İyi ve Kötü’nün yüzü aynıdır…

22366313_10214586496719989_2328441949030083358_n[2]

 

İYI VE KÖTÜNÜN BULUŞTUĞU YER…
Leonardo da Vinci; ‘Son Aksam Yemeği’ isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı… İyi’yi İsa’nın bedeninde, Kötü’yü de İsa’nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı…
Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti.
Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi. Aradan 3 yıl geçti. ‘Son Akşam Yemeği’ neredeyse tamamlanmıştı, ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı….
Leonardo’nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı.
Günlerce aradıktan sonra Leonardo; vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı.
Leonardo; yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi. Çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı.
Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler.
Zavallı, başına gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu…
Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş; gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi:
‘Ben bu resmi daha önce gördüm…’
‘Ne zaman?’ diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı..
‘Üç yıl önce’ dedi adam..
‘Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce… O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum. Pek çok hayalim vardı. Bir ressam beni İsa’nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti…’
LEONARDO DA VINCI ELİNDEN FIRÇASINI DÜŞÜRMÜŞTÜ…
İyi ve Kötü’nün yüzü aynıdır…
Paulo Chelho…

Eğer evrene güvenirsen çok geçmeden sakinleşip sessizleşeceksin; mutlu ve neşeli olup, bayram edeceksin çünkü evren bayram etmektedir.

osho4105[1]

“Yeni evlenmiş bir adam eşiyle birlikte evine dönüyormuş. Botlarıyla birlikte bir nehri geçmektelermiş fakat aniden büyük bir fırtına çıkmış. Adam bir savaşçıymış fakat buna rağmen eşi çok korkmuş çünkü fırtınadan kurtulmalarının imkânı yok gibi gözüküyormuş. Botları çok küçükmüş ve fırtına öylesine devasa bir büyüklükteymiş ki her an batabilirlermiş. Fakat tüm bunlara rağmen adam sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi sessiz ve sakince oturmaktaymış.

Kadın korkudan tir tir titrerken adama: ‘Sen korkmuyor musun? Bu hayatımızın son anı olabilir! Nehrin karşı tarafına ulaşamayacağız gibi gözüküyor. Yalnızca bir mucize bizi kurtarabilir, aksi hâlde ölümümüz kesin. Korkmuyor musun? Aklını mı kaçırdın’ demiş. Adam gülmüş ve kılıcını kınından çıkardığı gibi kadının boynuna hızla yaklaştırmış. Kılıç kadının boynuna o kadar yakınmış ki neredeyse kadının boynuna değecekmiş. Adam kadına: ‘Korktun mu’ diye sormuş. Bunun üzerine kadın gülmeye başlamış ve demiş ki: ‘Eğer kılıç senin elindeyse neden korkayım ki? Beni sevdiğini biliyorum.’

Adam kılıcını kınına sokmuş ve demiş ki: ‘Sana cevabım budur. Tanrı’nın beni sevdiğini biliyorum; kılıç onun elinde, fırtına onun elinde… Her ne olursa iyi olacaktır. Eğer fırtınadan kurtulabilirsek iyi, kurtulamazsak o da iyi…

Çünkü her şey onun elindedir ve o asla yanlış bir şey yapmaz.’ İşte, insanın özümsemesi gereken güven budur. Böylesi bir güven tüm hayatını değiştirebilir.

Eğer evrene güvenirsen çok geçmeden sakinleşip sessizleşeceksin; mutlu ve neşeli olup, bayram edeceksin çünkü evren bayram etmektedir. Üzgün değildir evren; bir şarkıdır o, çok güzel bir şarkı ve dans sürüp gider. Bu dansın bir parçası ol ve doğana güven; tek yol budur. Kendine güvenmekle, seni yaratan Tanrı’ya güveneceksin. Eğer kendine güvenmiyorsan, seni yaratan Tanrı’ya da güvenin yoktur.”

osho

 

Bir şeyi alıyorsan, bir şeyi ver

nil-karaibrahimgil-in-oglu-ilk-defa-goruntulendi-6806755_x_2060_o[1]

 

Yeni kuralım bu. Gitgide yükselen bir eşyalar imparatorluğunun, azla da mutlu olabilen mizacımı ele geçirmesini istemiyorum.
Kimsenin çok şeye, ‘bir tane daha’ya ihtiyacı yok.
İnsan büyüdükçe anlıyor, dükkanlarda aradığının başka şey olduğunu.
Eve gidip suluboya yapmanın, bir parfüm daha almaktan daha iyi bir şey olduğunu.
Kasada, parası neyse verdikten sonra, kolaycacık senin olan bir şey, eve götürene kadar eskiyor zaten.
İhtiyaç için almak başka. Onu ayırıyorum. Lafım, ‘bitandaa’lara.
Evdeki sonbahar temizliğiyle, bu konu üstüme üstüme geldi.
Yılların müsrifliğinden utandım.
Kendimi barbi gibi giydirip durmuşum. Halbuki çok az şeyi hep giymişim.
Torbalarda nefes alamamış elbiseler.
Kutularda dolaşmayı beklemiş ayakkabılar.
Tepelerde gökyüzü görmemiş şapkalar.
Kim aldı bunları? Ne düşünerek? Kendini mi tanımıyordu?
Bir ara kitap ayracından, diş fırçasına sahip olduğum (ki hiçbir şeye sahip değiliz aslında o da ayrı konu, onlar bize sahip.
Sonra koşarak yeni sahiplerine gidecekler naftalin kokularıyla) her şeyi yazayım dedim.
Bunun bana vereceği ıstırap o kadar çok olacaktı ki, dersimi alacaktım.
Fakat bu ceza bir insanın kendisine vermesi için ağır geldi.
Ev tıkış tıkış. Kitaplar da üstüme geliyor ama kütüphane inşa ediyoruz diye ona bir şey diyemiyorum.
Kendim için başlattığım bu ‘bitandaa’sız dünyayı, oğluma öğretiyorum.
Kamyon isterse, senin kamyonun var diyorum.
Elindekini sevmeyi, onunla bıkmadan yüzbinlerce kere oynamayı öğrense harika olmaz mı?
Yeninin kokusunun müptelası olmasa.
Bir arkadaşım evine gelen misafiri anlattı. Anne oğul gelmişler.
Oğlan bir buçuk saat bir iple -evet ip- oynamış.
O ip, ev olmuş, TIR olmuş, yol olmuş…
Kim bilir neler olmuş.
Geçenlerde, elini araba yapmış yokuşları çıkan Aziz Arif’in eline araba tıkıştırırken yakaladım birini.
Yapmayın dedim. Onun arabası var. Araba eksiği olsaydı emin olun söylerdi.
Özellikle çocuklara, minicik yaştan, ‘bitandaa’sız
yaşamayı öğretmemiz lazım.
Ne bizim ne de üzerinde yaşadığımız güzel dünyamızın bitandaa’yla baş edecek kaynağı yok.
O bitmez, doymaz bir şey.
Bu yaz, arkadaşımın 5 yaşındaki oğlu bana dönüp ‘you get what you get/ and you dont get upset’ (aldığını alırsın ve hayal kırıklığına uğramazsın) dedi, tekerleme gibi tonlayarak.
Okulda duymuş. Herhalde oyuncakların, evdeki gibi sadece onların değil, başkalarının da olduğu gerçek dünyaya hazırlık için öğretmişler.
Bir iç disiplin tekerlemesi, cebinden çıkarıp hatırlaman için.
Eşyaları tek tek yazmaya üşendim ama, fazlalıkları dağıtıp sadeleştikten sonra, her yeni gelen, bir şeye yol verecek.
Kıyafetlerde de, oyuncaklarda da.
Bir şeyi alıyorsan, bir şeyle vedalaşacaksın.
Ancak böyle boğulmadan yaşayabilir, hatta belki bir gün suluboyaya başlayabilirsin.
Marie Kondo’nun ‘Hayatı sadeleştirmek için, derle topla rahatla’ kitabında dediği gibi, eşyanızı elinize alıp ‘bu bana hala neşe veriyor mu’ diye sormak en iyisi.
Var mı artık sana neşe vermeyenin, başkasına vermesi gibisi?
Yazan: Nil Karaibrahimgil-Hürriyet

