Hayatımda ilk defa katıla katıla gülüyorum…

14141675_1801719100044552_6603119170828034397_n1

 

 

Bana dediler ki; Zeki Alasya’nın cenazesin’e gittik siz yoktunuz neden gelmediniz bilmiyorlar ki ben aynı gün annemi uğurladım sonsuzluğa hem de aynı mezarlıkta Zeki Alasya benim kardeşim bir parçam gibiydi nasıl böyle bir şey düşünürler… Ben oraya gelsem bile Kemal’in cenazesindeki gibi kameralardan uzak kalmayı tercih ederdim yani beni yine göremezdiniz.. Zeki’yi defnettikden sonra Metin Akpınar ve Orhan Gencebay’ın neden ortadan kaybolduğunu hiç merak ettiniz mi. ? Etmediniz ben söyleyeyim bizim aile kabristanlığına geldiler hem de koşa koşa annemi toprağa verirken oradaydılar definden sonra Zeki’nin mezarına gittik kimsecikler yoktu peki siz oraya Zeki Alasya için mi gittiniz yoksa gelen ünlüleri görmek için mi gözleriniz beni aramışsa belli ki gelen ünlüleri görmek için aklıma Nejat Uygur’un son şiirindeki ilk dizeler geldi birden:
Biliyorum cami avlusundaki bu kalabalık bana değil
Gelen ünlüleri görmek için
Aa o da burda şu da burda deyip
Beni musalla taşında unutanları görüyorum
Hayatımda ilk defa katıla katıla gülüyorum…
Çünkü kırkım dolmadan unutulacağımı biliyorum…
Şener Şen

Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,

rumeli-hisari1

 

Kent

‘ ‘Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim’ dedin.
‘Bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz yargısıyla karşı karşıya
-bir ceset gibi- gömülü kalbim
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün
boşuna bunca yılı tükettiğim ülkede’
Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın
bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda
dolaşacaksın. Aynı mahallede koşacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka
bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir
bütün yeryüzünde’

Konstantin Kavafis

Doğrulama Kuralı” denen müthiş bir kural vardır.

osho%20on%20osho_i%20am%20not%20serious1
İçinden bir şeyi derinlemesine bütün ve mutlak olarak doğruladığında o “gerçek” olmaya başlar…
İnsanlar bu yüzden fakirlik içindedirler. Çünkü yokluğu doğrularlar!
Şunu amaç edinin; Olumsuz olanı doğrulamayı bırakıp, olumlu olanı doğrulamaya başlayın.
Birkaç hafta içinde elinde nasıl bir sihirli değnek tuttuğuna şaşıracaksın!
Örneğin;
Kolay üzülen biriysen, gece uyumadan önce yirmi kere, kendi kendine sessiz ve derinden, ancak kendini duyabilecek kadar yüksek bir sesle;
Mutlu olduğunu, bunun gerçekleşeceğini yolda olduğunu doğrula…
Artık son üzüntüyü yaşadın,
Üzüntüye elveda…!
Bunu yirmi kere tekrar ederek uykuya dal,
Sabah uyandığını farkına vardığın anda, daha gözlerini açmadan yirmi kere tekrarla.
Gör bak, günün nasıl değişiyor,
Yedi gün içinde bir şeyi doğrulayıp onun sonucunu görmüş olacaksın!
Sonra yavaş yavaş olumsuz olan her şeyden sırayla kurtul.
Her hafta olumsuz bir şey seç ve ondan kurtul…
Bir tane de olumlu bir şey seç ve onu özümse.
Bu tamamen bir seçim meselesidir,
Cehennemi yaratan da kendi düşüncelerin,
Cenneti yaratan da… Osho

Dünyanın en güzel kadını mutlu bir kadındır.

falda-mutlu-kadin-gormek1

En son ne zaman bir kadını sevdin?
Ama öyle öptün, sarıldın, uyudun falan değil; en son ne zaman bir kadını gerçekten sevdin?
Kaybetmekten korkarak, yanındayken bile özleyerek, deli gibi kıskanarak, koruyup kollayarak…
Delikanlı adam korkmaz diye bir şey yok. Korkacaksın! Sevdiğin kadını kaybetmekten korkacaksın, kıskanacaksın da…
Sokakta elinden tutacaksın, tanıdığın herkesle onu tanıştıracaksın. “İşte benim hayatım bu! ” der gibi tanıştıracaksın.
Güzel bir kadın sevmek istiyorsan onu gülümseteceksin. Çünkü dünyanın en güzel kadını mutlu bir kadındır.
Bu yüzden kirpiklerini sev bir kadının,
Avuç içlerini,
Makyajsız yüzünü,
Uyku sersemliğini…
Saçlarını kesen bir kadının çektiği acıyı anlayabilecek kadar sev bir kadını.
Ve asla bir kadının saçlarını kesmesine sebep olma..

Kaynak: Nejat İşler

İnsanın derdi ne kadar büyük olursa gülüşü o kadar sıcak olurmuş, o dert güzelleştirirmiş onun yüreğini.

14457252_1809996305883498_6001851933222401035_n1

 

İnsanın derdi ne kadar büyük olursa gülüşü o kadar sıcak olurmuş, o dert güzelleştirirmiş onun yüreğini. Öyle derler, bizim buralarda. O derdin büyüklüğü neye göre ölçülür biçilir bilmem ben. Fakat birinin gülüşünün sıcaklığını hissettim mi, anlıyorum ki derdi çok. Güzelleşmiş derdiyle.
Neşet Ertaş

14 Kasım 2016, Boğa Burcu’ndaki DOLUNAY’ın Burçlara Göre Etkileri…

christian-schloe-121

 

