Her zaman seni üzecek birileri olacaktır, yapman gereken;

Fotoğraf

Kendinden hoşnut olmayan birçok insan gördüm;

Fotoğraf: “ Kendinden hoşnut olmayan birçok insan gördüm; bunlar önce başkalarının kendileri hakkında iyi düşünmelerini sağlamaya çalışırlar. Bunu başarınca da bu sefer kendileri de kendileri hakkında iyi düşünmeye başlarlar. Ama bu sahte bir çözümdür; bu başkalarının otoritesi altına girmeyi kabullenmektir. Size düşen ödev kendinizi kabullenmenizdir, benim sizi kabullenmemin yollarını aramak değil. “Nietzsche…

“ Kendinden hoşnut olmayan birçok insan gördüm; bunlar önce başkalarının kendileri hakkında iyi düşünmelerini sağlamaya çalışırlar. Bunu başarınca da bu sefer kendileri de kendileri hakkında iyi düşünmeye başlarlar. Ama bu sahte bir çözümdür; bu başkalarının otoritesi altına girmeyi kabullenmektir. Size düşen ödev kendinizi kabullenmenizdir, benim sizi kabullenmemin yollarını aramak değil. “

Nietzsche

Küçük bir hikaye…Dallarımıza tüneyip, bize tanıdık gelen şeylere tutunmayı tercih ediyoruz

 

 Bir zamanlar bir kral’a Arabistan’dan iki tane doğan hediye edilir. Bunlar kralın şimdiye dek gördüğü en güzel kuş türü olan aladoğanlardır. Kral, bu değerli kuşları eğitmesi için onları doğancıbaşı’na verir. Aylar ayl…

arı kovalar ve bir gün doğancıbaşı Kral’ın huzuruna gelip, doğanlardan bir tanesinin mükemmel bir şekilde çok yükseklerde süzülerek uçtuğunu, fakat diğerinin geldiği günden beri tünediği daldan kımıldamadığını söyler. Bunun üzerine kral, ülkenin her yerinden şifacılar ve büyülcüler getirtip doğanı iyileştirmelerini emreder ama hiçbiri doğanı iyileştiremez. Kral daha sonra bu görevi saray çalışanlarına verir fakat ertesi gün baktığında doğan’da hala bir iyileşme gerçekleşmemiştir. Bildiği her yolu deneyen kral en sonunda şöyle düşünür: “Belki de bu problemin kaynağını anlayabilmesi için dağlık bölgeleri tanıyan birine ihtiyacım var,” der. Böylece saray çalışanlarına emreder: “Gidin ve bana bir çiftçi bulun!” Ertesi sabah doğan’ı göklerde uçarken gören kral şaşkına döner ve emrindekilere seslenerek “bu mucizeyi yapan kişiyi getirin bana” diye buyurur. Görevliler hemen gidip çiftçiyi bulup getirirler. Kral sorar,”Ne yaptın da doğan uçmaya başladı?” Boynu bükük çiftçi şöyle cevap verir: “Çok basit yüce kralım. Sadece kuşun tünediği dalı kestim.” Hepimiz uçmak için, bir insan olarak içimizdeki olağanüstü potansiyelin farkına varmak için yaratıldık. Fakat bunun yerine, dallarımıza tüneyip, bize tanıdık gelen şeylere tutunmayı tercih ediyoruz. Sınırsız olasılıklar mevcut ama birçoğumuz onların neler olduklarını keşfedemiyoruz bile. Tanıdık şeylerin, bize konforlu gelen alanın ve dünyevi meselelerin dışına çıkmadan yaşıyoruz. Bu nedenle çoğu zaman hayatlarımız heyecandan, tatminkarlıktan yoksun bir hal alıyor. Öyleyse, var mısınız tutunduğumuz korku dallarını kırıp kendimizi uçmanın mutluluğuna ve özgürlüğüne bırakalım? Isha Judd’un “Why Walk When You Can Fly” kitabından alıntıdır. Çeviri: Bahar Varol  – Oneness Türkiye https://www.facebook.com/groups/onenessturkiye

Yaradan bize her gün, bizi mutsuz yapan şeyleri değiştirmemizin mümkün olduğu bir an sunar

Eğer bir dış etmen sizi üzerse, duyduğunuz acı o şeyin kendisinden değil, sizin ona verdiğiniz değerden geliyordur.Onu da her an ortadan kaldırma gücünüz vardır.

Eğer bir dış etmen sizi üzerse, duyduğunuz acı o şeyin kendisinden değil, sizin ona verdiğiniz değerden geliyordur.Onu da her an ortadan kaldırma gücünüz vardır.

Marcus Aurelius

Bazen bitmek bilmeyen dertler yağmur olur üstüne yağar,

Zulmeden kişi bu zulmü bana yaptığını sandı…

Konuşmakla meşgulken, ‘birliğin’ sesini duyman imkansızdır."

Bir kaç gündür tekrar okuduğum Bir Çift Yürek’te “Mutant (modern insan) dua ederken konuşur , biz dinleriz…Zihnimizi boşaltıp evrensel mesajı bekleriz.Konuşmakla meşgulken, ‘birliğin’ sesini duyman imkansızdır.”  diyor  Aborginler.Tam da …

sessizliğe ve duyumsamaya ait bu sayfaları  okurken, bir yandan da çevremdeki insan güruhlarının hiç durmadan konuşuyor olmalarını izlemek, doğa tüm varlığıyla an be an kendini anlatırken ve doğa her an mucizevi muhteşemliğini sergilerken, sürekli konuşan insanların ne kadar çok şeyi kaçırıyor olduklarını görmek ilginç bir tezat oluşturuyor..

