslanma hiç hep deli kal

Büyüme sakın çocuk kal

Es deli deli böyle kal

Son harmanında sevdanın

Tüken toz toz savrula kal

Suçüstü bulmalı ölüm

Ölürken de sevdalı kal …

Aziz Nesin

2016 bana elini uzatmış, tutuyorum

10299056_10153441741626799_5524966075668706068_n[1]

 

tak tak
yeni BİR yıl daha çalıyor kapımı
kim’o ?
yeni yıl meleği kapının ardından sesleniyor: ‘2016’
beni almaya gelmiş; ‘hazır mısın?’
hımmm… hazır mıyım?
yeni valizimle eski valizime bakıyorum
eskisinde son yılda yaşadığım kayıplar, acılarım, hüzünlerim
ve gönderdiklerim…
aralarında ihtiyaç duymadığım ‘mış gibi’ maskelerim
korkularım ve canımı yakan insanlar da var
yenisinde ise tüm kazanımlarım…
tecrübeyle aldığım dersler, yeni öğretiler, bilgiler
ürettiklerim ve gerçek dostlarım
sayıca epey çok olan sevdiklerim ve sevenlerim de var
evet… sanırım yeni deneyimlere hazırım
kapıyı yavaşça açıp 2015’ten dışarı çıkıyorum
eski valizim orada kalıyor; yenisi elimde
(çünkü biliyorum; elimde kendimi değiştirmek ve elimde bazı hayallerimi gerçekleştirmek de)
çeşit çeşit sevgiler, dostlar, güzel insanlar ve hoş duygularım
birlikte adım atıyoruz
yan yana yürüdüğüm başka insanlar da var
heyecanlıyım; yeni yılda yapılacak çok şey var yine
çentik atılacak birçok şey
geçmişimde kalanlara ise minnet duyuyorum
sevgiyle uğurladıktan sonra onları, önüme bakıyorum
2016 bana elini uzatmış, tutuyorum
miryam şulam___________

12310480_10153384757926799_242301397403945310_n[1]

İnsanların ilişkilerinde üç tür varoluş tavrı

33789_10150091615278041_3330486_n[1]

YENİ YIL DİLEĞİ

İnsanların ilişkilerinde üç tür varoluş tavrı görüyorum;

1- Kendini güçsüzleştirerek, değersizleştirerek, yok ederek diğerini güçlü kılan, değerli hale getiren, var eden “SENCİ” ler;

2- Diğerini güçsüzleştirerek, değersizleştirerek, yok ederek kendini güçlü kılan, değerli hale getiren, var eden “BENCİ” ler;

3- Aynı zamanda hem kendini hem diğerini güçlü kılan, değerli hale getiren, var eden “BİZCİ” ler.

Aklı ve gönlü zengin “BİZCİ” lerin bol olduğu bir 2016 dilerim.

kaynak: Doğan Cüceloğlu