14 Kasım 2016 günü, İstanbul itibariyle 16:53’de DOLUNAY adını verdiğimiz Güneş – AY karşıtlığı, tam halini alacak.
Yılın hatta yüzyılın dünyaya en yakın seyreden DOLUNAY’ı olacağı, bu nedenle de kocaman görüneceği söylenen bu oluşum, kaygı hissimize tavan yaptırabilir. Kendimizi dış koşulların getireceği beklenmedik değişimlere karşı kırılgan hissetmemize ve etrafımızdaki herkesi düşman ya da tehdit gibi görmemize neden olabilir.
Genel yorumlar için 14 Kasım 2016, Boğa Burcunda DOLUNAY; Kendini Korumak Hakkında Dersler! yazısını okuyabilirsiniz.
BURÇ ve YÜKSELEN BURÇ için yorumlara gelince;
KOÇ veya Yükselen KOÇ: Kıymetiniz bilinsin, yaptıklarınız görülsün, emeğiniz karşılığını bulsun istediğiniz bir dönem. Maddi ve manevi olarak ödüllendirilmek istiyorsunuz. Ancak umduklarınızı bulamamak, ya da birilerinin yolunuza taş koyması gibi durumlardan endişeniz olabilir. Daha önce çatıştığınız, ayağına bastığınız insanlar, şimdi size engel oluşturabilirler… Ya da zıtlıklar her zamankinden daha fazla sizin gözünüzü korkutup, önemsizleştirilme kaygınızı arttırabilir. UZLAŞMAK için hiç bir zaman geç değildir. Kendinizi değil, yapılması gereken işi merkeze koyarsanız, daha kolay uzlaşır, daha çözüm odaklı olursunuz. İş ortaklarınızın, yol arkadaşlarınızın ya da hayat arkadaşlarınızın size hak ettiğiniz değeri vermedikleri, bir yol ayrımına geldiğiniz duygusunu yaşıyor olabilirsiniz. Vehime kapılmayın. Ama gerçekleri de görmezden gelmeyin. Mahkemeye götürülmesi gereken işleriniz varsa, onlar için de iyi bir zamandan geçiyor olabilirsiniz. En azından bir uzmana danışın…
BOĞA veya Yükselen BOĞA: Bu DOLUNAY, ikili ilişkilerinizi doğrudan etkileyecek gibi görünüyor! Oturup düşünün; iş ve aşk hayatınızda yol arkadaşlığı ettiğiniz kişiler ile aranızdaki sorunların temelinde ne var? Siz gerçekten kabahati hep başkasında mı buluyorsunuz? Yoksa kaybetme korkusu nedeniyle, bazı temel sorunları görmezden mi geliyorsunuz? Vehimle değil, somut verilerle hareket ederseniz, bu dönem sizin için arındırıcı olacaktır. Düzeninizi bozmak istemiyor, ama karşınızdakilerden de emin olamıyorsanız, iş birliklerine, yol arkadaşlıklarına ”olsun varsın bir kenarda dursun” diye girmeye ya da hayatınızı bu ilişkiler üzerine kurmaya çalışmayın. Gündeminizde evlilik, iş ortaklığı, uzun vadeli kontrat gibi konular varsa, son kararınızı vermeden önce kafanızdaki bütün soruları ve kaygıları temizleyin ve öyle adım atın. Hayatınıza alacağınız insanları özenle değerlendirin. Eğer netleşemiyorsanız, acele etmeyin. Yalnızlık korkusu ile yanlış adımlar atmayın.
İKİZLER veya Yükselen İKİZLER: Bu ara gündelik düzeninizde meydana gelen değişiklikler size endişe verebilir. Sağlığınızla ilgili sıkıntılar duyabilirsiniz. Çalışma veya yaşama koşullarınız sevimsizleşebilir, sizden beklenen hizmetlerin yükü, ağır ya da boğucu gelebilir. Herkes sizden bir şeyler bekliyorken, siz kaçıp saklanmak, kendi halinizde olmak isteyebilirsiniz. Yaptıklarınızla saygı ve takdir görmek istiyorken, ne yapsanız yetmediğini, hep daha fazlasının beklendiğini, hatta iyi niyetinizin ve çabanızın kötüye kullanıldığını düşünebilirsiniz. Ya da aldığınız teklifler, size beklentinizin, standardınızın altında gelebilir. Tavsiyem; kendinizi DOLUNAY’ın gelgitli ruh haline fazla kaptırmayın 🙂 Eğer sağlığınızla ilgili endişeleriniz varsa, geciktirmeden kontrollerinizi yaptırın, önlemlerinizi alın. Eğer yaşama ve çalışma düzeninizden, ya da birlikte çalıştığınız kişilerden, size yönelik beklentilerden hoşnut değilseniz, en fazla rahatsızlık duyduğunuz konuları tanımlayın ve nasıl çözebileceğinizi sakince düşünün. Atak değil temkin ve sabır zamanındasınız. Daha azla yetinerek ve sadece gerekli olanları yaparak bu dönemi atlatın.
YENGEÇ veya Yükselen YENGEÇ: Risk algınızın yüksek olduğu bir dönemden geçiyorsunuz. Bu nedenle her zamankinden daha temkinli ve korunaklı davranmayı isteyebilirsiniz. Dış koşullar sizi rahatsız ettiği için içte rahatlatılmaya, duygusal olarak güvende hissetmeye, sevilip korunmaya, olduğunuz gibi kabul edilmeye, ya da mutlu edilmeye çok ihtiyacınız var. Ama en fazla eksik hissettiğiniz yer de tam burası! Sevilmeme, reddedilme, yeterli olamama kaygınız, sizi hayattan geri çekilmeye sevk etmesin… Kendiniz için adım atmaktan çekinmeyin. Mutlu olmak için başkalarına değil kendinize güvenin. Öte yandan içinizden bir ses size sevgi, kabul ve güveni doğru yerde aramadığınızı, yanlış ata oynadığınızı söylüyorsa, lütfen buna kulak verin! Sadece sevilmek ve kabul edilmek için, üzerinde kırmızı çarpı işareti olan bir insana yönelmeye, tehlikeli ya da size uygun olmayan adımları atmamaya özen gösterin. Eğer sevildiğinize ikna olmak için, en olmayacak şeyleri yapıp yine de kendinizi kabul ettirmeye çalışıyorsanız, bunu da fark edin 🙂 Azcık şımarık ile alenen edepsiz arasında bir sevimlilik farkı vardır;)
ASLAN veya Yükselen ASLAN: Bu aralar ailenizin, sevdiklerinizin, düzeninizin güvenliği için endişe ediyor olabilirsiniz. İnisiyatif alıp, karar vermeniz ve bir yön belirlemeniz, ya da dirayetinizi koruyup, gerilimi, belirsizliği olabildiğince sakin atlatmanız gerekiyor. Ancak içinizdeki kaygı, buna engel olabilir. İyisi mi, dönülmez adımlar atmadan, asıp kesmeden, ya da sert hükümlere varmadan önce, içinizi bir sakinleştirin. Korku ve kaygı, aklı durdurur ve bizi yanlışa yöneltir. İç dengenizi bulursanız, üstlendiğiniz sorumlulukları da daha iyi taşırsınız. Eğer aile içindeki düzensizlik ya da sıkıntılar veya bireysel sorunlarınız, sizi iş hayatında veya sosyal sorumluluklarınız konusunda gerekeni yapmaktan alıkoyuyorsa, ihmal ettiğiniz düzenlemeleri yapmaya başlayın. Düzen olduğu gibi korunamıyorsa, bazen radikal çözümler de gerekebilir. Bu çözümlere kaygıyla veya kırılgan bir ruh haliyle değil, mantıkla, analitik bir bakış açısıyla yaklaşmaya gayret edin. Böyle durumlarda bütün mesele birincil önceliği saptamaktır! Onu bulunca, gerisi ona göre sıraya dizilir 😉
BAŞAK veya Yükselen BAŞAK: Bu aralar yakın iletişimleriniz, dost ve aile çevresiyle ilişkileriniz bir gerilimli ya da endişe verici olabilir. Kimsenin sizi anlamadığını, ya da kötü niyetli yaklaşımlara maruz kaldığınızı düşünebilirsiniz. Savunmaya geçmek ve kendinizi anlatmaya çalışmak yerine gözlem moduna geçin! Seyredin, algılayın, tarifleyin. Sonra konuşun ya da yapın. Arkanızdan iş ya da laf çevrildiğini duyarsanız fazla üzülmeye kalkmayın. Mantıklı ve serinkanlı olun. Yolculuklar, yazışmalar ve görüşmelerde de, aksamalar oluşabilir. Ya da siz her şeye olumsuz baktığınız için adım atmaktan çekinebilirsiniz. Aslında uzun vadeli planlar yapabilmeyi, önünüzü görebilmeyi çok istediğiniz bir zamandasınız. Ama ya etrafınızdaki gelişmeler, ya da sizin çekimser ve kaygılı haliniz, bu planları yapmanıza mani olabilir. Sanırım şunu hatırlamanızda fayda var; Niyet ve tavır birbirini tamamlar… Sonucu her zaman biz belirleyemeyiz. Ama eğer sağlam niyet ve uygun adım birlikteliğini yakalarsak, yol bizi bir sonraki adıma taşıyacaktır.  Dolayısıyla içinizdeki kaygılar, ya da etrafınızdan gelen gürültüler ile kendinizi baltalamayın. Uygun bir yol seçin ve temiz sade bir adımla başlangıcı yapın. Gerisi yavaş yavaş gelir 🙂
TERAZİ veya Yükselen TERAZİ: Hayatın size hak ettiklerinizi vermesini, fırsatların ayağınıza gelmesini, kapıların önünüzde açılmasını arzu ettiğiniz bir zaman 🙂 ”Bakalım beni yeterince seviyor ve kucaklıyor mu?” diye hayatı sorgular gibisiniz! Yapmak yerine beklemeye, almak yerine ummaya, ya da karşılığını alma garantisi olan şeylere doğru adım atmaya eğilimlisiniz. ”Değerliyim galiba ama umduklarımı alamazsam buna nasıl güvenebilirim?” ya da ”Adım atıp başarılı olamazsam, hepten kötü hissedeceğim… O yüzden ben hiç bir şeye aday olmadan ayağıma gelenleri bekleyeyim!” gibi, full-Terazi korunma sistemleri geliştirmeniz pek mümkün :))) Asıl sorun”özdeğerinizi” nasıl tanımlayacağınız ve nasıl somut bir hale getireceğinizi bilememek. Kendinizi aldıklarınızla ölçme zaafından korunun. Saygın ve önemli olmaya çalışırken, dikkat edin, yine bir ”en rahat ettiren ama gelişmenize destek vermeyen çözümü seçme ya da en yakın ve kolay çıkışa gitme” tuzağına düşmeyin! Sırf değersiz hissettiğiniz ya da daha iyisini yapabileceğinize inanamadığınız için, edilgen ve bağımlı olmak ya da sizden her istenene boyun eğmek yokuşundan da aşağı doğru koşmayıın…
AKREP veya Yükselen AKREP: Bu ara ”günah keçisi” gibi hissetmeniz pek mümkün! Ne yapsanız kimseyi memnun edemiyor olabilirsiniz. Ya da ne yapsanız kimsenin sizi yeterince takdir etmeyeceğinden o kadar endişelisiniz ki,  ne yapacağınızı bilemiyor haldesiniz 🙂 Olduğunuz gibi iyi olmadığınız kuşkusu ile çok istenme  sevilme gönüllerin fatihi olma tutkusu aynı kefeye konunca, ortaya şu an yaşadığınız duygu çorbası çıkıyor bebeğim :))) Öte yandan karşınızdakiler – artık ne menem insanlarsa onlar – onların tepkileri, tercihleri, destekleri sizin için her zamankinden önemli… Belki de bir ilişkiyi ya da bir ortaklığı perçinlemenin, uzun vadeli bir bağ kurmanın eşiğindesiniz. Ama bunun getirdiği koşul ya da beklentileri karşılamak konusunda kendinizi yeterli olamamaktan korkuyorsunuz. Bu aşamada en önemlisi, OLDUĞUNUZ GİBİ davranmaktan kaçınmamak! Zira nasıl olsa takke düşer ve kel görünür. Ve aslında siz keli de cazibeli yapmayı bilengillerdensiniz :))) Eğer geçmişte attığınız kıtırların şimdi yenmediğini görüp korkuya kapıldıysanız, demek ki pişman olma ve yine açık yüreklilik ile özür dileme sırası gelmiştir. Sonuç itibariyle ya dürüst olup, olduğunuz gibi kabul görecek, ya da bu sevdadan vaz geçeceksiniz.
YAY veya Yükselen YAY: Konfor ve düzen aradığınız bir dönemdesiniz. Yurtta ve cihanda sulh, evde ve işte de huzur olsa, başka bir şey istemeyeceksiniz 🙂 Ama işte tam da bunun yokluğundan muzdarip olmanız pek mümkün! Ya hastalık,  enerji düşüklüğü gibi bir nedenden tam istediğiniz adımları atamaz haldesiniz. Ya da karar alma, girişim yapma, gidişatı belirleme yetkisi sizde değil ve böyle başkalarına bağımlı, eli kolu bağlı olmaktan  dolayı pek endişelisiniz. Hatta göz ardı edildiğinizi, birilerinin sizin üstünüzden atlayıp geçtiğini, hakkınızın yenilip, yetkilerinizin elinizden alındığını filan düşünmeniz, geri planda bırakılma endişesi ile kendinizi yemeniz de mümkün. Tam bu dönemde, bazı iş ve hayat ortaklıklarının bitmek üzere olduğunu ya da artık hayat amaçlarınıza hizmet etmediklerini fark etmeniz, umduğunuz desteği bulamayacağınızı anlamanız, ya da birlikte olmayı umduğunuz kişiler tarafından suçlanmanız dahi mümkün. Her halükarda yapmanız gereken, durumu gözlemek, yeni bir bakış açısı geliştirmek ve daha da önemlisi kendinizi içine düştüğünüz olumsuz duygu ve düşünce batağından çıkartmak. Önümüzdeki ay, aksiyona da geçersiniz 😉
OĞLAK veya Yükselen OĞLAK: Bu ara karşınıza çıkan aşk teklifleri ya da iş girişimlerinin, adeta kumara benzer bir niteliği de var…  İçinizde yeni bir başlangıç yapmanın hevesi ile, saçma sapan riskler almanın, olmayacak duaya amin demenin, art niyetli ya da sadece size göre olmayan kişilerin aklına uyup zarara girmenin kaygısı, terazinin kefelerini zorluyor 🙂 Bir çocuk gibi akıntıya bırakıp ne olacağını görme arzusu içinde olabilirsiniz. Ama engellenme, ya da ummadığınız tersliklerle karşılaşma ihtimalinin de farkındasınız. Etrafınızın onaylamadığı projelere başlıyor, ya da alışkın olmadığınız kadar gergin çevrelere giriyor da olabilirsiniz. Kendi mutluluğunuz kadar sevdiklerinizin, çocuklarınızın mutluluğu için de hem arzu hem de kaygı duymanız mümkün. Bu ”aşağı tükürsem sakal yukarı tükürsem bıyık” gerilimini şöyle aşmaya çalışın; Kimlerle dans ettiğinize dikkat edin. Hiç bir şeye MECBUR değilsiniz! Eğer bazı teklifler ve fırsatlar ile karşılaştıysanız, bunları sakince değerlendirmeye alın. Bu topa girmenin bedellerini iyice tartın. Kimsenin sizi manipule etmesine de, ürkütüp engellemesine de izin vermeyin. Heyecanı abartmaz, acele kararlar almaz ve riskleri iyi ölçerseniz, bu süreci de şahane şekilde atlatırsınız 😉
KOVA veya Yükselen KOVA: Aslında sizin niyet ve yöneliminiz iş ve sosyal hayatınızda gelişme kaydetmeye dair… Konumunuzu ilerletmek ya da hiç değilse garantiye almak istiyorsunuz. Ya da basitçe hayatın akışı sizin kontrolünüzde olsun, gelişmelere yön verme imkanınız olsun gibi bir arzunuz var. Ancak bu ara aidiyet duygunuzla ilgili sıkıntılarınız var. Ya ev, aile, özel hayat cephesi gergin ve belirsiz olduğu için enerjinizi tepeye odaklayamıyorsunuz, ya da kendinize güveniniz zayıf! Hani insan zirveye gayretle çıkmak için döneceği güvenli bir kamp ateşi olsun ister ya… İşte sizin ihtiyacınız da bu 🙂 Aile ilişkileriniz veya evliliğiniz iyi gitmiyorsa, evde huzur yoksa, önce inisiyatifinizi  bu cephedeki sorunlara bir çözüm bulmak için kullanın. Zira kafanızda bu kaygılarla, kendinize yön ve hedef çizmeniz pek mümkün olmuyor. Ya da ev hali çözümlenebilir gibi değil ise, biraz size başarı duygusunu tattıran başka işlere odaklanın. Belki bunun getirdiği güven ve rahatlık hissi ile, özel hayata dair daha farklı bakış açıları geliştirebilirsiniz.
BALIK veya Yükselen BALIK: Siz bu aralar önünüzü göremiyorsunuz! Geleceğe dair her şey size belirsiz, hatta karanlık geliyor olabilir. O yüzden de her zamankinden daha güvenli adımlar atmak istiyorsunuz. Gelecek korkusuna kapıldığınız için, güne dair de girişimci veya kararlı olmakta zorluk çekebilirsiniz. Ya da etrafınızdaki insanların size güven vermesini istiyor, tanıdık çevreler ve insanlara sığınmaya çalışıyor, ama hepsine de kuşkuyla yaklaşıyor olmanız mümkün. Eğer güven ve yön arıyorsanız, önce kendinize güveniniz olup olmadığını, sonra da güven veren biri olmak için ne yaptığınız sorun! Söz vermeye ve her şeye rağmen yola devam etmeye hazır olmadığımız zaman, güven ve sürekliliği hep etraftan bekleriz. Oysa hayat bize karşımıza çıkanları göğüslemeye hazır olduğumuz kadar olasılık sunar. Önce nefesinizi düzenleyin… Sonra da bebek adımlarıyla da olsa, yürümeye başlayın. Yol önünüzde açılacaktır. Eğer mahkemelik işleriniz, bir uzmana danışmanız gereken meseleriniz varsa, bunlarla ilgili olarak doğru adımları attığınızdan ve doğru insanları seçtiğinizden emin olun!

