DENGE YASASI: ORTA YOLU BULMAK
Nasıl yerçekimi evreni bir arada tutan bir yapıştırıcı ise, denge de evrenin sırlarının kapısını açan anahtardır. Denge; beden, zihin ve duygularımız, varlığımızın her boyutu için geçerlidir. Yaptığımız her şeyde, az ya da çok yaptığımızı bize hatırlatır. Yaşam sarkacımız ya da alışkanlıklarımız en uçlara gittiğinde diğer uca gitmemiz de kaçınılmazdır.
SEÇİMLER YASASI: GÜCÜMÜZE YENİDEN SAHİP ÇIKMAK
Özgür iradenin sorumluluğu hem yıkıcı hem yapıcıdır. Seçimin gücüdür bu. Geleceğimizi büyük ölçüde belirleyen şimdi yaptığımız seçimlerdir. Koşullarımızı her zaman kontrol edemeyiz ama tepkilerimizi seçebiliriz. Seçim gücümüze sahip çıktğımızda dünyada dolu dolu yaşama cesaretini de buluruz.
SÜREÇ YASASI: HAYATI ADIM ADIM YAŞAMAK
Süreç, her seyahatin küçük adımlarıdır. Adım adım her amaca ulaşılır. Süreç, zamanı aşar, sabrı öğretir, dikkatli bir hazırlanmanın sağlam temelini oluşturur. Ve ortaya çıkmayı bekleyen potansiyelimize güvenmeyi sağlar.
ŞİMDİ YASASI: ANDA YAŞAMAK
Zaman “geçmiş’ten geleceğe” uzanan bir paradokstur. Zamanın gerçekliği yalnızca zihnimizdedir. Zaman kavramı düşüncenin, dilin ve toplumsal fikir birliğinin bir ürünüdür. İşte daha derin bir gerçek: Yalnızca bu an var.
ŞEFKAT YASASI: İNSANLIĞIMIZIN UYANIŞI
Evren bizi yargılamaz; sadece sonuçları ve dersleri gösterir. Neden-sonuç yasasıyla bize öğrenme ve denge kurma olanaklarını sunar. Şefkat her birimizin o andaki inanç ve kapasite sınırlarımız içinde yapabildiğimizin en iyisini yaptığımızın anayışını kazanmaktır.
GÜVEN YASASI: RUHA GÜVENMEK
Güven, evrensel bilinçle doğrudan bağlantımızdır. Güven işittiğimizden, okuduğumuzdan, öğrendiğimizden daha fazlasını bildiğimizi bize hatırlatır. Hepimizin içinde olan Evrensel Ruhun bilgeliğini, sevgisini hissetmek için görmemiz, dinlememiz ve güvenmemiz yeterlidir.
BEKLENTİ YASASI: REALİTEMİZİ GENİŞLETMEK
Enerji düşünceyi takip eder. Hayal edebildiğimizin ötesine değil, ona doğru gideriz. İnandığımız, beklediğimiz, umut ettiğimiz şeyler deneyimlerimizi yaratır ve renklendirir. Mümkün olabileceğini gördüğümüz en derin inançlarımızı genişleterek yaşam deneyimizi değiştirebiliriz.
ONUR YASASI: GERÇEK DOĞRULARIMIZI YAŞAMAK
Onur, ruhsal yasalarla uyum içinde yaşamak ve davranmaktır. Koşullar bize ne kadar karşı olursa olsun, onurlu yaşamak, içsel gerçeğimizi bilmek, kabul etmek ve ifade etmektir. Başkalarına söylediklerimizle değil, davranışlarımızla ilham vermektir.
EYLEM YASASI: YAŞAMI UYGULAMAK
Ne kadar hissedersek ya da bilirsek bilelim, potansiyelimiz ve yeteneklerimiz ne olursa olsun, yalnızca uygulamayla onları gerçekleştirebiliriz. Çoğumuz kendimizi adama, cesaret ve sevgi gibi kavramların ne olduğunu anlıyoruz. Ama ancak bunları uyguladığımızda ne olduklarını bilebiliriz. Yapmak, anlayışı getirir. Uygulamak bilgiyi bilgeliğe dönüştürür.
DEĞİŞİM YASASI: DOĞANIN MÜZİĞİYLE DANS ETMEK
Doğanın ritmi, dönemleri, devreleri vardır. Mevsim dönemleri, yıldızların ritmi, gel git hareketlerinin devreleri gibi. Mevsimler birbirini itmez. Bulutlar gökyüzünde yarış etmez. Her şey kendi zamanında olur. Tıpkı yükselen ve alçalan okyanus dalgaları gibi.
TESLİMİYET YASASI: YÜKSEK İRADEYİ KUCAKLAMAK
Teslimiyet, açık kollarla bu anı, bu bedeni, bu hayatı kabul etmektir. Teslimiyet, kendi yolunun önünden çekilerek, yüksek irade ile uyum içinde yaşayabilmektir. Teslimiyet, yüreğin bilgeliğidir. Teslimiyet, pasif bir boyun eğme değildir. Teslimiyet, her zorluğa ruhsal gelişim ve genişleyen farkındalık olarak bakabilmektir.
