Ağaçların ve Bitkilerin Titreşimleri Sağlığımıza İyi Geliyor

Bir ağaç gibi dimdik durarak, tek başına ve kıpırdamadan İçinde olan biten her şeyin iç organların ve kaslarındaki tüm içsel değişimlerin anlayışına erişirsin. Sürekli uygulama yaparak, doğan tepkileri duyumsarsın. Hep duyumsarsın; bu sürüp gider. İşte sana yol: Ne kadar ilerlersen ilerle, Keşfedilecek harikaların sonu hiç gelmeyecek.”
Lao-Tzu  İsme Tıklayınız
Matthew Silverstone bilimsel olarak ağaçların ve bitkilerin vibrasyon yani titreşimlerinin insan sağlık kalitesini yükselttiğini kanıtladı.
Araştırmalar sadece bir ağaca dokunmanın değil, onun çevresinde bulunmanın bile iyileştirici olduğunu söylüyorlar.
Örnek olarak;
– Selvi ve sedir ısı azaltmak ve yin enerjisini beslemek için
– Söğüt ,yüksek kan basıncı azaltmak için ,idrar yolu ve mesaneyi güçlendirmek için
– Karaağaç zihni yatıştırmak ve mideyi güçlendirmek için
– Akçaağaç,ağrıyı azaltmaya yardımcı
– Keçiboynuzu ağaçları iç ısı dengesine yardımcı olur.
– Hint inciri ağaçları,kalp temizlemek ve vücuttan nemi uzaklaştırmaya yardımcı olur.
– Köknar şişmeyi azaltmak ve kırık kemiklerin daha hızlı iyileşmesi için
– Dikenler, sindirime yardımcı ,bağırsakları kuvvetlendirir ve kan basıncını azaltır.
Ginkgo Biloba, mesane güçlendirmeye yardımcı ve kadınların idrar sorunlarını giderici
Onlarla çalışmak için uygun bir ağaç bulmak amacıyla ormanlara kadar gitmek şart değildir . Etrafınızdaki erişilebilir ağaçlar yeterli olabilecektir.
Ağaç ile olan bu uygulama için günün en iyi zamanı sabahtan öğleye kadar olan süredir.
Ağaç ve bitkilerin bizim bizim psikolojimizi nasıl etkilediği sorusuna verilecek yanıt da bir hayli basit aslında. Her şeyin bir titreşimi olduğunu biliyor ve kabul ediyorsak farklı titreşimlerin bizim biyolojik davranışlarını etkilediğini de kabul etmek zorundayız.
Son zamanlarda yapılan bir araştırma 10HZ titreşimli bir bardak su içmenin kan dolaşım seviyesinin düzelttiğini gösteriyor. Aynı şey ağaçlar için de geçerli, bir ağaca dokunmak onun farklı titreşimiyle temas etmek bizim bedenimiz içindeki biyolojik davranışlarımızı etkiliyor.
Bütün bu araştırmalar gösteriyor ki bir ağaca sarılmak hiç de çılgın bir fikir filan değil.
Bir rapora göre ‘yeşil, açık alanlar zihinsel hastalıkların iyileştirilmesinde anti-depresan ilaçlar kadar etkili olabilirler’.
Örneğin, Tao ustası Mantak Chia’nın ‘Cosmic Tree Healing Qigong’ yani Çikong’un Kozmik Ağaç Terapisi adlı kitabında, ağacın aurası yani enerji alanı ile nasıl bütünleşilebileceğini yazıyor.
Chia ağacın yaşamsal gücünün bedenin hastalığını ya da negatif enerjisini nasıl pozitife çevirebileceğini anlatıyor.
Ağaçla bağlantı kurduğunuzda kendi fiziksel ve duygusal şifanızı kolaylaştırıyorsunuz.
Taocu teoriye göre ağaçlar Yeryüzü enerjisini en iyi alabilen ve onu Kadiri Mutlak enerjiyle birleştirebilen yaratımlar Ağaçlar ve bütün bitkiler ışık frekanslarını alma ve bunu fiziksel dünyaya yiyecek olarak dönüştürme kapasitesine sahipler. Aynı şeyi enerjetik besinler için de yapabiliyorlar.
Taocu görüşe göre ağaçlar sürekli meditasyondalar ve bu onların doğal durumu.
Bir başka ilgi çekici labaratuar çalışması ise İtalya’da Damanhur’da yapılmış. Bu barışçı ekoköy de ağaçların şarkı söylediği tespit edilmiş. Evet yanlış duymadınız ağaçlar şarkı söylüyorlar.
1976 yılından beri Damanhur’da bazı aletlerle yaprakların ve köklerin elektromanyetik değişimleri kaydediliyor ve sonra bunlar seslere çevriliyor.
İlginç olan yan ise bu ağaçların bir tür geri dönüşüm mekanizmasıyla kendi elektirsel tepkilerini kontrol etmeleri ve bir tür farkındalık geliştirerek müzik türlerini seçmeleri.
Damanhur’daki şarkı söyleyen ağaçlar o denli insanları büyülemiş ki insanlar ‘Ağaç Konserleri’ düzenlemeye başlamışlar ve müzisyenler ağaçlar tarafından yaratılan müziği çalmaya başlamışlar. Bu 15 dakikalık video tam da bunu anlatıyor.
Can Cuang (Dikili Kazık Duruşları, Ağaç Duruşları) (İngilizce Yazılışı: Zhan Zhuang) : Ağaç duruşları, Kök salma ve Demir Gömlek duruşlarıdır.
Enerjiyi dönüştürüp topraklayarak yer küreye kök salma anlayışı ile yapılan çalışmaları kapsar
Sözcük anlamı ‘bir ağaç gibi ayakta durmak’tır.
Ağaç duruşları, ruhu ve bedeni eş ölçüde eğiten az sayıdaki çigong sisteminden birisidir.
Ağaç duruşlarının kökeni Çin’de antik çağlara kadar geri gitmektedir. Diğer çigong sistemlerinde olduğu gibi ağaç duruşları da farklı aile ve gruplar içinde gizlice çalışılmaktaydı.
Ön hazırlık çalışmalarından ve aslen statik duruş çalışmalarından meydana gelir. Dahili çigong veya Neigong denilen gruba giren bir alıştırmadır. Savaş sanatları ve sağlık geliştirme amaçlı kullanılır.
Cigong veya Çikung, belirli fiziksel duruşlar ve beden hareketleri ve/veya hayalle birleştirilen nefes tekniklerini kullanarak bedenin enerji dengesini düzenleyen Çin tıbbının ve savaş sanatlarının bir parçası olan Çin kaynaklı biyoenerjetik/enerjetik egzersizlerin genel başlığıdır.
Cigong bedendeki çeşitli sistemleri optimum fonksiyon halinde tutarak vücudun doğal sağlık durumunu yeniden oluşturmasıyla Alternatif tıp uygulamalarının arasında yer almaktadır.
Kelime, yaşam enerjisi anlamına gelen Çi ile çalışma ve inceleme anlamına gelen etkinlik yani gong (ya da Kung /Kung Fu/ kelimesindeki kung ile aynı) kelimesinin biraraya gelmesinden türetilmiştir.
Cigong, vücudun enerji akışını güçlendirip düzenleyen bir enerji çalışmasıdır.
Yaşam enerjisini arttırıp meridyenlerdeki tıkanıklıkları açmak, rahatsızlıkları iyileştirmek, bağışıklık sistemi ve iç organların güçlendirilmesi, fiziksel güç ve dayanıklılığın artırılması için çalışılır.
Her yaş ve sağlık durumuna uyarlanabilen Çigong´un ilk aşaması “Ağaç Duruşları”dır.
Ağaç Duruşları sırasında enerji toplayıp vücudun enerji merkezleri güçlendirilirken meridyenler açılır, metabolizma hızlanır ve solunum derinleşir. Bu duruşlar sayesinde beden güçlenir ve daha verimli çalışır, doğal beceriler gelişir, farkındalık artar.
Hareketli Çigong çalışmalarıyla da Ağaç Duruşları sırasında toplanan enerji çeşitli amaçlar için kullanılır.
Cigong nefes kapasitesini, kan dolaşımını, kalp-damar sistemini ve eklemleri güçlendirir, kemik erimesinden korur, alyuvarlar ve akyuvarlar sayısını arttırır, eklem iltihabı, anjin ve kardiyovasküler rahatsızlıkların tedavisini destekler, uykusuzluk, migren, konsantrasyon bozukluğu ve irritabilite semptomlarını, baş ağrısı, sersemlik ve yorgunluk şikayetlerini azaltır, rahatlık ve sağlık hissi verir.
Ağaç duruşlarının Batı’da tanınmasını sağlayan kişi ise Yu Yong Nian’ın öğrencisi olan Lam Kam Chuen olmuştur.
Lam Kam Chuen ağaç duruşlarının anlatıldığı “The Way of Energy” kitabının da yazarıdır.
Ağaç duruşları adından da anlaşılacağı gibi hareketsiz, belirli bir duruş pozisyonunda bekleyerek gerçekleştirilir.
Herhangi bir hareketin olmayışı sebebiyle yeni başlayanlar için fiziksel ve zihinsel olarak zorlayıcısı olabilen ağaç duruşlarının çok sayıda biçimi olmasına karşın ‘sarkıtma’ ve ‘top tutma’ duruşu adlarıyla geçen iki biçimi en temel eğitimidir.
Duruşlar durdurucu kasları eğitip merkezî denge hali yaratır. Hiç kıpırdamadan büyük bir iç güçle durmak ve özellikle bacakların toprağa çakılı birer kazık gibi güçlenmesi duruşların yarattığı olağan hallerdendir.
Ruhu ve bedeni eş ölçüde geliştiren nadir çigong alıştırma sistemlerindendir.
Yaşam gücünü arttırıp dağılım ve dolaşımını iyileştirerek uygulayıcıyı özel güç yetenekleriyle donatır. İyileştirme alanında insanın yaşam gücünü hastaların ve gereksinim duyanların hizmetine sunmasına olanak verir.
Avuçlardan çıkan güçlü yaşam enerjisi hasarlı alanlarda onarım işlevi görür.
Savaş sanatlarında ise duruşların özel biçimleri de çalışılır. Savunma ve saldırı için büyük güçler geliştirilir. Ağaç duruşları özellikle yi çüen ya da şeng çüen adlı savaş sanatının temel eğitimini meydana getirir. Çok uzun süreli ayakta duruş çalışması yapılır.
  1. Tıp alanında yüksek tansiyon, baş ağrıları ve dönmeleri, şizofreni, beden farkındalığı yitimi, kireçlenme, bronşit, sarılık, karaciğer sertleşmesi, dışkı atımını kontrol edememe ve şeker hastalığı tedavilerinde başarıyla kullanılır.
    Hazırlayan : H.T.Reis
    kaynak: doğala özdeş sanal alem