kaynak: juno astroloji

Anlarız ki herkes yeniliyordur.

leonard-cohen1

 

Güle güle Leonard …
Hepimiz acıklı bir şarkıyı severiz. Herkes yenilgiyi tadar. Kimsenin tam istediği gibi bir hayatı olmaz. Hepimiz sahnenin ortasında kendi kahramanımız olarak yeni role başlarız ve zamanla kenara itilir kalırız. Zaman geçer; kahramanımız yenilir, hikâye değişir, tepetaklak olur ve biz bir kenarda artık neden bize rol verilmediğini merak ederiz.
Hatta neden rol istemediğimizi… Herkes bunu yaşar ve bir şarkının tatlı kaşığıyla verildiği anki duygusuyla kalpten kalbe bir yol açılır.
O zaman daha az dışlanmış hissederiz kendimizi. İşte herkes gibi bu olup biten lanet olası şeylerin, yaşamın olağan adımlarıdır der dururuz. Ve, bu zincirin parçası olduğumuzu kabulleniriz.
Anlarız ki herkes yeniliyordur.
Leonard Cohen

Bir kimse ile karşılaştığınız zaman, onu nasıl görürseniz, kendinizi de öyle göreceksiniz.

0000000020521-11

 

Bir kimse ile karşılaştığınız zaman, onu nasıl görürseniz, kendinizi de öyle göreceksiniz. Ona nasıl davranırsanız, kendinize de öyle davranacaksınız. Onun hakkında ne düşünürseniz, kendi hakkınızda da öyle düşüneceksiniz. Bunu asla unutmayın, çünkü siz o insanda ya kendinizi bulacak ya da yitireceksiniz.” Mucizeler Kursu
İlişkiler yaşamı anlamak, kim olduğumuzu, korktuğumuz şeyleri, gücümüzün ya da güçsüzlüğümüzün nereden geldiğini ve gerçek sevginin anlamını keşfetmek için bize sunulmuş fırsatlardır. İlişkiler evrenin laboratuarlarıdır ki, orada karşılıklı olarak azami büyüme fırsatına sahip olan insanlar bir araya gelir ve birbirlerinin gelişiminde görev alırlar. Hiçbir karşılaşma rastlantısal değildir. Karşılaşması gerekenler karşılaşacaklar ve bir ilişki potansiyeli içinde birbirlerinin gelişmesine öğrenmesine katkıda bulunacaktır.
Bir ilişkide üç öğretim düzeyi vardır, diyor Marianne Williamson:
Birinci düzey, bizim tesadüfen karşılaşma olarak düşündüğümüz, örneğin iki yabancının asansörde karşılaşması veya iki öğrencinin okuldan eve birlikte yürümeleri gibi. Bunda bile, olabilir ki asansördeki insanlar birbirlerine gülümseyebilirler ya da öğrenciler arkadaş olabilirler. Biz en çok da bu rastlantısal karşılaşmalarda, kişiliklerimizin sert ve sivri kenarlarını törpüleme fırsatı buluruz. Rastlantısal karşılaşmalarda kendini belli eden kişilik zaaflarımız, yakın ilişkilerde kaçınılmaz bir şekilde büyümüş olarak ortaya çıkacaktır. Eğer banka veznedarına ters davranırsak, en çok sevdiğimiz insanlara karşı nazik davranmamız daha zor olacaktır.
İkinci düzey, daha sürekli bir ilişkidir ki burada iki kişi, bir süre için, oldukça yoğun bir öğretme-öğrenme sürecine girer ve sonra görünüşte ayrılırlar. Birlikte geçirdikleri zamanlarda onlar, öğrenecekleri bir sonraki dersleri için gerekli deneyimlerden geçerler. Yaşadıkları fiziksel yakınlık onların arasındaki yüksek öğretim ve öğrenim düzeyini artık kaldıramaz (taşıyamaz) olduğunda, ödev fiziksel ayrılığı gerektirecektir. Bununla birlikte, bu ilişkinin sonu gibi görünse de aslında bir son değildir. İlişkiler ebedidir. İnsanlar fiziksel madde değil, enerji olduklarından, ilişkiler de bedene değil, zihne aittir. Bedenlerin birleşmesi gerçek birleşmeye delalet edebilir de, etmeyebilirde; çünkü önemli olan zihinsel birleşmedir. Yirmi beş yıl aynı yatakta uyumuş insanların gerçek anlamda birleşmiş olmayabileceği gibi, birbirlerinden kilometrelerce uzakta olan insanlar asla ayrılmamış olabilirler.
Çoğu zaman, ayrılmış ya da boşanmış çiftler görürüz ve onların ilişkilerinin “başarısızlığa uğramasına” üzülerek bakarız. Fakat eğer her iki insan öğrenmeleri gerekli olanı öğrenmişlerse, o zaman o ilişki başarılı olmuş demektir. Şimdi artık, daha başka yollardan daha çok şey öğrenmek için fiziksel ayrılığın vakti gelmiş olabilir. Bu sadece bir başka yerde, başka insanlardan öğrenmek anlamına gelmez; aynı zamanda, ilişkinin mevcut biçimini bırakarak saf sevgi derslerini öğrenmek anlamına gelir.
Üçüncü öğrenim düzeyi ise, bir kere kurulduktan sonra hayatımız boyunca devam eden ilişkilerdir. Kendisiyle bir ömre değer dersler öğreneceğimiz bir kimse, hayatımızdaki varlığı ile bizi büyümeye zorlayan kimse demektir. O kimi zaman ömrümüz boyunca kendisi ile sevgi dolu paylaşımlarımız olan birini temsil eder, kimi zaman ise yıllar buyunca, hatta ebediyen böğrümüzde bir diken gibi deneyimlediğimiz birini temsil eder. Birinin sırf bize öğreteceği pek çok şeyi bulunması demek, onu sevdiğimiz anlamına gelmez.
Bize öğretecek en çok şeyi olanlar, kendi sevme kapasitemizin sınırlarını bize gösteren kimselerdir. Onlar korkulu hallerimizi bilinçli ya da bilinçsiz olarak zorlayanlardır. Onlar bize duvarlarımızı gösterirler. Duvarlarımız bizim yaralarımızdır –bizim artık daha fazla sevemeyeceğimizi, bundan daha derin bir bağ kuramayacağımızı insanları bir noktadan sonra bağışlayıp geçemeyeceğimizi hissettiğimiz yerlerdir- Biz nerelerde şifaya ihtiyacımız olduğunu görmek ve bu şifa sürecine yardımcı olmak için birbirimizin hayatında yer almaktayız.
Eğer bir ilişki şifa bulmamış taraflarımızı örtbas etmemize olanak veriyorsa, o zaman o bizim büyümemize değil, saklanmamıza yarıyor demektir. Evren bunu asla desteklemez.
MARIANNE WILLIAMSON
Sevgiye Dönüş Kitabından

15 Türk Ressamın Semt ve Sokaklarıyla Eski İstanbul Resimleri

Hoca Ali Rıza, Nazlı Ecevit, Bedri Rahmi Eyüboğlu başta olmak üzere ünlü Türk ressamların eski İstanbul’un semt ve sokaklarını resmettikleri en önemli tablolarını derledik.

