HAYATINA ANLAM KATACAK MUCİZEVİ SEKİZ MADDE

sparrow_bird_branches_flowers_bloom_57766_3840x2160[1]

 

Sadeleş

Daha iyi bir şeylere yer açmak için gereksiz olanları bırakıyorum. Rehberlik almaya, korunmaya ve her zaman en yüksek hayrıma olanla aynı yolda olmaya niyet ediyorum. Bildiğim ve bilmediğim kaynaklardan gelenlere güveniyorum ve kendimi açıyorum. Sadeleşiyorum.

Başkalarına Hizmet Et!
Her hareketimde sevgiyi yaşıyorum. Her zaman paylaşacak ve artıracak şeyim var. Yardıma ihtiyacı olanlara her zaman açığım. Başkalarına hizmet ediyorum.

Yaşamı Destekle!
Birisine karşı çıkmaktan ve zarar vermekten sakınıyorum. Herkesin kendi deneyimini yaşamasına izin veriyorum. Her şeydeki yaşamı sanki benimmişçesine görüyor ve onurlandırıyorum. Yaşamı destekliyorum.

Eş Zamanlı Ol!
Niyet edip akışa teslim olduktan sonra bana gelen fırsatları görerek hareket ediyorum. Büyük mucizelerin ve gizemlerin olabildiği akıştayım. Arzularımı elde ediyor, buraya yapmaya geldiğim şeyi yapıyorum. Eş zamanlı yaşıyorum.

Olumlu Kal!
İyiyi görüyorum, iyiyi söylüyorum, iyi olanı yapıyorum. Tüm deneyimlerimin bana verdiği hediyeleri kabul ediyorum. Zerafet ve şükürle yaşıyorum. Olumlu halde kalıyorum.

Işığını Yay!
Ben, en yüksek potansiyeline uyanan muhteşem bir varlığım. Kendimi neşe ile, kolayca ve sık sık gülerek ifade ediyorum. Işığımla aydınlatıyorum.

Vizyonunu Paylaş!
İdeal dünyamı hayal ediyor, diğerleri ile paylaşarak onu yaratıyorum. Vizyonumu herkesle paylaşıyorum.

Sinerji Kur!
İnsanlığı bir olarak görüyorum. Kalbi temiz insanlarla bir arada olmaktan hoşlanıyorum. Bir araya geldiğimizde büyük birliğin kendini göstermesi için de zemin yaratıyoruz. Biz sinerji kuruyoruz.👍👏💥💝🐞🔔💯
Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Yuvayı yapan da erkeğe anlam katan da kadındır…

26168680_866450783534954_9127786552848818648_n[1]

 

Benim iki büyük nimetim var. Biri Anam, biri Yârim…
31 yaşında 5 çocukla dul kalmış annemin en büyük çocuğuydum. Anneme ve eşime baktığımda anneliğin ne kadar kutsal bir mücadele olduğunu görüyorum. Eşim 2 ay boyunca, oğlumuzu dünyaya getirmek için cesaret ve metanetle hastanede yattı. Zor günler yaşadık. Bunu görüp anneliğin gücünden etkilenmemek mümkün değil.
Genç anne adayları bu gücün farkında olmalı. Çünkü yuvayı yapan da erkeğe anlam katan da kadındır…
Mehmet Aslantuğ alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ustaya başarısının sırrını sormuşlar, iki kelime demiş:

usta[1]

 

Ustaya başarısının sırrını sormuşlar, iki kelime demiş:
_Doğru kararlar
Hepimizden farklı olarak, sürekli doğru kararları nasıl alabildiğini sormuşlar, tek kelime demiş:
_Tecrübe
İyi de kardeşim bu tecrübe denen şeyin sırrı neymiş? Usta deriiin bir iç geçirmiş ve şöyle demiş:
_YANLIŞ KARARLAR!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Umarım hayat boyu Zor zamanlarında sizi mutlu edebilecek, böyle sayısız kutularınız olur.

cropped_content_hediye-paketi-polisi-alarma-gecirdi_ZRrx73Xi837QtJ8[1]

 

ÖPÜCÜĞÜN HİKAYESİ
Adam 3 yaşındaki kızını, gayet pahalı bir hediyelik kaplama kağıdını ziyan ettiği için azarlamıştı.😘😘 Küçük kız, koskovca bir paket altın yaldızlı kağıdı bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı.
Yılbaşı sabahı küçük kızı, paketi getirip:
“- Bu senin babacığım” dediğinde çok üzüldü.
Acaba gereğinden fazla mı tepki göstermişti kızına. Bir gece evvel yaptığından utanarak, kutuyu açtı.
Fakat kutunun içi boştu.
Kızına gene çıkıştı:
“- Birisine bir hediye verdiğinde, kutunun içinde bir şey olması lazım. Bunu da mı bilmiyorsun küçük hanım?”😘😘
Küçük kız gözlerinde yaşlarla babasına baktı.
“- O kutu boş değil ki baba! İçini öpücüklerle doldurmuştum!”😘😘😘
Babası o kadar çok üzüldü ki, koştu, kızına sarıldı.
Beraberce ağladılar.
Adam o kutuyu ömrünün sonuna kadar sakladı. Ne zaman keyfi kaçsa, ne zaman morali bozulsa, ne zaman kendini kötü hissetse, kutuya koşar, içinden minik kızının sevgi ile doldurduğu hayali öpücüklerden birini çıkarırdı. Aslında bütün insanlara böyle bir kutu mutlaka verilmiştir.
Zor zamanlarda bu kutuyu çıkarıp içine bakabilmeyi başarmak,
Mutluluğun anahtarlarından biri olsa gerek.
Umarım hayat boyu Zor zamanlarında sizi mutlu edebilecek, böyle sayısız kutularınız olur.
Birini ben gönderiyorum size. İçini dostluğumla,
sevgimle doldurdum. Onu iyi saklayın.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Kim ne derse desin dostlar, aldırmayın, bir meltem olup esin, içinizdeki çocuk hep gülümsesin.😊

