Umudunu yitirme;Şu hayatta bir şeyin bitişi,Her zaman başka bir şeyin başlamasına sebep olmuştur..

Fotoğraf: Umudunu yitirme;Şu hayatta bir şeyin bitişi,Her zaman başka bir şeyin başlamasına sebep olmuştur..Love Happens

Umudunu yitirme;
Şu hayatta bir şeyin bitişi,
Her zaman başka bir şeyin başlamasına sebep olmuştur..

Love Happens

Bazı sırlar vardır kendimize bile açıklanmayacak…

Fotoğraf: Bazı sırlar vardır yalnız dostlara anlatılacak.Bazı sırlar vardır dostlara bile anlatılmayacak.Bazı sırlar vardır kendimize bile açıklanmayacak...-Friedrich NietzscheBazı sırlar vardır yalnız dostlara anlatılacak.
Bazı sırlar vardır dostlara bile anlatılmayacak.
Bazı sırlar vardır kendimize bile açıklanmayacak…

-Friedrich Nietzsche

O’na karşı: “Böyle birşeyin olmasına nasıl müsaade ediyorsun? Neden o küçük kıza yardım için birşeyler yapmıyorsun?” diye yakınmaya başladı.

Fotoğraf: Kız dilenirken, sokaktan genç, sağlıklı, zengin görünümlü bir adam geçti. Kızı farketmişti. Ama, belli etmemek için, dönüp bir daha bakmadı. Geniş ve lüks evine, konfor içinde yaşayan ailesinin yanına geldiğinde, çok güzel hazırlanmış bir akşam sofrası onu bekliyordu. Fakat, az sonra, gördüğü o dilenci kız aklına takıldı yeniden. Duyguları birşeylere itiraz ediyordu.Sonra, kolay yolu tercih etti ve itirazlarını Allah’a yöneltti. Böyle durumların var olmasına izin veren O değil miydi?İçin için, O’na karşı:“Böyle birşeyin olmasına nasıl müsaade ediyorsun? Neden o küçük kıza yardım için birşeyler yapmıyorsun?” diye yakınmaya başladı.Biraz sonra, ruhunun derinliklerinden gelen şu cevabı işitti:“Yaptım. Seni yarattım!”Brıan Cavanaugn / Çeviri: Cemal KarabelÜmit Öyküleri Kitabı/ Zafer Yayınları

Kız dilenirken, sokaktan genç, sağlıklı, zengin görünümlü bir adam geçti. Kızı farketmişti. Ama, belli etmemek için, dönüp bir daha bakmadı. Geniş ve lüks evine, konfor içinde yaşayan ailesinin yanına geldiğinde, çok güzel hazırlanmış bir akşam sofrası onu bekliyordu.

Fakat, az sonra, gördüğü o dilenci kız aklına takıldı yeniden. Duyguları birşeylere itiraz ediyordu. Sonra, kolay yolu tercih etti ve itirazlarını Allah’a yöneltti. Böyle durumların var olmasına izin veren O değil miydi? İçin için, O’na karşı: “Böyle birşeyin olmasına nasıl müsaade ediyorsun? Neden o küçük kıza yardım için birşeyler yapmıyorsun?” diye yakınmaya başladı. Biraz sonra, ruhunun derinliklerinden gelen şu cevabı işitti: “Yaptım. Seni yarattım!”

Brıan Cavanaugn / Çeviri: Cemal Karabel Ümit Öyküleri Kitabı/ Zafer Yayınları

Diğerlerine verdiğiniz tüm öğütlerin sonunda, gideceği tek bir yer vardır; SİZ…

Fotoğraf: Aynada gördüğunüz her şey hoşunuza gitmeyebilir, fakat aynaya bakıp kendinizle ilgili her şeyi kabul edene kadar, istediğiniz hiçbir değişikliği gerçekleştiremezsiniz...  Eğer birine bakıp“O öfkeli ve ben bundan hoşlanmıyorum” derseniz, bunun nedeni, kendi öfkenizden hoşlanmamanız olabilir mi? Eğer birine bakıp, “Korkak, keşke yapabilse” diyorsanız, bu, sizin başka şeyden korkmanızdan, ya da bir şeyi “Keşke yapsaydım” demenizden kaynaklanıyor olabilir mi?... Diğer insanları suçlamanın bize faydası yoktur... Başka insanların eylemleri ve bizim bu eylemlerle ilgili yargılarımız vardır... Eğer dosdoğru yargıya bakabilirsek, kendimizle ilgili benzer yargılara ulaşırız... Diğerleri hakkındaki acımasız eleştirileriniz, kendiniz hakkında kabul etmeniz gerekenlerdir. Bunu yapabilir misiniz? Diğerlerine verdiğiniz tüm öğütlerin sonunda, gideceği tek bir yer vardır; SİZ...  (Peter MC.Williams)***

