”Ben; Aşk’ a ayıp olmasın diye hala sendeyim”

Deniz eğildi kulağına martının, ” Yapma ” dedi ve ekledi; ” Maviliğime aldanıp, dalma sularıma, balık yaşamıyor içimde artık. ”.
Tebessüm etti Martı.. … ” Sadece balık için mi dalıyorum sanıyorsun maviliğine.? ”..
‘ Ya neden.? ” diye sordu deniz..
Sen ve ben dedi martı, Bir çok aşığın fotoğraflarında aynı karede yer alıyoruz. Bir çok ayrılanın sakladığı resimlerde de.. Balık yok diye seni terk etsem, o fotoğrafları da terk etmiş olmaz mıyım.?
”Ben açlığa ayıp olmasın diye değil, Aşk’ a ayıp olmasın diye hala sendeyim”
GUNAYDINNNN

“Yere düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim ama yere düşen insanı tekmeleyen çok kişi gördüm” diyor…

 

Prof. Dr. Üstün Dökmen’den saygılı olmaktaki kusurlarımız üzerine etkileyici bir toplum analizi.

 

“Yere düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim ama yere düşen insanı tekmeleyen çok kişi gördüm” diyor…
Saygılı olmaktaki kusurlarımızı şöyle anlatıyor:

– Birbirimize saygılı olma konusunda 3 tip temel hatamız var…
Avrupa’da yaşayan vatandaşımız orada yerlere çöp atmıyor ama Kapıkule’den girer girmez yerlere tükürmeye, çöp atmaya başlıyor. Niye burada böyle yapıyorsun diye sorulduğunda, herkes böyle yapıyor diyor. Kendi fikri olmayan insanın duruma göre hareket etmesidir bu.
İkinci hatamız, adama göre davranmamız. Karşımızdaki adam iri yarıysa, ‘Buyur Abi’, diyoruz, ufak tefekse, ‘Ne var lan!’ diyoruz. Oysa ki, insanların onuru birbirine eşittir.
Üçüncü hata, keyfimize göre davranmak. Keyfimiz yerindeyse eve girerken ‘Merhaba millet’ diyoruz, değilse surat asıyoruz. Oysa keyfimiz yerinde olsun olmasın insanlara saygılı davranmak zorundayız.
Diyorum ki, yerdeki ekmeğe saygılı olma konusunda ülkemde mutabakat var, kimse basamaz, ayağıyla dürtüklemez ya da öper, koyar bir kenara.
Ekmek nimettir kabul, peki insan nimet değil mi?

Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir…..”

” Doğru yol:İnsanların çoğunun gittiği yol değildir,düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur. Yolda vereceğin her molayı öz eleştiri durağında vermelisin.Unutma,tövbe özeleştiridir.Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir.Yön tayini sık sık gerekli olabilir .

“Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir…..”

Halil Cibran

Çoğu zaman katil, maktülün kurbanıdır.

 

 

Çoğu zaman katil, maktülün kurbanıdır.

Halil Cibran

Napalım, kısmet değilmiş…

 

 

 

Sonra çıkıyorsun dışarı, bakıyorsun güneş hala tepede. Bir cigara yakıyorsun ve yıllardır kurduğun cümleyi bilmem kaçıncı kez kuruyorsun: “Napalım, kısmet değilmiş…”

Sabahattin Ali

İnsanlar sana hakaret ettiklerinde, onlara yanıt vermezsen bu da zorlarına gider.

