16 Maddede  Halil Cibranın  Sevgi Üstüne Yüreğinden Dökülenler

 

Özellikle ilk aşkını anlattığı eseri olan “Kırık Kanatlar” ile Doğu’nun ‘arabesk kadercilik’ üzerine kurulu ve adaletten uzak tavrına bir başkaldırı niteliği taşıyan “Asi Ruhlar” isimli eserlerinden sonra aforoz edilip “Bir dağın değil, bir şiirin ismidir” dediği memleketi Lübnan’dan sürgün edilen Halil Cibran’ın, bunların yanında edebi anlamda da sürgüne maruz kaldığından ve hep palto altında okunan bir yazar olduğundan bahseder, memleketlisi olan Amin Maalouf. Evet o, bir edebiyat sürgünüydü ama bir asır sonra hâlâ edebiyatın başköşesinde yerini alan bir sürgün…

1. Sarp ve kayalıklıdır sevginin yolları, ama içinize ateş düştü mü, izlemekten geri durmayın.

1. Sarp ve kayalıklıdır sevginin yolları, ama içinize ateş düştü mü, izlemekten geri durmayın.
Eserleri ve düşünceleri dünya üzerinde geniş yankı uyandıran ve hâlâ insanları etkileyen Halil Cibran (ya da Kahlil Gibran) 6 Ocak 1883 tarihinde Lübnan’da (Bsharri) doğdu. 8 yaşındayken babası vergi kaçakçılığı suçundan mahkum olunca annesi ve üç kardeşiyle birlikte büyük maddi sıkıntılar içine düştü. Bir süre akrabalarının yanına sığınan ailesi, güçlü bir kadın olan annesinin kararıyla 1895 yılında Amerika’ya göç ederek Boston’a yerleşti.

2. Gerçi sözleri düşlerinizi darmadağın edebilir, ama sizinle konuştuğu zaman, yine de ona inanmazlık etmeyin.

2. Gerçi sözleri düşlerinizi darmadağın edebilir, ama sizinle konuştuğu zaman, yine de ona inanmazlık etmeyin.
Şiirleri yirmiden fazla dile çevrilen Cibran aynı zamanda başarılı bir ressam idi. Resimlerinin bazıları günümüzde de dünyanın birçok şehrinde sergilenmektedir. Zaman zaman ülkesine dönmekle birlikte yaşamının yaklaşık son yirmi yılını ABD’de geçiren yazar,1931 yılında kanserden ölene kadar kaldığı bu ülkede yazdı eserlerini.

3. Çünkü başınıza tacı oturtacak olan da sizi çarmıha gerecek olan da sevgidir.

3. Çünkü başınıza tacı oturtacak olan da sizi çarmıha gerecek olan da sevgidir.
“Doğrusu sürgünde geçirdiğim yıllar için pişman değilim” diyen Cibran, edebi anlamdaki sürgününde yaşarken de Doğu’ya, yani ışığın yükseldiği yere yakışanı yapmış, ne pahasına olursa olsun hakikati söylemekten hiçbir zaman kaçınmamıştır.

4. Tıpkı püsküllerin mısırı sarışları gibi, sevgi de sizi kendisine sarar.

4. Tıpkı püsküllerin mısırı sarışları gibi, sevgi de sizi kendisine sarar.
Amerika’nın 28. Başkanı olan Wilson’un da dediği gibi “O, Batı’yı kasıp kavuran ilk Doğulu fırtınadır.”

5. Sevgi, soyunmanız ve önünde çıplak kalmanız için sizi zorlar, bembeyaz kesinceye dek evirir çevirir, acı verir canınıza.

5. Soyunmanız ve önünde çıplak kalmanız için sizi zorlar, bembeyaz kesinceye dek evirir çevirir, acı verir canınıza.
Halil Cibran’ın “Prophet” isimli kitabı 1923 yılından bu yana ABD’de en çok satanlar listesine İncil’in ardından ikinci kitap olarak girmiş ve Cibran, 20.Yüzyılın dünyasında Shakespeare ve Lao Tzu’yle beraber en çok okunan 3. ozan olmuş.

6. Boyun eğdirinceye dek ezer, yoğurur sizi. Sevgi tüm bunları başarır…

6. Boyun eğdirinceye dek ezer, yoğurur sizi. Sevgi tüm bunları başarır…
Cibran, 1920’lerin sonlarına doğru bir gece “Yeryüzü Tanrıları” isimli eserini yazdığı dönemde, kar yağarken dışarıda devam etmek ister yazmaya. Dışarı çıkar ve Central Park’a gider. Yanına gelen polisler Cibran’a nereli olduğunu sorduktan sonra, polislerden bir tanesi “Sizin oradan bir yazar var, ne zaman ki kitapları evime girdi, eşim bana itaat etmeyi bıraktı, artık benimle tartışabiliyor. Sanırım o yazarın ismi Halil Cibran’dı, hiç duydun mu bu adamı?” der. Cibran da “evet duymuştum” diye cevap verir.

7. Yeter ki siz kalbinizin sırlarını öğrenin ve bu yolla hayatın yüreğinden bir parça olun.

7. Yeter ki siz kalbinizin sırlarını öğrenin ve bu yolla hayatın yüreğinden bir parça olun.
Halil Cibran’ın en ünlü eserlerinden biri olan ve ilk kez 1923 yılında basılan Nebi adlı eseri, toplam 26 adet şiirden oluşan bir karma şiir denemeleri kitabıdır.

8. Ama diyelim ki korkulara kapılmışsınız ve sevgiden salt bir huzur ve zevk bekliyorsunuz, o zaman bir an önce çıplaklığınızı örtün.

8. Ama diyelim ki korkulara kapılmışsınız ve sevgiden salt bir huzur ve zevk bekliyorsunuz, o zaman bir an önce çıplaklığınızı örtün.
Kitap, El Mustafa adındaki bir kâhinin 12 sene kaldığı Orphalese şehrinden ayrılıp evine gitmek üzereyken bir grup halk tarafından durdurulması ve ana kahraman ile halk arasında insanlık, hayatın genel durumu vb. konular hakkında geçen konuşmalardan oluşmuştur.

9. Ve sevginin zorlu düzeninden uzaklaşıp mevsimleri olmayan bir dünyaya sığının, daha iyidir.

9. Ve sevginin zorlu düzeninden uzaklaşıp mevsimleri olmayan bir dünyaya sığının, daha iyidir.
Yazarın, Türkçeye “Ermiş” ve “Nebi” isimleriyle çevrilen “Prophet” isimli bu kitabındaki El-Mustafa ismini, Hz. Muhammed’i işaret ederek kullandığı iddia edilmiştir. Cibran’ın “Göğsümün bir yanında İsa, diğer yanında ise Muhammed oturur” sözünde de ifade ettiği gibi kitapta gerek Kuran’ı ve gerekse İncil’i anımsatacak yeteri kadar malzeme vardır.

10. Karşısındakine kendinden başka bir şey vermez sevgi ve kendinden başka hiçbir şeyi geri almaz; çünkü sevgi kendi kendini bütünler ve kendi kendine yeterlidir.

10. Karşısındakine kendinden başka bir şey vermez sevgi ve kendinden başka hiçbir şeyi geri almaz_ çünkü sevgi kendi kendini bütünler ve kendi kendine yeterlidir.
“İnsanoğlu İsa” isimli eseriyle de İsa’yı insan olarak farklı bir açıdan ele almış ve kitabın her pasajında farklı bir insanın ağzından anlatmıştır. Yazarın bu kitabındaki çalışmalar dikkate alındığında El Mustafa’nın Meryemoğlu İsa Mesih olabileceği iddiaları da güç kazanmaktadır.

11. Sevginin kendini mutlu etmekten öte hiçbir arzusu yoktur, ama eğer sevgiye kapılmışsanız ve tutkularınız olsun istiyorsanız, şunları kendinize seçin;

11. Sevginin kendini mutlu etmekten öte hiçbir arzusu yoktur, ama eğer sevgiye kapılmışsanız ve tutkularınız olsun istiyorsanız, şunları kendinize seçin_
İlk ve karşılıklı aşkı olan Selma Karamy ile yaşadığı yasak aşkın son perdesinde sevgilisinin mezarına kapanıp ağlayan Cibran’ın aşkları da kendine özgüdür.