Diyorsun ki; ben sana gönlümü verdim…

Fotoğraf: Diyorsun ki; ben sana gönlümü verdim. İyi de gönül dediğin nedir ki ey sevgili? Ben sana hiç gönlümü verir miyim? Çünkü gönül dediğin toprağa girince toz olur, toprak olur. Ben sana ruhumu veririm. Çünkü ruhum sende sonsuzluk olur.Hz. Mevlana@zeynepDiyorsun ki; ben sana gönlümü verdim. İyi de gönül dediğin nedir ki ey sevgili? Ben sana hiç gönlümü verir miyim? Çünkü gönül dediğin toprağa girince toz olur, toprak olur. Ben sana ruhumu veririm. Çünkü ruhum sende sonsuzluk olur.
Hz. Mevlana

Ne garip değil mi?

BAYRAM TEBRİĞİ ( AZİZ NESİN )

 

1965 senesiydi. İşe gireli henüz iki hafta olmuştu. Bir genel müdürlükte, özel kalem müdürünün yardımcısıydım. Bayrama on gün kala, müdürüm hastalandı ve rapor aldı. Ertesi gün, genel müdür, beni odasına çağırd…ı. Buyrun efendim. Tebrik kartları hazır mı evladım? Hangi tebrik kartları efendim? Eyvahlar olsun, Şükrü sana söylemedi mi? Bayram geldi, tebrik kartı göndermeli.

Şimdiye çoktan postaya vermiş olmamız gerekirdi. Hiç haberim olmadı efendim Hemen, hemen hemen ! Yarına istiyorum üç bin adet kartı sabaha kadar yaz ve postaya ver. Emredersiniz efendim! dedim ve odadan çıktım. Ancak üç bin adet bayram tebrik kartını tek tek nasıl yazacağım

Genel müdür, kartların çini mürekkeple ve güzel bir yazıyla yazılmasını isterdi. Üç bin adet kartın iki bin tanesi makamca kendinden aşağıda olanlara şu şekilde yazacaktım: Bayramını kutlar, gözlerinden öperim. Kalan bin tanesi de, daha üst makamdakilere: Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim. şeklinde yazılacaktı Hiç vakit geçirmeden masamın başına geçip kolları sıvadım. Önümde davetiyelerden oluşan irili ufaklı pek çok dağ duruyordu.

Ben mesaim bitiyor, az sonra çıkar evime giderim derken, sabaha kadar burada kalıp üçbin kartı yazmak zorunda kaldım. Sızlanmanın faydası yok, işe başlayım: Bayramını kutlar, gözlerinden öperim. Bayramını kutlar, gözlerinden öperim. 5,10,20,50,100, 750,875. Yazıyorum yazıyorum bitmiyor! Vakit gece yarısını geçti gitti bana öyle bir sıkıntı bastı ki, tarif edemem. Yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum.. bitmiyor. En nihayetinde alt makam kartları bitti. Ama ben de bittim. Şafak sökmek üzereydi. İşi biten kartları masamın üzerinden alıp başka bir yere koydum. Ama önümde hâlâ bin adetlik bir kart yığını durmaktaydı. Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederime başladım.. Durmadan yazıyordum.

Göz kapaklarIm öyle ağırlaşmıştı ki, gözlerimi açık tutmam her bir karttan sonra daha da zor bir hale gelmişti. Resmen işkence çekiyordum. 125,279,400, 689. yazdım yazdım yazdım. Bir vakit sonra, artık ben kaleme değil o bana hakim olmaya başladı. Ama hâlâ yazıyordum: Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim. Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim. Niyaz ederim başarılı günler sizinle eşinizin bayramını kutlarken… Kutlarken eşinizin bayramını saygıyla sıhhatli günler diler Niyazi ile beraber ederim…

Niyazi ile birlikte sizin ve eşinizin bayramını kutlarken ayrIca sıhhatle ederim… Önce bayramınızı eder, sonra eşinizle Niyazi’ye başarılı günler dilerim… Sizin de eşinizin de Niyazi’nin de bayramını saygıyla eder, sıhhat dilerim..

Sıhhatli eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, Niyazi’ye başarılar diler aynı zamanda ederim… Bayramınıza etmeden önce eşinizi saygıyla kutlar Niyazi’nin gözlerinden öperim… Sizin de, eşinizin de, Niyazi’nin de, bayramını da, tatilini de, gelmişini de, geçmişini de.. saygıyla ederim… Sabah tam mesai saatinde, gözlerim kan çanağı bir halde kartları yetiştirdim..

Genel müdür bir-ikisine şöyle bir baktı: Aferin dedi. Bitirmen iyi olmuş. Hemen postalayın! Hemen postaladık. Üç gün sonra da önce bizim genel müdürü, ardından bendenizi postaladılar.

Baskalarına ‘evet’ derken , kendinize ‘ hayir’ demediğinizden emin olun.

 

Baskalarına ‘evet’ derken , kendinize ‘ hayir’ demediğinizden emin olun. P.Coelho

Tesadüf; Tanrı’nın tedbil-i kıyafet gezme şeklidir…

Tesadüf; Tanrı’nın tedbil-i kıyafet gezme şeklidir…

Einstain

Tek gerçek yolculuk,tek gençlik pınarı, yeni manzaralara gitmek değil,

Tek gerçek yolculuk,tek gençlik pınarı, yeni manzaralara gitmek değil, başka gözlere sahip olmak, evreni bir başkasının gözünden, başka yüz kişinin gözünden görmek, onların her birinin olduğu,her birinin gördüğü yüz evreni görmektir…

Marcel Proust

Gözyaşınızı silmektense sizi ağlatan insanı silin…