20228817_677607109116452_1914030379067383606_n[1]

Yıllar yıllar önce rahmetli anneannemin beni yazları yanında götürdüğü Uluborlu’da bir doğum gününe davet edildim. Davet şöyleydi, ” Yarım saat sonra doğum günüm var bizim evde ama hediyeli 😂” İlk kez doğum gününe gideceğim çok istiyorum ama yarım saat var, hediye almanın mümkünatı yok. Anneannem “Kızım, yarın çarşıdan alırız bir şey, yarım saatte ne bulalım? ” dese de “” Olmaz “diye isyan ettim.”Doğum günü bugün. “Kadıncağız kilerden bir poşet fındık çıkardı.” İyi dedi, bunu götür madem. ”
Ben fındık poşetiyle girdiğimde herkes güldü tabii. Üstelik çay içer misin ?” diye sorduklarında “Ben paşa çayı içiyorum ” dedim. Ona da ayrı bir güldüler. Herkes büyük, sıcak çay içiyor, ben fındık poşetim ve paşa çayımla çok rezil durumdayım. “Utanç tam olarak böyle bir şey olmalı ” diye düşündüm.
Şimdi hatırladığımda ne kadar masum geliyor.
Bazen kendinizi mahcup hissedeceksiniz. Karşılıksız bir sevgide, gaf yaptığınızda, ortama uymadığınızda.
Oysa saflığın simgesi bunlar, ayıp değil ki… Herkesin rengi başka, sevişi başka, dünyaya bakışı başka… Nereden mi geldi aklıma? Eve gitmeden önce her akşam oturup yazdığım bir Kafe var. Yazmaya dalınca çayım soğur ve Kafe sahibi bir tabak fındık bırakır önüme istemesem de… Değişmemiş yüreğim. Hala çayı soğutup, gelen fındığa minnetle gülümseyip, masallardaki sevgiye inanıyorum.<3
Yoku da, varı da sevmekten korkmuyor, güzel hislerim için utanmıyorum.
Kim ne derse desin dostlar, aldırmayın, bir meltem olup esin, içinizdeki çocuk hep gülümsesin.😊
Kıvılcım Kalay

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YÜREKTEN BİR HİKAYE 😍❤🥨SiMiTÇi ALi🥨

26166893_2019004211677800_4281475159805397201_n[1]

🥨🥨🥨🥨🥨🥨
Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ali hazırlanmamıştı. Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu. Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.
Öğretmeni, onun bu halini fark etti:
– Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?
Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi:
– Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim.
– Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım?
– Ahmet arkadaşımız var ya…
– Evet, ne olmuş Ahmet’e?
– Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi şeyler koymuyor. – Eee?
– Ona yardim etmek istiyorum. Ama benim yardim ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?
Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü. Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yardim etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini istemiyordu.
Nurhan Öğretmen:
– Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum?
– Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum.
– Nerede çalışıyorsun?
– Simit satıyorum.
Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi? Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.
Nurhan Öğretmen, Ali’ye dondu:
– Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu.
– Çok zengin bir işadamı…
– Niçin?
– İnsanlara daha çok yardım etmek için…
– Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak simdi Ali, Ahmet’in ailesinin durumu pekiyi değil, bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme. Çok zengin olduğun zaman insanlara yardim edersin. Olmaz mı?
– Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım.
— Neden olmaz?
— Üç sebepten dolayı olmaz.
Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor.
İkincisi: ‘Ağaç yas iken eğilir.’ deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam. Şimdiden iyilik yapmayıp bunu zenginlik günlerime ertelersem, zengin olduğum günlerde de daha zengin olduğum günlere erteler kendimi kandırmış olurum.
Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar.
Nurhan Öğretmen, karsısında büyük biri varmış gibi dinliyordu:
– Bu sonuncusunu pekiyi anlayamadım, dedi.
– Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını veremem. Allah, Cennet’i gücü kadar iyilik edene veriyor. Şimdi gücüm bu olduğuna göre, Cennet’in fiyatı birkaç simit parası kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet’e girebilirim. Bundan daha karlı bir yatırım olur mu?
Nurhan Öğretmen’in gözleri dolmuştu. Başını ‘Evet’ anlamında sallarken Ali’yi evine yolladı.
Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti.
Eşyalarını toplamak için masasına döndüğünde Ali’nin bıraktığı paraların masa üstünde kaldığını fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paraları eline aldı. Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Bu paralar, bu bozuk SIMIT paraları, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmak istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını.
Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan Öğretmen. İçinin dolduğunu, Tarif edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti. Birden boşalan sağanak yağmurlar gibi ağlamaya başladı. Ağladı… Ağladı… Ağladı.
Kendine geldiğinde aksam olmuştu. Yavaş adımlarla sınıftan çıkıp okuldan ayrılırken bekçi Sadık ‘Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak, Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak’ diye Nurhan öğretmenin sayıkladığını duydu. Bekçinin hayretler içinde, ‘Ne dediniz hocam?’ demesini bile duymayan Nurhan öğretmen, bekçinin şaşkın bakışları altında akşamın alacakaranlığında uzaklaşmıştı. UNUTMA Ekmeği paylaşmak ekmeği yemekten daha lezzetlidir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hakkınızdaki hayırlı olan hayallerinizin gerçekleşmesi dileğiyle

26220104_1873155779662301_726659494387285632_n[1]

 

Hakkınızdaki hayırlı olan hayallerinizin gerçekleşmesi dileğiyle ❤
Adamın biri, her mehtaplı gecede alır başını deniz kıyısına gidermiş.
Dönüşünde sorarlarmış:
– Ne gördün?
– Dünya güzeli deniz kızları gördüm, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlardı, dermiş hep.
Bir gece yine tek başına deniz kıyısına vardığında, gerçekten dünya güzeli deniz kızları görmüş, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlarmış.
Döndüğünde yine sormuşlar:
– Ne gördün?

