Mutlu olmak için içinde bulunduğunuz ‘an’ dan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin


Önce evlendiğimizde hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi. Evlendikten sonra, bir çocuğumuz doğduktan hatta ardından bir tane daha olduktan sonra hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi. Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıklari için kızar, onlar büyüyünce daha mutlu olacağımıza inanırız. Bundan sonra, ergenlik dönemlerinde çocuklarla uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz. Kendimize, çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu olacagımızı, yeni bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca, emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz.
Gerçek ise şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır!
eğer şimdi değil ise ne zaman?… hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır. en iyisi bunu kabul edip her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir.
En sevdiğim sözlerden biri alfred d. souza’ ya aittir. Der ki;
“uzun zamandan beridir hayatın -gerçek hayatın- başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken birşey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat başlayacaktı. sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı.”
Bu görüş açısı, mutluluğa giden bir yol olmadığını gösterdi.
Mutluluk yoldur, öyleyse sahip olduğunuz her anın kıymetini bilin ve mutluluğu vaktinizi harcayacak kadar özel biriyle paylaştıgınız için, ona daha fazla değer verin. Unutmayın zaman hiç kimse için beklemez.
Öyleyse;
Okulu bitirene kadar, 100 milyar kazanana kadar, çocuklarınız olana kadar, çocuklarınız evden ayrılana kadar, işe başlayana kadar, evlenene kadar, cuma gecesine kadar, pazar sabahına kadar, yeni bir araba, ya da ev alana kadar, borçlari ödeyene kadar, ilkbahara kadar, yaza kadar, sonbahara kadar, kışa kadar, maaş gününe kadar, şarkınız söylenene kadar, emekli olana kadar, ölene kadar…..
Mutlu olmak için içinde bulunduğunuz ‘an’ dan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin. Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur. “pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır.”
Unutmayın “yarın kimseye vaad edilmemiştir”
MURATHAN MUNGAN

ÇİMENLER YAYILMADAN

İyi düşünün…
Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi?
Sağlıklı olduğunuz için, hiç sevindiniz mi?
Bu yıl, hiç gün ışığı ile uyandınız mı?
Kaç kez, güneşin doğuşunu izlediniz?
Bir neden yokken, kaç kişiye hediye aldınız?
Kaç sabah, yolda bir kediyi okşadınız?
Bu yıl, yeni doğmuş bir bebek, parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç?
Ve siz onu hiç kokladınız mı?
Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna, hiç şaşırdınız mı?
Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız?
Kaç kez gözlerinizden yaş gelene kadar güldünüz?
Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl?
Çimlere uzandığınız oldu mu?
Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç?
Hiç taş kaydırdınız mı bu yıl?
Kaç kez kuşlara yem attınız?
Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı?
Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz?
Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı?
Kaç kez mektup aldınız bu yıl?
Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç?
Kimseyle barıştınız mı bu yıl?
Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez fark ettiniz bu yıl?
İyi bir yılın, bunlar gibi birçok ‘‘küçük şey’’ e bağlı olduğunu,
Hiç düşündünüz mü bu yıl?

Yayılın çimenlerin üzerine…
Acele edin!
Er ya da geç, çimenler yayılacak üzerinize…

JACQUES PREVERT

Yolculuğum beni çok değiştirdi…

 

Hikayeye göre günün birinde Franz Kafka rutin yürüyüşlerini yaptığı parkta küçük bir kıza rastlamış. Kız ağlıyormuş. Oyuncak bebeğini kaybetmiş ve bu onu oldukça üzmüş.

Kafka bebeği onun yerine aramayı önermiş ve ertesi gün aynı noktada buluşmak üzere sözleşmişler. Bebeği bulamaması üzerine Kafka küçük kıza bebeğin ağzından bir mektup yazmış ve buluştuklarında kendisine okumuş:

“Lütfen benim için kederlenme, dünyayı görmek için uzun bir yolculuğa çıktım. Sana başımdan geçenleri anlatacağım.” Bu birçok mektubun ilkiymiş. Kafka küçük kızla her buluştuğunda sevgili oyuncak bebeğin hayali maceralarını özenle yazdığı mektuplardan ona okurmuş. Küçük kız da bu şekilde avunurmuş.

