Üşüdüysen söyle sevgilim, Seni bir kat daha seveyim…

Üşüdüysen söyle sevgilim, Seni bir kat daha seveyim… *Cemal Süreya*

Kuzu İse Kurda Aşık…

Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine…

Sanmasınlar Yıkıldık…

Konuşmadan evvel düşün. !

“Konuşmadan evvel düşün. !

Gereği var mı?

Gerçek midir?

Şefkat barındırıyor mu?

Kimseyi incitebilir mi? …

Sessizliği bozacak kadar değerli mi..?”

Sai Baba

Görünüş, sadece giydiğim bir elbisedir…

Dostum, göründüğüm gibi değilim. görünüş sadece giydiğim bir elbisedir. senin sorgularından beni, benim kayıtsızlığımdan seni koruyan, özenle örülmüş bir elbise.

benim içimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik içinde oturur, sonsuzluğa dek kalacak orada, doyulmaz, erişilmez. ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim- çünkü sözlerim senin aklından geçenlerin dile getirilmesinden, yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir. ‘rüzgar doğuya esiyor’ dediğin zaman ‘evet, doğuya esiyor’ derim: çünkü düşüncelerimin rüzgarda değil, deniz üzerinde dolaştığını bilesin istemem.

denizlerde gezen düşüncelerimi anlayamazsın, zaten anlamanı da istemem. bırak denizimle başbaşa kalayım. senin için gündüz olduğu zaman dostum, benim için gecedir: böyle olsa da ben yeşil tepelere değerek oynayan öyle vaktini, vadiden süzülen mor gölgeleri anlatırım; çünkü sen ne karanlığımın türkülerini duyabilir, ne de yıldızlara çarpan kanatlarımı görebilirsin-görmemenden, duymamandan hoşnudum ben. bırak gecemle başbaşa kalayım.

sen cennetine yükselirken ben cehennemime inerim- o zaman bile bu ulaşılmaz uçurumu ötesinden bana seslenirsin,’arkadaşım, yoldaşım’ ben de sana seslenirim, ‘yoldaşım, arkadaşım’-çünkü cehennemimi görmeni istemem. alevler görüşünü yakacak, duman burnuna dolacaktı. senin gelmeni istemeyecek kadar çok severim cehennemimi.bırak, cehennemimle başbaşa kalayım. sen gerçeği, güzeli, doğruluğu seversin; ben de sen hoşnut olasın diye bunları sevmenin yerinde ve iyi olduğunu söylerim ama içimden senin sevgine gülerim.

gene de gülüşümü göresin istemem. bırak kahkahalarımla başbaşa kalayım. dostum, sen iyi, ihtiyatlı, akıllısın; hayır sen eksiksizsin- ben de seninle ölçülü ve düşünerek konuşurum.

oysa ben deliyim. ama gizliyorum deliliğimi. bırak deliliğimle başbaşa kalayım. dostum, sen benim dostum değilsin, ama ben bunu sana nasıl anlatacağım? benim yolum senin yolun değil, gene de birlikte yürüyoruz elele.

Halil Cibran

Sevmediklerinize sabretmedikçe,Sevdiklerinize kavuşamazsınız.!!!

Sevmediklerinize sabretmedikçe, Sevdiklerinize kavuşamazsınız.!!! Hz.Muhammed (s.a.v)

Birisi ile savaşmak çok tehlikelidir çünkü düşmanına benzersin.

Birisi ile savaşmak çok tehlikelidir çünkü düşmanına benzersin.

Bu insanlığın en büyük problemlerinden birisidir.

Birisi ile savaşmaya başladığında yavaş yavaş aynı teknikleri, aynı şekilde uygulamak zorundasın.

 O zaman düşman yenilgiye uğratılabilir ama onun yenildiği zaman geldiğinde, sen kendinin düşmanı olmuşsundur…

 Sadece yüzeysel şeyler değişir, derinde aynı çatışma sürer. Çatışma insanın içindedir. O orada çözülmediği sürece, başka hiçbir yerde çözülemez.

Politika senin içindedir; o zihnin iki kısmı arasındadır. Savaş dışarıda değil , savaş senin içindedir.

Ve benim anlayışım şudur: Sağ ve sol yarıküreler arasındaki içsel savaşı çözmediğin sürece asla huzur içinde sevemeyeceksin – asla- çünkü içsel savaş dışarıya yansıtılacaktır.

 Osho

En büyük cezaevi, cahil bir insanın kafasının içidir…

Yolda iki kişi karşılaşıp sohbetlerine kaldıkları yerden devam ediyorlarsa; onlar dosttur

Demiş ki Mevlana;

Yolda iki kişi karşılaşınca sadece selamlaşıyorlarsa; onlar tanıdıktır,

Yolda iki kişi karşılaşınca selamlaşıp hal hatır soruyorlarsa; onlar arkadaştır,

Yolda iki kişi karşılaşıp sohbetlerine kaldıkları yerden devam ediyorlarsa; onlar dosttur

Kendime eziyet etmiyorum.

Kendime eziyet etmiyorum.