 

 

 

 

İnsanlar sana hakaret ettiklerinde, onlara yanıt vermezsen bu da zorlarına gider. Sen sadece, ” teşekkür ederim” diyerek yoluna devam edersin. Bunu hazmetmek zordur… Çünkü, o kişinin egosunu derinden incitir. O seni aşağı, çamurun içine çekmeye çalıştığı halde sen bunu reddettin; O, şimdi orda tek başına kalmış oldu…

Osho

Hayatın küçük bir parçasına BAKIP TAMAMI hakkında karar vermekten kaçının…

Lao Tzu Resimli Sözleri
Acele KARAR vermeyin.
O zaman sizin de herkesten FARKINIZ kalmaz.
Hayatın küçük bir parçasına BAKIP TAMAMI hakkında karar vermekten kaçının…
Gezi ASLA sona ermez. …
Bir YOL biterken yenisi başlar.
Bir KAPI kapanırken, başkası açılır.
Bir HEDEFE ulaşırsınız ve Daha yüksek bir hedefin hemen ORACIKTA olduğunu görürsünüz.
____LAO TZU_____

Ben Kimsem Oyum…Onayına İhtiyacım Yok…

Biz her insanın kaderini; kendi çabasına bağlı kıldık…

Mutsuz oldugunda umudunu tazeleyecek, mutlu oldugunda da, mutlulugun rehavetine kendini kaptirmasini, tembellige dusmesini onleyecektir…

dervisin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir koye varir…
karsisina cikan insanlara, kendisine yardim edecek, yemek ve yatacak yer verecek birileri olup olmadigini sorar…
koyluler, dervis’e, kendilerinin de fakir olduklarini,evlerinin kucuk oldugunu soylerler ve sakir diye birinin ciftligini tarif edip,oraya gitmesini salik verirler… dervis yola koyulur, yolda birkac koyluye daha rastlar…
onlarin anlattiklarindan, sakir’in, o yorenin en zengin kisilerinden biri oldugunu ogrenir… bolgedeki ikinci zengin ise, haddad isimli bir baska ciftlik sahibidir… dervis, sakir’in ciftligine varir… cok iyi karsilanir…
iyi misafir edilir, yer, icer ve dinlenir… sakir de, ailesi de hem misafirperver hem de gonulleri zengin insanlardir… sonra tekrar yola koyulma zamani gelir ve dervis sakir’e ve ailesine tesekkur ederken, “boyle zengin bir insan oldugun icin hep sukret.” der… sakir’den ise soyle bir yanit alir: “hicbir sey oldugu gibi kalmaz… bazen gorunen, gercegin kendisi degildir… bu da gecer…”.
dervis, sakir’in ciftliginden ayrildiktan sonra, bu yanit uzerine uzun uzun dusunur… aradan birkac yil gectikten sonra, dervis’in yolu yine ayni yoreye duser… sakir’ e ugrayip, ziyaret etmek ister…