OYSA BEN HİÇ İNSAN KAYBETMEDİM…

 

Ne hesabını veremeyeceğim bir günüm oldu ne de vicdanımı lekeleyen bir geçmişim… Ne hissettiysem onu söyledim , onu yaşadım… Yaşadığım bir tek andan bile pişmanlık duymadım…

Asla keşkelerim olmadı… Hiçbir zaman kendimle vicdan muhakemesi yapmak zorunda kalmadım… Karşıma bazen gerçek yüzler, bazen sahteler çıktı ama olsun ben yine sadece hislerimle yaşadım..

Asla sevmediğim birine seni seviyorum demedim, ya da asla birini severken karşılığını beklemedim… Dostluğuma değer biçmedim, sevgime ise hiçbir zaman sınır çizmedim…

Sevdiysem sonuna kadar gittim,bitirdiysem öldürse de hasreti geriye dönmedim… Bazen çok kırıldım, bazen belki de kırdım… Ama hata insana mahsustur dedim..

Affettim , af diledim..
Kimileri birden fazla kırdılar kalbimi ama ben onları yinede affettim..Onlar belki beni saflıkla yargıladılar.Belki de içten içe sinsice güldüler… Ama asıl unuttukları şuydu… Ben aldanmadım…

Aldanan her zaman kendileri oldular ama bunu anlayamadılar… Bir insan kaybının ne olduğu bilemedikleri için… Kaybetmek onlar için bir alışkanlık haline geldiği için… Oysa ben hiç insan kaybetmedim… Sadece zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar…

Can Yücel

Beklentiye kapılmayın. En güzel şeyler başımıza gelenlerdir.

 

Durmayın. Yalnızca ölüler durur.
Kararsız kalmayın doğa kararlıdır.
Endişelenmeyin. Gelecek her zaman muammadır. Bir adım bilinse ikinci adımı bilmek olanaksızdır.
Beklentiye kapılmayın. En güzel şeyler başımıza gelenlerdir.
Sevin. Her şey birbirine bağlıdır.