Aynada gördüğunüz her şey hoşunuza gitmeyebilir, fakat aynaya bakıp kendinizle ilgili her şeyi kabul edene kadar, istediğiniz hiçbir değişikliği gerçekleştiremezsiniz…   Eğer birine bakıp“O öfkeli ve ben bundan hoşlanmıyorum” derseniz, bunun nedeni, kendi öfkenizden hoşlanmamanız olabilir mi?   Eğer birine bakıp, “Korkak, keşke yapabilse” diyorsanız, bu, sizin başka şeyden korkmanızdan, ya da bir şeyi “Keşke yapsaydım” demenizden kaynaklanıyor olabilir mi?…

Diğer insanları suçlamanın bize faydası yoktur…   Başka insanların eylemleri ve bizim bu eylemlerle ilgili yargılarımız vardır…   Eğer dosdoğru yargıya bakabilirsek, kendimizle ilgili benzer yargılara ulaşırız…   Diğerleri hakkındaki acımasız eleştirileriniz, kendiniz hakkında kabul etmeniz gerekenlerdir.   Bunu yapabilir misiniz?   Diğerlerine verdiğiniz tüm öğütlerin sonunda, gideceği tek bir yer vardır; SİZ…

(Peter MC.Williams) ***

Doğadaki öğretmenlere kulak ver…

Tek bir kötü olay, tek bir iyi olay gittiğin yönü değiştirip seni kontrol etmeye çalıştığın sonuçtan başka sonuca ulaştırır.

imagesCAGLSQ5S

Yaşayacağını yaşamak zorunda mısın yoksa ne yaşayacağına sen mi karar verirsin?

Eğer ne yaşayacağına karar verme gücü elindeyse o zaman olanı kontrol etmelisin. Eğer ne yaşayacağına karar verme gücü elinde değilse o zaman olanı kontrol etme çabasını bırakmalısın.

Geçmişe baktığında kontrol edebildiğin bir deneyimin var mı? Yoksa geçmişte kontrol ettiğini sandığın her deneyim aslında zaten öyle olmaktan başka şekilde olamaz mıydı? Herhangi bir şeyin olması, seninle birlikte sayısız koşulun bir araya gelmesini gerektirirken, bu koşullardan bir tanesi bile uygun olmadığında o şeyin olması olanaksızken neyi kontrol edebilirsin? Sayısını bile kestiremediğin koşulları mı? Kendini mi?

Kendim ve kendi kararlarım dediğin şey, yalnızca ve yalnızca asla tahmin edemeyeceğin kadar sayısız koşulun bir araya gelmesiyle var. Tek bir hormonal değişim, tek bir kötü olay, tek bir iyi olay gittiğin yönü değiştirip seni kontrol etmeye çalıştığın sonuçtan başka sonuca ulaştırır.

Kendim dediğin şey aslında sayısız koşulun bir araya gelmesinden başka bir şey değil. Sen, birbirinden bağımsız ama birbirleriyle ilişkili sayısız etkinin yarattığı bir etki-tepki dalgasısın. Denizdeki bir dalga gibi rüzgara, ayın çekimine, suyun derinliğine ve benzeri sayısız koşula bağlı olarak sahile doğru ilerliyorsun. Kendini rüzgardan, aydan, suyun derinliğinden bağımsız sanıyorsun. Kendi büyüklüğüne kendin karar verebileceğine inanıyorsun. İleride, henüz şeklini bile bilmediğin ama ulaşacağını varsaydığın sahildeki kayaların üzerinde nasıl bir etki yaratacağına, bilmediğin ve asla da bilemeyeceğin koşullardan bağımsız olarak kendi başına karar verebileceğini sanıyorsun.