– Hiç demiş… hiç bir şey…
Oscar Wilde’ın yukarıdaki harika öyküsünü ilk okuduğumda ortaokuldaydım ve ne demek istediğini anlamamıştım. Daha sonra unutmuşum. Yıllar sonra rastladığım Haldun Taner’in bir sözü bana öyküyü hem hatırlattı hem de ne demek istediğini çok çarpıcı bir şekilde gösterdi.
Şöyleydi söz:
“Bir hayalin gerçek olması kadar hayal kırıcı bir şey yoktur.”
Daha sonraları ise bu tema pek çok edebi eserde karşıma çıktı. Örneğin Simyacı’da.. Hâlâ okumamış olan var mı bilmiyorum ama hatırlarsanız orada bütün yaşamı boyunca tek hayali para biriktirip Mekke’ye hacca gitmek olan bir dükkan sahibi vardı. Adam; artık gerekli parayı fazlasıyla biriktirmiş olduğu halde bir türlü gitmiyordu. Bu hayalin kendisini yaşama bağlayan çok önemli bağ olduğunu düşünüyor ve onun gerçekleşmesi halinde bu önemli bağı yitireceğinden korkuyordu. Haklıydı aslında.
Düşünüyorum da… Hepimizin böyle hayalleri var, mutluluğumuzu
bağladığımız, gerçekleşene kadar yaşamı sanki ertelediğimiz…
Acaba hiç düşünüyor muyuz; bu istediğimiz her neyse, gerçekleştiğinde iyi mi olacak?
Bir düşünürün hep aklımda tuttuğum bir sözü vardır:
“Bütün dualarımı kabul etmediği için ALLAH’a şükrediyorum” diye.
Belki de daha az üzülmeliyiz gerçekleşmeyen hayallerimiz için. Belki de aslında sevinmemiz, mutlu olmamız gereken bir şey için gözyaşları döküyoruzdur. Belki de olaylara bir de bu açıdan bakmayı artık öğrenmeliyiz…
Yalnız, hakkınızda hayırlı olan hayallerinizin gerçekleşmesi dileğiyle…♥…..Haldun Dormen..
Ressam Victor nizovtsev

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çarşafının Altına Sabun Koyuyor – Nedenini Öğrenince Siz De Yapacaksınız

carsafin_altina_sabun_koyarsaniz_1490943422_2413[1]

Hastalandığınızda hemen ilaçlara sarılırsınız. Bazı ilaçlar ucuzken bazıları oldukça pahalı olabiliyor ve sürekli kullanmanız halinde de bütçenizi sarsabiliyor.
İlginç bir yöntemle hastalıkların önüne geçmeniz mümkün.
Çarşafınızın altına sabun koymanın birçok hastalığı önlediğinden haberdar mıydınız?

Her 10 kişinden 1’inde huzursuz bacak sendromu görülüyor. Bacağınızda oluşan karıncalanma, kramp ve ağrılar uykunuzu da etkiliyor.
Sendromun tam olarak nedeni bilinmiyor. Demir eksikliği, böbrek yetmezliği, diyabet, romatizmal bozukluk ve diğer rahatsızlıklar bunu tetikliyor olabilir.
Peki sabun nasıl yardımcı oluyor?
Sabun, huzursuz bacak sendromu ve kas kramplarının önüne geçebiliyor.
Kulağa tuhaf gelse de uzmanlar bunu öneriyor.
Huzursuz bacak sendromu yaşayan kişiler, yöntemi denedikten sonra belirtilerin ortadan kaybolduğunu söylüyorlar.
Bazı doktorlar sabunun yardımcı olmasının nedenini içinde barındırdığı magnezyumdan kaynaklandığını düşünüyor.
Magnezyum takviyeleri de krampları ve uykusuzluk sorununu çözüyor.
Tek yapmanız gereken çarşafınızın altına sabun yerleştirmek. Sabunun doğal olması gerekiyor. Geriye kalan tek şey beklemek ve faydalarını görmek.
Yöntem yıllardır binlerce kişi tarafından kullanılıyor.

kAYNAK: NESLETTER.COM

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“Bir gün” dedim “bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, son âna kadar hep bir ümidim olsun diye.”

umut[1]

Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye.
Önce müthiş bir acı duydu dudağında.
Gümbür gümbür oldu yüreği,
sonra hızla çekildi yukarıya.
Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü; neye benzerdi acep gökyüzü?
Bir yanda büyük bir merak,
bir yanda ölüm korkusu.
Ne çâre balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu.
Küçük istavrit anladı; yolun sonu.
Koca denizlere sığmazdı yüreği,
oysa şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci.
İnsanlar gelip geçtiler önünden: bir kedi yalanarak baktı gözünün içine.
Yavaşça karardı dünya, başı da dönüyordu.
Son bir defa düşündü derin mâviyi, beyaz mercanı.
Bir de yeşil yosunu.
İşte tam o anda eğilip aldım onu.
Yürüdüm deniz kenarına,
bir öpücük kondurdum başına,
iki damla gözyaşından ibâret sâde bir törenle saldım denizin sularına.
Bir an öylece bakakaldı.
Sonra sevinçle dibe daldı gitti, bütün kederimi söküp atarak.
Teşekkürü de ihmal etmemişti;
birkaç değerli pulunu elime, avuçlarıma bırakarak.
Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme:
sorar gibiydiler, neden yaptın bunu niye.
“Bir gün” dedim
“bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, son âna kadar hep bir ümidim olsun diye.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

2018 ‘ de ”Bunlar Hayatımda Olsun” Listen…

maxresdefault[1]

 

