Yaşlandıkça Gençleşebilmek…

46508801_2220269234684297_1539679259457486848_n[1]

Gençlik, bir hayat evresi değil, bir akıl halidir. Yıllar cildi buruşturabilir ancak heyecanların bitişiyle ruh buruşur. İnsan, kendine olan, güveni kadar genç, kuşkusu kadar yaşlı, umudu kadar genç, bezginliği kadar yaşlıdır.

Hiç kimse, fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz, insanları yaşlandıran, ideallerinin bitmesidir. Kalbi sevdikçe, neşe duydukça, güzellikleri fark ettikçe, beyni yeni şeyler keşfettikçe, herkes gençtir.

İnsanlar yaşadıkça, yaşlandıklarını sanırlar, oysa yaşamadıkça yaşlanırlar.

İnsan, yaşlı olmaya karar verdiği gün yaşlanır…

Bundan böyle yapmayacağımız 13 şey

ANETTE İNSELBERG NİL KARAİBRAHİMGİL

Evet biliyorum listelerden ve bizi kolumuzdan tutup kaldırmaya çalışan ‘kişisel gelişim kitapları’ndan bıktık usandık ama yine de bu liste kaçmaz dedim.
İnsan başına gelmedikçe pek kıpırdamıyor.
Buna ikna olduğum için, evinde tembel tembel oturanın içindeki devi uyandıracağına filan inancım kalmadı.
Okumak iyi hoş insanın sularını kabartıyor ama okuyup, ‘hadi o zaman’ deyip, yapmadığım o kadar çok şey olmuş ki.
Koşa koşa alışkanlık değiştirme bileziği almıştım mesela.
21 gün bir alışkanlık değiştirip koluna her gün birer ip takıyorsun.
21 ip olduğunda A-aaaa!
Alışkanlığın gitmiş bile!
İşte bunların pek de olmadığını ve uygulanmadığını görünce, yine dolup dolaşıp insanın içten çatırdaması gerektiğine inandım.
Değişim kitaptan, bilezikten, günlüklerden gelmiyor. İçeriden fay kıracaksın.
Ha, sen fayını kırabilir misin ya da fayını neler kırar, o kısmına hiçbir guru bulaşamaz.
Ulaşamaz daha doğrusu.
Bugün paylaşacağım liste, ruhu güçlü insanların yapmadıkları şeyler. Sevdim ben.
1 Kendilerine acıyarak zaman kaybetmezler.
2 Güçlerini başkalarına bırakmazlar. Güçlerini bırakmazlar.
3 Değişimden ve değişmekten korkmazlar.
4 Kontrol edemedikleri şeylere odaklanmazlar.
5 Herkesi mutlu etmeye uğraşmazlar.
6 Hesaplanmış risk almaktan korkmazlar. (Hesapsız risk başka şey)
7 Geçmişte kaybolmazlar.
8 Sürekli aynı hatayı yapmazlar.
9 Başkalarının başarılarından mutsuz olmazlar.
10 İlk başarısızlıktan sonra pes etmezler.
11 Tek başına zaman geçirmekten korkmazlar.
12 Hayatın onlara bir şey borçlu olduğunu düşünmezler.
13 Anında sonuç beklemezler.
Gençlikte duvarlar önemlidir. İnsan duvarına hayallerini, kahramanlarını ve ona yol gösteren lafları asar.
Benim duvarlarla ilgili çok anım var.
Başucu lambama bile kartpostal tutuştururdum.
Uzun süre Walt Whitman’ı duydum uyandığımda: ‘Kendimle mi çelişiyorum? Ne güzel, demek içimde büyük bir zenginlik var.’
Şimdi bu listedeki her şeyin el yaktığını biliyorum.
İnsan kendine de acıyor.
Gücünü kararlarını başkalarına da bırakıyor. Değişimden de korkuyor.
Kontrol edemediği şeylerle yıllarını geçiren var.
Etrafım herkesi hoş tutmaktan bitap düşmüş insan dolu.
Risk almak köşe bucak kaçılan şey. Hesaplamaya bile kalkışılmıyor.
Geçmiş çoğu insanın tek ülkesi. Sürekli aynı hatayı yapanlar sürekli aynı ‘hayat’ı yapıyor aynı zamanda.
Farkında olmadan. Başkalarının başarılarından mutsuz olma demirbaş bir duygu.
Kolaysa kaldır, pencereden at! Kas gerekir. Geniş yürek hacmi gerekir.
İlk başarısızlığı, sonsuz başarısızlık addedip vaz geçen tanımadınız mı hiç?
Yalnız zamanının kıymetini bilmeyip hiç kendine uğramayan, uğrasa da sosyal medyasız üşüyen insan kalabalığı içindeyiz.
Bir yalnızlığımız vardı o da gitti.
Hayata öfkelilerin en büyük öfkesi, hayatın onlara borçlu olduğunu düşünmeleri…
Bana bunu verecekti, vermedi. Ne ağır duygu, kaldırsan altı solucan dolu.
Anında sonuç beklememeyi ben de yeni öğreniyorum.
Oğluma öğretmek için en başta. Mecbur kaldım.
Geçenlerde bir cümle okudum çok hoşuma gitti, “Bir kadını eğitirsen, bir aileyi eğitirsin” diyor.
Biliyorum böyle alt alta yazınca olmuyor ama duvar işe yarabilir bak.
Bu listeyi asıp, her gün göz göze gelmeye değmez mi?
Biri değişse, bir sürü taş oynar yerinden bak görürsünüz.
Müjdeli haftalar hepimize.
Kaynak: Nil Karaibrahimgil

Bundan böyle yapmayacağımız 13 şey

anette inselberg nil karaibrahimgil

 

Evet biliyorum listelerden ve bizi kolumuzdan tutup kaldırmaya çalışan ‘kişisel gelişim kitapları’ndan bıktık usandık ama yine de bu liste kaçmaz dedim.

