Kendinizi başkalarının yerine koyun,Böylece daha zor incinir ve incitirsiniz.

 

 

 

Kendinizi başkalarının yerine koyun,
Böylece daha zor incinir ve incitirsiniz.

Deepak Chopra

İnsanlar vardır; Su gibi aziz, su gibi duru… Konuştukça su olur akarlar kalbimize, Kan gibi, Can gibi, Canan gibi…

İnsanlar vardır;
Gelip geçerler hayatlarımızdan..
Kimi hiçbir iz bırakmaz ardından,
Kimi hafifçe okşar ruhumuzu,
Kimi de hüzün bırakır ardından..
İnsanlar vardır;
Usulca sokulurlar içimize,
Sonsuzcasına orada kalsın isteriz..
Bazıları serap gibidir,
Yokluğunda hayalleridir gerçeğimiz..
İnsanlar vardır; Su gibi aziz, su gibi duru..
Konuştukça su olur akarlar kalbimize, Kan gibi, Can gibi, Canan gibi……
İnsanlar vardır;
Soğuk duvarlar misali
Gülümsemenin sıcaklığını bilmezler,
Bilseler de sevmezler…
İnsanlar vardır;
Gelip geçerler hayatlarımızdan Kimi depremlerle gider,
Kimi fırtınalarla…
Ben kalanlardan yanayım.
Gitmeyenlerin sadakatini ve sabrını severim,
Sarılıp bırakmayanların sıcaklığını..
Şems-i Tebriz

Gelecek gelirken yanında ne getirecekse onu getirir.

 

 

 

Gelecek gelirken yanında ne getirecekse onu getirir. Geçmiş için pişmanlığın nasıl bir anlamı yoksa gelecek için de plan yapmanın, gelecek olanın gelmesine karşı koymanın bir anlamı yoktur.”

Dücane Cündioğlu

Bulutlar gelir ve giderler; ancak gökyüzü hep baki kalır…!

 

 

 

Bulutlar gelir ve giderler; ancak gökyüzü hep baki kalır…!

Osho

Ne olduğumu bıraktığımda, neysem o olabilirim.

Ne olduğumu bıraktığımda, neysem o olabilirim.

Lao Tzu

Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük  bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması  halidir, karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.  Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak  tehlikelidir ve insani huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol  biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe  ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.

Lao Tzu

Zira atlayıp geçtiğin ne varsa dönüp dolaşıp bulur insanın yakasını. Kendini yaşatıncaya kadar yapışıp kalır.

Çünkü hayat, onu erken anladığını sananlardan çok fena alır öcünü. Bir şeyi vaktinde yaşamadan geçersen, çok sonra, seni rezil etme pahasına, sana yaşatır o eksik bıraktığın bölümü. Âşık mı olmadın on altı yaşında? Gelir seni kırk beşinde bulur, en olmaz zamanda. Maceraya mı çıkmadın yirminde? Sürükleye sürükleye götürür seni otuz beşinde. Yırtık kot, yer bezinden hallice bir kazak giyip, nasıl gö…ründüğüne aldırmadan geçiremedinse öğrencilik yıllarını mesela, elli yaşında, artık kalabalıkların gözleri seni hiç de öyle görmeyi beklemezken, sana giydirir o kot pantolonu. Hayatı sakın erkenden yaşama, sonradan çok fena komik eder adamı. Serserilik ederek geçirmeli insan serserilik edilecek yaşları. Zira atlayıp geçtiğin ne varsa dönüp dolaşıp bulur insanın yakasını. Kendini yaşatıncaya kadar yapışıp kalır.
Ece Temelkuran

Bir insanın yüzünde taşıdığı ifade, sırtında taşıdığı elbiseden önemlidir…

 

 

Bir insanın yüzünde taşıdığı ifade, sırtında taşıdığı elbiseden önemlidir…

Dale Carnegie

Koşulsuz Sevgi Nedir?