yolda karsilastigi koylulerle konusurken, koyluler:”haaaa o sakir mi?.. o iyice fakirledi, simdi haddad’in yaninda calisiyor…” derler. dervis, hemen haddad’in ciftligine gider… sakir’i bulur… eski dostu yaslanmistir… uzerinde eski pusku giysiler vardir… gecen sure icindeki bir sel felaketinde butun sigirlari telef olmus, evi barki yikilmistir…topraklari da islenemez hale geldigi icin, tek care olarak, selden hic zarar gormemis ve biraz daha zenginlesmis olan haddad’in yaninda calismak zorunda kalmistir… bu sure zarfinda sakir ve ailesi, haddad’a hizmetkarlik yapmaktadirlar… sakir, dervis’i, bu kez son derece mutevazi olan evinde misafir eder… kit kanaat yemegini onunla paylasir…
dervis, vedalasirken, sakir’e olup bitenlerden ne kadar cok uzgun oldugunu soyler ve sakir’den su yaniti alir: “uzulme… unutma, bu da gecer…” dervis, gezmeye devam eder ve aradan uzun yillar gectikten sonra, yolu yine ayni bolgeye duser… ogrendiklerinden saskina doner… bir sure once olen haddad, ailesi olmadigindan, butun varini yogunu, en sadik hizmetkari ve eski dostu sakir’e birakmistir… sakir, haddad’in konaginda oturmaktadir… kocaman arazileri ve binlerce sigiri ile yine o yorenin en zengin insani olmustur… dervis, eski dostunu iyi gordugu icin ne kadar cok sevindigini dile getirdiginde yine ayni yaniti alir: “bu da gecer…”
birkac yil sonra dervis yine sakir’i arar… ona bir tepe gosterirler… tepede sakir’in mezari vardir ve mezar tasinda soyle yazmaktadir: “bu da gecer”.
dervis, uzgun bir sekilde, “allah allah, olumun nesi gececek?” diye dusunur ve gider…
ertesi yil, dervis, sakir’in mezarini ziyaret etmek icin geri doner ama ortaliklarda mezar falan kalmamistir… buyuk bir sel gelmis, butun tepeyi silmis supurmus ve sakir’in mezarindan geriye hic eser kalmamistir…
o yillarda, ulkenin sultani, kendisi icin cok degisik bir yuzuk yapilmasini ister… bu oyle bir yuzuk olacaktir ki, sultan mutsuz oldugunda umudunu tazeleyecek, mutlu oldugunda da, mutlulugun rehavetine kendini kaptirmasini, tembellige dusmesini onleyecektir…
hic kimse, sultani tatmin edecek boyle bir yuzuk yapmayi basaramaz… sultanin adamlari bir gun bilge dervis’i bulurlar, yardim isterler… sultan yuzuge fena halde takmistir…
dervis, sultanin kuyumcusuna hitaben bir mektup yazar…
kisa bir sure sonra, yuzuk sultana sunulur… sultan onceleri hicbir anlam veremez; cunku, son derece sade bir yuzuktur bu… sonra uzerindeki yaziya takilir gozu… uzerinde biraz dusunur ve yuzu aydinlanir…
buyuk bir mutluluk isigi parlar gozlerinde… sonunda tam da istedigi gibi bir yuzugu olmustur…
yuzugun uzerindeki yazi mi?