İnsan başına gelmedikçe pek kıpırdamıyor.
Buna ikna olduğum için, evinde tembel tembel oturanın içindeki devi uyandıracağına filan inancım kalmadı.
Okumak iyi hoş insanın sularını kabartıyor ama okuyup, ‘hadi o zaman’ deyip, yapmadığım o kadar çok şey olmuş ki.
Koşa koşa alışkanlık değiştirme bileziği almıştım mesela.
21 gün bir alışkanlık değiştirip koluna her gün birer ip takıyorsun.
21 ip olduğunda A-aaaa!
Alışkanlığın gitmiş bile!
İşte bunların pek de olmadığını ve uygulanmadığını görünce, yine dolup dolaşıp insanın içten çatırdaması gerektiğine inandım.
Değişim kitaptan, bilezikten, günlüklerden gelmiyor. İçeriden fay kıracaksın.
Ha, sen fayını kırabilir misin ya da fayını neler kırar, o kısmına hiçbir guru bulaşamaz.
Ulaşamaz daha doğrusu.
Bugün paylaşacağım liste, ruhu güçlü insanların yapmadıkları şeyler. Sevdim ben.

1 Kendilerine acıyarak zaman kaybetmezler.
2 Güçlerini başkalarına bırakmazlar. Güçlerini bırakmazlar.
3 Değişimden ve değişmekten korkmazlar.
4 Kontrol edemedikleri şeylere odaklanmazlar.
5 Herkesi mutlu etmeye uğraşmazlar.
6 Hesaplanmış risk almaktan korkmazlar. (Hesapsız risk başka şey)
7 Geçmişte kaybolmazlar.
8 Sürekli aynı hatayı yapmazlar.
9 Başkalarının başarılarından mutsuz olmazlar.
10 İlk başarısızlıktan sonra pes etmezler.
11 Tek başına zaman geçirmekten korkmazlar.
12 Hayatın onlara bir şey borçlu olduğunu düşünmezler.
13 Anında sonuç beklemezler.
Gençlikte duvarlar önemlidir. İnsan duvarına hayallerini, kahramanlarını ve ona yol gösteren lafları asar.
Benim duvarlarla ilgili çok anım var.
Başucu lambama bile kartpostal tutuştururdum.
Uzun süre Walt Whitman’ı duydum uyandığımda: ‘Kendimle mi çelişiyorum? Ne güzel, demek içimde büyük bir zenginlik var.’
Şimdi bu listedeki her şeyin el yaktığını biliyorum.
İnsan kendine de acıyor.
Gücünü kararlarını başkalarına da bırakıyor. Değişimden de korkuyor.
Kontrol edemediği şeylerle yıllarını geçiren var.
Etrafım herkesi hoş tutmaktan bitap düşmüş insan dolu.
Risk almak köşe bucak kaçılan şey. Hesaplamaya bile kalkışılmıyor.
Geçmiş çoğu insanın tek ülkesi. Sürekli aynı hatayı yapanlar sürekli aynı ‘hayat’ı yapıyor aynı zamanda.
Farkında olmadan. Başkalarının başarılarından mutsuz olma demirbaş bir duygu.
Kolaysa kaldır, pencereden at! Kas gerekir. Geniş yürek hacmi gerekir.
İlk başarısızlığı, sonsuz başarısızlık addedip vaz geçen tanımadınız mı hiç?
Yalnız zamanının kıymetini bilmeyip hiç kendine uğramayan, uğrasa da sosyal medyasız üşüyen insan kalabalığı içindeyiz.
Bir yalnızlığımız vardı o da gitti.
Hayata öfkelilerin en büyük öfkesi, hayatın onlara borçlu olduğunu düşünmeleri…
Bana bunu verecekti, vermedi. Ne ağır duygu, kaldırsan altı solucan dolu.
Anında sonuç beklememeyi ben de yeni öğreniyorum.
Oğluma öğretmek için en başta. Mecbur kaldım.
Geçenlerde bir cümle okudum çok hoşuma gitti, “Bir kadını eğitirsen, bir aileyi eğitirsin” diyor.
Biliyorum böyle alt alta yazınca olmuyor ama duvar işe yarabilir bak.
Bu listeyi asıp, her gün göz göze gelmeye değmez mi?
Biri değişse, bir sürü taş oynar yerinden bak görürsünüz.
Müjdeli haftalar hepimize.

Kaynak: Nil Karaibrahimgil

EMEL SAYIN’dan KEMAL SUNAL Anısı.

anette inselberg kemal sunal
O zamanlar tığ gibi delikanlı, cepte para çok.
Oyuncu bir de, Mavi Boncuk filmini çekiyoruz. Bir gün setten çıktık, eve gidiyoruz.
Ben Laleli’de oturuyorum, Kemal benden önce çıktı.
Herkes yevmiyesini almış.
Taksiyle kendi arabasıyla giden gitti. Baktım Kemal yürüyerek gidiyor, üç kilometre var gideceği yere.
Her gün yürüyerek gidip geliyor, merak ettim nereye gidiyor bu adam böyle diye.
Uzun süre yürüdü, sonra bir bankta yatan adamı kaldırdı…
Bir şeyler konuştular, sonra cebinden para çıkarıp verdi.
Şaşırmıştım, ardından biraz daha ilerde bir lokantaya girdi, bir şey yemeden çıktı, oraya da para verdiğini görmüştüm…
Bıraktım takibi, banktaki adama yaklaştım, ‘Tanıyor musunuz o az önce size para veren adamı?’ dedim.
‘Adını bilmem, sormam da, her gün para verir bana…’ dedi.
Teşekkür ettim, az ilerideki lokantaya gittim, ‘Az önce gelen beyin borcu mu var size?’ dedim, tanımadılar beni…
‘Kemal abi’nin mi, yok hayır bize her gün evsizler uğrar, yemek yediririz.
O da sağ olsun, onların yemek masrafını öder’ dedi.
Ertesi gün Kemal’in yanına gittim, ‘Sen ne güzel bir adamsın ya…’ dedim, ne olduğunu anlayamadı, sarıldım ağladım.
‘Ölme sen benden önce’ dedim, dinletemedim…
Alıntı.