1. Hoca Ali Rıza (1858 – 1939)

Hoca Ali Rıza - Fenerli Sokak Üsküdar

Fenerli Sokak, Üsküdar

Ressam Hoca Ali Rıza Bey, ömrünü İstanbul’un pek çok semtinin 19. yüzyıldaki muhteşem görünümlerini bizlere gösterebilmek adına resmederek, bir nevi kayıt altına almıştır. Resimlerinde doğup büyüdüğü Üsküdar, İstanbul ve İstanbul’un farklı semtlerinin sessiz köşelerini, kıyı kahvelerini, deniz kıyılarını ve güneşli kayalıklarını tercih eden Hoca Ali Rıza’nın suluboyaları ve guajları, yüz yıl öncesinin İstanbul’unu insanları ve mimarisi ile günümüze ulaştıran en önemli görsel bellek kaynaklarımızdan sayılıyor. “Yegane amacım, İstanbul’un doğal ve tarihi güzelliklerini resmetmek ve böylece onlara birer belge niteliği kazandırarak onları resimler vasıtası ile ölümsüzleştirmektir.”

2. Ahmet Ziya Akbulut (1896 – 1939)

Ahmet Ziya Akbulut - İstanbul

İstanbul, 1918

Asker ressamlarımızdan Ahmet Ziya 1937 yılında İstanbul Resim ve Heykel Müzesi açılıncaya ve Atatürk’ün emriyle her ressam oraya birer ikişer eser bağışı yapıncaya kadar keşfedilmeyen bir sanatçı olarak kaldı. Resimde perspektif kurallarına uyulmasını isteyen Ahmet Ziya Akbulut, kendi kuşağının ressamları gibi natürmort ve manzara resimlerinden çok tarihsel yapıları öne çıkaran resimlere yöneldi. Çünkü derinlik kavramını, bu tür resimlerde daha belirgin çizgi­lerle yansıtabiliyordu. Bu nedenle çoğunlukla, camileri belgeleyici bir görüşle tuvale aktardı.

3. Hikmet Onat (1882 – 1977)

Hikmet Onat - Sultanahmet’e Bakış

Sultanahmet’e Bakış, 1963

Empresyonist akımın Türkiye’deki takipçilerinden olan Hikmet Onat, İstanbul ve Boğaziçi ressamı olarak tanınır. O, sulara, kıyılarla öpüşen denizin maviliklerine hayran bir empresyonistti. Pek az portre yaptı. Tabiatın çekiciliğini ve tutkusunu onun denizli manzaralarında görmek mümkündür. Hep denizli, boğazlı, cami minareleri silüetli olan İstanbul’un görkemli manzaraları onun tuvale geçirdiği şaheserlerdir. İstanbul’un sevgi dolu görünümlerini gelecek kuşaklara yansıtan yegane eserlerdir.

4. Nazmi Ziya (1881 – 1937)

Nazmi Ziya - Taksim Meydanı

Taksim Meydanı, 1935

Türk Resim Sanatı’nda dönüm noktası ve batıya açılan bir pencere niteliği taşıyan 1914 Kuşağı’nı en iyi temsil eden sanatçı olan Nazmi Ziya, Türk resminde izlenimcilik (empresyonizm) akımının en önemli temsilcisidir. Çok erken kalktığı, tabiatla baş başa kalarak güneşin doğuşunu beklediği bilinmektedir. Onun kadar yeşilliği, ağaçları ve güneşin bunları okşadığı anları tespit edebilen ressam pek azdır.

Bu resminde Nazmi Ziya, Cumhuriyet’in halka sağladığı yaşam standartlarını ve özellikle Türk kadınlarına getirdiği özgürlüğü tuvaline aktarmış. Ayrıca, kentsel modernleşmenin başlıca simgesi olan Taksim Meydanı’nın bir sosyal alan statüsü kazanmasında önemli rol oynayan Taksim Cumhuriyet Anıtı’na özellikle yer verir. Apartmanlar, arabalar, şapkalı kadınlar kadar modern bir unsurdur Pietro Canonica’nın yaptığı 1928 tarihli anıt.

5. Namık İsmail (1890 – 1935)

Namık İsmail - Moda'dan Fenerbahçe’ye Bakış

Moda’dan Fenerbahçe’ye Bakış, 1931

Namık İsmail, Fransa’da empresyonist, Almanya’da akademik, empresyonist ve ekspresyonist ressamlardan etkilenmesine karşın, konuya göre içinden geldiği gibi çalışmayı yeğlemiştir. Sanat yaşamı boyunca, belli bir sanat anlayışı çevresinde ve teknikte olmamış, değişik tarzları denemiştir. Güçlü bir desene sahip olan Namık İsmail, ustaca fırça vuruşları ve sağlam çizgileriyle, realist bir figür ressamı olduğu kadar, izlenimci bir peyzaj ressamıdır.

6. Şeref Akdik (1899 – 1972)

Şeref Akdik - İstanbul Sokağı

İstanbul Sokağı, 1964

Şeref Akdik temelde izlenimcilik akımı doğrultusunda çalışan 1914 kuşağı ressamlarındandır. Şeref Akdik güçlü deseni ile izlenimci realist çizgide eserler vermiştir. Portre, natürmort, peyzaj ve figür düzenlemelerinden oluşan büyük boyutlu kompozisyonlar yapmıştır. Anadolu insanının yaşamını konu aldığı figür düzenlemelerinde ve portelerinde akademik-realist anlayışa bağlı kalmış, ancak Anadolu ve İstanbul’un çeşitli köşelerinden suluboya tekniği ile gerçekleştirdiği peyzajlarında izlenimci üsluba daha yakın çalışmıştır.

7. Cevat Erkul (1897 – 1981)

Cevat Erkul - Beylerbeyi İskelesi

Beylerbeyi İskelesi, 1938

Boğaziçi görünümleriyle tanınan Cevat Erkul, Hikmet Onat’ın üslubuna duyduğu yakınlığı kendine özgü renk ve ışık değerleriyle besleyen ve geliştiren bir sanatçıdır. Kent ve deniz tutkusunu unutulmaz kompozisyonlarla resme yansıtmıştır. Özellikle gün batımına yakın saatlerde, nesne ve figürleri kuşatan ışığı çok iyi analiz eden Erkul’un peyzaj yaklaşımı, Boğaziçi görünümlerinde sıkça rastladığımız coşkulu ve renkli genel ifadenin biraz dışında kalır. Daha gerçekçi duyuşlara kucak açan bu tavır, oldukça duygusal bir karakterde kendini sunar.

8. İbrahim Safi (1898 – 1983)

İbrahim Safi - Galata Kulesi Sokağı

Galata Kulesi Sokağı

Nahcivan doğumlu İbrahim Safi, 1917 Ekim Devrimi’nden sonra Kafkasya’da savaşan ordu ile Türkiye’ye geldi. 1918’de ise ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşti. Klasik ve gerçekçi çizgilerle izlenimci duyarlığı birleştirdi. Resimlerinde renkçi bir anlayışla, işlek fırça vuruşları kullandı. Çallı kuşağının portre, ölü doğa ve manzara geleneğine bağlı kaldı. Konuları arasında kırsal kesim ve kent görünümleri, günlük yaşam sahneleri, halktan özgün kişilerin tiplemeleri, folklorik düzenlemeler, belgesel, tarihsel nitelikli yapıların yanı sıra değişik Avrupa kentleri İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir, Antalya, Kilyos gibi yörelerden sokak, cami, kale içi evleri gibi zengin bir izlenim birikimi yer aldı.

9. Şevket Dağ (1876 – 1944)

Şevket Dağ - Kapalıçarşı

Kapalıçarşı

“Ben bir tabloya başladığım zaman yanımda top patlatsalar, yetmiş yedi mahallenin bekçisi etrafımı sarıp yetmiş yedi davulu hep birden tokmaklasalar umursamam bile. Mesela oturup Kapalıçarşı içinde resim yaparım… Hem de ta ortasında… Düşünün o kalabalığı, düşünün çarşının ortasına kurulup resim yapmayı… Etrafım mahşer olsa aldırış bile etmem. Sanatta utanmak, sıkılmak, pısırıklık etmek mevzuubahis değildir.’’ Şevket Dağ, Türk resim sanatında enteriyör (iç mekan) ressamı olarak tanınmıştır. Sanat yaşamı boyunca pek çok manzara, peyzaj ve natürmort temalı yapıtlar üretmiş sanatçının en karakteristik yanını ise iç mekan temalı eserleri oluşturmuştur. Resimlerinde kendine özgü bir imza kullanmıştır. Eserlerini palet ve fırça biçiminde imzalayan sanatçı, Rumelihisarı’nda bulunan yalısının dış cephesine de palet ve fırça yaptırmıştır.

10. Naci Kalmukoğlu (1898 – 1951)

Naci Kalmukoğlu - Ayasofya

Ayasofya

İstanbul’a göçmen bir Beyaz Rus olarak gelen Naci Kalmukoğlu (Nikolai Kalmikoff), ülkesinde resim eğitimi almış ve İstanbul’da da hep bir ressam olarak yaşamıştır. Kalmukoğlu’nun önem verdiği konular arasında tarihi olaylar ve zengin doğa başta gelirdi. Resimlerin arka planlarında, İstanbul’un tarihi semtlerini, Boğaziçi’ni ve Adalar’ı kullandı. Naci Kalmukoğlu’nun sanat akımlarının hiçbirine belirgin bir bağlılığı yoktu.

11. Halil Paşa (1857 – 1939)

Halil Paşa - Bostancı Sahilinde Gezinti

Bostancı Sahili’nde Gezinti, 1899

Halil Paşa her tür resim yapmıştır. Fakat manzaraları çoğunluktadır. Bunların bir kısmı tarihi belge niteliğindedir. Hoca Ali Rıza nasıl Boğaziçi’ni, Üsküdar’ı belgelemişse Halil Paşa da Çengelköyü, Beylerbeyi’ni, İstanbul Boğazı’nı, Bostancı’yı, Erenköy’ü, Pendik kıyılarını, Ankara’yı ve hatta Mısır’ın çeşitli yerlerini bile belgelemiştir. Bütün bunlara rağmen ister belgesel, isterse de sanatsal nitelikli olsun Paşa’nın manzaralarında üslup birliği görülmez. Halil Paşa’nın 1900’lerden sonra yaptığı çoğu resminde empresyonist özellikler görülür. Fakat sanatçı bu tür resimlerinde bile nesnelerin ayrıntılarından, çizgiden, hatta modelden vazgeçmek istemez. O, akademik gerçekçilikle izlenimcilere özgü nitelikleri, renk tazeliğini, suların, havanın saydamlığını, parıltısını, güneş tadını ve boya hamurunu birleştirmek ister. Bostancı Sahili’nde Gezinti, bu tür çalışmalarına yani güneş ışığının nesneler üzerindeki etkisini yansıtan eserlerine örnektir.

