Beklenen hep geç geliyor; geldiği zaman da insan başka yerlerde oluyor..

Beklenen hep geç geliyor; geldiği zaman da insan başka yerlerde oluyor.. – Oğuz Atay

Eğer kalırsam, kalışımda bir ayrılış vardır; gidersem, ayrılışımda bir kalış.

Evim der ki, “Beni bırakma, çünkü burada senin geçmişin yaşıyor.”

Yolum der ki, “Gel ve beni izle, çünkü ben senin geleceğinim.”

Ve ben hem eve, hem de yola derim ki,

“Benim ne geçmişim, ne de geleceğim var. Eğer kalırsam, kalışımda bir ayrılış vardır; gidersem, ayrılışımda bir kalış.

Halil cibran

Bugün Hayatımın Son Günü Olsaydı, Bugün Yapmam Gereken Şeyleri Yapmak İster Miydim?

Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık.

OLGUNLAŞMAK… Can Dündar’ dan…
Artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım.
İlişkilerde tasarru…fa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun.
Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık.
Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi.
İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var.
‘Ben demiştim’ ,’ben bilirim’, ‘ben zaten anlamıştım’,
Sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun.
İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum.
Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor.
Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken.
Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine.
Kestirmeleri de öğrendim gide gele.
Boş geçen her saniye değerli artık.
Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim.
Gerektiğinde ‘HAYIR’ demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor.
Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum.
Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor.
Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor.
Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar.
Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir şey öğrenilmiyor.
Yasamışlığın oluşturduğu bir alçak gönüllülükle gülüyorum içimden sadece.
Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım.
Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum.
Modaya uymak adına popumun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim .
Ayıp, günah yada ne derler korkuları çoktan geride kaldı.
Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi zevk aldığım mekanlar arasına giriyor.
Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu.
Sonra Sezen’in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun.
İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor.
Yasamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk.
Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yasadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek.
İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor.
Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor.Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum.
Can Dündar
Ustalardan Derin Laflar & Düşünceler... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 2 Comments »

Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, aşkı birbirinden ayırtedeceksin.


Yanlış Hayatın Peşinden Koşmayacaksın! Boş Hayaller Kurmayacaksın!..
Ummakla, dilemekle olmuyor, ayağa kalkacaksın! Her şeyden önce farkına varacaksın!
Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın.
Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o bilgiye sahip olduğun yanılgısına kapılmışsın demektir.
Kendini kandırmayacaksın! Gerçekleri anlayacak, sonu her ne olursa olsun kabul edeceksin.
Bazen bildiklerin, öğrendiklerinin acı verir. Onu da yaşayacaksın.
Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün, yeteneklerinin, bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın.
Hayatını, gereksiz şeyler uğruna harcamayacaksın.
Kalbinde yaşadığın her duyguyu aşk sanıp, peşinden çöllere düşmeyeceksin.
Aşkın adını ağzına almadan önce, uzun uzun düşüneceksin. Yüreğinle yüzleşeceksin.
Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, aşkı birbirinden ayırt edeceksin.
Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin senden daha önemli olduğunu düşünmeyeceksin.
Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın.
Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin.
Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın!
Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin.
İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız var Ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin. Ardından gözyaşı döktüğünün adını doğru koyacaksın!
Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine,
Neden hayatına başlayamadığını çözeceksin. Korkularınla yüzleşeceksin.
Yattığın yerden, kurduğun hayale uygun bir beyaz atlı prens beklemeyeceksin.
Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak,
Kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin.
İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban,
Kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın.
Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da,
Sonunda mutlak kaybettirir; bunu unutmayacaksın!
Başkalarına değil, kendi gücüne inanacaksın.
Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın,
Bir gün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin;
Kimseye dayanmayacaksın!
Dünya da sensin, evren de! Kendini geliştireceksin.
Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın. Ruhunu da, aklını da bedenin gibi besleyeceksin.
Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın, Sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın.
Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın.
Ne olmasını bekliyorsan, sen öyle oturdukça, olmayacak.
Boşuna hayal kurmayacaksın!
Candan Ünal

— Behey sersem avcı, sen verdiğim ilk iki öğüdü tuttun mu ki üçüncüsünü istiyorsun?