Sen, hava koşullarına, güneşe, minik bir kurtçuğa, bir kuşa, buluta, fırtınaya bağlı olarak büyüyen bir elmasın. Oysa ne zaman olgunlaşacağına, tadının ne olacağına, reçel mi, komposto mu, sirke mi olacağına yoksa bir tatlının içinde tarçın ile aşk mı yaşayacağına karar verebileceğini sanıyorsun.

Seni zorlayan şey, kendini olayları kontrol etme konusunda elmadan ya da deniz dalgasından daha özgür, daha muktedir sanman. Oysa gerçekte varolmak için sayısız olguya bağlı olman sebebiyle elmadan ya da denizdeki dalgadan bir farkın yok.

Sen herhangi bir olayı istediğin tarafa yönlendirmek, ne yaşayacağına karar vermek ya da geleceği kontrol etmek için burada olduğunu sanıyorsun. Oysa olayları kontrol etmek için değil, seçimler yapmak için değil yalnızca olayların niçin öyle olduklarını gözlemlemek ve anlamak için buradasın. Sen bir denetçi değil bir gözlemcisin.

Gelecek henüz yazılmamış boş bir sayfa değil. Bütün kararlar çoktan verildi. Sana düşen o kararların niçin öyle verildiğini anlamak. Eğer anlamayı başarabilirsen, o zaman gelecek senin için boş bir yaprak olabilir. Özgür iradeye ulaştıran kaderden başka bir yol yoktur.

Cem Şen

TÜKETİM ÇILGINLIĞI ve HAYRETTİN KARACA…


Belki Hayrettin Karaca kadar olamayız ama daha az tüketerek, ülkemizin ve dünyamızın doğal kaynaklarının boşa harcanmasına engel olmuş oluruz. Dozunda alış-veriş! Dozunda tüketim! Fazlası dünyayı …

mahvediyor. Üstelik Dünyada bu kadar muhtaç insan varken! Daha az tüketmeye gayret edelim! Tüketim dünyası, bize ihtiyaç yaratıyor zorla! Bizi tüketmeye zorluyor! Ve tüm bu çılgınlığın karşısında, işte HAYRETTİN KARACA :   PARAM VAR AMA TÜKETMEYE HAKKIM YOK!!!

Kırmızı süveteri delik deşik olmasına rağmen hala üzerinde; ayakkabısı da yamalı. Sökük paltosunu, pantolonunu, yakalarını ters-yüz ettiği  gömleklerini yıllardır kullanıyor. 10 yıldır hiçbir şey almamış  üzerine. Karaca markasının ve TEMA Vakfı’nın kurucusu Hayrettin Karaca  “param var ama tüketmeye hakkım yok” diyerek ‘al tüket ve yok et’ diyen tüketim toplumuna açtığı savaşla gurur duyuyor.