Bir kimseyi sevmenin ne demek olduğunu biliyor musunuz? Bir ağacı, bir kuşu ya da bakıp gözettiğiniz bir hayvanı sevebilir misiniz? Size hiçbir karşılık vermese, gölgesinden de yararlanamasanız, arkanızdan da gelmese, size bağımlılık duymasa gene de sevebilir misiniz?

Jiddu Krishnamurti

Kendini Alıp Götürdün Mü, Her Şeyi Götürdün Demektir…

DAYANAMDIM PAYLAŞTIM ÇOK GUZEL YAZMIŞ CAN USTA
Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına, bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…
… Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey…
Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle ”yanına almak istediği üç şey” falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.
Böyle gidiyor işte.
Bir yanımız ”kalk gidelim”, öbür yanımız “otur” diyor.
“Otur” diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira.
İs, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu…
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık, monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz.
Kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler…
Borçlara girmeler…
İşi büyütmeler…
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal, ben…
Kapıdaki Rex’i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek, iki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki…
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında.
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
”Sırtında yumurta küfesi olmak” diye bir deyim vardır; evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin.
Kendi imalatımız küfeler. Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira. Ölüme inat tutunmak lazım. İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar.
Ama az. Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek…
Bütçe, zaman, keyif…
Denk olsa.
Gün içinde mesela…
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.
Sabah 09.00, aksam 18.00.
Sonra başka mecburiyetler.
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı bir ömür yani.
Ne saçma.
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba. Ben her bahar aşık olmam; ama her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç. Ama olsun… İstemek de güzel.
CAN YÜCEL

Hayatın tüm zorluklarına rağmen, çiçeklerin o parlak gülümseyişlerini yüreğimizden ve yüzümüzden eksik etmek istemiyoruz

Benjamin Franklin:Dişlerinin arasında olmasına rağmen bazen kendi diline bile hâkim olamıyorsan, başkalarının söylediklerini önemsememelisin.

 

 

 

Gülümseyerek gel, güneşi topla gel, sevdayla aşkla gel,
Haydi hayatın zorluklarına inat sevgiyle yüreğini açta gel…

Hayatın tüm zorluklarına rağmen, çiçeklerin o parlak gülümseyişlerini yüreğimizden ve yüzümüzden eksik etmek istemiyoruz. Güçlüklerin içinden geçerken, sanki daha bir güzel görünüyor çiçekler, sanki daha bir güzel ve aydınlık geliyor sabah.. Güneş yormuyor yorgun kalbinizi artık, yaşamaya atıyor..

Rabindranath Tagore

O halde bana kimse nasıl yaşamam gerektiğini söyleyemez …

File:William Golding 1983.jpg

 

 

 

Kimse bana yaşamak isteyip istemediğimi sormadı .
O halde bana kimse nasıl yaşamam gerektiğini söyleyemez …

William Golding

Belki de tek sorun şuydu : biz ne istediğimizi bilememiştik hiçbir zaman. Ve dolayısıyla her şeyi deniyorduk.

 

 

 

Belki de tek sorun şuydu : biz ne istediğimizi bilememiştik hiçbir zaman. Ve dolayısıyla her şeyi deniyorduk.

Hakan Günday

Çok korkunç şeyler olduğunda küçüklüğümden beri öyleydi derim ki kendime, şimdi iki seçeneğin var…

kAPALI kALPLER…

KAPALI KALPLER

(1/1)