Bir şarkın olsun, senin olsun;
Hayatına her giren insana “Bu benim şarkım bak..!” diye dinlet. Bir gün o kişinin hayatından çıktığında bir radyoda denk gelirse, seni hatırlasın.
Tek bir parfümün olsun;
Özdeşleşmek iyidir. Dünya bu illa ki bir tek sen kullanmayacaksın. Öyle bir sana ait olsun ki, bir yabancıda bile duysa “Acaba burada mı?” diye, kokuyu duyanın gözü seni arasın.
Bir tane en yakın arkadaşın olsun;
Sadece kötü günde değil, iyi günde de aradığın ilk kişi olsun. Birlikte düşün, birlikte kalkın. Birbirinizi toparlayın. Yaralarınızı sarın. Herkes gittiğinde “Şanssızlığınıza” biraz gülün, biraz ağlayın.
Bir tane çok büyük aşkın olsun;
Rakıya bahane olsun. Bir dönem çok sevmiş ol, bi dönem nefret etmiş. Her şey küllendikten sonra tebessümle hatırla. Biraz da bir yanın acıyarak. “O olsaydı nasıl olurdu acaba hayatım?” diye sorgulayarak. Artık bir şey hissetmesen de “Başına bir şey gelse yine de ilk ben koşarım” diyecek kadar.
Bol bol kitap oku biri seni derinden etkileyene kadar oku;
Onu bulduğunda kimseyle paylaşma. O hikaye senin. Beğenmediğin sayfayı yırt sevdiğin yerleri yıldızlarla donat. Başucunda dursun. Belki bir gün biri gizlice o sayfaları keşfeder. Seni daha iyi tanıma imkanı olur.
Salaş bir restaurant edin;
Patronundan garsonuna kadar tanı. Kafan mı bozuk, mekan dolu mu?, sana yer açacakları kadar müdavimi ol. Bir masan olsun hep oturduğun. Bir başına gitsen bile başına bir şey gelmeyeceğini bil. Bir gün belki kapanır ya da yıkılır. Ama sen önünden her geçtiğinde “Burda eskiden hep bir yerim vardı..” dersin.
Bir hobin;
Kaçmak için. Hiçbir şey düşünmediğin. Dünyadan uzaklaşabildiğin. Onunla övün. En iyi yaptığın şey olsun. Insanlar şaşırsın. Senin için çocuk oyuncağı olsun.
Bir şey iste;
İmkansız olsun. Peşinden koş. Yorul. Defalarca vazgeç. Defalarca dene. Susmanın çaresizliğini de yaşa bağırmanın da. Uykuların kaçsın. Düşündükçe saç diplerin bile uyuşsun. Her ne ise bu istediğin, aşk da olur iş de. Bağrına taş bas gerekirse. Yeter ki gece yatağına yattığında “Ben elimden geleni yaptım” de. Bazen kazanamamış olsan da, yapabileceklerinin ya da bir şeyi delice istemenin limitini görmek de zaferdir.
Vakit ayırdığın bir ailen olsun;
Yarın kaybettiğinde keşke daha çok zaman ayırsaydım demeyeceğin. Pişmanlık kötüdür. Bir daha geri getirmeye gücünün yetmedikleri içinse, iskence. Kıymetini bil. Yarın ne olacağı belli degil. Kalp krizi dediğin bir kaç saniye. Kalp kırma.
Sınırların olsun aşılamayacak. Duvarların olsun yıkılamayacak. Herkes bilsin. Ona göre davransın.
Bir alanın olsun metre karesi dert değil;
Kapısını kapattığında gerçek sen olabildiğin. Dört duvardan birininin dibine çöküp ağlayabildiğin. Güçsüzlüğünü yaşayabildiğin. Sonra daha güçlü kalkabildiğin. Kaldığın yerden devam edebildiğin. İnsan en çok “Kendini” özlüyor çünkü.
Bir sevdiğin olsun;
Belki hayallerindeki gibi olmaz koşullar ama, bir şeyleri birlikte var etmenin tadı bi başka. Para amaç değil, araç olsun mutluluğuna. Olmadığı zaman da elindekini cömertçe paylaşabil. En çok onla gül. Saatlerce muhabbet edebil. Birbirinize ulaşamadığınızda, “Başka biriyle mi acaba?” diye değil, “Başına bir şey mi geldi?” diye endişelen. İlişkini başkalarıyla kıyaslama. Biri sevdiğini çok söyler, biri daha çok gösterir. Sen de biri eksikse; bu seni daha az seviyor demek değildir.Telefon karıştırmakla ömür geçmez. Bir insan bir şey yapmak isterse yapar. Kalbin temizse, sen araştırmadan da karşına çıkar korkma!!. Sonuna kadar güven. Bir gün kırılırsa kalp yenisini inşa eder.
Ve;
Kalbini temiz tut. Çevreni de. Unutma yaptığın her iyilik bir gün sana geri döner.
__________ALINTI__________

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Burcunuza göre dünyaya geliş nedeniniz?..

yuskelen-burcbig[1]

 