1.ÖĞÜT;”Olmayacak bir söz duyarsan, asla inanma!”
2.ÖĞÜT;”geçip gitmiş şeyler için asla üzülme”.
3.ÖĞÜT; sen verdiğim ilk iki öğüdü tuttun mu ki üçüncüsünü istiyorsun?
Avcının yakaladığı küçük kuş birden konuşmaya başladı:

— Ben minicik bi…r kuşum dedi, etim, dişinin kovuğunu bile doldurmaz. Eğer serbest bırakırsan işine yarayacak üç öğüt veririm. Dinle, birinci öğüdüm şu: “Olmayacak bir söz duyarsan, asla inanma!”
Avcı şaşırmıştı. İkinci öğüdü isteyince küçük kuş:

— Beni bırak, ikinci öğüdümü şu damın üstünde vereceğim dedi.

Avcı kuşu bıraktı. Bir lahzada dama konan kuş:

— Dinle dedi, “geçip gitmiş şeyler için asla üzülme”. Olan olmuş, biten bitmiştir çünkü. Bak, benim karnımda on dirhem ağırlığında bir inci vardı. Çok kıymetli bir inciydi bu. Ne yazık ki elinden kaçırdın…
Avcı daha çok şaşırmış, kuşu serbest bıraktığına pişman olmuştu. Ah vah etmeye, saçını başını yolmaya başladı.

Kuş:

— Ne oldu? Diye sordu. Niçin dövünüp duruyorsun? Ben sana olmayacak söze asla inanma dememiş miydim? Sen karnımda inci olduğunu duyunca bu öğüdü hemen unuttun. Kendisi üç dirhem gelmeyen kuşun karnında on dirhemlik inci olur mu hiç? Üstelik ikinci öğüdümü de unutmuşa benziyorsun. Hani elden kaçırdığın şeyler için asla üzülmeyecektin!
Avcı utanmış başını yere eğmişti.

— Üçüncü öğüdünü ver bari diye inledi.

Küçük kuş damdan kalkıp yüksekçe bir ağacın dalına kondu ve oradan gökyüzünün boşluğuna doğru süzülürken şöyle bağırdı:

— Behey sersem avcı, sen verdiğim ilk iki öğüdü tuttun mu ki üçüncüsünü istiyorsun?

 

 

 

 

Ustalardan Derin Laflar & Düşünceler... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 2 Comments »

”Kelimeler, insanlığın kullanmış olduğu en güçlü zehirdir.”

”Kelimeler, insanlığın kullanmış olduğu en güçlü zehirdir.”