Derken gün gelmiş, görüşmelerin artık sonu gelmiş. Kafka son görüşmede küçük kıza bir oyuncak bebek getirmiş. Küçük kız, aslından oldukça farklı olan oyuncak bebeğe şaşkınlıkla bakakalmış. Bebeğe iliştirilmiş bir not küçük kızın şaşkınlığını gidermiş: “yolculuğum beni çok değiştirdi…”

Uzun yıllar sonra, artık bir yetişkin olmuş olan küçük kızımız, gözü gibi baktığı bebeğinin, gözünden kaçırdığı bir çatlağının içine sıkıştırılmış bir mektup bulur.
Kısaca şöyle yazmaktadır:
“Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin, ama sonunda sevgi başka bir surette geri dönecek.” …/z

-May Benatar, Kafka & the Doll: The Pervasiveness of Loss-

BENİ İNCİTEN HER ŞEYİ BAĞIŞLIYORUM…


Döktüğüm yaşları bağışlıyorum…
Acıları ve aldatmaları bağışlıyorum…
İhanetleri ve yalanları bağışlıyorum…
İftiraları ve ahlâksızları bağışlıyorum…
Nefreti ve zulmü bağışlıyorum…
Yüreğimi yakan darbeleri bağışlıyorum…
Yıkılan hayalleri bağışlıyorum…
Ölen umutları bağışlıyorum…
Sevgisizliği ve kıskançlığı bağışlıyorum…
Umursamazlığı ve kötü zihniyeti bağışlıyorum…
Haklılık uğruna haksızlık edenleri bağışlıyorum…
Öfkeyi ve şiddeti bağışlıyorum,..
İhmalkârlığı ve unutkanlığı bağışlıyorum…
Bütün kötülükleriyle dünyayı bağışliyorum.Bağışlamanın yaradan tanımını,perspektifini,yaradan gerçeğini biliyorum ve anlıyorum…
Bağışlamaya izinli olduğumu ve izin verildiğini biliyorum…
Bu hislerin size yüklenmesini isterseniz EVET yazmanız yeterlidir.

Mükemmel kadın olmayın.