12. Ali Sami Boyar (1880 – 1976)

Ali Sami Boyar - Boğaziçinden

Boğaziçi’nden

Ali Sami Boyar, suluboya eserlerinin büyüklüğü ile tanınıp eserlerine duygu ve düşüncelerini kendine özgü bir sanat karakteri ile yaratmış olan gerçekçi bir ressamdır. Suluboya, karakalem, pastel, tarama, yağlı boya teknikleriyle yapılmış pek çok eser veren ve eserlerinin büyük bir kısmı tarihi belgesel değer taşıyan Ali Sami Boyar’ın portre, peyzaj ve natürmort başta olmak üzere hemen her türde resim yaptığı bilinmektedir. Halide Edip Adıvar’ın kız kardeşi Belkıs Hanım’la evlenir. 1925 yılında Cumhuriyet’in ilk pulları ve 1926’da ise ilk paralarının her ikisinin de ressamı, açılan yarışmada birinci olan Ali Sami Boyar’dı.

13. Nazlı Ecevit (1900 – 1985)

Nazlı Ecevit - Salacak ve Kız Kulesi

Salacak ve Kız Kulesi, 1958

Bülent Ecevit’in annesi Nazlı Ecevit, Meşrutiyet Dönemi’nde kızlar için açılan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin ilk öğrencilerindendi. Ankara ve İstanbul’da resim öğretmenliği yapan Ecevit, tarzını özgün fırça darbeleriyle tuvale aktarmıştır. Mesleği ile ilgili derneklerde başkanlık yapmış, manzara, portre ve ölü doğaları ile tanınmıştır. 1922-1947 yılları arası verdiği aradan sonra tekrar resme başlamış. Eserleri çoğunlukla yağlıboya, suluboya, pastel ve karakalemdir.

14. Muhittin Sebati (1901 – 1932)

Muhittin Sebati - Bebek Çeşmesi

Bebek Çeşmesi, 1922

Darüşşafaka’da öğrenci iken o dönemde aynı okulda okuyan ve kendisi gibi resimle ilgilenen Mahmut Cuda’yla tanışması ve arkadaş olması ve de resme olan ilgisinin gün geçtikçe artması sonucunda, Cuda’nın Sanayi-i Nefise Mektebi’ne gitme önerisini değerlendirdi ve 1921 yılında kayıt yaptırarak Hikmet Onat ve İbrahim Çallı’nın öğrencisi oldu. Önce kendi olanaklarıyla kısa süreli Paris’e giden sanatçı, daha sonra açılan burs sınavını kazanarak burslu olarak 1925 yılında tekrar Paris’e gitti. 1901-1932 yılları arasındaki kısacık ömrüne çağının ilerisinde yapıtlar sığdırabilmiş bir ressam ve heykeltraştır Muhittin Sebati.

15. Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911 – 1973)

Bedri Rahmi Eyüboğlu - Salı Pazarı

Salı Pazarı, 1938

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun İstanbul görünümleri, bir manzaranın dokunulmaz güzelliğini betimlemekten çok uzaktır, bu eşsiz güzelliğe sahip olan coğrafyanın ve tarihinin içinde, tam da kalbinde yaşamaktır. Gözlemlerin ressamıdır Bedri Rahmi. İnsanların önünden geçip gittiği görünümleri, yüksek çevre algısıyla durmaksızın gözlemlemektedir. Sokaklar, pazarlar, insanlar, semtler, sahiller, ağaçlar onun izleme alanlarıdır. İzlemekten sıkılmadığı, her baktığında başka görünümler yakaladığı, beliren sayısız ayrıntının resme dönüştüğü milyonlarca görünüm.

Yüce insanlar Kutup Yıldızı gibidir

ataturk-1930-amongpublic1

 

Yüce insanlar Kutup Yıldızı gibidir. Bizler  kendimize senin örneğini Kutup Yıldızımız yapıp ışığa doğru olan yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Bu sabah 9’u 5 geçe baktım. İçimizdeki gökyüzünde pırıl pırıl parlıyordun.

Cem Şen

Artık hiç bir şey eskisi gibi değil.Ben de öyle.

images2

 

Artık hiç bir şey eskisi gibi değil.
Ben de öyle.
Çok dikkat etmiyorum uzun süredir kendime.
Kılığıma kıyafetime…
Çorapsız da basıyorum artık yere.
Eskisi gibi de korkutmuyor beni ne grip ne nezle.
Nane limonun iyi gelmediği daha büyük sıkıntılarım var herkes gibi benim de.
Takılmıyorum artık şu her kış ve bahar şişen bademciklerime.
Çok sıcak yada soğuk şeyler yiyip içmem, hepsi hepsi bir kaç gün gene.
Olur biter
Geçer gider.
Ama canımı yaka yaka yutkunduğum şeyler var.
Olup bitmeyen,
Geçip gitmeyen.
Zaman zaman yine uykusuzluk çekiyorum ama
Çokta takılmıyorum artık bu uyku konusuna,
Uyuyunca geçmeyen şeylerin olduğunu anladığımdan bu yana…

Erk Hayvanlarının Gücü: Şamanik Totem Hayvanlarıyla Çalışmak

 

 

Şamanik kültürlere ve çalışmalara olan ilginin fazlasıyla arttığı zamanlardayız: Şamanik yolculuklar, kayıp ruh parçalarının geri kazanılması, davul ritimleri, tütsüler, seremoniler, rüya kapanları, yerel müzikler… Bu ilgiyi insanların Doğa ile aralarındaki bağı farkında olarak ya da olmayarak onarma, şifalandırma çabalarının bir yolu olarak yorumlayabiliriz. Öz gayesi Doğa ile bir olmak, doğal dengeyi korumak olan inanç ve yaşam tarzlarını benimseyerek uygulamak elbette harika bir başlangıç, peki bunu kendimizle daha derin, hücrelerimize işleyen bir bağ kurarak, başka bir tabirle, daha biyolojik bir kökenden ilham alarak yapmamız mümkün mü? Elbette mümkün!🙂

Bu yazıda Şamanik kültürlerin en önemli rehberlik ve ilham kaynaklarından biri olan ve biz insanlarla benzer yaşam fonksiyonlarına sahip olan Totem Hayvanlarından bahsedeceğiz; Doğa ile bağımızı biyolojik bir temelden ilham alarak, kendi bedenimizle ve fiziksel yaşamımızla ilişki kurarak nasıl onarabileceğimizi, onurlandırabileceğimizi keşfedeceğiz.

Temel bir giriş niteliği taşıyan bu yazıyı ilk olarak Totem Hayvanlarını ve Şamanik Totem Hayvanı çalışmalarını anlatmış olduğum bir atölye çalışmasına sunum metni hazırlarken oluşturdum.

Aşağıda paylaştığım müzik albümü, Güç Hayvanları adını taşıyor, okumanıza eşlik edebilir. Umarım okurken keyif ve ilham alırsınız.

Sonsuz sevgi ve şükranla,

~Deniz Persephoneia

ŞAMANİZM ve ŞAMANLAR

Kozmosun ve Dünyamızın mükemmel bütünlüğünü ve dengesini hayatın her alanında bütüncül bir şekilde yaşamayı ve Doğa Ana’nın yolunda yürümeyi seçmiş olan kadim toplulukların inançlarını ve yaşam tarzlarını kapsayan Şamanizm, ismini hakikati işitene kadar taşları, ağaçları, nehirleri, çiçekleri ve hayvanları dinleyen, her şeyin bütünlüğünü ve dengesini korumakla görevli olan Şamanlardan, bu kadim toplulukların rehberlerinden alır.

Şamanlar doğuştan gelen ya da doğum sonrası binbir sınav sonrasında elde edilen yetenekler ve vasıflar sayesinde kozmik alemlere, alt ve üst dünyalara seyahat edebilirler. Bu özellikleri sayesinde topluluklarına sadece bir rehber olmaktan çok ötedirler: şifacı, doktor, psikolog, rahip, rehber, arabulucu, kanun uygulayıcısı ve takipçisi, kahin, manevi lider gibi pek çok rolü üstlenirler.

TOTEM HAYVANLARI

Şamanların ruhsal yolculuklarında, şifa çalışmalarında ve diğer pek çok ritüellerinde onlara yardımcı olan koruyucu ve yol gösterici ruh yoldaşlarıdır Totem Hayvanları. Çeşitli kültürlerde isimleri Erk Hayvanları, Güç Hayvanları,  Ruh Hayvanları, Nagualler, Nun Te Ku Ba (Ruhsal Okyanusun Yaşayan Güzellikleri) olarak da geçmektedir.

Şamanik öğretilere göre herkesin kendisine doğumdan itibaren yoldaşlık eden en az bir Totem Hayvanı vardır. Bu hayvanlar ruh ve enerji bedenlerimizle bağlantılı haldedirler ve bizlere kendi ruhsal güçlerinden, enerjilerinden ve karakteristik özelliklerinden bazı parçalar verirler. Yaşamlarımız boyunca pek çok Totem Hayvanı bizi ziyaret eder, kimisi kalıcı olur ve kendi Totem Hayvanı ekibimize katılır, kimisi ise dönemlik diyebileceğimiz sürelerde bizi belli başlı bir olayda korumak için gelir ve görevini tamamlayınca ayrılır. Bazıları da günlük mesajlar ve rehberlikler için bize gelirken, bazıları ise özel çalışmalarımız için bizzat çağırdığımız, ya da rüyalarımızda veya gerçek hayatta gördüğümüz tek seferlik mesaj ve rehberlik sunan hayvanlardır.

Sahip olduğumuz her Totem Hayvanı kendi gücümüzü artırır ve rehberliği ile bizi dünya üzerindeki yolculuğumuzda korur, böylece de üzüntü-hastalık-olumsuz enerjilerin bedenlerimize girmesini engeller. Bu durum bir travma ve benzer etkilerle ile beraber bozulduğunda çeşitli sıkıntılar yaşarız, buna ruh kaybı denir. Totem Hayvanlarının işlevlerini anlatırken buna değineceğim.🙂

picture1

ÇEŞİTLİ ŞAMANİK KÜLTÜRLERDE TOTEM HAYVANLARI

Dünyanın hemen her yerinde kaynağı çeşitli kadim öğretiler olan, ama coğrafya, kültür, dönem, vb. şartlara göre şekillenerek kendine has bir inanç ve öğretiler bütününe dönüşen farklı Şamanik kültürler bulunmaktadır. Her kültürün kutsal saydığı Totem Hayvanları bulunmaktadır ve onlarla çoğu özünde aynı olan, çoğu ise kendilerine özel olan ritüellerde ve çalışmalarda bağ kurulmuştur.

