İÇİMDEN BİR SES DİYOR Kİ;

421674_10151136387397427_966623420_n[1]

”Ne ekersen, onu biçersin” sözünün anlamı bilinçaltına ektiğin, her fikrin ve inancın yaşamın objektif ekranında ortaya çıkmasıdır. Dışındakiler içindekilerin AYNASIDIR. Dışardaki olaylar içindeki olayları ta.kip ederek yaşam bulur. Eğer bunun doğru olduğunu kabul edersen..  Kendini kontrol edip iyleştirmeye ve değiştirmeye hazırsın demektir. Bu olumsuz düşünce kalıplarını bulmanın tek yolu bunların varlığını KABUL etmekten geçer. Farkındalık budur..

Bu bakış açısı kabul edildikten sonra yapılacak ilk iş. Kendi hastalıklarına ve rahatsızlıklarına  bakarak, bunların hangi inanç ve düşünce kalıplarınadan kaynaklanıp bedenine ve yaşamına yansıdığını bulabilirsin.. Bilinçaltı zihnindeki bu çalılardan, dikenlerden, ayrık otlarından kurtulmak için Bir BAHÇIVAN gibi  çok ciddi bir çabayla özenerek çalışmalısın… Böylelikle Bilinçaltı zihnin, Senin özenerek seçtiğin güzel çiçeklerden oluşan, içinde olmaktan hoşlandığın, HOŞ kokular saçan çok güzel bir BAHÇEYE dönüşebilir..

Bunu senden başka hiçkimse yapamaz.. Kendi yaşam sorumluluğunu almalısın. Bilinçaltı zihnine ektiğin her HUZUR tohumu, Yaşamında filizlenen armağanlar olarak sana geri dönecek.. Ben daima seninleyim, Ne kadar küçük olursa olsun ilk adımı isteyerek at. İyileşmeyi ve öğrenmeyi tüm içtenliğinle iste, MUCİZELER mutlaka gercekleşecektir.
KENDİNLE BARIŞ, DÜNYA SENİNLE BARIŞMAYA HAZIRDIR
Sonsuz Şifa Enerjisi Bireysel Seansları Uzmanı
_____ Cavit Çağ

"Dışarıda karşılaştığın engeller, içinde taşıdığın sınırlardır. Sende korkuyu ve endişeyi yaratanlar bu olanlar değil, aksine bu olanları yaratanlar senin korku ve şüphelerindir.”

531065_500116473358992_23400223_n[1]

 

“Dışarıda karşılaştığın engeller, içinde taşıdığın sınırlardır. Sende korkuyu ve endişeyi yaratanlar bu olanlar değil, aksine bu olanları yaratanlar senin korku ve şüphelerindir.”
Stefano D’Anna

Hayatın Zenginliği…

62420_302638983197408_1438871138_n[1]

 

Bugün hava çok güzel..

85 yaşındayım, ”Bugün hava çok kötü” dediğim pek olmadı. Hava hep güzeldir. Güneşli olsa da güzeldir, yağmur yağsa da güzeldir, kar beyaz bir örtü halinde etrafı kaplasa da güzeldir. Soğuk da güzeldir, sıcak da…

Hatta sisli, puslu havalar da…

Yeter ki senin iç dünyan aydınlık olsun, berrak olsun.

Yeter ki , gözlerin gerçeği görsün, aklın özgürce düşünebilsin…

Sen yaşadığının farkına var…

Derin bir nefes alıp gözlerini kapat…

Düşün!..

Yaşamı san hediye eden Yüce Allah’a en son ne zaman, içtenlikle ve inanarak teşekkür ettin?

Üstelik sağlığın da yerinde ise binlerce şükür Allah’

ıma diyebiliyor musun!..

Cebinde çok para olup olmadığını sormadım!

Çünkü bu pek o kadar da önemli değil!

