Hayat böyledir işte… Önceden hazırlanmış hiçbir cevabın işe yaramayacağını görürsün…

 

 

Hayat böyledir işte. Ona hazırlanamazsın, onun için hazır olamazsın. Güzelliği, mucizesi de budur, seni hep hazırlıksız yakalar, hep sürpriz yapar. Gözlerin varsa her anın bir sürpriz olduğunu ve önceden hazırlanmış hiçbir cevabın işe yaramayacağını görürsün.
OSHO

Bir tek kalbin kırılmasını önleyebilirsem…

 

 

Bir tek kalbin kırılmasını önleyebilirsem,

Bir yaşamdan acıyı alabilirsem,

Ya da bir acıyı hafifletebilirsem,

Ya da bir ardıç kuşunu yuvasına koyabilirsem,

Boşuna yaşamış olmayacağım..

E. Dickinson

Her an her nefeste yenilenmeli…

Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.

Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık.

Her an her nefeste yenilenmeli.

~Şems-i- Tebrizi

Kardeşçe yaşamayı öğrenmeliyiz…

Hepimiz beraber KARDEŞÇE yaşamayı öğrenmeliyiz. Yoksa hepimiz beraber aptalca öleceğiz…

Martin Luther King

Demem o ki dostlar, vazgeçebilmek lazım. Eğer bir yol bizi mutlu etmiyorsa onda körü körüne sebat etmek yerine, nefsimizi kendimize rehber kılmak yerine, bırakabilmek lazım…


Seviyoruz diyelim, birini seviyoruz, hem de ne çok, ne derin, ölesiye… O kişi de aynı şekilde aşkımıza karşılık veriyor diyelim. Ama sonra, zamanla, tavsıyor muhabbet, örseleniyor. Kazara delinmiş bir balon gibi sürekli hava kaçırıyor, küçülüyor. Giderek canlılığını yitiren bir ateş gibi sönmeye yüz tutuyor. Gün geliyor, sevdiğimiz insan bizden ayrılmak istiyor. İnanamıyoruz. Yıkılıyoruz. Kalbimizin etrafında bir yumruk, demirden zırh gibi sıkıyor, nefes alınca bile canımız yanıyor. Dayanamıyor, heyheyleniyoruz. Kabullenemiyoruz. Israrla onu elimizde tutmaya çalışıyoruz. Sinirleniyor, öfkeleniyor, hatta “sözlü” ya da “fiziksel” şiddete başvuruyoruz. Şiddetin olduğu yerde muhabbetin yeşeremeyeceğini anlayamadan. Mesele şu ki gururumuza dokunuyor, nefsimize ağır geliyor böyle terkedilmek. İnsanız ne de olsa. Etten ve kemikten ve billur bir kalpten müteşekkil. Oysa unutmamak lazım ki nefsimize ağır gelen şeyde bizim için hayır var.

Örselenmiş ilişkiler, tavsamış evlilikler, insanı içten içe kemiren meslekler, yaşama sevincimizden çalan kariyerler… Hepsine aynen doludizgin devam ediyoruz, sırf ama sırf vazgeçemediğimizden.

Şu hayatta yaşadığımız sorunların çoğunu vazgeçemediğimiz için yaşıyoruz aslında. Israr ve inat ettiğimiz için. Takıntılarımızdan dolayı. Takıntı ile tutkuyu birbirine karıştırıyoruz sürekli; oysa ne kadar farklılar…

Demem o ki dostlar, vazgeçebilmek lazım. Eğer bir yol bizi mutlu etmiyorsa onda körü körüne sebat etmek yerine, nefsimizi kendimize rehber kılmak yerine, bırakabilmek lazım. Yazamadığımız kitapları, çekemediğimiz filmleri, geliştiremediğimiz projeleri, yürütemediğimiz meslekleri ve artık bizi sevmeyen sevgilileri bırakabilmek. Vazgeçebilmek, bazen en güzeli!

Elif Şafak

Üzdüğünüz Kadar Üzüleceksiniz… O yüzden aman dikkat…

Unutmayın…!”Yaktığınız Can Kadar Canınız Yanacak Ve Üzdüğünüz Kadar Üzüleceksiniz…

Hz.Muhammed

Sizin için ateş yakacak dostlarınız olabilmesi dileğiyle…

 

 

Para sıkıntısı çeken bir adam, patronundan yardım ister. Patron ise onunla iddialaşır: eğer bir dağ başında bütün bir gece tek başına kalabilirse büyük bir ikramiye alacaktır. Yok başaramazsa o zaman patrona bedava çalışacaktır. Dükkandan çıkarken dışarıda buz gibi bir rüzgar estiğini görür. İçine bir korku düşer ve iddiaya girmekle bir delilik yapmadığından emin olmak için en iyi arkadaşı Aydi’ye akıl danışmaya karar verir.