İyi Kalpli Olmak…

anette inselberg iyi kalpli olmak

Her zaman inandığım bir şey vardır, iyi kalpli olmak, mükemmel olmaktan çok daha iyidir.

J.B.

KONTROLDEN VE YÖNETMEKTEN VAZGEÇ

amette inselberg deepak-chopra
Her şeyi kontrol etmeye ve yönetmeye çalışmaktan vazgeçin…
Sürekli “alarmda”; olmanız gerektiğini söyleyen iç sesinize kulak vermeyin…
Yeni yollar denemesi için ruhunuza izin verin…
Bir şey için elinizden geleni yaptıktan sonrasını dert edinmeyin…
Fırsatların karşınıza kendiliğinden çıkmasına izin verin…
Kendinize günlük hedefler çizin…
Kendinizi huzursuz hissettiğinizde içinizdeki barışın merkezine gidin…
Sinirlenmenin boşa giden enerjiden başka bir şey olmadığını unutmayın…
Tek bir doğru yoktur…
Olayları algılama şeklinizi değiştirin…
Kendinizi başkalarının yerine koyun…
Böylece daha zor incinir ve incitirsiniz…
* Deepak Chopra

Yere sağlam bas…

46317264_946830598860767_1272377103592980480_n[1]

Yere sağlam basın, her düştüğünüzde üstünüzü silkeleyin kalkın ve yürümeye devam edin. İyi çalışın, iyi eğlenin. Kendi rotanızı kendiniz çizin. Bir de, ‘Yapamazsın, senden olmaz’ diyenlerin suratına bakıp böyle gülün.

Gülse Birsel

KAPIYI İTİN AÇILACAKTIR!

anette inselberg kapı itin açılacaktır cesaret azim irade

 

Kral, emri altındakileri önemli bir görev için sınamak istemiş Bunun için kralın etrafında birçok güçlü ve akıllı adam toplanmış Kral onları, daha önce hiç görmedikleri kocaman bir kapının önüne getirmiş ve onlara şöyle seslenmiş: “Siz çevremdeki akıllı ve güçlü insanlarsınız Benim çözemediğim çok büyük bir problemim var Bu problemi çözmenizi istiyorum Burada krallığımdaki en büyük ve en ağır kapıyı görüyorsunuz Hanginiz bu kapıyı açabilirsiniz?”

Saray mensuplarından bazıları “Açamayız” der gibi başlarını sallamışlar Daha akıllı olan bazıları ise kapıya yanaşmışlar, onu yakından incelemeye başlamışlar Ancak onlar da bu kapıyı açmaya güçlerinin yetmeyeceğini kabul etmişler Diğerleri ise “Akıllı insanlar kapıyı açamayacaklarını anladıklarına göre bizim bu kapıyı açma şansımız olamaz!” deyip hiç teşebbüste bulunmamışlar

Sadece bir vezir kapının yanına giderek onu şöyle bir gözden geçirmiş, elleriyle yoklamış, açmak için çeşitli yolları denemiş ve en sonunda kapıya kuvvetle yüklendiğinde ağır kapı açılmış Meğer kapı zaten tam kapalı değilmiş ve açmak için deneme isteği ve yüreklilikle davranma cesaretinden başka bir şey gerekmiyormuş Kral vezire şöyle seslenmiş: “Sadece gördüğün ve işittiğine bağlı kalmadan, kendi gücünü devreye soktuğun ve denemeyi göze aldığın için saraydaki görevi sen alacaksın”

Sevgili gençler; zaferler ilk önce insanın beyninde kazanılır Gerekli olan cesareti göstermeyip atılması gereken adımları atmazsanız başarıya ulaşma şansı olamaz Çevrenizde sizin umutlarınızı kırıcı olaylar gelişebilir veya sizin başarmak istediğiniz işin altından kalkamayacağınızı söyleyenler bulunabilir Unutmayın ki bütün bu olayları boşa çıkarmak, konuşanları yalancı konumuna düşürmek sizin elinizde Kısaca kapıyı açacak olanlar sizlersiniz Önemli olan o cesareti gösterip adım atmak

İnsan, hak ettiğini yaşayan bir varlıktır İnsanoğlu hayvanlardan farklı olarak seçme isteğine ve iradesine sahiptir Hiçbir insan yaptığı yanlışları başkalarına yükleyemez Çünkü kendisi yanlışı seçmiş ve o yönde gerekli olan iradeyi göstermiştir İnsanoğlunun hayatında yapması gerekenler ve yapmak istedikleri olmak üzere iki ayrı yol vardır Bu iki yolun birbiriyle genelde çakışmadığını belirtmem gerekiyor Nasıl mı? Mesela canınız ders çalışmak yerine televizyon seyretmek istiyor olabilir Burada yapmak istediğiniz televizyon seyretmek olmasına karşın yapmanız gereken ders çalışmaktır İşte, başarıyı yakalayan insanlar bu iki seçenekten birisi olan yapması gerekenleri eyleme geçirenlerdir Çünkü her gülün çevresinde dikenler vardır Dikenlere katlanmadan gülün yapraklarına dokunamaz ve o güzelliği koklayamazsınız Yapmanız gerekenler çoğunlukla hoşunuza gitmez, ancak dediğim gibi dikenlerin arasındaki gülleri görür ve onları düşünürseniz o zorlukları aşmanız daha kolay olacaktır İlk adımı atmak zordur, ancak belki de başarı için atılacak en önemli ve en büyük adım bu adımdır O cesareti ve kararlılığı göstermeseydiniz şu an bu yazıyı okuyor olmazdınız

Kendinize güvenin, çünkü siz kapıyı açacak güce ve cesarete sahipsiniz!