Bir şeyi alıyorsan, bir şeyi ver

55ea09f4f018fbaf4494220a[1]

Yeni kuralım bu. Gitgide yükselen bir eşyalar imparatorluğunun, azla da mutlu olabilen mizacımı ele geçirmesini istemiyorum.

Kimsenin çok şeye, ‘bir tane daha’ya ihtiyacı yok.
İnsan büyüdükçe anlıyor, dükkanlarda aradığının başka şey olduğunu.
Eve gidip suluboya yapmanın, bir parfüm daha almaktan daha iyi bir şey olduğunu.
Kasada, parası neyse verdikten sonra, kolaycacık senin olan bir şey, eve götürene kadar eskiyor zaten.
İhtiyaç için almak başka. Onu ayırıyorum. Lafım, ‘bitandaa’lara.
Evdeki sonbahar temizliğiyle, bu konu üstüme üstüme geldi.
Yılların müsrifliğinden utandım.
Kendimi barbi gibi giydirip durmuşum. Halbuki çok az şeyi hep giymişim.
Torbalarda nefes alamamış elbiseler.
Kutularda dolaşmayı beklemiş ayakkabılar.
Tepelerde gökyüzü görmemiş şapkalar.
Kim aldı bunları? Ne düşünerek? Kendini mi tanımıyordu?
Bir ara kitap ayracından, diş fırçasına sahip olduğum (ki hiçbir şeye sahip değiliz aslında o da ayrı konu, onlar bize sahip.
Sonra koşarak yeni sahiplerine gidecekler naftalin kokularıyla) her şeyi yazayım dedim.
Bunun bana vereceği ıstırap o kadar çok olacaktı ki, dersimi alacaktım.
Fakat bu ceza bir insanın kendisine vermesi için ağır geldi.
Ev tıkış tıkış. Kitaplar da üstüme geliyor ama kütüphane inşa ediyoruz diye ona bir şey diyemiyorum.
Kendim için başlattığım bu ‘bitandaa’sız dünyayı, oğluma öğretiyorum.
Kamyon isterse, senin kamyonun var diyorum.
Elindekini sevmeyi, onunla bıkmadan yüzbinlerce kere oynamayı öğrense harika olmaz mı?
Yeninin kokusunun müptelası olmasa.
Bir arkadaşım evine gelen misafiri anlattı. Anne oğul gelmişler.
Oğlan bir buçuk saat bir iple -evet ip- oynamış.
O ip, ev olmuş, TIR olmuş, yol olmuş…
Kim bilir neler olmuş.
Geçenlerde, elini araba yapmış yokuşları çıkan Aziz Arif’in eline araba tıkıştırırken yakaladım birini.
Yapmayın dedim. Onun arabası var. Araba eksiği olsaydı emin olun söylerdi.
Özellikle çocuklara, minicik yaştan, ‘bitandaa’sız
yaşamayı öğretmemiz lazım.
Ne bizim ne de üzerinde yaşadığımız güzel dünyamızın bitandaa’yla baş edecek kaynağı yok.
O bitmez, doymaz bir şey.
Bu yaz, arkadaşımın 5 yaşındaki oğlu bana dönüp ‘you get what you get/ and you dont get upset’ (aldığını alırsın ve hayal kırıklığına uğramazsın) dedi, tekerleme gibi tonlayarak.
Okulda duymuş. Herhalde oyuncakların, evdeki gibi sadece onların değil, başkalarının da olduğu gerçek dünyaya hazırlık için öğretmişler.
Bir iç disiplin tekerlemesi, cebinden çıkarıp hatırlaman için.
Eşyaları tek tek yazmaya üşendim ama, fazlalıkları dağıtıp sadeleştikten sonra, her yeni gelen, bir şeye yol verecek.
Kıyafetlerde de, oyuncaklarda da.
Bir şeyi alıyorsan, bir şeyle vedalaşacaksın.
Ancak böyle boğulmadan yaşayabilir, hatta belki bir gün suluboyaya başlayabilirsin.
Marie Kondo’nun ‘Hayatı sadeleştirmek için, derle topla rahatla’ kitabında dediği gibi, eşyanızı elinize alıp ‘bu bana hala neşe veriyor mu’ diye sormak en iyisi.
Var mı artık sana neşe vermeyenin, başkasına vermesi gibisi?

Yazan: Nil Karaibrahimgil-Hürriyet

Zülfü Livaneli’nin Kaleminden Etkileyici 10 Alıntı

zulfu-livaneli9-698x403[1]

 

1. “Onca sayfa okunur mu hiç ya? Özetlerine baktım. Bunları söylerken kucağındaki iPad’i işaret ediyordu. O zaman hayatı, aşkı, ölümü, felsefeyi, edebiyatı 140 karakterlik tweet’lerle ifade eden bir kuşakla konuştuğumu daha derinden kavradım. Aramızdaki uçurum kapanmayacak cinstendi.”