Eşsiz bir gün dilerim Her an eşsizdir.

Cem Şhen

KENDİNİ SEVMEYE BAŞLAMANIN 6 YOLU

Aşk, Valentine'S Day, Poz, Kalp, Komik, Kurbağa, Hayvan
1. Duygularınızın size verdiği acıyı hissetmeye ve sorumluluğunu üstlenmeye istekli olun
Hissettiğimiz her bir duygu kendimizi sevip sevmediğimize, kendimizden tümüyle vazgeçip geçmediğimize ya da başkalarının üzerimizde denetim kurup kurmadığına dair bize ipuçları verir. İlk adım olarak duygularınıza kucak açın. Kafanızda bir şeyleri takıntı haline getirmek, kendinizi acımasızca eleştirmek, adeta uyuşmak istercesine bir şeylerin bağımlısı olmak ya da hislerinizin sorumlusu olarak başkalarını görmek gibi kendinize hakim olamadığınız duygusal kaçışlar yerine duygularınıza doğru yolculuğa çıkın. Bu aşamada iç konuşmanızın gücünden faydalanabilirsiniz.
2. Öğrenmeye heveslenin
Manevi bağlarımızı kurarken iki olası niyeti gözetiriz: Bağımlılık yaratan ve denetleyici davranış biçimleriyle sorumluluktan kaçınarak acıya karşı kendimizi korumak ve bizlere acı verdiğini düşündüğümüz şeyler veya siz ve başkaları arasında yaşananlara dair bir şeyler öğrenmek. Sevgi dolu yüksek benliğinizi kalbinize taşıyın ve bilinçli olarak kendinizi sevmeyi öğrenmeye çalışın. Bakış açınızı genişletmek de, size çok yardımcı olabilir. Bilmediğiniz yerler keşfetmek perspektifinizi büyütebilir.
3. Yanlış inanışlarınızı ortaya çıkarın
İnançlarınız ve davranışlarınızın derinliklerine dalın ve size acı çektirin bir kimse ya da olaya dair neler olup bitiyor keşfe çıkın. İçinizdeki çocuğa sarılın ve sorun: “Beni endişelendiren, depresyona sokan; bana suçluluk, utanç, kıskançlık, öfke, yalnızlık ya da işe yaramazlık hissi veren tüm acı verici duygular hakkında neler düşünüyor veya yapıyorum?” Cevabı yine kendi içinizden, yani duygularınızdan bekleyin. Tüm bu duyguların kaynağını çözdüğünüzde, bir türlü hakim olamadığınız düşünce ve davranışlarınıza neden olan korkularınızı ve yanlış inanışlarınızı anlamak adına incinen benliğinizi keşfe çıkabilirsiniz.
4. Yüksek benliğinizle diyalog
Size rehberlik eden yüksek benliğinizle iletişim kurmak sandığınız kadar zor değil; önemli olan kendinizi sevmeyi öğrenmeye açık olmanız. Bunun karşılığını derhal ya da zamanla görebilirsiniz. Cevaplar kelimelere, görsellere veya rüyalara bürünebilir. Kalbinizi öğrenmeye açtığınızda cevaplar da gelecektir.
5. Kendinizi sevmeye başlayın
Acılarınızı kabullendiniz, öğrenme eylemine geçtiniz, duygularınızla diyalog kurmaya başladınız ve ruhani rehberinizle bir bağ oluşturdunuz. Şimdi yapmanız gereken ise utanç, endişe ve dürtülerinize teslim olmanızın bir sonucu olan depresyona zamanla iyi gelen sevme eylemine doğru bir adım atmak. Bazen insanlar kendini sevmeyi adeta uykusundan uyandırmanız gereken bir his olarak görüyor. Kendinizi sevmenin iyi bir yolu da “Kendime duyduğum sevgiyi nasıl hissedebilirim?” değil, söz konusu eylemi vurgulayarak “Kendimi sevmek için neler yapabilirim?” sorusunu sormaktır.
6. Attığınız adımları değerlendirin
Sevmeye başladıktan sonra acı, öfke ve utancınızın yok olup olmadığını kontrol edin. Eğer hâlâ yerlerinde duruyorlarsa, size huzur, neşe ve derinden bir içsel değer algısı getirecek sevme eylemlerini ve doğruyu keşfedene dek bahsi geçen adımları tekrarlayın. Zamanla, kendinizi severek hayatınızdaki her şeyin – ilişkileriniz, sağlığınız, ruhsal durumunuz, hayallerinizi ve özgüveninizi dergileme becerileriniz vs.- düzeldiğini keşfedeceksiniz. Kendinizi sevip, kendinizle iletişeme geçmeniz, diğer insanları da sevmenize ve onlarla duygusal bağlar kurmanıza ön ayak olacaktır. Heyecan dolu, neşeli, sımsıcak bir hayatın anahtarı kendinizi sevmenizdir.
Kaynak:
mindbodygreen
psychologytoday
Özlem Soylu Çetinkaya- Hayalhanesi

SOKRAT’IN KONUŞMA TESTİ

Bir gün bir tanıdık, büyük filozofa rastladı ve dedi ki…
“Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?”

“Bir dakika bekle.” diye cevap verdi Sokrat.
“Bana bir şey söylemeden evvel,senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna, Üçlü Filtre Testi deniyor…”

“Üçlü Filtre?”

“Doğru!” diye devam etti Sokrat…
“Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir. Bu, ona 3 filtre testi dememin sebebi…

Birinci filtre “Gerçek Filtresi”
Bana birazdan söyleyeceğin şeyin,tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?”

“Hayır…” dedi Adam.
“Aslında bunu sadece duydum ve…”

“Tamam” dedi Sokrat…
“Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun.”

Şimdi ikinci filtreyi deneyelim. “İyilik Filtresi”
“Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey, iyi bir şey mi?”

“Hayır, tam tersi…” dedi Adam.

“Öyleyse…” diye devam etti Sokrat.
“Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı… İşe Yararlılık Filtresi.”

“Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey, benim işime yarar mı?”

“Hayır…” gerçekten değil.

“İyi…” diye tamamladı Sokrat.
“Eğer bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar, faydalı değilse, bana niye söyleyesin ki?”

Bu, Sokrat’ın iyi bir filozof olmasının ve büyük saygı görmesinin sebebiydi…

Yazarı Bilinmiyor

kaynak: charlotte gabayın facebook sayfası

Eğer insanları incitirseniz, bu size geri gelecektir.