BÜTÜNLÜK YASASI: BAĞLANTIMIZI HATIRLAMAK
Dünyada farklı yaşamları olan farklı varlıklar gibi görünüyoruz. Ama her farklı yağmur damlası nasıl okyanusun bir parçasıysa her birimiz de farkındalık okyanusunun, Tanrı’nın bedeninin bir parçasıyız. Hepimizin bir olduğu yüce gerçeğinin derinliklerinde sevgiyi ve huzuru bul. Korku, kıskançlık ve öfkenin ağırlığını geride bırakarak, anlayışın kanatlarında uç. Şefkat ülkesine doğru.
(Dan Millman’ın “Ruhun Yasaları” adlı kitabından özetlenerek derlenmiştir.)
Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar: – “Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?”
1. Bana su getirtmeyin, bana da su getirmeyin. Aramızda hizmetçi yok, herkes kendi işini yapsın. Evde küçük yaşta iş gücü kullanmaya ve sevgi istismarına son.
Dünyadaki her şeyin bir sebebi vardır. Her bitki bir hastalığı tedavi etmek için büyür. Ve her insan bir görevle yaratılmıştır
– Bekarsanız; evlenmek, çoluk çocuğa karışmak kutsal bir emir sanki size… Ödülü ise düzenli bir yaşam, ”düzgün” bir eştir… Çocuk olmasa başa çıkılmaz bir dert… Olsa gönüllü kölelik…– Evliyseniz; özgür olmak, hesap vermemek, dırdır çekmemek hayallerinizi süsler… Bu duyguların asıl adı, sorumluluktan kaçmak hatta çapkınlıktır… Neyse bu konu çetrefilli, yandan geçelim.
– İşsizseniz; İş bulup çalışmak yaşamdaki tek amacınız olur… Kimseye muhtaç olmayacak bir gelir, işe yarama duygusu, toplumsal bir statü için çalışıyor olmak gerektiğine inanırsınız ve o güzelim anları kendinize zehir edersiniz… Siz etmeseniz başkaları zehir eder… Neye yarar toplumsal statü ve işe yarama duygusu hala anlamadım…
– Çalışıyorsanız; bir saatlik işten kaçış bile kutsaldır… Hafta sonları, yıllık izin hatta çalışmadığını bir gün bile kıymetlidir… Kısacası çalıştığınız saatler yaşamadığınız, yaşadığınız saatler çalışmadığınız saatlerdir…
‘’İşte ben buyum” diyemeden göçüp gitmek galiba insanın kaderi… Nereye varsan, neye ulaşsan, hangi düşüne kavuşsan, yeni yollar seriliveriyor önüne…
Çalışıyorum şu an ve bu güzelim saatte…önümdeki bilgisayarı camdan aşağı atmayı ve evrakları yırtmayı arzulayan düşüncelerime ”çüş” diyorum
Kaynak: Kuyucak/Milliyet Blog…
Hep gülümse, hiç ağlama;
çok sev, hiç ayrılma;
Mutlu ol, umutsuz olma,
çünkü sen ”SEN” olduğun için özelsin UNUTMA…!
Kimse senin değil, sen de kimsenin değilsin.
Doğuştan hakkınmış gibi davranıp örseleme onu, hayatına konuk gelmiş insanı ağırlamayı bil.. ”
Bedia Ceylan Güzelce ”
Güzel bir rahibenin 4500 sene önce bir krala çivi yazısıyla yazdığı dünyanın ilk aşk mektubu, İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunmaktadır;
Güveyi, kalbimin sevgilisi,
Senin güzelliğin fazladır,
bal gibi tatlı Beni büyüledin,
Senin önünde titreyerek durayım,
Güveyi,
seni okşayayım,
Benim kıymetli okşayışım baldan hoştur,
Bağışla bana okşayışlarını,
Benim beyim Tanrım,
Benim beyim baygınlığım,
Enlil’in kalbini memnun eden Su-Sin’im,
Bağışla bana okşayışlarını.
Bir tavsan önüne bir daktilo almış tak tuk tak tuk bir şeyler yazıyor. Oradan geçen bir tilki : – Hey tavsan ne yazıyorsun? … * Doktora tezimi yazıyorum.
— Ha öyle mi, çok güzel ne hakkında?
Tavşanların tilkileri nasıl yedikleri hakkında.
— Yok, canım olur mu öyle şey hiç tavşanlar tilki yerler mi?
* Olur canım gel istersen sana ispat edeyim. Beraberce tavşanın yuvasına girerler biraz sonra tavsan tek başına çıkar ve yine daktilosunun başına geçer tak tuk bir şeyler yazmaya devam eder. Daha sonra oradan geçen bir kurt tavşanı görür.
* Hey tavsan ne yazıyorsun?
— Doktora tezimi.
* Ne hakkında?
— Tavşanların kurtları yemesi hakkında.
* Yayınlamayı düşünmüyorsun herhalde buna kim inanır.
— Doğru olmaz mı gel istersen göstereyim. Yine beraberce yuvaya girerler tavsan biraz sonra tek başına dışarı çıkar.
Tavşanın Yuvasını merak mı ettiniz? Manzara Şudur ; Tavşanın yuvasının içi: Bir köşede tilkinin kemikleri… Bir kösede kurdun kemikleri… Diğer köşede ise; bir Aslan kürdanla dişlerini temizliyor! Doktora tezi yapmak için; tezin önemi yoktur. Konunun da önemi yoktur. Önemli olan; Tez Danışmanındır…