2. İnsan hiçbir umut beslemediği zaman durumu kabullenebiliyor ama kapkara bulutlar arasından iğne ucu kadar kendini gösteren bir güneş ışını belirince bütün dünyası o ışığa bağlı oluyor…

3. Ama inan bana, insanların çoğunun ruhu, bedeninden önce çürür.

4. Harese nedir, bilir misin oğlum?
Arapça eski bir kelimedir.
Bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir.
Harese şudur evladım:
Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan
üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür;
o kadar dayanıklıdır yani.
Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır.
Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar.
Keskin diken devenin ağzında yaralar açar,
o yaralardan kan akmaya başlar.
Tuzlu kan dikenle karışınca bu tat devenin daha çok hoşuna gider.
Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına
doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve.
Bunun adı haresedir.
Demin de söyledim, hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir.
Bütün Ortadoğu’nun âdeti budur oğlum, boyunca birbirini öldürür
ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz.
Kendi kanının tadından sarhoş olur

5. Sağcı, solcu, milliyetçi, enternasyonalist, tarikatçı, Fenerbahçeli, Galatasaraylı, Beşiktaşlı, genç-yaşlı, kadın-erkek, köylü-şehirli, Doğulu-Batılı, zengin-yoksul olmanız fark etmez. Yeter ki düzgün insan olun!

6. Kıskanmayı bile unutmak. Onu mutlu eden herkesi ve her şeyi sevmek. O noktada sahiplenmek biter, saf aşk kalır.

7.”Aramızdaki temel fark ne, biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar ve din görüyorsun!”. “Peki, sen ne görüyorsun bakalım?”. “İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan.”

8. Haklı olanı güçlü kılamadığımız için güçlü olanı haklı kılıyoruz…

9. Zaten dünyanın hangi köşesinde huzur kaldı ki…

10. İnsanlar bunca acı çekerken, İstanbul’da en iyi suşinin nerde yenilebileceğini konuşanlara dayanamıyordum

http://filoji.com/zulfu-livanelinin-kaleminden-etkileyici-10-alinti/

Etrafınızdaki Bazı Kişilere Dikkat Edin: Hayatınıza Giren Bazı İnsanlar Size Bir Şeyler Öğretmek İçin Gönderildi

sanatsal-sarilan-cift[1]

Bu güzel dünyada, hayatınıza giren her insanın bir sebebi vardır. İster ilahi yolla olsun ister ibretlik olsun, herkes hayatınıza bir sebep için girer ve daima ortada daha büyük bir amaç vardır. Bazen biriyle tanışırsınız ve öyle bir şey olur ki ikinizin hayatı da bir anda değişiverir ya da bu insan her şeyi allak bullak eder. İster iyi ister kötü algılayın ama her rastlantı size en iyiyi sunabilmek için gelir.

Bu gibi farklı ilişki tipleri hayatınızı ilginç hale getiren ve değiştiren şeylerdir. Bazen birileriyle tanışırsınız ve bunu hayatınız boyunca yaşadığınızı veya tevafukun(eşzamanlılık) gücünü tecrübe ettiğinizi hissedersiniz. Eşzamanlılık(tevafuk), Carl Jung’un anlamlı rastlantıları açıklayan, evrenin bize yardım etmek için işaretler ve insanlar gönderdiği inancına sahip bir kavramıdır. Kimse kimseye tesadüfen gönderilmez
Böyle derin manaları anlamak sizi daha ileriye yol almanıza ve kendiniz hakkında daha fazla şey öğrenmenize yardımcı olur.

Eğer kendinizi yitik ve kafası karışmış hissediyorsanız hayatınızı tamamıyla değiştirebilecek insanlarla tanışmaya yakın olabilirsiniz. Belki onların gelişi size ilk bakışta pek fayda etmeyecek ve daha fazla acıya sebep olacak, belki siz de alışılmadık şekilde davranacaksınız ve ancak o kişiyle yollarınız ayrıldığında bir şeyler öğreneceksiniz, Unutmayın bu tecrübelerin hepsi sizi büyütmek ve tekrar kendi yolunuza koymak içndir.

Sebep
Hayatınıza giren insanın bir sebebi vardır ve bu sebep sizin içinizde saklı bazı şeyleri ifade edebilmenizi sağlamak içindir. Hayatınızda zor bir süreçten geçiyorsanız bazı ruhsal bağlantılar gelebilir ve size bu düşünceli anlarınızda çok yardımcı olabilir. Ancak bunun için işaretleri görmelisiniz. Kendi beyninizin içine tıkılıp kalmayın. Örneğin, otobüste yanınıza oturan ve konuşmaktan kaçındığınız o yaşlı teyzenin sizinle sohbet etme çabası, size yeni ufuklar açacak bir koridorun anahtarı olabilir…

Süre
Hayatınıza sadece bir süreliğine giren insanlar olacaktır. Hayatınıza belli süreliğine giren bu insanlar sizi uyandıracak kıvılcımı ateşleyecek kişiler olabilir ya da sizin iyiliğiniz adına takip ettiğiniz yolda size bariyerler koyabilir veya yeri geldi mi sizi durdurabilir. Genellikle bu enerjik bağ o kadar güçlüdür ki çok rahatlıkla hissedersiniz. Bu kişiler bir süreliğine hayatınızda kaldıktan sonra, giderler…
Ömür
Ömürlük ilişki çok özeldir, huzur içinde akar gider ve neşe verir. Sakindir ve çılgın enerjilere ya da telaşa gerek yoktur. Bu ilişkiler size hep iyi hissettirir ve iki taraf da hayat amaçlarına ulaşmak için birbirlerine hizmet ederler. Bu ilişki tipleri bir ömür sürer, çok nadirdir ve değerlidir. Bu bir aşk vasıtasıyla da olabilir, bir arkadaş hatta aile bile olabilir.
Bu gibi bağları tecrübe ederken, insanları etkilemenin en iyi yolu rahatlayıp, kalbinizi sevgiyle doldurmaktır.

