


İNSANOĞLU BİRGÜN…
Virgülü kaybetti söyledikleri birbirine karıştı…
Noktayı kaybetti…
Düşünceleri uzayıp gitti ayıramadı onları…
Ünlem işaretini kaybetti birgünde…
Sevincini öfkesini,bütün duygularını yitirdi…
Soru işareti kaybetti başka bir gün…
Soru sormayı unuttu,herşeyi olduğu gibi kabul eder oldu…
İki noktayı kaybetti başka bir günde…
Hiç bir açıklama yapamadı…
Hayatının sonuna geldiğinde…
Sadece tırnak işareti kalmıştı…
İçinde “BAŞKALARININ” düşünceleri vardı yalnızca…
Not: Mustafa’ya teşekkürlerimle
Çok zaman önceydi.
O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.
İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.
Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
Derken zaman diye üç parçalı bir şeyi cat etti insan.
Bir parçasına dün dedi, diğer parcasına bugün, öteki parçasına da yarın.
Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.
Dünü düsünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı;
Ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.
Farkında olmadan rezil etti bu gününü.
Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu.
Bir türlü beceremedi.
Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı.
Bu günü eline yüzüne bulaştırdı…
Mutsuz oldu insan.
Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı..
Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı..
Ama bugünü hiç yaşayamadı, ne yarın ne de dün!
CAN YÜCEL
Not :Eser’e teşekkürlerimle…
“Hayat, havaya attığımız 5 topla oynanan bir oyundur.
Bu toplardan sadece bir tanesi lastiktir, diğer toplar ise camdandır. Bu toplar işimizi, ailemizi, sağlığımızı, dostlarımızı ve benliğimizi temsil etmektedir. Bu 5 top içinde, bir tek İŞİMİZ lastik toptur. Onu düşürürsek zıplatabilir ve tekrar fırlatabiliriz. Ancak diğer 4 top camdan yapıldığı için düşerse kırılır ve yerine konulamaz. Bunu fark etmeli ve hayatımızı bu dengeye göre kurmalıyız. Oysa hepimiz o lastik topu tutabilmek uğruna, diğerlerini kırıp dökeriz. Dostlarınızı çantada keklik sanmayın. Sıkıca sarılın onlara, tıpkı hayata sarıldığınız gibi. Çünkü onlarsız hayat anlamsızdır. Hayatı çok hızlı koşmayın. Nereden geldiğinizi ve nereye gittiğinizi unutmayın. Hayatın bir yarış değil, her saniyesinin tadı çıkarılması gereken güzel bir yolculuk olduğunu asla aklınızdan çıkarmayın’
Üzeyir Garih

Üstada sormuşlar insanın zekasını nasıl anlarsın? konuşmasına bakarım demiş.Ya hiç konuşmuyorsa?Okadar akıllısına hiç raslamadım…


Cherokee kabilesinin yaşlılarından biri hayat, aşk ve evlilik üzerine konuşurken şunları söylüyor:
”…
İçimizde iki kurt var ve bunların arasında da korkunç bir savaş.
…
Kurtlardan biri korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, pişmanlığı, açgözlülüğü, kibiri, kendine acımayı, küskünlüğü, aşağılık duygusunu, yalanları, üstünlük taslamayı ve bencilliği temsil ediyor.
Diğeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylaşmayı, cömertliği, dinginliği, alçak gönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliği, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inancı temsil ediyor.
”
Gençlerden biri ”hangi kurt kazanacak?” diye soruyor ve yaşlı kızılderili cevap veriyor:
”Beslediğiniz!”

“Bazen hepimiz bir filme hapsolmuşuz hissine kapılıyorum… Repliklerimizi biliyoruz, nereye doğru yürüyeceğimizi biliyoruz, nasıl oynayacağımızı biliyoruz, sadece kamera yok…Yine de çıkamıyoruz filmin içinden!
Ve film kötü…”
Charles Bukowski
Şimdi açsam pencereyi de beklesem..
Sen gelsen..
Olmaz ya hani geliversen..
Hiçbirş…ey sormasan..
Hiç birşey söylemesen..
Sussam..
Sussan..
Sussak..
Susuşların anlattığını dinlesek..
Sırt sırta otursak..
Katılasıya ağlasak…
Sormasak birbirimize sebebini…
Sonra dönsek yüzyüze..
Sarılsam..
Sarılsan..
Sarılsak..
Ve yine hiçbirşey konuşmasak..
Ama anlasak..
Ne vardı sahi..
Olmaz ya..
Hayal ya..
Hani diyorum ; olsa ne vardı …


rabindranath
tagore