Astroloji düşünülenin aksine, bilimsel bağlantıların en güçlü kanıtlarla sunulduğu bir bilim dalı…
Astrolojiyle ilgili, dedikodu mahiyetini aşan, bilimsel çalışmaları, bulguları, öngörüleri dikkatlice okuyor ve üzerinde çalışıyorum…
Son olarak bana gönderilen; “burcumuza göre, dünyaya geliş nedenimiz ne?..”
“Tanrı bizi dünyaya getirirken burcumuzla birlikte hangi misyonu veriyor?..” isimli çalışma, hayli ilginç sonuçları keyifli bir dille anlatıyor…
İşte burcunuza göre, Tanrı’nın bize verdiği misyonlar:
Kendinizi anlayabilmek için, Tanrı’nın verdiği misyonları; Koç burcundan itibaren okumanız gerekiyor…
Burçlarla arasındaki bütünlüğü anlamak kapsamında…
Sadece kendi burcunuzu okumaya kalkarsanız, “hayatı kendinden ibaret sayan ve evreni anlamaya çalışmayan tüm küçük egolarda” olduğu gibi olaydan hiçbir şey anlamamanız kesindir…
Hepsini bir bütünün parçaları olarak görmeniz dileğiyle…
KOÇ: KENDİNİ BEĞENME ÖZELLİĞİ
Sana ilk tohumu ekme onurunu veriyorum…
Ektiğin her bir tohuma karşılık, elinde bir milyon tohum bulacaksın…
Fakat onların büyümelerini görecek vaktin olmayacak…
İnsanların aklına “BEN”i yerleştirecek ilk kişi sen olacaksın…
Fakat bu düşünceyi geliştirme, ya da hakkında soru sorma, senin görevin olmayacak…
Yaşamının sebebi; eylemdir…
Bu eylem insanlara “BENİM YARATICILIĞIMI” haber verecek…
İyi çalışabilmen için sana “KENDİNİ BEĞENME” özelliği veriyorum…
BOĞA: “SANA GÜÇLÜ OLMA YETİSİNİ VERİYORUM”
Sana tohumu madde haline getirme gücü veriyorum…
Başlanmış olan bütün işleri senin bitirmen gerektiği için, görevin çok sabır gerektiriyor…
Aksi halde tohumlar rüzgarda savrulup kaybolacak…
Yapmanı istediğim bu görev için soru sormayacak, işin ortasında düşünceni değiştirmeyecek ve başkalarından destek beklemeyeceksin…
Bunun için sana “GÜÇLÜLÜĞÜ”, yani “GÜÇLÜ OLMA” yetisini veriyorum…
Onu akıllıca kullan…
İKİZLER: “BİLGİYİ BULACAKSIN…”
Sana insanların çevrelerinde gördükleri şeyi anlamalarını sağlayabilmek için, cevapsız sorular veriyorum… İnsanların neden konuşup, neden dinlediklerini hiçbir zaman bilemeyeceksin…
Fakat cevabı bulmak için yapacağın araştırmalarda sana armağan olarak “BİLGİ”yi vereceğim… Bilgi’yi bulacaksın…
YENGEÇ: “SANA DUYGUYU ÖĞRETME GÖREVİNİ VERİYORUM…”
Sana insanlara duyguyu öğretme görevini veriyorum… Bütün duyguları yaşayarak öğrenmeleri ve olgunluğa ulaşmaları için, onları hem ağlatıp hem güldüreceksin…
Sana olgunluğu hızla arttıracak olan, “AİLE” armağanını veriyorum…
ASLAN: “YARATICILIĞIMIN GÖRKEMİNİ DÜNYAYA GÖSTERME GÖREVİ”
Sana yaratıcılığımın tüm görkemini dünyaya gösterme görevini veriyorum… Ancak azametinde dikkatli olmalı ve bu yaratıcılığın senin değil “BENİM” olduğu gerçeğini daima hatırlamalısın…
Eğer bunu unutursan; insanlar seni küçük görecekler… Bu görevi iyi bir şekilde yerine getirirsen, büyük haz duyacaksın… Bunun için sana vereceğim armağan “ONUR”dur…
BAŞAK: “SENDEN, YARATTIKLARIMI DİKKATLİCE SINAMANI İSTİYORUM…”
Senden insanların BENİM YARATTIKLARIMLA neler yaptıklarını sınamanı istiyorum… Onların ne yaptıklarını dikkatlice inceleyip, kusurlarını hatırlatacaksın; ve böylece BENİM YARATTIKLARIMI iyice öğrenmelerini sağlayacaksın…
Sana bunu yapabilmen için “SAF DÜŞÜNCEYİ” armağan ediyorum…
TERAZİ: “UYUMSUZLUK OLAN HER YERE SENİ YERLEŞTİRECEĞİM…”
Sana insanların birbirlerine karşı olan görevlerini hatırlayabilmeleri için, HİZMET erdemini veriyorum…
Böylece insanlar işbirliğini öğrenecek… Ve kendi davranışlarının diğer yönlerini de yansıtma yeteneğini elde edecekler… UYUMSUZLUK OLAN HER YERE SENİ YERLEŞTİRECEĞİM…Bu gayretlerin için sana armağanım “Sevgi” dir…
AKREP: “HAYVANSAL İÇGÜDÜLÜRLE ÖYLESİNE UĞRAŞACAKSIN Kİ…
Sana çok güç bir görev veriyorum…
Sana düşündüklerini anlama yeteneği verdiğim halde, anladıklarını söylemene izin vermeyeceğim…
Birçok kez gördüklerinle ACI çekecek ve bu acı ile “BEN”den uzaklaşacaksın…
Bu acının “BEN”den değil, benim yanlış anlaşılmış olmamdan doğduğunu unutacaksın…
Birçok insanı hayvan gibi görecek ve onların hayvansal içgüdüleriyle öylesine uğraşacaksın ki, yolunu şaşıracaksın…
Fakat en sonunda BANA döneceksin…
Akrep sana en üst armağanım olan “AMAC”ı veriyorum…
YAY: “BİRÇOK KİŞİNİN YAŞAMINA YALNIZ BİR AN İÇİN GİRECEK…”
Senden “BEN”i yanlış anlayıp, çaresizliğe düştüğünde insanları güldürmeni istiyorum…
Bu güldürme insanlara umut verecek ve bu umutla insanların gözlerini BANA çevirmelerini sağlayacaksın…
Birçok kişinin, yaşamına yalnız bir an için girecek ve girdiğin her yaşantıdaki huzursuzluğu tanıyacaksın… Sana karanlıktaki her köşeye erişip aydınlatabilmen için, “SONSUZ BEREKET” veriyorum…
OĞLAK: “SANA İNSANLARIN SORUMLULUĞUNU YÜKLÜYORUM…”
Senden insanlara çalışmayı öğretmek için alınterini istiyorum… Tüm insanların yükünü omuzlarında taşıyacağın için, bu görevin hiç de kolay değil… Ama bu boyunduruğun yükü için, sana insanların “SORUMLULUĞUNU” yüklüyorum…
KOVA: “YALNIZLIĞIN” ACISIYLA; BENİM SEVGİMİ ÖĞRENECEKSİN…
Sana insanların, tüm olanakları görebilmek için; “GELECEK” KAVRAMINI
veriyorum… “BENİM SEVGİMİ” kişiselleştirebilmen için, “YALNIZLIK” acısını çok duyacaksın… İnsanların gözlerini yeni olanaklara çevirebilmeleri için, sana “ÖZGÜRLÜĞÜ” armağan ediyorum…
BALIK: “SENDEN İNSANLARIN ÜZÜNTÜLERİNİ GETİRMENİ İSTİYORUM…”
Sana hepsinden daha güç bir görev veriyorum…
Senden insanların ÜZÜNTÜLERİNİ toplayıp, BANA geri getirmeni istiyorum…
***
Senin gözyaşların sonunda benim gözyaşlarım olacak…
Senin topladığın üzüntüler, insanların BENİ yanlış anlamalarından doğmuş üzüntülerdir…
Senin onlara vereceğin “ŞEVKAT”le onlar yeniden BENİ anlamaya çalışacaklar…
Bu güç görev için sana en büyük armağanı veriyorum…
Sen oniki çocuğum arasında BENİ tek anlayan olacaksın…
***
Fakat bu anlayış yalnız senin içindir…
Sen onu insanlara anlatmak istediğinde, onlar seni dinlemeyeceklerdir…
Yazar: Reha Muhtar