Asla ilişkileri zorlamayın, akışına bırakın. Affedin ve karşılaştığınız herkese sevgi yollayın. Hiçbir şey tesadüfen yaşanmaz; her durum, her insan ve her tecrübe sizi olmanız gereken yere götürür. Ömürlük tabir edilen, bu kişilerle ilişkileriniz bu sebepl çok ama çok özeldir.

http://filoji.com/etrafinizdaki-bazi-kisilere-dikkat-edin-hayatiniza-giren-bazi-insanlar-size-bir-seyler-ogretmek-icin-gonderildi/

Hayat Yavaş Yön Değiştiren Sürekli Akış Halidir

lanterns-lights-photo-hd-wallpaper-hd-walls[1]

Hayat Yavaş Yön Değiştiren Sürekli Akış Halidir
Yazar: Cem Şen –
20 Temmuz 2017
1.596 views
Bugünü değiştiremezsiniz!
Değiştiremezsiniz çünkü bugün geçmiş eylemlerinizin sonucudur. Hayat sürekli akan bir nehire benzer ya da manevra yapması zaman alan hareket halindeki bir gemiyi andırır. Hayatı ani yön değiştirmeye zorladığında bunu başaramaz ve hasarlara, en azından zorluklara neden olursunuz. Oysa insan hep bugünü değiştirmeye çalışır. Bu yüzden de şimdiki zamanda hissettiği duygular yüzünden aklı karışır. Şimdiki zamanda hissettikleri geçmiş eylemlerinin sonucu olduğu için şu an yaptığı eylemler ya da yatırımlar şimdiki zamandaki algılarını değiştirmez. Böyle olunca şimdiki zamanda yaptığı eylemin bir işe yaramadığını zanneder. Bu tıpkı göbekli bir insanın spor salonuna gidip kendini öldürerek agzersiz yaptıktan sonra aynadaki göbekli haline bakıp sporun bir işe yaramadığını düşünmesine benzer. Hayat yavaş yön değiştiren sürekli akış halidir.
Bugünü değiştirebilirsiniz!
Değiştirebilirsiniz çünkü şimdi hissettimlerimiz geçmiş eylemlerimizin sonucu olsa da bu deneyime vereceğimiz tepki şimdiki zamandaki irademiz, yani karmamız ile belirlenir. Karma, her tür iradi eylem anlamına gelir. İradi eylemlerin sonuçları iradi eylemi başlatan zaman akışını ve bu akışın muhatabı ya da sorumlusu (?) olan kişiyi etkiler. Hayatın akışını olumsuzdan olumluya değiştirmenin yolu şimdiki zamana tahammül etmek ve şimdiki zaman ile ilgili yorumumuzu değiştirmek ile olur.
Aynı şeyleri, onlara hep aynı tepkileri vererek değiştiremezsiniz. İlk olarak tepkilerinizi beklendik tepkilerden kurtarmalı, daha bilge tepkilere dönüştürmelisiniz. Örneğin kimse spor salonunda aynadaki göbekli insanı görmekten hoşlanmaz ama bu göbek geçmiş eylemlerin sonucudur. Buna katlanmalı, bunu bir üzüntü konusu yapmak yerine bir motivasyon aracına dönüştürmelisiniz. Şimdiki zamanda yaptığınız spor acı verici olacak ve şimdiki görüntünüzü değiştirmeyecektir. Eğer acıya katlanır ve devam ederseniz kısa süre sonra şimdiki zamandaki iyi eylemleriniz sonuç vermeye başlayacak. Sonuç almaya başlayınca aynadaki görüntünüzü biraz daha beğenecek, spordan biraz daha zevk alacaksınız. Her geçen gün spor daha zevkli olacak. Bir zamanlar uygulamakta zorlandığınız doğru eylem artık sizin için zevk verici ve daha az zahmetli bir eyleme dönüşecek. Bu sayede hayatınız yeni bir yön kazanmış olacak.
Elbette mesele kilo vermek değil. Bunu hayata ani yön değiştirtemeyeceğimizi ama şu anki yaklaşımızı değiştirerek ona yavaşça yön değiştirtebileceğimizi açıklamak için bir örnek olarak kullandım. Yine de hayatta öyle şeyler deneyimleriz ki olan biteni anlaması kilolu bir göbeği anlamak kadar kolay olmaz. Bazen karmik sonuçlar o kadar gizemli olur ki bu ızdırabı niçin çektiğimizi anlamayız. Acıdan kurtulmak için sağa sola saldırır çevremize ve kendimize zarar veririz. Kilo meselesi olsun gizemli bir karmik sonuç olsun aslında bir şey değişmez. Şu an deneyimlediğimiz şeye bir anlam, bir sebep bulalım ya da bulmayalım yapılacak şey onu kabul etmek ve ona tahammül etmektir. Ardından onu değiştirmek için şimdiki zamanda sonuç alamayacağımız doğru eylemlere başlamalıyız. Bu kararın kendisi bile şimdiki zamanda hissettiklerimizi değiştirecek, hayat nehrini yeni bir yöne doğru döndürmeye başlayacaktır.
Eylemlerinize dikkat edin. Eylemlerinize özen gösterin. Şu an yapacağınız hatalı ya da kötü bir eylemin hazzını alıp bedelini ödemeyebilirsiniz. Bugün yediğiniz o kocaman pasta dilimi bugün sizin için bir haz kaynağıdır ve bir anda göbekli bir insan olmanıza sebep olmaz. Bugün yaptığınız spor da belki acı kaynağıdır ve sizi bir anda atletik bir insana dönüştürmez. Sadece unutmayın ki kötü bir eylemin hazzını şimdi alır ama bedelini sonra ödersiniz. Haz veren her yanlış eylem geleceğe mutsuzluk borçlanmaktır. Bu sebeple iyi bir hayat yaşamak doğru eylemlerinize bağlıdır. Yanlış eylemin kalbinize sızmasına izin vermeyin. Yanlış eylemin şimdiki hazzı her zaman ona bedel ödemeden sahip olduğunuz yanılgısı ile el ele gider. İyi eylemlere yatırım yapın. Bir yanda iyi eylemler yapmayı sürdürürken iyi eylemlerinizin sonuçlarını almaya başladığınızda, kötü eylemle asla ulaşamayacağınız bereketli, mutlu ve bilge bir hayata kavuşacaksınız.

Yazan: Cem Şen

Kaynak: Derki

Kendini Geliştirmek İsteyenlere Basit Ama Etkili: ‘5 Einstein Kuralı’

einstein-resimleri[1]

İnsanlığın onbinlerce yıldır sürdürdüğü ilerleyişin kayıtlı tarihinde, çok az kişi evreni anlayış biçimimizi derinden sarsacak kadar büyük bir etkiye sahiptir. Hiç şüphe yok ki, Albert Einstein, o sayılı insanların en önemlilerinden biriyidi. Çünkü onun dünya görüşü hiçbir zaman matematik ve fiziğin belirlediği sınırlardan ibaret olmadı.
Henüz 22 yaşındayken Alp Dağları’nın kıyısında otururken, bu mükemmel doğanın altında yatan dizaynı, harika uyumu büyük bir hayranlık ve merakla izlerdi. Onun bilimsel görüşünün çağının diğer bilim insanlarının çok ötesinde olmasının sebebi belki de, buydu. Evrenin mucizelerine olan hayranlığı, onun bilimini diğerlerinden hep ayrı kıldı.