benbenim: Bir zamanlar bir adam/kadın tanıdım, bir ilişkiye doludizgin başlar fakat karşısındaki kadın ona kalbini açar açmaz, kendi kalbini kapatmadan edemezdi sanki. Bu tür davranıştan, ilişkide -çekim aşamasına bağımlılık- olarak söz edildiğini duymuştum. Bu adamın kadınları incitmek gibi kötü bir niyeti yoktu. Gerçek ve sorumlu bir ilişki içinde olmayı içtenlikle istiyordu. O sadece, eşit bir eş ile somut bir beraberlik kurabilmesini sağlayacak kadar uzun bir süre ilişkiyi sürdürmesini sağlayacak spiritüel becerilerden yoksundu. Bir kadında insani kusur ve zayıflıklar görür görmez hemen oradan kaçıyordu. Narsis ( Özsever ) kişilik mükemmelliyeti arar ki bu, sevginin asla büyüyüp çiçek açma fırsatı bulamamasına yol açar. Başlangıçtaki coşku öyle çarpıcı ve öylesine boşuna umut verici olabilir ki bu ilk çekim aşamasını izlemesi gereken gerçek büyüme aşaması, öncekine kıyasla fazla renksiz, donuk ve üstlenilmesi çok zor bir durum gibi görünebilir. Diğer kişi gerçek bir insan gibi görünmeye başladığı andan itibaren, ego kendini geri çeker ve oynayacağı bir başka yer bulmak ister.
Böyle biriyle ilişkinin sonunda, kendimizi kokain almış gibi hissederiz. Çok hızlı ve heyecan verici bir gezi yapmışızdır ve o sırada çok anlamlı bir şeylerin cereyan ettiği duygusuna kapılmışızdır, Sonra birden bir yerlere çarparız ve anlamlı hiçbir şeyin cereyan etmemiş olduğunu fark ederiz. Bütün olanlar yakıştırma imiş. Şimdi bize kalan sadece baş ağrısıdır ve görebiliriz ki bu tür şeyler iyi değildir, sağlıklı değildir ve bunu bir daha yapmak istemeyiz.
Fakat bu tür ilişkilere çekilişimizin bir nedeni vardır. Bir anlam illüzyonuna çekilmişizdir. Bazen, gerçek bir ilişkide verecekleri hiçbirşeyi bulunmayan kimseler sanki Dünyayı sunuyorlarmış gibi çıkıp gelirler. Onlar kendi duyguları ile öylesine ilişiksizdirler ki çok yetenekli oyuncular haline gelmişlerdir, fantezilerimizin önerdiği her türlü rolü bilinçleri dışında oynarlar. Fakat çektiğimiz acının sorumluluğu yine de bize aittir.Çünkü ucuz bir heyecan arıyor olmasaydık, o yalana karşı o kadar savunmasız olmazdık.
Nasıl bu kadar budala olabilmişizdir? Böyle deneyimlerin sonunda kendimize sorduğumuz soru daima budur. Fakat bir kez onları yeterince yaşadıktan sonra, hiç de o kadar budala olmadığımızı kendi kendimize itiraf ederiz. Biz bunun bir uyuşturucu olduğundan pekala kuşkulanmıştık. Sorun şu ki onu istemiştik. Bu insanla oynanan oyunun ne olduğunu daha ilk onbeş dakika içinde görmüştük, fakat duyduğumuz büyük keyif bize öyle çekici gelmişti ki onu görmemiş gibi davranmaya razı olmuştuk, belki bir gece, bir hafta ya da ne kadar sürecekse. Sizi ancak bir saatten beri tanıyan bir kimsenin – Olağanüstü güzelsiniz. Ne harika bir kadınsınız. Bu büyük bir buluşma. Sizinle çıkan adam ne kadar şanslı olmalı- yolundaki sözlerinin, düşünen bir kadına kırmızı ışık yakması gerekirdi. Sorun şu ki, yaralarımız o kadar derin olabilir ki, derinlerde bir yerlerde, onların doğru olmadığından kuşkulandığımızdan, o sözleri işitmek için öyle büyük bir açlık içinde olabiliriz ki; onları işitmek için tüm akılcı yaklaşımları bir kenara bırakmamıza neden olabilir.Açlıkla kıvranırken çaresiz halde oluruz.