KOMŞUYA VER…   Dünyada tüm insanları doyuracak kadar yiyecek olduğunu ama gözü aç olanları doyuracak hiçbir şeyin olmadığını söyleyen Karaca, Türkiye’de bir zamanlar fakirleri aç bırakmayan kültürün nasıl yok olduğunu hüzünlenerek anlattı. Televole kültürünün karşısında birtakım değerlerin yok olduğunu söyleyen Karaca, çocukluk günlerinin “komşuyu aç bırakmayan” kültürünün yeniden dirilmesiyle, açlıkla savaşılabileceğini söyledi. “Dünya ikiye bölünmüş artık. Gözü açlar ve karnı açlar. İşte o gözü açları doyurmayacağız.   Bunların farkına küçükken vardım. Dilim kültürüm gidiyor. Bağımsız bir Türkiye değiliz artık. En büyük acımız geri getiremediğimiz o kültürümüzdür.” diyen Karaca şöyle konuştu:
“Ben bir kasaba çocuğuyum. Varlıklı bir ailenin çocuğuydum. Ama herkes eşit şartlarda oynardı sokakta. Bütün çocuklar gibi ben de yalınayak oynardım.   Akşam olduğu zaman annem seslenirdi, avucuma bir kap sıcak yemek  koyarlardı. Kulağıma eğilip, ‘Komşu anneye götür’ derdi. Etrafımızda bizi duyacak  kimse yoktu ama, bu bana verilen ‘Aman kimse görmesin Hayrettin’ mesajıydı.  Komşu annenin yağını,odununu kim alır, kimse bilmezdi. Paylaşma düzeni vardı, o kültürdü. Savaştan çıkmış bir Türkiye’de ‘fakirim’ diyen çoktu ama ‘açım’ diyen yoktu. Oradan aldım bu kültürü. Kaybolan budur, giden budur. Ama Anadolu’yu gezerken görüyorum ki, bu değerleri hala yaşatanlar var.”
UTANIYORUM… Tüketim toplumunun rezalet hale geldiğini söyleyen Karaca: “Akmerkez’in önünden  geçmeye utanıyorum, nedir bu ışıklar, bu rezalet. ‘Yılbaşı’ demek,  ‘Al, tüket, yok et, yaşamı mahvet’ demek. O yüzden bu yırtık kazağı  gururla taşıyorum üzerimde. Global ekonomi insanları kullanıyor. Ama  bakın beni kullanamıyor, çünkü izin vermiyorum. Çok da mutluyum. Bunu  elimden hiç bir güç alamaz. İnanç her şeyi halleder“ dedi.”Açlıktan  ölen her çocuğun katilleri vardır“ diyen Karaca, ihtiyacından çok  tüketerek sınıf atlamaya çalışanları suçladı. Karaca, “Bugünkü tüketim  iki katına çıktığı gün, belki dünyada yaşam olmayacak. En büyük  tehlike gıdada. Bir Amerikalı çocuk doğduğunda 30 çocuğa eşdeğerde   dünya nimetlerini alıp götürüyor” diyerek dünyanın düştüğü durumu  gözler önüne seriyor.
TV SEYRETMİYOR..   Cep telefonu kullanmadığını, 5 yıldır TV izlemediğini belirten Karaca şöyle devam etti:”Okumakla mükellefim. Olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var. Malını mülkünü verirsin orada biter borcun. Mesela Yalova’daki  botanik  bahçemi vakıf yaptım ama borcum bitmedi topluma. Şimdi borcumu bilgi  sahibi olarak ve bunu aktararak ödüyorum. Okumak ibadettir. Okumamak cumhuriyete ihanettir.”Oğlunu, eşini ve annesini kaybeden Hayrettin Karaca, “acılar karşısında isyan ederek hiçbir şey kazanamazsınız, elde olan bir şey değil çünkü bu. Ben acıyı da, mutluluğu da kabulleniyorum. Ama acılar hafızadan hiç çıkmaz” dedi.
185 MİLYON AFRİKALI HER GÜN AÇLIKTAN ÖLME RİSKİ İLE YAŞIYOR…   Dünyanın durumunu değerlendiren Karaca şu yorumlarda bulunuyor: “Birleşmiş Milletler 2004 Kalkınma Raporu’na göre, Afrika’da 323 milyon insan günde 1 dolardan az bir gelirle geçimini sağlıyor. Temiz su kaynağından mahrum 273 milyon kişi bulunmakta. İlkokul çağında okula gidemeyen 44 milyon çocuk var. Yetersiz beslenmeden kaynaklanan ölüm riski altında yaşayan Afrikalıların sayısı 185 milyon. Her yıl beş yaşının  altında ortalama beş milyon çocuk ölüyor. Zengin ülkeler yıllık gelirlerinden  yüzde 0,7’sini kurtarma amaçlı projelere yönlendirseler bu sorunların hepsi ortadan kalkabilir.”
“BİR” ÇOK GÜÇLÜDÜR…..   “Benim de vardı 40 tane kravatım. O zaman 30 yaşındaydım. Ben de  tükettim, ama bilerek yapmadım bunu.” diyen Karaca, “Artık farkına  vardım bunun. Ne zamandır alışveriş yapmadığımı hatırlamıyorum,  kendime sadece kitap alıyorum. Nedir benim ihtiyacım? Doymam,  sağlığım, barınmam, kuşanmam; bunun dışında hiçbir şey tüketmeye  hakkım yok. Gömleklerim var, yakası çevrilmiştir, ayakkabılarıma  bakarsanız, altı yamalıdır. Dokuz senedir bu pantolonu giyerim, paltom  yırtıktır. Param var ama tüketmeye hakkım yok! Bunu herkes yapabilir.  “BİR” çok güçlüdür. Atatürk bir kişiydi. Her şey “bir” ile başlar. Bir  yoksa iki olmaz. Ben de yakınlarıma örnek olmaya çalışıyorum” diyor.
BİR ALYANS İÇİN 3 TON ZEHİRLİ ATIK..   TEMA Vakfı Yayınları’ndan çıkan “Dünyanın Durumu 2004” raporlarını  yorumlayan Karaca şu tespitlerini aktarıyor: • Dünyada makyaj  malzemesi için yapılan harcama 18 milyar dolar. Dünyadaki tüm kadınların üreme sağlığı için gerekli para 12 milyar dolar. • Avrupa  ve ABD’de evde beslenen hayvanların mamasına harcanan para 17 milyar  dolar. Dünyada açlığın ve yetersiz beslenmenin sona erdirilmesi için   gerekli para 19 milyar dolar. • Parfüme harcanan para 15 milyar dolar. Evrensel okur-yazarlığın sağlanması için gereken yıllık ek yatırım 5 milyar dolar. • Deniz seyahatlerine harcanan para 14 milyar dolar. Dünyada herkese  temiz içme suyu sağlanması için gerekli para 10 milyar dolar. • Avrupa’da dondurmaya harcanan para 11 milyar dolar. Her çocuğun aşılanması için gerekli miktar 1,3 milyar dolar. • Satışa hazır 1 ton altın elde etmek için 300 bin ton atık üretilir. Başka bir deyişle altın bir alyans için ortaya çıkan atık miktarı 3  tondur.   Bu atıkların çoğu siyanür ve kimyasal maddeler içerir. – Doğa İçin El Ele

