‘Bazen bitmek bilmeyen dertler yağmur olur üstüne yağar. Ama unutma ki, ‘rengarenk gökkuşağı’ yağmurdan sonra çıkar…” Rumi
‘Bazen bitmek bilmeyen dertler yağmur olur üstüne yağar. Ama unutma ki, ‘rengarenk gökkuşağı’ yağmurdan sonra çıkar…” Rumi

Hiç bir hata yoktur,hiç bir rastlantı yoktur.Tüm olaylar ders alalım diye yollanmış lütuflardır..!”der..
Hata yoktur,sonuçları vardır,bu sonuçlar deneyimleri doğurur..Deneyimlerimiz Ben’liğimizi oluşturur.. Hiç birşey sizi yıldırmasın..!!
Sharma
Nirvana Nedir Budizm’de Dört Onurlu Gerçeği öğreten kimselere Buda denir. Bunlar,
(1)yaşamın sıkıntıları vardır;
(2)sıkıntıların nedeni arzudur;
(3)arzuların ortadan kaldırılması sıkıntılara son verir; ve
(4)arzu, doğru düşünme ve davranmayla ortadan kalkar.
Böylece ortaya çıkan, kaçış ve sıkıntıdan kurtulma durumuna, hırs, kin ve nefretten arınma anlamına gelen “nirvana” denir.
Hinduizm’de ve yoga felsefesinde nirvana kişinin yeryüzünde tekrar doğma ihtiyacından kurtulacak derecede gelişmiş, olgunlaşmış olması anlamında ele alınır.
NİRVANA” YA ULAŞMAK
Aynen araba tekerleklerinin atları izlemesi gibi saf olmayan akılla davranan kişiyi de acılar takip eder. Hayat acılardan ibarettir. Bugünkü “Sonuç” dediğimiz olgular geçmişin “Neden”leridir, yarınki sonuçlar da bugünkü nedenlerdir.
Acıların nedeni tutkulardır, arzulardır. İnsanın hiç bitmeyen tutkuları ve arzuları. Sınırsız mülkiyet edinme, daha fazlasına en çoğuna sahip olma hırsı. Acı verir insana, elde edememe, sahip olamama duygusu, arzuların karşılanmaması elem verir, acı çeker insan.’, ‘Sidharta Guatama söylemiş bunları, bilinen adıyla BUDDHA. Acılardan kurtuluş reçetesini ise, iki bin beş yüz yıl önce yazdı .
Hiçbir canlıyı öldürmeyeceksin,
başkasının malını çalmayacaksın,
zina yapmayacaksın,
yalan söylemeyeceksin,
merhametli olacaksın,
hakaretleri bağışlayacaksın,
başkasına özveride bulunacaksın,
başkasının acısına ortak olacaksın,
kendine ayırdığını önce başkası için vereceksin…
Ben seni sevmek için değil,
Ben seni sevmenin ne demek olduğunu bil diye sevdim.
ŞEMS


Bir ağacın her yaprağı , kıyıdaki her çakıl taşı eşsizdir; aynı şeyden iki tane var olamaz… Sen sadece kendin ol işte o an eşsizsin, karşılaştırılamazsın…
Sıradan ol; olağandışı olursun. Olağandışı olmaya çalış; sıradan olursun.
OSHO
…
Başınıza gelen her şeyi, hayatınıza gerçekten siz mi çekiyorsunuz? Kesinlikle hayır? Başınıza gelen bir çok şeyin bir kısmını siz kendinize çekiyor olabilirsiniz ama çekmedikleriniz daha çok. Biz buna “Bumerang Yasası”, Evrenin Bumerang Yasası deriz. Sadece yaptıklarınız değil, yapmadıklarınız da başınıza gelenlerin sorumlusudur. Biz buna aynı zaman da “Tahtereva…lli Paradoksu” da diyebiliriz. Nedir bu?
Kendini varlığınızı başkalarının varlığına göre konumlandırdığınız da başınıza gelecek olan da budur zaten. İçten içe çevrenizdeki bazı insanlar ile kendinizi kıyaslıyor ve kendi başarınızı onlarınki ile tartıyorsanız. Ya da çoğu zaman milyonlarca insanın isteyerek ya da istemeyerek, kıskançlık, haset ya da rekabet duygusu ile başkalarının başarısızlığını istiyorsanız. Bu durumda evreni harekete geçirirsiniz. Artık çarklar dönmeye başlar.
Ama unutmayın, sizin bulunduğunuz yerde başkaları da vardır. Onların da talepleri, istekleri ve tutkuları vardır ve onlar da evrenden dilekte bulunur. Onların istekleri bir şekilde daha güçlü çıkarsa ve evren onların dileklerini yerine getirirse siz o kişilerle bir “Tahterevalli Paradoksu” kurduğunuz için evren sizden alır ve onlara verir.
Birinci kural şudur: Başkalarının kötülüğünü istemeyin, başkalarının kötü duruma düşmesi sizi sevindirmesin. Kendinizi başkaları ile kıyaslama yoluna gitmeyin.Siz tek ve özelsiniz.Ve başkaları için mutlu olmayı öğrenmenin zamanı geldi…

