Ağaçlara Sarılmak Enerjinizi Değiştiriyor: Hiç Bir Ağaca Dokunduğunuzda Farklı Hissettiğiniz Oldu Mu?

Agaca-Sarilmak-Omre-Omur-Katiyor_462[1]

 

 

 
Son araştırmalara göre, bir ağaca sarılmak, DEHB, depresyon ve diğer zihinsel hastalık biçimleri de dahil olmak üzere birçok sağlık sorununa yardımcı olabilir. Genellikle ekoloji ve gezegenden bahsederken bu uygulama hakkında şaka yaparız, ancak ağaca sarılmanın aslında sağlığınız için iyi olduğu yapılan birçok araştırmayla ortaya çıkıyor. Yeni yayınlanmış bir kitap olan Science Blinded’a göre yazar Matthew Silverstone, ağaçların refah seviyemizi iyileştirdiğine inanıyor.

Ağaca sarılmak nasıl bir etki yaratır?

Yazarın araştırmasına göre, bir ağaçla yakın bir bağ kurmak konsantrasyon ve tepki sürelerinizi geliştirmeye yardımcı olabilir. Bir ağacı kucaklamanın baş ağrılarını hafifletebileceği bile araştırmalarda rastlanan bir bulgu oldu.
Diğer çalışmalar, doğada ve bitkiler arasında vakit geçirmenin pozitif fizyolojik ve psikolojik faydalarını göstermiştir. Yeşil alanlara karşı psikolojik olarak şifa verici ve çekici bulduğumuz bir şeyler olduğu kesin.
Siz ve ağaç arasındaki etkileşim nasıl gerçekleşir?

Önceki araştırmalardan yola çıkarak, birçok bilim insanı açık ve yeşil alanların bu faydalı etkileri ürettiğini teorilere dayandırdı. Ancak Matthew Silverstone, ağaçların (ve bitkilerin) kendilerinin iyileştirici yönleri olduğunu keşfetti. Ona göre her şey titreşime dayanıyor.

Muhtemelen doğadaki her şeyin “titreşimsel” bir etkileşimi olduğunu duymuşsunuzdur. Bazı titreşimlerin bizi etkilediğini bilmeniz gerek. Sonuçta, karanlık, kapalı bir hücreye kıyasla güzel bir parkta olduğunuzda farklı “titreşimler” hissetmiyor musunuz? Bu sadece bir örnek. Bilim insanları, 10Hz’lik bir titreşimle alınan içme suyunun, içtiğiniz anda kan pıhtılaşma oranlarını değiştirebileceğini dahi kanıtlamıştır.

 

Ağaçların da benzer bir etkisi vardır. Onların titreşim örgüleri ya da dizileri bize etki eder. Bir ağaca temas ettiğinizde, onun size yaydığı titreşimler vücudunuzdaki bazı davranışları değiştirecektir. Anlaşılan o ki ağaçların titreşimleri, sizi yatıştırmak ve zihinsel dengenizi geri getirmek için harika bir varlık.
Bir ağaca nasıl sarılırsınız?

Bu kulağa aptalca bir soru gibi geliyor olabilir. Bir ağaca gidiyorsunuz ve kollarını çevreliyorsunuz değil mi? Elbette, bunu yapmanın bir yolu budur, ancak bunu daha bilinçli bir farkındalık ile de yapabilirsiniz. Böylece ağacın enerjisini almakla kalmaz, aynı zamanda geri verirsiniz. İşte bunu yapmak için öncelikle kendinize 5 dakika ya da isteğinize göre daha fazla bir süre tanıyın.