Mükemmel kadın olmayın.
İyi bir eş, anne, dişi, seksi, ev hanımı, iş kadını,
dost, evlat, sevgili ve
daha birçok şey olan mükemmel kadın,
neden mutsuz olur...
Çünkü bu kadınlar başkaları için yaşarlar..
Bir ilişkide kadın, eşinin hayatını gereğinden fazla kolaylaştırdığında,
iyi bir iş yapmış olmaz.
Her sorunu çözebilen, sorumlulukları üstünde taşıyan,
düzeni koruyan ve bunun için insanüstü çaba gösteren kadın,
karşısındaki erkeğin genetiğini bozar.
İnsan doğası almaya, tüketmeye eğilimlidir ve rahata çabuk alışır
Mükemmel kadın,
her konuda başarılı olduğundan,
karşısındakine yapacak bir şey bırakmaz.
Armut piş, ağzıma düş..
İlişkiler, paylaşım olmadan büyümez..
Kadın ve erkeğin gelişimi, yaşamın getirdiği sorumluluklar,
dersler ve çaba ile doğru orantılıdır.
Çocuğunun okul ödevlerini kendisi yapan bir anne,
evladının öğrenmesini ve yeteneklerini geliştirmesini engellediğinin farkında değildir.
Aynı durum ilişkilerde de geçerlidir.
Eşinin işlerini üstlenen,
yapması gerekenleri onun yerine yapan,
beceremediklerini bir şekilde halleden mükemmel kadın,
mutsuz olmaya mahkumdur.
İşin garip tarafı,
bu yapıdaki kadınların ilişkileri,
genellikle hayal kırıklığı ile biter.
En çok aldatılan, terk edilen kadınlar,
kusursuz kadınlardır.
Neden aldatıldıklarını anlayamazlar.
Üstelik, eşlerinin seçtikleri kadınlar,
kendilerinden çok daha vasıfsız olanlardır.
“Benim neyim eksikti”
Bu cümlenin cevabı havada kalacaktır,
hatta şok etkisi bile yaratabilir ama eksik olan kusurdur.
İlişkiler paylaşım üzerine kuruludur.
Mükemmel kadın, eşinin yapacaklarını üstüne aldığında, zaferlerini de elinden almış olur. ,
Çaba göstermek uğraşmak için ortada sebep bırakmaz.
Heyecanı, hevesi kalmayan bir eş,
doğal olarak gidip, kendini göstereceği,
yaratacağı başka ortamlar arar.
Çevrenizdeki insanları bir düşünün.
İçlerinde, mükemmel olduğuna inandığınız ama hala neden evlenemediğini ya da mutsuz bir ilişkisi olduğunu anlayamadığınız kişiler yok m…
Dışarıdan bakıp, dört dörtlük kadın dediklerinizle birlikte yaşadığınızı hayal edin.
Hazır bir hayat.
İlk başlarda çok keyifli gelse de, zaman içinde son derece sıkıcı,
tek düze ve boş bir yaşam şeklini alır.
İnsani egonuz zarar görür..
Mükemmellik, kendinden vazgeçmek demektir.
Sürekli başkaları için yaşamak,onların ihtiyaçlarını gidermek,
onların sevdiklerini seçmek ve hazırlamak,
hep başkalarını düşünmek, mükemmel kadını kişiliksiz kılar.
Kendi hayatından vazgeçmek, saçının her telini süpürge etmek,
gereksiz özveri ve fedakarlık göstermek,
karşı taraftan alkış ve takdir almaz.
Düzenli olarak bunlar yapıldığı için,
görevmiş gibi algılanır ve kıymeti bilinmez.
Kusursuz ve mükemmel olmak, sadece zarar verir.
Eşini, çocuğunu, kendini hatta dostlarını bile zor bir psikolojik sürece sokar.
lişkiler paylaştıkça değer kazanır ve keyif verir.
Mükemmel kadın mutlu olamaz.
Başkalarının hayatını düzenlerken, kendine ait bir yaşamı unutur.
İnsan dediğin kusurlu olur. Hataları, yanlışları ile var olur.
Mükemmellik, insana ait değildir.
Kusursuz veya mükemmel kadın olmayın..
Bu sizi ancak, ruhsal köle ve yaşam hizmetçisi yapar.

Sevgiyle kalın…

Candan Ünal

Hastalıkların Anlamları

Hastalıkların Anlamları

MUTLU OLABİLMEK İÇİN, BEYNİ YORAN TAMAMLANMAMIŞ DUYGULARI TAMAMLAYALIM.


Gestalt yaklaşımına göre, insanlar farklı nesneleri birbirinden bağımsız olarak algılamazlar, aksine anlamlı bir bütün halinde organize ederek algılarlar.
Örneğin; aşağıdaki şekle baktığımızda bunları noktalar olarak değil, ilkini, üçgen ikincisini ise, kare olarak algıladığınızı fark edeceksiniz.

İnsan beyni eksik olan şeyleri tamamlama eğilimindedir.
Mutsuzluğumuzun asıl nedeni beynimizin yoran TAMAMLANMAMIŞ İŞLERDİR.
Bizim için önemli kişilerle yaşadığımız çatışmalar acı, üzüntü, kızgınlık, öfke, …gibi duygular hissetmemize yol açabilirler.
Küserek, hem kendimizi, hem de diğer kişinin duygu ve düşüncelerini ifade etmelerini engelleriz ve aramızda tamamlanmamış bir şeylerin kalmasına yol açarız..
Küsmek, kişinin diğerinden bazı beklentileri olduğuna ve bu beklentilerin karşılanmak üzere bekletildiğine işaret eder. Dolayısıyla küsmek,tamamlanmamış işlere verilebilecek en iyi örneklerden biridir.
Mutlu olmak için çatışma durumlarında küsmek yerine duyguların uygun bir biçimde ifade edilmesi tercih edilmelidir.

