
Hemen herkes sıkıntıya göğüs gerebilir, ama insanın asıl karakteri eline kuvvet geçtiğinde ortaya çıkar…” Abraham Lincoln

Hemen herkes sıkıntıya göğüs gerebilir, ama insanın asıl karakteri eline kuvvet geçtiğinde ortaya çıkar…” Abraham Lincoln

Bir taraftan karşındaki insanın sana yakın olmasını, savunmaları bırakmasını, kırılganlığını ve yaralarını göstermesini, maskelerini ve sahte kimliğini bırakıp çıplak kalmasını istiyorsun.
Öbür taraftan da yakınlıktan korkuyorsun; yakın olmak istiyorsun ama kendi savunmalarını bırakmıyorsun. Dostlar, sevgililer arasındaki çelişkilerden biri bu : Kimse savunmayı bırakıp çıplak ve içten olmak istemiyor, ama herkes yakınlık istiyor…
OSHO
Ay doğmuyorsa
Yüzüne güneş vurmuyorsa pencereden,
Kabahati; ne güneşte ne de ay da ara…
Gözlerindeki perdeyi arala..
“Mevlána”
Hayat kısa,
ASLAN İLE TAVŞAN
Mevlâna’nın “Mesnevi’de anlattığı hikâyelerden biri, aslan ile tavşanın hikâyesidir. Mevlânâ hikâyeye dersler de yerleştirmiştir…
Ormandaki hayvanlar her gün içlerinden birini yakalayıp yutan aslanın korkusudan inlerinden çıkamaz olmuş. Yine de aslan ne yapıp edip yine her gün birini yakalıyor, karnını doyuruyormuş. Sonunda hayvanların canlarına yetmiş, bir heyet kurup aslanın huzuruna çıkmış ve tekliflerini söylemişler: “Sana gündelik yiyecek verip doyuralım. Sen de bundan sonra av peşine düşüp ormanı hepimize zehir etme…” Uzun uzun tartışmışlar. Aslan teklifin altında hile olup olmadığını anlamaya çalışmış. Heyettekiler her dediğine bir cevap vermiş ve sonunda ikna olmuş: Hiçbir zahmete katlanmayacak, hiçbir av teşebbüsünde bulunmayacak ve o günün kısmeti kendi ayağıyla önüne gelecek…
Bu düzen çalışmaya başlamış, hayvanlar her gün aralarında kura çekiyor, kurada çıkan ayağıyla aslana gidip yem oluyormuş. Bir gün kura tavşana isabet etmiş. Ve ilk kez kaderine haykıran tavşan olmuş, “dostlar bana biraz zaman tanıyın, bir hile bulacağım ve bu zulümden kurtulacağız” demiş… Hayvanlar “hilen nedir, söyle de ikna olalım” diye karşı çıkmış ama tavşan sır vermemiş ve kafasına koyduğunu uygulamaya başlamış.
Aslan, tavşan gecikti diye hiddet içinde pençesini yere vurup vurup kükrüyor, “O alçaklara güven olmayacağını biliyordum, işte saflık ettim ve aç kaldım” deyip duruyormuş… Tavşan aslana gitmekte epeyce gecikmiş, hilesini tam kurmuş, ve yola çıkmış. İyice kızmış olan aslan tavşanın ağır ağır geldiğini görmüş ama bakmış ki korkusuz ve çalımlı bir halde geliyor…
Tavşan önüne gelince aslan kükremiş: “Bre adam evladı olmayan! Ben ki filleri parça parça etmişim; erkek aslanların kulağını burmuşum! Bir tavşan parçası kim oluyor ki emrimi ayaklar altına alırsın!” Tavşan aynı korkusuz ifadeyle cevap vermiş: “Efendimiz affederlerse aman dileyeceğim, mazeretim var”. Ve anlatmış: “Bana bir başka tavşanı da yoldaş etmişlerdi, birlikte yola düşmüştük. Yolumuzu bir erkek aslan kesti, biz söyledik, padişahımız bizi bekliyor, diye.
Ama o kim oluyor sizin padişahınız diye kükredi. Arkadaşım şişmanlık ve güzellikte benim üç mislim olduğu için onu aldı ve gitti. Hem dedi ki, o yolu kendisi kapatmıştır ve oraların padişahı artık odur…” Aslan çok kızmış: “Nerede o? Haydi düş önüme! Cezasını vereyim. Fakat sözün yalansa seni cezalandırırım!” Tavşan aslanın önüne düşmüş, önceden tespit ettiği kuyunun başına getirmiş.
Kuyuya yaklaşırken aslan tavşanın geride kalmaya çalıştığını sezmiş, “Niçin ayağını geri çektin, gel buraya” demiş… Tavşan, “Elim ayağım kesildi, korkudan ne haldeyim görmüyor musun?” diyerek yanına gelmiş, “O aslan bunun içinde, beni kucağına al koru” diye üstelemiş. Aslan tavşanı kucağına almış ve eğilip kuyuya bakınca sudaki aksini görmüş… Kucağında kendisinden çaldığı tavşanla düşmanını gördüğüne emin olmuş ve tavşanı bırakıp düşmanına saldırmış…
(Zalimlerin zulmü karanlık bir kuyudur, bütün alimler böyle der.)
Aslanı kuyunun dibine gönderen tavşan hemen diğer hayvanların beklediği çayıra dönmüş, onlar da çok sevinmişler. Tavşan hepsini susturmuş ve nasihat etmiş: “Dışarıdaki düşmanı öldürdük, içimizde ondan beter bir hasım var. Aslan da aslında kendi içindeki hasmına mağlup oldu. Bu öyle bir hasımdır ki bütün bir alemi lokma edip yutar da, daha fazla yok mu diye bağırır…”
Hayvanlar bu öğütleri dinlemiş, yine de aslandan kurtuldukları için çok memnun dağılmışlar…
Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde.
Hakk’ın yarattığı her şey, yerli yerinde.
Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok.
Noksanlık da, eksiklik de; senin görüşlerinde…
Haci BektaŞ-i Veli

