YARIM KALMIŞ BİR AŞK … MEÇHULE GİDEN BİR GEMİ …..

26230620_10212433963499131_7696178454684180872_n[1]
“Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.”
Yahya Kemal’e ait olan bu şiir ile lise yıllarında edebiyat derslerinde
karşılaşmayanımız yoktur. Hep bir ölümün ardından söylendiği vurgulanır şiir
anlatılırken ama işin arka boyutu tam da böyle değildir. Her şiir aslında bazen yarım kalan bir hikayenin bazen bitmemiş bir aşkın dışa aktarılmış, sözlere dökülmüş halidir.
Yahya Kemal Divan şiiri geleneği ile yeniyi bilen bunları sentezleyen dönemin en
büyük şairidir. Akademisyen, şair… Yaşadığı dönemin en büyük şairlerinden biri.
Darülfünun’da (İstanbul Üniversitesi’nin o dönemki adı), bir dönem de Bahriye
Mektebinde ders verir.
Daha ismi yeni yeni duyulacak olan geleceğin büyük şairi Nazım Hikmet’e ders
vermek için Nazım’ın evine gelip gider. Hatta Nazım‘ın bir kedi üzerine yazdığı şiiri beğenir ve kediyi görmek ister ve kediyi gördükten sonra Yahya Kemal “Sen bu pis, uyuz kediyi övmesini biliyorsun, şair olacaksın” der.
Yahya Kemal ders vermek için eve gelip gider. Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım o dönem de güzelliği ile dillere destan bir ressamdır. Eşinden ayrılmış genç, güzel ve dul bir kadındır. Yahya Kemal ile Celile Hanım arasında duygusal bir bağ oluşur.
Yahya Kemal hovarda bir adam hiç olamamıştır. Duygusal bakan, seven adamdır o. Öyle ki Celile Hanım’ı kıskanır her davete, her yere gitmesine karşıdır.
Celile Hanım’da boş değildir. Bu kıskançlık belirtisi tatlı gönül koymalara,
yasaklara uyar. Öyle ki aralarında mektuplaşmalarda Celile Hanım “Canımın içi pek göresim geldi” diye sözler sarf edecek kadar bağ kurmuştur.
Nazım Hikmet daha lise çağında genç bir delikanlıdır. Annesi ile hocası arasındaki bu münasebeti onaylaması mümkün değildir ve bir gün hocasının vestiyerdeki paltosunun cebine “Hocam olarak girdiğiniz bu evden babam olarak çıkamazsınız” diye not bırakır. Tehdit etmenin en kibar hali bu olsa gerek. Yahya Kemal’in bu nottan sonra çekindiği ve uzak kaldığı anlatılır. Celile Hanım’ın kadın başına cesurluğuna rağmen Yahya Kemal uzaklaşmış ve münasebeti kesmiş, ama Celile Hanım’a olan duygularını içten içe bohem bir tarzda sürdürmüştür.
Celile Hanım’a bir mektup gider. Evlenme teklifi beklerken umulmadık bir veda olur bu mektup. İstanbul’dan uzaklaşmak en çıkar yoldur. Paris’e gidip resim üzerine çalışmak ister. Güçlü kadın Celile Hanım Paris’e giderken limandan kalkan gemiyi hüzünlü bir çift göz izlemektedir. İşte Yahya Kemal hüzünlü yarım kalmış bir aşka veda ediyordur limanda ve hepimizin bir ölüm üzerine yazılmış olduğunu sandığımız mısraları yarım bırakılmış, cesaret bulamayınca sönmüş bir aşkın ölümü üzerine yazmıştır, sevdiği kadına uzaktan bir veda ile.
“Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.”
Bundan sonra hayatına başka kadınlar da girmiş ama hiçbiriyle evlenmeyi
düşünmemiştir. Kendisini cezalandırmıştır. Değil evlenmek, bir ev sahibi dahi
olmamıştır. Hayatı otel odalarında, pansiyonlarda geçmiştir Yahya Kemal’in.
Yahya Kemal Paris’te Fransız şairlerinin bohem havasını almaktansa Moskova’dan materyalist, maddeci bir ruhu kapsaydı belki de yarım kalan bir aşk olmayacaktı.
Belki de, bu şiir hiçbir zaman yazılmayacaktı.
Ve belki de, gerçekten kavuşamamaktır aşk…

TASAVVUFTA 4 KAPI VARDIR VE HER KAPININ 10 MAKAMI VARDIR

0x0-2[1]

 

1- Şeriat kapısı
2- Tarikat Kapısı
3- Marifet Kapısı
4- Hakikat Kapısı
Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek Hakikate ulaşılır.

Öğrencilerinden biri Mevlana’ya sormuş;
“Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum.
Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatırmısınız?
Mevlana:
“Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışanan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş.Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım.”

Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş.
Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasına dönmüş ve daha kuvvetli bir
tokatla Mevlana’nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri
dönecek ama hocasına itaat var.

Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa
kalkıp elini kaldırmış.Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.
Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış.

Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalşþmasına devam etmiş.

Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına
devam etmiş.

Öğrenci Mevlana’ya dönmüş, olanları anlatmış.

Mevlana;
“işte sana istediin örnekler….
– Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi. şeriatta ksasa ksas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.
– İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam
tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi.
“Sana kötülük yapana bile iyilik yap”.Onun için döndü, oturdu.
– Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir.
İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır.
Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.
– Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir.
İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir.
Onun için dönüp bakmadı bile…

Tasavvufta her kapının on makamı vardır.

1) Seriat kapısının makamları:

1. Iman etmek,
2. Ilim ögrenmek,
3. Ibadet etmek,
4. Haramdan uzaklasmak,
5. Ailesine faydali olmak,
6. Cevreye zarar vermemek,
7. Peygamberin emirlerine uymak,
8. Sefkatli olmak,
9. Temiz olmak ve
10.Yaramaz islerden sakinmak.

 

2) Tarikat kapisinin makamlari

1. Tövbe etmek,
2. Mürsidin ögütlerine uymak,
3. Temiz giyinmek,
4. Iyilik yolunda savasmak,
5. Hizmet etmeyi sevmek,
6. Haksizliktan korkmak,
7. Ümitsizlige düsmemek,
8. Ibret almak,
9. Nimet dagitmak ve
10.Özünü fakir görmek

 

3) Marifet kapisinin makamlari

1. Edepli olmak,
2. Bencillik, kin ve garezden uzak olmak,
3. Perhizkarlik,
4. Sabir ve kanaat,
5. Haya,
6. Cömertlik,
7. Ilim,
8. Hosgörü,
9. Özünü bilmek ve
10.Ariflik.

 

4) Hakikat kapisinin makamlari
1. Alcakgönüllü olmak,
2. Kimsenin ayibini görmemek,
3. Yapabilecegin hicbir iyiligi esirgememek,
4. Allah’in her yarattigini sevmek,
5. Tüm insanlari bir görmek,
6. Birlige yönelmek ve yöneltmek,
7. Gercegi gizlememek,
8. Manayi bilmek,
9. İlahi sirri ögrenmek ve
10.İlahi varliga ulasmak

HAYATTAN KEYiF ALMAYI ÖĞRENMEK !

26815358_2022507201327501_3432428896469087856_n[1]

 

