Yarattığımız dünya düşünce biçimimizin ürünüdür.

 

 

“Yarattığımız dünya düşünce biçimimizin ürünüdür.
Düşünce biçimimizi değiştirmeden
yarattığımız dünyayı değiştiremeyiz.”
Albert Einstein

“Güvenilir ünvanını kazanmak pahalıdır ve zaman alır. Kaybetmek ise anlıktır.”

 

 

 

 

“Güvenilir ünvanını kazanmak pahalıdır ve zaman alır. Kaybetmek ise anlıktır.”

Seth Godin

Birine yakınlaşmak; “kendini kaptırma” riskini doğuru…

“Gülmek; “saf” denme riskini göze almaktır.
Ağlamak ise; “duygusal” görünme riskini…
Birine yakınlaşmak; “kendini kaptırma” riskini,
Duygularını açmak; “kendini ortaya koyma” riskini,
Hayalleri ve düşünceleri sergilemek ise; onları başkasına kaptırma” riskini göze almaktır.
Sevmek; “karşılık görememe” riskini…
Yaşamak ise; “ölme” riskini göze almaktır.
Umutlanmak; “hayal kırıklığına uğrama” riskini
Çabalamak ise; “başarısız olma” riskini göze almaktır…
Ama riskler yaşanmalıdır.
Çünkü; hayatımızın en büyük riski hiç risk almamaktır.
Hiç risk almayan kişi, belki acı ve üzüntülerden korunabilir, ama büyüyemez, sevemez, değişemez, hissedemez, öğrenemez.
Garanti arayışlarıyla zincirlenmiş bir köle olarak yaşarken, bedelini; özgürlüğünü kaybederek öder.
Sadece; riski göze alabilen kişi hürdür.”
– LEO BUSCAGLİA – Yaşamak, Sevmek

Bilmelisiniz ki Düşünülüp duygu yüklenerek ağızdan çıkan her sözcük birer enerjidir ve gidip muatabını bularak onu olumlu ya da olumsuz olarak etkiler..

Bazı kadınlar evde akraba, yada komşuları ile kocalarını çekiştirirler olumlu ya da olumsuzluklarını söyleyip dururlar,
Bunu kocalarının duymadığını zanederler…. Bilmelisiniz ki Düşünülüp duygu yüklenerek ağızdan çıkan her sözcük birer enerjidir ve gidip muatabını bularak onu olumlu ya da olumsuz olarak etkiler..
Bu etki koca eve gelince tamda onların söylediği gibi davranışlara dönüşür..
UZAĞA enerji istemeden de olsa böyle gönderilir.. Eğer size birinin iyi davranmasını istiyorsanız bu  biri düşmanınız dahi olsa onun için uzakta da olsa, arkasında da olsanız, yakınında da olsanız FARK etmez her zaman iyi konuşun. Bu bir enerji gönderimidir ve size katlanarak geri döner .. Denemediyseniz deneyin.. Bunu siz FARK edin..
____ Cavit ÇAĞ ____

İlk aşk ve son aşk arasındaki fark, insanın ilk aşkını sonuncusuzannetmesi ve sonuncu aşkını ilki gözüyle görmesidir… Victor Hugo

İlk aşk ve son aşk arasındaki fark, insanın ilk aşkını sonuncusu zannetmesi ve sonuncu aşkını ilki gözüyle görmesidir…

Victor Hugo

İstediğini Almak İçin Asla Duygu Sömürüsü Yapma…Sana Duyulan Sevgiyi Ve Güveni İstismar Etme…

Birbirimizin kabuklarını kaldıra kaldıra, kanata kanata tanışıyoruz, sevişiyoruz, sonra büsbütün merhemsiz kalıp birbirimizi dövüyoruz.”

Birbirimizin kabuklarını kaldıra kaldıra, kanata kanata tanışıyoruz, sevişiyoruz, sonra büsbütün merhemsiz kalıp birbirimizi dövüyoruz.”Ece Temelkuran

Ömrünüzü Geçmişte Yaptığınız Hataları Düşünüp, Kendinizi SuçlayarakGeçirebilirsiniz…

Mutlu Bir Yaşam İçin Tavsiyeler…

1.Kaygılanmayı Bırak
Yaşam seni bir darbe ile dağıttı ve senin tek yaptığın şey oturup kaygılanmak. Sen benim senin tüm yüklerini almak ve onları senin için taşıdığımı unuttun mu? Yoksa sen yolunun üzeri…ndeki her küçük şey için kendi kendini yemekten hoşlanıyor musun?