Üstün zekâsını, evrene olan hayranlığıyla harmanlayarak, adı çağlar boyu anılacak bir dâhiye dönüşen Einstein’ın kendi hayatında da, prensip edindiği ve ders alınması gereken 7 kuralını filoji.com olarak sizin için sıraladık;
1. Merakını ve iç sesini takip et.
“Benim özel bir yeteneğim yok. Sadece merak ettiğim şeyler hakkında biraz fazla tutkuluyum.”
Einstein bu sözüyle, onu hem kariyerinde hem de, iç dünyasında ileri taşıyan şeyin aslında ne olduğunu kısaca özetliyor. Bir çoğumuz kendimizi meraklı kimseler olarak tanımlayabiliriz. Ancak dürüst olmak gerekirse, çok azımız merak ettiğimiz şeyi kovalayarak, onun uğrunda bizi harekete geçirecek olan iç sesimizi dinliyoruz.
Düşünceler eşliğinde zihninize takılan merak hissini takip edin. Kendinize yeni sorular sorarak, yeni şeyler öğrenmek adına kendinize hergün meydan okuyun. Bir süre sonra git gide derine indiğinizi ve bilgi haznenizle beraber, zihninizin de genişlediğini ve farklılaştığını göreceksiniz.
2. Azimli ol ve pes etme.

“İşin sırrı, zeki olmakta değil, karşılaşılan problemler karşısında pes etmemektedir.”
Hem Einstein’ın hem de, diğer birçok başarılı insanın en belirgin özelliklerinden biri karşılaştıkları problemler karşısında pes etmemeleridir. Büyük bir başarı elde etmiş herhangi birini ele alın ve inceleyin. İstisnasız her birinin, hayatlarının belli dönemlerinde büyük zorluklarla karşılaştıklarını ve “yapılamaz” denmesine rağmen bu zorlukların üstesinden geldiklerini göreceksiniz. Unutmayın, ortada bir problem varsa, bir çözümde vardır. Onu görememeniz, çözüm olmadığı anlamına değil, çözümü bulamadığınız anlamına gelir, hepsi bu. Pes etmeyin.
3. Hata yapmaktan korkma.

“Hiç hata yapmayan kişi, yeni hiçbir şey denemeyen kişidir.”
Bu maddeyi, “birçok hata yaptım öyleyse Einstein’ın yolundayım” şeklinde yorumlamamalısınız. Einstein’ın vermek istediği mesaj bize yeni kapılar aralayacak farklılıkları deneyimlemekten korkmamamız ve iç sesimizi takip etmemiz gerektiğidir. Örneğin istifa etmek, farklı bir işe girmek, yeni bir iş kurmak, yeni bir şehre taşınmak, ya da yeni bir ilişkiye başlamak. filoji.com Bunların hepsi, her yeni başlangıç gibi belli belirsizlikler içeren şeylerdir. İşte bu noktada dürtüsel korkular yerine, iç sesimize güvenmeliyiz. Unutmayın ki, ömrünüzün sonunda gerçekten pişmanlık duyacağınız ve “keşke” diyeceğiniz şeyler, yaptıklarınız değil, yapmaya cesaret edemedikleriniz arasından çıkacak.

4. Bilgini tecrübeyle pekiştir

“Tecrübe, salt bilgiden üstündür.”
Sadece bilgi tek başına değerli değildir. Birebir tecrübe ile pekişmesi gerekir. Bunun en basit örneklerini zaten gündelik hayatlarımızda görmekteyiz. Örneğin araba sürmekle alakalı bir düzine kitap okuyarak, araba ve sürüş teknikleri hakkında üstün bilgilere sahip olabilirsiniz. Ancak edindiğiniz tüm bilgilere ve tekniklere rağmen, konu üzerinde tek bir kitap okumamış sıradan bir otobüs şoförü sizden daha üstündür. Çünkü tecrübeyle elde edilen bilgi birebir hayatın özünden kopup geldiği için oldukça değerlidir. Kendinizi her anlamda geliştirebilmek için tecrübe kazanmaktan kaçınmamalısınız.
5. Hayal gücü önemlidir!

“Mantık sizi A noktasından, B noktasına götürür. Hayal gücü ise her yere.”
Yazının en başında belirtildiği gibi Einstein’ı diğer büyük bilim insanlarından ayıran şey insan zihnine, evrenin işleyişine ve hayal gücüne beslediği derin hayranlıktı. Einstein’a göre hayal gücü çoğ kez bilgiden bile önemliydi çünkü hayal gücünü hayatın mucizelerine açılan kapının anahtarı olarak görüyordu.

http://filoji.com/buyuk-dahi-einsteinin-tum-dusunurlere-ders-niteligindeki-5-yasam-kurali/

Korkunun ta kendisi senin yeni yaşam tarzları, enerjinin akacağı yeni kanallar, yeni yönelimler, yeni yerler araştırmana izin vermeyecek

Osho-Poona2-1[1]

Korkacak hiçbir şey yok, çünkü biz kaybedecek hiçbir şeye sahip değiliz. Senden alınabileceklerin tümü beş para etmez; öyleyse korku niye, endişe niye, kuşku niye?
Bunlar asıl soyguncular: kuşku, endişe, korku. Onlar senin tüm kutlama olasılığını mahvediyor. Hâlâ dünyadayken, dünyayı kutla. Bu an mümkünken, onu sonuna kadar kullan. Korku yüzünden biz çoğu şeyleri kaçırırız. Korkudan dolayı biz sevemeyiz, ya da sevsek bile o her zaman yarım gönüllüdür, o her zaman şöyle böyledir. O daima belirli bir dereceye kadardır ve bunun ötesine geçmez. Biz hep ötesinde korktuğumuz bir noktaya kadar geliriz, böylece oraya yapışıp kalmışızdır. Korku yüzünden dostluğun içine derinlemesine ilerleyemeyiz. Korkudan dolayı derin bir şekilde istekte bulunamayız.
Bilinçli ol, ama asla sakıngan olma. Aradaki ayrım çok zor fark edilir. Bilinç korkunun içinde köklenmez. Sakınganlık korkuda kök salar. Kişi asla hata yapmamacasına öyle tedbirlidir ki, ama o zaman kişi çok uzağa gidemez. Korkunun ta kendisi senin yeni yaşam tarzları, enerjinin akacağı yeni kanallar, yeni yönelimler, yeni yerler araştırmana izin vermeyecek. Sen her zaman aynı patika üzerinde tekrar ve tekrar yürüyeceksin; bir ileri bir geri mekik dokuyacak- sın ― tıpkı bir yük treni gibi!..
OSHO

Kendinize şunu sorun: Yaptığım şeyde sevinç, rahatlık ve hafiflik var mı?