 

Ne kadar bağlı olsan da, ne kadar çok sevsen de yoluna devam etmek zorundasın.”

Fotoğraf: “İnsan ne kadar unutmaya çalışırsa çalışsın geçmişini asla unutamaz. Hep bir iz… Bazen küçük bazense büyük bir iz kalır onda. Bu izleri öyle kolay kolay silemezsin. Kimi zaman da her şeyi unutmuş gibi görünür ama hep küçük bir parça vardır ona tüm geçmişi hatırlatan. İnsan geçmişinden utanmamalı, korkmamalı. Her ne yaptıysa açık açık söyleyebilmeli, sahiplenebilmeli onu. Bazen de işte onu orada öylece bırakıp gitmek, hiçbir şeyi hatırlamamak istersin. Pişmanlıklarını, üzüntülerini… Çünkü ne kadar bağlı olsan da, ne kadar çok sevsen de yoluna devam etmek zorundasın.”Leyla ile Mecnun

“İnsan ne kadar unutmaya çalışırsa çalışsın geçmişini asla unutamaz. Hep bir iz… Bazen küçük bazense büyük bir iz kalır onda. Bu izleri öyle kolay kolay silemezsin. Kimi zaman da her şeyi unutmuş gibi görünür ama hep küçük bir parça vardır ona tüm geçmişi hatırlatan.

İnsan geçmişinden utanmamalı, korkmamalı. Her ne yaptıysa açık açık söyleyebilmeli, sahiplenebilmeli onu. Bazen de işte onu orada öylece bırakıp gitmek, hiçbir şeyi hatırlamamak istersin. Pişmanlıklarını, üzüntülerini… Çünkü ne kadar bağlı olsan da, ne kadar çok sevsen de yoluna devam etmek zorundasın.”

Leyla ile Mecnun

Benim kaybetmekten hiç korkmadığım biri olmalı yanımda…

Hani hep ”konuşmaya çok ihtiyacım” var diyoruz ya, aslında konuşmaya değil herhangi birine ihtiyacımız var. Belki yanında sadece susabileceğimiz biri, belki omzuna yaslanıp öylece duracağımız biri, belki aynı şarkıyı aynı anda dinleceğimiz biri. En çok böyle biri olmalı. Ne sevgili ne arkadaş. Benim hiç kaybetmekten korkmadığım biri olmalı yanımda. ♥

Kaynak: Gökben Aksoy

Her şeye hep aynı açıdan bakarsan , hep aynı sonuçları elde edersin…

Şunu birkaç hafta boyunca deneyin ve gerçekliğinizi nasıl değiştireceğini kendi gözlerinizle görün:

Şunu birkaç hafta boyunca deneyin ve gerçekliğinizi nasıl değiştireceğini kendi gözlerinizle görün: İnsanların sizden esirgediğini düşündüğünüz her şeyi – övgü, takdir, yardım, sevgi, ilgi vb. – onlara verin. Bunlara sahip olmadığınızı mı düşünüyorsunuz?

