"Neredesin" yerine "Ben Buradayım" diyendir..

Seven insan “senin hatan” yerine “özür dilerim” diyendir… “neredesin” yerine “ben buradayım” diyendir.. “nasıl yaparsın” yerine “niye yaptığını anlıyorum” diyendir.. ve aşk “keşke” yerine daima “iyi ki” diyendir…
Müşfik KENTER

Acaba insanlar en çok neden korkarlar ?

Ne denli zorlu bir işe girişmek istiyorum, ama aynı zamanda da ne denli boş şeylerden korkuyorum” diye düşündü tuhaf bir gülümsemeyle. “Hmm… evet… hem her şey insanın kendi elinde, hem de insan yalnızca korkaklığı yüzünden ne fırsatlar kaçırıyor… Bu artık yadsınamaz bir gerçek, bir belit. İlginç bir şey, acaba insanlar en çok neden korkarlar? Atacakları yeni bir adımdan, kendi söyleyecekleri yeni bir sözden herhalde…”

Suç ve Ceza – Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

Dua olan düşünceler vardır. Bedenin duruşu nasıl olursa olsun, Ruh’un dizleri üzerinde olduğu anlar vardır.”

Dua olan düşünceler vardır. Bedenin duruşu nasıl olursa olsun, Ruh’un dizleri üzerinde olduğu anlar vardır.”

Victor Hugo

Gerçek sevgi sadece özel bir kişiyi sevmek değil,herkesi seven özel bir ruh halinde olmaktır

”Başkalarına ait bir şeye göz koyup haset ediyorsanız, unutmayınız ki elinizdekini de yitiriyorsunuz demektir..”

”Başkalarına ait bir şeye göz koyup haset ediyorsanız, unutmayınız ki elinizdekini de yitiriyorsunuz demektir..”

Epiktetos / İçsel Huzur İyi Yaşamın Kapısını Açar

Arada bir insan yapımı olmayan bir şeye dikkatle bak:

Arada bir insan yapımı olmayan bir şeye dikkatle bak: bir dağ, bir yıldız, akan bir nehrin kıvrımları.

O zaman bilgeliği ve sabrı bileceksin. …

Daha da ötesi bu dünyada yalnız olmadığını.

Sidney Lovett

Şaman Enerji Temizliği

Evindeki huzur için kökeni Şamanizm’e dayanan Anadolu usulü Feng Shui’den medet umanların sayısı artıyor. Yeni Aktüel dergisi, Anadolu ritüellerini sayfalarına taşıdı Son yılların huzur trendlerinden biri olan ‘Feng      Shui’nin ülkemizdeki tahtı sallanıyor! Yaşanılan mekan…