Beklemek güzeldir, ama doğru durakta”… Can yücel

DOĞANIN MÜZİĞİYLE DANS ETMEK
Doğanın ritmi vardır.
Mevsimler birbirini itmez.
Bulutlar gökyüzünde yarış etmez.
Her şey kendi zamanında olur.

Hayattan zevk alabilir ve bu hayata veda edebilirsiniz. Bu, hayat oyunudur. Fakat siz bunu çok ciddiye alıyorsunuz. Her şeyi bir oyun olarak görmelisiniz; her şeyin gelip geçici olduğunu ve hiçbir şey kalıcı olmadığı için her şeyin bir sonunun olduğunu bilmelisiniz. Düzen düzensizliğe dönüşür, düzensizlik düzene dönüşür. Zayıf olan kişi güçlenir, güçlü olan kişi güçsüzleşir.. Aşk nefrete, nefret aşka dönüşür. Bu, Evrenin kuralıdır. Bunu durduramazsınız. Kabul etmelisiniz. Kabul ederseniz hayattan keyif almaya, onunla birlikte oynamaya başlarsınız. Yaşamak işte böyle bir şeydir.” Sri Bhagavan

Ne kadar yürürsen yürü; arkanda bıraktığın yol kadar güçlü, ve henüz yürümediğin yol kadar zayıfsın”.. [Boris Vian
Sen varken- Ben de vardım
Sen uyurken- Ben uyanıktım
Sen otururken- Ben yürüyordum
Sen emeklerken-Ben koşuyordum
Sen susarken- Ben konuşuyordum
Ben kükredim- Sen uyandın
Ben çağırdım- Sen geldin
Ben konuştum-Sen içtin
Şimdi sıra sende…
Artık mahmurluğunu at; Uyan-yürü- konuş ve koş bekliyorum
Bilgi Kitabı
Geride bıraktıklarımızı özlüyor, elimizin altındakinden sıkılıyor, ulaşamadıklarımıza tutuluyoruz… — Paul AUSTER