Uyanır Uyanmaz Söylemeniz Gereken 5 Enerji Kelimesi

anette inselberg sabah enerjik olumlama

 

Zihnimiz uyandığımızda derin bir alpha evresinde bulunur. Peki beynin Alpha evresi ne demektir. Alpha dalgası beynin huzurlu bir hipnotik süreçte olduğunu gösterir. Zihin öğrenmeye ve kabullenmeye en açık andadır. Kısaca her sabah uyandığınızda beyniniz hipnoz durumundadır.
Bu anda her söylediğiniz olumlu düşünce ve enerji kelimesi beyni ve bilinçaltını yönlendirecektir. Bu anda olumlama yapabilirsiniz. Ama bizim Önerimiz bu 5 güçlü enerji kelimesini söylemenizdir. Sabah uyanınca halsiz ve negatif güne başlıyorsanız bu kelimeleri mutlaka kullanın.
Mutsuzluğun birincil sebebi içinde bulunulan durum değil, sizin bu durum hakkındaki düşüncelerinizdir. Eckhart Tolle
Mutluyum: Tüm gün enerjik ve huzurlu hissetmek istiyorsanız, uyanır uyanmaz bu kelimeyi söyleyin. Bedeniniz ve zihniniz harika bir enerjiye bürünecektir. Mutluluk negatif enerjinin zıttıdır. Zihninizde mutsuzluk ve negatif düşünce hissediyorsanız bunu mutlaka söyleyin.
Zenginim: Negatif düşüncelerimizin altında yatan maddi etkenlerdir. Zihnimizi bu şekilde yönlendirdiğimizde maddi problemlerimizin azaldığını göreceksiniz.
Güzelim: Bu kelime sadece fiziksel güzelliği betimlemez. Ruhsal ve enerjisel olarakta iyiliği gösterir. Güzelim kelimesi harika ve çok yüksek enerjili bir kelimedir.
Sağlıklıyım: İster inanın ister inanmayın sağlığımızın kötü olmasının bir sebebi de stres ve negatif düşüncedir. Zihninize sağlıklıyım dediğinizde tüm beden ve zihin hipnotik süreçte olduğunuz için bunu kolaylıkla kabul edecektir. Zihni ve bedeni sağlıklandırmak için bu enerji kelimesini uygulayın.
“Ben” Benim: Negatif durumların altında genellikle kendimizi kabul edememiz yatar. Bu enerji öbeği ile zihin kendini kabul edecektir. Bu cümle yerine isterseniz Sevgiyim enerji kelimesini de kullanabilirsiniz.
Önemli Not: Her enerji kelimesinin başına “Ben” kelimesini ekleyebilir veya bu kelimelerin geçtiği olumlama cümleleri oluşturabilirsiniz. Bizim tavsiyemiz Enerji kelimesini tek başına veya en fazla “ben” kelimesini ekleyerek kullanmanızdır. Çünkü bilinçaltı uyandığınızda bilgiye en açık haldedir. Enerji kelimeleri en etkili ve hızlı bu şekilde zihnimize ulaşır.
Kaynak:bilgierdemdir

BOŞVER BE YAŞI BAŞI!

boş ver be yaşı başı can yücel anette inselberg

 

BOŞVER BE YAŞI BAŞI!
gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?
şöyle atıp grileri siyahları sabahtan
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna ondan haber ver??…
koyma bir kenara yüreğini!
AÇ KAPILARINI!!!
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
GÖMME BAŞINI TOPRAĞA BİR ÇİFT GÜZEL GÖZ UĞRUNA…
bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda…
ama aklını kaybettirecek kadar bir aşk varsa avuçlarında
bırak aksın yollarına
YAĞ GEÇ
YIK GEÇ
KİMSE İNANMAZSA İNANMASIN!
SEN İNAN YÜREĞİNE!…
hem ona geçmezse kime geçer sözün?
büyü büyü…
bak ellerin,ayakların kocaman,
aklında maşallah yerinde…
E NE DİYE TUTARSIN YÜREĞİNİ UÇMASIN DİYE?…
akıllı ol,yüreğin gelir peşinden
BOŞVER YAŞI BAŞI!
AŞK VAR MI SEN ONDAN HABER VER?
takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere…
o çizgilerin yüreğine neler kazandırdığını düşün
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü öl gitsin!
BOŞVER BE YAŞI BAŞI
KİM TUTAR SENİ KİMM
KENDİ YÜREĞİNDEN BAŞKA KİM?…
aklını al da öyle git
ister bir duvara
ister bir odaya
ister kıra bayıra vur da git
dert etme ellerini onlar da gelir seninle
bırakmadıkça birine
o biri de gelir gerçekten istediğin oysa
SEVECEKSEN VE ÖLECEKSEN UĞRUNA…?
yaşa be!yaşa da öyle git gireceksen toprağa
yaş 70’e gelmiş ama hayat daha bitmemiş
SEN Mİ BİTECEKSİN??
çekeceksen bile bayrağı
YAŞADIM ULAN DİBİNE KADAR
diyemeyecek misin?…
CAN YÜCEL

Ne yapabiliyorsan ,elinden ne geliyorsa, imkanların neyse ona göre, sahip olduğun bilgiyi, enerjiyi, potansiyeli, yeteneği kullan, harekete geç…

anette inselberg yaşam enerji amaç çalışmak

 