ın ‘enerji akışına’ uygun döşenmesini esas alan bu Uzakdoğu felsefesinin Anadolu usulü ritüellerini uygulayanların sayısı giderek artıyor. Yeni Aktüel dergisinden Neslihan Perker, Şaman usulü ‘enerji temizliği’ ile ilgili ayrıntıları araştırdı…
KAPI GİRİŞİNE SARIMSAK ASIN
  Mekanlara enerji temizliğine giden ‘enerji uzmanı’ Nuri Sevinç, Anadolu’da uygulanan bazı ritüelleri şöyle anlattı: Enerji temizliğinde sirke kullanımı çok yaygındır. Kötü enerjiyi temizlediğine inanılır. Yerler, eşyalar silinir ve sirke kabı yatağın altına konur. Yatağın altına konma nedeni, insanların uyku sırasında bilinçaltları ortaya çıktığı için etkiye açık olmalarıdır.      Evlere sarımsak asmak da çok bilindik bir ritüeldir. Negatif enerji sarımsak ile nötr hale getirilir. Sarımsak genelde kapı girişlerine asılır.      Eski Anadolu’da yatak odalarına ayna konmazdı veya akşamları üstleri siyah bir örtü ile kapatılırdı. Nedeni ise, negatif enerjiyi büyüteceğine inanılmasıydı.
BİZDE KADIN ENERJİSİ HAKİM
  Tıbbi-Aromatik Bitkiler Teknikeri Muhammet Tekin ise Anadolu usulü evde huzur yöntemlerini şöyle anlattı: Eski Türk evlerinde çatı yoktur çünkü ‘yukarı’ ile bağlantı kanalı açık olmalıdır. Eski Sümer ve Hititlerin evlerinde de çatı yoktur. Bizim kültürümüzdeki yapılarda ise dişi enerji hakimdir.      Camiler, sinagoglar, kiliseler dişi enerjiye sahiptir. Türk kültürüne baktığımızda kadın enerjinin hakimiyetini görürüz, anne kutsaldır. İslamiyet’te, Orta Asya ve Anadolu medeniyetlerinde bu böyledir. Yaşadığımız daireler kadın enerjisine sahiptir. Feng Shui’de ise erkek enerji vardır, bizim yapı şeklimiz bu değildir.
TUZ VE KİREÇ ÖNEMLİ
Türk evlerinde kireç taşı veya kaya tuzu çok önemlidir. Tuz ve kireç negatif enerjiyi üzerinde toplar. Ev halkını hastalıklardan da koruduğuna inanılır.      Evlerin balkonlarında çiçek kültürü de çok gelişmiştir. Yeşil bitki, taze enerji getirir. Evlerin çevresinde, meyve veren ağaçlar yetiştirilir.      Gül bizim için çok önemlidir, bu bitki hem dünyayı, hem insan ruhunu, hem de Hz. Muhammed’i temsil eder. Aşk ve sevginin çiçeğidir. Güldeki koku, sevgi ve mutluluk duygularını arttırır.      MAHARET ÇENGELLİ İĞNEDE      Anadolu inanışına göre; evin içinde bir yerde demir bulundurmak da önemli. Yeni doğan bebeklere nazarlık takıldığında aslında maharet, çengelli iğnededir çünkü bu tılsımın materyali demirdir. Bilinçaltındaki negatif enerjiyi dengeler.      Osmanlı’nın ilk yıllarında, kente gelenler ağaca ölü koyunları asarlar, hangi koyun geç çürürse evi oraya inşa ederlermiş. Hayvan yaşamlarından aldıkları mesajlar onlar için önemliymiş.
POZİTİF BİTKİ REÇETESİ
Adaçayı: Nazardan ve kötü enerjilerden koruyor.
Tarçın kabuğu: Zenginlik ve bereket getiriyor.
Çörek otu: Nazara iyi geliyor.
Üzerlik Otu: Kötü enerjiden koruyor.
Defne Yaprağı: Büyüden koruduğuna inanılıyor.
Üzüm: Yaradılışı temsil ediyor ve şifa verdiğine inanılıyor.
Vanilya kabuğu: Afrodizyak enerjiyi artırıyor.
Kahve: Yakılan kahve enerji veriyor.
Tuz: Masaya konan tuz, negatif düşünceleri, konuşmaları üzerine çeker.
Baklagiller: Evin bereket enerjisi açısından önemlidir.
ÖNCE MUM YAKILIYOR SONRA TÜTSÜ
Nuri Sevinç, bir mekan temizliğine gittiği zaman işe mekanda mum yakarak başlıyor… Yeni yakılan mum, bulunduğunuz yerde bulunan negatif enerjiyi temizliyor. Ardından tütsü yakan Sevinç, kendi bedeninde tamamen pozitif enerjiye odaklanarak odaları dolaşmaya başlıyor. Odalarda geçen süreç değişebiliyor, kiminde iki dakika duruyorsa, kiminde bu süre beş dakikayı buluyor. O sırada mekanda yaşayan insanların da bu yeni enerji ile dengelenmeleri ve olayların negatifinden kurtulmaları çok önemli.
YATAK ODASINI KEDİ SEÇİYOR
  Eskiden Anadolu’da bir eve taşınıldığı zaman, mekana kedi bırakılır ve kedinin sabit durduğu yer yatak odası yapılırmış. Kediler manyetik alanı çok iyi algılar, pozitiftirler ve insandaki negatif enerjiyi alırlar.
  alıntıdır

 

 

 

Ne olduğumu bıraktığımda…

Fotoğraf: Ne olduğumu bıraktığımda, neysem o olabilirim.

Asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzme.

Asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzme.
Unutma,
Sen kaldırabiliyorsan, onlar da kaldırabilir…!

Bob Marley

Şu meydanlar, caddeler, sokaklar ölmüş ruhlarıyla dolaşan insanlarla dolu…

Fotoğraf: Çekirdek İnanç

Ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil,

Fotoğraf: YUSUF TOPALOGLU

Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz.

Fotoğraf: Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz.~Lukıanos~

 

Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz.

~Lukıanos~

yA YAPABİLİRİM DİYEREK BAŞARI VE MUTLULUK ÜLKESİNE UÇARSINIZ…

Kader deyip geçme. Bak ne diyor Sırrın Sahibi,

Fotoğraf

Türkiye’de Yahudiler neden susar?


Türkiye’de Yahudiler neden susar?

M. Serdar Korucu

Nedir bir insanı yaşadığı toprağa bağlayan?
Orada doğmak…
Büyümek, yaşamak…
Ekmeğini kazanmak…
Ve ölmek mi?
Atalarının köklerinin bağlı olması mı?