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

4 SİHİRLİ SORU

question-1828268_960_720[1]
Bir şey istediğinizi düşündüğünüzde veya bir amacınız olduğunda kendinize sormanız için size 4 tane önemli soru önereceğim.
1- Bunu gerçekten istiyor muyum?
2- Buna tamamen hazır mıyım?
3- Bunun için kendimi yeterli buluyor muyum?
4- Bunu hak ettiğime inanıyor muyum?
Bu 4 soruya gönül rahatlığı ile evet yanıtını verdiğinizden emin olun, sonra harekete geçin. Aksi halde, bilinçsizce kendi kendinizi sabote etmeniz veya bilinçaltınızın sizi engellemesi söz konusu olacaktır. Eğer bu sorulardan birisine veya bir kaç tanesine hayır yanıtı verdiyseniz bu durumda hangi maddelerde takıldıysanız bununla ilgili olumlamalar yapmanızı öneririm.
…… yı gerçekten istiyorum.
……. için bütünüyle hazırım.
…….. için kendimi yeterli buluyorum.
……… yı hak ettiğime inanıyorum gibi.
Eğer biliyorsanız önce bir arındırma tekniği ile sorunu arındırmanız sonra olumlama yapmanız çok daha faydalı olacaktır. Örneğin önce EFT ile gerçekten istememenizle ilgili bir temizlik, sonrasında olumlamanızla çalışmanız gibi. Bu şekilde bir temizlik ve kodlama süreci kısaltacak ve alacağınız sonuçların çok daha etkili olmasınız sağlayacaktır. Eğer arındırma tekniği bilmiyorsanız olumlamanızla 21 gün düzenli olarak çalışmanızı ve günlük çalışma sürenizi uzatmanızı öneririm. Sevgiyle kalın.

Berna Özcan Demir

Not: Eft yanı sıra Access bilinçaltı temizliği de etkili olacaktır. Anette İnselberg

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

-Hemen, Hızlıca Değişmek İçin Yedi Çok ama Çok Basit Yöntem-

Değişim-Kelebek-e1441122412297[1]

Bu yılı diğerlerinden daha farklı geçirmek istiyorsanız ve bu konuda ciddiyseniz, işte önerilerim:
1- Drama bağımlılığından kurtulun. İniş-çıkışlı duygusal durumlar enerji kaybından başka bir işe yaramaz. Bu alışkanlığınızı fark edin, kırın ve gün içinde sakin kalabildiğiniz süreyi yavaş yavaş uzatın.
2-Kendinize olan takıntınızdan ve kendinize duyduğunuz körü körüne aşktan kurtulun. Bunu başarırsanız kendini kandırma ve her tecrübeyi, her anıyı, her ilişkiyi zihninde kendi istediğin rengine boyama ve daima kendini haklı çıkarma hastalığı biraz azalır. Bu da size -belki de ilk defa- kendinizi gerçekçi bir şekilde ele alma ve kusurlarınızı objektif bir şekilde (incinmeden, yaralanmadan, niye böyleyim diye ağlamadan, yok saymadan) görme imkanı tanır.
3-Dinlemeyi öğrenin. Aktif bir şekilde dinlemeyi -yani bir başkası konuşurken içiniz içinizi yiyerek, sabırsızlıkla kendi sıranızı beklemek yerine hakikaten dinlemeyi- başarmaya çalışın.
4- Kendinizden bahsetmeyin. Her fırsatta anılarınızı, huylarınızı, beğenilerinizi vs. anlatarak sahte kişiliğinizi güçlendirip pohpohlamayın. (Bu arada üzgünüm, ama hiç kimse sizin veya benim kişiliğimizle o kadar da ilgilenmiyor. Eğer dinliyorlarsa kendilerini anlatmak için sıra beklediklerindendir.)
5-Şikayet etmeyin, mızmızlanmayın. Her şey, herkes ve her durum sizin beğeninize uygun olmak ve size hizmet etmek zorunda değil. Bu basit gerçekle yüzleşin ve bunu içselleştirin. Zor zamanları, size rahatsızlık veren durumları sakince ve zarafetle atlatmaya çalışın. Böylece drama bağımlılığı da azalır.
6- Otomatize, ezbere hareketlerinizi fark edin. Kendinizi bir bilim insanı tarafsızlığıyla -kınamadan ve övmeden- izleyin ve uyanık kalın.
7- Tembel olduğunuz alanları keşfedin ve bütün gücünüzle tembelliğe karşı koyun. Erken kalkamıyorsanız: kalkın. Spora gidemiyorsanız: gidin. Bahaneler üretmeye ve ertelemeye son verin.
Eğer siz değişmezseniz hiçbir şey değişmez. Siz aynı kalırsanız bu sene ve bundan sonraki bütün seneler eskinin tekrarından ibaret olur. Değişim zor bir iştir ve yoğun, disiplinli, ciddi bir çalışma gerektirir. Birkaç kitap okuyup, birkaç kursa giderek değişim yaşanamaz.
Bir şeyi değiştirmek ve ileri götürmek için önce onun ne olduğunu, şu anda hangi seviyede durduğunu iyice anlamak gerekir. Kendinizi izleyin, bilincinizi izleyin.
İyi seneler.