Yedi Altın Kural

1. Saf Güç Kuralı
Bizlerin asıl hali saf bilinçliliktir; bu da saf güç demektir. Saf bilinçlilik ruhsal özümüzdür, sonsuz ve sınırsızdır, saf coşkudur, saf bilgidir, sonsuz sessizliktir, kusursuz dengedir, yenilmezliktir, basitliktir, mutluluktur.

“Saf Güç” Kuralının uygulanması:
A. Sessiz olmak için her gün zaman ayırın. Günde iki defa meditasyon yapın.
B. Doğayla baş başa kalabilmek ve her varlığın içindeki zekâya şahit olmak için her gün zaman ayırın.
C. Yargılamayın. Güne “Bugün hiçbir şeyi yargılamayacağım.” sözüyle başlayın.

2. Verme Kuralı
Evren dinamik alışveriş ile var olmaktadır. Vermek ve almak evrendeki enerji akışının değişik görünüşleridir. Aramakta olduğumuz şeyi istekli olmakla, evrenin bereketinin yaşamımıza yansımasını sağlarız. Coşku istiyorsanız başkalarına coşku verin; sevgi istiyorsanız sevgi vermeyi öğrenin; ilgi ve takdir istiyorsanız ilgi ve takdir göstermeyi öğrenin; maddi zenginlik istiyorsanız zengin olmaları için yardımcı olun.

“Verme” Kuralının uygulanması:
A. Nereye gidersem, kime rastlarsam onlara bir hediye vereceğim. Bu hediye hoş bir söz, bir çiçek veya dua olabilir.
B. Bugün yaşamın bana vereceği bütün hediyeleri şükranla alacağım. Doğanın hediyelerini alacağım; bunlar, güneş ışını ve kuş sesleri… Başkalarından gelecek madde, para, kompliman veya dua şeklindeki hediyeleri almak için açık olacağım.
C. İnsanlara her rastlayışımda onlara mutluluk ve coşku dileyeceğim.

3. “Karma” veya Etki ve Tepki Kuralı
Her hareket bize aynen geri dönen bir enerji gücü yaratır…. Ne ekersek onu biçeriz. Başkalarına mutluluk ve başarı getiren hareketlerde bulunduğumuz zaman, “karma”mızın meyvesi da mutluluk ve başarı olacaktır.

“Karma” Kuralının Uygulanması:
A. Bugün yaptığım bütün seçimlerin sahibi olacağım. Gelecekteki herhangi bir ana hazırlık yapmanın en iyi yolunun şimdiki anın tam olmak olduğunu bileceğim.
B. Her seçim yapığımda kendime şu iki soruyu soracağım: “Yapmakta olduğum bu seçimin sonuçları neler olacaktır?” ve “Bu seçim bana ve bu seçimden etkilenen diğer insanlara doyum ve mutluluk getirecek midir?”
C. Yapmış olduğum seçim bana rahatlık veriyorsa, o seçimi tamamen teslim olarak uygularım. Yapmış olduğum seçim bana rahatlık vermiyorsa, hareketimin sonuçlarını içgörümle görürüm. Bu yol gösteriş kendim ve çevremdeki bütün insanlar için kendiliğinden doğru seçimler yapmamı sağlayacaktır.

4. En Az Çaba Kuralı
Doğanın “zekâsı” işlevlerini en az çabayla yerine getirir… Kaygısızca, uyum içinde ve sevgiyle. Otlar büyümeye çalışmazlar, sadece büyürler. Balıklar yüzmeye çalışmazlar, sadece yüzerler. Hareketleriniz sevgi tarafından yönlendirildiğinde en az çaba harcanır; çünkü doğa, yaşamını sevgi enerjisiyle sürdürür. Egoya önem vermek çok fazla enerji tüketir.

