
Rüzgara sevdalandım
Bıraktım kendimi rüzgarın dalgasına
Savruldum durdum havada
Sonra rüzgar teslim etti beni toprağa
Çözüldüm,ayrıştım,başkalaştım
Her zerrem bütünleşti toprakla
Kimliğim gitti
Bütünün enerji okyanusunda…


Tasasız bir hayat mı?
Yoksa talihsiz olaylar karşısında moral gücümüzü korumak mı?
Hayaller kurup mutluluğu bulacağımız günü beklemek mi?
… Yoksa küçük şeylerden güzellikler süzmek mi?
Hayatı sürekli sorgulamak mı?
Yoksa olduğu gibi kabullenmek mi?
Bütün özlemlere kavuşmak mı?
Özlemenin içindeki gizli mutluluğu keşfedebilmek mi?
Her dilediğimize sahip olmak mı?
Yoksa sahip olduklarımızla yetinmek mi?
Sahi neydi mutluluk can

Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
… Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar
Seni düşünürken
Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
Deliler gibi dönmeğe başlar
Döndükçe yumak yumak çözülür
Çözüldükçe ufalır küçülür
Çekirdeği henüz süt bağlamış
Masmavi bir erik kesilir ağzımda
Dokundukça yanar dudaklarım
Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
“İnsanlar vardır; derin bir okyanus.
İlk anda ürkütür, korkutur sizi.
Derinliklerinde saklıdır gizi,
Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız;
Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.
CAN YÜCEL



Oysa,
Ne kadar
Ne kadar
Ne kadar yalnız
Sanıyordum kendimi demin !.
– Can YÜCEL –

Olsun istersin…
Hatta olsun diye yapılması gerekenden daha da fazla üstelersin.
Aşktır ;
Değer verirsin,
Ödün verirsin,
Sevgiden de öte saygı gösterirsin,
Olmayacak kaç şey varsa bir araya bile getirirsin…
Bakarsın, ne anlattığını anlayabilmiş (?)
Ne de çözüm için bir şeyler yapma gayretinde.
İştir;
Sabahlarsın,
“olsun” diye ailenden çaldığın zamanı oraya verirsin…
Dosttur;
Hayatta kimseyi dinlemediğin kadar dinler,
Kendine ayırmadığın onca şeyi
“O’na” ayırmaya çalışırsın…
Sonra olayın içinden kendini çıkartır
Şöyle karşıdan yaptıklarına bir bakarsın…
Bakarsın ki her şey başladığın gibi!
Olmuyorsa, olmuyordur!
Gönlün rahat mı?
Elinden geleni yaptın mı?
Cidden olmuyorsa zorlamayacaksın…
~CAN YÜCEL~
Her şey birdenbire oldu.
Birdenbire vurdu gün ışığı yere;
Gökyüzü birde…nbire oldu;
Mavi birdenbire.
Her şey birdenbire oldu;
Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan;
Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire.
Yemiş birdenbire oldu.
Birdenbire,
Birdenbire;
Her şey birdenbire oldu.
Kız birdenbire, oğlan birdenbire;
Yollar, kırlar, kediler, insanlar…
Aşk birdenbire oldu,
Sevinç birdenbire.
Orhan Veli Konuk
…
Akıyordu su gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!
…
Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat…
Atları rüzgâr…
Atları…
At…
…
Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!
Nazım Hikmet Ran
…………………………………….
Pencereye oturmuş gelip geçenlere bakıyor
Sen de bak diyor bana
Bak insanlar geçiyor
Ben sıkıldım mı insanlara bakarım
Hiçbir şeyim kalmaz
Hiçbir şeyimiz kalmıyor.
…
Her iş bunun gibi ruhum
Bir kadın bir adam aynı şeyi yapıyor
Ben birazdan kalkıp Sirkeci’ye gideceğim
Sevgilim trene binip gidecek
Bir zaman hiç güneş doğmayacak sabah olmayacak,
bir zaman dünyada değilmişiz gibi korkacağız.
Bunlar hep olacak ruhum
Bir gün bakacağız İstanbul güzel
Ondan sonra her gün İstanbul güzel.
Eskiden çok eskiden bu dünya daha bir güzelmiş mesela
Bu bulutlar bu gökyüzü uzanınca dokunacağımız bir yerdeymiş
Şimdi şiirdeymiş bunlar
Her şey bu hesap ruhum.
Bu dünya güzel
Gülhane ağaçlık.
(ilhan berk – saint antoine’ın güvercinleri)
Bir tılsımı olmalı hayatın,
vazgeçilmez bir öfke gibi,
zapt edilemeyen yeni bir aşk aranışı gibi,
kaptırıp kendini şiirler yazmak gibi,
bir kadehi fırlatıp
aynalara, gecenin büyüsünde çıldırmak gibi.
Böyle bir tılsım yoksa,
isteksiz isteksiz oluyorsan tıraşı,
bir küf bağlamışsa bütün heyecanlarını,
ve bir anda
çalıştığın yerden istifayı basıp çekip
gitmek gelmiyorsa içinden;
Bir kapı önünde tozlu bir paspas bile olamazsın
Çetin Altan
Orhan Veli Kanık