 

Eğer imkanınız varsa ağaca çıkın ve etrafınıza bakın sonrasında ise sırtınızı ağaca yaslayın ve sahip olduğunuz enerjinin değişimini hissedin. Yapacağınız enerji alışverişi sizin mental sağlığınızı çok kısa bir sürede dengeleyecektir. Konsantre olduğunuzda ağacın size yaydığı pozitif enerjiyi hissedeceksiniz.
Kaynak: filoji.com/agaclara-sarilmak-enerjinizi-degistiriyor-hic-bir-agaca-dokundugunuzda-farkli-hissettiginiz-oldu-mu/

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Erich Fromm’a Göre Sevginin Değişmeyen 12 Kuralı

hqdefault[1]

 

 

Hümanist psikolojinin önemli temsilcilerinden Erich Fromm’un, “Sevgi Sanatı” adlı eserinden sizler için oluşturduğumuz başyapıt niteliğindeki sözleri…

1.) “Önemli olan sözler değil, davranışlardır. Sevdiğini söyleyen biri yerine, sevgisini gösteren birine inanın.”

2.) “Yanında huzur bulduğunuz insanlar servetinizdir.”

3.) “En zor şartta bile, en kızgın anda bile, en beklenmedik yerde bile, açan şemsiyedir sevgi.”

4.) “Birini mükemmel olduğu için sevmezsin. O, sen sevdiğin için mükemmeldir.”

5.) “Hayatımıza giren herkes değerlidir ama herkes özel değildir. Saygı hepsine, sevgi layık olana verilir.”

6.) “Sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz ‘etken ilgi’dir.”

7.) “Sevmek öğretmenin tek yoludur.”

8.) “Sevmek bir eylemdir, edilgen bir duygu değil. Bir şeyin “içinde olmaktır” bir şeye “kapılmak” değil. En genel biçimiyle sevmenin etkin yapısı, sevmenin almak değil öncelikle vermek olduğu biçiminde tanımlanabilir.”

9.) “İnsanın varoluş sorununun en sağlıklı ve doyumcul yanıtı sevgidir, dolayısıyla sevginin gelişimine yer vermeyen bir toplum gelecekte insan doğasının bu temel gereksinimini gözden kaçırdığı için yok olacaktır.”

10.) “Gerçek bilgiye erişmenin tek yolu sevme edimidir. Bir insanı ancak nesnel olarak tanıyarak, onun değişmeyen özüyle, sevgi edimi ile kavrayabiliriz.”

11.) “Sevgi olmadan insanlık bir gün için bile var olamaz.”

12.) “Sevmek kendini karşılıksız olarak adamak, sevgimizin sevilen kişide de sevgi oluşturacağı ümidini taşımak demektir. Sevgi bir inanç eylemidir. İnancı az olanın sevgisi de azdır.”

* Feyza Yeşilyılmaz

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatta aynen böyle, insanlara yakından bakmadıkça kim olduklarını anlayamazsınız…

IMG_5826

Fotoğrafa baktığınızda köpek, tavşan ve kedi görüyorsunuz. Fakat fotoğraflara yakından bakarsanız ne kadar güzel olduklarını göreceksiniz.

Hayatta aynen böyle, insanlara yakından bakmadıkça kim olduklarını anlayamazsınız…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Thomas Alva Edison, kahraman bir anne tarafından, yüzyılın dahisi haline getirilmiş, “şaşkın” bir çocuktu.

26733596_10208771739369767_7483158578919831652_n[1]

 