Hayatın zenginliği uçsuz bucaksız…

Tükenmez…

Hepsi de senin, benim için yaratılmış…

Yeter ki onları görelim…

Bildiğin gibi, bakıp da görmemek mümkün!

Sen görmeye, duymaya, hissetmeye hazır mısın?

Çok sık tekrar edilen bir hata var: İnsanlar sahip olduklarına şükredeceklerine gözlerini hep ulaşamadıklarına dikiyor. Halbuki seni mutlu eden şey senin yanındadır ama sen ondan uzaksın…

Kaynak: Mehmet gündem

Lüzumsuz Adam İshak Alaton

Elleri, kafası ve yüreği ile çalışan insan sanatkardır.

Elleriyle çalışan insan işçidir.
Elleri ve kafasıyla çalışan insan ustadır.
Elleri, kafası ve yüreği ile çalışan insan sanatkardır.

Goethe

Edep!Haddini aşmamak, kalp kırmamaktır edep.İnsan ayrımı yapmamaktır edep.


“……Tasavvufun yüzyıllardır baş tacı ettiği bu kelime nasıl oluyor da hem bu kadar göz önünde, aleni; hem de kapalı bir kutu, adeta sır bize?
Haddini aşmamak, kalp kırmamaktır edep.
… Sadece o değil; haddini aşıp, kalp kırmaktan ödünün patlaması demektir. İstisnasız ayrımsız her insan, her canlı varlık, tıp tıp atan her yürek, avuçlarımızın arasında tuttuğumuz billur bir kâsedir. Dışı nasıl olursa olsun özü narin ve nazenindir. İçin titrer. Düşürmekten, düşürüp de kırmaktan öyle korkarsın. ….. Bilmediğin konuda susmak, bildiğin konuda ahkâm kesmemektir edep. Bilgi bir perdedir. Sen ne kadar bilirsen bil, nasıl bir âlim olursan ol, en cahil görünen insandan bile öğrenecek bir şeyin vardır elbet. Edep bunu unutmamaktır.
İnsan ayrımı yapmamaktır edep.
Sokaktaki bir berduşun yanında da, Karun kadar zengin yada Süleyman kadar muktedir görünen yanında da aynı sakin idrakle durabilmek; saydam ve şeffaf olabilmek; girdiğin mekanâ yada konuştuğun adamın nabzına göre laf değiştirmemek, ince hesap bilmemektir edep.
Aşırılığa gitmemektir edep.
Hileden, desiseden, yalandan ve zorbalıktan hazetmemek; kimseyi aptal yerine koymamak, aşağılamamaktır. Tek başınayken de başkalarının yanındayken de şefkati elden bırakmamak; dış görüntülerden, parlak kabuklardan, ünvanlardan, payelerden etkilenmemek; her işte her adımda yüreğe bakmak, yüreğin ibresine göre yol almak…ve ha bire “ben” demekten vazgeçmektir edep. …. Öyle kelimeler var ki, harf öbekleri olmaktan çıktı, gündelik hayatımızın akışını şekillendirmeye başladı. “Hoyrat” bunlardan biri. Hoyratız birbirimize karşı. Ve sağımız, solumuz, önümüz, arkamız…hoyrat. Yolda yürürken birbirimize bakışımız, evlerimizin çatıları altında birbirimizden söz edişimiz; konuşmalarımız, dedikodularımız, ithamlarımız, özyargılarımız, zanlarımız, yaftalarımız, dışlamalarımız..hep ama hep hoyrat. O kadar çok hırpalıyoruz ki birbirimizi, öylesine hırçın bir iklimdeyiz ki..Halbuki bu arada uzaktan bir yerden sesleniyor eski mi eski bir öğreti. Tembihliyor usulca.
“Edep ya hu edep!”
Firarperest / Elif ŞAFAK

Hayatın tamamını anlamalısın, sadece küçük bir parçasını değil. İşte bu nedenledir ki okumalısın, bu nedenledir ki göğe bakmalısın, bu nedenledir ki şarkı söylemeli, dans etmeli, şiirler yazmalı ve acı çekmeli ve bütün bunların yaşam olduğunu anlamalısın.