“En Az Çaba” Kuralının Uygulanması:
A. “Kabul etme”yi uygulayacağım. Bugün, insanları, durumu, şartları ve olayları olduğu gibi kabul edeceğim. Bu anın olması gerektiği gibi olduğunu biliyorum, çünkü bütün evren olması gerektiği gibi.
B. İçinde bulunduğum durumun sorumluluğunu kabul edeceğim. Sorumluluk almanın, içinde bulunduğum durum için hiç kimseyi ve hiçbir şeyi suçlamamak olduğunu biliyorum.
C. Görüşlerimi savunmak alışkanlığından vazgeçeceğim. Başkalarını benim görüşlerimi kabul için ikna etmeye çalışmayacağım. Bütün görüşlere açık olacağım ve hiçbir görüşe kaskatı bağlı olmayacağım.

5. Niyet ve Arzu Kuralı
Saf güç alanında niyet ve arzu sonsuz düzenleme gücüne sahiptir. Dikkat, enerji verir, niyet dönüştürür. Dikkatinizi neye yoğunlaştırırsanız, onun, yaşamınızda daha önemli bir yeri olacaktır. Diğer ruhsal basarı kurallarına uymak kaydıyla, dikkatinizi üzerinde yoğunlaştırdığınız şeye ilginiz, niyet edilen sonucun alınması için sonsuz uzay-zaman olayları yaratır. Bunun gerçekleşmesi için, niyetiniz insanlığın iyiliğini gözetmelidir.

“Niyet ve Arzu” Kuralının Uygulanması:
A. Arzularımın listesini yapacağım. Bu listeyi her zaman yanımda taşıyacağım. Sessizlik ve meditasyona geçmeden önce bu listeye bakacağım. Gece uyumadan önce bu listeye bakacağım. Sabah uyandığımda bu listeye yine bakacağım.
B. Olayların istediğim gibi gelişmediği zamanlarda, bunun için bir neden bulunduğuna ve kozmik planın düşünebildiğimden çok daha büyük olduğuna inanarak, arzularımın listesini serbest bırakıp onu yaratana teslim edeceğim.
C. Bütün hareketlerimde, şimdiki anın farkında gerekliliğini kendime hatırlatacağım. Engellerin dikkatimi dağıtmalarına izin vermeyeceğim. Şimdiki zamanı olduğu gibi kabul edeceğim ve geleceği, el üstünde tuttuğum niyetlerim ve arzularımla gerçekleştireceğim.

6. “Ayrı Olmak” Kuralı
Belirsizliğin hikmeti “ayrı olmak”tır. Belirsizliğin hikmeti, geçmişten, geçmişte yaşanan şartlanmadan ve bilinenden kurtulmakta yatar. Bilinmeyene ve saf güç alanına doğru yönelmekteki istekliliğimizle, evrene güzel hareketlerini yaptıran yaratıcı zekâya kendimizi teslim ederiz. Fiziksel evrende herhangi bir şeyi elde etmek için, o şeye olan bağımlılığınızdan vazgeçmeniz gerekir. Bu, arzunuzu Gerçekleştirmek için gerekli olan niyetten vazgeçmeniz gerektiği anlamına gelmez. Niyetinizden vazgeçmiyorsunuz; arzunuzdan da vazgeçmiyorsunuz. Sonuca bağımlılıktan vazgeçiyorsunuz. Ayrı olmak kuralı, evrimin oluşmasını hızlandırır. Bu kuralı anladığınızda, kendinizi çözümü zorlamaya mecbur hissetmezsiniz. Sorunun çözümünü zorlarsanız sadece yeni sorunların oluşmasına sebep olursunuz. Hâlbuki dikkatinizi belirsizliğin üzerinde yoğunlaştırır ve -kaosun içinden çözümün çıkmasını beklerken- belirsizliği yaşarsanız, ortaya harika ve heyecan verici şeyler çıkar.

“Ayrı Olmak” Kuralının Uygulanması:
A. Bugün, kendime ve çevremdekilere oldukları gibi olmaları özgürlüğünü tanıyacağım.
B. Belirsizliği kabullenme arzumdan dolayı, sorunların, kaosun ve karışıklığın çözümü kendiliğinden oluşacaktır. Belirsizliğin özgürlüğe giden yol olmasından dolay, belirsizlik ne kadar fazla olursa kendimi o kadar güvende hissedeceğim. Belirsizliğin hikmetiyle güvene kavuşacağım.
C. “Tüm olasılıklar alanı”na girerek, sonsuz seçime açık olduğumda yaşayabileceğim heyecanı öngöreceğim. Tüm olasılıklar alanına girdiğimde yaşamın tüm macera, gizem ve büyüsünü yaşayacağım.