ALINTI

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aşk Hakkında 5 Çin Atasözü

kiraz-cicegi[1]

Savaşlardan, iç çatışmalardan ve diktatörlükten bu kadar acı çekmiş bir ülke olan Çin’in, bilgelik felsefesinin, popüler bir kaynağı olması gerçekten ilgi çekici bir durumdur. Bu sebeple, bugün aşk ile ilgili bazı Çin atasözlerinden derlediğimiz bilgileri sizler ile paylaşacağız.
Çin atasözleri özellikle aşk, romantizm ya da romantik ilişkiler üzerine odaklanma eğiliminde değiller. Bu atasözlerinin amacı, daha ziyade, hayatın anlamını ve bilgeliğin kaynağını bulmak veya insani davranışlara bir açıklama getirmektir. Bununla birlikte, kalbimizi ısıtan ve gerçekten de kulağa çok güzel gelen bazı örnekleri de vardır.

En güzel Çin aşk atasözleri

1)“İnsanlar her gün saçlarını düzeltir, peki ya kalpleri?”
Bu, romantik ilişkiler hakkında son derece sade ama bir o kadar da sembolik Çin atasözlerinden biridir. Genel olarak, çoğumuz gün içerisinde bir çok kez aynaya bakar ve iyi görünmek için oldukça çaba harcarız. Şık giysiler giyer, saçlarımızı düzeltir ve en tatlı gülüşümüzü takarak evden çıkarız.
İyi görünmek o kadar da zor bir mesele değil. Buna rağmen, her geçen gün daha fazla sayıda insan, daha iyi görünmek adına, aynanın önünde saatlerini harcıyor. Peki ya bu saatlerin bir kısmını kalbimizi düzeltmek için kullansaydık, ne olurdu?
Fiziksel olarak iyi görünmeye harcamış olduğunuz zamanı biraz kısıp, kişisel ilişkilerinize daha fazla odaklanırsanız, hayatınızın nasıl değişebileceğini hiç düşündünüz mü? Bu Çin atasözünün, bilgeliği ve kıvraklığı da burada kendini belli ediyor: insanların kendi iç dünyalarına bakmaya ve daha az fizikselliğe odaklanmayı öğütlüyor.

2)“Kalıcı duygular kalıcı sonuçlar doğurur”
Hayatlarımızı çok hızlı bir biçimde yaşıyoruz. Sürekli olarak büyük miktarda bilgiye ve uyarıcıya maruz kalıyoruz. Ancak, değişmeyen bir şey var: aşk. Aşk ne kadar derin olursa, sonuçları da o kadar derin olacaktır. Duygularımızın yararlı sonuçlarına atıfta bulunduğu için, en güzel Çin aşk atasözlerinden biridir.
Duygularımız ne kadar samimi ve içten gelirse, meyveleri de o denli tatlı ve uzun süre bozulmadan kalacaktır.

Bu durum, kısa süreli, anlık duygulardan ve yükselmelerden beslenen bir toplumda, icrası zor bir duygu olabilir. Kısa bir süre içerisinde sahip olduğumuz her şeyi tüketebiliyoruz. Uzun vadede, duygusal alanlarımız da dahil olmak üzere, yaşadığımız hissiyatların çoğunda halen çok daha büyük fayda sağlayacağı için, bu atasözünü hayatımızda yaygın bir şekilde kullanabiliriz.

3)“Kalp hiç konuşmaz, ancak anlamak için onu dinlemelisin”
Kalbimizin hiç bir zaman konuşamadığı doğrudur, ancak… iyi bir dinleyici için zaten gerekli olan birkaç kelimeden fazlası değildir. Sık sık, duygularımızın bizi yönlendirmesine izin vermekte zorluk çekeriz. Bununla birlikte, bazen akla dayalı bir yaşam tarzına bu kadar dayanmadan yaşamak ve mantığımızı bir kenara bırakmak daha yararlıdır.
Bu manada bu atasözü çok mantıklıdır. Duygularımızı kelimelerle açıklamaya çalışmak, her zaman kolay olmaz ve kendimizi duygularımızın kontrolüne bırakırsak, yaşamımız daha da sade bir hal alabilir. Eğer sürekli olarak mantığımıza dayalı bir yaşam tarzı bellersek, karakterimizin önemli bir bölümünü elbet bir gün kaybederiz.

4)“Aşk yalvararak olmaz, hak etmek lazım”
Duygularımızla alakalı bir şey istemek zorunda olduğumuz zaman, elde ettiğimiz şey, istediğimizin tersi olabilir. Birine gidip, sizi sevmesi için yalvaramazsınız, çünkü sevgi ve aşk talep edilecek durumlar değildir. Bununla birlikte, kendinizi başka birinin sevgisini hak eden biri haline getirirseniz, bu durumun olasılığı büyük ölçüde artar.
Sizi sevmek isteyip istemediklerini başkalarına sormayın. Onları doğrudan sevin ve en derin hislerini hak edin.

5)“Acı çekmekten korkan biri zaten korkunun kendisinden acı çekiyordur”
Bahsedeceğimiz son Çin atasözü, doğrudan aşk ile bağlantılı olmasa da, onunla ilgilidir. Kaç kişinin çekeceği acı ve bu acının korkusu yüzünden yeni bir ilişkiye başlamaya cesaret edemediğini biliyor musunuz? Ama bu akıl dolu atasözü kafamızda muallakta kalan bir çok şeyi netleştiriyor. Eğer acıdan çok korkuyorsanız, gerçekte de zaten acı çekiyorsunuz demektir.
İster aşktan, ister yeni bir şeye başlamaktan ya da ister yeni yollar denemekten olsun, kendinize dair korkularınız, size daha çok acı veren bir durumdur.