Peki vatandaş olmak için neye ihtiyaç var?
Damarda akan “çoğunluk” kanına…
İnanılan aynı Tanrı’ya…
Konuşulan ortak dile…
Binlerce yıla uzanan “tek” tarihe mi?

Bunların hepsini birden sağlayamıyorsanız, işte o zaman “yarım
vatandaş” olursunuz bu ülkede. Sivil hayatta vali olamazsınız mesela,
askerde “önemli” mevkilere getirilmezsiniz. Size tam olarak güven
duymaz başkent. Her an bir ihanetinizi bekler içten içe. En zayıf
düştüğü anda sizin “kendiniz gibiler”in desteği ile kuracağınız
kumpası görür kabuslarında. Zaman zaman uyanır,
paranoyasından
sıyrılıp “açılım” yoluyla irtibat kurmaya çalışır. Ancak bu bir kısır
döngüdür sürüp giden. Bundan kurtulmanın yolu yok mudur? Vardır elbet.

Ne zaman silip atarsanız size ait “farklı” olanı, işte o zaman en
“has” adamları oluverirsiniz onların. “Yanlış” yoldan vazgeçmiş,
“doğru” yola girmişsinizdir. “Hoş görülecek”, idare edilecek değil
böbürlenecek birisinizdir artık.

Son dönemdeki “Yahudi açılımı” iddiaları bu gerçeği hatırlattı bir kez
daha. Var mı, yok mu hala bilmiyoruz aslında. Ne Kürt açılımı, ne de
sekteye uğrayan Ermenistan ile normalleşme süreci gibi açık seçikti
olup biten. Belki tesadüftü peş peşe gelen olaylar, belki de işleme
konan bir planın parçası. Ama bu tartışma bile gösterdi ki bu ülkede
azınlık olmak elde her an kullanıma hazır bir koz olmaktır. Hele
de
akrabalarınızın kurmuş olduğu bir ülkeniz varsa…

Mesela şarkı mı söylüyorsunuz, üstelik de başarılı mısınız? Ama
azınlıktan geldiğiniz anda durum değişiverir. Asla başarınız nedeniyle
gönderil(e)mezsiniz yurtdışına. Önce başkaları tarafından bu kararın
arkasında bir neden aranır. Ardından onlar susar, siz başlarsınız
benzer soruları sormaya: Bu ülkede o kadar “has” vatandaş şarkıcı
varken sistem neden sizi seçmiştir? “Acaba kullanılıyor muyum” diye
düşünmeden hemen dağıtıverirsiniz kaygı bulutlarını söyleyiverirsiniz
çoğunluğun duymak istediği sözleri. Sadakatinizi sonuna kadar belli
ederek, üstüne basa basa “Ben Türk’üm” diyerek…

Ya da işadamısınızdır mesela. İşinizde başarılısınızdır. Çok badireler
atlatmışsınızdır doğduğunuz, büyüdüğünüz, ekmek kazandığınız, emek
verdiğiniz topraklar
için. Ama gelin görün ki asla inandıramazsınız
kendinizin buraya ait olduğuna. Azcık geçmiş uygulamaları eleştirmeye
başlasanız hemen uyarırsınız kendinizi, savunmaya geçersiniz,
“Hitler’den kurtardı İnönü, Varlık Vergisi’ni de affettim böylece.
Eğer bizi Hitler’e verseydi sabun olacaktık.” diye. Yani ölümü görüp
sıtmaya razı olursunuz…

Bu da yetmez asla. “Benim gidecek başka ülkem yok” sözünü
tekrarlarsınız bir kez daha. “İsrail filan diyorlar, bırak şimdi.
Benim İsrail’de bir tane akrabam yok. Bizim vatanımız Türkiye’dir,
bitti.” diye yanıtlarsınız size sorulan soruları. Belki sağır kulaklar
bir gün duyar da ikna olur diye…

Ağzınızı açıp yahu “Trakya olaylarını neden aydınlatmıyorsunuz?”
demezsiniz mesela ya da Naziler’in emriyle kurulduğu iddia edilen
“Balat Fırınları” için konuşamazsınız. 2.
Dünya Savaşı döneminde
Boğaz’dan geçirilmedikleri için batan ve batırılan, aç susuz gelinen
ama “misafirperver” Türk limanlarında kötü muamele gören gemiler ise
söz konusu bile olmaz, olamaz.

Peki neden susarsınız bu konularda? Yaşamak için, sadece hayatta
kalmak için. Bunun için de hep bir temenni ile bitirirsiniz
sözlerinizi aslında her şeyi anlatan: İnşallah çocuklarım sulh içinde
yaşarlar