7. “Dharma” veya “Yaşamın Amacı” Kuralı
Herkesin yaşamda bir amacı ve başkalarına verecek özel bir hediyesi veya yeteneği vardır. Bu özel yeteneği başkalarına hizmetle birleştirdiğimizde, kendi ruhumuzun coşkusunu ve sevincini yaşarız. Yaşam da bütün amaçların esas ve nihai amacıdır.

“Dharma” veya “Yaşamın Amacı” Kuralının Uygulanması:
A. Ruhumun derinliklerinde oluşmakta olan Tanrı’yı sevgiyle besleyeceğim. Dikkatimi hem bedenimi hem de aklımı hareketlendiren ruha yönlendireceğim.
B. Özel yeteneklerimin bir listesini yapacağım. Özel yeteneklerimi ifade ettiğimde ve onları insanlığın hizmetinde kullandığımda zamanın nasıl geçtiğinin farkında olmadan hem kendi hayatımda hem de başkalarının hayatların da bolluk yaratacağım.
C. Her gün, kendime, “Nasıl hizmet edebilirim?” ve “Nasıl yardım edebilirim?” diye soracağım. Bu soruların cevapları insanlara sevgiyle yardım ve hizmet etmemi sağlayacaktır.

Dr. Deepak Chopra

Bazen sadece yorgun oluyor insan…

Bazen sadece yorgun oluyor insan.

Ne küs

Ne yalnız

Ne de aşık

Cemal Süreyya

Mesneviden Haftanın Hikayesi…

Ormanda bir fare varmış.

Havalı kibirli her an bir hayvana musallat olan kuyruğu dik bir fareymiş
Kuşların yuvasına pislemediği gün maymunun kuyruğunu ısırır, tavşanı korkutmadığı gün tilkinin başını şişirirmiş.

Orman hayvanları illAllah etmişler fare nin elinden. Sonunda hayvanlar aralarında bir heyet kurup aslanı ziyarete gitmişler. Ormanın kralı o olduğu için bir çare bulacağından eminmişler.

Bütün hayvanları toplamış aslan. Yaşlı kaplumbağayı dinlemişler ilk önce
sonra zürafayı ve diğerlerini hatta başka fareleride.

Sözü en son kedi alarak zaten ezeli düşman olduklarını bu işi halledeceğini söylemiş. Göğsünü gererek görev aşkıyla yola koyulmuş

Sonunda fareyi bulmuş. Fare bir ağacın altında planlar kurmakla meşkulmuş. Kovalamaca başlamış. O köşe senin bu köşe benim derken düz bir ovaya gelmişler. Fare uzaktaki ineği farkederek onun yanına koşmaya başlamış. Bir yandanda dur sen bir kurtulayım neler yapacağım sana. Diye söyleniyormuş.

Nihayet ineğin yanına ulaşmış.Yalvarmış beni sakla diye, inek kararlı bir vaziyette senden az çekmedim git başımdan demiş.Fare türlü diller dökerek
ben ettim sen eyleme bak şu kediden kurtulduğumda nasıl akıllı bir fare olucam bir bilsen… Hem bir düşünsene asırlar sonra bizi anlatacak kitaplar
kuyruğu dik fare ile inek diye ısrarlarını sürdürmüş.
Peki peki uzatma demiş inek.

Ve fare nin üstüne ’şey etmiş’ Kedi Ovaya geldiğinde perişan bir haldeymiş ineği görmüş ve ona doğru yürümüş belkide inek fareyi buralarda görmüştür diye düşünmüş. Ama soru sormasına gerek kalmamış.

Manzara şöylemiş;

Dümdüz bir ova, bir inek, ineğin hemen arkasında taze ’şey’ kümesi, onun içinde dik bir kuyruk.
Kedi tuttuğu gibi çekmiş çıkarmış fareyi oracıkta parçalamış.