Rudyard Kipling

Dr.Mehmet Öz;den Öğütler…

1. Sigara içeni ameliyat etmem. Sigarayı bırakmayan hastayı kesinlikle tedavi etmem. Sigaranın belki de en büyük düşmanlarından biriyim. Çünkü insani öldüren bir şey. Hasta kendini öldürmeye karar verdiyse ben ne diye onun için uğraşayım ki…, şifa bekleyen onca hasta var, enerjimi onlara harcarım.
2. Sevgisiz insanin kalp riski yüksek. İnsanlara severek kızarım. Herkesin de böyle yapmasını tavsiye ederim. Çünkü sevgisiz, kötülük düşünen, beddua ve küfür eden insanın kalp krizi riski ve ölüm oranı çok daha yüksek.
3. Dua etmek insanı iyileştirir. Ben inançlı biriyim. Her ameliyatımda mutlaka dua ederim. Bence duanın, meditasyon, şifa gibi, iyileştirici özelliği var. Ameliyat sonrası hastalarıma da mutlaka dua ettiriyorum. Bunun sağlıklarına çabuk kavuşmalarında müthiş bir etkisi var.
4. Doğu tıbbı çok gerekli. Ben de “klasik” tip adamıyım ama alternatif yani tamamlayıcı tıp yöntemlerini reddetmiyorum. Akupunktura yüzde 100 inanıyorum. Çinliler bu minnacık iğnelerin sırrını çözmüş. Ama bu tür tamamlayıcı tedavilerde insanın istemesi çok önemli. Doğu tıbbında özgür irade ön planda.
5. İdeal sağlık göstergesi olarak, kadınlar için ideal bel ölçüsü 82 santimdir. Eğer 93 santimi geçerseniz, sağlık riskiniz artar. Erkekler için ideal ölçü ise 88.5 santimdir. 101 santimden yukarısı sağlık riski demektir.
6. Hipnoz etmeden ameliyat etmem. Ben ve ekibim ameliyatlarım öncesinde hipnoz kullanıyoruz. Çünkü hasta heyecanlanıp kalp krizi geçirebiliyor. Sakinleştirici verdiğimde de sorunu geçici olarak çözmüş gibi oluyorum ama kökenine inmediğim için problem devam ediyor. O nedenle hipnoz yapıp sorunun kaynağına iniyorum. Hasta daha çabuk sağlığına kavuşuyor.
7. Her gün aspirin içmeli. Hayatımda ilaç kullanmadım. Zorda kalmadıkça kimseye de tavsiye etmem. Ama herkese her gün mutlaka bir aspirin içmesini salık veriyorum. Ben de içiyorum. Aspirinin kanı sulandırdığını biliyorduk ama simdi yeni faydalarını da öğreniyoruz. Örneğin, vücuttaki birçok doku tahrişini önlediğini yeni öğrendik. Aspirin ömrü uzatıyor.
Sağlıklı Beslenme Dikkat Edilecek Önemli Konular
Çay yerine ıhlamur içilmeli. Günde en fazla iki çay ya da kahve içebilirsiniz. Fazlası zararlı. Ancak ıhlamur kesinlikle zararlı değil, dilediğiniz kadar için.
Sarımsak müthiş bir bitki… Vücudu koruyan hücreleri destekliyor,tansiyonu düşürüyor. Sarımsaktan çıkan maddeyi yüksek tansiyonlu kişiye kullandığımızda, tansiyonu hemen düşüyor. Her gün birkaç diş sarımsak yenmeli.
Başka bir mucize sebze de ayşekadın fasulye. Türkiye`de bol üretilen bu sebze bence her öğün, özellikle de çiğ olarak mutlaka sofrada bulunmalı. Vücuda müthiş yararlı bir bitki.
Semizotu da içindeki Omega 3 nedeniyle son derece faydalı. Çiğ yenirse, daha da yararlı. Biz her gün ailecek öbek öbek çiğ semizotu yiyoruz.
Et yiyecekseniz, yanında mutlaka çiğ domates de olmalı. Çünkü domatesin içindeki Lcyopin adli antioksidan, etteki zararlı Omega 6`ları yararlı hale dönüştürüyor.
Kayısı çok yararlı ancak günde bir avuçtan fazla yenmemesi gerekiyor. Karpuz ve kavunda ise ince bir dilim tercih edilmeli.
Üzüm ve muz, çok yüksek dozda şeker içerdiği için daha az tüketilmeli.
Her sabah aç karnına içilen bir bardak ılık suyun ardından bir avuç ceviz çok iyi gelir. Ben her sabah alıyorum.
Artık sütün de `Sağlıklı olanı” çok zor bulunuyor. Hayvanlara verilen hormon ve antibiyotikler süte karışıyor ve saflığını yok ediyor.
Çocuklara soya sütü içirilmeli. 35 yaşın üzerindekilere sütün içindeki laktoz pek iyi gelmiyor. Laktozu alınmış süt yerine ise de bol bol su içilmeli.
Balık hariç, kırmızı etle beyaz et aynı. Çünkü hem danaya, hem de tavuğa yüksek dozda hormon ve antibiyotik veriliyor. Et yenecekse, hepsi yenebilir. Fark etmez!
Beyaz pirinç ve beyaz un son derece zararlı. Çünkü her ikisi de yanınca şekere dönüşüyor. Yani ha avuç avuç toz şeker yemişsiniz ya da pilav ya da beyaz undan yapılan ekmek… Arada fark yok. Pilav ve ekmek için esmer un ya da esmer pirinci tercih edin.
Lahana zayıflamak için çok ideal. Hazmı zor olduğu için tıkar ve kalorisi çok düşük.
Şişmanlık en az sigara kadar tehlikeli. Hatta sigaradan da çok. İdeal kilodan daha düşük kilolu olan insanlar uzun ömürlü oluyor. İdeal rejimler haftada 1 kilo verdiren rejimlerdir. Diğerlerine aldanmamak lazım. Eğer haftada 1 kilodan fazla kaybediliyorsa, vücuttan sadece su kaybediliyordur, dikkat!.

