Belki geçen yıl çok şeye kızdın, delirdin, kırdın…
Belki geçen yıl çok şeye kızdın, delirdin, kırdın…Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptigim yere, Konya’ya bagli bir beldenin saglik ocağına gitmiştim. Gençtim, bekârdim. Küçük bir beldeydi gittiğim yer. İlk gece bir eve misafir olmustum. Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi. Akşam yemeğinden sonra çaylarimiz gelmiş, sohbetler edilmişti. Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı.
Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu. Ev sahibine bir şey de diyemiyordum. Bir müddet daha geçti; yine bir hareket yoktu. Evin büyüğü olan Hacıanneye sıkılarak: “Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor?” dedim. Hacıanne: “Evlâdım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz” dedi.
Merak ettim, tekrar sordum: “Trenden sizin bir yakınınız mı inecek ?” Hacıanne: “Hayır evlâdim, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok. Ancak burası uzak bir yer. Trenden buraların yabancısı birileri inebilir. Bu saatte, yakınlarda, ışığı yanan bir ev bulmazsa, sokakta kalır.
Buraların yabancısı biri geldiğinde, “Işığı yanan bir ev” bulsun diye bekliyoruz.”
Adam bir akşam vakti hanımına:
– Yarın yağmur yağarsa evdeyim. Yok eğer yağmazsa tarlaya gidip çift süreceğim demiş.
Hanımı: – İnşaallah söyle bey inşaallah.
Adam: – Ne inşaallahı hanım, bunun inşaallahı maşaallahı mı var.
Zira ortada iki seçenek var, bir üçüncüsü yok ki, dedim ya, yağarsa evdeyim, yağmazsa tarladayım, der. Hasılı hanımı, sen yinede inşaallah de, bakalım sabah ola hayr ola diye, ne kadar ısrar etsede, adam inadına demez inşaallahı. Neyse, Sabah olur, hava açık ve gayet güzeldir. Bizim ki hazırlanır ve yola çıkar. Derken olan olur.
Şöyleki: O gece bir suç işlenmiş ve her yerde faili aranıyormuş. Tam o sırada bizimkinin etrafı sarılır ve hiç bir yere gidemezsin derler. Zira çizilen robot resim onunkinin tıpatıp aynısı. Her ne kadar ben masumum bu işte bir karışıklık var dese de kar etmez ve içeri alınır. Sorgu sual derken netice olarak, sabaha kadar adam ecel terleri döker. Yorucu, bir o kadar da meşakkatli geçen bir geceden sonra, gelen bir haberle, gerçek failin yakalandığı ve suçsuz olan bu adamın da derhal serbest bırakılması şeklinde anons yapılır.Ve adam serbest bırakılır.
Adam, başına gelen bunca aksilikten sonra iyice yıkılmış, güç takatı kesilmiş, iki büklüm olmuş bir halde evinin kapısını çalar.
Hanımı: – Kim O? diye seslenince,
Adam: – “Aç kapıyı aç Hanım. İnşallah gelen benim.” der
ÖĞÜT VERECEK İNSANA DEĞİL, ÖRNEK OLACAK İNSANA İHTİYAÇ VAR…!!!
Birini mi özledin..? ARA..
Hatalar kötü değil.
Onları düzeltmemek bile kötü değil.
Kötü olan, onları gizlemektir.
______Bertolt Brecht
HATALARINI GİZLEME!
KENDİNE SÖYLE HATALARINI, ÖRTME…
BÖYLECE BARIŞ HATALARINLA..
NEDENİNE ULAŞ İÇİNDE…
CESARET BUDUR,
YAŞAMAK BU…
“İnsanlığı sev ve ona hizmet et,
Herkese, her şeye yardımcı ol,
Neş’eli ol, nazik ve kibar ol, …
Her yüzde Tanrıyı ve iyiliği gör,
Geçmişi olmayan bir Ermiş yoktur,
Geleceği olmayan bir Günahkar yoktur,
Şükür et her Ruh için,
Eğer bazıları için şükran duyamazsan,
İzin ver onlara hayatından geçip gitsinler,
Orjinal ol, Yaratıcı ol,
Yürekli ol, cesaretli ol, meydan oku,
Cüretkar ol, hatta daha fazlası…
Öykünme, taklit etme,
Bastığın yerde sağlam, dimdik ayakta dur,
Diğerlerinden ödünç aldığın çomaklara dayanarak
Kimsenin önünde eğilme, boyun bükme, zayıf olma,
Kendi düşüncelerini düşün,
Kendin ol,
Tanrının bütün mükemmelliği ve erdemleri içinde gizli, saklı,
Ortaya çıkart ve göster ona,
Ona izin ver nazikçe ve lutufla seni özgürlüğüne kavuştursun,
Hayatının bir gül gibi olmasına izin ver,
Ki O sessiz olsa bile güzel kokuların dili ile konuşur…”
BABAJİ (Mahavatar)
Hayatın bana bir özür borcun var diyorsanız..???
bilmelisiniz ki..
Hayatın hiç kimseye bir borcu yoktur.