 

 

Yaşamanın temel kuralı şudur: ne yaparsanız o size aynen geri gelir.

Eğer sert sözcükler kullanırsanız geri geleceklerdir.
Eğer insanları incitirseniz, bu size geri gelecektir.

Bir defasında bir kaç arkadaşımla Matheran’daydım. Yankı Noktası denilen bir yeri gezmeye gittik. Bizimle beraber olan bir adam köpek gibi havlamaya başladı ve etraftaki tüm vadiler ve dağlar sanki oralarda binlerce köpek varmış gibi havlamaya başladı.

Adama şöyle dedim, “Neden bir şarkı söylemiyosun? Çünkü bu dağlar sadece verdiğini geri veriyorlar. Eğer bir köpek gibi havlarsan onlar da köpek olur.
Neden bir şarkı söylemiyorsun? Ve adam bir şarkı söylemeye başladı…ve üstümüze onun bu güzel şarkısı yağdı. Tüm vadilerden ve dağlardan bu şarkı bize geri gelmeye başladı.”

Oradaki insanlara yaşamın da bir yankı noktası olduğunu söyledim.

Size onu geri verir. Daha önce ektiğiniz ürünü biçmelisiniz. Zehir tohumları ekerek nektar biçmeyi ummayın; zehir tohumlarıyla nektar elde edemezsiniz.

Zehir daha çok zehir getirecektir. Nektar tohumları ekin ve nektar biçin.
Her durumda onu sevebileceğiniz yollar ve vasıtalar bulun,

Size çok iğrenç gelen birinin bile onda sevebileceğiniz birşeyi vardır.

* Osho

TOPRAKLANMA TEKNİKLERİ

Büyüyen Kökler Tekniği; Ayaklarınızdan ve kök çakranızdan yeryüzüne doğru büyüyen kökler hayal edin. yeryüzünün enerjisini içinize doğru çekerken, içinizde olduğunu hissettiğiniz negatif enerjileri de dışarı atın. Negatif enerjinin nefesinizle birlikte vücudunuzu terk ettiğini hissedin. Bunu, tüm negatif enerjilerin vücudunuzu terk edip yerini tazeleyici yeryüzü enerjisi doldurana kadar tekrarlayın. Bu uygulamanın değişik bir varyasyonu da, negatif enerjiyi köklerinizden yeryüzüne doğru atarak yapılabilir. 

Boya Tenekeleri Tekniği; Her bir çakranızda kendi rengine uygun (kök çakra için kırmızı, kuyruk sokumu çakrası için turuncu, solar pleksus için sarı, kalp çakrası için yeşil ya da pembe, boğaz çakrası için mavi, alın çakrası için lacivert ve taç çakra için de eflatun/beyaz) bir boya tenekesi bulunduğunu hayal edin. Kök çakradan başlayarak mevcut tenekede bir delik açın. Kırmızı boyanın vücudunuzu temizlediğini ve daha sonra bunun yeryüzü tarafından emildiğini görün. Bunu diğer çakralar için de uygulayın. Bu uygulama her bir çakrayı ayrı ayrı topraklayacak ve sonunda kendinizi çok daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.

Işık Huzmesi Tekniği; Muhteşem bir ışık huzmesinin sonsuzluktan gelip auranıza vücudunuza nüfuz ettiğini hayal edin. Bu ışığın enerjisini vücudunuz boyunca her bir çakranızda ayrı ayrı hissedin ve en sonunda da bu enerjinin yeryüzü aracılığıyla tekrar sonsuzluğa bağlandığını hissedin. Bu enerjinin sizi temizlerken tüm negatif enerjileri de ayaklarınıza ve oradan da yeryüzüne doğru yıkadığını hayal edin.

Kristal Tekniği; Her bir çakranızın üzerine kendi rengiyle uyumlu bir kristal yerleştirin. Kendinizi beyaz ışığı teneffüs ederken ve bu kristallerin ışığı renklendirip çakralarınızı beslediğini hayal edin. Daha sonra bu enerjinin bir gökkuşağı şeklinde ayaklarınıza ve oradan da yeryüzüne doğru hareket ettiğini hissedin. Bu uygulama çakralarınızı dengelerken enerjiyi de topraklayacaktır. Eğer uygulama sonunda kendinizi tamamiyle topraklanmış olarak hissetmezseniz, kök çakradaki kırmızı kristal dışındakileri kaldırarak aynı uygulamayı sadece kök çakranızla tekrar edin.

Ağaç Kucaklama Tekniği; Gidin, bir ağacı kucaklayın ve onun enerjisi ile kendi enerjinizin kaynadığını, bir araya geldiğini hissedin. Ondan, kökleri aracılığıyla sizi topraklamasını ve enerjisini sizin enerjinizle birleştirmesini isteyin. Ağaçla bir olun ve onun köklerini enerjinizi taşıyıp sizi topraklaması ve temizlemesi için kullanın. Daha sonra ağaca teşekkür etmeyi unutmayın.

Alıntı

İÇ ORGANLARDAKİ ZEHİRLİ MADDELER NASIL ATILIR ?

 

İnsan vücudundaki iç organlarda zehirli maddeler var mı? Bedensel sorunlara bu zehirli maddeler mi yol açar?

Çin tıbbına göre, insan vücudundaki beş iç organda zehirli maddeler birikir, bu zehirli maddelerin birikmesi, vücutta belirtiler bırakır. Şimdi zehirli maddelerin saklandığı yerleri bulalım ve bu zehirli maddeleri yok etme yöntemleri öğrenelim.

Eğer dalakta zehirli maddeler birikirse, yüzde benekler görülür. Yüzünde benekler olan bir kadının sindirim sistemi nisbeten zayıflar; beyazımtırak akıntısı fazla olur; yağ birikir.

Çin tıbbına göre, dalaktaki sindirim iyi olmadığı takdirde, zehirli maddeler zamanında dışarı boşaltılmaz. Bu nedenle kilo vermek isteyen bir kişi, öncelikle dalağının ve midesinin işlevini normalleştirmeli; dalağında zehirli maddeler bulunan kişide ağız kokusu olur, ağız ülseri görülür.

Şimdi dalaktaki zehirli maddeleri boşaltma yöntemlerine geçelim.