2.Liste Yap
Yapılması ya da ilgilenilmesi gereken şeyler vardir. Onları liste yap. Kendi listene değil benim listeme yaz. O problem ile benim ilgilenmeme izin ver. Ben sen onu bana gönderene kadar sana yardım edemem. Benim listem uzun olmasına rağmen sonuçta ben Tanrı’yım. Ben senin ellerime bıraktığın her şey ile ilgilenebilirim. Gerçek şu ki gerçekten ben senin fark edemediğin pek çok şey ile uğraşıyorum.

3.Güven
Sırtındaki yükleri bana bıraktığında onları geri almayı denemekten vazgeç. Bana güven. Senin tüm ihtiyaçlarınla ve problemlerinle ilgileneceğime inan. Hangi problemler mi? Finansal problemler? Benim listeme ekle. Duygusal hayatındaki çalkantılar mı? Benim iyiliğim için onu listeme ekle. Sana yardım etmek istiyorum. Tek yapman gereken sadece istemek.

4.Bırak
Bir sabah kalkıp “Ben kendimi daha güçlü hissediyorum, bu sorunu burada ben hallederim “deme. Neden şimdi kendini daha güçlü hissediyorsun? Çok basit. Sen sorunlarını bana bıraktın ve ben onlarla ilgileniyorum. Ben ayrıca senin gücünü yeniledim ve seni barış ile sardım. Sen bütün bu yükleri sana geri verdiğimde başladığın yere geri döneceğini bilmiyor musun? Onları bana bırak ve unut. Sadece işimi yapmama izin ver.

6.İnan
Ben buradan, yukarıdan senin görmediğin pek çok şeyi görürüm. Benim ne yaptığımı bildiğime inan. Güven bana, benim gözlerimle görmeyi istemeyeceksin. Ben ihtiyaçlarını karşılamaya, seni korumaya ve seninle ilgilenmeye devam edeceğim. Sen sadece bana inanmak zorundasın. Benim senden çok işim olmasına rağmen sen kendine düşeni yapmakta zorlanıyorsun. Güvenmek ne kadar zor olabilir ?

7.Paylaş
Sen paylaşmayı iki yaşındayken öğrendin. Ne zaman unuttun? O kural halen geçerli. Senden daha zor durumda olanlarla paylaşmalısın. Sevincini ihtiyacı olanlarla paylaş. Gülüşünü, uzun zamandır gülmeyenlerle paylaş. Gözyaşlarını ağlamayı unutanlarla paylaş. İnancını inancı olmayanlarla paylaş.

8.Sabırlı Ol
Ben hayatı öyle bir düzenledim ki senin pek çok deneyimin olacak. Sen çocukluktan çıkıp olgunlaşacaksın, çocukların olacak, pek çok iş değiştireceksin, pek çok şey öğreneceksin, pek çok yere seyahat edip, çok fazla insanla tanışıp, pek çok şey deneyimleyeceksin. Sen benim listemdekileri yerine getirmem senin beklediğinden birazcık uzun sürdü diye nasıl sabırsız olabilirsin? Benim zamanlamama inan çünkü benim zamanlamam mükemmel. Çünkü bütün bu evreni ben yarattım. Herkes benim acele etmem gerektiğini düşünüyor.

9.Kibar Ol
Başkalarına kibar davran çünkü ben onları da seni sevdiğim gibi seviyorum. Onlar senin gibi giyinmeyebilir, senin gibi konuşmayabilir, senin gibi yaşamayabilir ama ben hepinizi sevmeye devam ediyorum. Lütfen benim için geçinmeyi dene. Ben hepinizi bir şekilde değişik yarattım. Hepiniz aynı olsaydınız bu çok sıkıcı olurdu. Lütfen benim farklılıklarınıza rağmen hepinizi sevdiğimi bil.

10.Kendini Sev
Ben seni bu kadar severken sen nasıl kendini sevmezsin? Seni ben tek bir sebepten dolayı yarattım: SEVMEK ve SEVİLMEK için .Ben sevgiyim.Sev beni.Kendini de sev.İşler ters gittiğinde kendine sinirlenmen benim kalbimi acıtır.Sen benim için çok değerlisin. Bunu sakın unutma .