Yaralarımın üzerlerine ancak cesaretle gidersem,

İyileşebileceğini uzun zaman önce öğrendim…

-P. Coelho

TASAVVUF’TA 4 KAPI VARDIR

1- Şeriat Kapısı
 2- Tarikat Kapısı
 3- Marifet Kapısı
4- Hakikat Kapısı …
Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek Hakikate ulaşılır.
Öğrencilerinden biri Mevlana’ya sormuş; “Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?” “Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş.
Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım.”
 **** Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş. Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana’nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var.
Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış. Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.
Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş.
Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş.
Öğrenci Mevlana’ya dönmüş, olanları anlatmış.
 Mevlana; “İşte sana istediğin örnekler…. – Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi. Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.
– İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi. “Sana kötülük yapana bile iyilik yap”. Onun için döndü, oturdu.
 – Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir. İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır. Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.
– Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir. Onun için dönüp bakmadı bile…

Vasiyetimdir; Herşeyimi zamana bırakıyorum…

 

 

Vasiyetimdir; Herşeyimi zamana bırakıyorum…

( Ece Ayhan )

Sular Hep Aktı Geçti…

Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı…

Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında ara
maktı.

Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor. İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.
…Önce yalnızdık.
9 ay boyunca karanlık bir yerde dışarı çıkmayı bekledik ve dünyaya ağlayarak geldik.
Pişman gibiydik. Ya da mecburen gelmiş gibi.
Biraz büyüdükten sonra, kendimizi bildiğimiz anda,

içimizi kemiren, kalbimizi kurcalayan

o tuhaf duyguyu hissettik: Bir yerde bir eksik var dedik.
Korktuk.
“Bunun sebebi ne?” diye sorduk kendimize.

Cevabı yapıştırdık: “Demek ki sahip olmadığımız bir şeyler var. O yüzden eksiklik hissediyoruz”.
Peki, neye sahip olmamız gerekiyor?
Çocukken “yaşımız küçük” diye düşündük.

Her istediğimizi yapamıyoruz. Kurallar, yasaklar var.

Büyüyünce her şey yoluna girecek.
Büyüdükçe bir şey değişmedi. Yine huzursuzduk.

İçimizden bir ses aynı sözcükleri fısıldıyordu:
“Bir eksik var. Kafamız karıştı. Nasıl kurtulacağız bu iğrenç duygudan? Nasıl geçecek bu? “
Aklımıza yeni cevaplar geldi:

Okulu bitirince geçecek.

İşe girince geçecek.

Para kazanınca geçecek.

Tatile gidince geçecek.
Okulu bitirdik.

Diploma aldık.

İşe girdik.

Kartvizit aldık.

Çalıştık.

Para kazandık.

Taşındık.

Araba aldık.

Çalıştık.

Eve yeni eşyalar aldık.

Tatile gittik.

Dans ettik.

Terfi ettik.

Kartviziti değiştirdik.
Daha çok çalıştık.

Daha çok para kazandık.

Çalıştık. Çalıştık. Geçmedi.

“Bir yerde bir eksik var” hissi, hala orada duruyordu.
Bu sefer de “Sevgilimiz olunca geçecek” dedik.

“Yalnızlığımız sona erince bu illetten kurtulacağız.
Beklemeye başladık.

Derken, biri çıktı karşımıza aşık olduk.

Ve anında başka biri olduk.
Daha güçlü, daha güzel, daha akıllı biri.

Hesap cüzdanları, kartvizitler, hatta ilaçlar bile böyle hissetmemizi sağlamamıştı.
Sevgilimizin gözlerinde, daha önce bize verilmemiş kadar büyük sevgi ve hayranlık gördük.
Sevgilimizin gözlerinde Tanrı”” yı gördük. Işığı gördük.

“Tünelin ucundaki ışık bu olmalı” diye düşündük “kurtulduk”.
Sonra bir gün, daha dün bize deli gibi aşık olan insan çekip gidiverdi.
Ya da artık eskisi gibi sevmediğini söyledi.

Ya da başka birine aşık olduğunu söyledi.

Ya da daha kötüsü, başka birine aşık oldu ama söylemedi.
Telefonu açmamasından, elimizi tutmamasından, sevişmemesine bahane bulmak zorunda kalmamak için biz uyuduktan sonra yatağa gelmesinden anladık, bir terslik olduğunu.
Belki de sevmekten vazgeçen veya terk eden sevgilimiz değildi, bizdik.
Fark etmez. Sonuçta aşk bitti.

Şimdi her yer bomboş. Şimdi tekrar yalnızız.

Başladığımız yere döndük.
Yıllarca uğraştık, eksiğin ne olduğunu bulamadık.

Halbuki her şeyi denedik, her yere baktık.
ÖYLE Mİ? Bakmadığımız bir yer kaldı.
İçimize bakmadık.
Eksik parçayı dışarıda aradık ama içimizde saklı olabileceğini akıl etmedik.
Birilerini sevdik, birileri bizi sevsin diye uğraştık ama kendimizi sevmedik.
Şaşıracak bir şey yok, tabii ki sevmedik.
Kendimizi sevsek bu kadar koşturur muyduk?

Canımız yanmasın diye duvarların ardına saklanır mıydık?
Kendimizi boş sanıp doldurmaya uğraşır mıydık?

Terk edilmekten korkar mıydık?
Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı.
Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.
İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.
“Herkes beni sevsin” diye uğraşınca kimse gerçekten sevmiyor, herkes sevgisine şart koyuyor, sınır koyuyor.
Oysa “kendime duyduğum sevgi bana yeter” diye düşününce, kendimizi olduğumuz gibi kabullenince yarım tamamlanıyor.
Her şey bir oluyor. İşte o zaman perde aralanıyor.
Acı diniyor.
İşte o zaman başka ””bir””i bir araya gelerek, hesabın kitabın, korkunun kaygının hüküm sürdüğü sahte bir sevgi yerine, gerçek bir sevgi yaratılabiliyor.

                                                 CAN DÜNDAR