1. Dalaktaki zehirli maddelerin boşaltılmasına ekşi yemekler iyi gelir. Ekşi yemekler, bağırsak ve midenin sindirim işlevini pekiştirir, yemeklerdeki zehirli maddelerin en kısa sürede boşaltılmasını sağlar; ayrıca ekşi yemekler dalağı güçlendirir.

2. Dalaktaki zehirli maddelerin boşaltılması için Shangqiu adlı akpunktur noktasına basılabilir. Bu akpuntur noktası, iç topuk kemiğinin altındaki çukurun ortasında bulunur. Bir parmakla bu noktaya, azcık acı hissetecek şekilde basabilirsiniz. Bu basma bir defasında üç dakika sürerse, yeterli olur.

3. Yemekten sonra yürüyüş yapmak. Spor, dalağa ve mideye yardımcı olur. Bu yöntem azimle uygulanmalı.

Yemek sonrası, zehirli maddelerin en kolay oluştuğu zaman dilimidir. Yemeklerin zamanında sindirilmemesi veya emilmemesi halinde zehirli maddeler birikir. Bu nedenle yemekten sonra yürüyüş tavsiye edilir. Ayrıca yemekten bir saat sonra bir meyve yenebilir.

******

Karaciğer, insanın diğer önemli iç organlarından biridir. Karaciğerde zehirli maddeler birikirse, tırnak üzerine çıkıntılı çizgi veya tırnak çökmesi görülür. Çin tıbbına göre, kirişler karaciğere bağlıdır, tırnak ise kirişlerden bir bölümüdür. Bu nedenle karaciğerde zehirli maddeler biriktiği takdirde, tırnak üzerinde belirgin işaret olur.

Karaciğerde zehirli maddeler bulunursa, kadında mastit görülür; deprasyon başgösterir. Çünkü karaciğer insan vücudunda duyguları ayarlayan iç organdır. Eğer içindeki zehirli maddeler zamanında boşaltılmazsa, Qi dolaşımı engellenir, bu da depresyon duygusuna neden olur. Ayrıca yarım baş ağrısı ve aybaşı ağrıları gibi belirtiler görülür. Yüzün iki yanağı ve göbek, karaciğer ve safra kesesinin “etki alanı”dır. Eğer karaciğerde zehirli maddeler varsa, yüzde ve göbekte mutlaka belirti gözükür.

Karaciğerdeki zehirli maddelerin boşatılması için, yeşile çalan mavi renkli yemekler tüketilmeli. Örneğin portakal veya limon suyu, karaciğere iyi gelir; karaciğerle bağlantılı akpunktur noktasına basmak iyi gelir. Basılacak nokta, birinci ve ikinci ayak parmaklarının buluştuğu noktanın önündeki çukurun ortasında yer alır. Ağlama, zehirli maddelerin boşaltılmasına yardımcı olur. Kadınların erkeklerden daha uzun yaşamasının gözyaşlarına bağlı olduğu, hem Batı tıbbınca, hem de Çin tıbınca doğrulandı. Gözyaşları gerçekten insan vücuduna zararlı maddeler içerir. Bu nedenle istediğiniz zaman ağlayabilirsiniz.

******

İnsan kalbinde zehirli maddeler birikirse, dil ülseri olur, alnında kabarcıklar oluşur, uykusuzluk ve kalp rahatsızlığı meydana gelir.

Çin tıbbına göre, kalple en yakın ilişkili organ dildir. Bu nedenle ülser dilde görülür. Alın, kalbin “nüfuz alanı”dır. Eğer kalpte “ateş” varsa, alın “yanar”, kabarcıklar ortaya çıkar.

Kalpteki zehirli maddelerin boşaltılması için, nilüfer tohumları gibi, acı yemekler tavsiye edilir; kalbi simgeleyen Shaofu adlı akpunktur noktasına basılır. Shaofu, insanın yumruğunu sıktığı zaman, avuçta yüzük parmağı ve küçük parmağının tırnaklarının değdiği yerdir. Bu noktaya güçlü bir şekilde basılır. Yeşil fasülye, zehirli maddelerin idrar yoluyla boşaltılmasına yardımcı olur.

Çin’de yaz mevsiminde hemen hemen her ailede yeşil fasülye suyu içilir. Siz de deneyebilirsiniz.

******

Akciğerde zehirli maddeler birikirse, insanın cildi pas renginde olur, kabızlık çekilir, duygusal durumunda hassasiyet meydana gelir.

Çin tıbbına göre, akciğer, tüm cildi yönetir. Cildin iyi olup olmaması, akciğerin sağlıklı olup olmamasına bağlıdır. Akciğerdeki zehirli maddelerin miktarı fazla olursa, bu zehirli maddeler akciğerin çalışmasıyla cilde yansır; ayrıca akciğer ve kalın bağırsak tek bir sistemdir. Yukarıda akciğerde zehirli maddeler varsa, aşağıdaki bağırsak içinde de anormal birikim olur, kabızlık çekilir; akciğerdeki zehirli maddeler de Qi ve kan dolaşımını engeller.

Turp, akciğere en iyi gelen yiyecektir. Çin tıbbına göre, kalın bağırsak ile akciğer arasında yakın ilişki vardır. Akciğerdeki zehirli maddelerin ne kadar boşaltılacağı, kalın bağırsağın iyi çalışıp çalışmamasına bağlıdır. Turp kalın bağırsağın dışkıyı boşaltmasına yardım eder. Turp çiğ de yenir.

Ayrıca akciğeri temsil eden akpunktur noktasına basmak da yararlıdır. Hegu adlı nokta, el sırtında, parmakların arasında bulunur.

Terlemek, akciğere iyi gelir; çünkü terle vücuttaki zehirli maddeler atılır; sıcak duş ve derin nefes da benzer sonuç verir.

Akdiğerdeki zehirli maddelerin boşatılması için en uygun zaman dilimi sabah 7:00 ile 9:00 arasıdır. Bu zaman içinde bol oksijen almayı sağlayan spor yapılırsa, çok iyi olur.

******

Böbrek içinde zehirli maddelerin biriktiği zaman, aybaşı miktarı az, süresi kısa ve rengi koyu olur. Aybaşının oluşması ve kaybolması, böbrek işlevinin güçlü olup olmamasına bağlıdır; böbrekteki zehirli maddeler, hidronkusa neden olur, altçenede kabarcıklar oluşur, yorgunluk çekilir.

Böbreği simgeleyen akpunktur noktası Yongquan’dır. Bu nokta, insan vücudundaki en alçak akpunktur noktasıdır. Yongquan, ayak tabanının üçte birinin ilerisinde bulunur. Bu nokta hassas olduğu için fazla güçlü basılmamalıdır. Beş dakika yeterlidir.

