Sabırla güçlenen, engellere rağmen büyüyen, kışın ısıtan, baharda çiçek açan…

Sabırla güçlenen, engellere rağmen büyüyen, kışın ısıtan, baharda çiçek açan, yazın bir esinti gönderen ve son baharda meyve veren bir şeydir bu… Sevgiyi keşfettim!”

Halil CİBRAN….

Dikenli yollarda ayaklarımızı incitmeden yürümek…

Dikenli yollarda ayaklarımızı incitmeden yürümek en büyük dileğimizdir.

Bilgi Kitabı

Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın..!

Aradığın şey o kitaplarda değil,

Aradığın şeyi okuyarak bulamazsın..!

Sende eksik olan şeyi gözlerinle tamamlayamazsın..!

Aradığın şeyi Dünya’da arayacaksın,

 Aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın..! …

Dünya’da ki tüm kitaplar,tüm hesaplar,akıl oyunları,sayfalarca laflar, sevginin yerini tutmaz.

Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın..!

* Şems-i Tebrizi

Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı

ZAMAN Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu. İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı. Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın.

… Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu. Dünü düşünüp pişman oldu,yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.Farkında olmadan rezil etti bu gününü. Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bu günü eline yüzüne bulaştırdı…

Mutsuz oldu insan. Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı.

 Can Dündar

Mesele şu ki gururumuza dokunuyor, nefsimize ağır geliyor terkedilmek…

Vazgeçebilmek bir erdemdir. Genelde zannediyoruz ki, vazgeçmek bir zayıflık belirtisidir. Hatta bir nevi korkaklık, adeta acz. Halbuki tam tersidir bence. Ancak kendine güvenen, karakteri sağlam ve komplekslerden arınmış olan insanlar vazgeçmenin erdemine vakıf olabilirler. Şu hayatta yaşadığımız sorunların çoğunu vazgeçemediğimiz için yaşıyoruz aslında. Israr ve inat ettiğimiz için. Takıntılarımızdan dolayı. Takıntı ile tutkuyu birbirine karıştırıyoruz sürekli; oysa ne kadar farklılar… Seviyoruz diyelim, birini seviyoruz, hem de ne çok, ne derin, ölesiye…

O kişi de aynı şekilde aşkımıza karşılık veriyor diyelim. Ama sonra, zamanla, tavsıyor muhabbet, örseleniyor. Kazara delinmiş bir balon gibi sürekli hava kaçırıyor, küçülüyor. Giderek canlılığını yitiren bir ateş gibi sönmeye yüz tutuyor. Gün geliyor, sevdiğimiz insan bizden ayrılmak istiyor. İnanamıyoruz. Yıkılıyoruz. Kalbimizin etrafında bir yumruk, demirden zırh gibi sıkıyor, nefes alınca bile canımız yanıyor. Dayanamıyor, heyheyleniyoruz. Kabullenemiyoruz. Israrla onu elimizde tutmaya çalışıyoruz. Sinirleniyor, öfkeleniyor, hatta “sözlü” ya da “fiziksel” şiddete başvuruyoruz. Şiddetin olduğu yerde muhabbetin yeşeremeyeceğini anlayamadan.

Mesele şu ki gururumuza dokunuyor, nefsimize ağır geliyor böyle terkedilmek. İnsanız ne de olsa. Etten ve kemikten ve billur bir kalpten müteşekkil. Oysa unutmamak lazım ki nefsimize ağır gelen şeyde bizim için hayır var. Örselenmiş ilişkiler, tavsamış evlilikler, insanı içten içe kemiren meslekler, yaşama sevincimizden çalan kariyerler… Hepsine aynen doludizgin devam ediyoruz, sırf ama sırf vazgeçemediğimizden.

Demem o ki dostlar, vazgeçebilmek lazım. Eğer bir yol bizi mutlu etmiyorsa onda körü körüne sebat etmek yerine, nefsimizi kendimize rehber kılmak yerine, bırakabilmek lazım. Yazamadığımız kitapları, çekemediğimiz filmleri, geliştiremediğimiz projeleri, yürütemediğimiz meslekleri ve artık bizi sevmeyen sevgilileri bırakabilmek. Vazgeçebilmek, bazen en güzeli!

Elif Şafak

Pes etmeden önce dene…

Harekete geçmeden önce dinle

Reaksiyon göstermeden önce düşün

Harcamadan önce kazan

Eleştirmeden önce bekle

Dua etmeden önce affet (bağışla)

Pes etmeden önce dene…

Ernest Hemingway…

gözyaşlarınız içinizdeki negatifleri yıkayan pozitif ırmaklardır…

gözyaşlarınız içinizdeki negatifleri yıkayan pozitif ırmaklardır

Bilgi kitabı

Coşkun akan ırmağın köpüğüyüm, Rüzgarda sallanan bir dal, Yere düşen bir yaprağım…

Durgun akan nehrin yatağıyım

Coşkun akan ırmağın köpüğüyüm

Rüzgarda sallanan bir dal

Yere düşen bir yaprağım

O rüzgardaki esintiyim

Kalem tutan bir elim

Beni kim sorasa

Ben O’yum

Çirkinlikler kabuğum

Güzellikler nurumdur

Beni ararsan Ben Senim

Bilgi Kitabı

 

Ne gerek var kafiyeli cümleler kurmaya.. Özledim işte, o kadar …

“Ne gerek var kafiyeli cümleler kurmaya.. Özledim işte, o kadar ..” İlhan Berk

Bugün bütün özlemlerinize kavuşmanız dileğimle…

Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir…

 

Gerekirse yarın gidecekmiş gibi çantamı hep hazır tutarım…

 

 

Uzun süre orada kalacakmışım (çalışacakmışım) gibi davranırım, ama gerekirse yarın gidecekmiş gibi çantamı hep hazır tutarım…

Baba Avcı

Konuşmak yerine üretmek…

O masum sevgiyi bulmak…

Dileğim, Bir çocuğa ne kadar seviyorsun dediğinde, Açıp elini iki yana; İşte bu kadar derken ki o masum sevgiyi bulmak..

Aziz NESİN

tüm insanlar benim kardeşimdir…

 

Benim ülkem dünyadır, tüm insanlar benim kardeşimdir, iyiyi ve doğruyu yapmak benim dinimdir…Thomas Paine

Kendim olmalıyım, diye tekrarlıyordum…

Kendim olmalıyım, diye tekrarlıyordum. Onlara hiç aldırmadan; onların seslerine, kokularına, isteklerine, sevgilerine ve nefretlerine aldırmadan ben kendim olmalıyım; çünkü kendim olamazsam onların olmamı istedikleri biri oluyordum ve onların olmamı istedikleri o insana hiç katlanamıyorum ve onların olmamı istedikleri o dayanılmaz kişi olacağıma hiçbir şey olmayayım ya da hiç olmayayım daha iyi, diye düşünüyordum… Orhan Pamuk * Kara Kitap