Hazreti Mevlana bu hikayeden 3 şey anlamak lazım demiş.

1) Sana her ’şey’ atan senin düşmanın değildir.

2) Seni ’şey’den çıkaran herkes dostun değildir.

3) Bu kadar ’şey’in içinde kuyruğu dik gezmenin alemi ne?

* MEVLANA

_________________

Tanrım! Güçlülerin yüzüne gerçeği söylemek için ve zayıfların alkışını ve sevgisini kazanmak için

 

Tanrım!
Güçlülerin yüzüne gerçeği söylemek için
ve zayıfların alkışını ve sevgisini kazanmak için
ve yalan söylememek için bana yardım et.
Eğer bana para verirsen mutluluğumu alma
ve eğer bana güçler verirsen muhakeme yeteneğimi çıkarma.
Eğer başarı verirsen alçak gönüllüğü çıkarma.
Eğer bana alçak gönüllüğü verirsen saygınlığımı çıkarma.
Görünenin diğer yüzünü tanımama yardım et.
Benim düşüncelerime katılmıyor diye bana karşı olanları hainlikle suçlayarak,
onların karşısında suçlu duruma düşmeme izin verme.
Kendimi sever gibi diğerlerini de sevmeyi
ve diğerlerini yargılıyormuş gibi kendimi de yargılamayı öğret bana.
Başarılı olduğum zaman sarhoşluğuma izin verme.
Ne de başarısız olursam olayım, umutsuzluğa düşmeme izin verme.
Daha ziyade, başarısızlığı başarının öncesindeki bir deneme olduğunu hatırlamamı sağla.
Hoşgörünün, güçlerin en büyüğü olduğunu
ve intikam arzusunun zayıflığın ilk görünüşü olduğunu öğret bana.
Eğer paradan yoksun bırakırsan, bana umudu bırak.
Ve eğer beni başarıdan yoksun bırakırsan,
başarısızlığı yenebilmek için irade gücünü bırak bana .
Eğer beni sağlık bağışından yoksun bırakırsan, inancın lütfunu bana bırak.
Eğer insanlara zarar verirsem, özür dileme gücünü ver bana .
Ve eğer insanlar bana zarar verirse, affetme ve merhamet gücünü ver bana.
Tanrım! Eğer ben seni unutursam sen beni unutma.”

Mahatma Gandhi

Bedenimizin titreşim frekansının normal ve sağlıklıyken 62-78 Mhz arasında olduğunu biliyor musunuz?

8345_479060818946377_4765198138766443371_n[1]

 

Frekans etrafımızdaki her şeyde bulunur. Her şey titreşir. Frekans, özünde bir enerji ifadesidir.
Frekansımız arttıkça daha hafif ve daha az yoğun hale geliriz.
Frekanslar sizi iyileştirebilir veya hasta edebilirler.Sağlıklı kalmak istiyorsak, bu bilgileri hayatımıza geçirmemiz gerekir.

Bedenimizin titreşim frekansının normal ve sağlıklıyken
62-78 Mhz arasında olduğunu biliyor musunuz?
Titreşiminiz 60 Mhz ‘den yukarıda olduğu zaman kolay kolay hastalanmıyoruz.

Bazı hastalıkların frekansları;
Grip veya üşütmek; 57-60 Mhz
Kanser; 45 Mhz
Ölüm anı; 25 Mhz

Peki titreşimimizi düşürecek şeyler nelerdir?
İsterseniz bir göz atalım mı?….
1. Tv, bilgisayar, Cep telefonları, Ev telsiz telefonları, Elektronik cihazlar
2. Yapay ışıklar…Floresan veya ampüller…
3. Fast food ve abur cubur’lar…
4. Et – sentetik hormonsal gıdalar alan hayvanların etleri
5. Açlık ve susuzluk —Bedeni besinsiz ve susuz bırakmak
6. Reçeteli ilaçlar-ilaçlar iyileştiriyorlar ama yan etkileri zaman içerisinde hasta ediyor…
7- Alkol, sigara…
8. İçerisinde Sodyum florit bulunan diş macunları
………………………
Yarın da kalan kısmına devam edelim mi?