Birlik Üniversitesi
Çeviri: Burçin – Oneness Türkiye

Ataları Onurlandırmak İçin Bir Ritüel


Kendinizle baş başa kalacağınız sessiz bir odada yere veya koltuğa oturup gözlerinizi kapatın. Birkaç kez derin derin nefes alıp nefesinizi çok yavaş bir şekilde bırakın. Farkındalığınızı ayaklarınıza, bacaklarınıza, gövdenize ve tüm bedeninize odaklayın. Bedeninizin, kökleri yerkürenin çok derinlerine uzanan bir ağaç olduğunu hayal edin. Ağacın kökleri atalarınızı temsil ediyor.
Dikkatinizi bu köklere yönlendirip “atalarım size hangi rengi göndereyim” ya da “atalarıma göndermem gereken renk ne” diye sorun ve sezgisel olarak içinize doğan renk neyse o rengi kabul edin. O rengi nefesinizle içinize çekip nefes verirken köklerinize doğru aktığını imgeleyin. Bu nefes çalışmasını bir süre yapın. Bu sırada köklerden size doğru gelen bir renk akışı varsa bu rengi kabul edin ancak bir rengin size gelmesi konusunda beklentisiz olun. Bir renk dönüşü olsa da olmasa da çalışma etkilidir. Sadece ve sadece gönderdiğiniz rengin bir etkisi olacağını bilin.
Atalarınızın bilincinde, onların farkında olmanın bir yoludur bu.
Yararlanılan Kaynak: Bert Hellinger, Kabul Etmenin Özgürlüğü

Ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır!.."

Suyun değerini hayal edemiyorsanız,bu gün su içmeyin.Size pişirdiği yemeklerin kıymetini bilmiyorsanız eşinize rica edin,iki akşam sizin için yemek yapmasın.Evinizin kıymetini algılayamıyorsanız,bir gece kapınızın önünde sabahlayın. Gözlerinizin kıymetini anlayamıyorsanız,gözlerinizi bağlayın ve bir saat işlerinizi göremeden yapmaya çalışın”..

“Hiç hata yapmayan insan, hiç bir şey yapmayan insandır Ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır!..”

Yunus Emre

HAYATA DAİR İNCİLER..


– Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanabilecek hiçbir koz verme.
-İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil.
-Kimseye yalvarma. …
-Asla dönüp arkana bakma.
-Sır tutmasını bil.
-Dostlarının yeri ayrı, sevgilinin yeri ayrı. Sevgilin için dostlarını, dostların için sevgilini satma.
-Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.
-Bir ilişkiyi kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla gözyaşı için asla yumuşama.
-Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
-Seni dinleyip anlamaya niyetli olmayanlarla tartışma.
-Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.
-Eğer verdiğin o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme.
-Kendini öven insanlardan kaç.
-Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
-Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
-Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorsa onların öğütleri gözardı etme.
-Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üzerine sıçrar.
-Gözyaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama.
-Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
-Kendini sev.
-Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma.
-Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakarlık yapma.
-İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
-Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
-İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma. -Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme.
____ Üstün Dökmen ___