Benliğin yalnızca diğerlerinin görüşlerinden oluşur; kırk yama gibidiro. A bir şey demiştir, B başka bir şey söylemiştir ve C başka bir şeyder, bu böyle sürüp gider.

Gerçek benliğin icat edilmesi değil, keşfedilmesi gerekir. İcat edilmiş benlik egomuza dönüşür. Gerçek benlik hiçbir şekilde ego değildir. Gerçek benlik aslında benlik olmaktan uzaktır, o mutlak boşluk, boşluğun sessizliği, boşluğun coşkusudur.
Kendine bir benlik uydurmak istiyorsan diğerlerine sorman gerekir; benliği icat etmenin tek yolu budur, insanların senin hakkındaki düşüncelerini toplamak. Tüm hayatımız boyunca bunu yapıp dururuz. Bu yüzden insanların bize saygı duymamasından bu kadar korkarız. Bu bizim esaretimize dönüşür. Saygın biri olmak isteriz çünkü saygın olduğumuzda diğerleri hakkımızda güzel şeyler düşünür.
Bizi överler ve o zaman daha iyi bir benliğe sahip oluruz. Saygın değilsek, insanlar bizi kınar ve o zaman asla güzel bir benliğe sahip olamayız, çirkin bir benliğimiz olur. Benliğin yalnızca diğerlerinin görüşlerinden oluşur; kırk yama gibidir o. A bir şey demiştir, B başka bir şey söylemiştir ve C başka bir şey der, bu böyle sürüp gider. Sonra bunlardan bir imge yaratırsın-onları bir araya getirir yapıştırırsın. Çocuk, en başından beri bu çöpü biriktirmeye başlar. Anne bir şey der, baba, ağabey, komşular hep bir şeyler söylerler: Bunlar memnun edici sözlerse çocuk gururlanır, değillerse morali bozulmaya başlar.
Bu moral bozukluğunu önlemek için önüne gelen herkesi pohpohlayıp durur. Bu pohpohlama bir anlaşmadan başka bir şey değildir: “Seni pohpohlayayım ki beni onayla. Daha çok onaylayacaksan, seni daha çok pohpohlamaya hazırım.” Ama tüm bunlar dışarıdan gelmiştir, hiç kimse seni tanımaz, kim olduğunu bilmez-sen kendin bile bunu bilmezsin.” Osho

Umut. İnsanın vazgeçemediği illüzyon. Aynı anda en büyük güç ve enbüyük zayıflık kaynağınız. .

Umut. İnsanın vazgeçemediği illüzyon. Aynı anda en büyük güç ve en büyük zayıflık kaynağınız. . – The Matrix Reloaded

Karanlık dönemlerin bizi her an yenik düşürebileceğini öğrendim. Am aaynı zamanda bu dönemlere katlanabileceğimi, git gide güçlenebileceğimi,

Karanlık dönemlerin bizi her an yenik düşürebileceğini öğrendim. Ama aynı zamanda bu dönemlere katlanabileceğimi, git gide güçlenebileceğimi,
akıllanabileceğimi ve iyileşebileceğimi de gördüm. (Peder Sam) – Dexter

İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor

Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor. İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor. Herkes beni sevsin” diye uğraşınca kimse gerçekten sevmiyor, Herkes sevgisine şart koyuyor, sınır koyuyor.
Oysa “kendime duyduğum sevgi bana yeter” diye düşününce,
Kendimizi olduğumuz gibi kabullenince yarım tamamlanıyor.
Her şey bir oluyor. İşte o zaman perde aralanıyor.
Acı diniyor. İste o zaman başka `bir`i bir araya gelerek, hesabın kitabın, korkunun kaygının hüküm sürdüğü sahte bir sevgi yerine, gerçek BİR SEVGİ yaratılabiliyor…
Can Yücel

Tesadüf değil karşıma çıkman…Benim hangi veçheme ayna tuttuğunu bulmam lazım…

Enerjitik parazitleri temizleme çalışması


Diğer parazitler kadar zarar veren ve ne yazık ki “Bilimsel Metotlar” içinde yer alamayan bu parazitler, mikroskobik ortamda bile gözle görünmez, duyulmaz ve modern cihazlarla da saptanamazlar. Biz…im enerjimizi kullanan suptil enerji oluşumlarıdır; bizim bilmemiz gereken ise onların var olduğu ve sağlığımızı tehdit ettiğidir.
Hemen her yerde, otobüs, tren, iş yeri, alışveriş merkezleri ve sığınağımız olan evimize kadar, kısaca insanın olduğu her yerde bulunurlar ve varlıklarını sürdürebilmek için bir başka varlığa, “insan enerji alanına” ihtiyaçları vardır. Kendi enerjilerini üretemezler. Buraya kadar yazdıklarım hiç hoş değil, onlardan nerdeyse kaçış yok gibi. Ancak onları tanımasak ve kabul etmesek de onlar var ve biz insanlara karşı 2:1 galipler; “ENERJETİK ASALAK “ denen bir varoluş sistemini bilmediğimiz sürece.
Sebebini bir türlü bulamadığımız, modern tıp teknolojisinin henüz yakalayamadığı; çok geç iyileşen veya hiç iyileşemeyen, sinirsel, psikolojik deyip geçmesini beklediğimiz birçok ağrının sebebi bu ASALAKLAR olabilir. Bilimsel olmayan bir boyuttan, bilimsel olan boyuttaki fiziksel bedenimizi etkilerler. Onların varlığını bilmeyen ya da kabul etmeyen otoritelere ve çok gelişmiş teknolojik cihazlara adeta nanik yaparlar; taa kii bir yeniçağ Robert Koch’u çıkıp “Mokro&Mikro-Kosmoz-Galactic- Energybodyscanner” falan gibi isimli bir cihaz geliştirene ve bir zamanların mikropları nasıl mikroskop altında yakalandıysa enerjitik parazitler de bu şekilde görüntü alanımıza girene dek.
Bu asalakları klasik bilgilerle şimdilik saptamak olanaksız olsa da onların varlığını bilmek 2:1 lik galibiyeti 1:1 lik bir beraberlik durumuna getirir.
Şu ana kadar bilmiyordunuz; şimdi biliyorsunuz!
“Her şeyi yaptık, denedik; iyileşmiyor, ağrı bir türlü geçmiyor!” Diyorsanız, “Öyleyse bir de enerjisel parazit var mı?” bir bakın..!
Bu parazitler enerji alanımıza girip orada yaşarlar. Enerji alanımızdaki enerji onların gıdasıdır ve iyice güçlendikten sonra yavaşça fizik bedene geçip enerjitik varlıklarını kist, ur gibi fiziksel oluşumlara çevirirler. Eğer enerji alanındayken ağrı yapıyorsa şanslısınız, onu bulup çıkartabilirsiniz. Ağrı yapmıyor ve bu konuda hiçbir şey bilinmiyorsa sinsice fizik bedene geçecektir. Şanssızlık, onların varlığını bilmemek ve farkında olmamaktır ki bu da onların varlıklarını enerji alanımızda rahatça sürdürmelerine olanak sağlar.
Bu parazitlerle nasıl başa çıkabiliriz?
Onlardan korunmanın ve enerji alanımızı temizlemenin birçok yolu var.
Parazitlerden korunmak ve onları temizlemek için çok etkili olan “Ra-Sheeba” enerjisi ile çalışmaktır. Böyle bir şeyin adını bile duymadım, üstelik enerjilerle hiçbir işim yoktur diyenlerdenseniz; size bilimsel bir yöntem olan Acmos’u öneririm. Acmos Lecher anteni 9, 9.1 ve 9.8 atu da enerjitik parazitleri temizler. Öyle bir antenim yok, nasıl çalıştığını da bilmem, derseniz;
Kendinize bir “enerji beden terapisti” bulun, ki bu terapistlerin Türkiye’de sayısı çok azdır. Bu durumda eğer isterseniz siz kendi kendinizin terapisti olup kolları sıvayabilirsiniz. Şöyle ki;
Sebepsiz, bir türlü iyileşmeyen ağrılı bölgenin üstünde birkaç santim yukardan elinizi görünmeyen bir şeyi yakalayacak bir kıskaç gibi dolaştırın ve tercihen duyulabilen bir ses tonu ile enerjisel asalaklara seslenin
(seslenirken söyleyecekleriniz sizin inancınıza kalmış)
Bu çok önemli, enerji alanında bir çalışma yaparken, yine kozmosun yaratmış olduğu bir başka varlığa sesleniyorum ve bunu evrenin veya kozmosun izniyle yaptığımın bilincinde olduğumu belirtiyorum; sonra, “Burada bulunan enerjitik parazitlere sesleniyorum!” “Şu anda yanlış bir yerde bulunuyorsunuz! Ben enerji alanımı sizinle paylaşmayı düşünmüyorum. Sizi sevgiyle bulunduğunuz yerden alıyorum; (bunu söyleyip kıskaç gibi duran elimi kapatıp, enerjitik parazitinin sanal varlığını avucuma alıyorum), sizi evrene değişim dönüşüm için geri gönderiyorum.” Diyerek avucumun içine üflüyorum. Şimdi enerji alanımda bir boşluk oluştu. Evrensel yasalarda boşluk hiç sevilmez, oraya başka bir şey dolmadan devam edip boşalan yeri Reiki ile dolduruyorum. Reiki’ye diğer bir alternatif de “burada boşalan alana Beyaz Işık enerjisini davet ediyorum” diyerek boşluk beyaz ışık enerjisi imgelenerek doldurulabilir.
Bütün bunları yaparken biraz modern üfürükçü gibi görünmeyi göze almak gerekebilir, ya da ne yaptığımız doğru anlaşılıncaya kadar bizi hiç kimsenin görmemesi de bir seçenek.
BÜTÜN BUNLAR ÇOK GARİP, SAÇMA VE KOMİK Mİ?
Bunlar çok garip gelebilen , bize öğretilmeyen , öğretecek olan kişilerin de bilmediği gerçeklerdir ki; asalaklar bizim onları bilip bilmediğimize bakmadan hepimizin sağlığını tehdit ederler. Dişlerimizi fırçalamak gibi enerji alanımızı da arındırmak en doğal hakkımız fakat belki daha uzun bir süre bu hakkı kendi kendimize bile vermeyeceğiz ve bu süreçte birkaç saniye içinde enerji alanımızı terk edecek asalaklar, bizi kremalı bir pasta gibi yemeğe devam edecekler.
Tırtılın sindirim sistemi kadar enerji alanımız hakkında ve makro mikro evrenin yasalarını, enerji sistemlerinin varoluş ve insanlarla olan etkileşimlerini bilimsel ortamlarda araştırabilseydik belki bugün bir çok hastalık ve ağrı hiç varolmazdı. Her bir varoluşun; insan, hayvan, bitki, ses, renk, müzik, duygu , düşünce, hastalık, yani her şeyin bir titreşim olup bir dalga boyu olduğunu bilebilseydik; Harflerin, sayıların tek başlarına veya art arda sıralanmış formlarının seslendiklerinde nasıl bir titreşim yarattığını ve bu enerjinin farklı alanlardaki diğer titreşimlere nasıl üstün geldiğini bilseydik belki de duaların bile ne kadar yüksek teknolojik şifa değerleri olduğunu bilebilirdik.
Bu yeni çağda artık daha fazlasını bilmek, yüzleşmek ve çok geniş bir yelpazeden çareler aramak durumundayız. Bir türlü geçmeyen bir çok hastalık var! Bu hastalıkların kökeninde enerjitik parazitler varolabilir; ve sadece bu saklambaç oyununda sobelenmeyi bekliyorlar. Onların farkındaysanız, zayıf taraflarını da tanıyorsunuz demektir ve onları evrene geri gönderin. 1:0 Galip gelin! Biz güçlüyüz, enerji alanımıza giren asalaksa güçsüzdür. Zaten enerjisi yok, bizim enerjimize ihtiyacı var, VARLIĞINI sürdürebilmek için. Bizim zihnimizde, ses frekansımızda ona yönlendirdiğimiz bilinç üstünlüğümüze ve komutlarımıza uymak zorunda; “ENERJİ DÜŞÜNCEYİ İZLER” Bilin, farkında olun ve yapılması gerekeni yapın!
Enerjitik asalaklarla ilgili henüz önerebileceğim internet site adresleri yok . Bu konuda önereceğim, Cemal Bencan’ın kolay anlaşılır ve adına çok uygun olan “Zulmaniler” adlı kitabıdır.
Birçok kez “enerjitik parazitlerin” varoluş sebeplerini düşündüm, hiçbir şeyin sebepsiz yaratılmadığı evrenimizde onların da bir amacı, bu gezegendeki evrimimiz ve öğrenimimiz için büyük bir görevleri var bence; Onlar, “Bilimsel olmayan” veya “beş duyumla algılamıyorsam, öyleyse yoktur” diyen anlayışa enerji alanı ve enerjitik varoluş kavramını öğretmek, deneyimletmek ve diğer boyutları tanıtmak için var olan öğretmenlerdir, diyorum.
Sessiz ve bilgece, temiz enerji alanları olan, ve nasıl koruyacağını bilen bilinçli insanlar olarak hastalıkları sadece dijital ansiklopedilerden hatırlayacağımız ışık ve mutluluk dolu bir geleceğe doğru bir adım daha atmış olma niyetiyle!
“Yeni bir fikir önce saçma diye lanetlenir, sonra önemsiz diye bir kenara atılır ve en sonunda herkesin bildiği bir şey haline gelir.”
_____William Demet Alkan James