HAYATTAN KEYiF ALMAYI ÖĞRENMEK !
Hayattan keyif alabilen ve zorluklarla karşılaşsalar da yaşamı iyi götürebilen bir grup var. Kendilerine şaka yapıyorlar (dikkat edin, başkalarıyla değil, kendileriyle), her şeyi ve herkesi çok da ciddiye almıyorlar, zayıf yanlarıyla ve karşılaştıkları olumsuz olaylarla baş edebiliyorlar. Bunu yaparken de gülüyorlar. Bir anlamda mizahı kullanıyorlar. Siz ‘Müdürüm bugün beni haksız yere tersledi’ diye saatler, hatta günlerce karalar bağlayıp otururken, onlar aynı durumda ‘Hayat Kısa Üzülmeye Değmez’ diyebiliyorlar. Görünen o ki, bir kısmımız kafamıza takmaz, gülüp geçerken; bazılarımız için atlatması o kadar da kolay olmuyor.
PARDON SİZ NERELİSİNİZ?
Onlar neyi farklı yapıyor? Başlarına gelen her olumsuz şeyden kendilerini sorumlu tutmuyorlar. ‘Ben çirkinim, yeteneksizim, şişmanım’ demiyorlar. Oldukları gibi iyi olduklarını, ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını biliyor, geri kalanı için de hayıflanmıyorlar ve müdürleri onları terslediğinde bunu kişiselleştirmek yerine durumun müdürünle de ilgili olabileceğini fark edip dert etmiyorlar. Bunun için çok düşünmelerine de gerek kalmıyor, otomatikleşmiş şekilde böyle davranıyorlar.
BOŞVEREBİLMEK CİDDİ BİR İŞ
Boşverebilmenin bir beceri olduğunu söylüyor Uzm Psk. Zeynep Zat. “Süpervizorüm der ki, bu hayatta boş verebilmenin kendisi ciddi bir beceridir.” Ancak burada boş vermek tanımını sorumsuzlukla karıştırmamak lazım. Sorumluluğunuzda olmayan davranışları, tepkileri, iğneleyici sözleri hemen üzerinize alınmayın. Bunun yerine, “Bir dakika, bu benimle değil ve ben bunu umursamayabilirim” diyebilmek; rahatsız olmamak, etkilerinden korunmak, onları taşımamak diye de düşünebilirsiniz. Bu anlayışa gelmek biraz deneyim ve yaş mı gerektiriyor? Uzm. Psk. Zat, sadece pratik gerektirdiğini söylüyor. Bu perspektiften bakmaya başladıkça ‘boş vermek’ keyifli bir alışkanlığa dönüşüyor.
KABUL ET, BUL VE GÜL
Baş etme yollarından biri de hata yapmamış gibi yapmak… Ancak bu, mizah kadar işlevsel bir yol değil. Hatta ilişkileri kopma noktasına getirebilen, karşı tarafta olumsuz duygular uyandırabilen bir yöntem. Kişi bunu niye yapıyor? Anlaşılan o ki anne-babadan hata yapmanın kabul edilemez olduğunu öğrenmiş ve hatalarını kabul edemiyor. Oysa hata yaparsanız en kötü ne olur? Bunun üzerine çalışıldığında kişi, ‘ben de insanım aslında’ demeye, kendine gülmeye, hata saklama çabalarını itiraf etmeye başlıyor. Hatasını sahipleniyor, onun yabancı değil, bir bütünün parçası olduğunu kabul ediyor. Hatta bir üst seviyeye geçebilirse kendini ti’ye alıyor. Formül şu: Kabul et, nereden geldiğini bul, onunla bütünleş ve ona gül…
GÜLÜYORLAR ÇÜNKÜ
Hani bazı kadınlar vardır… Sıradan bir hayatları var gibi görünür ama evin, ailenin ve hatta mahallenin neşesidirler. Nasıl bu kadar neşeli olduklarını anlamakta zorlanır insan. Bu kadınların mutluluk halini açıklayan bir araştırma var. Gallup Araştırma Şirketi’nin ‘Mutluluk Bulucu’ adını verdiği değerlendirme aracını kullanarak farklı ülkelerde yaptığı araştırmaların sonucunda, bizim bu yazıda ‘boş verebilenler, gülenler, kendileri ile barışık olanlar’ olarak adlandırdığımız grubun bunu yapamayanlardan farklı olan şu özellikleri ortaya çıkıyor:
1. Bir gün içinde, keyif aldıkları şeyleri sıklıkla yapıyorlar. Örneğin sevdiklerini gün içinde daha fazla görüyor ya da işyerindeki molaları keyif aldıkları şeyleri yaparak geçiriyorlar.
2. Her ne yapıyorlarsa o konuya yoğunlaşıyorlar. Çalışıyorlarsa sadece yaptıkları işe, dağa tırmanıyorlarsa sadece tırmanışa, ev işi yapıyorlarsa ev işine… Böylece diğer olumsuzluklar bu anlarda akıllarına gelmiyor bile.
3. Hayatlarında bir anlam buluyorlar. Örneğin yaptıkları işin başka insanların hayatına kattığı değeri önemsiyorlar. Çocuk yetiştirmeyi, besleyip giydirmekten öte dünyaya bir çocuk kazandırmak olarak yorumluyorlar.
GÜLDÜKÇE GÜZELLEŞİYOR HAYAT
Kendine gülebilmenin bir tür baş etme yolu olduğunu söyleyen Uzm Psk. Zat, böylece hayatın hafifleştiğini söylüyor. 3-5 kilo fazlasına takılıp kalan bir kadın düşünün. Öyle takılmış ki içine dönmüş, ilişki kurmaktan sakınıyor, yüzü gülmüyor ve aslında kilosu yüzünden değil, kilosundan rahatsız olması yüzünden yalnız. Ve hepimiz biliyoruz ki, samimiyetle gülen insanlar çok seviliyor. Kaç kilo olurlarsa olsunlar… Bırakın yalnız kalmayı, arkadaş ve partner seçenekleri artıyor. İş yerinde ciddi bir toplantıda yaptıkları espri atmosferi değiştirmeye yetiyor, bazen onları liderlik konumuna taşıyabiliyor ve inanın bunun devamı geliyor. Neşeleri onlara yeni iş imkanları da yaratabiliyor. Neşenin ve gülmenin işe yaradığını görünce onu kullanma halleri de artıyor. Zat’ın verdiği şu bilgi bizi şaşırtıyor: Ayna karşısında gülümsemesini, ortama girmeden önce esprisini çalışan insanlar var! Bunu neden yapıyorlar? Çünkü onlar neşenin mucizevi etkilerini biliyorlar.
PARA MI MUTLULUKTAN, MUTLULUK MU PARADAN?
‘Para mutluluk getirir mi?’ diye sorduk yıllarca. Uzman Klinik Psikolog Emre Konuk ise soruyu tersten soruyor. Mutluluk para getirir mi? Getiriyor… Çalışanların mutlu olması verimi direkt olarak artırıyor ve şirkete para kazandırıyor. Peki bireysel hayatta? Nice insan var ki en çok para kazandığı dönemde hiç de mutlu olmuyor ve hatta mutlu olmadığı için para kazanıyor. Konuk, “Esas sorulması gereken insanın hayatta gerçek anlamda nasıl mutlu olacağını bulması. Mutlu olmak, mutlu yaşamak hayattaki en zor sanat ve onu yaşamak zaten insanlığın en kutsal amacı” diyor. Yani para araç, mutluluk ise bir amaç…
MUTLU İNSANLAR
• Anlamlı yaşarlar.
• Odaklanırlar.
• Yeteneklerini anlamlı işlerde kullanırlar.
• Keyif alırlar.
• Doyum hissederler.
• Eylem içindedirler.
• Zamanı unuturlar.
• Kendilerini verirler.
• Bağlanırlar.
• Kendileri olurlar.
• Kendileri gibi hissederler.
PEKİ MUTLU HİSSEDEN İNSANLARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ NELER?
• Arkadaşlarla, aileyle ve iş hayatındaki insanlarla güçlü ilişkiler kuruyorlar ve o ilişkilerden besleniyorlar. (Bu noktada hep sızlanan eşi dostu bir gözden geçirmekte fayda var çünkü mutsuzluk bulaşıcı…)
• Ekonomik yaşantılarını -çok para kazanmasalar da- etkin bir şekilde yönetebiliyorlar.
• Mesleki olarak çok yükselmiş olmaları, hatta çalışmaları bile gerekmiyor ama yaptıkları işe saygı duyuyorlar.
• Gündelik işlerini yapabilecek kadar fiziksel sağlığa ve enerjiye sahip oluyorlar.
AZ BEKLENTİ=ÇOK MUTLULUK
kaynak: hürriyet gazetesi

Dilinizin ucundaki şifa Mantra

Emanate-from-Emptiness-new-rendition-72[1]

 

 

Tarihi kaynaklar, insanoğlunun bin yıllardır ayinlerde, toplu eğlencelerde, arayışlarında, evrenle bütünleşmek isterken ya da Tanrı´ya yakarırken bazı kelimeleri tekrar ederek kullandığını gösteriyor. İlginç olan ise Hindistan´’da, Güney Amerika’´’da ya da Endonezya´’da, birbirleri ile iletişim imkanı bulunmayan bu insanların çok benzer sesleri kullanmış olmaları…. Bu da insanoğlunun her zaman belli frekansların gücünü hissettiğini, kendi kültürlerinin yaşamı algılayış biçimlerine ve konuştukları dile göre bu frekansları farklı şekillerde kullandıklarına işaret ediyor. Mantra müziğinin tanınmış ismi Seda Bağcan, evrendeki bilinç katmanlarında asırlardır var olduğuna inanılan rekansları yani mantraları, her gün en az yedi dakika söyleyerek şifalanma yaratılabileceğini söylüyor.