Aşkla ilgili bu Çin atasözleri, muhteşem bilgelik izleri taşır. Gerçekte, hayatımızda olup biten çoğu olay doğrudan bizim ile ilgilidir. Eğer korkuyorsak, eğer ilk adımı atmaktan çekiniyorsak, eğer kalbimize uzaktan bakıyor ve gerçek olmayan duyguları yaşamaya çalışıyorsak, bizi tatmin edebilen insanları çok zor buluruz.
Bu güzel sözler kulağınıza küpe olsun. Mutlu olmak, daha fazla sevgi ile dolup taşmak, hayatınızı dolu dolu yaşamak sizin kendi ellerinizde.

Kaynak: Aklınızı Keşfedin

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

2018 Yılına Kendinize Yapmanız Gereken 17 Paha Biçilmez İyilikle Başlayın…

12li-mini-cici-top-yilbasi-agaci-susu-kirmizi-4cm-1680-500x500[1]

 

1. Kendinizi değersiz hissettiren insanları hayatınızdan bir bir uzaklaştırmak.
Büyük şeyler başarabilecek yeteneğiniz, azminiz olmasına rağmen böyle bir çevreye sahip olduğunuzda “Zor o iş”, “Yapamazsın sen onu” diyenler yüzünden olmanız gereken yerden çok daha aşağılarda oluyorsunuz. Potansiyelinizi kısıtlayan her türlü ortamdan uzaklaşın.
2. Başka insanların hayatlarına özenmemek
Sürüler halinde başkalarının hayatına özenilip, onlar ne yapıyorsa aynısını yapma uğraşına giriliyor. Ayrılınca kurdun kapmadığı bir sürü bu, iyisi mi ayrılın.
3. Yalnız kaldığınızda bile sıkılmayan biri olabilmek.
Niye yalnızken karamsar olunur ki, mis gibi kafa dinliyorsunuz. İnsanlarla da uğraşmak zorunda kalmıyorsunuz.
4. Düzenli olarak şehirden uzaklaşıp doğaya kaçmak.
İnsan içine çıkmak da gerekmez, isterseniz tek başınıza gidin doğayla iç içe olabileceğiniz bir yere. Hayatın mola yeri gibidir buraları.
5. Her şeyi kafaya takmamak.
Söylemesi kolay, gerçekleştirmesi zor bir durum. Zamana yayarak takmamayı da öğrenebiliyorsunuz. Şimdiye kadar taktınız da ne oldu, sadece kendinize zarar.
6. Geçmişi geçmişte bırakıp yeni bir sayfa açmak.
Geçmişe sadece ders olması için bakın. Yoksa bir yük olmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
7. Paranın peşinden koşarken anı kaçırmamak.
Yaşlanınca dört bir tarafın parayla dolu olsa ne fayda, her yaşın tadını ayrı ayrı çıkaramadıkça.
8. Eşyaya ve insana bağımlı olmamak.
“Kişi nesneleri düşündüğünde, bunlara karşı bir bağımlılık ortaya çıkar; bağımlılıktan arzu doğar; arzudan öfke doğar. Öfkeden yanılgı gelir; yanılgıdan aklın yitimi; aklın yitiminden ayrım kabiliyetinin çöküşü gelir. Ayrım kabiliyetinin yok oluşuyla kişi mahvolur.” – Bhagavad Gita
9. İzleyici olmaktan çıkıp, yapmaya başlamak.
Enstrüman çalmayı mı öğrenmek istiyorsunuz, yapın o zaman; dünyayı gezmek mi istiyorsunuz, yapın o zaman. Hayat geçip gidiyor, en iyi zaman şimdidir. Bundan 20 yıl sonra ahlar etmemek için ertelemeyin, sadece yapın!
10. Kaçmış fırsatlar için ağlamayı bırakmak.
Kaçan fırsatlar için üzülürken önünüzden geçen fırsatları görmeyebilirsiniz. Biri gider, biri gelir.
11. Yeniliklere açık olmak.
Yeni insanlar, yeni müzikler, yeni şehirler keşfedin. Maceracı bir kişiliğiniz olsun, böylece sürekli yepyeni bir insan olarak kalacaksınız.
12. El alem ne der düşüncesine gereksiz yere kafa yormamak.
Kim ne der diye aldırmadan yaşayın. Siz hayatınıza ne diyorsunuz, asıl o önemli.
13. Gerek bilgi gerek sağlık olarak kendinize yatırım yapmak.
Kötü alışkanlıklarınızdan kurtulun, spor yapın, tecrübeler edinin, okuyun, okuyun, okuyun…
14. İçinize sinmeyen hiçbir şeyi yapmamak.
Yaş kemale erdi diye çevre baskısından dolayı duygularınızdan emin olmadığınız biriyle evlenmeyin mesela; ya da en basit konu bile içinize sinmiyorsa yapmayın, boş verin!
15. Her işinizi kendiniz görebilmeye alışmak.
Kimseye muhtaç kalmadan kendi işinizi kendiniz görmeye çalışın. Zaten başkasına güvendiğinizde illaki bir aksilik çıkıyor. Hem bu şekilde daha fazla tecrübe kazanırsınız ve ileride karşılacağınız sorunlar karşısında dimdik durursunuz.
16. Mücadele etmekten ve hatalarla yüzleşmekten kaçmamak.
Çözmenin ve düzeltmenin zor olduğu durumlarda bile en azından denemiş olun.
17. Koskoca bir evrende göz açıp kapayıncaya kadar yaşayan zerre kadar canlılar olduğumuzun farkına varmak.
Yani hiçbir şey için kendinizi yıpratmaya değmez.
Hayat kısa, anı yaşa…
Kaynak: storia.me

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »