Resim yap, bahçe işleri yap, çiçek yetiştir, şiir yaz, müzik yapmayı öğren,dans et. Yıkıcı enerjini yaratıcı enerji haline getirecek her şeyi öğren. O zaman varoluşa karşı öfke duymayacaksın, şükran duyacaksın..!

Fotoğraf: ŞİFA ENERJİSİ; DÜŞÜNDÜĞÜN YERDE, HİSSEDEBİLDİĞİN KADARDIR.

Resim yap, bahçe işleri yap, çiçek yetiştir, şiir yaz, müzik yapmayı öğren,dans et. Yıkıcı enerjini yaratıcı enerji haline getirecek her şeyi öğren. O zaman varoluşa karşı öfke duymayacaksın, şükran duyacaksın..!

OSHO

Bedenin Yükünü Ayaklar Taşır, Ruhun Yükünü Yürekler…

Tüm enerjinizi kimin aldığını bilmek istiyor musunuz?

Sessizliğin bazen en iyi yanıt olduğunu hatırlayın.

Sessizliğin bazen en iyi yanıt olduğunu hatırlayın.

DALAI LAMA

Eğer basit bir şekilde anlatamıyorsan, o konuyu iyi anlamamışsın demektir…

insan hayatı nasıl yaşamak isterse istediği gibi yaşar,güzellikle beraber cirkinlikte vardır,güzellil görmek güzel yüreklerin işidir…

insan hayatı nasıl yaşamak isterse istediği gibi yaşar,güzellikle beraber cirkinlikte vardır,güzellil görmek güzel yüreklerin işidir…
“Görmek isteyenler için yeterince ışık, istemeyenler için yeterince karanlık vardır.”   Blaise Pascal ***

 

 

 

Önemli Bir Hayat Dersi…

Ortaokuldayken, sınıf arkadaşlarımdan birisiyle ciddi bir tartışmaya girmiştim.

Sebebini şimdi hatırlamıyorum ama o gün öğrendiğim dersi hayatım boyunca unutmadım.

Tartıştığım kişinin haksız olduğundan, kendiminse haklı olduğumdan o kadar emindim ki…Tabi karşımdaki de tam tersini düşünüyordu…
O an öğretmenimiz bize çok önemli bir ders vermeye karar verdi.

Bizi sınıfın önüne çıkardı ve beni masanın bir tarafına; onu da diğer tarafına yerleştirdi.
Masanın ortasında büyük yuvarlak bir nesne vardı. Siyah olduğunu net bir şekilde görebiliyordum. Ancak öğretmen çocuğa nesnenin rengini sorduğunda “beyaz” diye cevap verdi. O kadar şaşırmıştım ki, çünkü nesne resmen siyahtı. Bu sefer aramızda nesnenin rengiyle ilgili bir tartışma başladı.
Bunun üzerine öğretmen yerlerimizi değiştirdi ve şimdi de nesnenin rengini benim söylememi istedi.
“Beyaz” demek zorundaydım; çünkü belli ki nesnenin beyaz ve siyah olmak üzere iki tarafı da farklı renkteydi.
Öğretmenimiz o gün bana önemli bir hayat dersi verdi…
Karşındaki kişiyi gerçekten anlamak için, kendini onun yerine koymalısın!

***
HAYATTA DURDUĞUNUZ YER DEĞİŞTİKÇE, GERÇEĞİN PEK ÇOK YÖNÜYLE KARŞILAŞIRSINIZ.

BU NEDENLE AZ BİLGİYLE KENDİ DOĞRULARINIZI DAYATMAK YERİNE, EMPATİ YAPABİLMEYİ VE DAHA HOŞGÖRÜLÜ OLMAYI DENEMELİSİNİZ.
Judie Paxton

fw mail

YANLIŞ ZAMAN YANLIŞ İNSAN…. ♥♥♥

Bir gün kapı çalmış. Ama kapıda kimsecikler yokmuş. Kapının önünde yalnızca bir kavanoz. Etrafa bakınmış kimseyi görememiş. Almış içeri kavanozu. Gözleri yaşlı açmış kapağını. İçinde turuncu bir balık görmüş. Tam o sırada gözlerinden bir damla gözyaşı damlamış kavanoza. Balık birden kıpırdanmaya başlamış. Daracık kavanozun içinde oradan oraya dönmüş durmuş.
Kız anlam vermemiş neler olduğuna. Daha çok ağlamaya başlamış. Üzülmüş balığın haline. Ağladıkça damlalar kavanoza dökülmüş. Balığın rengi morarmaya başlamış. Sonra anlamış gözyaşlarının küçük balığı zehirlediğini.Hemen gidip suyu değiştirmiş. Balık tekrar canlanmış eski haline geri dönmüş.Aradan günler geçmiş. Kız balığına şarkılar söylemiş durmadan. Dertleşmiş derdini anlatmış. Balık dinlemiş. Ama ağlamamış hiç. Balığım ölmesin diye. İçine akıtmış gözyaşlarını. O kadar çok sevmiş ki küçük balığı hiç ağlayamamış, hiç belli edememiş.Ama günler geçtikçe kız hastalanmaya başlamış. Rengi solmuş. Halsiz kalmış. Kimse ne olduğunu anlayamamış. Ama kimse bilememiş, içine akıttığı gözyaşlarının kendisini zehirlediğini. Asıl ağlarken daha mutlu olduğunu, zehrini böyle dışarı akıttığını kimse öğrenememiş.
Ondan geriye yalnızca turuncu bir balık kalmış… Daha mı değerliydi uğruna gözyaşlarımızı sakladığımız.. kendimizi zehirlemek daha mı kolay.. saklanmak.. kaçmak çözüm mü? Daha mı değerli turuncu balıklar? Daha mı değerli kendi hayatımızdan? Durma ağla. Durma akıt gözyaşlarını. Dök içindekileri, bırak gitsin gidenler. Bırak ölsün balıklar, bırak kırılsın kavanoz. Elbet bir balık var gözyaşlarında canlanacak, elbet bir kavanoz var gözyaşlarından kırılmayacak. Elbet bir balık var seni ağlatmayacak, gözyaşlarını dindirecek, senin sesinle konuşacak. Gözyaşlarında bir sorun yok… Kapında bile olsa, tek mesele Yanlış Balık, Yanlış Kavanoz.
YA DA YANLIŞ ZAMAN… YANLIŞ İNSAN….
Mehmet şen

DENEYİN ;)On Güçlü İfade;

Fotoğraf: On Güçlü İfade;1. Hatalıyım2. Özür dilerim3. Bunu yapabilirsin4. Sana inanıyorum5. Seninle gurur duyuyorum6. Teşekkür ederim7. Sana ihtiyacım var8. Sana güveniyorum9. Sana saygı duyuyorum10. Seni seviyorum“Kullanacağınız pozitif ifadelerle kendi hayatınızda ve İnsanların hayatında büyük bir fark yaratabilirsiniz!”~Rich Devos~
1. Hatalıyım
2. Özür dilerim
3. Bunu yapabilirsin
4. Sana inanıyorum
5. Seninle gurur duyuyorum …

6. Teşekkür ederim
7. Sana ihtiyacım var
8. Sana güveniyorum
9. Sana saygı duyuyorum
10. Seni seviyorum “Kullanacağınız pozitif ifadelerle kendi hayatınızda ve İnsanların hayatında büyük bir fark yaratabilirsiniz!”
~Rich Devos

 

 

 

Doğan Cüceloğlundan Müthiş Hayat Dersi

Doğan Cüceloğlu’ nun eğitimdeki katılımcılarla aralarındaki konuşma: DC: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı? Katılımcılardan Biri: Allah’a şükür, hocam, bildiğimiz kadarı ile yok. …

DC: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz? Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar:
K: Ölüm.
DC: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, ama bundan sonra gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Diğer hiç biri insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi? Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır. Şu şekilde devam eder: ”Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?”
K: Hayır
DC: Şu saniye içinde olma olasılığı var mı?
K: Var.
DC:Yarın?
K:Evet.
DC: 30 yıl sonra?
K: Olabilir.
DC: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini bili yor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz? Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle hiç bakmamışlardır. Sözünü sürdürür:
DC: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? Var mıdır böyle bir garanti?
K: Yoktur hocam.
DC: Peki nereden biliyoruz, az sonra telefonumuzun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini? Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlarlar.
K: Hocam konuyu değiştirsek?
DC: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?
K: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.
DC: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular, tartışma ya da gerginlik konusu yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona “yüreğinizin taa derininden gelen bir “seni gerçekten çok seviyorum” demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı? Burada bazı katılımcıların ağladığı olur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir.
DC: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde “şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim?” diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz.. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?

Çok sert olma kırılırsın…

Hayat öyle birşey ki ,sustuğunda konuşmadın diye pişman eder, konuştuğunda ise susmadığın için kahreder.

Hayat öyle birşey ki ,sustuğunda konuşmadın diye pişman eder, konuştuğunda ise susmadığın için kahreder.

-Charles Bukowski

KİŞİSEL ÖZGÜRLÜK…..

Bir kez başkalarının söylediklerinin ya da yaptıklarının sizinle ilgisi olmadığını görebildiğinizde, kimin hakkınızda dedikodu yaptığı, kimin sizi suçladığı, kimin dışladığı önemini kaybeder. Dedikodular sizi etkilemez olur. Kendi görüşünüzü savunmaya zahmet bile etmezsiniz. İnsanların sözleri sizi etkilemez çünkü onların görüşleri ve duygusal zehirlerine bağışıklığınız vardır. …
Gerek başkalarını incitmek için dedikoduyu kullanan, gerekse kendilerini incitmek için başkalarını kullanmak isteyen parazitlere bağışıklık kazanmışsınızdır. Hiçbir şeyi kişisel algılamamak, kendi türünüzle insan insana etkileşiminizde nefis bir araçtır. Ayrıca, bireysel özgürlüğe alınmış bir bilettir de çünkü artık hayatınızı başkalarının fikirlerine göre yönetmek zorunda değilsinizdir. Bu, İnsanı gerçekten ÖZGÜR kılar…!
Mehmet Şen

Ne çok beklentilerimiz var, ne çok yargılarız, ne çok yadırgarız :(

Ne çok beklentilerimiz var, ne çok yargılarız, ne çok yadırgarız 😦
İşimize gelmeyen olayları, kişileri ne çok eleştiririz…
Oysa, Ayşe’nin Fatma hakkında söyledikleri Fatma’yı değil, Ayşe’yi anlatır ! Başkası hakkında konuştuklarına ”dikkat !” ettiğinde, aslında kendini anlatıyor olduğunu görürsün

Ayşegül Özalper

Büyük kedi sürekli kuyruğunu kovalayan küçük kediye sormuş: Neden kuyruğunu kovalıyorsun sürekli

Büyük kedi sürekli kuyruğunu kovalayan küçük kediye sormuş: “Neden kuyruğunu kovalıyorsun sürekli”, küçük kedi yanıtlamış: “Kuyruğumu yakalarsam mutlu olacam da ondan.” Büyük kedi gülmüş: “Ben de zamanında senin gibi kovalayıp durdum onu, ama asla yakalayamadım. Sonra onu kovalamayıp, yoluma devam edince o benim peşimden geldi.”

Ben bu minik hikayeye bayılırım. Bayılırım da halen kuyruğumu kovalamamayı öğrenemedim sanırım. Halbuki ısrarla istediğim her ne varsa hiç gerçekleşmediler, ne zaman peşlerini bıraktım; planlayabileceğimden daha da güzel şekliyle gerçekleştiler.

Hani arada hatırlamak lazım bu güzelim minik hikayeyi…

Serpil Şengün Gürsoy sayfasından alınmıştır aslen Hasan Sonsuz Çeliktaş’a aittir…