su yazilidir yuzugun uzerinde: “bu da gecer”.
+

İlhan Güngören: Hayatı gözlemlemeye başladığımda ilk olarak bana, onunla ilgili anlatılan bazı şeylerin yanlış olduğunu fark ettim.

1987.
Bilsak, Cihangir. Tiyatro Atölyesi.
İlk Zen öğretmenim İlhan Güngören, Nokta Dergisi muhabirinin sorularını yanıtlıyor.

Muhabir: Siz başarılı bir avukatsınız, köklü bir aileden geliyorsunuz ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Hukuk Fakültesi mezunlarındansınız. Nasıl oldu da Zen ile ilgilenmeye başladınız?

İlhan Güngören: Hayatı gözlemlemeye başladığımda ilk olarak bana, onunla ilgili anlatılan bazı şeylerin yanlış olduğunu fark ettim.
(Sessizlik)

Muhabir: Sonra?

İlhan Güngören: Sonra, her şeyin yanlış olduğunu fark ettim

Cem Şen Hocanın Anılarından…

Başkalarının iyi işlerini kötüler; çünkü kendini yüceltmenin yolunun başkasının hatasına vurgu yapmak değil kendini geliştirmek olduğunu unutur.


İnsan unutur. Verdiği sözleri unutur.
İnsan unutur. Bir zamanlar ne hissettiğini unutur.
İnsan unutur. Bir zamanlar ne çektiğini unutur.
İnsan unutur. Çabasının işe yaramadığını unutur.
İnsan unutur. Tüm sevdiklerinin ve kendisinin öleceğini unutur.
İnsan unutur. Önemli kabul ettiği şeylerin büyük bir kısmının önemli olmadığını unutur.
Aynı hataları defalarca yapar; çünkü unutur.
Minnet duymaz; çünkü geçmişte kim olduğunu unutur.
Paylaşmaz; çünkü paylaştığında mutlu olduğunu unutur.
Öfkelenir; çünkü öfkelendiğinde acı çektiğini unutur.
Arzularının pençesine düşer; çünkü arzuları asla tatmin edemediğini unutur.
Başkalarını zor duruma düşürür; çünkü başkalarını zor durumdan kurtardığında sevinçle dolduğunu unutur.
Endişelenir; çünkü geleceği kontrol edemeyeceğini unutur.
Pişmanlıklarla ve suçlulukla yaşar; çünkü geçmişi değiştiremeyeceğini unutur.
Tembellikle yaşar; çünkü en değerli deneyimlerin biz onları beklemezken geldiğini unutur.
Hazırlık yapar; çünkü olanın bizi daima hazırlıksız yakalayacağını unutur.
Hayaller kurar; çünkü olanın daima hayal ettiğimizden farklı olacağını unutur.
Başkalarının iyi işlerini kötüler; çünkü kendini yüceltmenin yolunun başkasının hatasına vurgu yapmak değil kendini geliştirmek olduğunu unutur.
Somurtur; çünkü gülümsemenin bulaşıcı bir iyilik olduğunu unutur.
Açgözlülük yapar; çünkü cesaretin en değerli yatırım olduğunu unutur.
Zamanını boş yere harcar; çünkü bu değerli hayatın kısacık olduğunu unutur.
Başarı elde etmek, alkış almak için kendini türlü acıların, türlü erdemsizliklerin kucağına atar; çünkü her şeyin geçici olduğunu unutur.
Suçlar; çünkü eylemlerin özgür olmadığını, koşullarca belirlendiğini unutur.
Böbürlenir; çünkü başarının kendi ürünü olmadığını unutur.
Kendisiyle konuşur; çünkü gerçeği duyabilmek için susması gerektiğini unutur.
Dinlemeyi unutur; çünkü anlaşılabilmenin tek yolunun anlamak olduğunu unutur.
Kısacası insan unutur.
(Cem Şen)

Kalışımda Bir Ayrılık, Ayrılışımda Bir Kalış Vardır…

“Evim der ki, ‘Beni bırakma,   çünkü burada senin geçmişin yaşıyor.’
Yolum der ki, ‘Gel ve beni izle,   çünkü ben senin geleceğinim.’
…  Ve ben hem eve, hem de yola derim ki,   ‘Benim ne geçmişim,   ne de geleceğim var.
Eğer kalırsam,   kalışımda bir ayrılış vardır;
gidersem,   ayrılışımda bir kalış.
Yalnızca sevgi ve ölüm   her şeyi değiştirebilir.’ ”
– Halil CİBRAN / Ermiş –

Çünkü biliyorlardı ki onların sesi, sessizliklerin çığlığıydı.

…Dante neden yazmıştı? Leonardo, Freud neyi araştırmıştı? Ya Yunus? Ya Mevlana? Voltaire, Rousseau, Mozart, Goethe, Beethoven ne anlatıyordu insanlığa? Bitmeyen bir istek, tükenmeyen bir dilek ve beklenti: İyiliği güzelliği egemen kılmak… Daha güzel, daha adil, daha eşitlikçi bir dünyadan yana, güzel yarınlara ulaşmak için gönül vermiş insanlardı her biri. Onların sanatı yasalarca korunmayan, toplumca sahip çıkılmayan, çaresiz insanlığa çare bulma adına, bozuk düzenin yaralarını sarma adına yapılan çabalardı. Irk, renk, din ya da millet ayrımı yapılmadan, herkesin barış içinde yaşamasıydı tek dilekleri. Aydın duyarlılığı ile insanlara ulaşmak istiyorlardı. Çünkü biliyorlardı ki onların sesi, sessizliklerin çığlığıydı.
___Raşel Rakella Asal/Cecile___
… Resim: Edvard Munch/Çığlık Sanat Hareketi: Dışavurumculuk(Ekspresyonizm

Hayatınız kötü bir yola girmişse, unutmayın; direksiyondaki sizsiniz…

Hayatınız kötü bir yola girmişse, unutmayın; direksiyondaki sizsiniz…

Marlynn Longston