Böbrekteki zehirli maddelerin boşaltılması için en iyi zaman dilimi sabah 5:00 ile 7:00 arasıdır. Bu nedenle sabah kalkınca bir bardak su içilmesi çok iyi olur.

* Alıntı

___________

Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar Romanından 17 Muhteşem Söz…

“Çok yükseğe çıkamam; bende yükseklik korkusu var. Kimseyi yarı yolda bırakamam; bende ‘alçaklık’ korkusu var."

 

Oğuz Atay’ın ilk romanı olan Tutunamayanlar 1970 yılında Trt Roman Ödülü’nü kazanmıştır.

Tutunamayanlar Konusu: Turgut Özben ihmal ettiğini düşündüğü arkadaşı Selim Işık’ın intihar ettiğini öğrenir. Turgut Özben arkadaşının geçmişinin izini sürmeye ve arkadaşı Selim’in tanıdığı insanlar aracılı ile onu daha iyi tanımaya çalışır.

Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar adlı romanından en güzel sözler 

1.Çok şey vardı anlatılacak.

O yüzden sustum.

Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı.

Sen duydun mu sustuklarımı?

2. Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim.”dedi. “Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek; seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda.

 

3. Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa. Ben kurşun kalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım.
4″Hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber verdiler mi sana? Birdenbire: “Buraya kadar!” dediler. Oysa, bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara; pencereden görünen hiçbir ağacı, hiçbir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin. Üstelik, “daha önce haber vermiştik” derler. “Her şeyin bir sonu olduğunu genel olarak belirtmiştik. Yaşarken eskidiğini ve eskittiğini söylemiştik.” 
5.”Alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna. Tedirgin etme beni. Bu sefer geride bir şey bırakmadım. Tasımı tarağımı topladım geldim. Neyim var neyim yoksa ortaya döktüm. Beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim. Bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim. Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. “
6.Kendini çözemeyen kişi kendi dışında hiç bir sorunu çözemez.
7. “Kelimenin bittiği yerde başladı; kelime söylenemeden önce başladı.. Kelimeler, yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık, kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde.. Kelimeler, yalnızlığı anlattı ve yalnızlığın içinde eriyip kayboldu.. Yalnız kelimeler acıyı dindirdi ve kelimeler insanın aklına geldikçe, yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu.”
8. “Sen acıyı biriktirmeyi seversin Olric. Sen biriktirmeyi seversin.””Hadi devam et şimdi… kuru yaprakları… deniz taşlarını… gözyaşını… sorulamamış soruları… senden kalan sesleri… yaşanamamış paylaşılmışlıkları… birlikte harcamak üzere kalbinde biriktirilmiş zamanları ve hüznü… ve özlemi biriktirmeye.
9. Korkuyoruz. Düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz. İnsan olmaktan korkuyoruz.
10.  Hayatta silgim hep kalemimden önce bitti. Çünkü kendi doğrularımı yazacağım yere, tuttum başkalarının yanlışlarını sildim. Beklenen hep geç geliyor; geldiği zaman da insan başka yerlerde oluyor. Kimseye göstermem üzüntümü. Gündüz gülerim, geceleri yalnız ağlarım.
11. Çok yükseğe çıkamam; bende yükseklik korkusu var. Kimseyi yarı yolda bırakamam; bende ‘alçaklık’ korkusu var.
12. Sevmek zor geliyor. Alışmamışım yoruluyorum. Her an sevdiğimi düşünemiyorum. Bazen atlıyorum. Boşluklar oluyor. Bunları boş sözlerle doldurmaya çalışıyorum.””Oysa ben her an sana bakmak, bir sözünü kaçırmamak; bir kıpırdanışını, yüzünün her an değişen bütün gölgelerini izlemek, her an yeni sözler bulup söylemek istiyorum. Her mevsimde, her gittiğimiz yerde, insanlarla ve insanlarsız, aşkın değişen yansımalarını görmek istiyorum. Bütün bunlar beni yoruyor. Sen orada duruyorsun ve beni seyrediyorsun sadece. Senin için sevmek, su içmek gibi rahat bir eylem. Ben, her an uyanık olmalıyım.
13. Hayatım ciddiye alınmasını istediğim bir oyundu.
14. Ne istiyorlardı senden Selim? Belki sen çok şey istiyordun onlardan. Verdiğinin hiç olmazsa küçük bir parçası kadar birşeyler istiyordun. Sonunda kaçıyorlardı.””Hayır, sen kaçıyordun. Hayır kaçmıyordun: insana ihtiyacın vardı. İnsanı arıyordun canım kardeşim. Bunda utanacak ne vardı?

15. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.

16.Başkalarına söyleyecek bir sözüm olabilmesi için önce kendime söz geçirmem gerektiğine inanıyorum.
17. En kötüsü, hayır demeyi öğrenemedim. Yemeğe kal, dediler: kaldım. Oysa kalınmaz. Onlar biraz ısrar ederler; sen biraz nazlanırsın. Sonunda kalkıp gidilir. Her söylenileni ciddiye almak yok mu, şu sözünün eri olmak yok mu; bitirdi, yıktı beni.
Değişik kaynaklardan tarafımca derlenmiştir Anette

İÇİMİZDEKİ SESLER

içimizdeki sesler

 

Yaşamımız boyunca en çok kimle konuşuruz, hiç düşündünüz mü?

Gece-gündüz demeden, karşımızdakinin keyifli olup olmadığına bakmadan sürdürdüğümüz sohbetin muhatabı, aslında çok da yabancı olmayan birisi: Kendimiz!

Bazen bu konuşmalar sırasında, kendimizi sakinleştirmeye çalışırız:

”Telaşlanma! Sakin ol! Bu günkü sunumu başarıyla yapacaksın!”

Kimi zaman, kendi kendimize tavsiyelerde bulunuruz:

”Daha sade giyinmelisin! O parlak bluz olmaz; aşırı dikkat çekici olma!”

Nadiren de kendimizi kutlarız:

”Bravo! Bak herkes sana nasıl da hayran kaldı! Şahanesin!”

Ne yazık ki, bu konuşmaların en sık rastlanan konusu, kendimize yönelttiğimiz eleştiridir; üstelik başkalarına bile yöneltmeyeceğimiz dozlarda:

”Berbat görünüyorsun! Kendini doğru dürüst ifade edemiyorsun! Eğitimin yetersiz. Senden bir şey olmaz! Herkes seninle dalga geçecek!”