Şimdi kadim kökenlerden başlayarak bu kültürlere ve en önemli totem hayvanlarına göz atalım. Bahsedilen Totem Hayvanlarının diğer kültürlerde de önemli bir yere sahip olabileceğini, ancak örnekleri az ve öz tutmak adına en önemli yere sahip oldukları kültürler içerisinde ele alındıklarını göz önünde bulundurun lütfen.🙂

*

MU, ATLANTİS ve LEMURİA UYGARLIKLARI

Takip edilebilen en eski dönemlerinden beri bildiğimiz Dünya düzeninin öncesinde yer alan, Dünya’nın ataları olarak görülen bu uygarlıklarda totem hayvanları ile iletişim çok daha derin ve farklıydı. Genel bir kabul gören, ve bilimsel olarak izini sürmek mümkün olmasa da sezgisel ya da karmik hatıralara dayalı geribildirimlerle desteklenen görüşlere göre bu uygarlıklar hem maddi hem manevi imkan ve yetenekler bakımından ileri seviyedeydiler ve canlılar arasında telepatik iletişim ve türevleri oldukça basit yetilerdendi.

İnsanlar kendileriyle birlikte aynı doğayı paylaşan hayvanlarla doğrudan telepatik iletişim kurabiliyordu ve eş zamanlı olarak tezahür çalışmaları yapabiliyordu, bugün yunusların Atlantis uygarlığı çökerken sahip oldukları bilgileri korumak ve daha sonraki uygarlıklara aktarmak amacıyla insan formunu terkeden Atlantisliler olduğuna dair inancın kaynağı bu olabilir.

Bu Uygarlıklarda ayrıca bugün mitolojik yaratıklar olarak bilinen Ejderha (Dragon), Tekboynuz (Unicorn), Anka Kuşu (Phoenix) gibi  hayvanlar da bedenleri, enerjileri ve titreşimleriyle yer almaktaydı. Atlantis’te özellikle Yunus, Deniz Kaplumbağası, Balina ve günümüze ulaşmadan bedenlenmeyi terketmiş olan çeşitli okyanus hayvanları önemliydi ve onlara bazı görüşlere göre Nun Te Ku Ba, yani “Ruhsal Okyanusun Yaşayan Güzellikleri” denirdi.

Ejderha (Dragon) ilkel gücü, kudreti, tüm elementler üzerinde ustalaşmayı, güçlü bir korumayı temsil eder.

Tekboynuzlu At (Unicorn) masumiyeti, rüyaları gerçekleştirme yetisini, peri halkını, ve ruhsal şifayı temsil eder.

picture3

Anka Kuşu (Phoenix) ölüm ve yeniden doğum döngüsünün sonsuzluğunu, pes etmemeyi, “küllerinden yeniden doğmayı” temsil eder.

Yunus hayat nefesini, dengeyi, oyunculuğu, ilahi sevgiyi, sezgileri, neşeyi, sosyalliği ve affediciliği temsil eder.

Deniz Kaplumbağası Dünya Ana’nın sembollerinden biridir ve koşulsuz sevgiyi, her yerde “evinde” hissetmeyi temsil eder. Kabuğunun sırt kısmında bu kadim uygarlıkların özel işaretlerini taşıdığına inanılır.

Balina sonsuzluğu ve ölümsüzlüğü, telepati ve psişik yetenekleri, sonsuz bilgeliği temsil eder. Gezegenin tarihinin kaydını tuttuğuna inanılır.

***

GÜNEY AMERİKA: MAYA, İNKA, TOLTEK KÜLTÜRLERİ

Mayalar, İnkalar, Toltekler bu Şamanik kültür grubuna aittir. Şamanik temele sahip inançlarının, yaşam tarzlarının ve devirlerinin çok ilerisinde olan uygarlıklarının Atlantis’ten gelen bir başrahibenin öğretilerine dayandığına inanırlar. Bugün hâlâ sırları tam olarak çözülemeyen kristal kafatasları da Atlantis uygarlığı ile bağlantılarının olduğu görüşünü desteklemektedir. Bu kültürlerin inançlarında ve seremonilerinde Totem Hayvanları en önemli rehberlerinden biri olmanın yanı sıra, kimi zaman tanrılarının yeryüzündeki suretini de temsil ederlerdi, ayrıca öğretilerini ve takvimlerini inşa ettikleri tapınaklarında Doğa’nın da yardımını alarak fiziksel ve görsel olarak ifade etmelerini yardım ederlerdi.(ipucu: aynı zamanda devasa bir takvim olan, Chichen Itza’daki El Castillo piramidinin merdivenleri)

Jaguar, özellikle Kara Jaguar, gizli öğretilerin koruyucusu, astral seyahat rehberi, dişil enerjinin gizemlerine inisiyasyon gibi sembollere sahiptir.

Quetzal Kuşu, Mayaların kutsal kurtarıcılarından olan ve Tüylü Yılan olarak da bilinen Quetzalcoatl’ın, dünyayı terkettikten sonra onu temsilen gelen bir parçası olarak düşünülür. Maddi manevi zenginliğe giden yolda rehberlik eder.

***

KUZEY AMERİKA: KIZILDERİLİ KÜLTÜRLERİ

Buranın yerlileri, bugün “Kızılderililer” dediğimizde akla ilk gelenlerdir: Dakota, Sioux, Lakota kabileleri gibi. Her şeyin birbiri ile bağlantılı olduğu inançlarını ifade eden Mitakuye Oyasin” felsefesine sahiptirler. Günümüzde rağbet gören Şamanik çalışmalarda da genellikle onların kültürünün ve yaşam tarzının izleri hakimdir.

Kartal ruhsal yolculukta yükselmeyi, her şeyin üzerine çıkarak büyük resmi görmeyi, yücelmeyi, iç sesi dinlemeyi, yüksek benliği temsil eder.

Bufalo bereketi, yaratıcı enerjiyi, uyumu ve şükranı, hayatta güçlü bir şekilde kalmayı temsil eder. Kuzey Amerika yerlileri Bufalolar ile daima simbiyotik bir ilişki içinde olmuşlardır, hatta Bufalolar ovalarda özgür bir şekilde ve bolluk içerisinde dolaştığı sürece kabilelerinin ayakta kalacağına dair yaygın bir inançları vardır.

***

TÜRK KÜLTÜRÜ

Türk Şamanizmi, köklerinden günümüze kadar temel niteliklerini koruyarak gelebilen ender kültürlerdendir. Bugün Altay ve Sibirya bölgelerinde hâlâ eski yolları yürüyen, Şamanik yaşam tarzını bozmadan devam ettiren Türkler vardır. Oğuz Kaan, Ergenekon gibi Eski Türk destanlarında, Türklerin en önemli Totem Hayvanları aktif rol oynamaktadır, hatta günümüzde Türk milliyetçiliğinin ideolojik simgelerinden biri yine bir totem hayvanına atıfta bulunmaktadır.

Kurt liderliği, yol göstericiliği,  sadakati, zekayı, arkadaşlığı, iletişimi, cömertliği temsil eder. Türk kültüründe, Türklere rehberlik ederek onları demir dağdan çıkardığına, ayrıca Oğuz Kaan’ı beslediğine inanılır.

At Türk kültüründe “Türklerin kanadı” olarak adlandırılır. Özgürlüğü, kuvveti, blokajlardan ve sınırlardan kurtulmayı, yeni maceralara atılmak için cesareti temsil eder.

***

KELT KÜLTÜRÜ

Kuzey Avrupa’nın pek çok yerinde yaşamış olan Keltler, özellikle İrlanda ve İngiltere’nin Kuzeyindeki Galler Yöresini mesken tutmuşlardır, İrlandalıların kadim ataları olarak bilinirler. Kelt inancında Doğa ile birlik esastır, bunu da Druid rahipleri ve bugün genellikle Cadı olarak tanımlanan Eski Yol rahibeleri yaşatmıştır. Bu kültürde hayvanlar Kelt Tanrı ve Tanrıçalarının yoldaşları ve elçileri olarak önemli bir fonksiyona sahiplerdir, çoğunlukla onlarla birlikte resmedilirler, çeşitli seremoni ve ritüel objelerinde görsel olarak yer alırlar.

Baykuş derin bilgeliği ve sezgisel bilişi temsil eder. Gece avcısı olan bu kuş, karanlıkta hislerle ve sezgilerle yol alma kabiliyeti verir. Gizli olanı farketme ve görünenin ardını görme yeteneğini temsil eder.

Geyik sevgiyi, lütufu, güzelliği, doğurganlığı, kıvrak hareket kabiliyetini, iyiliği, sezgisel farkındalığı, ruhsallığı temsil eder.

***

ANTİK MISIR KÜLTÜRÜ

Antik Mısır uygarlığı, coğrafi yapısı sebebiyle dış kültürlerle çok fazla alışverişte bulunulmamış olan, daha rafine ve kendine özgü öğreti uygulamalarına sahiptir, yine Atlantis gibi kadim uygarlıklara uzanan köklere sahip olduğu görüşü hakimdir. İnanç sistemlerinin temelini oluşturan Tanrılar ve Tanrıçalar çoğunlukla hayvan başlı olarak resmedilmişlerdir. Örn. Hathor ~ İnek, Bast ~ Kedi

Yılan derin şifayı, ezoterik bilgilerin aktarımını, Şamanik çağrıyı, dönüşümü ve yeniden doğmayı temsil eder.

Kedi bağımsızlığı, sabrı, doğru yer ve zamanda hareket etme bilgeliğini, içten dışa şifa aktarımını, merakı ve bilinmeyen dünyaları bilme yeteneğini temsil eder.

Scarab böceği Kozmik Evrenin rehberidir, sonsuzluğun kendisinin  ve yaşam döngüsünün sembolüdür.

TOTEM HAYVANLARININ FONKSİYONLARI

Totem Hayvanları başta Şamanik öğretiler ışığında gerçekleştirdiğimiz yolculuklara, ritüellere ve çalışmalara rehberlik ve koruyuculuk sunmak üzere, hayatımızın her alanını bütünsel bir idrak yeteneği ile kavramamıza, ruhsal yolculuğumuzda kendimizi bularak hızla gelişmemize, kendimizi korumayı ve bütünleştirmeyi öğrenmemize, önyargı gibi her türlü sınırlayıcı düşünceden kurtulmamıza, kendimizi şifalandırmamıza, travmalarımızı sağaltmamıza, başarı ve kuvvet gibi isteklerimizde motive olmamıza ve cesaret bulmamıza yardımcı olurlar. Verdikleri mesajlar duruma göre uyarı, olumlama, cevap, rehberlik, destek gibi fonksiyonlar üstlenir.