Thomas Edison ampulü bulan mucit. Sadece ampul değil birçok yeni buluşa imza atan biri. Fakat onun da başından farklı bir öğretmen hikayesi geçiyor.
Thomas Edison bir gün eve gelir ve öğretmenin ona verdiği kağıdı annesine uzatır ve sadece annesinin açması gerektiğini söyler. Thomas Edison o kağıdın içinde ne yazıldığını bilmemekteydi çünkü öğretmeni sadece annesinin açması gerektiğini söylemişti.
Thomas Edison’ın annesi kağıdı okuduğu andan itibaren ağlamaya başlar. Edison annesine ne olduğunu sorunca annesi, ‘Oğlunuz bir dahi. Bu okul onun için çok küçük ve onu eğitecek yeterlilikte öğretmenimiz yok. Lütfen onu kendiniz eğitin’ yazısını okur.
Ama aslında gerçek öyle değildir ve bilim insanı bunu aradan uzun zaman geçtikten sonra öğrenir. Edison’un annesi vefat ettiğinde, o artık yüzyılın en büyük bilim insanlarından biriydi ve bir gün eski aile eşyalarını karıştırırken birden çekmecenin köşesinde katlı halde bir kağıt bulmasıyla gerçekleri öğrenir.
Kağıtta “Oğlunuz “şaşkın” (akıl hastası) bir çocuktur. Artık kendisinin okulumuza gelmesine izin vermiyoruz…” yazılıydı.
Edison saatlerce ağladıktan sonra günlüğüne şu satırları yazdı: Thomas Alva Edison, kahraman bir anne tarafından, yüzyılın dahisi haline getirilmiş, “şaşkın” bir çocuktu.
THOMAS EDİSON KİMDİR? Edison 11 Şubat 1847 doğdu, 18 Ekim 1931 tarihinde ise hayatını kaybetti. Hayatı boyunca bilim ile uğraşıp insanlık için çalışmalarda bulundu.
1883 yılında en büyük icadı olan ampülü icat etmiştir.
(Alıntı)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ZİHİN KONTROL YÖNTEMLERİ

1.eeg[1]

 

Hepimiz ruhsal sağlığımızın nasıl bedensel sağlığımızı etkilediğini biliriz. Bu yüzden ruhsal dengemiz çok önemlidir. Bunun yolu ise zihni kontrol etmekten geçer. Japon geleneksel savaş sanatlarında kişi dövüş tekniklerini öğrenmeden önce zihinsel yeterliliğini yükseltmek zorundaymış. Kısaca bir kişiye dövüşmeyi öğretmeden önce zihnini doğru şekilde yönetebilme yeteneklerine bakarlarmış.
Antik Japonya’da dövüş sanatını öğretirken kişinin ruhsal derinliğe ulaşıp ulaşılmadığına bakılırmış. İşte bu 4 ruhsal aşamayı geçen kişiler büyük savaşçılar olurlarmış. Bu 4 gizli aşama 4 elementin gücü ile ilgilidir.
1- Toprak gibi ol.
Kişi toprağa bağlıdır. Toprak ise gerçekliği temsil eder. Her zaman gerçekleri görmeyi ve gerçek dünyaya odaklanmayı söyler. Toprağa sağlam bas ve onu hisset.
Egzersiz
Toprakla uğraş. Ellerine arada bir mutlaka biraz toprak al. Çiçek yetiştirebilirsin mesela. 21. yüzyılda topraktan ne kadar uzak olduğumuz düşünülürse ruhsal olarak düşmemizin bir nedeni bu olabilir.

2- Ateş gibi ol
Ateş çok yıkıcı ve tehlikeli bir güçtür. Aynı zamanda yüzyıllardır bilgeliğin sembolü olmuştur. Ateş ayrıca bir cezalandırıcı figürü oluşturur. Ama dervişlerin meşhur sözü aşk ile yanmak ve pişmek çok önemlidir. Yaşadığımız zorlu dönemler bizi üzer. Bunu bir ateş gibi düşünebilirsiniz. Bilgeliğin ateşi yakarken öğretir. Deneyimler genellikle bizi zorlayan zamanlardan kazanılır.
Egzersiz
çakra olan ateş çakrası karnımızdadır. Zihnimizde o çakraya konsantre olmalı ve tutkumuzu ve deneyimlediklerimizi yükseltmeliyiz. Çünkü ateş tutkunun ve gücün elementidir.

3- Su gibi ol
Dünyadaki en yumuşak şey su elementidir. Hafiftir, gerçekte tatsız ve kokusuzdur ve 3 halde bulunabilir. Buz iken soğuk ve katıdır. Sıvı iken yumuşak ama yıkıcı olabilir ve gaz halindeyken doğal yaşamın gücünü taşır. Teslim olmak kaybetmek değildir o her noktaya nüfuz etmektir. Su çok güçlü ruhsal bir elementtir. Yaşamı sağlayan ve yaşama uyum sağlayan element o dur.
Egzersiz
Uzanın ve zihninizde bir nehir düşünün. O nehrin yanında olduğunuzu ve akışı izlediğinizi hayal edin. Sadece nehri ve akışı izlemeyi imajine edin. 10 dakika boyunca yapmaya gayret edin.