Değişime en direndiğiniz şeyler, değştirmeye en çok ihtiyacınız olan şeylerdir…

İyileşme ve Arınma; Kızılderili Bilgeliği


Yeryüzü, yaşamıyım ben onun Hozhoni, hozhoni
Ayakları, ayaklarım Hozhoni, hozhoni
Bedeni, bedenim Hozhoni, hozhoni
Düşünceleri, düşüncelerim … Hozhoni, hozhoni
Sözleri, sözlerim Hozhoni, hozhoni Najaho
Terleme Kulübesi Şarkısı
Najaho dilinde hozhoni uyumu, barışı, güzelliği ve dengeyi ifade eden bir sözcüktür. Kızılderililer için yaşam, içinde her şeyin mükemmel bir uyum içinde olduğu uzun bir şarkı gibidir. Bu doğal dengenin bozulması ise hastalık, kıtlık, kötü av gibi talihsizlikler getirir. Avrupa kültürü, bu hakikati çevreyle olan ilişkisinde keşfetmekte geç kalmıştır. Artık bizler, eko-sistemin pervasız ca tahrip edilmesinin yarattığı önceden tahmin edilmeyen kötü sonuçlara tanık olmaktayız. Bununla birlikte, bu “temel uyum” kavramının yerli halklar için daha derin bir anlamı vardır; denge, onlar için yaşamın her alanındadır. İyi olmak; bireylerin kendileriyle, toplumla ve doğal dünyayla ilişkilerinde dengede olması demektir. Her birey büyük Yaşam Çemberi’nin bir parçasıdır. Eğer bu bütünden ayrıymış gibi yaşanıyorsa, yıkım kaçınılmazdır. Bu yıkım, yargılayan bir Tanrı’dan gelen bir ceza değildir; Bütünle söyledikleri şarkıya uyumsuzluğun mutlak sonucudur sadece.
Tüm Kızılderili ritüellerinde katılımcılara kendileriyle, kabileleriyle ve yaşamın bütünüyle uyum içine girme fırsatı verilir. Çubuk Töreninde, Güneş Dansında, Ateş Töreninde, Terleme Kulübesinde ve diğer ayinlerde katılımcılar “arınır”, birbirleriyle ve doğayla olan bağlarını sağlamlaştırırlar. Onlar her zaman mitakuye oyasın yani “hepimiz akrabayız” diyerek yaşam döngüsünün parçası olduklarını kabul ederler. Her bireyin iyiliği, bütünün iyiliğine dayanmaktadır.
Tabuları Yıkmak
Uyumsuzluğun kökleri “görünmeyen” dünyadadır, ancak o etkilerini “görünen” dünyada gösterir. Uyumsuzluğun izini, kutsal bir kabile tabusunun yıkılmasına dek sürmek de mümkün olabilir. Tabular sadece birer batıl inanç gibi görülmemelidirler. Bu töreler ve ayinler, ancak kutsal bağlamlarından koparıldıkların da, sıradan ve anlamsız görülürler. Kızılderililerin yaşamındaki her şeyin, görünmeyen dünyada bir anlamı vardır. Tabuların genellikle pratik yararları vardır; örneğin, gelecek nesillerin devamını sağlama almak amacıyla kişinin bulduğu ilk otu toplamaması gibi. Ama ayrıca önemli ruhsal yararları da vardır. Bir tabuyu yıkan insan, artık onun gerçek anlamını anlamamaktadır. Kendi ruhuyla dengede olmayan böyle bir insana dokunanlar da, onunla temasa geçenler de dengelerini kaybederler.
İlk Hristiyan misyonerler Kaplumbağa Adasına geldiklerinde, birçok Kızılderili, onların İncil ve “yaşamın doğru yolu” hakkındaki tüm gerçekleri şahsen anladıklarını sanmıştı. Ruh hakkında yalan söylemek yerliler için düşünülemezdi bile çünkü bu, dile söze gelmez bir yıkıma götürürdü insanı. Aynı şekilde onlar, Beyaz Adamın, verdiği sözden dönme yeteneğini de anlayamamışlardı. Kutsal çubukla yapılan anlaşmalara saygı gösterilmeliydi çünkü tersini yapmanın kimseye bir yararı olamazdı! Bugün, Beyaz Adamın yalanlarının sonuçlarını uyumsuzluk olarak tüm dünyada görüyoruz.
Kötü Ruhlar
Görünmeyen dünyada, iyi veya kötü, uyuma ve uyumsuzluğa neden olan birçok ruh bulunur. Wa’Na’Nee’Che’ de birçok Kızılderili gibi bu ruhlardan enerjiler diye söz eder. Bu terim, Avrupalı zihinler için ruh teriminden daha anlaşılır bir sözcüktür çünkü ruhkelimesi onlara, garip ve var olmayan hayaletlere kulak veren cahil vahşiler gibi saçma kültürel saptamaları çağrıştırmaktadır.
Verimli hasat elde edebilmek için toprak nasıl sulanmalıysa, ekinin boy atması için de ruhlarla güzel geçinilmeliydi. Doğanın ruhtan ayrı düşünülmediği bir dünya görüşünde, bu iki cümle de aynı gerçekliği anlatmaktadır. Doğadaki her bir varlık kutsanman, Yaratan’ın parçası olarak saygı görmelidir. Her şeyin bir ruhu ya da enerjisi vardır. Dengede olmayan enerjiler, negatif enerjiler ya da kötü ve kızgın ruhlardır ve zarar verebilirler.
Hastalık ve Sağlık
Enerjiler, iyiye ya da kötüye kullanılabilirler; örneğin, iyileştirmek ya da zarar vermek amacıyla büyü yapmak gibi. Kızılderili Şifacı Şamanlarının kullandığı şifa, onların denge sağlamak için bu enerjilerle birlikte çalışabilme becerileridir. Onlar, görünen dünyanın uyumunu yeniden yakalamak için görünmeyen dünyada çalışırlar. Tedavi amacıyla otların kullanılması bile, Batı tıbbından yana olanlar için ilkel bir “büyü” hareketidir. Bir ot iyileştirir çünkü enerjisi ile hastayı dengeye ulaştırır. Bir Şifacı Şaman hastalığa çözüm bulmaya çalışırken, hastanın görünmeyen dünyada neden dengeden çıktığını belirleyerek, şifalı bitkiler, ayinler ya da daha başka yollarla enerjileri yardıma çağırıp, hastayı tekrar uyuma ve sağlığa kavuştururlar. Modern tıbbın otların kimyasal etkisini “açıklayabilmesi” ilgi çekicidir ancak gerisi batıl inanç olarak görülür, saçmalıktır. Fakat bu çözümleme, esas noktayı gözden kaçırır. Yaratılış’ı ruhun bir ifadesi olarak gören bir dünya görüşü için, şifalı bitkinin iyileştirici gücünün, kendisini hastanın bedeninde kimyasal tepkimelerle göstermesi hiç de şaşırtıcı olmaz. Bu görüşe göre, kimyasallar o bitkinin ruhunun fiziksel bedenini oluşturmakta ve onun şifa gücünü mükemmel biçimde ifade etmektedirler. Modern dünya görüşü ise maddesel dünyayı tüm ayrıntılarıyla açıklamaya odaklanırken, açısı daha geniş olan ruhsal bakışı göz ardı eder.
Daha önce açıkladığımız gibi, bir insan ruh, zihin ve bedenden oluşur. Zihindeki, kaygı ya da suçluluk gibi uyumsuzluklar kendilerini baş ağrısı, ülser, daimi yorgunluk gibi bedensel uyumsuzluklarda gösterirler. Uyumsuzluk kendisini en basitinden mutsuzluk ya da şiddetli bir böbrek sancısı olarak belli edebilir. Her bireyin evrende tek olması ve Yaşam Çemberi’nde kendi­ne has bir yerinin olması nedeniyle uyum, her birey için farklıdır. İşte Şifacı Şamanın becerisi, bir bireye özgü olan durumu anlayabilmesidir ki, iyileşme doğallıkla gerçekleşsin. Modern dünyada bir “uzman” bedeni, bir diğer “uzman” ise zihni tedavi eder. Ruh ise bambaşka bir çalışma alanı olup, “ruhban” diyebileceğimiz insanların işidir. Kızılderililer için ise bu tam bir çılgınlıktır! Şifacı Şamanlar, ne modern hekimler gibi özel olarak hastalığı yok etmeye çalışırlar ne de Yeni Çağ akımlarını uygulayanların iddia ettiği gibi kişinin “bütününü” tedavi etmeye. Bunun yerine, onlar kişiyi yaşamın doğal uyumunda dengeye getirirler. Bu/ Ölümü başarısızlık gibi görmeyip kucaklayan bir tedavi türüdür. Güzel bir ölüm, Yaşam Çemberi’nin doğal bir parçasıdır. Kızılderililer vücudu, bozulduğunda tamire ihtiyacı olan bir otomobil gibi görmezler. Beden, ruhun bir ifadesidir. Her birey kendi sağlığından sorumludur. Kabile öğretileri sayesinde, görünürde önemsiz gibi olmalarına karşın, tüm düşünce ve eylemlerinin hem kendi varlıklarında hem de çevrelerindeki dünyada tıpkı bir göle atılan çakıltaşı gibi dalgalanmalar yarattığını öğrenirler. Uyumsuzluğu yaratan, o kişinin kim olduğu veya başına gelenler değildir. Uyumsuzluğu yaratan, belirli bir durumda verdikleri tepkilerdir: atmayı seçtikleri çakıl taşları.
Çağdaş bir Kızılderili Şifacı Şamanı olan Wa’Na’Nee’Che’, kendisini “Ruhsal Danışman” olarak adlandırmayı tercih etmektedir. Bu terim, bireylere, yaşamlarındaki zorluklarla kendi ruhlarıyla, kendi dünyalarıyla ve her şeyi kucaklayan Büyük Gizemle uyum içinde kalarak başa çıkmalarında yardım eden şamanın elzem rolünü belirler.
Terleme Çadırı
Lakota Siouxlarının inipi olarak adlandırdıkları “Terleme Kulübesi”, sağlık ve dengeye ulaşmak için kullanılan törensel bir yapıdır. Küçük, karanlık bir kulübede banyo buharı yaratmak için taşlar sıcak su ile örtülür. Terleme Kulübesi, Kaplumbağa Adasının her yerinde değişik şekillerde bulunur. Ovalarda, söğüt dallarından kurulan ve bizon derisiyle kaplanan derme çatma yapılardır. Kuzeydoğu bölgesinde, uçları huş ağacı kabuklarıyla kaplanırdı. California’da ise, törensel olduğu kadar günlük yaşamda da kullanılırdı. Eski mo diye bilinen muitlerin buzdan evlerinin içinde bile Terleme Kulübesi vardı!