Bize güç veren ve bütünlüğümüzü koruyan, şifalandıran Totem Hayvanlarımızla iletişimimiz sekteye uğradığında, ya da bir travma ile bedenler arası bütünlüğümüzü kaybetmemize yol açacak kadar dengeden düştüğümüzde, hastalanırız ya da çeşitli rahatsızlıklar yaşarız, mutsuz oluruz. Bizimle beraber totem hayvanımız da zayıflayabilir, hastalanabilir, görülerimizde ya da meditasyonlarımızda bize bu şekilde görünerek bir nevi uyarı mesajı verebilir. Bu durumlar Şamanik öğretilerde “Ruh Kaybı” olarak adlandırılır, bir bütünlüğe sahip olan ruhumuz yaşanan travma nedeniyle, bir parçasını kaybeder ve onu temsil eden, korumaya çalışan totem hayvanı da bizden kopan parça ile beraber yakınımızdan ayrılır ya da bilinçaltımızın derinliklerinde kaybolur. Şamanik şifanın en temel tekniği kaybolan bu ruh parçasını geri getirerek bütünlüğü sağlamak üzerine kuruludur.

TOTEM HAYVANLARI ile NASIL ÇALIŞILIR?

Totem Hayvanları ile çalışmanın temel prensibi Şamanik öğretilere uygun olacak şekilde Şaman vasfını taşıyan bir mentör, rehber eşliğinde disiplinli meditasyonlara ve ritüellere başlamaktır.

Kendi Totem Hayvanınızı keşfetmek için meditasyon yapabilir, onu rüyalarınıza çağırabilir, özel bir durum veya önemli bir görüşme için temsil ettiği değerlere uygun olarak seçeceğiniz bir totem hayvanını enerjisiyle yanınızda bulunarak size güç ve destek vermesi için çağırabilir, dua ederek bu hayvanın enerjisi ile kutsanmayı dileyebilirsiniz.

Günümüz hayatında da enerjilerini insanlardan esirgemeyen Totem Hayvanları karşımıza aniden çıkan hayvanlarla, belki bir resimle ya da markette, internette, herhangi bir yerde gözümüzün çarptığı veya bize hediye olarak gelen çeşitli objeler ya da peluş vb. oyuncaklarla rehberlik sunmaya devam ederler.

TOTEM HAYVANLARI ile ÇALIŞMAK BİZE NELER KATAR?

Dünyaya gelmeden önce hayatımıza dair temel dersleri, deneyimleri, bunları birlikte yaşayacağımız insanları seçiyoruz, yani bir çerçeve oluşturuyoruz ve bu çerçeve içinde her şey seçimlerimizle ve tepkilerimizle şekilleniyor. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren, “an”da yaşayan bilincimiz bunları hatırlamıyor, ama karanlık yönleri Bilinçaltı, aydınlık yönleri ise Yüksek Bilinç depoluyor. Bilinçlerimiz arasındaki bağlantıyı sağlayarak bilgi akışını başlatmak ise bize düşüyor.

Yaratıcı ve Kozmos hiçbir zaman acımasız değil, ortak bilinçten insanların hatırlayarak çekip çıkardığı ve binbir gizemle koruduğu ezoterik öğretiler sayesinde bilinçlerimiz arasında bağlantılar kurarak önceden çizdiğimiz bu çerçeveyi bir harita gibi okumamız, yön bulmamız mümkün. Bu öğretilerden en önemlileri Astroloji, Numeroloji, Tarot gibi metodik uygulamalara sahip olanlar ile Akaşik Kayıt Erişimi, Şamanik Ritüeller ile Totem Hayvanları, Totem Bitkileri, Totem Taşları gibi inanç ve yaşam biçimi şeklinde seyrederek iç görü ve mesaj almaya ağırlık verenlerdir.

Zaman zaman aniden bir şeylerin farkına varmamız, rüyalarda mesajlar almamız ya da karşılaştığımız bir insanı çok eskiden tanıyormuş gibi hissetmemiz bu bilinçler arası etkileşimin sinyali gibidir. Bu sinyaller bilinçli çalışmalarla artırılabilir, daha nitelikli ve net hâle getirilebilir.

Ana konumuzla bağdaştıracak olursak, Şamanik Totem Hayvanları ile çalışmaya başlamak öz yapınıza dair bilgiler vermekle beraber ruhsal-bedensel-duygusal-zihinsel bütün katmanlarınıza dair içgörüler kazanmanızı ve Totem Hayvanınızın rehberliğini bütünsel olarak hayatınıza geçirmenizi sağlar. Bazı fobileriniz veya fobi sayılmamakla beraber yaşam kalitenizi etkileyen korkularınız ya da  bazı kavramlara duyduğunuz aşırı ilgi anlam kazanır. Bu kapıdan geçtiğiniz anda hiçbir şey eskisi gibi olmaz, dünyayı daha canlı renklerle, daha sahici tatlarla ve daha çarpıcı seslerle algılamaya başlarsınız. Ne de olsa beden katmanınızın en temel noktasından başlıyorsunuz.🙂 Buradan diğer kapılara, diğer boyutlara ulaşmak da çok kolaydır. Öyle ki, eğer o bilgiyi alma seviyesine geldiyseniz, ruhsal bağınız bulunan Totem Hayvanlarınız geçmiş yaşamlarınıza dair de ipuçları verebilir.

Yazıyı sonlandırırken, sizlerle Totem hayvanlarımız ile çalışmanın ve kayıp ruh parçalarımızı geri kazanmanın nasıl bir şifalandırıcı ve bütünleştirici etkiye sahip olduğunu oldukça öz bir şekilde anlatan bir kısa film paylaşmak istiyorum. Whole, kelime olarak “Tam, bütün, yarasız beresiz, sağlığı yerinde” anlamını taşır.

Sevgilisi Michael’in onu terketmesi üzerine yaşadığı travmanın üstesinden gelemeyen Mira’nın içinde bir boşluk oluşmuştur. Bir akşam arkadaşı Ingeborg’un teşviki ve biraz da(!) zorlaması ile bir parti düzenlendiğini sandıkları bir eve giderler, ama orada onları Baykuş görünümündeki Powell adlı şaman karşılar. Baykuş Şamanın verdiği çayı içerek bir delikten aşağı atlayan ve kendi alt dünyasına inen Mira, bir ornitorengin rehberliği ile travması ile yüzleşeceği bir alana gider. Orada karşılaştığı panter ona ve ornitorenge zarar vermeye çalışır, eski sevgilisini çağırması üzerine sonradan duruma dahil olan yılan ise içindeki boşluktan geçerek panterin yanına gider ve panter de yılanın peşinden gider. En sonunda Mira totem hayvanının ornitorenk olduğunu anlar, totem hayvanını kucaklar ve kayıp ruh parçasını geri kazanarak içindeki boşluğu doldurur. Dahası, arkadaşı Ingeborg’un Michael ile sevgili olduklarına dair sezgisel bir içgörü alır ve bunu şamanik yolculuğu sona erdiğinde Ingeborg ile yaşadığı yüzleşmede ortaya çıkarır.

Kaynak: Ruhsal Bilinç-Erk Hayvanlarının Gücü: Şamanik Totem Hayvanlarıyla Çalışmak – Ruhsal Bilinç

~Deniz Persephoneia

Kendimi Bağışlıyor Ve Seviyorum

perdonar1
Kendime hastalığı, parasızlığı, işsizliği yaşattığım için, yeniye geçmekten, değişimlerden korktuğum için sonuçta …yine yaşama güvenmediğim için kendimden özür dilerim.
Sınırlama ve kurallar içinde yaşadığım için, hayatı kontrol etmeye çalışarak inatçı olduğum için, yaratıcılığımı kullanmayı ret ederek yaşadığım için, kendim olmayı ret ettiğim için, şükürsüzlüğüm için, şefkat sevgi anlayış hoşgörü paylaşma duygularını unuttuğum için, beklentiler içinde yaşayıp hiçbir beklentim yok diyerek kendime söylediğim tüm yalanlar için kendimden özür dilerim.
Kararsızlıklarım için, öfkem, kızgınlığım için tüm parçalarımdan özür dilerim.
Bedenimin kıymetini bilmediğim, ruhumun istekleri doğrultusunda hareket etmediğim, içimden gelen sesi dinlemediğim, zihnimi olumsuz enerjiler içinde doldurup sonrada devamlı yaşamdan şikâyet ettiğim için, ruhumun isteği doğrultusunda adım atmaktan korktuğum için, cesaretsizliğim için, zamanımın değerini bilemediğim, kendime yapmış olduğum tüm saygısızlıklar için, başkalarının beni üzmesine izin verdiğim, yaşam amacıma hizmet etmeyen oyunlar kurduğum için kendimden, buna neden olan bugüne kadar yok saydığım kabul etmediğim tüm bu parçalarımdan çok özür dilerim.
Gücümü kötüye kullandığım kendimi üstün gördüğüm başkalarını küçümsediğim, haksızlık yaptığım kendimi değersizleştirdiğim için kendimden ve tüm parçalarımdan özür dilerim.
Kendime vermiş olduğum sözleri tutmadığım için kendimden özür dilerim.
Hırslarıma yenik düşüp kibir ve gurur içinde davrandığım her an için, kendime olan güvensizliğim inançsızlığım için kendimden özür dilerim.
Gücümü başkalarına devrederek beni yönetmelerine izin verdiğim için, kendime yaşatmış olduğum tüm baskılar için, enerjimi düşürüp kendimi yaşamdan kopardığım için, kendime yalnızlığa mahkûm ettiğim için, korkuların beni yönetmesine izin verdiğim için, başkalarının kendisini kötü hissetmesine neden olduğum için, suçlayıcı konuşmalarım için kendimden özür dilerim.
Olumsuz yaşanan her olayın güzel şeyleri arzulayabilmen için yaşadığını, arzu duygusunun yaşanması için deneyimlendiğini bunlara şükrettiğinde, minnettarlık içinde yaşadığında sahip olduğun tüm güzelliklerin büyüdüğünü öğrendim. Farkında olursan eğer, sınırlarını kaldırırsan, yaşanan olaydaki hizmeti ve sevgiyi görmeye niyet edersen her deneyimin insanı ne kadar büyüttüğünü, ilerlettiğini öğrendim…
Sonuçta kendimi olduğum gibi sevgiyle kabul etmeyi öğrendim, ben kendimle barıştım. Kendimi kucaklamayı öğrendim.Kendimle barışıp, kendimi tam olarak kucakladığımda hayatımın sorumluluklarını alınca gözümdeki perde kalktı ve sanki dünyadaki tüm perdeler kalktı. Artık kalbim açık ve sevginin yaşamımda özgürce dolaşmasına izin veriyorum. Tüm ruhumla, benliğimle, kalbimle seviyorum kendimi, insanları ve yaşamı.
Zero Limit