Belki……
Yaşayan bizlerin zaman zaman…. hayata özür borçları olabilir.?
Onun sunduklarını iyi DEĞERLENDİREMEDİĞİMİZ için..
Ona doğru DÜRÜST davranamadığımız için
Hatta hatta zaman zaman ona ŞAKA yaptığımız için..
Herkesin…..veya herkesin demeyelim ama
Pek çoğumuzun hayata özür borcu vardır.
Oysa hayatın hiç birimize özür borcu yoktur..
Burada bir suçlu yok
Siz de suçlu değilsiniz.?
Kalem de siz kağıt da
Silgi de sizde hayat da
haydi tekarar deneyin…

Tüm dünyayı değiştirmemize hiç gerek yok; yalnızca kendimizii değiştirdiğimizde dünyayı değiştirmeye zaten başlamışdır bile çünkü biz de onun bir parçasıyız.Tek bir insan bile değiştiğinde bu değişlik binlerce insana yayılacaktır.Tıpkı zincirin halkaları gibi…♥
Bu, muazzam şekilde güçlü bir tekniktir. Bu şekilde düşünmeye başla: sokakta yürürken geçip giden insanların rüya olduklarını düşün. Dükkânlar, esnaf, müşteriler ve gelip giden insanlar hep rüyadır. Evler, otobüsler, tren, uçak, hepsi rüyadır. Bunu yaptığında hemen içinde oluşan muazzam bir şeyden dolayı şaşkınlık içinde kalırsın.
“Bütün her şey bir rüya,” diye düşündüğün anda, birden bire görüşünde bir şimşek çakar: “Ben de bir rüyayım,” diye düşünürsün. Çünkü eğer görülen bir rüyaysa, bu “ben” kimdir? Eğer nesne bir rüyaysa, özne de bir rüyadır. Eğe nesne sahteyse, özne nasıl gerçek olabilir? Mümkün değildir. Her şeyi bir rüya olarak seyredersen, birden varlığından bir şeyin ayrıldığını görürsün: bu, ego fikridir.
Bu egodan kurtulmak için yegâne ve en kolay yoldur. Sadece dene―bu şekilde meditasyon yap. Bu şekilde meditasyon yapmaya devam ederek, bir gün mucize gerçekleşir: içine bakarsın ve egoyu orada göremezsin
Ne güzel cahildik, Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı. Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç! Dışarıda kar… Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki. Kuzinenin üzerinde demir maşa… Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri. Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu…
Sucuk lükstü. Yumurta lezzetli. Ekmek her zaman ekmek gibi… Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım…
Dışarıda kar… İçeride kanaat… İçeride huzur… Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı. Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç! Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, kokusuna râm olurduk. Kestane közlemek büsbütün bir gecenin akıllara seza mutluluğuydu. Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar… Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası…
Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi? Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı. Çay da kokardı… Domates de… Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu. Dışarıda kar… İçeride huzur… Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi… Kimin umurunda…
Ne güzel cahildik. Mutluluğun resmini çiziyorduk…
Eğer sevinçlerin, göz yaşların, dansın hakkında samimiysen, er ya da geç seni anlayacak insanlar ortaya çıkar; ve senin kervanına katılırlar… OSHO
Yıllar boyunca kedi ve köpek düşmanlığından bahsedilmiştir. Öyleki “kedi köpek gibi dalaşmak” insan ilişkilerinde dahi kullanılır bir deyim haline gelmiştir. Ancak bu bir kural olamayacağı gibi günümüzde bunun aksi örnekleri gün geçtikçe çoğalmaktadır. Hayvanlar kendi aralarında beden diliyle konuşurlar. Kulak, kuyruk, göz, dudak ve dilleri ile çeşitli mimikler ya…parlar ve bu mimiklerin bir anlamı vardır.
Kedi ve köpek arasındaki bu geçimsizliğin kökeninde karşılıklı olarak bu mimiklerin yanlış anlaşılması asıl nedeni oluşturmaktadır. Ayrıca köpeğin doğasından gelen avcılıkta bu geçimsizliğin nedeni olarak sayılabilir. Doğada yaşayan hayvanlar tehlike oluşturabilecek herhangi bir durumda korkarlar ve savunma içgüdüsü ile saldırganlaşırlar. Kedi köpek karşılaşmasında da durum pek farklı değildir.
Farklı iki türün birbirlerinin farklı mimiklerini yanlış algılamaları doğaları gereği saldırı ve savuma içgüdüsü doğuracağından sonunda amansız bir kavga başlar. Örneğin; köpeğin hızlı adımlarla kediye yaklaşması kedi için saldırı olarak algılanabileceği gibi köpeğin sevinçle kuyruğunu sallamasıda kovalamacanın başlamasına neden olabilir.
Beden dili olarak tanımlanan bu mimiklerin karşılıklı öğrenilmesi durumunda kedi ve köpek arasında güzel dostluklar kurulabilir. Bu amaçla, yavru yaşlarda bir arada yaşamaya başlayan kedi ve köpeğin birbirlerinin tavır ve davranışlarını tanıması daha kolay olacaktır.