Faize Sevim…Kimdir bu derseniz Nişantaşı`nda moda evi sahibeleri. Faize ve Sevim kardeşler. Faize 91, Sevim 85 yaşında. Bilenler bilir zamanın en meşhur modaevidir Faize Sevim moda evi. Ben de annemlerden biliyor hatırlıyorum.
Bir arkadaşıma düğün için kıyafet almak için Nişantaşı caddelerinde dolanırken apartmanın üçüncü katında vitrinde çok şık bir gece elbisesi gördük. Vitrinde Faize Sevim yazıyor.
Arkadaşıma anlattım “Zamanın en ünlü modaeviydi burası,biz gelmiştik buraya sanırım ben 14-15 yaşlarındaydım, annemler kıyafet diktirmişti. Hala duruyor, şimdi çocuklarımı çalışıyor acaba, gel hadi bir bakalım, vitrindeki elbiseyi de görelim“ dedim. Merkür retrosu kendini göstermeye başladı ne de olsa, gittik yıllar evveline.
Çıktık üçüncü kata, zili çaldık. Kapıyı bir kadın açtı, ardından bir kadın daha geldi. Merhaba hoşgeldiniz ben Sevim, ben de Faize dediler. Ben şok…Yaşlarını sonradan öğrendim, karşımızda 85 ve 91 yaşlarında iki tane genç kız duruyor. Evet doğru okudunuz genç kız. Cıvıl cıvıl, renkli, güler yüzlü , dimdik duran iki genç kız bizi karşıladı. Akşam saati çalışanlar çıkmış, bunlar orada daha kapamışlar, biz geldik diye 91 yaşındaki Faize hanım diktiği gelinliğin başından kalkmış bizimle sohbet ediyor. Ben arkadaşımla ağzımız açık hayran ve şaşkın vaziyette dinliyoruz, Ajda Pekkan, Hülya Koçyiğit, film anıları, gazete küpürleri, resimler, sanatçılarla modaevindeki çay partileri neler neler anlatıyorlar. Biz elbiseyi falan unuttuk.
Sonra hadi dedik şu vitrindeki elbiseyi deneyelim, başka birkaç elbise daha çıkardılar. Elbiseleri 85 yaşındaki Sevim hanım yapmış, üzerindeki taşları pulları tek tek eliyle işlemiş. Şimdiki gibi öyle hazır pullu taşlı kumaş yok bizde dedi. Biz yine şok. Sonra arkadaşım Sevim hanımla içeri geçti kıyafeti deneyecek. Biz de Faize hanımla sohbete devam ettik. O sırada içerden Sevim hanım, Faize bir bakarmısın diye seslendi. Benim 91 lik genç kız Faize pire gibi hızla kalktı gitti içeri. Benim ağız açık, ne bir dizini tutma, ne bir oflama, yavaş yürüme yok, sırtında bir kamburluk hiç bir şey yok. Benim belim şimdiden problemli
Sorduk nasıl böyle sağlıklı ve genç bir enerjiniz var anlatın dedik. Faize hanım şöyle dedi “ Çalışmak, üretmek, yaratmak, boş durmamak bütün konu bu.Evet bizim aile yapısı da böyle bu bizim için şans ama bu yeterli değil. Çalışın, üretin, dertle problemle hayattan kopmayın, illa bir yerde çalışmak gerekmiyor, size iyi gelen bir hobiniz olsun, onu yapın, hayatınızda severek yapacağınız bir iş, bir sorumluluk olsun. Bizde de dert vardı, sorun vardı, problem çoktu ama hep ürettik, çalıştık, yaşamak için çözüm ürettik, gezdik, çocuk yaptık büyüttük, hamileydim ben burayı beş kat her gün iner çıkardım, hareketliydim, bugün olmuş Sevim torununun çocuğuna bakıyor çünkü kendi kızı da burada bizimle çalışıyor. Boş durmak, hareketsizlik, kafayı çalıştırmamak, erkenden emekli kafasına girip durmak insanı hemen öldürür ya da hastalık sahibi yapar ” Faize hanımı kulaklarımı dört açarak dinledim. Sarmaştık, fotoğraf çekildik ayrıldık yanlarından.
Sonra düşündüm, 90 yaşındaki Haldun Dormen hala sahneye çıkıyor, Kibarlık Budalası adlı oyununu sergiliyor muhakkak izleyin derim. 104 yaşındaki Muazzez İlmiye Çığ yeni kitap yazıyor, ilk kitabını da zaten 80 yaşında yazmış. O günden bugüne 15 kitabı var yayınlanmış. Betül Mardin 90 yaşında, hala evinde toplantılar düzenliyor, gençlere bilgi aktarıyor, düzenli rutinleri var, hala okuyor öğreniyor. Gülriz Sururi 90 yaşında, hala toplantılara katılıyor, söyleşiler yapıyor, dans ediyor, şu günlerde instagramda yaptığı sporu ve nasıl beslendiğini anlatan yazılar ve videolar paylaşıyor.
Kendi babaanneme bakıyorum 94 yaşında, her zaman ev hanımıydı ama ben bildim bileli hep aktifti, geleni gideni, gezmeleri bitmezdi. Daha yeni halama ne oldu herkes tatilden döndü günlere başlamıyorsunuz gezelim diyordu, el işi yapardı eskiden şimdi gözü izin vermiyor, gazeteleri okurdu, çocukluğunda savaş zamanları, imkansızlıklar fakirlik sebebiyle okula gidemezken babası ona ve kız kardeşlerine evde okuma yazma öğretmiş, evde süsüne yediğine bugün bile hala çok dikkat eder. Takı çok kullanmıyorum diye hep bana söylenir, kızına gelinlerine ayrı ayrı kızar. Bugün olmuş salon takımını değiştirmek istiyor, çocukları ne gerek var derken kendisi yenilemek, yenilenmek istiyor. Ben kışın evi yenilerken bana salona kapı taktırma artık salonlarda kapı yok dedi. Sen Nerden biliyorsun sen bunu dedim şaşırdım, geçen gün komşu uğradı onunla konuştuk dedi İnsan insandan çok şey öğreniyor…
Bu doksanlık gençlerin hepsinin ortak özelliği hepsi Cumhuriyet çocuğu, yaşadıkları zorluklara, imkansızlıklara, savaşlara, göçlere, kayıplara rağmen ayaktalar, hayata bağlılar, üretiyorlar, çalışıyorlar, okuyorlar, hayattan insanlardan kopmuyorlar, planlı programlılar, her saniyeleri değerli…Evet insanın yapısı, karakteri çok önemli bir etken ama bunlar yapılmayacak şeyler değil.
Uzun zamandır hem ülkemiz hem bizler yine zor, önemli değişim zamanlarından geçiyoruz. Bu insanların hayatlarını okuyun,internette izleyin, kendi etrafınızda böyle kişiler varsa konuşun ,sorun anlatsınlar. Bu büyük öğretmenlerden, ustalardan ki bunların hepsi Satürn, bilge saygın kişiler öğrenecek çok şeyimiz var. Onlar Satürn bizle ise Uranüs ve şimdi Satürn-Uranüs arasında çok güzel bir etkileşim var. Eski yapıları yıkıp yeni düzenler, hayatlar, alışkanlıklari sistemler,düzenler kurmaya çalıştığımız bu zamanda eskilerden, ustalardan öğreneceğimiz çok şey var.
Bu zor zamanların üstesinden gelmek, kendimizi yenilemek, başarmak için ne yapmamız gerektiği ortada; çalışmak, üretmek, hareket etmek, hayattan insanlardan uzaklaşmamak, olumsuz duygulara kapılmamak, yapamam edemem, başaramam, benden geçti artık dememek, ne yapabiliyorsan ,elinden ne geliyorsa,imkanların neyse ona göre, sahip olduğun bilgiyi, enerjiyi, potansiyeli, yeteneği kullan, harekete geç, yürüyüş yap, insan içine karış, dostluklar, arkadaşlıklar, ilişkiler kur, tembellik etme, planlı programlı ol.
Cumartesi günü Ay Başak burcunda. Başak burcu sistem düzen demek. Hayatımızda değişmesi, yeniden düzenlenmesi gereken ne varsa gündemde. Ne yapılmalı derseniz yazıyı okuyun, ne yapmalıyız yazdım…
Ayşin Altun….