Aydi biraz düşündükten sonra cevap verir; “Sana yardım edeceğim. Yarın sabah dağın tepesine çıkınca hep ileriye bak.  Ben komşu dağda senin için harlı bir ateş yakıp bütün gece bekleyeceğim. Ateşi seyret, arkadaşlığımızı düşün, için ısınsın. Sen istediğini elde edeceksin, sonra benim de senden bir isteğim olacak.”

İşçi iddiayı kazanır, parasını alır ve sonra arkadaşının evine gider: “Benden bir şey isteyecektin.”

Aydi karşılık verir: “Evet, ama derdim para değil. Söz vereceksin, eğer günün birinde hayatımda buz gibi bir rüzgar eserse sen de benim için dostluk ateşini yakacaksın.”

Poula Coelho…Elif kitabından alıntıdır…

Doğru olanı yapman için ihtiyaç duyduğun korku mu?

Sizler tanrıya bir ebeveyn rolü biçtiniz. Ve tanrıdan, ödüllendiren ya da cezalandıran bir yargıç yarattınız….Doğru olanı yapman için ihtiyaç duyduğun korku mu? İyi olman için tehdit edilmen mi gerekiyor? Ceza almaktan mı korkman gerekiyor? ” F.Nietzsche

O yüzden kendi önünden çekil!

 

Başına ne gelirse gelsin, sorumlusu sensin. Başkaları sana bir şey yapmıyor. Sen böyle olmasını istedin, öyle oldu. Biri seni sömürüyor çünkü sen sömürülmek istiyorsun. Biri seni hapse atmıştır çünkü sen hapse girmek istedin. İnsanlar sana bir şey yapmadı: onu isteyen sensin. O yüzden kendi önünden çekil!

____OSHO

Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın: yaş, kilo, boy…

 

Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın: yaş, kilo, boy. Doktorunuz düşünsün onları. …Bunun için ücret alıyor sizden.

Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun. Suratsızlar, negatifler sizi aşağı çeker.

Öğrenmeyi sürdürün: Bilgisayar, el sanatları, bahçecilik, ne olursa. Beyniniz atıl kalmasın. Atıl kafa, iblisin tezgâhıdır. İblisin adı da, “alzheimer”dır.

Küçük şeylerden zevk almaya bakın.

Sık sık, uzun uzun, vargücünüzle gülün. Soluksuz kalıncaya kadar gülün.

Gözyaşları olacaktır. Katlanın, yas tutun, başka yaşantılara geçin.

Sevdiklerinizle doldurun çevrenizi; aile, kedi, köpek, kuş, balık, yadigarlar, müzik, bitkiler, hobiler, ne olursa. Eviniz sığınağınızdır. Tadını çıkartın.

Sağlığınızın kıymetini bilin. İyiyse üstüne titreyin. Bozuksa düzeltin. Siz kendiniz düzeltemiyorsanız yardım sağlayın.

Vicdan azabından uzak durun. Çarşı pazarda gezin, komşu illerde ya da dış ülkelerde dolaşın; ama sakın suçluluk, pişmanlık duygusuna yönelmeyin.

Sevdiğiniz insanlara onları sevdiğinizi söyleyin, hissettirin her fırsatta.

Unutmayın ki yaşam, aldığımız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür.

[ George Carlin ]

Kıskançlık üzerine…

Başkalarına ait bir şeye göz koyup haset ediyorsanız, unutmayınız ki kendinizi ve kendi değerinizi de yitiriyorsunuz demektir…”

-Epiktetos

Onemli olan hakli ya da haksiz olmak degildir…

Hala anlayamadiniz degil mi? Onemli olan hakli ya da haksiz olmak degil..Kavganin kazanani yoktur..Ya kaybedersiniz ya da daha cok kaybedersiniz..Onemli olan kalp kirmamak..Onemli olan yargilamadan, karsiliksiz sevebilmek ve iyilik edebilmek..Hakli bile olunsa ozur dileyecek kadar asil olmak..Bilge olmaktir..Egonuzu kontrol edemediginiz surece, o sizi kontrol etmeye devam edecek..Boyle oldugu surece tum Dunya sizin bile olsa asla mutlu olamazsiniz..

Hayatınızı etkileyen kim oldu???

Çoğu kez kimlerden nasıl etkilendiğimiz üzerinde pek düşünmeyiz; ama bir anlık bir etki ömür boyu yaşamamıza yön verebilir. Aynı şekilde kimleri nasıl etkilediğimiz üzerinde de pek düşünmeyiz.