22448543_1329012423874925_8138218961273317984_n[1]

Kendinize şunu sorun: Yaptığım şeyde sevinç, rahatlık ve hafiflik var mı?
Eğer yoksa, zaman şimdiki anı örtüp karartıyor ve yaşam bir yük ya da bir mücadele olarak algılanıyor demektir.
Eğer yaptığınız şeyde bir sevinç, rahatlık ya da hafiflik yoksa, bu ille de yaptığınız şeyi değiştirmeniz gerektiği anlamına gelmez. Nasıl’ı değiştirmek yeterli olabilir.
“Nasıl” daima “ne”den daha önemlidir. Elde etmek istediğiniz sonuçtan çok, bunu nasıl yaptığınıza daha fazla dikkat verip veremeyeceğinize bakın. En büyük dikkati yaşanan anın sunduğu şeye verin. Bu, olanı tamamen kabul ettiğiniz anlamına gelir, çünkü siz en büyük dikkati bir şeye verip de aynı zamanda ona direnemezsiniz.
Siz şimdiki anı onurlandırır onurlandırmaz, tüm mutsuzluk ve mücadele ortadan kalkar ve yaşam sevinç ve huzurla akmaya başlar. Şimdiki-anın farkındalığıyla davrandığınızda, yaptığınız her şey -en basit eylem bile- bir nitelik, özen ve sevgi duygusuyla dolu hale gelir.
Eckhart Tolle – Şimdinin Gücü

Hakan Günday’ın Kitaplarından İnsana Boşluktan Düşüyormuş Etkisi Yaratacak 30 Sözü

hakan-günday-daha[1]

Yeraltındaki hayatları mürekkebe bulayıp kitaplarında sunan yazar Hakan Günday.
Yaşamın gölgesine ekilen hayatların acıyla sulanarak büyümesini, varoluştan yok oluşa uzanan o keskin ince ipin üzerinde cambazlık yapmaya çalışan insanları kalemiyle okuyucuya yansıtıyor.
Biz de Hakan Günday’ın kitaplarında yer alan 30 vurucu sözü sizler için derledik.
1. “Sıfırdan hayatlarını yaratmış insanların hikayeleri kadar, hayatlarından bir sıfır yaratmış olanlarınki de gösterişlidir.” (Piç)

2. “İnsanın kullandığı ilk alet de başka bir insandı.” (Ziyan)

3. “Kendinden ilham alan kişi her şeyi yapabilir. Bir sanat eseri olarak yaşar ve kendinden eser kalmaz.” (Malafa)

4. “Yaşarken ölmeyi, ölerek yaşamayı sadece uykusuzlar bilir. Gözlerinin altındaki her küçük torba, hayalleriyle doludur.” (Kinyas ve Kayra)

5. “Dünyada aslında iki ırk vardır: Dolandırılanlar ve tecavüz edilenler.” (Kinyas ve Kayra)

6. “Bir yerde okumuştum, her basamak dört saniye hayat uzatıyormuş. Asansöre binerek intihar mı etseydim?” – Kinyas ve Kayra

7. “İntihar,akla düşen bir damla asittir.” – Ziyan

8. “Hiçbir yere ait olmayanları iyi tanırım. Her yere aitmiş gibi davranırlar.” – Kinyas ve Kayra

9. “Tek istediğim bütün düşündüklerimi içinde barındıran beynimi bedenimden yırtıp uzay boşluğuna fırlatmak.” (Kinyas ve Kayra)

10. “Kendimi beyaz kadranlı, Roma rakamlı bir duvar saatindeki saniye çubuğu gibi hissediyorum. Sadece dönüyorum. Zamanın kendisiyim.” -Piç

11. “Oysa hayat, her bölümünde ayrı bir hikayenin döndüğü neşeli bir dizi değil, sonunda herkesin öldüğü ve katilin bulunamadığı sıkıcı bir filmdi.” Kinyas ve Kayra

12. “Sonunda Tanrı sıkıntıdan patlamıştır. Buna da big bang denir” – Azil

13. “Çelişki, göldeki çatlağa saplanıp donmaya başlamandır. Çelişki, yardım istemek için açtığın ağzına dolan sudur.” – Azil

14. “Dünyanın en çabuk geçen, geçer geçmez de en hızlı yakalanılan hastalığına sahipti: Umut.” – AZ

15. “Onu görmek için altı saat yol almam gerekiyordu. Bir sabah, treni kaçırdım. aşık olmaktan vazgeçtim.” (Kinyas ve Kayra)

16. “Kurtulmaya gelmedik dünyaya. Daha da saplanmak için buradayız. Dibine kadar. Onun için çürüyor bedenlerimiz ölünce.” [Kinyas ve Kayra]

17. “Sorarlarsa “ne yaptın bu dünyada?” diye, rahatça verebilirim yanıtını. Yalnız kaldım, kalabildim!” [Kinyas ve Kayra]

18. “Doğu’da kızlar, kadın doğar. Ecellerinden önce ölürler.” (Ziyan)

19. “Hakkımda bir şey bilinecekse doğum ve ölüm tarihim yeterlidir. Çünkü aradaki tire kadarım.”

20. “Hayat yatılı bir misafirlik değil, günübirlik gidilen piknikti.” Azil

21. “Ve en büyük acının kendininki olduğunu düşünüyorsun. Dünyadan habersiz tüm gerizekalılar gibi.” -Kinyas ve Kayra

 

22. “Unutma ki zaman, gidecek yeri olmayanların evidir. Sadece zaman onları ileriye taşır.” (Azil)

23. Manzaradan değildi cam kenarını sevmesi. Yanında bir insan az olması demekti. Öğreniyordu Derda. Ne kadar az, o kadar iyi.” (Az)

24. “İnsanları çaresiz bırak, iç organlarından roket yaparlar!” -Daha

25. “Bir insanı sevdiğini düşünmek, ona bunu söylemek ve ardından sarılmakla anlatılamayacak kadar mükemmeldir.” (Azil)

26. “Çok mutsuz sonların birinci şartı çok mutlu başlangıçlardır.” (Piç)