Türkiye’de mantra deyince ilk akla gelen isimlerden biri Seda Bağcan… ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bölümünü bitirip, biyomedikal mühendisliği dalında uzmanlaştıktan sonra bu alanda çalışmaya başlayan Seda Bağcan, bir yakınının rahatsızlığı sırasında yardımcı tıp yöntemleri ile tanıştı ve ardından hayatını şifa, müzik ve bilimi bir arada kullanmaya adadı. 1990’lı yıllardan itibaren yoga çalışmaya başlayan ve bu sırada “mantra”larla tanışan Bağcan’ın, bu sesleri Türk ezgileri ile birleştirerek oluşturduğu bestelerinin yer aldığı iki albümü bulunuyor. Mantraların gücünü Seda Bağcan’ın ağzından dinleyip bir de müziğine kulak verince şifalanmak için günde en az yedi dakika söylenmesi yeterli olan mantraları, gün içinde sevdiğiniz bir şarkı dilinize dolanmışçasına söylemeye devam etmeniz kaçınılmaz oluyor. Belgeli en eski dil olan Sanskritçe’de “man” zihin; “tra” ise serbest bırakmak anlamına geliyor. Yani zihinden geçip dile dökülen her sözcük aslında bir mantra… Öte yandan evrende de her şeyin bir sesi ve dolayısıyla bir titreşimi var. Örneğin Dünya’nın, Mars’ın, uzak boşluğunun bir sesi ve titreşimi olduğu gibi, her insanın da farklı bir senfonisi var. Hatta her organın ve hücrenin de… “Mantraların düzenli olarak söylenmesi neyi nasıl harekete geçiriyor?” sorusuna Seda Bağcan, kolay anlaşılır bir örnekle şöyle yanıt veriyor: “Yaşadığımız alan bilinç katmanlarından oluşuyor. Bir bilgisayar gibi düşünün. Bir mantra söylüyorsunuz, örneğin “ra ma da sa” diyorsunuz. Bu bir şifa mantrası ve bir program olarak bilinç katmanında duruyor. Siz söylemeye başladığınızda oluşturduğunuz titreşimlerle ister istemez oraya bağlanıyor ve oradaki bilgiyi kendi alanınıza indiriyorsunuz yani ‘download’ ediyorsunuz. Böylece enerji alanınızda bir şifalanma yaratmış oluyorsunuz. Bunu yaparken de kendi sesinizin şifa gücünü ve evrenin o programını kullanıyorsunuz.”

Sadece dinlemek yeter mi?
Mantra müziğini müzik çalarınıza, telefonunuza yükleyip dinlemek iyi bir fikir… Hatta bazı aktivasyonlar sağlamak için de yeterli olabilir. Ancak kendi titreşim alanınızda bir değişim yaratmanız için kendi sesinizin kafatasınızın içinde titreşmesine ihtiyacınız var. Bağcan, ister fısıldayarak, ister biraz daha yüksek sesle isterseniz de şarkı olarak mantraların söylenmesini öneriyor ve şunları ekliyor: “Başınızın içinde bir titreşim başlattığınızda beyninizin sağ-sol lobları arasında bir dengelenme oluyor. Hormonlar ve enzimler daha fazla salgılanmaya başlıyor. Beyninizin kullanmadığınız hücreleri aktive oluyor. Enerji alanını değiştirmek için günde en az yedi dakika söylemeye ihtiyacınız var.” Seçtiğiniz mantrayı günde yedi dakika mırıldanmak ruhunuzu da bedeninizi de destekliyor. Yalnızken, banyo yaparken, sabah uyandığınızda ya da akşam uykuya dalmadan önce mantranızı söyleyebilirsiniz. Size başta yabancı gelecek kelimeleri nasıl ezberleyeceğinizi fazla düşünmenize gerek yok çünkü bir süre sonra “Ben bu kelimeleri zaten biliyordum” hissine kapılıyorsunuz. İşte bu da mantraların işleyişine dair bir işaret; bunlar zaten var ve biz bu sistemin içindeki varlığımızı tekrardan hatırlıyoruz.

Sizin frekansınız hangisi?
Her mantranın bir anlamı ve etki alanı var. Daha önce mantralar ile tanışmadıysanız, zihni boşaltmak, konsantrasyonu artırmak, huzura ermek, zorluklardan kurtulmak için tekrarlanan bu hece, sözcük ve sözcük gruplarından kendinize yakın hissettiklerinizi seçmekle işe başlayabilirsiniz. Seda Bağcan, mantra ile yeni tanışanlara mantra müziklerini dinleyip en çok beğendikleri mantarayı seçmelerini söylüyor ve ekliyor: “Hayatın evreleri var ve herkes şu an hayatının farkı dönemlerini yaşıyor. Sizin şu anda ihtiyacınız olan neyse, farkında olmadan o konuyla ilgili rehberiniz olacak mantrayı dinlemek istiyorsunuz. En az 21 gün bu mantrayı söyleyin. Sonra biraz bekleyip mantranın şifasına izin verin. Ardından bir başka mantranın sizi çektiğini göreceksiniz. O zaman da bu mantrayı söylemeye başlarsınız.” Eğer bu yolla şifalanmakta çok kararlıysanız, mantraların anlamlarını okuyup ihtiyacınıza en uygun mantrayı seçip onun üzerinde yoğunlaşabilirsiniz. Söylemeye başladığınızda zihninizde düşünceler varsa bile sesinize ve söylediğiniz mantraya odaklandığınız için bir şey düşünemez oluyorsunuz. Böylece zihninizde boşluklar oluşuyor. Evren boşlukları sevmiyor ve mükemmeliyetinizi size tekrar yüklüyor. Mantralar ile bir yolculuğa çıktıysanız ve bunun sonuçlarını görmek istiyorsanız, değişime ve dönüşüme açık olmanız ve izin vermeniz öneriliyor.

Bazı mantralar
Har Har Gobinde
Har Har Mukande
Har Har Udare, Har Har Apare
Har Har Hariang, Har Har Kariang
Har Har Nirname, Har Har Akame
Anlamı:
Yaradan destekler, Yaradan azat eder, Yaradan aydınlatır, Yaradan sonsuzdur, Yaradan yok eder, Yaradan yeniden yaratır, Yaradan isimsizdir, Yaradan arzusuzdur.

 

Bu mantra, bolluk bereket, mutluluk getiriyor ve kişiyi felaketlerden koruyor. Şans getiren, hastalıkları şifalandıran bu ses akımı, yükseliş yolculuğunda bir anahtar olarak yorumlanıyor.

Eck Ong Kaar Sat Nam Siri Wahe Guru Sat Nam
Anlamı:
Tüm evrenin tek bir Yaradan’ı var. Tüm gerçeklik O’nda. En yüksek, en mükemmel ışığı O getirir bana. Gerçek benim kimliğimdir.

Sa Ta Na Ma
Anlamı:
Bu mantra, “Ben gerçekliğim, ben hayat döngüsüyüm” diye tercüme ediliyor. S, T, N, M ve A olarak beş ana sesin ifade edildiği mantrada sonsuz hayat ve sonsuz yaratım döngüsü anlatılıyor. Beyin loblarını dengeliyor, negatif düşünce paternlerinin alt bilinçten bırakılmasını sağlıyor. Sezgilerin geliştirilmesi için de kullanılıyor. Bu mantrayı söylerken dil damağa değiyor ve 75 adet sinir aktive oluyor.
Anlamını öğrenseniz bile bilmediğiniz bir dildeki sesleri tekrar etmek, sizin için zor olabilir. Burada devreye notalar giriyor ve mantra müziği ortaya çıkıyor. Örneğin Seda Bağcan, mantraların ve melodilerin uyumunu araştırarak bestelerini oluşturmuş. Bağcan’ın dinleyince tanıdık gelen müzikler içeren mantra albümleri, giderek daha fazla kişi tarafından dinleniyor. Dünyadaki mantra müziklerini de internet üzerinden araştırıp size daha uygun gelecek melodiler bulmanız mümkün. Bu örnekleri dinledikçe mantraların daha eğlenceli hale geldiğini, günün her anında dinlenebileceğini fark ediyorsunuz. Hatta özellikle İstanbul’da yaşayan ve yoğun trafikte vakit geçirmesi gerekenler için mantra albümlerinin sakinleştirici etkisi çok işe yarıyor. Direksiyon başında uykunuz gelecek diye endişelenmeyin, aksine her şeyin daha çok farkında oluyorsunuz. Aynı zamanda daha dingin hissediyor ve bazen yol bitmesin istiyorsunuz.

Meditasyon etkisi
Bir araştırmada bireylerin beyin frekansları ölçüldükten sonra beraber mantra söylemeleri istenmiş. Çalışmanın sonunda tekrar ölçüm yapıldığında ölçülen en yüksek frekanstan daha yüksekte buluştukları görülmüş. Bu çalışma mantra müziğinin topluluk halinde söylenmesi halinde daha etkili olduğunu kanıtlıyor. Tıpkı maçlarda oluşan sinerji gibi… Buna “grup sinerjisi” deniliyor. Mantralar, mudralarla yani parmak hareketleri ya da yoga hareketleri ile de birleştirilebiliyor. Böylece enerji alanındaki elementlerin dengelenmesi, aktive edilmesi, değişimi ve dönüşümü sağlanabiliyor. Örneğin “Sa Ta Na Ma” mantrasıyla yaptığımız kritan kriya mudra serisinde baş parmağı sırayla diğer parmaklara değdirmek vücuttaki tüm elementleri dengeliyor. Parmak uçlarından beyne ve organlara giden sinirler böylece aktive ediliyor.

Aktif olanlar daha etkili
Hayatın içinde en çok duyduğumuz mantralar, kendi adımızın yanı sıra “evet” ve “hayır” kelimeleri… Her mantranın bir enerjisi olduğunu ve bunların sonsuza kadar yaşadığının bilincinde olarak konuşmaları ve düşünceleri üretirken dikkat etmek gerekiyor. Peki kendi mantramızı yaratabilir miyiz? Mesela “aşk” kelimesi bir mantra olabilir mi? Neden olmasın… Ancak şunu unutmamak gerekiyor. Kendi yarattığınız mantrayı hissederek oluşturmanız, onu evrene koyarak kullanıma sunmanız gerekiyor. Seda Bağcan, aktif olmayan mantralar da bulunduğunu hatırlatarak, “İnsanlığın bir dönemine hizmet etmiş ama şu an aktif olmayan mantralar var. Aktif olanlar ise etkilerini daha çok hissettiriyor” diyor.