Sahipmişsiniz gibi yapın, kendiliklerinden gelirler. Vermeye başladıktan kısa süre sonra, almaya da başlarsınız. Vermediğiniz bir şeyi alamazsınız. Dışarı akış, içeri akışı belirler. Dünyanın sizden esirgediğini düşündüğünüz şeye zaten sahipsiniz ama dışarı akmasına izin vermediğiniz sürece, sahip olduğunuzu bile bilemeyeceksiniz.”

E.Tolle

 

Kendisini başkasının kurtarmasını bekleyen kişiler, yalnızca kölelerdir…

Sevmek, sevdiğiniz kişinin her şeyini sevmektir. Sevmek, sevdiğiniz insanın bütün yaralı geçmişini, bütün acısını, bütün hastalıklarını üstlenmektir…

 

 

Sevmek, sevdiğiniz kişinin her şeyini sevmektir. Sevmek, sevdiğiniz insanın bütün yaralı geçmişini, bütün acısını, bütün hastalıklarını üstlenmektir…

Cezmi Ersöz

Ego Nasıl Çalışır?

Reiki Master Ayfer IğdebeliZamanın birinde: Sabahleyin hava henüz aydınlanmamışken fakir bir dilenci caminin birinde dua etmekteydi. Kutsal bir gündü ve o dua edip şöyle diyordu, “Ben bir hiçim. Ben fakirlerin en fakiriyim, günahkârların en büyüğüyüm” Birden. bir başka kişinin daha dua etmekte olduğunu fark etti. Adam ülkenin imparatoruydu ve bir başka kişinin daha dua etmekte olduğunun farkında değildi – karanlıktı ve imparator da, “Ben bir hiçim. Kimse değilim. Sadece kapındaki bir dilenciyim” diyordu. Başka birisinin daha aynı şeyleri söylediğini duyduğunda imparator dedi ki, “Durun! Beni geçmeye çalışan da kim? Sen kimsin? Bir imparator ‘bir hiç olduğunu’ söylerken, onun önünde aynı şeyi söylemeye nasıl cesaret edersin?”
İşte ego böyle çalışır. Çok zor fark edilir. Onun çalışması çok kurnazca ve derindendir, çok çok uyanık olmalısınız, ancak o zaman onu görebilirsiniz. Alçak gönüllü olmaya çalışmayın. Yalnızca tüm mutsuzlukların, acıların ego yoluyla geldiğini görmeye çalışın.

Ego sürekli problem peşinde koşar. Neden? Çünkü kimse size ilgi göstermezse, ego acıkmış hisseder. O ilgi ile yaşar. Dolayısıyla, birisi size kızgın ve sizinle kavga ediyorsa, bu bile iyidir, çünkü en azından ilgisi üzerinizdedir. Eğer birisi severse, iyidir. Eğer kimse sizi sevmiyorsa, o zaman kızgınlık bile iyi olacaktır. En azında ilgi üzerinizde olacaktır. Fakat, kimse size hiç bir ilgi göstermezse, kimse sizin önemli birisi olduğunuzu düşünmezse, o zaman egonuzu nasıl besleyeceksiniz? Diğerlerinin ilgisine ihtiyaç vardır.
Milyonlarca şekilde insanların ilgisini çekersiniz; belli bir tarzda giyinirsiniz, güzel görünmeye çalışırsınız, çok kibar olursunuz, roller edinirsiniz, değişirsiniz. Ne tür koşulların geçerli olduğunu sezinlediğinizde, hemen insanların size ilgi göstereceği yönde değişiverirsiniz. Bu çok derinden bir dilenciliktir  Gerçek bir dilenci ilgi arayan ve talep eden kişidir. Ve gerçek imparator da kendi içinde yaşayandır; onun kendi merkezi vardır, başka kimseye bağımlı değildir.