YANLIŞ HAYATIN PEŞİNDE KOŞMAYACAKSIN !!

anette inselberg yanlış hayatın peşinden koşmayacaksın

 

Ne oLmasını bekliyorsun?
Hayatın sana ne sunmasını bekLiyorsun?
Dün akşam hayaLini kurduğun şeyLerin, sabah olunca gerçekLeşeceğini mi umuyorsun?

YANLIŞ HAYATIN PEŞİNDE KOŞMAYACAKSIN !!
Sistem böyLe çalışmıyor!
Düşünce gücü, metafizik, parapsikoloji, din, matrix, secret, yoga, meditasyon, aklına her ne geliyorsa, neye inanıyor ve
peşinden gidiyorsan, hepsi …bir yerde tıkanıp kalacaktır!

UMMAKLA, DİLEMEKLE OLMUYOR AYAĞA KALKACAKSIN !!
Her şeyden önce farkına varacaksın!
Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın.
Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o
bilgiye sahip olduğun yanılgısına kapılmışsın demektir.
Kendini kandırmayacaksın!
GERÇEKLERİ ANLAYACAK; SONU HER NE OLURSA OLSUN KABUL EDECEKSİN !!
Bazen bildiklerin, öğrendiklerinin acı verir.
Onu da yaşayacaksın.
Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün,
yeteneklerinin, bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın..
HAYATINI GEREKSİZ ŞEYLER UĞRUNA HARCAMAYACAKSIN !!
Kalbinde yaşadığın her duyguyu AŞK sanıp, peşinden çöllere
düşmeyeceksin!!
Aşkın adını ağzına aLmadan önce, uzun uzun düşüneceksin!!
Yüreğinle yüzleşeceksin. Sevgiyi, tutkuyu, şehveti,
alışkanlığı, çekimi, AŞKI birbirinden ayırt edeceksin.
HİÇKİMSENİN VE HİÇBİR ŞEYİN SENDEN DAHA ÖNEMLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNMEYECEKSİN !!
Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın. Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin.
Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın!
Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin.
İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız var ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin.
ARDINDAN GÖZYAŞI DÖKTÜĞÜNÜN ADINI DOĞRU KOYACAKSIN !!
Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine, neden hayatına başlayamadığını çözeceksin. Korkularınla yüzleşeceksin !!
YATTIĞIN YERDE,KURDUĞUN HAYALE UYGUN BEYAZ ATLI PRENS BEKLEMEYECEKSİN !!
Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak, kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin.
İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban, kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın.
Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da, sonunda mutlak kaybettirir; bunu UNUTMAYACAKSIN !!
BAŞKALARINA DEĞİL KENDİ GÜCÜNE İNANACAKSIN!!
Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın, birgün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin; kimseye dayanmayacaksın!
Dünya da sensin, evren de!!
KENDİNİ GELİŞTİRECEKSİN !!
Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın. Ruhunu da, aklını da bedenin gibi besleyeceksin.
Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın, sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın.
Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın.
NE OLMASINI BEKLİYORSAN SEN ÖYLE OTURDUKÇA OLMAYACAK..
BOŞUNA HAYAL KURMAYACAKSIN !!
* Candan ÜNAL

KIZILDERİLİ ŞEFİ SEATTLE NİN MEKTUBU

anette inselberg kızılderili yasaları

 

1854 yılında ABD Başkanı Franklin Pierce yazdığı bir mektupla Amerika’ya gelen beyaz göçmenlere toprak bulmak amacıyla Kızılderililerden toprak istemiş ve “bu isteği kabul edilecek olursa Kızılderililere rahatlıkla yaşayabilecekleri bir bölgenin ayrılacağını bildirmiştir.