Kadınlar baze bana şöyle derler, – Marianne, ben niçin her zaman duygusal bakımdan kırıcı erkeklerle karşılaşıyorum?- Yanıtım genellikle şu oluyor: – Sorun, senin onunla karşılaşmış olman değil; sorun ona telefon numaranı vermiş olman.-Sorun; bir başka deyişle, belli tipteki insanı kendimize cekişimiz değil, bizim belli tipteki insana çekilişimizdir. Duygusal bakımdan mesafeli olan biri bize, örneğin, annebabamızdan birini ya da her ikisini hatırlatabilir. -Onun enerjisi mesafeli ve biraz eleştirici. Sanırım evimdeyim.- Şu halde sorun yalnızca bize acı vermesi değil, fakat o acı ile kendimizi rahat ( evimizde ) hissetmemizdir. Bu öteden beri bilip tanıdığımız halimizdir çünkü.
Bize sunacak hiçbir şeyleri bulunmayan insanlara tehlikeli çekilişimizin öteki yüzü, bize verecek şeyleri bulunan kimseleri iç sıkıcı bulma eğilimimizdir. Bizim bünyemize yabancı olan hiçbir şey içimize giremez ve orada uzun süre kalamaz. Bu, ister bedenimize, ister zihnimize aldığımız bir şeyden söz ediyor olalım, doğrudur. Eğer bir parça alüminyum kağıdı yutacak olsam, bedenim o rahatsız edici nesneyi atıncaya kadar kusacaktır. Eğer benimle bağdaşmayan  bir fikri yutmam isteniyorsa, o zaman psikolojik sistemim o rahatsız edici fikri atmak için aybı kusma sürecinden geçecektir.
Eğer ben yeterince iyi olmadığım kanısında isem, bunun  tersini düşünen bir kimseyi hayatıma almakta zorluk çekeceğim. Bu Grouche Marx sendromudur; beni kulüplerine almak isteyen herhangi bir kimseden hoşlanmayı istememek. Bir kimsenin beni harika bulmasını kabul etmemin tek yolu, benim kendimi harika bulmamdır. Fakat kendini kabul ego için ölüm demektir.
Bizi istemeyen kimselere çekilişimizin nedeni budur. Biliriz ki onlar ana kapıdan girmeyeceklerdir. Ve sonra, kendimizi ihanete uğramış bulduğumuzda ve onlar çok yoğun fakat hayli kısa bir beraberlikten sonra bizi bırakıp gittiklerinde, sözde şaşırmış gibi yaparız. Onlar egomuzun planına mükemmel surette uyarlar. Ben sevilmeyeceğim. İyi huylu, erişilebilir insanların bize iç sıkıcı görünmelerinin nedeni, onların bizi deşmeleridir. Ego, duygusal tehlikeyi heyecan ile eşit tutar. İyi ve ulaşılabilir insanın yeterince tehlikeli olmadığını iddia eder. İşin mizahi tarafı şudur ki, doğru olan bunun tersidir. Ego için tehlikeli olanlar asıl o ulaşılabilir, el altında olan kişilerdir, çünkü onlar bize gerçek bir yakın ilişki olanağı sunarlar. Onlar belki bizi tanıyacak kadar yeterince uzun bir süre çevremizde dolaşırlar. Onlar şiddet kullanarak değil, sevgi yoluyla bizim savunmamızı ve direncimizi kırabilirler. İşte ego bizim bunu görmemizi istemez.
Erişilebilir olan insanlar ego için korkutucudurlar. Onlar egonun kalesini tehdit ederler.Bizim onlara çekiliş duymayışımızın nedeni, aslında bizim ulaşılabilir olmayışımızdır.
Sevgiye Dönüş
Marianne Williamson

Ait olmaktan daha fazlasini yapacagim,Katilacagim…

Ait olmaktan daha fazlasini yapacagim,
Katilacagim.
ilgilenmekten daha fazlasini yapacagim,
Yardimci olacagim.
inanmaktan daha fazlasini yapacagim,
Anlayisli olacagim.
Hayal kurmaktan daha fazlasini yapacagim,
calisacagim.
ogretmekten daha fazlasini yapacagim,
ilham verecegim.
Kazanmaktan daha fazlasini yapacagim,
Kazandiracagim.
Vermekten daha fazlasini yapacagim,
Hizmet edecegim.
Yasamaktan daha fazlasini yapacagim,
Buyuyecegim.
Arkadasliktan daha fazlasini yapacagim,
Dost olacagim.
Denemekten daha fazlasini yapacagim,
BASARACAGIM…
Dr. Charles C.Lever