12. Tutkunuz sevginin içinde erimek olsun, tutkunuz aşırı duygusal davranışların getireceği acıları tanımak olsun…

12. Tutkunuz sevginin içinde erimek olsun, tutkunuz aşırı duygusal davranışların getireceği acıları tanımak olsun…
1912’den ölüm tarihi olan 1931’e kadar, kendisi gibi bir Arap edebiyatçı olan Nasıra doğumlu Mey Ziyade ile büyük bir aşk yaşar Cibran. Her ikisi de bir araya gelebilecek imkanlara sahip olmalarına rağmen, mektuplarından da anlaşılacağı gibi bu büyük aşkı yaşarken ne birbirlerinin sesini duymuşlar ne de bir kez olsun bir araya gelmişlerdir, sadece mektuplarla iletişim kurmuşlardı.

13. Tutkunuz kendi sevgi anlayışınızla kendinizi vurmak olsun. Varsın istekle ve coşkuyla aksın kanınız…

13. Tutkunuz kendi sevgi anlayışınızla kendinizi vurmak olsun. Varsın istekle ve coşkuyla aksın kanınız…
Cibran 1908 – 1910 yılları arasında, hemşerisi ve dostu olan Youssef El-Hoveyyik ile geldiği Paris’te ünlü heykeltraş Rodin’le tanışır. Ayrıca bu süreçte Nietzsche’nin de eserleriyle tanışan ve ondan çok etkilenen Cibran, daha sonra bu etkilenmeyi “Nietzsche kelimeleri ağzımdan çalmış” diyerek ifade etmiştir.

14. Tutkunuz, kanatlanmış bir yürekle sabaha gözlerinizi açıp sevgi dolu bir güne başlayabiliyor oluşa teşekkür etmek olsun…

14. Tutkunuz, kanatlanmış bir yürekle sabaha gözlerinizi açıp sevgi dolu bir güne başlayabiliyor oluşa teşekkür etmek olsun…
Hayatı sıkıntı ve hastalıklarla boğuşarak geçen Cibran, hayranlarıyla buluştuğu bir gün ansızın gelen ağlama krizinin ardından, bir süre sonra kanser olduğunu öğrenir. Ne yazık ki doktorların yasaklamasına rağmen alkol tüketimini artırır ve sürecin daha da hızlı işlemesine sebep olur.

15. Tutkunuz, gün öğleye eriştiğinde, oturup sevginin heyecanını düşünmek olsun. Tutkunuz, gün akşama erdiğinde, evinize minnet dolu bir yürekle dönebilmek olsun.

15. Tutkunuz, gün öğleye eriştiğinde, oturup sevginin heyecanını düşünmek olsun. Tutkunuz, gün akşama erdiğinde, evinize minnet dolu bir yürekle dönebilmek olsun.
48 yaşında yaşama veda ettiğinde, geride yüzlerce tablo ile sekizi İngilizce, sekizi de Arapça yazılmış olmak üzere tam 16 eser bırakır. Ölümünden sonra farklı kiliselerde tutulan cenazesi nihayet Suriye’deki Mar Sarkis Manastırına getirilerek burada toprağa verilir.

16. Ve yüreğinize gömdüğünüz sevgili için iyi bir şeyler dileyip yatın; dudaklarınızda onu yücelten bir şarkı olsun…

16. Ve yüreğinize gömdüğünüz sevgili için iyi bir şeyler dileyip yatın_ dudaklarınızda onu yücelten bir şarkı olsun...
Sürgün hayatı vefatından sonra da devam eden sanatçının, mezar taşında kendisinin söylediği “Gözlerinizi kapayın ve bakın etrafınıza, beni göreceksiniz, ben yanınızdayım.” cümlesini kanıtlarcasına, mezarından çalınan kemiklerinin nerede olduğu bilinmemektedir.

kaynak: listeliste

ENERJİSEL MEKAN TEMİZLİĞİ NASIL YAPILIR?

enerjisel-mekan-temizligi-nasil-yapilir1

 

 

Her temizlik bir enerjisel mekan temizliğidir ancak enerjisel mekan temizliği bundan fazlasıdır. Mekanı kirleten türlü negatif etkenler; yaşanan kavgalar, tüm endişe, üzüntü ve depresyon hava yoluyla duvarlara yapışır ve zeminde birikirler. Özellikle daha önce oturulmuş bir evde yaşıyorsanız sizden önce yaşanan herşeyi bilemezsiniz. Bu yüzden taşınmadan önce bir arınma ritüeli yapmak mantıklı olacaktır. Aynı işlem çok sayıda insanın girip çıktığı işyerlerindede yapılmalıdır.
Enerjisel mekan temizliği için çok sayıda yöntem var;  Amerikalı yerliler davul ve çıngırak çalarak adaçayı yakarlarken Çinliler çanlar, ziller çalıp tütsü yakarlar. Avrupalılar kutsal su, mum, tuz, çiçek ve dualar kullanırlar. Ortadoğuda buhur, sarı sakızi ve aselbent sakızı popülerdir. Anadolu geleneklerinde sarımsak asılır, adaçayı yakılır, ortam tuzla yıkanır, yeni doğan bebekler tuzlanır. Çok farklı kültürler ve çeşitli teknikler arasında ben beş element tekniğini seviyorum, element döngüsüne göre her aşama bir sonraki aşamayı besliyor. Sırayla mekana su, ağaç, ateş, toprak ve metal enerjisi getiriyorum, enerjiyi sarsıyorum ve istenmeyen negatif enerjiyi uzaklaştırıyorum.
Peki enerjisel mekan temizliği hangi durumlarda yapılmalı?
-Yeni bir eve taşındığınızda
-Yeni bir iş kurduğunuzda
-Mekanınızda kavgalar yaşandığında
-Mekanınızda hastalık yasandığında
-Çok fazla kötü rüya görüyorsanız
-Hayatınızda sürekli aksilikler oluyorsa
-Biten bir ilişkinin ardından
-Aileden biri vefat ettiğinde mutlaka bir enerjisel mekan temizliği yapın.

Benim sevdiğim beş element tekniğini uygulamak için sırasıyla şunları yapın:
1.  İlk olarak tuzlu suyla heryeri sildirin ve her odaya bir tuzlu su kabı koyun, içine korozyonu önlemek için birkaç tane bozuk para atın. Tuz havaya buharlaştıkça negatifi emer.
2. Havaya enerji verici ve doğal aromatik yağlardan oluşan özel karışımlar hazırlayarak sıkın.
Arındırıcı etki için:  Greyfurt, Biberiye ve Çay ağacı
Enerji vermek için:  Lavanta, Sardunya ve Bergamut
Canlandırmak için:  Adaçayı, Lavanta ve Nane
Sakinleştirmek için:  Lavanta, Papatya, Portakal ve Sandalağacı karışımlarını su dolu bir kaba karıştırıp havaya sıkın.
Kendiniz hazırlayamazsanız hazır alabilirsiniz, bilgi için mail atınız. (SU)
3. Biraz ses yaratın. Ses enerjiyi canlandırır, özellikle köşelerdeki ölü enerjiyi sarsmak için iyidir. Bir enstrüman seçin ve evin içinde köşelerden geçerek bir tur atın. (AĞAÇ)
4. Adaçayının dumanı negatif enerjiyi emer. Uzun bir adaçayı demeti yakıp dumanı tüm odalardan geçirin. Adaçayı bulamıyor yada bunu yapamıyorsanız tüm odalarda mum yakın. (ATEŞ)
5. Odalara üstü açık kaplarda çörekotu bırakın. Çörekotu toprak enerjisi getirir ve kalan son negatif enerjiyi alır. (TOPRAK)
6. Bir enerjisel mekan temizliği ziliyle metal sesi yaratın, metal tüm enerjiyi yeniler. Bu zile sahip değilseniz normal bir zil kullanın. (METAL)
7. Bitirdikten sonra tamamlayıcı olarak eve güzel ve taze çiçekler alın ve hoş vibrasyonu olan müzikler çalın. Sevgi frekansında kalmaya ve güzel sevgi sözleri kullanmaya dikkat edin.
Sevgilerimle…
Sinem Oktay

Garson : Efendim,sizleri burada görmek büyük mutluluk!