Dr. Emoto’nun suları
Japon bilim adamı Masaru Emoto, mantraların şifa etkisini su molekülleri üzerinde ispatlamayı başardı. Su moleküllerinin kristalizasyon fotoğrafları ve videoları ile tanınan Japon bilim adamı, Seda Bağcan’ın mantra müziğinin su üzerindeki etkisini araştırdı. Bunun sonucunda bozuk yapıya sahip su örneklerindeki moleküllerin tekrar uyumlu hale döndükleri anlaşıldı. Bu araştırma, yüzde 70’inden fazlası su olan insan bedeninde de mantraların uyum ve şifa etkisi yarattığının en güzel kanıtlarından birisi…
Hangi hastalığa hangi mantra iyi geliyor?
❊ Kanser hastalarına Sunrise albümünden Ra Ma Da Sa, Guru Ram Das, Ad Gurey Nameh, Wahe Guru Sat Nam; Remember albümünden ise Mul Mantra, Sa Ta Na Ma, Triple Mantra
❊ Kalp rahatsızlığı olanlara Sunrise albümünden Ra Ma Da Sa, Gobinde Mukande, Guru Ram Das, Sa Ta Na Ma, Wahe Guru Wahe Jeeo; Remember albümünden Har Har Gobinde, Sarab Shakti, Ek Ong Kaar ve Triple mantra
❊ Sindirim yollarında rahatsızlığı olanlara Sunrise albümünden Ra Ma Da Sa, Guru Ram Das, Gobinde Mukande; Remember albümünden Har Har Gobinde, Triple Mantra, Kal Akal ve Mul Mantra
❊ Panik atak, depresyon ve strese Her iki albümde farklı melodilerle olan Sa Ta Na Ma; Sunrise albümünden Ra Ma Da Sa, Guru Ram Das; Remember albümünden Triple ve Mul Mantraları
❊ Alzheimer hastalarına yine Sa Ta Na Ma; Sunrise albümünden Ra Ma Da Sa, Guru Ram Das; Remember albümünden Kal Akal, Ek Ong Kaar, Triple Mantra
Yazı: Yaprak Çetinkaya

Hayatı Sorgulayacak Cesareti Olanların Kendini Bulacağı 10 Delici Söz

14e0dd792fc969d033dcc360b9a9c676[1]

Hayatı Sorgulayacak Cesareti Olanların Kendini Bulacağı 10 Delici Söz

 

1. Çoğu insan yirmi yaşında ölür; ama seksen yaşında gömülür.

2. Büyük insanlar kendilerine atılan eleştiri taşlarından heykeller diken insanlardır.

3. Ölüm hayatta büyük bir kayıp değildir. Asıl büyük kayıp, yaşarken içimizde ölendir.

4. Hiçbir zaman hayattan bembeyaz bir sayfa bekleme! Çünkü ikinci sayfa bile, birincinin izlerini taşır…

5. İnsanlar, sen istediğin kadar hayatındalar, göz yumduğun kadar dürüstler ve onları affettiğin kadar iyiler.

6.Erkek olmak, mükemmelliğini bir çok kadında ispat etmek değil, tek bir kadına mükemmeli yaşatabilmektir.

7. İnsanın değeri, rahatlık ve kolaylık anında nerede durduğuyla ölçülmez, zorluk ve mücadele anında nerede durduğuyla ölçülür.

8.Yaşam benim için küçük bir mum değildir. O elimde tuttuğum muhteşem bir meşale gibi ve onu gelecek nesillere geçirmeden önce olabildiğince çok ışık saçmasını istiyorum.

 

9. Acı bile mükemmel bir öğretmendir. Acının üstesinden gelmek için önce onu yaşaman gerekir. Başka bir deyişle bir dağın zirvesinde olmanın keyfini önce eteklerinde yürümeden nasıl yaşayabilirsin.

 

10. Bilmediğini soran beş dakikalığına aptal durumuna düşebilir, sormayansa yaşamı boyunca aptal kalacaktır.

Psikoterapinin Dahi Adamı Irvin Yalom’dan Aydınlanmanızı Sağlayacak 19 Alıntı

irvinyalom[1]
Hastasıyla ilişki yaşama olayına ve ölüm korkusuna bir miktar fazla kafayı takmış, varoluşcu psikoterapinin yapı taşlarından Irvin Yalom, bir süre önce aktif olarak ders verdiği Standford Üniversitesi’nden emekliye ayrıldı.
Nietzsche Ağladığında, Divan, Aşkın Celladı son olarak da Günübirlik Hayatlar gibi pek çok başarılı kitaba imzasını atmış olan terapist, sadece kliniğine gelen hastalara yardım etmekle kalmayıp, aynı zamanda yazdığı kitaplarla da çok sayıda kişinin hayatına dokunmuş oluyor.
Mesleğiniz ya da hayatınızın diğer parametreleri her ne olursa olsun, okumadan ölmeyin diyebileceğimiz bu değerli yazarın kitaplarından birtakım notlar…
1. Ben gördüğüm şeyim, diğerlerinin bende gördüğü şey değil, kendi gördüğüm şeyim.
2. Artık daha fazla sessizlik var ve çok az gözyaşı öfkeyle çevrili. Acı, seni öğrendim ve seninle daha fazla değerli zamanımı harcamayacağım.
3. Ağlamak bir yere götürmese de en azından bir şey yapmaktır ve bildiğiniz gibi ben ağlamaya eğilimliyim.
4. Aldığımız her nefes bizi sürekli etkisi altında olduğumuz ölüme doğru çeker…
Nihai olarak zafer ölümün olacaktır, çünkü doğumla birlikte ölüm zaten bizim kaderimiz olmuştur ve avını yutmadan önce onunla yalnızca kısa süre için oynar.
Bununla birlikte, hayatımıza olabildiğince uzun bir süre için büyük bir ilgi ve özenle devam ederiz, tıpkı sonunda patlayacağından emin olsak da, olabildiğince uzun ve büyük bir sabun köpüğü üflememiz gibi.
5. Kelimeler yalnızca not düşmeye yarar. Melodiyi oluşturan, fikirlerdir. Yaşamın çatısını da fikirler oluşturur.
6. Ortada olan tek bir gerçek yoktur, her birimiz bir noktaya kadar kendi gerçekliğimizi inşa ederiz.
7. Yeterince yaşamadığını hissettiğinde ölümü düşünmek her zaman çok daha ızdıraplı olur…
8. Düet yapıyoruz sanmıştım ama meğer solo atıyormuşum.
9. Her seferinde herkese her şeyi vermek, kendin için bir şey kalmaması demektir.
10. İnsanların bütün eylemleri kendisine yöneliktir, bütün hizmetleri kendisine hizmettir, bütün sevgisi kendisini sevmesindendir.
11. Eğer insanlara söyleyecek iyi bir şeyin yoksa hiçbir şey söyleme.
12. Araştırma ve bilim inançsızlıkla başlar. Asıl soru “Gerçeğin ne kadarına dayanabilirim?” sorusudur.
13. Ölümün son iyiliği bir daha ölümün olmamasıdır.
14. Yaşamımın bir niçini var, nasılına da tahammül gösterecek güce sahibim.
15. İnsanın varoluşundaki acıyı anlıyorum, ama acı çekmenin, hayattan vazgeçmeyi gerektirecek kadar da bizi sarıp sarmalayan bir şey olduğunu sanmıyorum.

16. Düşünceler, duygularımızın gölgesidir.
17. Bir kitap bizi alıp diğer kitapların üzerine çıkarmıyorsa o kitabın neresi iyidir.
18. Belki de sevdiğiniz insanları düşünmektesiniz. Ama daha derinlere inin, sonunda sevdiğinizin onlar olmadığını göreceksiniz.
19. Kemikleri, eti, bağırsakları ve kan damarlarını kaplayan deri nasıl insan görünümünü katlanabilir hale getiriyorsa, ruhun ajitasyonu ve ihtirası da kibirle kapatılmıştır; kibir ruhu kaplayan deridir.
Yazar: Nilüfer Kunter
Kaynak: http://www.listelist.com

Mimar, yazar, eğitimci Aydın Boysan..