Topraklarının büyük bir bölümü zaten beyazlar tarafından zorla ellerinden alınmış olan Duwarmish Kızılderililerinin Reisi Seattle bir söylemiyle ABD Başkanına yanıt vermiş ve bu yanıt mektup olarak ABD başkanına gönderilmiştir. Mektubun aslı Amerika, Seattle, Squamish Müzesi’nde korunmaktadır.

İnsan ve doğa diyalektiğini en güzel dile getiren metinlerden biri olarak günümüzde değeri daha çok anlaşılmaktadır.

Yale, Sorbon, Oxford ya da bir başka okuldan mezun olan ünlü bir düşünürün sözleri değil bunlar. Nobel ödülü kazanan bir edebiyatçının da değil. Beyaz adamın “kafa derisi avcıları”, “vahşi”, “barbar” ilan ettiği Kızılderililerin şefi Seattle’nin “uygar” beyaz başkan’a mektubu:

ŞEF SEATTLE’IN MEKTUBU

Yüzyıllardır halkımın üzerine merhamet gözyaşları döken şu sonsuz gökyüzü bir gün değişebilir. Bugün açık gözüken gökyüzü yarın bulutlarla kaplanabilir. Sözlerim, asla yer değiştirmeyen yıldızlar gibidir.

Şef Seattle her ne söylerse Washington’daki büyük Şef ona, güneşin ya da mevsimlerin dönüşüne
inandığı ölçüde inanabilir. Washington’daki Büyük Şef bize dostluk ve iyilik dilekleriyle birlikte
bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildirmiş. Onun, bizim arkadaşlığımıza çok fazla ihtiyacı olmadığının farkındayız.

Merak ediyoruz ki gökyüzünü ve toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilir ya da satabilirsiniz? Bunu anlamak bizler için çok güç.

Bir zamanlar insanlarımız bu topraklara tıpkı rüzgarda kıvrımlanan deniz dalgalarının kabuklu kum yüzeyleri kapladığı gibi yayılmışlardı. Çok uzun zaman geçti ve o büyük kabileler artık hüzünlü bir anı oldu.

Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu; halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerin bir parçasıdır. Ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır; biz buna inanırız.

Beyaz adamın ölüleri yıldızlar arasında yürümeye gittiklerinde, doğdukları ülkeyi unuturlar. Bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Biz dünyanın parçasıyız ve o da bizim parçamız. Güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir; geyik, at, büyük kartal, bunlarsa bizim erkek kardeşlerimiz, kayalık tepeler, çayırlardaki ıslaklık, tayın vücut ısısı ve adam, hepsi aynı aileye aittir.

Büyük Beyaz Reis bize rahat yaşayacağımız bir yerin ayrılacağını, bize babalık edeceğini, biz kızılderililerin ise onun çocuktan olacağımızı söylüyor. Toprağımızı alma teklifini düşüneceğiz, ama bu kolay olmayacak. Çünkü bu toprak bizim için kutsaldır. Dereler ve nehirlerden akan, parıldayan sular, sadece su değil atalarımızın kanlarıdır. Eğer size toprak satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlamalısınız ve çocuklarınıza da onun kutsal olduğunu öğretmelisiniz. Göllerin berrak suyundaki her hayali yansıma, halkımın yaşamından anılar ve olaylar anlatır. Suyun mırıltısı babamın babasının sesidir. Nehirler erkek kardeşlerimizdir, susuzluğumuzu giderirler, nehirler kanolarımızı taşırlar ve çocuklarımızı beslerler. Eğer size toprağımızı satarsak hatırlamalısınız ve çocuklarınıza öğretmelisiniz ki nehirler bizim kardeşlerimizdir ve sizin de bundan dolayı nehirlere herhangi bir kardeşe göstereceğiniz sevgiyi göstermelisiniz.

Biliyorum, beyaz adam bizim gibi düşünmez. Beyazlar için bir parça toprağın diğerinden farkı yoktur. Beyaz adam topraktan istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istediğini alınca başka serüvenlere atılır.

Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. O’nun bu ihtirasıdır ki toprakları çölleştirecek ve her şeyi yok edecektir.

Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlayamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Baharda yaprakların açılışını ya da böceklerin kanat vuruşlarını duyacak yer yoktur. Belki bir vahşi olduğum için anlayamıyorum ama benim ve halkım için önemli olan şeyler oldukça başka. İnsan bir su birikintisinin etrafına toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki kuşların ve doğanın seslerini duymadıkça yaşamın ne değeri olur?

Bir kızılderiliyim ve anlamıyorum. Biz kızılderililer, bir su birikintisinin yüzünü yalayan rüzgarın sesini ve kokusunu severiz. Hava önemlidir bizim için. Ağaçlar, hayvanlar ve insanlar aynı havayı koklar. Beyaz adam için bunun da önemi yoktur. Ancak size bu toprakları satacak olursak havanın temizliğine önem vermeyi de öğrenmeniz gerekir. Çocuklarınıza havanın kutsal olduğunu öğretmeniz gerekir. Hem nasıl kutsal olmasın ki hava? Atalarımız doğduktan gün ilk nefeslerini onun sayesinde almışlardır. Ölmeden önce son nefeslerini de gene bu havadan almazlar mı?