Kendimize saldırdıkça, kaygı ve korku, utanç ve suçluluk duyguları ile dolarız.

Ve bu konuşmalar, bizi motive etmek yerine, hayattan zevk alamaz hale getirir.

Özgüvenimizi yerle bir eder.

İyi olan hiçbir şeye hakkımız olmadığına inanmaya başlarız.

Eleştirel sohbetimizde içimizdeki sesler, farklı kimliklerle ortaya çıkar. Belli başlıları şunlardır:

• Mükemmeliyetçi iç ses:

Bu ses bize, gerçekleştirilmesi neredeyse imkânsız düzeyde bir kusursuzluk ölçütü koyar. Bu ölçüyü çoğu kez, önemli bulduğumuz kişilerin değerleri belirler.

Her şeyi hiç kusursuz yapmamızı ister ve yapamadığımız zamanlarda, eleştirinin dozunu arttırır.

Hoşgörüsüz ve yıkıcı yaklaşımıyla, bizi daha iyi olmaya yönlendirmeyi amaçlayan yapıcı eleştirel sesten farklıdır.

Mükemmeliyetçi iç sesin etkisiyle, giderek en basit şeyleri bile yapmaktan korkar oluruz.

• Suçlayıcı iç ses:

Bu ses, geçmişte yaptığımız davranışları, kurduğumuz ilişkileri ve seçimlerimizi yargılar. Çoğu kez, aile ve toplumun değerlerini esas alır görünür.

Geçmişi, o günün koşullarıyla ele almaz, anlamaya çalışmaz.

Yaşadığımız çevreyle uyum kurmamızı ve geçmiş hatalarımızdan ders almamızı amaçlayan yapıcı eleştirel iç sesten farklı olarak, acımasız yargısıyla bizde, suçluluk duygusu ve utanç yaratır.

• Yıkıcı iç ses:

İnsan olarak değerimizi hedef alan bu iç ses, bize varoluşumuzu sorgulatır. Yaşamaya bile hakkımız olmadığını hissettirir.

Kaynağı sıklıkla, çocukluk ve ilk gençlik yıllarıdır. Sevilmemiş, değer verilmemiş ve onaylanmamış bireyler, yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde, bu kötü deneyimleri bilinç dışı yollardan iç ses haline getirir.

Kendilerini sevmez, onaylamaz, yaşamaya layık görmez ve ‘’yok olmak’’ isterler.

• Cesaret kırıcı iç ses:

Toplumun belirlediği sınırların ötesine geçmeye kalkıştığımızda, bu iç ses bizi geri çeker. Nasıl mı?

Başaramayacağımızı, toplumun bizi reddedeceğini, her şeyi riske atacağımızı ve kaybedeceğimizi kulağımıza fısıldayarak.

Cesaret kırıcı iç ses, başkaldıran, yeni ufuklar arayan, yaşamı keşfetmek isteyen özgür ruhumuzu hedef alır.

Akılcı riskler almamızı tavsiye eden uyarıcı iç sesimizle karıştırılmamalıdır.

Listemize, daha farklı iç sesler de eklenebilir.

Yıkıcı iç seslerimizle başa çıkmada ilk yapmamız gereken şey, onları fark etmemizdir.

Çünkü,onları içimizde taşıyor, etkilerinde kalıyor ve hayatlarımızı berbat etmelerine izin veriyoruz ama yeterince tanımıyoruz.

İlk iş olarak, yukarıda yazdığım veya kendinize özgü biçimleriyle, sizi üzen, yoran, hayattan bezdiren iç seslerinizi tanıyın!

Onların, sizin içinizden çıktığını unutmayın!

İç seslerinizin her birinin, farklı amaçları var.

Dolayısıyla, bir anlamda sizden farklılar, bağımsızlar.

Aranızda çıkar çatışmalarının olması kaçınılmaz!

Size fısıldadıklarının amacını ve yararınıza olup olmadığını sorgulayın!

Bunun için, bir çizgiyle ortadan ikiye böldüğünüz kâğıdın, bir tarafına iç seslerinizin söylediklerini tek tek yazın!

Sonra dönüp okuyun!

Anlattıkları doğru mu?

Bu günün değerlerini mi yansıtıyor; yoksa geçmişe mi takılı,?

Özgürlüğünüzü, gelişiminizi engelliyor mu?

Dikkatle irdeleyin!

Çizginin diğer tarafına da, o söylemlere karşı duygularınızı ve düşünüp araştırarak geliştirdiğiniz düşüncelerinizi yazın!

Varsa iç seslerinizden öğrenebileceğiniz şeyler, dikkate alın!

Ve:

”Artık sus! Sana ihtiyacım yok! Kendim için en doğru olanın ne olduğunu biliyorum!” diyerek onları durdurun!

İsterseniz, zihninizde canlandıracağınız bir radyonun ses düğmesini kullanarak, içinizdeki yıkıcı sesleri kısıp kapatabilirsiniz!

Sonra da, beyninizin kuytu odalarından birine gizlenmiş olan, ”yapıcı” iç sesinizi bulup çıkarın!

Sevgi, hoşgörü ve şefkatle dolu bir anne gibi, size değer veren, yıkıcı etkilerden koruyan, hatalarınızı fark etmenize ve düzeltmenize yardımcı olan, cesaretlendiren,yaralarınızı saran, akılcı yollar gösteren o yapıcı sesi, beyninizin tam ortasına yerleştirin!

Ve kulağınızı ondan ayırmayın!

  • Doç. Dr. Şafak Nakajima-Sonsuz şifa sayfasından alınmıştır

Olric, birini nasıl seviyorduk?

 

Olric, birini nasıl seviyorduk?
Nerden başlıyorduk?
İlk önce seviyor muyduk?
Yoksa ilk önce güveniyor muyduk?
Neyse çayı nasıl demliyorduk ? grin ifade simgesi
__________Oğuz Atay – Tutunamayanlar

Alışma bana, ne yapacağım belli olmaz..!