26169833_1755544214477182_7030275519533656491_n[1]

 

Öğrenci idim onu ilk dinlediğimde. Dünyada gezdiği yerlerin mimarisi ile ilgili bir seminer veriyordu ki aniden elektrikler kesildi ve projeksiyon cihazı durdu. Ancak kendisi hiçbir şey olmamış gibi devam etti. Sakince. Çıt çıkmıyordu. Sadece onun doğal, bilgi dolu uslubu ve sesi. Kendine has benzetmeler ve esprilerle desteklediği bilgileri bizler neredeyse karşımızda görüyorduk. İşte o zaman hitabetin ne kadar önemli olduğunu ve bir konuşma ustası ile karşı karşıya olduğumuzu anladım. Ne anlattığınız kadar ve hatta daha fazla nasıl anlattığınızın önemli olduğunu bize sakince gösteriyordu. Seminer bitmesin istedim. Bu arada bir cümlesini de hiç unutmadım; “Bütün okyanusları denizleri gezdim, Tanrı sanki Akdeniz’e biraz daha mavi katmış”.. Nurlar içinde uyu Aydın Boysan üstad, cennet olsun mekanın. Hem bilgili hem beyefendi hem de hayatın içinden idin. Az gelir senin gibisi.

alıntı

Yarın ne giyeceğinizin planı bile bazen tutmuyor, hayatınızın geri kalanını planlamak nasıl bir ukalalık.!

gulse-birsel-sli-2[1]

 

Kendinizi dinlemeyin:
Beyninizde buluttan nem kapan, vesveseli, geveze ve drama seven bir teyze oturuyor. Onu dinlemeyin. He deyin geçin.

Müzik açın, kitap okuyun. Su, yatağını bulur efenim! Yarın ne giyeceğinizin planı bile bazen tutmuyor, hayatınızın geri kalanını planlamak nasıl bir ukalalık.! Kendinizi rüzgara bırakın, akıntıya karşı yüzmeyin.

Gülse Birsel

Anton Çehov’dan Hayata Karşı Bakış Açınızı Değiştirecek 10 Söz

anton-çehov-ebru-12[1]

 

1.Unutma; insanları tanıman için en uygun zaman ayrılmalarına en yakın zamandır. Çünkü o zaman sahte yüzler açığa çıkmıştır!
2.Mutlak bir mutluluk yoktur. Her mutluluk kendi içinde bir zehir taşır ya da dışarıdan gelen bir zehirle zehirlenir.3.İnsana kelebek hayatta bir kere konar; kaçırırsan başka şansın yoktur. Çünkü o kelebek ertesi gün ölmüş olur.
4.Kendini yalnız hisseden kimse için her yer çöldür.

5.Basit kadın; güzel olmayı zeki olmaya tercih eder. Çünkü basit erkekte zekayı anlayacak kafa değil, güzelliği görecek göz vardır.
6.Sevmeden evlenmek, inanmadan ibadet etmek gibi alçakça bir iştir.

7.İşte hayat. İnsan hayatı tıpkı tarlada açan bir çiçeğe benzer. Bir katır gelip yiyiverir onu, çiçek sizlere ömür!
8.Doğru zamanda gelen yanlış insana tanıdığın şansı, yanlış zamanda gelen doğru insana tanımadığın sürece üzülen hep sen olursun…

9.İnsanlara ne kadar değer veriyorsan, o kadar tepene biniyorlar. Hele bir de verdiğin değeri onlara belli ettiğinde.
10.Hayata karşı ilk küskünlüğümüz; yanımızda sandığımız kişileri, karşımızda görmemizle başlar.

http://filoji.com/anton-cehovdan-hayata-karsi-bakis-acinizi-degistirecek-10-soz/

AZİZ NESİN’İN, GÜRÜLTÜ YAPAN KOMŞUSUNA YAZDIĞI MEKTUP :

15621964_1215749025180199_794521759826969364_n[1]

Sevgili Kazım Bey’ciğim,

Hiç grev yapmadan, Pazar günleri bile çalışan, apartmanın ikinci katındaki fabrikanızdan dolayı sizi candan kutlarım. Büyük bir icat üzerinde çalıştığınızı tahmin ettiğimden, bu saate kadar kıyıp da fabrikanızın çalışmasını engellemek istemedim. Ama böyle giderse, her zaman faal olan fabrikanızın altında çalışıp para kazanamayacağımdan, bizim aileyi de geçindirmek size düşecek. Çok uzun zamandan beri fabrikanız çalıştığına göre, bir büyük gemiyi parça parça yapmakta olduğunuzu tahmin ediyorum. Herhalde parçaları birleştirip gemiyi yapınca hepimizi şaşırtacaksınız. Artık bugün akşam olmak üzere. Acaba fabrikanızı bir iki saat paydos edip, biraz da benim çalışmama müsaade eder misiniz ? Bu iyiliği bir yazardan esirgemeyeceğinizi düşünerek, size hürmet olarak imzalı bir kitabımı gönderiyorum. En iyi komşuluk duygularımla.

AZİZ NESİN

Halil Cibran- Vermek Üzerine…

select[1]

 

Vermek Üzerine:
Malınızdan mülkünüzden verirken pek fazla bir şey vermiş sayılmazsınız.
Gerçekten vermek kendinden vermektir.
Çünkü mal mülk, bir gün gerekir endişesiyle alıkoyup sakladığınız şeylerden başka nedir ki?
Ve yarın, yarın ne getirir, kutsal kente giden hacıların peşine düşmüşken, iz tutmaz kumlara kemikler gömen aşırı tedbirli köpeğe?
Yokluk korkusu yoksunluğun bizzat kendisi değil midir?
Kuyunuz suyla doluyken susuz kalmaktan korkmak, asıl giderilemez susuzluk değil midir?
Çok şeye sahip olup çok azını verenler vardır ?bunu şan olsun diye yaparlar ve bu gizli arzu hediyeleriniz yoz eder.
Bir de aza sahip olup hepsini verenler vardır.
Bunlar yaşama ve yaşamın cömertçe verilmiş bir ödül olduğuna inananlardır ve onların sandığı hiç boş kalmaz.
Sevinçle verenler vardır ve o sevinç onların ödülüdür.
Ve acıyla verenler vardır ve o acı onları arındırır.
Ve veren ve verirken acıyı bilmeyen, sevinç aramayan, faziletli olmayı düşünmeden verenler vardır;
Şu vadideki mersin ağacının kokusunu havaya saçması gibi verirler.
Tanrı böylelerinin elleri aracılığıyla konuşur ve onların gözlerinden dünyaya gülümser.
İstenince vermek iyidir fakat istenmeden, ihtiyacı anlayıp da vermek daha iyidir;
Ve eli açık olanlar için, alacak olanı aramak vermekten daha büyük bir sevinçtir.
Sanki alıkoyabileceğiniz bir şey var mı?
Tüm sahip olduklarınız bir gün verilecek;
Öyleyse şimdiden verin de, size ait olsun verme mevsimi, mirasçılarınıza kalmasın.
?Veririm ama sadece hak edenlere? dersiniz sık sık.
Ne meyve bahçenizdeki ağaçlar böyle der ne de çayırlarınızdaki sürüler.
Onlar yaşayabilmek için verir, çünkü vermekten kaçınmak yok olmaktır.
Günler ve geceler bahşedilmeye değer bulunmuş olan, sizin vereceklerinizi almaya da layıktır kuşkusuz.
Ve hayat ummanından içmeyi hak etmiş olan, sizin küçük derenizden tasını doldurmayı hak eder.
Ve bir şeyleri alma cesaretinden ve güveninden, hatta hayırseverliğinden büyük fazilet var mıdır?
Önünüzde göğüslerini bağırlarını yırtıp itibarlarından soyunmaya, böylece size çırılçıplak değerlerini ve gizlisi saklısı kalmamış gururlarını sergilemeye kim adına zorlayabilirsiniz insanları?
Siz önce bakın, veren olmaya ve vermenin aracı olmaya layık mısınız bakalım.
Çünkü aslında hayata bir şeyler vermek hayata mahsustur ? kendini bağışın kaynağı olarak gören sizler sadece birer tanıksınız.
Ve siz alanlar ? ve hepiniz alıcısınız- minnetin ağırlığını yüklenmeyin, yoksa kendinize ve verene boyunduruk takmış olursunuz.
Tam tersine verenle birlikte hediyelerinin üzerinde yükselin kanatlanırcasına;
Çünkü borcunuz konusunda aşırı titizlik, anası eli açık toprak ve babası Tanrı olanın cömertliğinden kuşku duymak demektir.
Gerçek vermek mal ile değil, insanın kendisinden vermesidir. Mal, yarın onlara ihtiyaç olabilir kaygısıyla insan tarafından saklanan ve korunan bir şeydir. Korunan bu mallar, bir köpeğin izsiz kumlara kemik gömmesinden başka bir şey değildir Ermiş?e göre. İhtiyaç kaygısı ihtiyacın kendisinden başkası olmamalıdır. Vermek kiminde şöhret içindir, kimi neşeyle verir, kimi ıstırapla, kimi de ne ıstırap duyar ne neşe ne de erdem için verir. İşte bu veriş, Allah?ın elleri aracılığıyla konuşmasıdır ve Allah bu insanların gözlerinin ardından gülümser. Vermek güzeldir, ama gecikmeden ve istenmeden. Verirken verdiğiniz kişi buna layık mı diye düşünmek yerine, vermeye layık mıyım şeklinde düşünerek. Veren insan değildir çünkü.
Alıcılar ise -herkes alıcıdır-, minnetin ağırlığını yüklenmemeli, kendine boyunduruk vurmamalıdır. Almak, topraktan ve Allah?tandır. İnsan bunu hediye olarak kabul etmelidir.