Ruhsal ve fiziksel arınma için kullanılan Terleme Kulübesi, Kaplumbağa Adasından başka yerlerde de yaygın biçimde kullanılır. Örnekleri Antik dünyada bile vardır. Sauna olarak bilinen Finlandiya’nın “savusauna”sı da buna tipik bir örnektir. Birçoklarımız bunu, yakınlardaki bir sağlık merkezinde hoş bir hafta sonu geçirmek gibi algılayabiliriz. Ancak bir Fin atasözü, “Saunada, kilisedeymiş gibi davran!” der. Bu, Avrupa’da ruhsal ve fiziksel sağlığın birbiriyle yakından bağlantılı olarak düşünüldüğü dönemlerden kalmış bir söz olsa gerek. Eski Keltlerin taştan yapılmış Terleme Odaları vardı. Kuzey Rusya’da, yerin altında tahtadan buhar banyoları inşa edilmişti. Bunlar, bugün bile hem sosyal hem de tedavi amaçlı olarak kullanılmaktadır. Eski Japonların törensel buhar banyoları mushiburo olarak anılır. Afrika’da buhar banyosu hala yaygındır. Heredot, M.Ö. 425’te Sicilyalıların böyle bir geleneği olduğunu yazmıştı. Homeros ve diğer İyonyalılar, Antik Yunanlıların buhar banyolarından söz ederler. Bu, Romalılara balneum olarak geçti, Roma’nın yıkılmasından soma ise Arap dünyasına geçip, ünlü Türk Hamamı şeklini almıştır.
Niçin Terlemeliyiz?
Terleme bedenin doğal bir işlevidir. Ter gözeneklerinin kapanması, ölüm nedenidir. Gözenekler bedendeki zehirleri dışarı atar. Onların “üçüncü böbrek” olarak anılmalarının nedeni de budur. Terlediğimizde, bedenimizdeki yüksek ısıyla birçok bakteriyi kelimenin tam anlamıyla yakarız. Isı, endokrin bezlerini de harekete geçirir. Kılcal damarlar genleşir ve kalp daha çok kan pompalar. Zehirler böylece bedenden atılır. Özellikle şehirlerin kirli havasında bulunan, sinir ve yorgunluğa neden olan astım, uykusuzluk, kalp krizi ve alerjilerle yakın ilgisi olan pozitif iyon fazlalığı da atılır. Sıcak taşlara su dökülmesiyle bol miktarda negatif iyon açığa çıkar ve bu etkilere karşı iş görür. Bunlar, terlemenin sadece fiziksel yararlarıdır. Terleme Kulübesinin ruh, zihin ve bedene sağlık veren, denge sağlayan, derin bir ruhsal anlamı da vardır ki bu, Görü Arayışı öncesinde kullanılan bir arınma ritüeli olmasıdır. Diğer bütün önemli ruhsal etkinliklerle de kullanılır. Bazı Kızılderili kabileleri fiziksel ve ruhsal sağlık için her gün bu uygulamayı yaparlar. Bununla problemler çözümlenir, ruhlar yardıma çağırılır, Yüce Ruhla yeniden ilişkiye geçilir. Terleme Kulübesi, içindekilerin daha tam olarak yaşayabilmek için yeniden doğduğu bir ana rahmidir. Oya halklarının kubbe şeklindeki inim’ çadırı, Toprak Ana’yı hamileymiş gibi gösterir. Odaya girenler ruhsal ceninler gibi içeri girer ve yeni doğmuş bebek tazeliğiyle dışarı çıkarlar. Burası, kutsal bir yerdir; dua edilen bir yer. Terleme Kulübesinde kullanılan her şey Toprak Ana’dan gelir ve bize onunla içsel bağımızı anımsatır.
Kaburganın Çerçevesi
Terleme Kulübesinin hazırlanması işlemi de kutsal bir farkındalıkla yapılır ki, onun içinde meydana gelen her şey denge ve uyum getirebilsin. Çerçeve düz ve esnek olan söğüt dallarından yapılır. Dallar kesildiklerinde şükran için tütün sunulur. Bu işlemin her adımı kutsal bir anlama sahiptir. Bükülen ve tepede toplanırken kesişen çubuklar, dört kutsal yönü temsil eden kareler oluştururlar. Odayı hazırlayanlar, saygılı bir şükran halini ve sembolik anlamların farkındalığını koruyarak, kendilerini güçlü bir ruhsal deneyime hazır hale getirirler, ayrıca Terleme Kulübesi de pozitif enerjilerle yıkanmış olur. Elbette, en yakındaki sağlık merkezine gitmek çok daha kolaydır ama bunun bedelini, deneyimin ruhsal anlamını elden kaçırarak öderiz.