Kendine karşı dürüst olmayı unutma. Nasıl? Üç şeyi hatırlamak gerekiyor.
1)Ne olman gerektiğini sana söyleyenleri asla dinleme: hep kendi iç sesini dinle, sen nasıl olmak istiyorsun? Yoksa hayatın harcanır gider.
Bir dolu insan sana bir şeyler satmaya çalıştığından etrafında bin bir tane baştan çıkarıcı şey var. Dünya bir süper-market ve herkes sana malını satmaya çalışmakla meşgul; herkes birer satıcı. Çok fazla sayıda satıcıya kulak verirsen çıldırırsın. Kimseyi dinleme, gözlerini kapat ve iç sesini dinle. İşte meditasyon budur: iç sese kulak vermek. Bu ilk adım.
2) Eğer ilk adımı attıysan ancak o zaman ikincisi mümkün olur: asla bir maske takma. Öfkeliysen öfkeli ol. Bu risklidir, ama gülümseme, çünkü bu dürüst olmaz. Ama sana kızdığında sırıtman öğretildi; oysa o sırıtış sahte, bir maske gibi… Sadece bir dudak hareketi, hepsi o. Kalp öfkeyle, zehirle dolu ve dudaklar gülümsüyor – sahte bir fenomen oluyorsun.
O zaman başka bir şey daha oluyor: gülümsemek istediğinde gülümseyemiyorsun. Tüm mekanizman ters yüz olmuş, çünkü kızmak istediğinde kızmadın, nefret etmek istediğinde etmedin. Şimdi sevmek istiyorsun; aniden mekanizmanın çalışmadığını fark ediyorsun. Şimdi gülümsemek istiyorsun; bunun için zorlanıyorsun. Aslında kalbin gülümseme ile dolu ve sen kahkaha atmak istiyorsun, ama gülemiyorsun, kalbine bir şeyler takılıyor, boğazına bir şeyler takılıyor. Gülümseme bir türlü gelmiyor, gelse de çok silik ve ölü oluyor. Seni mutlu etmiyor. İçin fıkır fıkır olmuyor. Çevrende bir ışık yok.
Maske takma; bu yüzden mekanizmanda aksaklıklar yaratıyorsun – blokaj. Bedeninde bir sürü blokaj var. Öfkesini bastıran bir insanın çenesi bloke olur. Tüm öfkesi çeneye kadar yükselip orada kalır. Elleri çirkinleşir. Bir dansçının zarif hareketlerine sahip olmaz; bu da öfkenin parmaklara akmasından kaynaklanır – ve bloke olur. Unutma, öfke iki kaynaktan boşaltılır: dişler ve parmaklar. Tüm hayvanlar öfkelendiklerinde dişleriyle ısırırlar veya elleriyle saldırırlar. O yüzden öfke iki noktadan, tırnak ve dişlerden boşaltılır. Öfkeli insanlar daha fazla konuşurlar; geveze bile olabilirler, çünkü bir şekilde enerjiyi birazcık boşaltabilmek için çenenin çalışması gerekir. Ve öfkeli insanların elleri yamuklaşır, çirkinleşir. Eğer enerji boşaltılırsa güzel ellere sahip olabilirler..
3) Sahici olmaktır; şimdiki zamana sadık kal, çünkü tüm yalanlar ya geçmişten ya da gelecekten içeri sızar. Geçen geçmiştir – üzerinde durma. Bunu bir yük gibi taşıma; öyle yaparsan senin şimdiki zamana sadık kalmana, otantik olmana izin vermez. Ve henüz olmayanlar olmamıştır – gereksiz yere gelecekle uğraşma; yoksa gelecek şimdiki zamanı ele geçirip yok eder. Şimdiye sadık kal, işte o zaman sahici olacaksın. Şimdi ve burada varolmak sahici olmaktır.
OSHO / Beden ile Zihni dengelemek kitabından

Ben son derece sıradan, doğal bir kişiyim.
Kalabalıkta kaybolabilirim ve bulamazsınız.
Ben size liderlik değil, eşlik ederim.
Sizin elinizi tutabilir, sizin dostunuz olabilirim. —OSHO


Caseret korkusuzluk demek değildir.Eğer bir insan korkusuzsa,ona cesur diyemezsin.Korku vardır ama bu korkuya rağmen insan o riski alır;işte cesaret budur.İnsan titrer,insan karanlığa girmekten korkar ama yinede girer.İnsan kendine rağmen adım atar;cesur olmanın anlamı budur.Bu,korkusuzluk demek değildir.Korku dolu olmak ama onun altında ezilmemek demektir.Eğer cesur değilsen samimi olamazsın,cesur değilsen sevemezsin,cesur değilsen güvenemezsin,cesur değilsen gerçeğin peşine düşemezsin.O yüzden önce cesaret gelir ve diğer herşey onu izler.
Kunter KURT
Erdemli insanların dokuz düşüncesi…
1. Baktıklarında berrak görmeyi
2. Dinlediklerinde iyi duymayı
3. Görünüşleri bakımından cana yakın olmayı
4. Davranışlarında saygılı olmayı
5. Konuşmalarında doğru sözlü olmayı
6. İşlerinde ciddi olmayı
7. Kuşkuya düştüklerinde soruları nasıl soracaklarını
8. Öfkelendiklerinde sorunları
9. Kazancı gördüklerinde adaleti düşünürler…”
~Konfüçyüs