Halil CİBRAN Ermiş kitabından

Yatmadan önce kendinize 5 dakika ayırın ve aşağıda “A” ve “B” olarak belirttiğim iki adımı uygulayın.

prof_dr_cuceloglu_anne_babalara_seslendi_b[1]

 

2018 YILINIZ KUTLU OLSUN.
YENİ YIL KUTLAMASI VE İKİ ÖNERİ
Değerli okurlarım 2018 yılının her gününün gönlünüzce olmasını dilerim.
2018’de her gün uygulamanız için size iki basamaklı bir önerim var.
Bir defter alın. Bugünden itibaren başlayın.
Yatmadan önce kendinize 5 dakika ayırın ve aşağıda “A” ve “B” olarak belirttiğim iki adımı uygulayın.
A- Kendinize şu soruyu sorun:
Bugün kendim olarak hayatımda ben ne kadar vardım? Bir kaç dakika düşünün; fazla düşünmeyin. “0” ile “100” arasında bir puan verin.
“0” kendim olarak hiç var değildim; bugün başkalarının beni görmek istediği biri olarak düşündüm, konuştum ve davrandım.
“100” bugün yaptığım her hareket, söylediğim her söz benim kendi seçimimle oluşmuş bir söz ve davranıştı. Bugün tüm davranış ve konuşmalarımda ben kendim olarak vardım.
Çok düşünmeyin; nasıl hissediyorsanız, “0” ile “100” arasında bir puan verin.
Daha sonra bu puanın sizin için anlamı üzerinde düşünün. Neden bugün yaşamınızda o puan kadar vardınız? Yargılamayın, sadece anlayın.
B- Bugün olan bitenler içinde şükredeceğiniz üç şey bulun.
Kendinizle, ailenizle, arkadaş ve dostlarınızla, tanıdıklarınızla ilgili şükredeceğiniz neler oldu? Örneğin ben kendim için bugün şunları yazabilirim:
1- Sabah kahvaltımı hazırlarken ekmek kokusunun farkında olmak, acıkmak ve masaya koyduğum yiyecekleri görebilmek bende sağlığımla ilgili şükür duygusu uyandırdı.
2- Köşedeki çiçekçiden aşağıda oturan yaşlı teyzeye bir buket kır çiçeği almak aklıma geldi ve çiçeği verirken hüzünlü gözlerin arkasındaki teşekkür duygusunu görmek beni mutlu etti. Çiçek verecek komşum olduğu için ve bunun farkına varabildiğim için şükrettim.
3- Bugün, Çin felsefesi üstüne yazılmış bir kitap okumaya başladım. Üzerinde düşünmediğim, farkında dahi olmadığım bazı varsayımları sarsmaya başladı. Yazılanı anlayabilecek akıl yeteneğim olduğu için şükrettim.
Yazdıklarınızı her hafta gözden geçirin. Haftalık varoluş puanınıza bakın. Zaman içinde puanınızda bir değişme var mı?
Gönlünüzce günlerle dolu bir yıl dileğim ve sevgimle…

Doğan Cüceloğlu

Ota böceğe gül!

g

 

Beyin dediğin bir buçuk kiloluk bir yağ ve su karışımı. Ciddiye alma. Yüzün gülünce beyin hemen ona kanıyor, işler yolunda zannediyor. Saf saf basıyor serotonini. Ota böceğe gül! Hiçbir işe yaramasa, en azından mahallede, “Vaay, işi gücü yolunda galiba” derler, havan olur.

– Gülse Birsel /

İstediğiniz Her Şeyi Gerçek Kılmanızı Sağlayacak Yegâne Kavram: Çekim Yasası

cekim-yasasi-filoji-com[1]

 

Çekim yasasını daha önce hiç duymayanlar için kısaca özetlemek gerekirse, herhangi bir isteğinizi zihninizde canladırdıktan ve o isteğin gerçekleşme halini detaylıca, derinlemesine düşündükten sonra o isteğin gerçeğe dönüşme fenomeni olarak adlandırabiliriz. Aslında işin temelinde yatan şey, evrendeki her şeyin frekanslar aracılığıyla birbiriyle iletişim halinde olduğu inancıdır. Bu temele dayanarak, kişi eğer düşünceleri aracılığıyla kendini hayalini kurduğu gerçeklik ile aynı frekansa sokabilirse, o isteğe kavuşacaktır.

Bu kavramla karşılaşan birçok kişi ilk başta bunu saçma ve hatta komik bulmakta. Ancak bugün birçok işadamı, oyuncu, sporcu, politikacı ve birçok zengin ismin çekim yasasını kullanarak bulundukları pozisyona geldikleri bilinen bir gerçek. Kısa bir Youtube aramasıyla kendi ağızlarıyla çekim yasısını kullandıklarını söyleyen birçok ünlü isimle karşılacaksınız. Yani altında yatan sebebi bilimsel olarak açıklayamasakta, çekim yasası var ve çalışıyor.

Çekim yasası ile ilgili bugüne kadar yüzlerce kitap yazıldı, onlarca kişisel gelişim uzmanı bu konu ile alakalı konuşma ve seminer düzenledi… Ancak işin aslı çekim yasası karmaşıklıktan uzak oldukça basit bir temele dayanıyor: “Birşeyi iste ve onun için çalış.” Çekim yasası ile ilgili yanlış bilinen noktalardan en kritiği budur. Bazı kişisel gelişim uzmanlarının söylediğinin aksine bir isteği düşledikten sonra, yan gelip yatamazsınız! İsteğinizi gerçek kılmak için hareket etmelisiniz. Buna kısaca akış içerisinde olmak denmekte.

Eğer sizde çekim yasasını aktif bir şekilde kullanmayı düşünüyorsanız, basit ve kısa bir biçimde hazırlanmış ancak oldukça etkili olan bu 11 maddelik listeye mutlaka göz gezdirin;
1. Yazın
Geçmişte istediğiniz ve gerçek olmuş bir şeyi yazmakla başlayın. ‘’Bunun için minnettarım’’ veya ‘’Artık bu bende var’’ gibi. Ardından şuan ki isteğinizi düşleyin ve ‘’Bana yaklaşan bu şey için mutluyum ve geldi.’’ gibi, olumlayıcı bir cümle yazın. Cümleleriniz size özgüdür. Ancak gelecek için isteğiniz dileğiniz ile geçmişte istediğiniz ve gerçek olmuş şeyi aynı kağıda yazmanızın sebebini iyi anlamalısınız. Bunun sebebi, gelecek için istenen şeyi de, gerçeklik frekansına sokmaktır. Yani dileğiniz daha gerçekleşmeden, gerçekleşmiş gibi şükretmelisiniz.

2. Spesifik Olun
İstediğiniz şeyin detaylarını tutun ve onu gerçekten zihninizde görün. Zihninizde kısa filmler oynatarak o anı gerçekten yaşayın. Bu hayal sekanslarının oldukça faydalı olduğunu unutmayın.
3. Küçük adımlarla ilerleyin
Çekim yasasını duymuş, denemiş ancak sonuç alamamış insanların en çok hata yaptığı adım burasıdır. Örneği maaşınız 5 bin TL iken, ayda 50 bin TL kazandığınız bir gerçeklik hayal ederseniz bu dileğiniz tabi ki, kısa vadede gerçekleşmeyecektir. Yine aynı örnekten ilerlemek gerekirse, maaşınızda makul bir artış olacağını hayal etmelisiniz. Bu miktarı mantık çerçevesinde belirleyin. Bu şekilde düşlemeye başladığınızda beklediğiniz değişimin gerçekleşeceğine emin olabilirsiniz.

4. Akışa ters isteklerde bulunmayın
Evrenin doğal bir akışı vardır. Olması gerekenler ve olmaması gerekenler kutsal bir dizge ile bellidir. İsteklerimizi düşlerken bu akışa ters düşmek bizi sadece hayal kırıklığına uğratır. Örneğin, çok beğendiğiniz Hollywood starı ile evleneceğinizi hayal edip evrenden bunu dilemek akışa tamamıyla ters bir istektir ve gerçekleşmeyecektir. Kendi gerçekliğiniz dahilinde bulunan ihtimaller üzerinden isteklerini ilerletirseniz, isteklerinizi gerçek kılma potansiyeliniz oldukça yüksektir.
5. Gerçekten istediğinizden emin olun
O şeyi gerçekten istediğinizden ve onun sizin için olduğundan emin olun. Diğer insanların sizin için istediklerini düşünmeyin, kalbinizin derinliklerinde o şeyi hissetmiyorsanız gerçekleşmeyecektir. Çünkü evren enerjinizle eşleşir ve enerji asla yalan söylemez.