Bize öğretecek en çok şeyi olanlar, kendi sevme kapasitemizin sınırlarını bize gösteren kimselerdir

m-williamson-1-final1

 

“Bir kimse ile karşılaştığınız zaman, onu nasıl görürseniz, kendinizi de öyle göreceksiniz. Ona nasıl davranırsanız, kendinize de öyle davranacaksınız. Onun hakkında ne düşünürseniz, kendi hakkınızda da öyle düşüneceksiniz. Bunu asla unutmayın, çünkü siz o insanda ya kendinizi bulacak ya da yitireceksiniz.” Mucizeler Kursu
İlişkiler yaşamı anlamak, kim olduğumuzu, korktuğumuz şeyleri, gücümüzün ya da güçsüzlüğümüzün nereden geldiğini ve gerçek sevginin anlamını keşfetmek için bize sunulmuş fırsatlardır. İlişkiler evrenin laboratuarlarıdır ki, orada karşılıklı olarak azami büyüme fırsatına sahip olan insanlar bir araya gelir ve birbirlerinin gelişiminde görev alırlar. Hiçbir karşılaşma rastlantısal değildir. Karşılaşması gerekenler karşılaşacaklar ve bir ilişki potansiyeli içinde birbirlerinin gelişmesine öğrenmesine katkıda bulunacaktır.
Bir ilişkide üç öğretim düzeyi vardır, diyor Marianne Williamson:
Birinci düzey, bizim tesadüfen karşılaşma olarak düşündüğümüz, örneğin iki yabancının asansörde karşılaşması veya iki öğrencinin okuldan eve birlikte yürümeleri gibi. Bunda bile, olabilir ki asansördeki insanlar birbirlerine gülümseyebilirler ya da öğrenciler arkadaş olabilirler. Biz en çok da bu rastlantısal karşılaşmalarda, kişiliklerimizin sert ve sivri kenarlarını törpüleme fırsatı buluruz. Rastlantısal karşılaşmalarda kendini belli eden kişilik zaaflarımız, yakın ilişkilerde kaçınılmaz bir şekilde büyümüş olarak ortaya çıkacaktır. Eğer banka veznedarına ters davranırsak, en çok sevdiğimiz insanlara karşı nazik davranmamız daha zor olacaktır.
İkinci düzey, daha sürekli bir ilişkidir ki burada iki kişi, bir süre için, oldukça yoğun bir öğretme-öğrenme sürecine girer ve sonra görünüşte ayrılırlar. Birlikte geçirdikleri zamanlarda onlar, öğrenecekleri bir sonraki dersleri için gerekli deneyimlerden geçerler. Yaşadıkları fiziksel yakınlık onların arasındaki yüksek öğretim ve öğrenim düzeyini artık kaldıramaz (taşıyamaz) olduğunda, ödev fiziksel ayrılığı gerektirecektir. Bununla birlikte, bu ilişkinin sonu gibi görünse de aslında bir son değildir. İlişkiler ebedidir. İnsanlar fiziksel madde değil, enerji olduklarından, ilişkiler de bedene değil, zihne aittir. Bedenlerin birleşmesi gerçek birleşmeye delalet edebilir de, etmeyebilirde; çünkü önemli olan zihinsel birleşmedir. Yirmi beş yıl aynı yatakta uyumuş insanların gerçek anlamda birleşmiş olmayabileceği gibi, birbirlerinden kilometrelerce uzakta olan insanlar asla ayrılmamış olabilirler.
Çoğu zaman, ayrılmış ya da boşanmış çiftler görürüz ve onların ilişkilerinin “başarısızlığa uğramasına” üzülerek bakarız. Fakat eğer her iki insan öğrenmeleri gerekli olanı öğrenmişlerse, o zaman o ilişki başarılı olmuş demektir. Şimdi artık, daha başka yollardan daha çok şey öğrenmek için fiziksel ayrılığın vakti gelmiş olabilir. Bu sadece bir başka yerde, başka insanlardan öğrenmek anlamına gelmez; aynı zamanda, ilişkinin mevcut biçimini bırakarak saf sevgi derslerini öğrenmek anlamına gelir.
Üçüncü öğrenim düzeyi ise, bir kere kurulduktan sonra hayatımız boyunca devam eden ilişkilerdir. Kendisiyle bir ömre değer dersler öğreneceğimiz bir kimse, hayatımızdaki varlığı ile bizi büyümeye zorlayan kimse demektir. O kimi zaman ömrümüz boyunca kendisi ile sevgi dolu paylaşımlarımız olan birini temsil eder, kimi zaman ise yıllar buyunca, hatta ebediyen böğrümüzde bir diken gibi deneyimlediğimiz birini temsil eder. Birinin sırf bize öğreteceği pek çok şeyi bulunması demek, onu sevdiğimiz anlamına gelmez.
Bize öğretecek en çok şeyi olanlar, kendi sevme kapasitemizin sınırlarını bize gösteren kimselerdir. Onlar korkulu hallerimizi bilinçli ya da bilinçsiz olarak zorlayanlardır. Onlar bize duvarlarımızı gösterirler. Duvarlarımız bizim yaralarımızdır –bizim artık daha fazla sevemeyeceğimizi, bundan daha derin bir bağ kuramayacağımızı insanları bir noktadan sonra bağışlayıp geçemeyeceğimizi hissettiğimiz yerlerdir- Biz nerelerde şifaya ihtiyacımız olduğunu görmek ve bu şifa sürecine yardımcı olmak için birbirimizin hayatında yer almaktayız.
Eğer bir ilişki şifa bulmamış taraflarımızı örtbas etmemize olanak veriyorsa, o zaman o bizim büyümemize değil, saklanmamıza yarıyor demektir. Evren bunu asla desteklemez.
MARIANNE WILLIAMSON
Sevgiye Dönüş Kitabından

Kaynak: Charlotte Gabayın sayfasından alınmıştır

Bir roman yazdım. Üç ay geceli gündüzlü bu romana çalıştım.

14610858_162672104194736_1660790799040398555_n1

 

Bir roman yazdım. Üç ay geceli gündüzlü bu romana çalıştım. Dünyada herkes birbirini kandırır, yazar kısmı da kendi kendini kandırır.
Başkalarına söylemeye utansam bile kendi kendime söyleyebilirim: Roman çok güzel oldu. Gazetelerden birine götürdüm.
“Biz telif roman neşretmiyoruz” dediler.
“Bir kere okuyun!”
“Ne gereği var, halk telif roman sevmiyor.”
Bir kitapçıya götürdüm. Daha “Bir romanım var” der demez, “Biz yalnız tercüme romanlar basıyoruz” dedi.
Başka birine götürdüm. O da, “Tercüme varsa getirin, telif roman satılmıyor” dedi.
Nereye gittimse, hepsi birbirinin ağzına tükürmüş. Üç ay, ha babam ha, çalışıp büyük ümitlerle yazdığım roman, kimse görmeden cami kapısına bırakılacak günah çocuğu gibi elimde kaldı. O zaman aklıma geldi. Bizim arkadaşlar, kimi Fransızcadan, kimi Almancadan, kimi İngilizceden, İtalyancadan hikayeler aparıp Johnson’u Ahmet, Martha’yı Fatma yapıyorlar; sonra kendileri yazmış gibi hikayenin altına imzalarını çakıp dergilere veriyorlar. Ben niye sanki tersini yapmayayım?
Oturdum, romanda ne kadar Türk adı varsa değiştirdim. Amerikan ismi koydum. Elime bir yerden de New York’un planını geçirdim. Romandaki yer adları da Amerikanca oldu. Şimdi sıra geldi, romanın yazarına; Mark Obrien diye bir de ortaya Amerikan yazarı çıkardım.
“Yalnız çeviri roman yayımlıyoruz” diye beni tersyüz eden gazeteye romanı götürdüm. “Size Mark Obrien’den çevirdiğim bir roman getirdim” dedim.
“Çok güzel. Kim bu Mark Obrien?”
“Aaa! Bilmiyor musunuz? Ünlü Mark Obrien yahu! Kitapları bütün dünya dillerine çevrildi.”
Romanı okuma gereği bile görmediler; trink paraları sayıp aldılar. Yalnız bana, “Yazar ve eseri hakkında bir şeyler yaz” dediler.
Sarıldım kaleme:
“Mark Obrien’in son şaheseri: ‘Struggle for Life’
Amerika’yı yerinden oynatan bu eser bir ayda 4 milyon sattı. Bütün dünya dillerine çevrilen bu kıymetli roman, nihayet ‘Hayat Kavgası’ adıyla dilimize de çevrilmiştir.”
Mark Obrien efendiye bir de hal tercümesi şişirdim, sormayın. 18 çocuklu ailenin en küçük çocuğu. Babası Philadelphia’da bir çiftçi. Oğlunu papaz yapmak istiyor. Küçük Mark, daha 14 yaşında ilahiyat profesörünün kaba etine iğne batırıp mektepten kovulmak zekasını gösteriyor. Tıpkı birçok ünlü Amerikan yazarının hayatı gibi. Balıkçılık yapıyor. Hep bildiğiniz hikaye. Derken 40 yaşında ilk hikayesini “Let Us Kiss” dergisine gönderiyor. Dili, üslubu o kadar bozuk, anlamsız, saçma ki..
Anlayacağınız, uzun bir hal tercümesi. Bizim roman bir tutunsun. Kitapçılar, “Aman şu Mark Obrien’den bir çeviri de bize yap!” diye peşime düştüler.
Mark Obrien’den tam 18 roman çevirdim. Daha da ömrüm oldukça çevireceğim. İş bununla kalmadı. Hani ünlü polis hafiyesi Jack Lammer var ya. Kitabı herkesin elinde dolaşıyor. Ondan da 6 kitap çevirdim. Son günlerde işi ilerletmiştim. Hintçeden, Çinceden bile çeviriyordum.
Bu gidişle bir zaman gelecek, Amerikan edebiyat tarihini yazacak olanlar, Türkçe romanları okumaya mecbur olacaklar. Benim de artık son umudum, Mark Obrien adıyla, Amerikan edebiyatında yer almak.
Aziz Nesin, Çeviri roman