27. O kadar iyimserim ki, Pollyanna benim yanımda uyuşturucu bağımlısı bir fahişe gibi kalır… – Kinyas ve Kayra

28. “Türkiye caza benzer. Bir sonraki notanın ne olduğunu tahmin edemezsiniz. Ve bu yüzden dinlemeye devam edersiniz.” (Malafa)

29. “Hayatta kimseye hiçbir şeyi tam olarak anlatamayacağını anlamıştı. Biri için ölüm kalım meselesi olan, diğerinin gözünde toz kadardı.” (AZ)

30. “Acı dedim. Adama gözeneklerini bile hissettiriyor. Güldü. Bir hıçkırık gibi…” (Ziyan)

Kaynak: Liste liste

 

 

 

 

Bir Modern Çağ Filozofu Olan Ferhan Şensoy’dan Hafızaya Kazınacak 13 Aforizma

rasim-oztekin-kavuk_5477[1]

Ferhan Şensoy, ülkemizin gelmiş geçmiş en iyi tiyatrocularından biri. Çoğu kişi tarafından kuvvetli mizah yönüyle bilinse de, bir tiyatrocudan öte adeta bir filozof. Bu cümleleri okuyunca insan “anlam” denilen kavramın ağırlığını bir kere daha fark ediyor.
1. “Hiçbir okul, mesleğinin erbabını mezun etmez; o mesleği seçmeye niyetli adaylar yetiştirir.”

2. “Dostluklar meyhanelerde perçinleniyor. İçmeden sevemiyoruz birbirimizi. Çok insancıl bir durum değil yani ayık halimiz.”

3. “Cinayet dediğin illa da kanlı bıçaklı olmak zorunda değildir; aşk da bir cinayettir.”

4. “Düşünmek bir tuzaktır, akıl dürter huzuru. Mutlu yaşamak için, aptal olmak gerekli.”

5. “Çok kadınlar bilmek gerek, bir kadının kıymetini bilmek için…”

6. “Kendi üstüne basa basa attığın her adım, her yeni günde tükenen geceden kalma umutların… Adına hayat diyorlar işte gün görmeden yaşamanın.”

7. “Rıza ancak aksini tercih ettiğinizde ezilmeyeceğiniz, aç kalmayacağınız, dışlanmayacağınız, dövülmeyeceğiniz şartlar sağlandığında rızadır.”

8. “Olduğun yer ne kadar yüksekte olursa olsun, en büyük lüks bırakıp gitmektir.”

9. “Birileri bir şeyleri düşünmek zorunda ki birileri bir şeyleri düşünmesin.”

10. “Eğer güçsüzsek güçlü olmaya her sabah yeniden ant içmenin anlamı yok. Ant da içki gibidir; fazla içilmemeli, her şeyin fazlası sakıncalı”

11. “Aptalların en akıllı tarafı, onlar hiç vakit kaybetmez, başkalarının vakit kaybetmesini sağlar ve bu konuda harıl harıl çalışırlar.”

12. “Hiç kitap okumayan birinin, hayatının sonunda kitap sayfası olan ağaçtan ne farkı var kımıldayan canlı olarak?”

13. “İnsan bir güzelliğin farkına varamıyorsa, o güzelliği hak etmiyor demektir.”

kAYNAK: LİSTELİSTE

George Bernard Shaw’dan Sizi Kendinize Getirecek 10 Söz

George-Bernard-Shaw1-e1488714077687[1]

 

Öncelikle bu ünlü İrlandalı yazar hakkında kısa bir bilgi vermek isterim. Resmi eğitime karşı bir tutum sergileyen Bernard Shaw, sigaraya ve alkole karşı hayatı boyunca uzak bir tutum sergilemiş aynı zamanda vejetaryen bir yaşam biçimini benimsemiştir. Hayatı boyunca 60’dan fazla oyuna imza atmıştır. 1925’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü, 1938’de Pygmalion ile Oscar’ı alarak, bu iki ödülü de alabilen ilk ve tek insan olmuştur. Sosyalizm ve kadın haklarının koyu bir savunucusu olmuştur.1950 yılında yani 94 yaşına geldiğinde ise talihsiz bir kaza sonucu oluşan yaralarının iyileşmemesinden dolayı birkaç gün sonra vefat etmiştir.
Onun anısına bazı güzel sözlerini sizinle paylaşmak isterim.

 

1. Bazı insanlarla yüzleşmek zordur, haksız çıkarsın. Çünkü onların galip gele
cekleri ikinci bir yüzleri daha vardır.
2. Suskunluk, aşağılamanın en iyi anlatım biçimidir.
3. Bir kez kalp kırıldı mı, geriye dönüş yoktur bunun. Hiçbir şeye aldırmaz olursunuz. Mutluluğun sonu, huzurun başlangıcıdır bu.
4. Eğer yürüdüğün yolda engeller yoksa o yol seni bir yere götürmez.
5. Dünyada iki tane trajedi vardır. Biri kalbinizdeki tutkuyu yitirmek, diğeri ise kaybettiğiniz tutkuyu geri kazanmaktır.
6. Attığınız tokada karşılık vermeyen kişiden sakının: o hem sizi bağışlamaz hem de kendinizi bağışlamanıza olanak bırakmaz.
7. Yaşlandığımız için oyun oynamayı bırakmayız, oyun oynamayı bıraktığımız için yaşlanırız

8. Benim şaka tarzım doğruyu söylemektir. Doğru dünyadaki en komik şakadır.
9. Biz iki hırsız arasında kendimizi ifade ederiz. Düne ait üzüntüler ve yarına ait korkular.

10. Bütün zekâmı, yeteneğimi, şöhretimi, eserlerimi akşam eve zamanında gelip gelmeyeceğimi merak eden bir kadın için feda edebilirim!

http://filoji.com/george-bernard-shawdan-sizi-kendinize-getirecek-10-soz/

Sigmund Freud’dan 1 Dakikada Okunacak 10 Düşündürücü Söz

sigmaund-freud-sozleri[1]

 

Bazı sözler yüreğimize dokunur, bazı sözlerde kendimizi buluruz. Bazı sözleri hayatımızın merkezine koyar; motive oluruz. Özellikle düşünürlerin, felsefecilerin, filologların ya da bilim adamlarının söylediği sözler tecrübe ve bilgi kokar. İnsanların hayatlarına dokunur: Yaşanmışlıkları ya da kendi tecrübeleri akıllarına gelir. Yol göstericidir kimi sözler; kimi sözler ise ders verici.
Psikanalitik kuramın kurucusu Sigmund Freud’un sözleri de hayatın içinden. Freud, yaşamı boyunca insanlığın ve hayatın gerçekleriyle cebelleşmiştir. Anlamı ve mutluluğu sorgulamıştır. Bilinçaltıyla ilgilenmiştir. Bizlere söylediği her söz önemlidir. Birkaç Freud imzalı söz:

1. Bir insan bir yere bakıyorsa orada ilgilendiği bir şey vardır. Bir insan bir yere hiç bakmıyorsa orada ilgilendiği bir şey kesinlikle vardır.
2. Mutsuzluğu tatmadan hep mutlu olmak istersin. Oysa nelerin seni mutsuz ettiğini bilmeden, nelerle mutlu olacağını bilemezsin.