 

6. İnanın
İsteğiniz inanç sisteminizle eşleşmek zorundadır. İşte bu en önemli adımdır çünkü bu çekim yasasının eşleşeceği şeydir. Bir şey istediğinizi düşünüyorsanız ancak istediğiniz şeyi kalbinizin derinliklerinde hissedemiyor, tereddüt ediyor ve gerçekleşmeyeceğini düşünüyorsanız işte bu tam da alacağınız sonuçtur. Bu şeyi ne kadar derinden istiyorsunuz? Bunun gerçekleşeceğine inanıyor musunuz? İnanç sisteminiz güçlenene kadar küçük küçük başlayın ve onu inşa etmeye devam edin.
7. Onaylayın
İsteğinizi onaylayan ve güçlendiren kendinize has pozitif ifadeler ortaya çıkarın. Her ne zaman aklınızda bir şüphe olursa veya tereddüde düşerseniz zihninizi bu pozitif ifadelerle doldurun.

8. Rahatlayın
Rahatlayın ve istediğiniz şey size doğru geliyormuş gibi davranın. İstediğiniz şeyin olması için ne kadar çok yalvarırsanız ve mutsuz olursanız o kadar çok onu bir gerçeklik olarak zihninizde canlandıramazsınız. Bir dilek uğrunda çalışmak ayrı şey, onun için yalvarmak ayrı şeydir. İstediğiniz şeyi görün, inanın ve size yaklaştığını hissedin ve üzerinizdeki negatif düşünceleri bırakın. Unutmayın, o istek zaten sizin. Tek yapmanız gereken ona doğru ilerlemek, yalvarmak değil!
9. Şükredin
Şu anda sahip olduğunuz her şey için şükredin. Çekim yasası şükrettiğiniz her şeyi size getirmeye devam edecektir. Şükür mucizeleri mıknatıs gibi çeker…

10. İstediğiniz şeyi zihninizde görün
İstediklerinizin ve rüyalarınızın gerçekleştiğini zihninizde bir film gibi canlandırın ve görün. Ve onları en ufak bir şüphe dahi duymadan ilk başta zihninizde canlandırın. Sonuçları görün ve hayal gücünüzün koşmasına izin verin.
11. İlham alın
Bir şeyler yapmak için rastgele ilhamlar almaya ve etrafınızdan rastgele iyi hisler elde etmeye başlayın. Ne zaman büyük bir dürtü, ilham veya bir düşünce alırsanız, hemen ona göre hareket edin. İstediğiniz zaman daima cevap alırsınız. Çünkü evren sizi hep destekliyor, size rehberlik ediyor ve hayatınızda istediğiniz her şeyi elde etmenizi istiyor.

 

Paulo Coelho’nun, Simyacı kitabındaki yaşlı kralın dediği gibi; “Bir şeyi gerçekten istediğin zaman, arzunu gerçekleştirmeni sağlamak için bütün evren işbirliği yapar.”

http://filoji.com/istediginiz-her-seyi-gercek-kilmanizi-saglayacak-yegane-kavram-cekim-yasasi/

Çakralarımızı Düşüncelerimizle Dengeleme –

418989_297562410309934_1425652075_n[1]

KÖK ÇAKRA: Kök çakra güven ve güvensizlik ile ilgili düşüncelerden etkilenir. Yaşamınıza ve yaşamınızdaki insanlara güvenle yaklaştığınızda olumlu etkileşimler çakranızın düzenli çalışmasına yârdim eder. Güven sorunu ise kök çakrayı bloke edecektir.Yaşamınızda bazı zorluklarla karsılaştığınızda bu zorluklara bakış açınızda kök çakrayi oldukça önemli ölçüde etkiler. Eğer zorluklara karşı esnek ve sorunları aşabileceğinize dair güçlü bir inançla bakıyorsanız kök çakra bundan olumlu olarak etkilenirken ben bu sorunu aşamam, elimden bir şey gelmez inancınız kök çakranızı
bloke edecektir. Kök çakranızın olumlu çalışmasına en büyük katkıyı sağlayacak düşüncelerden biri de dünyayı eviniz gibi görmeniz ve evrensel kardeşlik duyguları taşımanızdır. Toprak ana kavramı buna en uygun tanımlardan biridir. Yaşamımızı devam ettireceğimiz besinlerin yetiştiği, tüm insanlığa hizmet eden ve ayrım yapmayan toprak bir anne figürüne çok yakındır. Beslenmek ve barınmak insanin en temel ihtiyaçlarıdır ve her ikisi de toprakla bağlantılıdır. Dünyanın hepimizin evi olduğu ve hepimizin bu evde birlikte yasayan bir aile olduğu inancını yasam felsefesinin bir parçası yapmış bir insanin kök çakrayı bundan oldukça olumlu olarak etkilenecektir.

SAKRAL ÇAKRA: Zihinsel olarak kendinizi çeşitli kalıplarla sınırlamamanız ve önyargılardan arınmanız saksal çakranızın çalışmasını olumlu olarak etkileyecektir. Zihinsel olarak keskin görüşlere sahip olmayan, esnek düşünebilen ve olaylara önyargısız yaklaşan insanların saksal çakraları çok daha pozitif bir durumdadır.Saksal Çakranın direk cinsellikle ilgili olduğunu düşünürsek cinsel olarak saplantılı düşüncelere ve duygulara sahip olmamanızda saksal çakranızın olumsuz olarak çalışmasına katkıda bulunacaktır. Eşinizle aranızdaki cinsel ilişkinin tatmin ediciliği nasıl saksal çakrayı olumlu etkiliyorsa cinselliğe bakış acınızın dengeli olması da sakral çakranızı olumlu olarak etkileyecektir.Yaşamı doğal akışında algılamanız ve ilerlemekten, değişimden korkmamanız da saksal çakranın dengeli çalışması acısından çok önemlidir. Önüne sürekli set çeken, yeni yasam deneyimlerinden korkan ve ne olursa olsun durumunu muhafaza etmeye çalışan insanların sakral çakralarında çeşitli blokajlar ve sorunlar oluşacaktır. Yasamı geldiği gibi yasamak ve gelecekle ilgili endişelerden yâda abartılı beklentilerden kaçınmak sakral çakranın dengesi açısından önemli olacaktır.

SOLAR PLEKSUS ÇAKRA: İrademizi ne şekilde kullandığımız ve amaçlarımıza ulaşmaktaki yöntemlerimiz solar pleksus çakrayı oldukça önemli bir biçimde etkiler. İrademize hâkim olamamız ve düşüncelerimizle eylemlerimizin farklı olması bu çakranın düzgün çalışmasının önündeki en önemli engellerden biridir. Ayrıca yaşam amaçlarımızı doğru tespit edememiş olmak ve kendimize bir rota çizmeden günübirlik yaşıyor olmamızda solar pleksus çakrayı bloke eden bir diğer etkendir. Otoriteyle olan ilişkilerimizin dengesizliği, aşırı boyun eğen yâda isyan eden yaklaşımlar solar pleksus çakramızın çalışma düzenini olumsuz olarak etkileyecektir. Bir birey olarak değerli olduğumuzu bilmek, toplumsal yasamın dışında kendimize ait bireysel kimliğimizi benimsemek, kendi değer yargılarımıza ve yasam felsefemize uygun bir yasam biçimi oluşturmak, standartlarımızı belirlemek ve bunlara uymak solar pleksus çakrayi dengeli çalışmasındaki en önemli öğeler olacaktır. Ayrıca sorumluluklarımızı ne ölçüde kabullendiğimiz ve zevkle yerine getirdiğimizde bu çakramızı derinden etkilemektedir. Sorumluluklarımızı yerine getiriyor bile olsak eğer bunu isteksizce ve sevmeden yapıyorsak solar pleksus çakrayı çok olumsuz olarak etkileyecektir. Önemli olan bir birey olarak varlığımızı doyumlu ve sevgiyle devam ettirebilmemizdir. Sevgi ve duygusal tatmin yoksa solar pleksus çakranın bloke olması kaçınılmazdır. Toplum içindeki yaklaşımlarımız, kendimizi nasıl değerlendirdiğimiz ve dışarıya nasıl yansıttığımız, hedeflerimizi belirledikten sonra buna uygun hareket edip edemediğimiz ve içsel isteklerimizle dışsal yasam biçimimizin uyumu bu çakrayin çalışma seklinin belirlenmesinde esastır.Solar pleksus çakrayı en çok etkileyen düşünceler içsel durumuzla dışsal koşullarımızın uyumuyla ilgilidir. Kendimizi birey olarak ne ölçüde benimsediğimiz, özsaygımız, toplumsal ilişkilerimiz ve iradi kararlarımıza uygun bir yasam sürdürme çabamız bu çakramızın olumlu olarak çalışmasına önemli ölçüde katkıda bulunacaktır.