aiuzzxvw1

 

Garson : Efendim,sizleri burada görmek büyük mutluluk!
Cemal Süreya : Kim istemez ki mutlu olmayı? Ama mutsuzluğa da var mısın?
Garson : Anlamadım efendim?
Can Yücel : Geldiğin kadar değil, göründüğün kadar mutlusun ve sakın unutma; gittiğin kadar değil,hak ettiğin kadar unutulursun…
Garson : Anlıyorum efendim…Neyse, ne alırdınız?
Nilgün Marmara : Sen ne getirdin bana çocukluğundan?
Garson : Çocukluğumdan mı? Siz ne isterseniz mutfaktan onu getireceğim işte.
Edip Cansever : Bu aralar ellerim hep üşür benim. Doktor ‘kansızlık’ der, ben ‘sensizlik’ derim.
Nilgün Marmara : Üşümüşüm, düşlerimin üzeri açıktı.
Garson : Ekrem klimayı aç oradan, çattık ya!
Tomris Uyar : Bazen sensiz kalmak, kırıldığını göstermenin en iyi yoludur.
Garson : Estağfurullah efendim,ne kırılması, bugün kötü bir gün sanırım benim için.
Yaşar Kemal : Gülümse karamsarları şaşırt, gülümse güller açsın yüzünde, gülümsemenle yayılsın ışık, dünyayı ısıtmasan da güneş gibi çevreni ısıt.
Garson : Ekrem klimayı kapat, gülümsüyorum..

Herkes ‘NE-SİN’ diye çağırdıkça, ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim!”

aziz1

 

1934 yılında soyadı kanunu çıktı.
Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı.
Dünyanın en cimrileri ‘eli açık’,
Dünyanın en korkakları ‘yürekli’,
Dünyanın en tembelleri ‘çalışkan’ gibi soyadları aldılar!
Kendime ‘NESİN’ soyadını aldım.
Herkes ‘NE-SİN’ diye çağırdıkça, ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim!”

Hayatı Seviyorum , bu bana yetiyor.

73561

 

Ben de… ben de anlamıyorum. Her şeyi anlayarak mı yaşıyoruz sanki?
Bilerek mi? Yaşadıklarımızda bilinç payının ne kadar olduğunu hiç düşündün mü? Anlamadan, düpedüz yaşadığımız ne çok şey var gündelik yaşantımızda bir düşünsene..
Hayatı Seviyorum , bu bana yetiyor.
Hayatı Sevmek, ama gerçekten sevmek o kadar önemli ki…
___________________________________________
M. Mungan