Hayatın tamamını anlamalısın, sadece küçük bir parçasını değil. İşte bu nedenledir ki okumalısın, bu nedenledir ki göğe bakmalısın, bu nedenledir ki şarkı söylemeli, dans etmeli, şiirler yazmalı ve acı çekmeli ve bütün bunların yaşam olduğunu anlamalısın.

You must understand the whole of life, not just one little part of it. That is why you must read, that is why you must look at the skies, that is why you must sing and dance, and write poems and suffer and understand, for all that is life.

Jiddu Krishnamurti

En son ne zaman kendinle başbaşa kaldın?


Olan sadece olandır. Senin düşüncelerin ona bir anlam kazandırır. Tüm düşüncelerini zihninden silsem, yaşadıklarından geriye sana ne kalır?
En son ne zaman kendinle başbaşa kaldın? En son ne zaman, kendi içinde bir yolculuğa çıktın? Sadece sen…., düşüncelerin…., duyguların…. Bugüne kadar hiç kimseye söyleyemediğin sırların. Yalnız senin görebildiklerin, yalnız senin şahit oldukların. İçinde sakladığın yoksulların, zorbaların, toplum dışına atılmışlıkların. Suçluluk duyguların, kendine acımaların… Kaçıp da kurtulamadıkların. Zaman zaman hapsettiğin mağaralarından kaçıp seni zor durumda bırakan canavarların.
Yüreğinde çalan mutluluk şarkılarını dinlemek yerine, bastırılmış duyguların yüreğini çınlatan çığlıklarına daha ne kadar katlanacaksın? Onlar özgür olmak, dışarı çıkmak, kabul görmek için çırpınırlarken, sen onları daha ne kadar bastıracaksın? Hepsi bilinç altında her geçen gün biraz daha güçlenirken, sen onlara daha ne kadar yokmuş gibi davranacaksın?
Hayatının sonuna kadar mükemmellik maskesiyle mi yaşayacaksın? Yoksa aydınlık tarafın gibi bir de karanlık tarafın olduğunu kabullenip, dışarıda bıraktıklarını kendine dahil edip, dönüşümünü başlatıp kendin gibi mi olacaksın?
Sen mi onları kullanacaksın? Güçsüz kaldığın, kontrolünü kaybettiğin anlarda kendini onlara mı kullandıracaksın?
Hayat, insanlığımız ve ilahiliğimiz arasında denge kurabilmemizi, her ikisi ile de barışmamızı gerektiren sihirli bir yolculuk sanki…
Kabul etmelisin ki, sen de bir insansın. Başkalarında gördüğün her türlü insani özelliği sen de içinde taşırsın. Sen de herkes gibi, hem bir aziz, hem de bir zorbasın. İyi olduğunu düşündüklerin kadar, kötü olduklarını düşündüklerin de sensin.
Hayat dediğimiz masal bu zıt çiftlerin birlikte varoluşu, dengesi üzerine kurulmuş…
Söyler misin? Korku olmasa, cesur olmak ister miydin? Hiç üzüntü yaşamasan, mutluluğa bu kadar değer verir miydin? Karanlıkta kalmasan, ışıkla tanışabilir miydin? İçinde yaşayan cahilin soruları olmasa, derinlerindeki o bilge tarafını fark edebilir miydin?
Bir gün, Vücuduna gömülü o sindiremediğin duygularla iletişime geçip, onları çözümleyebildiğinde, zihninde biriken stresin de yok olduğunu fark edeceksin. İçinde yanan o farkındalık ışığının, senin dönüşümünü başlattığını, o yıllardır içinde sakladıklarının yavaş yavaş çözülmeye başladığını hissedeceksin. En parlak ışığına, o karanlıkta bıraktığın, yok saydığın tarafını kabul ettiğinde ulaşabildiğine yaşayarak bizzat kendin şahit olacaksın.
Korkularından kurtulup kendini özgür bıraktığında varlığın otomatik olarak çevrendeki insanları da özgür kılacak.
Senin ışığın parlamaya başladığında etrafındaki diğer insanların da bunu yapmalarına imkan vermiş olacaksın. Sen mutluluğun tadını çıkartırken, çevrendekilere hissettirdiklerinle onları da kendi mutlulukları için umutlandıracaksın.