TESLİM OLUN


Bazen o kadar çok çabalarız ve gerçekleştirmek veya başarmak içino kadar çok uğraşırız ki istemeyerek kendimizi bloke ederiz. Bu özellikle birşeyi çok çok fazla istediğimizde ve olması için tekrar tekrar denediğimizde olur. … Evren, cabalama enerjisinin yol açtığı korkuya cevap vermektedir. İstediğiniz belki gerçekleşmeyeceği düşüncesinin altında yatan endişe, kaygı size sınırlamalar, gecikmeler ve tatmin etmeyen belirtiler şeklinde yansır. Bu nedenle teslim olmak anında çözüm getirir. Evrene dileğiniziteslim ettiğinizde, sizi daha önce bloke eden korkuları da serbest bırakmış olursunuz. Bırakmak “Ben tam olarak nasıl olacağından emin olmasamda biliyorum ki, dileğim olabilecek en iyi şekilde gerçekleşecektir” demektir. Bu inanç ön kapıyı açmakta ve evinize dileğinizi davet etmektedir. Bugün hep birlikte teslim olalım ve evrenin rüyalarımızı gerçekleştirmek için çalışmasına izin verelim. Bizim görevimiz dileğimizi dilediğimiz anda Evrene veya meleklere bırakalım ve dualarımızın gerçekleştiği Yaratıcı durumların keyfini çıkaralım.
kAYNAK: rİKA pARDO/ Nermin Doğruoğlu