KALP ÇAKRASI: Kalp çakrasını en fazla etkileyen şey sevgi anlayışımız ve diğer insanlarla sevgi alışverişimizdir. Sevgi kavramına bakış acımız yada sevgiyi yasama seklimiz “eğer” yada “çünkü” türü bir anlayışsa kalp çakramiz önemli ölçüde bloke olacaktır. “eğer benim dediklerimi yaparsan seni severim” yada ” Seni seviyorum çünkü bana karsı çok hoşgörülüsün” tarzı bir sevgi turu kalp çakrasının olumlu olarak çalışmasına bir katkıda bulunmadığı gibi tam tersi bir etki yapacaktır. Ancak “RAGMEN” türü bir sevgi anlayışı kalp çakrasina olumlu etki yapacaktır. “Seni çok sinirli olmana rağmen seviyorum”, ” Seni beni anlamamana rağmen seviyorum” yaklaşımı kalp çakrası için en doğru sevgi turudur. Evrensel olarak tüm insanların bir bütün olduğunu anlamak ve evrensel sevgi kavramı içinde yaşamak kalp çakrasının en önemli besinidir. Affetmek de kalp çakrasının dengeli çalışması için oldukça önemli olan bir kavramdır. Affetmeyi bilmek ve gerçekten affedebilmek insanin üzerindeki negatif enerji yükünü alan ve hatta hücrelerini bile yenileyen duygudur. Başkalarını affetmek kadar kendimizi de affetmek çok önemlidir. Geçmişteki hatalarımız, kendimizi yargıladığımız bazen de artık düşünmek istemediğimiz ancak içimize bir yerlere gömdüğümüz suçluluk duyguların sürekli içimizde taşımamız hastalıklara yol açan en önemli etkenlerden biridir. Kalp çakrasının bağışıklık sistemiyle ilgili olduğunu düşünürsek kendimizi ve başkalarını sevgiyle affetmenin hastalıklara karsı direncimizi nasıl etkileyeceğini daha iyi anlayabiliriz. Bencillik duygularından arınmanız ve kendimizi başka insanlarında yerine koyarak düşünebilmemiz kalp çakramızı olumlu olarak etkileyen bir diğer unsur olacaktır. Karşılıksız sevgi hisleri, fedakârlık ve hoşgörülü olmak kalp çakrasının dengeli çalışması için çok önemlidir. Ancak bu duyguları içten ve doğal yasamak, hissetmek gereklidir. İnsanin kalbinden gelen sevi, merhamet, ilgi, anlayış, affetmek duyguları nasıl kalp çakrasının çalışmasına olumlu etki yapıyorsa kızgınlık, nefret, öfkeyi içinde saklama gibi duygularda kalp çakrasının çalışmasını olumsuz olarak etkiler ve bloke eder.

BOGAZ ÇAKRASI: Boğaz çakrasınıi en fazla etkileyen düşünce biçimi dürüstlüktür. Dürüstlük sadece doğru konuşma, yalan söylememe olarak algılanmamalıdır. Elbette yalan söylemekten kaçınmak boğaz çakrasının dengeli çalışması için çok önemlidir. Ancak kişinin kendine karsı dürüst olması da en az başkalarına karsı dürüst olması kadar önemlidir. Gerçekten istediğimiz gibi bir hayat mı yasıyoruz? Bundan sonra ne yapmak istiyoruz? Kendimizi gerçekten bağışladık mı? gerçekten ona kızgın mıyız? Bu ve bunun gibi birçok soruya çoğu zaman cevaplar vermekten kaçınırız yada kendimizi kandırırız. Belki yaşam koşullarımız istediğimiz gibi olmayabilir ve su anda bunu değiştirmek için elimizden birleyin gelmeyeceğine inanabiliriz ama bunu kabul etmek yerine ben hayatımdan memnunum, ne yapalım buda fena değil demek bize çok daha fazla zarar verecektir. Oysa ben bu durumdan memnun değilim, aslında şunları istiyorum ve bundan sonra bu durumu değiştirmek için yaşamımda elimden geldiğince değişimler yapacağım seklinde bir düşünce boğaz çakramızın dengeli çalışması için çok önemli olacaktır. Boğaz çakrasını olumsuz olarak etkileyen bir diğer düşünce biçimi gerçek düşüncelerimizi ve duygularımızı açıklamaktan kaçınmamızdır. Bu kendimize verdiğimiz değerle ve özsaygımızla yakından ilişkilidir. Hayır demeyi bilmemek, kimseyi kırmamak için herkese
iyi davranmaya çalışmak ve söylemek istediklerimizi içimize atmak boğaz çakramızın çalışma düzenine zarar veren diğer tutumlardır. Boğaz çakrasını olumlu olarak etkileyen düşünce biçimde özsaygıyı, duygularını ve düşüncelerini ifade etmek konusundaki kararlılığı ve sosuyla iletişimlerimizdeki dengeyi gösterebiliriz.

ALIN ÇAKRASI: İçimizden bazen bir ses gelir ve bize hayır yanılıyorsun doğru olan bu değil der. Ancak biz bu sesi bir an için duyar sonra aklimizin bize söylediğini yapmayı tercih ederiz. Bu ses ciddiye alınmadıkça kısılır ve sonunda duyulamayacak kadar az çıkmaya baslar. Bu ses bizim yüksek benliğimizin sesidir ve kendini ifade etme seklide sezgilerdir. Yüksek benliğimiz bizimle sezgisel olarak konuşur ve oldukça kırılgandır. Onu dinlememek yada anlamaya çalışmadan sadece mantığımıza güvenmek bir sure sonra susmasına neden olacaktır. Alin Çakramız yüksek benliğimizle irtibatımızın sağlandığı ve sezgilerimizin kaynağının bulunduğu merkezdir. Bu çakranın düzgün ve dengeli çalışması içimizden gelen bu sese kulak vermemiz ve ona güvenmemizle mümkün olacaktır. Sezgilerimizi takip ettiğimiz ve onlara değer verdiğimiz surece yüksek benliğimizin sesi daha çok çıkar ve artik onunla bağlantı kurup istediğimiz cevabi almamız çok kolaylaşır. Zihinsel olarak esnek olmak ve kalıpsal düşüncelerden kurtulmakta alin çakramizin dengeli çalışmasına önemli ölçüde yârdim edecektir. Sadece maddeye dayalı bir yasam bicimi ve ruhsal yasamı reddetme alın çakramızı bloke ederken ruhsal olarak da bizi besleyecek ve geliştirecek faaliyetlerde bulunmamız alın çakramızın olumlu olarak çalışmasına katkıda bulunacaktır.

TEPE ÇAKRASI: Kendimizi evrenin merkezinde görmemiz ve evrene sadece kendi bakış acımızdan anlamlar yüklememiz tepe çakramızın dengeli çalışmasına önemli ölçüde engel olacaktır. Bir Yaratıcı inancı ve Yaradan’a teslimiyet düşüncesiyle sorunlarımızı sıkıntılarımızı üzerimizde taşımamız yerine Yaradan’a havale etmemiz tepe çakramızın dengeli ve düzenli çalışmasını sağlayacaktır. Evrensel enerjiyi aldığımız yer olan tepe çakrayı yaşamımızdaki dengelerle de ilgilidir. Yaşamımız belli sınırlarla kapatmamız ve gerçek potansiyelimizin farkında olmamamız bu çakrada çeşitli sorunların çıkmasının başka bir nedenidir. Yasama acık, canlı ve en önemlisi umudunu asla kaybetmeyen bir bilinçle hayatimizi idame ettirmemiz bize yepyeni pozitif enerjiler verecek ve tepe çakramızın ve ona bağlı olarak diğer çakralarımızın da dengeli çalışmasına yârdim edecektir. Umut kavramı tepe çakra için oldukça önemlidir. Her zaman umudunu
içinde taşıyan ve canlı tutan insanların tepe çakraların çok daha sağlıklı çalışmaktadır. Artık hersey bitti hiç umut yok seklinde bir düşünce kalıbına sıkışan ve bunu kalbiyle de onaylayan bir insanin tepe çakrası bloke olur ve bu blokaj tüm çakralara olumsuz yansıyarak o kişinin evrensel yasam enerjisi ile arasındaki bağları zayıflatır. Bu durum uzun bir sure devam ederse kişi için artık
gerçekten hiç umut kalmaz. Ölümcül hastalıkları yenen yada onlara yenilen insanların arasındaki en önemli fark da budur. Biri umudunu asla kaybetmezken diğeri kaybetmiş ve hastalığına yenilmiştir.Evreni bir bütün olarak görmek ve kendimizin de bu bütünün çok değerli bir parçası olduğunu bilmek tepe çakranın dengeli çalışması acısında çok önemli olacaktır. Her birimiz evrende tekiz ve çok önemliyiz. Ancak evrendeki diğer tüm canlılarda bizim gibi tek ve çok önemli. Kendi değerimizin algılanmasını istiyorsak önce başka canlıların değerini algılamalı ve onları takdir etmeliyiz. Yaşamda bir amaç sahibi olmamız ve amacımızın sadece bizi yada ailemizi değil tüm insanlığın faydasını içermesi de bu çakranın çalışma şekli açısından çok önemlidir. Bencil ve diğer insanlar için zararlı olabilecek amaç yada eylemler bu çakranın çalışma dengesine önemli ölçüde zarar verirken evrensel sevgiye dayalı, herkesin iyiliği gözetilerek tasarlanmış amaçlar yada eylemler tepe çakrasının çalışmasına olumlu olarak etki yapacaktır.
Chakra El Kitabından