Ya siz; şayet eşiniz kaçar, sizi boşar, başka birisine giderse tamamıyla dağılırsınız – çünkü o size ilgi gösteriyordu, özen gösteriyor, seviyor, etrafınızda dolaşıyor, sizin kendinizi birisi olarak hissetmenize yardım ediyordu. Tüm imparatorluğunuz kayboldu, siz dağılıverdiniz. İntihar etmeyi bile düşünmeye başlarsınız. Neden? Neden karınız sizi terk edince intihar edesiniz? ? Neden kocanız sizi terk edince intihar edesiniz? Çünkü kendinize ait bir merkeziniz yok. Karınız size merkezi veriyordu; kocanız size merkezi veriyordu.
İnsanlar bu şekilde varolurlar. Böylelikle insanlar başkalarına bağımlı hale gelir. O çok derinden bir köleliktir. Ego bir köle olmak zorundadır… O başkalarına bağımlıdır. Ve sadece egosu olmayan kişi ilk defa olarak efendidir; artık o bir köle değildir. Bunu anlamaya çalışın. Ve egoyu kendi içinizde aramaya başlayın, başkalarında değil, bu sizin işiniz değildir.
Kendinizin ne zaman mutsuz hissedecek olursanız hemen gözlerinizi kapayın bu mutsuzluğun nereden gelmekte olduğunu bulmaya çalışın ve her seferinde göreceksiniz ki, sahte merkeziniz başka biriyle çatışmakta. Siz bir şey umdunuz ve gerçekleşmedi. Siz bir şey beklediniz ve tam tersi oldu – egonuz sarsıldı, mutsuzsunuz. Yalnızca bakın; ne zaman mutsuz olursanız, neden olduğunu bulmaya çalışın.
Sebepler sizin dışınızda değil. Temel neden içinizdedir ama siz her zaman dışarı bakarsınız, her zaman sorarsınız: Beni kim mutsuz ediyor? Benim kızgınlığımın sebebi kim? Ben kim hayata küstürüyor? Ve dışarı bakarsanız göremezsiniz. Sadece gözlerinizi kapayın ve her seferinde içe bakın. Tüm mutsuzluğunuzun, kızgınlığınızın, can sıkıntınızın kaynağı sizde, egonuzda gizli. Ve kaynağı bulursanız, onun ötesine geçmeniz kolaylaşacaktır. Eğer sizin başınıza dert açan şeyin kendi egonuz olduğunu görebilirseniz, ondan kurtulmayı tercih edersiniz çünkü hiç kimse mutsuzluğunun kaynağını anlayacak olduktan sonra onu taşıyamaz. Ve şunu unutmayın ki, egodan vazgeçmeniz için bir neden yoktur.
Ondan vazgeçemezsiniz. Ondan kurtulmaya çalışırsanız, “Alçak gönüllü oldum” diyen, daha zor fark edilen türden bir egonuz olacaktır. Alçak gönüllü olmaya çalışmayın. Bu kendini gizleyen bir egodur ama ölü değildir. Alçak gönüllü olmaya çalışmayın. Alçak gönüllü olmayı kimse deneyemez, ve kimse kendi çabasıyla alçak gönüllülüğü yaratamaz, asla! Ego ortadan kaybolunca, alçak gönüllülük size gelir. O yaratılan bir şey değildir. O gerçek merkezin gölgesidir. Ve gerçekten alçak gönüllü bir adam ne alçak gönüllüdür ne de bencil. O sadece basittir. Hatta alçak gönüllü olduğunun bile farkında değildir. Eğer alçak gönüllü olduğunuzun farkındaysanız, orada ego vardır. Alçak gönüllü kimselere bakın. Kendilerinin gerçekten alçak gönüllü olduğunu düşünen milyonlarca insan vardır. Yerlere kadar eğilirler, ama izleyin onları en sofistike egoistlerdir onlar. Artık onların besinlerinin kaynağı alçak gönüllüktür. “Ben alçak gönüllüyüm” derler ve sonra da size bakıp sizin onları takdir etmenizi beklerler. Sizin onlara “Sen gerçekten alçak gönüllüsün” demenizi isterler. “Aslında sen dünyanın en alçak gönüllü kişisisin; hiç kimse senin kadar alçak gönüllü değil”. Sonra da yüzlerine gelen gülümsemeye bakın. Ego nedir? Ego “Kimse benim gibi değil” diyen bir hiyerarşidir. Alçak gönüllülükle kendisini besleyebilir. “Kimse benim gibi değil, ben en alçak gönüllü kişiyim”

OSHO

Kaynak:https://www.facebook.com/groups/reikim8888/permalink/495276693840404/

Hançeri sadece kendime sapladım ve sustum..!

Tuz basıp yaralarıma, ne kadar susulacaksa o kadar sustum. Bir çığlık kanıyor en derininde yüreğimin.

Açmadım kimselere yüreğimi. Hançeri sadece kendime sapladım ve sustum..!

Şems-i Tebrizi