Terleme Kulübesinin çerçevesi bittiğinde, çubuklar bir arı kovanını ya da ters dönmüş bir sepeti andırır. Bu çatı, gökyüzü yayının bir sembolüdür. Bazı geleneklerde, çubuklar tıpkı önemli totem hayvanları olan dişi ayı ve kaplumbağanınki ya da bir kadirim 28 kaburgası gibi görülürler. 28 sayısı, kadınların adet dönemleriyle bağlantılı Ay Takvimini de ifade eder. Erkeklerin Toprak Ana’nın dişil enerjileriyle bağlantıya geçebilmeleri için bu Terleme Ayinlerine katılmaları genellikle zorunluydu. Kadınlar her adet döneminde doğal olarak temizlendiklerinden ve Toprak Ana’yla ilişkiye geçtiklerinden dolayı bu onlar için gönüllü olarak katılabilecekleri bir ayindi. Söğüt, Terleme Kulübesi Ayininde bitki yaşamının temsilcisidir. Kara Geyik, söğütün yapraklarını dökme özelliğinin, insanlara Terleme Kulübesinde yeniden doğumu öğrettiğinden söz eder ve şöyle devam eder:’
Güzün yaprakları ölür ve toprağa döner, baharda yeniden yaşama gelir. İşte insan da ölür ve ruhlardan başka bir şeyin olmadığı Wakan Tanka’nın gerçek dünyasında yeniden dirilir. Eğer vücudumuzu ve zihnimizi arındırırsak, tamamen safiyet olan Wakan Tanka’ya yakınlaşırken, gerçek yaşamı burada, dünyada da bilebiliriz.
Güzellik sunan ve kolay kırılmayan söğüt, Seneca geleneğinde aşk ağacıdır. Su kenarlarında bulunduğu için suyla özel bir bağı vardır. Su, Terleme Kulübesi ayininin merkezidir. O, sıcak taşların üzerine dökülür ve Yüce Ruh’a buhar olarak yükselirken, Toprak Ana’ya da odadakilerin teri olarak geri döner. Su tüm yaşamı arındırır ve canlandırır. Söğüt ayrıta önemli bir şifa ağacıdır. Kabukları, baş ağrısını ve diğer ağrıları önlemede kullanılır; modern bilim onun etken maddesini asetilsalisilik asit olarak sentezlemiştir; en iyi bilinen adıyla aspirin!
Deri
Kaburganın çerçevesi bizon ya da diğer hayvan derileriyle kaplanır ve küçük, tamamen kapalı, karanlık bir yer elde edilir. Bu örtme işlemi, Terleme Ayinindeki hayvan dünyasının temsilidir. Günümüzde, bunun yerine kaim battaniyeler, yorganlar, branda bezleri ya da plastik malzemeler kullanılmâktadır. Eğer kullanılan deri, ayı gibi güçlü bir hayvanın derisi ise onun enerjisi de Terleme Ayinine davet edilecektir. Kış uykusuna yatan ayı, bize yaşam ve ölüm çemberlerini hatırlatır. Iroquoisların ölülerini diriltmek için Terleme Kulübesi kullandıklarından bile söz edilir! Bu örtü dev bir hayvanın derisi, çubuklar da iskeleti olarak düşünülür. Kulübe artık içinde katılımcıların da olduğu canlı bir varlıktır. Nez Perce, Okanagan, Colville, Yakima ve diğer Kuzeybatı Pasifik kabilelerine göre Terleme Kulübesi, hayvanlara isimlerini veren Şef Ruh’u da cisimleştirmektedir. İçine girdiğinizde yaşayan ve gayet kudretli dönüştürücü güçlere sahip bir şeyin içine girmiş olursunuz.
Kulubenin Dışı
Sıcak taşları koymak için kulübenin merkezine bir çukur açılır. O çukurdan çıkan toprak, kulübenin merkezinden bir buçuk metre kadar uzağa ‘bir “sunak” yapmak için konulur. “Hayat Ağacı”nı temsil eden bir dal tepeciğin merkezine konur ve küçük taşlarla çevrelenir. Sıcak taşları kulübenin içinde oradan oraya itmek için kullanılacak geyik boynuzları, sunağın etrafına kutsal çubukla beraber yerleştirilir. İsteyenler, kutsan­sınlar diye buraya şifa malzemeleri koyabilirler ancak hiç kimse, başkasına ait olan bir şeye dokunamaz. Terleme Kulübesi içinde “Suyu Döken Adam”, kulübenin çevresini arındırmak için, kulübenin dışında adaçayı ya da tatlıçimen gibi şifalı otları tütsüleyerek pozitif enerji oluşmasını sağlar . O, yardımcılarıyla ağaçları keser ve hemen yalanda özel olarak hazırlanmış bir kuyuda ateş yakar. “Suyu Döken Adam” bu ritüelde bir rahiple özdeşleştirilebilir; tüm hazırlıklar boyunca açık ve duru bir ruh halinde olmaya çalışır. Taşları ısıtan ve odaya getiren “taşa bakan” çadırın dışında kalır. O, “Suyu Döken Adam”ın yardımcısıdır. Biri dışında, ısıtılan bütün taşlar kullanılır. Bu taş, törene katılan ruhların terlemesi içindir. Törene katılmak üzere gelen ruhları onurlandırır.
( Kızılderili Bilgeliği – Wa’Na’Nee’Che’ ( Dennis Renault ) & Timoty Freeke )
Ustalardan Derin Laflar & Düşünceler... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 1 Comment »