4- Rüzgar gibi ol
Rüzgar bir yönde esmez. İstediği zaman yönünü değiştirir. O yaşamın öz gücünü taşır. Ciğerlerimize giren hava ve çevremizdeki atmosfer o elementin etkisidir. Hava esnektir ve sakindir. O diğer elementlerin tamamlayıcısıdır. Onu anladığımızda hayatın anlamına giden yolu keşfetmiş oluruz.

Egzersiz
Nefes egzersizi yapın. Nefesinize odaklanın ve 10 dakika boyunca nefesinizi izleyin.
Bu gizli öğretiler hayatımızı güçlendirir ve şekillendirir. Zorluklar karşısındaki duruşumuza destek olurlar. Gerektiğinde su gibi olmalıyız. Bu anlayışla gelen güçtür. Gerektiğinde ateş gibi olmalıyız. Tutkulu ve mücadeleci olmalıyız. Rüzgar gibi sorunlara karşı yeni çözümler için yönümüzü ve fikirlerimizi değiştirmeliyiz. Esnek olmalıyız. Gerektiğinde Toprak gibi sağlam ve güvenilir olmalı ve doğru analiz etmeliyiz.
Yazar: Evrim Bilge
Kaynak; spiritueller

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM” demeyin…

can-akin-niye-ben-yk-8-728[1]

Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı. Bir gün cesaretini
toplayarak bir grup tırmanışına katıldı. Tırmanacakları yere vardıklarında,
neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm
korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, ipi yakaladı
ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.
Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebileceği bir oyuk buldu..
Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek
ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda nın gözüne çarparak
lensinin düşmesine neden oldu.
Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında
bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde
Brenda, lensini bulması için Allah’a dua edebilirdi yalnızca. Ve içten içe
düşünüp dua etmeye başladı.
“Allahım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki
her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun.
Onu bulmama yardım et.”
Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere
oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri “Aranızda lens
kaybeden var mı?” diye bağırdı.
Brenda’nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve
karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens
kızların dikkatini çekmişti.
Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve
bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi
çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa bunları yazacaktı:
“Allahım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve
neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa,
senin için taşıyacağım…”
“BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM” demeyin…..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Okunmaya Değer Bir Hikaye…

dünyanın-en-tatlı-en-güzel-bebeği-12[1]

 

Arjantinli ünlü golf ustası Robert de Vincenzo, yine bir turnuvayı kazanmış, ödülünü alıp kameralara poz vermiş ve kulüp binasına gidip oradan ayrılmak üzere hazırlanmıştı. Bir süre sonra binadan çıkıp otoparktaki arabasına yürürken yanına bir kadın yaklaşmış.
Kadın, başarısını kutladıktan sonra ona çocuğunun çok hasta ve ölmek üzere olduğunu anlattı. Zavallı kadının hastane masraflarını ödemesi olanaksızdı. Kadının anlattığı öykü De Vincenzo’yu çok etkilemişti, hemen cebinden bir çek defterine ve kalem çıkarttı, turnuvadan kazandığı paranın bir miktarını yazdı.
Çeki kadının eline sıkıştırırken de ona:
– ‘Umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın…’ dedi.
Ertesi hafta kulüpte öğle yemeği yerken, Profesyonel Golf Derneği’nin bir görevlisi yanına geldi.
– ‘Otoparktaki görevli çocuklar bana geçen hafta turnuvayı kazandıktan sonra yanınıza bir kadının geldiğini ve onunla konuştuğunu söylediler’ dedi.
De Vincenzo evet anlamında başını salladı.
‘Evet’ dedi
Görevli:
– ‘Size bir haberim var o zaman. O kadın bir sahtekardır. Üstelik hasta bir çocuğu da yok! ‘
– ‘Sizi fena halde kandırmış efendim! ‘ dedi alaycı bir tavırla.
De Vincenzo;
– ‘Yani ortada ölümü bekleyen bir bebek yok mu? ‘ dedi.
– ‘Hayır, yok’ dedi görevli.
– ‘ışte bu, bu hafta duyduğum en iyi haber! ‘ dedi De Vincenzo.
‘AYNI PENCEREDEN DIŞARI BAKAN İKİ ADAMDAN BİRİ SOKAKTAKİ ÇAMURU, DİğERİ İSE GÖKTEKİ YILDIZLARI GÖRÜR.’