Peki yükseltmek için neler yapabiliriz ? :)))

Sevgiler
Gaye Döşer-Kozmik Enerji Master

Hayat seni zorluklarla geri çekiyorsa, seni daha büyük bir şeye…

Şu “Yapmam gerekiyor” endişesini kafamızdan uzaklaştırmalıyız.

Kendimizi yarım hissetmeye çok kaptırdık. Kendimizi sürekli yetersiz hissetmemiz de bu yüzden. İyi bir iş, iyi bir aile kurmak, düzenli bir hayat, hepimizin tam olabilmek için kafamızda kurduğumuz illüzyonel kalıptan öte değil. Çünkü  herkes çalışırken mutlu olamaz, herkes evliyken huzuru bulamaz, heleki düzenli hayat bazılarımızı çileden bile çıkarabilir. Herkes birbirinden farklı olabilir. Farklı deneyimlerle hayata farklı bakış açılarıyla bakıyoruz. Şu “Yapmam gerekiyor” endişesini kafamızdan uzaklaştırmalıyız. Hayatımız boyunca “ne olmamız gerekirdi ne olduk?”mantalitesi ile yaşamamız kadar büyük bir zaman kaybı yoktur. Olan şey o anda her ne ise zaten olmakta. Bunun geçmişe dair kaygısı veya geleceğe dair vesvesesini yanımızda yük gibi taşımak bizleri sadece yaşamdan uzaklaştırır. Şimdi bir kaç öneri:
1-Karar almayı öğrenin
Alacağınız karar her ne olursa olsun başkalarına danışmadan yapın.Başkalarınnı sizin hayatınız hakkında karar vermesi kadar saçma bir şey olamaz.Eğer kendi kararlarınızı kendiniz almazsanız onları sizin adınıza başkalarının alacağına tanık olacaksınız hayatınız hepten sarpa saracak.
2-Mutlu olmak sadece sizin elinizde:
Başkalarından mutluluk beklemeyin. Siz mutlu olmak istemiyorsanız sizi kimse mutlu edemez zaten. İnsan isterse güzel bir sözden de mutlu olur, isterse tonla kahkahanın içinde de kedere boğulur. Başkaları sadece mutlulukları paylaşmak içindir.Kendi duygularınızı başkaları yaratmış gibi davranmayın.
3-Onay Beklemeyin:
Başkalarının kararlarının kendi hayatımızda yeri olmadığı gibi onaylarının da bir değeri yoktur.Bizler kendi dünyalarımızın yaratıcılarıyız.O dünyayı bilmeyen birinden onay beklemek veya onay vermediğinde buna üzülmekten vazgeçmeliyiz.
4-Hata yapmaktan korkmayın:
Unutmayın hatalarımız başarılarımızdan daha değerlidir.Hatalarımız bizleri geliştirir, olgunlaştırır ve hayata bakış açımızı belirler.Hata yapmamak için kendimizi yormayalım.Hatalar keçınılmazdır ve onlarsız bir yere varamayız.
5-Cesaretli olun:
Risk alın. Kendinizi 5. kattan aşağı atmayın ama size deli demelerinden korkmayın. Hayattaki en büyük başarılar her zaman delilerin olmuştur.Kalıplarınızdan çizgilerinizden, monotonluklarınızdan kurtulmanın tek yolucesaretli olmak.Hayatınızı değiştirmekten korkmayın bırakın başkaları sizden korksun.
6-Hayır demekten kaçınmayın:
Şu vicdanımıza sıkı sıkıya sarılmayalım.Başkaları mutlu olacak diye kendimize eziyet etmeyelim.Herkes herşeyi unuturUnutmayınki siz “evet” dediklerinizle yaşamak zorunda kalırsınız.
7-Zayıflıklarınızı paylaşmayın:
insanlar zayıf bölgelere yumruk atmaya bayılırlar ve sizin dertlerinizi ağızlarında salya akarak dinlerler.Zayıf yönlerinizi ailenizle paylaşın ve başkalarına karşı ketum olun