YENİYİ İNŞA ETMEK- Louise Hay

27711941

“İçimden gelen yanıtların kolaylıkla farkında oluyorum”
Dikkatinizi neye yoğunlaştırırsanız o daha da artar ve yaşamınızda kalıcı hale gelir. Olumsuzdan uzaklaşın ve dikkatinizi gerçekten olmak, yapmak, sahip olmak istediğiniz şeyler üzerinde yoğunlaştırın…
Şişman olmak istemiyorum.
Parasız kalmak istemiyorum.
Yaşlanmak istemiyorum.
Burada yaşamak istemiyorum.
Bu ilişkiyi sürdürmek istemiyorum.
Annem\Babam gibi olmak istemiyorum.
Bu işimde takılıp kalmak istemiyorum.
Saçlarım\burnumun\bedenimin böyle olmasını istemiyorum.
Yalnız olmak istemiyorum.
Mutsuz olmak istemiyorum.
Hasta olmak istemiyorum.
DİKKATİNİZİ NEYE YÖNELTİYORSANIZ, O DAHA DA FAZLALAŞIR
Yukarıdaki örnekler zihnimizde olumsuzluklarla savaşmaya nasıl kültürel olarak şartlandığımızı gösteriyor. Bu şekilde düşünürsek olumlunun kendiliğinden bize geleceğini sanıyoruz. Ama öyle değil.
İstemediğimiz şeyler için ne kadar sık hayıflanıyorsunuz? Böyle yapmak size gerçekten istediğiniz şeyleri hiç getirdi mi? Yaşamınızda değişiklik yapmayı gerçekten istiyorsanız, olumsuzluklarla savaşmak zamanınızı boşa harcamaktan başka bir şey değil. İstemediğiniz şeyler üzerinde daha çok düşündükçe, daha çok istemediğiniz şeyleri yaratacaksınız. Kendiniz veya yaşamınız hakkında hep beğenmediğiniz şeyler, büyük olasılıkla hala hayatınızda.
Dikkatinizi neye yoğunlaştırıyorsanız o daha da artar ve yaşamınızda kalıcı hale gelir. Olumsuzdan uzaklaşın ve dikkatinizi gerçekten olmak, yapmak, sahip olmak istediğiniz şeyler üzerinde yoğunlaştırın. Yukarıdaki olumsuz ifadeleri hadi gelin olumlu ifadelere çevirelim.
İnceyim
Maddi rahatlık içindeyim
Hep genç kalıyorum
Şimdi daha iyi bir yere taşınıyorum
Harika yeni bir ilişki içindeyim
Kendim gibi olmaktan memnunum
Saçımı/burnumu/bedenimi seviyorum
Sevgi ve şefkatle doluyum
Neşeli, mutlu ve özgürüm
Çok sağlıklıyım
OLUMLU İFADELER
Olumlu ifadeleri düşünmeyi öğrenin. Bunlar her konudaki ifade biçimlerinizdir. Genellikle olumsuz ifadelerle düşünürüz. Bunlar istemediğinizi söylediğiniz şeyleri sadece daha da fazla yaratır. “İşimden nefret ediyorum” demek hiçbir çözüm getirmez. “Şimdi harika yeni bir işi kabul ediyorum” demekse, bunu yaratmak için bilincinizde kanallar açacaktır.
Sürekli hayatınızda neler olmasını istiyorsanız, o cümlelerle kendinizi ifade edin. Yanlız, burada bir nokta çok önemli: Olumlu ifadelerinizde daima ŞİMDİKİ ZAMAN kipi kullanın. Yapıyorum, oluyorum gibi.
Bilinçaltınız öylesine itaatkar bir hizmetkar ki, eğer “olmak istiyorum” veya “olacağım” gibi gelecek zaman kipi kullanırsanız, gerçekleşmesini istediğiniz şeyler de daima gelecek zamana ait olacaklardır, yani elinizin altında olmayan gelecekte!
KENDİNİ SEVME SÜRECİ
Daha önce de söylediğim gibi, sorun ne olursa olsun, temel konu KENDİMİZİ SEVMEK üzerinde çalışmaktır. İşte, sorunları çözen “”sihirli değnek” budur.
Kendinizi iyi hissettiğiniz zamanlar, hayatınızın ne düzgün gittiğini hatırlayın. Aşık olduğunuz dönemleri ve o dönemlerde sorunlarınız yokmuş gibi hissettiğiniz anları hatırlayın. İşte, kendinizi sevmek de böylesine güzel duyguları ve güzel olayları size getirecek, kendinizi havada dans ediyormuşçasına hafif hissedeceksiniz. KENDİNİZİ SEVMEK, İYİ HİSSETMENİZİ SAĞLAR.
Kendinizi onaylamadıkça ve kabul etmedikçe, gerçekten kendinizi sevmek imkansızdır. Bu, ne olursa olsun kendinizi eleştirmemek demektir. Tüm karşı çıkmalarınızı hissediyor gibiyim.
Ama ben hep kendimi eleştiririm
Kendimin şu yönünü beğenmem nasıl mümkün ki?
Ailem/ öğretmenlerim/ sevgililerim daima beni eleştirdi
Kendimi nasıl motive edebileceğim ki?
Ama böyle şeyler yapmak benim için yanlış olur
Ama kendimi eleştirmezsem, değişmem nasıl mümkün olur?
AKLI EĞİTMEK
Kendine yönelik eleştiri -yukarıdaki cümleler gibi-, eski plakları çalıp duran zihin faaliyetidir. Zihninizi kendinizi suçlamak ve değişime karşı koymak için nasıl eğittiğinizin farkında mısınız? Bu düşünceleri önemsemeyin ve çalışmalarınızı sürdürün!
Daha önce yaptığımız bir alıştırmaya geri dönelim. Aynaya tekrar bakın, “Kendimi olduğum gibi seviyor ve onaylıyorum”” deyin.
Şimdi nasıl hissediyorsunuz? Asıl konumuz budur, Kendini onaylama ve Kabul etme, olumlu değişimlerin anahtarıdır.
ALIŞTIRMA: KENDİMİ ONAYLIYORUM
Bu çalışmayı yüzlerce kişiye yaptırdım ve sonuçlar olağanüstü oldu. Önünüzdeki ay boyunca tekrar tekrar, “kendimi onaylıyorum” deyin.
Bunu günde en az üç yüz-dört yüz kez söyleyin. Hayır, çok fazla değil. Endişe duyduğunuz, sorunlarınız üzerinde düşündüğünüz zaman tekrar edin durun. “Kendimi onaylıyorum” durmaksızın yineleyin.
“Kendimi onaylıyorum” dedikçe bilincinizin derinliklerinde gömülü olan tam tersi her şeyin açığa çıkacağı garantidir.
Böylesine şişmanken kendini nasıl onaylarsın?
Bunun bir yararı olacağını düşünmek çok aptalca.
Senin onaylanacak bir yanın yok.
Gibi olumsuz düşünceler geldiğinde, zihinsel kontrolü ele almanın zamanıdır. Bu tür düşüncelere önem vermeyin. Sadece bu düşünceyi geçmişe takılı kalmanızın bir biçimi olarak görün.. Bu tür düşüncelerinize, “Gitmene izin veriyorum, ben kendimi onaylıyorum” deyin.
Bu alıştırmayı yapmayı düşünmek bile karşı çıkmalara neden olabilir. “Aptalca bir şey” “Bana doğru gelmiyor” “Amma da yalan” “Hadi canım sende” “Bu yaptığım şeylerden sonra, kendimi nasıl onaylayabilirim?” gibi.
Bırakın, gelip geçsinler. Bunlar sadece direnen düşünceler. Onlara inanmayı seçmedikçe üzerinizde güçleri olmaz.
“Kendimi onaylıyorum, kendimi onaylıyorum, kendimi onaylıyorum” Ne olursa olsun, size kim ne söylerse söylesin, kim ne yaparsa yapsın, söylemeye devam edin. Hatta, biri onaylamadığınız bir şey yaptığında bile, bunu kendinize söyleyebiliyorsanız, bilin ki gelişiyor ve değişiyorsunuz.
Biz güç vermedikçe, düşüncelerin üzerimizde gücü olamaz. Düşünceler sadece yan yana dizilmiş sözcüklerdir. HİÇBİR ANLAMLARI YOKTUR. Onlara ancak biz anlam yükleriz. Ne anlam vereceğimizi de biz seçeriz. Bizi geliştiren ve destekleyen düşünceleri seçelim.
Kendini kabul etmenin bir bölümü de, başka insanların düşüncelerinin doğruluğundan vazgeçmeyi içerir. Eğer ben size sürekli “sen mor bir koyunsun, sen mor bir koyunsun” deseydim, ya bana gülüp geçecektiniz ya da deli olduğumu düşünüp benden rahatsız olacaktınız. Ama söylediğimin doğru olma ihtimalini düşünmeyecektiniz bile. Kendimiz hakkında inanmayı seçtiğimiz birçok şey de aynı şekilde gerçekdışı. Özdeğerinizin, bedeninizin şekline bağlı olduğuna inanmak da “sen mor bir koyunsun”un doğruluğuna inanmaktan farksız.
Çoğunlukla kendimizde “yanlış” olduğunu düşündüğümüz şeyler, bireyselliğimizin bir ifadesidir. Bunlar bizim farklılıklarımız ve özelliklerimizdir. Bize özgüdür. Doğa asla kendini tekrarlamaz. Bu gezegende zamanın başlangıcından itibaren asla iki aynı kar tanesi veya su damlası olmadı. Her papatya diğerinden farklı. Parmak izlerimiz farklı, biz farklıyız. Farklı olmak için yaratıldık. Bu gerçeği kabul ettiğimizde rekabet ve kıyaslama söz konusu olmaz. Başka birine benzemeye çalışmak, ruhumuzu kurutmak demektir. Bu gezegene kendimizi ifade etmek için geldik.
FARKINDALIĞINIZI UYGULAMAYA KOYUN
Sizi mutlu eden düşünceleri düşünün. Size iyi duygular hissettiren şeyleri yapın. Size iyi duygular yaşatan kişilerle birlikte olun. Bedeninize yararlı olan şeyler yiyin. Kendinizi rahat hissettiğiniz hızda yaşayın.
TOHUMLARI EKMEK
Şimdi bir domates fidesi düşünün. Sağlıklı bir fidede yüzlerce domates vardır. Bu kadar çok domatesi elde etmek için, işe küçük kuru bir tohumla başlamak zorundayız. Tohum domates fidesine hiç benzemez. Kesinlikle domatese benzer tadı da yoktur. Ama bu tohumu bereketli bir toprağa ekelim, sulayalım ve güneş ışığıyla beslensin.
Küçücük bir filiz verdiğinde, “Bu bir domates fidesi değil” diye filizi çiğneyip ezmezsiniz. “Ne kadar güzel büyüyor” dersiniz, büyüyüp gelişmesini zevkle seyredersiniz. Zaman içinde, sulamaya devam edip bol güneş ışığıyla beslenmesini sağlarsanız ve etrafındaki zararlı otları temizlerseniz, bir süre sonra yüzlerce lezzetli domatesiniz olacaktır.
Her şey küçük bir tohumla başladı, değil mi?
Kendinize yeni deneyimler yaratmanız da aynı şekilde oluyor. Ektiğiniz toprak bilinçaltınızdır. Tohum ise yeni olumlu düşüncelerinizdir. Tüm yeni deneyimler bu tohumun içinde. Tohumu yeni olumlu ifadelerle sularsınız. Kendinize duyduğunuz sevgi ve verdiğiniz değerin güneş ışığı gibi üzerinde parlamasını sağlarsınız. Orada burada biten zararlı otları (olumsuz düşünceleri) ayıklarsınız. Ve küçücük bir kanıtı (filizi) ilk gördüğünüzde “Bu yeterli değil” diye basıp ezmezsiniz. İlk başarıyı gördüğünüzde, “Ne kadar güzel, işte canlanıyor ve gelişiyor” diye sevinirsiniz. Sonra da gelişimi izler ve isteklerinizin hayatınızda gerçekleştiğini görürsünüz.
ALIŞTIRMA: YENİ DEĞİŞİKLİKLER YARATMAK
İşte şimdi kendinizde yanlış olarak gördüğünüz şeylerin bir listesini yapıp bunları olumlu ifadelere dönüştürmenin zamanı. Ya da değiştirmek, olmak, yapmak istediğiniz şeylerin bir listesini yapabilirsiniz. Bu listeden üçünü seçip olumlu ifadelere çevirin.
Diyelim ki, olumsuz listeniz şöyle bir şey olsun:
Hayatım karmakarışık
Kilo vermeliyim
Kimse beni sevmiyor
Taşınmak istiyorum
İşimden nefret ediyorum
Yeterince gayret göstermiyorum
Yeterli değilim
Bunları olumlu hale çevirelim:
Bu koşulları yaratan içimdeki düşünce kalıbını bırakmaya hazırım.
Olumlu değişimler süreci içindeyim.
Mutlu, ince bir bedenim var.
Nerede olursam olayım sevgiyi hissediyorum.
Tam istediğim gibi bir yerde yaşıyorum.
Tam istediğim bir iş de çalışıyorum.
Her şeyi istediğim gibi düzene soktum.
Yaptığım he şeyi takdir ediyorum.
Kendimi seviyor ve onaylıyorum.
Yaşam sürecinin en iyi olmamı sağlayacağına güveniyorum.
En iyiye layığım ve bunu kabul ediyorum.
Bu liste değişmesini istediğiniz her şeyi kapsıyor. Kendinizi sevmek ve onaylamak, güvenli bir ortam yaratmak, güven duymak, hak ettiğini bilmek ve kabul etmek, kilolarınızın normale inmesini sağlayacaktır. Ayrıca düşüncelerinize bir düzen getirecek; hayatınızda sevecen ilişkiler, yeni bir iş, yaşamaktan mutluluk duyduğunuz yeni bir ev yaratacaksınız. Domates fidesi mucizevi bir şekilde büyür ve biz arzularımızı mucizevi bir şekilde gerçekleştiririz.
İYİ ŞEYLERE LAYIK OLMAK
İstediğiniz şeylere sahip olmaya layık olduğunuza inanıyor musunuz? Eğer inanmıyorsanız, sahip olamazsınız. Bu durumda kontrolünüz dışında oluşan koşullar birbiri ardına üzerinize gelerek sizi çaresiz hale getirecektir.
ALIŞTIRMA: LAYIĞIM
Aynaya tekrar bakın ve şöyle deyin: “…… sahip olmaya/olmaya layığım ve kabul ediyorum”. 2-3 kere tekrar edin.
Ne hissediyorsunuz? Duygularınıza, bedeninizde neler olup bittiğine sürekli dikkat edin. Söyledikleriniz size doğru geliyor mu? Yoksa hala değersiz olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?
Bedeninizde olumsuz duygular hissediyorsanız yeniden olumlu ifadeler kullanın. “İyiliğimi engelleyen bilinç kalıbımı bırakıyorum” ” ….. layığım”
Bu olumlu ifadeler size doğru gelene kadar tekrar edin, günlerce yapmanız gerekse bile.
OLUMLAMA
Hayatın sonsuzluğunda, bulunduğum noktada her şey mükemmel, bütün ve tam. Hayatım her an yepyeni.
Hayatımın her anı yeni, taze ve canlı.
Olumlu düşüncelerimi, tam istediğim şeyleri yaratmak için kullanıyorum.
Bugün yeni bir gün. Ben yeni bir ben’im.
Farklı düşünüyorum. Farklı konuşuyorum. Farklı davranıyorum. Başkaları bana farklı davranıyor.
Yeni dünyam, yeni düşüncelerimin bir yansıması.
Yeni tohumlar ekmek zevkli ve neşe verici.
Bu tohumların, yeni deneyimlerim olacağını biliyorum.
Dünyamda her şey iyi ve güzel.