Haşim Arıkan

Hastalık, yaralanma, aşk, gerçek mükemmelliğin kayıp anları ve aptallıklar, hepsi sizin ruhunuzun sınırlarını test etmek için vardır. Bu küçük testler olmaksızın, her ne olursa olsunlar, hayat hiçbir yere varamayan, pürüzsüzce asfaltlanmış düz, yavan bir yol gibi olurdu.

483649_558040270884855_1688609258_n[1]

Bazen birileri hayatınıza girer ve onların orada olmalarının, sizin bazı amaçlarınıza hizmet etmeleri, size ders vermeleri veya kim olduğunuz ya da kim olmak istediğiniz konusunda size yardım etmeleri demek olduğunu kesinlikle bilirsiniz.

Bu kişilerin kim olabileceklerini asla bilemezsiniz bir oda arkadaşı, bir profesör, bir arkadaş, bir sevgili ya da tamamen yabancı biri ama gözleriniz onlarla kilitlendiğinde, işte o an hayatınızı çok derin bir şekilde etkileyeceklerini bilirsiniz.
Bazen, başınıza gelen şeyler ilk başta korkunç, acı verici ve adaletsizce görünebilir ama sonraları aksine o engelleri aşmadan potansiyelinizin, gücünüzün, iradenizin ve yüreğinizin asla farkına varamayacağınızı anlarsınız.

Hastalık, yaralanma, aşk, gerçek mükemmelliğin kayıp anları ve aptallıklar, hepsi sizin ruhunuzun sınırlarını test etmek için vardır. Bu küçük testler olmaksızın, her ne olursa olsunlar, hayat hiçbir yere varamayan, pürüzsüzce asfaltlanmış düz, yavan bir yol gibi olurdu. Güvenli ve rahat; ama aptalca ve tamamen anlamsız.

Tanıştığınız, hayatınızı etkileyen insanlar, tecrübe ettiğiniz başarı ve çöküşler, kim olduğunuzu ve kim olacağınızı bulmanıza yardımcı olurlar. Kötü tecrübelerden bile bir şeyler öğrenilebilir. Aslında, bazen onlar en önemlileridir.

Eğer birileri sizi severse, karşılığında onlara hangi şekilde yapabiliyorsanız sevgi verin, sadece sizi sevdikleri için değil aynı zamanda size sevmeyi ve kalbinizi ve gözünüzü nasıl açabileceğinizi öğrettikleri için. Eğer birileri sizi incitirse, aldatırsa ya da kalbinizi kırarsa, onları affedin, size, güveni ve kalbinizi kimlere açacağınıza dikkat etmenin önemini öğrettikleri için.

Her gününüzü önemseyin. Her anın değerini bilin ve onu bir daha asla yaşayamayacağınız için o anlardan alabileceğiniz her şeyi alın. Daha önce hiç konuşmadığınız insanlarla konuşun ve onların söylediklerini dinleyin!
Aşık olmanıza izin verin, kendinizi serbest bırakın ve görüşlerinizi yükseltin. Başınızı dik tutun; çünkü her türlü hakka sahipsiniz. Kendinize önemli bir kişi olduğunuzu söyleyin ve kendinize inanın; çünkü eğer siz kendinize inanmazsanız başkalarının size inanması güç olacaktır.