Seminer verdiğim şirketin kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı olan kişi kırk yaşlarında girişimci, kendinin ve şirketinde çalışanların gelişimine önem veren biri. Katılımcıların tümü paylaşımı bitirdikten sonra, şimdi aklına gelmiş olan bir şeyi paylaşmak istediğini söyledi: “Yıllar önce üniversite sınavını kazanmıştım, ama içinde bulunduğum bazı koşullar nedeniyle üniversiteye gitmeyi ertelemeye karar vermiştim. Kızıltoprak’tan karşıya geçmek için otostop yapıyordum. Biri beni arabasına aldı. Kim olduğumu merak ediyordu, birkaç sorudan sonra üniversiteyle ilgili durumumu öğrendi ve şöyle dedi: “Kim olduğumu bilmiyorsun, yıllar sonra beni hiç hatırlamayacaksın, ama senden yaşlıyım, beni bir ağabey gibi gör ve dediğime önem ver: hayatta önemli olan hiçbir konuyu askıya alma, bugün yapabileceğini hiçbir zaman yarına bırakma.”

Gözleri doldu ve daha fazla konuşamadı. Bir süre sustuktan sonra şöyle dedi; “Bu kişinin sözünü dinledim ve okula gittim. Şu ana kadar bu insanın hayatımı ne kadar derinden etkilediğini fark etmemişim. Adını bilmediğim o kişiye şimdi şükran duygusu içindeyim.”

Evet, yukarıda sorduğum soru üzerinde birkaç dakika düşünün.

Topluma dışarıdan baktığınız zaman bir grup insan görürsünüz. Bir mahalle birbirine değer verenlerden de oluşabilir, birbirini umursamayanlardan da. Gözle görülmeyen bir ilişkiler dokusu vardır ki, o mahalleyi insanca yaşanacak bir yer yapar.

Farkına vardığınız şeyi paylaşmak ister misiniz? Benim bir önerim olacak: sizin yaşamınızı derinden etkileyen bir kişiye mektup yazın ve kısaca sizi nasıl etkilediklerini anlatın. İçinizden teşekkür etmek geliyorsa, o kişi sağken bu fırsatsı değerlendirin.

Düşünmenizi istediğim ikinci konu şu: İçinde bulunduğunuz konumda kimleri etkileme durumundasınız? Farkına varmak sorumluluk için ilk adım işte bu.

… Yüreğimi yakan darbeleri bağışlıyorum.

Döktüğüm yaşları bağışlıyorum.
Acıları ve aldatmaları bağışlıyorum.
İhanetleri ve yalanları bağışlıyorum.
İftiraları ve ahlâksızları bağışlıyorum.
Nefreti ve zulmü bağışlıyorum.
… Yüreğimi yakan darbeleri bağışlıyorum.
Yıkılan hayalleri bağışlıyorum.
Ölen umutları bağışlıyorum.
Sevgisizliği ve kıskançlığı bağışlıyorum.
Umursamazlığı ve kötü zihniyeti bağışlıyorum.
Haklılık uğruna haksızlık edenleri bağışlıyorum.
Öfkeyi ve şiddeti bağışlıyorum.
İhmalkârlığı ve unutkanlığı bağışlıyorum.
Bütün kötülükleriyle dünyayı bağışlıyorum…
paulo coelho

Ben nasıl deli oldum…

Bana nasıl deli olduğumu sordun. İşte böyle oldu: Tanrılar doğmadan çok önce bir gün, derin bir uykudan uyandım ve bütün maskelerimin çalındığını anladım.Yedi yaşamımda şekil verdiğim ve giydiğim yedi tane maske; kalabalık sokaklarda maskesiz koşup bağırmaya başladım,“Hırsızlar, hırsızlar, lanet olası hırsızlar.”Erkekler ve kadınlar bana güldüler ve bazıları benden korkup evlerine kaçtılar.

Ve pazar yerine ulaştığım zaman, bir evin üstünde dikilen genç bir adam bağırdı, “Bu adam delinin biri.”

Onu görmek için yukarı baktım; ilk defa olarak güneş benim kendi çıplak yüzümü öptü ve ruhum sevgiyle kabardı güneş için, ve maskelerimi artık istemedim. Ve sanki kendimden geçmiş gibi bağırdım, “Mübarektir, mübarektir hırsızlar, benim maskelerimi çalan.”

İşte ben böyle deli oldum.

Ve deliliğimde hem özgürlük hem de güvenlik buldum; Yalnız olmaktan gelen özgürlük ve anlaşılmaktan gelen güvenlik, çünkü bizi anlayanlar içimizde bir şeyi tutsak alırlar. Fakat bırakın fazla gururlanmayayım güvenliğimle. Hapiste bir Hırsızın bile korkusu yoktur başka bir hırsızdan.