17 aralık ctesi kendini sev hayatını iyileştir seminerinde sizi sınırlayan inanç kalıplarını, önyargıları farkedecek ve dönüştürüp hayatınızı mucizelere açacaksınız. Bunu Louse L. Hay’in mucizevi yöntemiyle yapıyorum…

Bilgi ve Başvurular

Anette İnselberg
Cep: 0(536) 798 68 68 & http://www.anettei̇nselberg.com

Nea Yaşam Merkezi
Valikonağı Cad. Poyracık Sok. İlgen Apt. N.28/15 K.4
Nişantaşı tel: 0212 219 19 30

Sonra baktık, birtek kendimiz olamamisiz

5627931294_d88bd2285e1

 

Doğduk…
Önce isimler takıldı bize,
Sonra lakaplar ve takma adlar eklendi bu isimlere.
Büyümeye başlarken sıfatlar eklediler takılan isimlerimizin önlerine.
Daha da büyüdük…
Bu sefer tanimlarla cevrelediler hayatımızı. Sonra birseyler oldun, birseyler başardın dediler, bizde inandık
Birsürü şey olduk.
Sonra baktık, birtek kendimiz olamamisiz
Ve öylece bakakaldık bu halimize…
Dilvin Tekson

Simone de Beauvoir’a göre birlikte olacağınız 9 insan tipi

Özgürlük, düşünmektir! <!– [if lt IE 9]> http://www.dusunbil.com/wp-content/themes/smart-mag/js/html5.js <![endif]–>

Feminist teorileri ve varoluşçu felsefesi ile ün kazanan Beauvoir, Sorbonne’dan mezun olan ilk kadın. Bir çok kişi onu Paris entelektüel camiasına katkılarından ve Jean Paul Sartre’la olan ilişkisinden dolayı biliyor. Birlikte olacağınız 9 farklı insan tipi hakkında yaptığı mükemmel tanımlar ise çok az insan tarafından biliniyor. 

Belirsizlik Ahlakı Üzerine adlı kitabının ikinci bölümünde Beauvoir, çocukluktan uzaklaştıkça insanların hayata karşı takındıkları benzer tavırları anlatıyor. Bilirsiniz işte; hayatın tamamen Tanrı’ya ya da tamamen aile kavramına bağlı bir anlamı olmadığını farketmek gibi. Böyle durumlarda bütünüyle özgür hissetmemize rağmen, paradoksal bir biçimde kadere bağımlıyızdır. Açıkcası tanıştığınız birçok insan, yetişkinlikle birlikte gelen ve yine aynı dönemde yitirilen özgürlüklerin karmaşası içinde boğuluyor. Ama herkes başka şekilde yaşıyor acısını. Beauvoir dönemin büyük düşünürlerine göndermelerde bulunuyor –kendisi Nietzsche hayranı sayılmaz- ve yaptığı sınıflandırmalar günümüz Tinder çiftleri için de geçerli!

Party Animals and Beautiful Young WomanPasif

Bir şey olduğu yok; hiçbir şey arzuya veya çabaya değmez.”

İçlerinde en kötüsü, çocukluk sonrası özgürlüğü farkedip kendini korku içinde dünyaya kapatan pasif insandır. Ailesi brokoli yemiyordur ve o sırf bu yüzden Uzak Doğu restoranlarında yemeyi reddeder. En başından beri her şeyin önemsiz ve sıkıcı olduğuna karar vermiştir ve özgür iradenin zorluklarıyla yüzleşmekten ziyade ondan saklanır. Golden Gate Köprüsünü görüp de etkilenmeyen insan işte bu sıkıcı, duygusuz kişidir.

Tehlike Faktörü: Düşük. Böyle birini kilometrelerce öteden farkedersiniz. dv1239048Ciddi

Ciddi insan, özgürlüğü mutlak değerlere tabi kılarak ondan kurtulur.”

Büyük ihtimalle en yaygın tür olan “ciddi”, rastgele bir nesne ya da sistem seçip onu kendi değeri kabul ederek ergenliğin varoluşsal krizlerine çözüm üretir. Seçimin gerçekte belirli bir sebebi yoktur, ama bir seçti mi de geri dönüşü olmaz. Dini fanatiklerden, bireyin değerini parayla belirleyen aç gözlü CEO’lara kadar, ciddi insanlar her yerde. Başlangıçta bu bağlılıklarını sorgulasalar dahi, devamında yalnızca hayatta mutlak bir anlama ulaşabilmek adına sürdürürler inançlarını. İpucu: Kendisi de bir sahtekar olduğunun farkında olan bu insanı rahatlıkla ironi tutkusundan tanıyabilirsiniz.

Tehlike Faktörü: Orta. Eğer siz de benzer değerlere sahipseniz sorun çıkmayacaktır. 3Tutkulu

Hayatı boyunca onu es geçen, dışsal bir nesneye bağlı olan kişi bağımlılığını trajik biçimde hisseder.”

Genellikle ciddi insanla karıştırılan tutkulu insan, obsesif bir şekilde tüm enerjisini ve inancını belirli bir şeye harcar. Fakat tutkulu kişi tüm anlamın o şeyde değil de o şeyle olan ilişikisinde olduğuna inanır. Hiç durmadan FKA twigs’in yeni albümünden ya da sana ilham verebilecek ama “her konuşmayı her ilişkiyi imkansızlaştıran” 17. yüzyıl İtalyan şiirinden konuşur. Eğer böyle bir tutkunun objesi olabilecek kadar şanslıysanız, efsunlu bir romantizm yaşıyorsunuz demektir; fakat aynı zamanda da her an alabora tehlikesinin farkında olmalısınız. Ne yazık ki, tutkulu kişi sizden ya da twigs’den tatmin olmayacaktır.

Tehlike Faktörü: Orta. Yoğun yaz romantizmi için ideal –tabii, hayatınızın en büyük ayrılık kavgasının yaratacağı duygusal yıkıntıyla başa çıkabilecekseniz! 4Nihilist

Herhangi bir şey olamayacağının farkında olan kişi hiçbir şey olmamaya karar verir.”