 

Alışma bana, ne yapacağım belli olmaz..!
Bugün varım yarın birden yok olurum.
Dokunma bana, kapanmamış yaralarla doluyum.
Canımı acıtma, bir yarada sen açma..!
Sevme beni yoğun duygularımda kaybolursun tutuşursun.
İsteme beni, yasaklarla boğuşursun, engellerle doluyum.
Çözmeye çalışma sakın, seninle karışır iyice kördüğüm olurum..
Anlama beni, ben kendimi bilirim, ben böyle mutluyum..
Aşkı yaşatmamı isteme asla, ben aşka yıllardır inanmıyorum..
Güveniyorsan kendine, inandır aşkın varlığına..
Sonucunda öyle bir aşk yaşatırım ki..!
Vazgeçemezsin tutkun olurum.
Yıkabilirsen duvarlarımı, sakın bırakma beni.
Tüm tutkularım ve gücümün arkasında;
Hala minik bir çocuğum.
Büyütemezsen ; Kaybolurum…!

Rabindranath TAGORE

Ait olmaktan daha fazlasını yapacağım, katılacağım…

 

Ait olmaktan daha fazlasını yapacağım,
Katılacağım…

İlgilenmekten daha fazlasını yapacağım,
Yardımcı olacağım…

İnanmaktan daha fazlasını yapacağım,
Anlayışlı olacağım…

Hayal kurmaktan daha fazlasını yapacağım,
Çalışacağım…

Ögretmekten daha fazlasını yapacağım,
İlham vereceğim…

Kazanmaktan daha fazlasını yapacağım,
Kazandıracağım…

Vermekten daha fazlasını yapacağım,
Hizmet edeceğim…

Yaşamaktan daha fazlasını yapacağım,
Büyüyeceğim…

Arkadaşlıktan daha fazlasını yapacağım,
Dost olacağım…

Denemekten daha fazlasını yapacağım,
Başaracağım!

DR. CHARLES C. LEVER

Boşver be yaşı!

Boşver be yaşı!
Gönlün ne kadar genç, ondan haber ver?
Şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
Sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?
Koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
Gelene geçene yol verme girsin içeri diye,
Ama gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.
Bilirim, yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,
Ama aklını kaybedecek kadar bir aşk varsa avuçlarında,
Bırak aksın yollarına.
Yağ geç, yık geç!
Kimse inanmazsa inanmasın,
Sen inan yüreğine.
Hem ona geçmezse, kime geçer sözün?
Büyü büyü!
Bak ellerin ayakların kocaman,
Aklında maşallah yerinde.
E ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye?
Akıllı ol, yüreğin gelir peşinden…
Boşver yaşı başı!
Aşk var mı aşk, ondan haber ver?
Takılmışın yüzündeki, gözündeki çizgilere.
O çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün.
Atmak mı istiyorsun kendini dereye soğuk bir kış günü?
Öl gitsin…
Parayı pulu savurup bir balıkçı köyünde,
Balık mı tutmak istediğin?
Savrul gitsin…
Boşver be yaşı başı!
Kim tutar seni kim,
Kendi yüreğinden başka?
Aklını al da öyle git…
İster bir duvara, ister bir odaya,
Kıra, bayıra vur da git.
Dert etme ellerini,
Onlarda gelir seninle birlikte, bırakmadıkça birine.
O biride gelir, gerçekten istediğin oysa,
Seveceksen ve öleceksen uğruna…
Yaşa be!
Yaşa da öyle git, gireceksen toprağa…
Yaş 70’e gelse bile, hayat daha bitmemiş.
Sen mi biteceksin?
Çekeceksen bile bayrağı,
Yaşadım ulan dibine kadar diyemeyecek misin?
CAN YÜCEL

YANLIŞ HAYATIN PEŞİNDE KOŞMAYACAKSIN !

 

Ne oLmasını bekliyorsun?
Hayatın sana ne sunmasını bekLiyorsun?
Dün akşam hayaLini kurduğun şeyLerin, sabah olunca gerçekLeşeceğini mi umuyorsun?

YANLIŞ HAYATIN PEŞİNDE KOŞMAYACAKSIN !!

Sistem böyLe çalışmıyor!
Düşünce gücü, metafizik, parapsikoloji, din, matrix, secret, yoga, meditasyon, aklına her ne geliyorsa, neye inanıyor ve
peşinden gidiyorsan, hepsi …bir yerde tıkanıp kalacaktır!

UMMAKLA, DİLEMEKLE OLMUYOR AYAĞA KALKACAKSIN !!

Her şeyden önce farkına varacaksın!
Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın.
Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o
bilgiye sahip olduğun yanılgısına kapılmışsın demektir.
Kendini kandırmayacaksın!

GERÇEKLERİ ANLAYACAK; SONU HER NE OLURSA OLSUN KABUL EDECEKSİN !!

Bazen bildiklerin, öğrendiklerinin acı verir.
Onu da yaşayacaksın.
Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün,
yeteneklerinin, bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın..

HAYATINI GEREKSİZ ŞEYLER UĞRUNA HARCAMAYACAKSIN !!

Kalbinde yaşadığın her duyguyu AŞK sanıp, peşinden çöllere
düşmeyeceksin!!
Aşkın adını ağzına aLmadan önce, uzun uzun düşüneceksin!!
Yüreğinle yüzleşeceksin. Sevgiyi, tutkuyu, şehveti,
alışkanlığı, çekimi, AŞKI birbirinden ayırt edeceksin.

HİÇKİMSENİN VE HİÇBİR ŞEYİN SENDEN DAHA ÖNEMLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNMEYECEKSİN !!

Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın. Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin.
Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın!
Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin.
İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız var ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin.

ARDINDAN GÖZYAŞI DÖKTÜĞÜNÜN ADINI DOĞRU KOYACAKSIN !!

Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine, neden hayatına başlayamadığını çözeceksin. Korkularınla yüzleşeceksin !!

YATTIĞIN YERDE,KURDUĞUN HAYALE UYGUN BEYAZ ATLI PRENS BEKLEMEYECEKSİN !!

Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak, kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin.
İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban, kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın.
Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da, sonunda mutlak kaybettirir; bunu UNUTMAYACAKSIN !!

BAŞKALARINA DEĞİL KENDİ GÜCÜNE İNANACAKSIN!!

Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın, birgün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin; kimseye dayanmayacaksın!
Dünya da sensin, evren de!!

KENDİNİ GELİŞTİRECEKSİN !!

Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın. Ruhunu da, aklını da bedenin gibi besleyeceksin.
Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın, sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın.
Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın.

NE OLMASINI BEKLİYORSAN SEN ÖYLE OTURDUKÇA OLMAYACAK..
BOŞUNA HAYAL KURMAYACAKSIN !!

* Candan ÜNAL