3. İnsanın sağlığını koruyan iki faktör vardır: İşini sevmesi ve hayatı sevmesi.

4. Bir puro, bazen sadece bir purodur…

5. ‘An’ asla bir şeyi veremez: Anlamı. Mutluluğun ve anlamın yolları aynı değildir.

6. Bilinçaltın unutmak üzere olduğun şeyleri hatırlatır.

7. Vicdan dediğimiz şey, içimizde alevlenen belli bir arzunun, dış dünya tarafından reddedildiğinin iç dünyamız tarafından algılanmasıdır.

8. Sevildiğinden emin olunca insan, ne kadar da cüretkar oluyor.

9. Deli, uyanıkken rüya gören kimsedir.

10. Aslında unutmak; artık acıyı hissetmemektir. Çünkü yapılanları zihinsel olarak unutmak fizik kurallarına göre mümkün değildir.

http://filoji.com/sigmund-freuddan-hayatiniza-dokunacak-sozler/

40’ına Yakın Ya da 40’lı Yaşlardaki Kadınların Hayat Felsefesi Haline Gelen 6 Şey

kadın2-768x386[1]

 

İnsan yaş aldıkça hayatının daha da kötüye gideceğini düşünse de aslında tecrübe kazanarak hayatını en iyi şekilde nasıl yaşayacağını öğrenir. Bazılarına yaşamın tadını çıkarmanın yaşlanmayı gerektirmesi sinir bozucu gelebilir. Ama hayatın kanunu budur. Zaman geçer, biz yaşlanırız ve her yaş bize birçok şey katar. 40 yaş tam da hayatımızı yönlendirip, sorumluluklarımızı gerçekleştirip kendimize yöneldiğimiz yaşlardır. Bir kadının kendini en iyi tanıdığı yaştır. Bir kadın artık 40 yaşına geldiğinde birçok şeyin farkına vardığı için başka bir sayfa açar hayatında. İşte 40. yaşın bir kadına kattıkları;
1. Kendini daha iyi tanır.

Ergenlik çağını çoktan geçmiş, gençliğini dolu dolu yaşamış, iyisiyle kötüsüyle yetişkin olmanın verdiği acıyı tatmış bir kadın artık kendini çok iyi tanımıştır. Evliyse, çocuklarını da büyütmüşse sorumlulukların en güzelini yerine getirmiştir. Eğer çalışıyorsa, zamanı geldiğinde işinden emekli olup hayatının geri kalanını istediği şekilde nasıl yaşayacağını bilir.
2. Kendini sever.

Çocukluğunda sevmeyi öğrenmemiş, sevgi görmemiş olan bir insan yetişkin olduğunda hayatının bazı dönemlerini bocalayarak, kendine güveni olmadan, hatta kendine acıyarak, sevilmediğine inanarak geçirir. 40 yaşına yaklaştığında artık kendisini sevmenin hayatının geri kalanını huzurlu geçirmesi için yeteceğini öğrenir. İnsanlardan sevgi görmeyi beklemez çünkü hayatını bunu bekleyerek geçirmemesi gerektiğini de yaş aldıkça öğrenmiştir.
3. Hayatında kalmasını istediği insanlar için çaba göstermez.

Bir kadın bir erkeğe nazaran çoğu zaman daha duygusaldır. Dostluklarında, aşk hayatlarında, aile meselelerinde genelde duygusal kararlar almaya meyillidirler. Bu onların bazen zayıf yönleri olur. Bazense en doğru kararlarını duygularını dinlediklerinde alırlar. En önemlisi de hayatından zehirli otları koparıp atmadaki cesaretleridir. Zaten onları gerçekten seven insanları hayatlarında tutmak için bir çaba harcamak zorunda olmadıklarını bilirler. Bu yüzden kendilerini yıpratmazlar.
4. Başkalarının ne düşündüğünü önemsemez.

 

Uzun zamandır başkalarının ne dediğine göre hayatını yaşayan bir kadın bile 40 yaşına yaklaştığında artık ömrün kısa olduğunu düşünmeye başlar. Artık kendi istediği şekilde hayatını yaşamak ister ve başkalarının söylediklerine pek aldırmaz. Hatta bunu daha önceden yapmadığı için pişman olur. Bundan sonra yaşayacağı günler için gençken olduğu kadar maceralı hevesleri değil, daha yerinde ve huzurlu bir yaşam tercih eder.
5. Daha anaç ve sevgi dolu bir insan olmaya başlar.

40 yaşına yaklaştıkça, daha olgun düşünen bir birey haline gelir insan. Hayatını daha çok sorgulamaya başlar. Ne olursa olsun şükretmeyi öğrenir. Sevdiklerinin kıymetini daha iyi bilir. Sahip olduklarına daha bir sıkı sıkıya bağlanır ve onlar için hayata minnet duyar. Sevgisini göstermeye daha da istekli olur. Gurur, kin, kibir gibi duygulardan sıyrılmayı daha iyi öğrenmiştir. Karşılık beklemeden sevmeyi ve bunun ruhuna nasıl iyi geldiğini tecrübe etmiştir.
6. Ruhun yaşının olmadığını bilir.

Yaş almaya başladığını bilse de önemli olan şeyin aslında ruhun genç kalması olduğunu düşünür. Bu yaşlardaki kadınlarla sohbet etmek bile güzel gelir. Yeri geldiği zaman çocuklaşmayı, yeri geldiği zaman genç bir kız gibi davranmayı, yeri geldiğindeyse olgun bir kadın olmayı iyi bilir. 40 yaşında olan bir yakınınız varsa onunla geçireceğiniz zamanların size neler kattığını göreceksiniz. Çünkü aslında ne yaşlıdırlar, ne de genç. Sizi en iyi onlar anlar bazen. Bu yüzden kafanız karıştığında veya yüreğiniz sıkıştığında 40 yaşını almış bir kadından daha iyi bir dert ortağı yoktur.

http://filoji.com/40-yasindaki-kadinlarin-hayat-hayat-felsefesi-olmus-6-sey/