Hayatınızda istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz. Kendi hayatınızı yaratın ve daha sonra dışarı çıkıp hiç pişmanlık duymadan yaşayın! Ve eğer birilerini severseniz bunu onlara söyleyin; çünkü yarının neler sakladığını asla bilemezsiniz.

Yaşadığınız her günden hayata dair bir ders alın! Bugün; dün için endişelendiğiniz yarındır. Buna değer miydi?

-Sharon Zeff

Hangi hastalığa hangi yiyecek…

407579_344467408906667_1464815359_n[1]

Çigong ile bağlantılı olarak geleneksel Çin beslenmesinde yiyecekler enerji ve titreşim olarak görülüyor. Çigong’a göre belli hastalıklarda kullanılması önerilen yiyecekler ise şöyle tanımlanıyor:

Kanamayı durdurma: Kara mantar, kestane, tavuk yumurtası kabuğu, ıspanak, sirke

Mide asidini azaltma: Tavuk yumurtası kabuğu, mürekkep balığı kemiği

Terlemeyi durdurma: İstiridye kabuğu, şeftali

Zehirleri atma: Muz, kiraz tohumu, hıyar, incir, bal, tuz, susam yağı, sirke

Kan durgunluğunu giderme: Kahverengi şeker, yengeç, safran, sirke

Balgam sökme: Tuzlu su istiridyesi, armut, turp, deniz yosunu

Kızamık yayılmasıyla başa çıkma: Kiraz tohumu, kişniş, ayçiçeği tohumu

İştah arttırma: Yeşil ve kırmızı biber, jambon

Bağırsak devinimlerini teşvik etme: Ketenotu tohumu, susam yağı

Terlemeyi teşvik etme: Kişniş, zencefil, yeşil soğan, biberiye

Kuruluğu giderme: Tavuk yumurtası, bal, anne sütü, armut, susam yağı, ıspanak, şeker kamışı, sarı soya fasülyesi

Bağırsakları nemlendirme: Süt, muz, şeftali, soya yağı, ceviz, karpuz

Kan dolaşımını teşvik etme: Kahverengi şeker, kestane, şeftali, safran, fesleğen, şarap

Sindirimi canlandırma: Elma, kişniş, jinseng, yeşil ve kırmızı biber, şerbetçiotu, ananas, erik, turp ve yaprakları, fesleğen, domates

Süt salgılanmasını teşvik etme: Sazan balığı, marul

Ateş düşürme: Kavun, kestane

Astımı hafifletme: Acı kayısı tohumu

Öksürüğü kesme: Tatlı ve acı kayısı tohumu, portakal, mandalina, kekik

İshali giderme: Ayçiçeği tohumu

Kan yetersizliğini giderme: Sığır eti, anne sütü, istiridye, ıspanak

Sarhoşluğu giderme: elma, jinseng, çilek

http://www.derki.com/sifacilik/item/573-hakan-onumla-agac-durusu

Ağaçlar kutsal varlıklardır. Onlarla konuşmasını, onları işitmesini bilen, gerçeği de yakalar."

Ağaçlar kutsal varlıklardır. Onlarla konuşmasını, onları işitmesini bilen, gerçeği de yakalar.” H. Hesse

“The are wiser than we are, as long as we do not listen to them. But when we have learned how to listen to trees, then the brevity and the quickness and the childlike hastiness of our thoughts achieve and incomparable joy. Whoever has leaned how to listen to trees no longer wants to be a tree.” H.Hesse

Susma,sustukça,tiroit bezin çalışmayacak.

406177_378444238887606_547180106_n[2]

Üzüntümüzü ifade edemeyip içimizde yaşadığımızda ya da ağlamamız gereken yerde ağlayıp boşalamadığımızda enerji blokajına yol açtığımız boğaz alanında ciddi sorunlar meydana gelir.Önümüzdeki ay güneş boğa burcuna geçecek boğaz ve üst solunum rahatsızlıklarında artış yaşanacak.