Genellikle çocukluğun doğallığını kaybeden ergenlerde görülürken, orta yaş krizinde ciddi olmayı deneyip başaramayanlarda da görülür. Nihilist, pasif gibi görülse de, hayata karşı şansını dener. Özgürlüklerini yaşamayı denemiştir fakat çevre onu sindirmiştir. Bunun da etkisiyle Nihilistler daha coşkulu, daha agresif ve Nietzche okumalarını sizinle paylaşma konusunda çok ısrarcıdırlar.

Tehlike Faktörü: Yüksek. Pasifin aksine, Nihilistler bir köşede oturup surat asmakla yetinmezler. Hayatın anlamsız olduğunu herkese kanıtlamak zorundadırlar. “Eğer o hiçbir şey olmaya karar verdiyse, tüm insanlığın da yok olmasını bekler,” diye uyarıyor Beauvoir. 5Şeytani

Çocukluğun , toplumun yahut Kilise’nin değerlerini inatla sürdürür ki bunları hor da görebilsin.”

Ciddi insanın garip bir türü olan şeytani, belli bir görüşe ya da gruba sadık kalır fakat buradaki tek amacı o görüşü, grubu eleştirip onlardan yakınmaktır. Vogue’da çalışan ve Birkin çantasıyla gezip, moda dünyasını kötüleyen kadın işte bu türdendir. Ya da akşam hamburger yemeyi önerdikten sonra bütün gece çiftlik hayvancılığını kötüleyen adam da yine Şeytani türdendir. Klasik hipster malzemesi.

Tehlike Faktörü: Düşük. Çoklu kişilikleri, meraklı Melahatleri baştan çıkarabilir fakat yine de fark etmesikolay.6Maceraperest

Büyük bir hevesle kendini keşfin, aşkın, politikanın, savaşın vaatlerine doğru yöneltir. Ama kendini, yaptığı şeyin sonuçlarına değil; yalnızca zaferine bağlar.”

Nihilistin canlı, optimist versiyonu; fakat maceraperest, hayatın mutlak bir anlamı olmadığını bilir. Bu yüzden hiçbir şeye sadık kalmadan bütün fırsatları yakalamaya çalışan, hazcı bir tavır takınır. Varoluşsal sıkıntılardan kurtulmuştur ve bir çoğumuzu kıskandıracak biçimde anı yaşar. Pop-Budizm üzerine yaptığı mükemmel konuşmayla sizi kendine hayran bırakabilir. Ama aklınızda bulunsun: Maceraperest, yaptığı aşırılıkların tarih kitaplarına geçmesine dair gizli bir istek duyar.

Tehlike Faktörü: Yüksek. Baştan çıkarıcı, idealist aforizmalar kullanarak, Maceraperest, kendi kuralsız, bohem yaşam tarzını güzelleyen her türlü kötülüğü savunacaktır. Nihilizme ne kadar yakın olduğunu farkettiğinde ya size duygusal olarak bağımlı olacaktır yada başka bir maceraya yelken açacaktır. 7Eleştirmen

Topyeküm hakikat adına, insan tarafından ortaya atılan gerekli kısmi gerçekleri anlar, kontrol eder ve reddeder.”

Her zaman skeptik, her zaman dikkatli olan Eleştirmen, Ciddi yada Nihilist olma konusunda her daim gözünü açık tutar. Tek bir doktrine bağlı kalmaktan kaçınır fakat bazı görüşlerin diğerlerinden daha anlamlı olma fikrine de inanır. Yine de Eleştirmen kendini akla adamıştır çünkü onu, bedenin öznelliğinden uzaklaşmasında yardımcı, nesnel bir sığınak olarak görür. Fakat bu tamamen bir hiledir: “İddia ettiği gibi özgür bir zihin olmaktan ziyade, kendi seçimi olmayan bir davanın utanç dolu hizmetkarıdır.” Eleştirmen tamamen siyah giyinir ve yargılarını “nerdeyse,” “öte yandan,” “fiilen” gibi kelimelerle süsler.

Tehlike Faktörü: Düşük. Özel bir çekicilikleri yok ama rahatsız edici de değiller. Sürekli fikir değiştirmeleri zamanla sıkıcı olabilir. AA024418Sanatçı

Varoluşa dikkat çekip, onu sonsuz hale getirmeye çalışırlar.”

Maceraperestler gibi, sanatçılar da varoluş krizlerine karşı olgun bir tavra sahiptirler. Hayatta bulunması gereken bir öz olmadığının farkındadırlar ve dikkatlerini hayatın sıradanlığına verirler ve her gün bu sıradanlığı, kayda değer bir hale getirmeye çalışırlar. Eleştirmenler gibi onlar da zamanın ve özgür iradenin ötesinde nesnel bir kavramın varlığına inanırlar: güzellik. Bir tablonun güzelliği hakkında uzun uzadıya konuşabilirler ve bu ilgi rahatlıkla tutkulu bir ilkeye dönüşebilir.

Tehlike Faktörü: Orta. Suluboyanın sizi nasıl varoluş problemlerinden uzaklaştıracağını anlayamayabilirsiniz… Ta ki asla onların gerçek saplantısı olan sanata ulaşamayacağınızı fark edene dek. 9Özgür

İnsan, varlığı hakkındaki yargılara ancak diğer insanların varlığı sayesinde ulaşabilir.”

Beauvoir’e göre varoluşsal problemlerle yüzyüze gelip, onları aşmayı başaran çok az kişi var. Bunu, hiçbir şekilde bencillik taşımadan, tamamen başkalarının mutluluğuna odaklanarak başarıyorlar. Diğer tiplerin abartılarından uzak durup ama asla da salt Nihiliste dönüşmeden tek bir görüşe bağlı kalıyorlar; başkalarının özgürlüğünü korumak. Başkalarını düşünen ruh ikizi, dinleyici, başkasının iyiliği için kendi rahatından koşulsuz şekilde vazgeçen kişiler işte bu tip insanlar. Bu Özgür insan tipinin varlığı tartışmalı. “Kendi özgürlüğünü istemek, başkalarının da özgürlüğünü istemektir,” diyor Beauvoir. Belki de kendisi bu konudaki tek örnekti.

Yazar: Colton Valentine
Çeviri: Şebnem Ertan
| Düşünbil Portal |

Bu Evrenin Her Yerinde Kendimi Tamamen Güvende Hissediyorum

14462829_1405041112847187_7163556045069384942_n1

Her zaman sevgi ve korku arasında seçim yapma şansına sahibiz. Korktuğumuz zamanlarda aklıma güneşi getiririm. Bulutlar önüne geçtiği halde o her zaman parlamaya devam eder. O tek ebedi gücün ışığı da tıpkı güneş gibi, negatif düşünce bulutlarımız geçici olarak onun önüne geçse de her zaman üzerimizde parlamaya devam edecektir. Ben Işığı düşünmeyi seçiyorum. Işıkta kendimi güvende hissediyorum. Ve korkular üzerime geldiği zaman onları gökyüzünde gelip geçen bulutlar olarak görmeyi seçiyorum ve onlara yol veriyorum. Ben korkularım dışında bir varlığım. Sürekli kendimi koruyarak ya da savunarak yaşamak zorunda değilim. Kalplerimizde yaptığımız şeyin çok önemli olduğunu biliyorum ve her güne kalbimi dinleyerek başlıyorum. Korktuğum zamanlarda kalbimi aralıyorum ve sevginin korkularımı silip götürmesini bekliyorum.
LOUISE L. HAY
Pozitif Düşünce Gücüyle Mutlu Yaşamın Sırları Kitabından