Toprak satmamız için yaptığınız öneriyi inceleyeceğiz. Eğer önerinizi kabul edecek olursak, bizim de bir koşulumuz var; beyaz adam bu topraklar üzerinde yaşayan bütün canlılara saygı gösterecek. Ben bir vahşiyim ve başka türlü düşünemiyorum. “Yaylalarda cesetleri kokan binlerce buffalo gördüm. Beyaz adam trenle geçerken vurup öldürüyor bu hayvanları sadece eğlenmek için. Dumanlar püskürten bu demir atın bir buffalodan daha değerli olduğuna aklım ermiyor. Biz sadece yaşayabilmek için avlarız buffaloları. Bütün hayvanları öldürecek olursanız nasıl yaşayabilirsiniz? Canlıların yok edildiği bir dünyada insan ruhu yalnızlık duygusundan
ölmez mi?

Unutmayın bugün diğer canlıların başına gelen yarın insanın başına gelir. Çünkü bütün hepsinin arasında bir bağ vardır.

Şu gerçeği iyi biliyoruz: Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki her şey, bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket insanoğlunun da başına gelmiş sayılır.

Bildiğimiz bir gerçek daha var; sizin Tanrınız bizimkinden başka bir Tanrı değil. Aynı Tanrının yarattıklarıyız. Beyaz adam bir gün bu gerçeği de anlayacak ve kardeş olduğumuzu fark edecektir. Siz Tanrınızın başka olduğunu düşünmekte serbestsiniz. Ama hepimizi yaratan Tanrı için kızılderili ile beyazın farkı yoktur.

Ve kızılderililer gibi Tanrı da toprağa değer verir. Bu toprağa saygısızlık, Tanrının kendisine saygısızlıktır. Beyaz adamı bu topraklara getiren ve kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücünü veren Tanrının adaletini anlayamıyoruz. Tıpkı buffaloların öldürülüşü, ormanların yakılışı, toprağın kirletilişini anlamadığımız gibi.

Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş, yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş. İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak.

Gündüz ve gece bir arada olamaz. Kızılderililer her zaman beyazlardan tıpkı sabah sislerinin güneşten kaçtığı gibi kaçmışlardır. Bütün bunlara rağmen, teklifinizi tartışacağız. Ve umuyorum ki, halkım bunu kabul edecek ve Büyük Beyaz Şef’in vaadettiği üzere beraber barış içinde yaşayacağız. Böylece Ay birkaç kez daha doğacak, birkaç kış daha geçecek. Geri kalan günlerimizi nerede geçirdiğimiz önemli değil. Çocuklarımız babalarının yenilgiyle aşağılandığını gördüler. Savaşçılarımız utanç duydu ve yenilgiden sonra günlerini aylaklık etmek ve vücutlarını tatlı yiyecekler ve sert içkilerle kirletmekle harcıyorlar. Birkaç saat, birkaç kış ve bu dünyada bir zamanlar yaşamış büyük kavimlerin veya şimdi ufak topluluklar halinde ormanda dolaşanların çocukları da kalmayacak; bir zamanlar sizinkiler gibi güçlü ve umutlu olanların mezarlarında yas tutmak için. Ama, niye insanlarımın kaderi için yas tutayım ki? Tıpkı deniz dalgaları gibi kabileler kabileleri, uluslar ulusları takip ediyor. Bu doğanın düzenidir ve teessüf gerekmez. Yok oluşumuz çok uzak olabilir ama kesinlikle bir gün gerçekleşecek; son kızılderili yok olup kabilemin hatıraları beyazlar için bir tarih olduğunda, bu kıyılar kabilemin görünmez cesetleriyle kaynaşacak.

Çocuklarınızın çocukları kendilerini bir dükkanda, bir yolda, boş bir yerde yalnız olarak düşündüğünde aslında yalnız olmayacaklar. Dünyanın hiçbir yerinde tamamen ıssız bir yer yoktur. Geceleri, şehir ve kasabalarınızın caddeleri boşalmış gibi görünse de, aslında, bir zamanlar oralarda yaşamış ve bu güzel toprakları gerçekten seven ruhlarla dolu olacaktır. Beyaz adam asla yalnız kalamayacaktır.

Beyaz adamın, benim insanlarıma saygı göstermesini sağlamalısınız, çünkü; ölüler güçsüz değildir.

Ölü mü dedim?… Ölüm diye bir şey yoktur ki sadece dünya değiştirir insan.

Şef Seattle, 1854
Duwarmish Kabilesi Şefi

Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının.

anette inselberg çin düşünürü lao tzu acele karar vermeyin

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. “Bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. insan dostunu satar mı?” demiş. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler.
İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş. “Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”
Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmiş ve at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. “Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.”
“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz.”
Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ancak içlerinden “Bu ihtiyar sahiden saf” diye geçirmişler. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. “Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş.
“O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz”
Birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere gönderme emrini vermiş. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. “Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması,
talihsizlik değil, şansmış meğer…”
“Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin
şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”
Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:
“Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”
Lao Tzu

BİR VEDA MEKTUBU

Gabriel Garcia Marquez Portrait Session

 

Gabriel Garcia Marquez’in ölmeden az önce tüm insanlığa hediye gibi bıraktığı Veda Mektubu internette okunma rekorları kırıyor. İşte o mektup:

Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup, can vererek beni ödüllendirse; aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm. Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı düşünürdüm.

İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır…

Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim.Başkaları uyurken, uyanık kalmaya gayret ederdim.Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım.

Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir,sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım. Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı, nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin göstermesini beklerdim.

Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenadlar söylerdim. Gozyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek, dudak kırmızısı taç yapraklarından öpmek isterdim.

Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı…

Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım.

Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır.

Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım.

Yaşlılara ise, ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim. Ey insanlar sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim.

Yeni doğan küçük bir bebeğin babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkum ettiğini öğrendim.

Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak.

Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim.

Mutsuz bir şekilde…

Artık ölebilir miyim?

* Gabriel Garcia Marquez