Dibe Vurmak İyidir


Hepimizin hayatında “Dibe vurdum” dediği anlar olmuştur. Dibe vuruşları genellikle büyük kayıpların ardından yaşıyoruz. Kimimiz sağlığını kaybediyor, kimimiz ilişkisini, kimimiz işini, evini, parasını… Kimimiz ise çok da…ha fazlasını…
Hayat bize her zaman seçimler sunuyor. Dibe vurduğumuzda da yine seçimimiz var, her ne kadar seçimsiz gibi hissetsek de; ya depresyona girmeyi seçiyoruz ya da bu durumu bir fırsat olarak değerlendirmeyi seçiyoruz.
Böyle anlar, uzun zamandır süregelen sorunlarımızı artık görmezden gelemeyeceğimizi ve onları artık yara bandı ile iyileştiremeyeceğimizi fark etmek için birer fırsat. Bu anlar bize elbette acı veriyor, çaresiz hissediyoruz, sanki bir daha asla iyi hissedemeyeceğiz yanılsamasını yaşıyoruz.
Oysa dibe vurduğumuzda artık gidebileceğimiz tek istikamet var, o da yukarı doğru!
Dibe vurduğumuzda dış dünyadan kopuyoruz ve mecburen içe dönüyoruz; kendimizi sorgulamaya başlıyoruz. Bu süreçte kendimizle ilgili harika keşifler yaşamaya hazırlıklı olalım. Birçoğumuzun hayatı dibe vurduktan sonra yeniden şekilleniyor. Her zaman yaptığımızdan farklı bir şey yapabilme gücünü böyle anlarda buluyoruz kendimizde. Nice insan ciddi sağlık sorunlarının ardından sağlıklı yaşamayı yeniden öğreniyor ya da sevmediği mesleğinden vazgeçip keyif veren sevdiği bir işe geçiş yapıyor.
Dibe vuruş sürecinde gücümüzü adım adım dışarıya verdiğimiz için ciddi acı çekiyoruz ama yukarı doğru çıkarken başkalarına dağıttığımız o gücümüzü geri alıyoruz; öz gücümüze yeniden kavuşuyoruz. İşte bu güçle hayatımızı yeniden ve daha farklı şekillendirebiliyoruz, hayatımızda yeni bir sayfa açabilme cesareti buluyoruz.
Hayatın sadece yemek, içmek, barınmak ve üremekten ibaret olmadığını, aslında çok daha fazlasıyla bu dünyaya geldiğimizi anlayarak bütün değer yargılarımızı yeniden gözden geçirme fırsatı yakalıyoruz. O ana kadar farkında bile olmadığımız yeteneklerimizi keşfedebiliyoruz.
Dibe vuruşlar bize kendimizi gerçek anlamda keşfetme ve tanıma imkânı sunuyor. Sadece etten ve kemikten ibaret olmadığımızı; bundan çok daha fazlası olduğumuzu anlıyoruz. Spritüel yönümüzü keşfediyoruz çünkü beden fiziksel acıyla duygusal ya da ruhsal acıyı birbirinden ayırt etmiyor.
Bir kez dibe vurduktan sonra yıllardır kendimizi ihmal ettiğimiz konularda yoğun bir açlık duygusu hissetmeye başlıyoruz; bu, ruhumuzun açlığı. Bir an önce ruhumuzu doyurmak için büyük bir istek duyuyoruz. Bolca araştırıyor, bolca kitap okuyoruz. Yeni yollar deniyoruz, yeni insanlarla tanışıp onların hayat hikâyelerinin bizimkini aynalamasına izin veriyoruz. Farkındalığın bol olduğu bir dünyaya adım atıyoruz ve egomuz adım adım törpüleniyor. Ben’imiz ortaya çıkmaya başlıyor. Etkin dinleme becerimiz, empatimiz, anlayışımız artıyor; hayata bakış açımız genişliyor; önyargılarımızdan arınmaya başlıyoruz.
Dibe vuruşların armağanı gerçekten de büyük.
Dünya Ana kendini nasıl ki doğal afetlerle yeniliyorsa biz de kendimizi yenilemek için kendi doğal afetlerimizi yaratıyoruz hayatımızda.
Dilek Kökter