Bir insanın kendini ve gerçekleri doğru ifade etmesi evrensel yasaların getirdiği bir zorunluluktur.

Bu öğretiyi kabul etmeliyiz.

Ruhsal tekamülümüz için kendimizi olduğumuz gibi ifade etmeye ihtiyacımız var…Kendimizi olduğumuz gibi kabul edelim ve ifade edelim-değişime direnç göstermeyelim…Sağlığımızı riske atmayalım…An ın enerjisine göre hareket edelim…Hastalıklar evrensel geribildirim yoludur.İç sesimizle haberleşelim,sezgilerimize güvenelim.Kendimiz kendimizin en iyi rehberidir,yeterki kendimize kendimizi dinlemek için izin verelim…

Yasemin kaplan

Doğanın döngüsünde, zafer veya yenilgi diye bir şey yoktur; yalnızca devinim vardır.

62420_302638983197408_1438871138_n[1]
Doğanın döngüsünde, zafer veya yenilgi diye bir şey yoktur; yalnızca devinim vardır. Kış, bütün yıla egemen olmak için mücadele etse de sonunda çiçekler açan ve neşe saçan ilkbaharın zaferini kabullenmeye mecburdur.
… Yaz, sıcak günlerin sonsuza dek sürmesini ister. Çünkü sıcağın toprağa iyi geldiğine emindir. Ama nihayetinde, toprağı dinlendiren sonbaharın gelişini kabullenir.
Ceylan, bitkileri yer ve aslan tarafından avlanır. Önemli olan kimin daha güçlü olduğu değil, Tanrı’nın bize ölüm ve yaşama dönüş döngüsünü ne şekilde gösterdiğidir.
Bu döngüde, kazanan ve kaybeden yoktur; sadece yerine getirilmesi gereken aşamalar vardır. İnsan, yüreği bunu kavradığı anda özgürleşir. Zorlukları yakınmadan kabullenir ve zaferlerin sarhoşluğuna kapılmaz.
İki durum da geçicidir. Biri biter, öbürü başlar. Böylece döngü biz etten sıyrılıncaya ve İlahi Güç’le buluşuncaya dek sürer…

Paulo Coelho’dan

Bazen bir şeyleri oluruna bırakmak, onlara sarılmaya, uğraşmaya göre kat kat daha güçlü bir eylemdir."

Bazen bir şeyleri oluruna bırakmak, onlara sarılmaya,  uğraşmaya göre kat kat daha güçlü bir eylemdir.”

Eckart Tolle

Görünen tüm başarısızlıklarda güzel bir şey vardır…Şimdi görmüyorsun ama bunu zaman açığa çıkaracaktır…Sabırlı ol…

UNUTMA PROBLEM SENSİN

Fotoğraf

Problem sensin ve sen çözülmedikçe yaptığın her şey olayları daha da karmaşıklaştıracaktır. Önce kendi evini düzene sok, orada bir kozmos yarat.
Antik bir Hint masalı vardır, çok eski ama çok büyük bir öneme sahip bi…r öyküdür.
Çok büyük ama aptal bir kral sert zeminin ayağını acıttığını söyleyip tüm krallığın sığır derisiyle kaplanmasını emretmişti. Ancak sarayın maskarası bu fikre kahkahalarla güldü; o bilge bir adamdı. Dedi ki:”Kralın fikri en basitinden komik.”
Kral çok kızmıştı ve maskaraya dedi ki: ”Bana daha iyi bir seçenek göster yoksa öldürüleceksin.”
Maskara,”Efendim küçük bir sığır derisi parçasını kesip ayağınızı kaplayın” dedi. Ve ayakkabılar bu şekilde doğdu.
Bütün dünyayı sığır derisiyle kaplamaya gerek yok; Sadece ayağını kaplamak tüm dünyayı kaplar. Bilgeliğin başlangıcı budur.
(OSHO)