kaynak: charlotte gabayın facebook sayfasından alınmıştır

Louise Hay Hayatı Ve Kanserini Nasıl İyileştirdiği

about-body-11

Louise şifa teknikleri ve pozitif öğretisi ile milyonlarca insanın yaşamlarını güzelleştirmelerine , bedensel zihinsel ve ruhsal sağlıklar oluşturmalarına yardımcı olmuştur.
Avustralya medyası tarafından neredeyse yaşayan ermiş sıfatı ile isimlendirilmiş Louise Hay,aynı zamanda kişisel gelişimin dünyadaki en önemli isimlerinden biridir. Bedenini İyileştir isimli ilk kitabı 1976 yılında yayınlanmıştır. Bu tarih Dünyada zihin ve beden bağlantılarının konuşulmaya başlamasından çok önce idi.
1988 yılında daha gelişmiş ve yenilenmiş bir baskısı çıktı ve en iyi satan kitaplar listesinde uzun bir zaman durdu. 33 farklı ülkede yayınlandı ve 25 farklı dile çevrildi.
Louise hayatının işine 1970 yılında Newyork da başladı. Hayatını güzelleştirmek için pek çok kurslara ve eğitimlere katılırken kendini insanlara danışmanlık yaparken buldu. Bu hobi çok kısa zamanda tam zamanlı bir iş haline dönüştü. Bir süre sonra Louise tüm bedensel hastalıkların zihinsel nedenlerini ve bunların nasıl pozitife döndürülebileceği ile ilgili bir referans kitabı yazdı. Tüm Amerika kıtasında seyahat ederek eğitimler ve seminerler vermeye başladı.
Louise bir süre sonra kansere yakalandı. Kendi teorilerini pratiğe dönüştürdü ve 6 ay içinde ameliyat yada kemoterapiye ihtiyaç duymadan kanseri tamamen iyileştirdi.
1980 yılında Louise tekrar California eyaletine geri döndü ve tüm öğretilerini kitaplara dökmeye başladı. 1984 yılında orijinal ismi You Can Heal Your Life yayınlandı. Bu kitap Türkçeye Düşünce Gücüyle Tedavi adı ile çevrildi.
New york Times en çok satılan listelerinde tam 13 hafta kaldı. Tüm dünyada 50 milyondan fazla baskısı satıldı.
Louise 20 yıl sonra Opray Showa çıktı ve kitap gene en iyi satanlar listesine yerleşti. Bir kitabın 20 yıl ara ile en iyi satanlar listesine yerleşmesi dünyada ilk defa oluyordu.
Louise Hay House adında bir şirket kurdu. Önce evinin salonunda başlayan bu firma dünyada son derce tanınan pek çok yazar ve kişisel gelişim uzmanlarının kitaplarının yayınlandığını çok başarılı bir şirket haline geldi.
Louise 81 yaşında kendi filmini yaptı. Adı kitabı ile ve tüm Dünyada markalaşmış öğretisi ile aynı. You Can Heal Your Life.
Louise şu anda 89 yaşında halen San Diego da boyama, bahçecilik ve danslarla meşgul olduğu sağlıklı ve aktif bir hayat sürüyor

FARK ETMELİ İNSAN

can-yucel1
Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen…
Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli.
Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.
Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli.
Henüz bebekken “Dünya benim!” dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu, ölürken de aynı avuçların “her şeyi bırakıp gidiyorum işte!” dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.
Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli.
Baskın yeteneğini fark etmeli sonra.
Azraillin her an sürpriz yapabileceğini, nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan.
Hayvanların yolda, kaldırımda, çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli.
Yaratılmışların en güzeli olduğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı.
Gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli.
Evinde kedi, köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli.
Eşine “seni çok seviyorum!” demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli.
Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli.
Zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.
Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını ve aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark etmeli, fark etmeliyiz çok geç olmadan….
Ömür dediğin üç gündür,
Dün geldi geçti yarın meçhuldür…
O halde ömür dediğin bir gündür,
O da bugündür….
CAN YÜCEL

Louise Hay ile Röportaj

luise-hay1
Louise Hay: Düşündüğümüz her düşünce ve söylediğimiz her düşünce yaratıcıdır, bizim geleceğimizi yaratır. O yüzden ne düşündüğümüze ve ne söylediğimize dikkat etmeliyiz.
Güceniklik, kırgınlık, eskiden yaşadığımız zorlukları tekrar tekrar düşünmek bize daha çok zorluktan başka bir şey getirmez.
Hayat bir bumerang gibidir. Ne yollarsan yolla sana geri gelecektir.Hayata karşı minnettar ve teşekkür halinde olma çok önemlidir. Evren minnettarlığı sever. Ne kadar minnettar olursanız o kadar minnet duyacağınız sebebiniz olur.
Sadece sahip olduğunuz nesnelerden bahsetmiyorum hayatınızın kalitesini yükseltmekten bahsediyorum.
Soru: Güzel şeyler derken buna iyi bir ev ve arabada dahil mi?
Louise Hay: Olabilir ama olmak zorunda da değil. Eğer sürekli kızgın ve kırgınsan ,iyi arabayı sürüp sürekli nefret içinde isen, bir araba hayatına ne güzellik getirebilir ki?
Onun yerine eski bir araban olup minnet ve teşekkür duygularında olmak daha iyi bir yaşamdır.
Ve en önemlisi kim olduğunu sevip olduğun halinden memnun olmandır.

Pek çoğumuz yetiştirilirken yeterince iyi olmadığımızı, yeterince değerli olmadığımızı ve istediğimiz güzellikleri hak etmediğimizi öğrendik.
Bizler İlahi olanın şahane ve mükemmel ifadeleriyiz ve bunu bilmemiz gerekiyor.
Ben insanlara şunu öğretiyorum. Sabahları uyanır uyanmaz ilk iş olarak aynaya bakmalarını ve seni seviyorum seni gerçekten seviyorum demelerini.
İçimizdeki çocukla tekrar bağlantı kurmamız çok önemli. Uzun zamandır bir tarafa itilmiş ve ihmal edilmiş olan o küçük çocukla.
Bunu yaptığınız zaman hayatınıza gelen mucizeleri izlemek şaşırtıcıdır.
Soru: Bize kendimizi desteklemek için verebileceğiniz en önemli tavsiye nedir?
Louise Hay: Kendinizi olduğunuz gibi sevmek ve hayata son derece teşekkür dolu yaklaşmak. Teşekkür etmeyi çok kullanmak. Ben etraf da kimse yokken dahi pek çok şey için teşekkür ederim. Yaratana pek çok kere pek çok şey için teşekkür ederim.
Bugün San Diego ya doğru araba kullanırken yolda pek çok şahane çiçekler gördüm. Renkleri nefisti. Onları görme imkanına sahip olduğum için teşekkür ettim.
Bizim bir sorunumuz olduğunda panikleriz. Ne yapacağım şöylemi, böylemi diye düşünürüz, pek çok korku dolu düşünceler geçer aklımızdan. Benimse sorunlara yaklaşımım tamamen farklı.
Ben bir sorun olarak gözüken bir durumla karşılaştığımda ilk söylediğim şey ‘’Her şey yolunda’’dır.
İkinci olarak da ‘’her şeyim benim en yüce hayrıma işliyor ‘’diye düşünürüm.
Üçüncü olarak ‘’bu deneyimden bana sadece iyilik ve iyi sonuçlar gelecek ‘’derim.
Eğer bu sorun küçükse 2-3 kere söylemem yeterli olacaktır. Eğer büyük bir mesele ise bunu hiç durmadan tekrarlarım.
Her şey yolunda, her şey bana yardımcı oluyor, ve bu durum benim en yüksek hayrıma sonuçlanacak derim sürekli olarak.
Bunları söylemek sizi ve içsel durumunuzu sakinleştirecek ve evren sizin problem olarak gördüğünüz şeye bir çözüm getirebilecektir.
Biz bir sorunla karşılaştığımızda sorunu çözmemiz gerekmiyor. Düşünce biçimimizi düzeltmemiz gerekiyor.
Ve çözüm geldiğinde de teşekkür etmeyi hatırlamayı.
Ben bir satıcı değilim, ben bir öğretmenim. Ancak bana düşünce biçimlerini değiştirmeye gelmiş kişilere yardımcı olabilirim.
Ben düşünce biçimimi değiştirerek hayatımı değiştirebileceğimi ilk duyduğumda benim için çok heyecan verici büyük bir devrimdi , ve bu bilgileri öğrenmek için zaman harcadım. Benim için çok önemli ve değerli bilgilerdi bunlar.
Bazı insanlar bu bilgilerle hiç ilgilenmiyorlar. Belki bundan sonraki bir yaşamda ilgilenmeyi seçecekler….

Kimi benden çok seversen onu senden alırım…

baskan21

 

Allah der ki “Kimi benden çok seversen onu senden alırım”….Ve ekler: “Onsuz yaşayamam” deme,seni onsuz da yaşatırım.
Ve mevsim geçer,gölge veren ağaçların dalları kurur,sabır taşar,canından saydığın yar bile bir gün el olur,aklın şaşar.
Dostun düşmana dönüşür,düşman kalkar dost olur,öyle garip bir dünya.
Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur……
“Düşmem” dersin düşersin,”Şaşmam” dersin şaşarsın.
En garibi de budur ya “Öldüm” der, yine de “yaşarsın.
Hz.Mevlana..

Sigmund Freud’un Hayat Hakkında Söylediği 10 Acı Gerçek 

Sigmund Freud hepimizin bildiği önemli bir psikolog olmakla birlikte nörolog, bilim adamı, psikiyatr,psikanalizci, filozof ve yazardır. Yaşamı boyunca insanlığın ve hayatın gerçekleriyle cebelleşmiştir bu yüzden bizlere söylediği her söz değerlidir.

“Kitleler asla gerçeğin peşinde koşmamıştır.Yanılsamalar isterler ve yanılsamasız yapamazlar. Gerçek olmayanı gerçeklerin üstünde tutarlar; gerçeklerden çok gerçek olmayanın etkisinde kalırlar. Bu ikisi arasında ayrım yapmama eğilimi oldukça yüksektir.” demiştir. Hepimizin bildiği gibi hayal kuramazdık, gerçekler acı olmasaydı.

İşte birkaç acı gerçek:

1. Yaşamın amacı ölümdür.

Yaşamın amacı ölümdür.

Bunun farkında olan insan, hiçbir cesaret gösterisinden kaçınmaz. Bu yüzden hayatın en büyük gerçeği ölümdür.

2. İnsanın sağlığını koruyan iki faktör vardır. İşini sevmesi ve hayatı sevmesi.

İnsanın sağlığını koruyan iki faktör vardır. İşini sevmesi ve hayatı sevmesi.

Öleceğiz diye hiç yaşamayacak değiliz. Zaten yaşadığımızı varsayarsak ölebiliriz. Çiçekleri, ağaçları, yağmuru, yağmur sonrası toprak kokusunu sevebiliriz. Hayatta sevilecek şeylerde var elbet. Bardağın ne boş tarafını ne de dolu tarafını görelim, bardağı olduğu gibi görelim. İş meselesi insanı ya köle ya da vezir yapacak konulardan biridir. İstemediğin bir işte çalışmanın acısı serçe parmağı çarpmaktan bile fenadır. Çünkü çarpmanın acısı birkaç dakika,sevmediğin bir işte çalışmanın acısı ömür boyu sürer.

3. Zayıflıklarımız gücümüzdür.

Zayıflıklarımız gücümüzdür.

Düşmanlarımızın bizi yıkabileceği tek nokta elbette ki  zayıflıklarımızdır. Bir insan zayıflıklarını kabul eder,benimserse karşısındaki insanın ona karşı kullanabileceği bir koz kalmaz. Güçsüz olduğumuz noktayı kabullenerek kendimizi güçlü kılabiliriz. Buna benzer Nietzsche’nin “Çelişkilerimiz, umutlarımızdır.” sözü de hayatın bir gerçeğidir.

4. Aşk yoktur,libido vardır.

Aşk yoktur,libido vardır.

Ben söylemiyorum kaç yıllık nörolog, psikolog, bilim adamı, filozof, psikiyatr ve psikanalizci bunu söylüyor. Bence doğru söylüyor ya da benim gördüğüm bu, belki de yalnızca bu sözü hayat ilkesi benimsemiş insanlarla karşılaştım. Bu yüzden hayatın bir gerçeği olarak kabul edilebilir hem böylece daha az üzülebiliriz.

5. İnsan sanılandan çok daha ahlaklıdır ve hayal edilemeyecek derecede ahlaksızdır.

İnsan sanılandan çok daha ahlaklıdır ve hayal edilemeyecek derecede ahlaksızdır.

Hayatta her zaman iki yol vardır. Not: Siz hangisini seçerseniz seçin diğer yolu tercih eden birini eleştirmek akıl işi değildir ve bunu ancak bir hayatsız yapabilir.

6. Rüyalar, biliçaltına giden kral yoludur.

Rüyalar, biliçaltına giden kral yoludur.

İnsanın  bir diğer önemli unsuru bilinçaltıdır. İnsanın kendini keşfetmesi için çok büyük bir öneme sahip olduğunu düşünüyorum o yüzden size uyumayı sevdiğiniz kadar rüya görmeyi de sevmeyi tavsiye ediyorum. Benim rüya görmediğim bir gece yok. Sabah uyandığımda en azından kısa film senaryosu olabilecek kadar uzun gelen rüyaların ‘en fazla’ 11 saniye olduğunu hatırladığımda her zaman aynı şiddetle yıkılmışımdır.
7. Sinir hastalığı belirsizliğe tolerans gösterememektir.

Sinir hastalığı belirsizliğe tolerans gösterememektir.

Emin olamamak kadar çirkin ve bir o kadar güzel bir duygu yoktur.  Ama bu durum bazılarımızı farklı etkileyebilir.

8. İnsan saldırılara karşı kendini savunabilir, ama iltifatlara karşı savunmasızdır.

İnsan saldırılara karşı kendini savunabilir, ama iltifatlara karşı savunmasızdır.

Birçoğumuz eleştirilmeye gelemeyiz ve eleştirildiğimiz anda karşımızdakinin zayıf yönlerini bulup onu yaralamaya başlarız. bkz.”3. madde”

9. Kadınları anlamak için, bir labirenti düz yola çevirmek gerekir.

Kadınları anlamak için, bir labirenti düz yola çevirmek gerekir.

Aslına bakarsanız bu bir gerçek değil. Belki de sorun erkeklerin kolay anlaşılmasıdır.

10. Güç ve güveni hep dışımda aradım. Ama bunlar insanın içinden gelir. Ve her zaman oradadırlar.

Güç ve güveni hep dışımda aradım. Ama bunlar insanın içinden gelir. Ve her zaman oradadırlar.

 

Özgüvenmek, özüne güvenmek. Bunlar insanı egoist yapmadığı sürece bir insanda bulunması gerek önemli unsurlardır.Her şey bizim elimizde, bu her zaman böyleydi. Neyi nasıl düşünmek istiyorsak öyle düşündük, ne kadar duymak istiyorsak o kadar duyduk, ne kadar görmek istediysek o kadar gördük. Bize göre bardak ya dolu ya da boş olmalıydı. Hiçbir şeyi olduğu gibi kabul edemedik, kabullenemedik. Anlatıldığı kadarını anlamadık ama buna rağmen her seferinde üzüldük, bedbaht olduk. İşte bunun sebebi güvensizlikti çünkü eğer kendimize ve gücümüze inansaydık her şeyi anlatıldığı kadar anlar, gösterildiği kadar görürdük.  
kaynak: edebiyathane

İnsanlar, başkalarının günahları ve başkalarının işlediği suçlar ve başkalarının hayatında yanlış giden tüm şeyler hakkında konuşurlar

images6

 

Senin kınaman sana belli bir ego getirir. Bu nedenle insanlar başkalarının yanlışları hakkında bu kadar çok konuşur. Bu onlara kendilerinin haklı olduğu hissini verir. Birisi bir katildir. Ve onlar iyi
hissederler: “Ben bir katil değilim; en azından ben bir katil değilim. Birisi bir hırsızdır ve onlar iyi hisseder: “Ben bir hırsız değilim.” Ve bu böyle sürüp gider ve onların egoları güçlenmeye devam
eder. İnsanlar, başkalarının günahları ve başkalarının işlediği suçlar ve başkalarının hayatında yanlış giden tüm şeyler hakkında konuşurlar. İnsanlar bunlar hakkında konuşmaya devam edip durur.Bunu abartırlar ve bundan zevk alırlar; bu onlara “Ben iyiyim” duygusu verir. Ancak bu duygu bir engel haline gelecektir.
Sevgi dolu ol, zeki ol, şefkatli ol. Diğerlerine yargılama olmaksızın bak. Ve asla erdemli hissetmeye başlama, asla bir tür kutsallık hissetmeye başlama. Asla bir “Kutsal Adam” ya da “Kutsal Kadın”
haline gelme. Asla.(Osho)