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

YAŞAM KAYNAĞI NOKTALARI

10923522_926920240675937_842113286770194112_n[1]

 
Böbrek meridyenin başlangıç noktaları “Kİ” yaşam enerjisinin depolandığı yerdir. Bu enerji vücutta hayati faaliyet ve canlılığı sunar. Böbreklerin iyi çalışmaması toksinlerin birikmesine, kan dolaşımın iyi yapılmamasına neden olur.
Böbrek meridyeni toksik enerjiyi filtreler, engellenen enerjinin hareket etmeye başlamasına izin verir. Belirli bir sistemi “boşaltmak” istediğinizde böbrek noktalara baskı yapabilirsiniz. Lenf sistemi tembelse sırt gergindir, enerji belin altında sıkışmıştır veya beden bir hastalık taşıyordur. Böbrek noktalarına yapılan baskı, onların taze, berrak ve canlı olmalarını sağlar ve böbrek enerjileri de tazelenir. Resimde gördüğününüz böbrek meridyenlerin başlangıç noktaları- ayağın altında- YAŞAM KAYNAĞI NOKTALARI adı verilir. Böbrek meridyenin Başlangıçlaçların ve Yenilenmenin yaşam gücünü içerdiği eski çağlardan beri bilinir.
Böbrek noktalarına baskı yapmak bazı hastalıkların iyileşmesine yardımcı olur:
-Yüksek tansiyon;
-Akciğerlerde tıkanıklık;
-İdrar yolları sorunları;
-Kasıklarda egzama;
-Mantar;
-Cinsel sorunlar;
-Kısırlık;
-Varis;
-Ayak bileği şişliği;
-Sırt ağrılarına yol açabilir;
-Akne ve sivilce;
-İşitme zorluğu;
-Göz ve kulak sorunları;
-Uykusuzluk.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Göz Yogası

935366_525269850868629_2099819475_n[1]

Göz Yogası
Yazar: Begüm ERDOĞDU

Bu mucize teknik görme gücünü artırıyor, göz çevresini rahatlatıyor, ayrıca baş ağrılarını dindiriyor.
Günün büyük bölümü masa başında, bilgisayarın karşısında geçiyor. Öyle ki, yoğunluktan bazen gözlerimizi kırpmayı bile unuttuğumuz oluyor. Oysa bu gözlerimize yapacağımız en büyük kötülük.
Sürekli sabit bir noktaya baktığımız zaman gözümüzün uzak yakın fokuslama ayarı bozulur, bulanık ve çift görmeler başlayabilir. Sabit nokta konsantrasyonu sonucunda göz kırpmayı unutmaktan dolayı bir çok göz rahatsızlığı oluşur.
-Göz Kırpmazsak Ne Olur
Gözlerimizi temizlemek ve göz retinasını nemlendirmek için gözlerimizi kırparız. Göz küremizin dışa bakan bölümü, gün boyunca sürekli olarak etraftaki toz partiküllerine maruz kalır. Göz kapaklarımız her kapandığında, gözyaşı bezlerimizden salgılanan tuzlu salgı, gözümüzü bir anlamda dezenfekte eder.
Normal olarak, 4-6 saniyede bir gözlerimizi kırparak, bu olağan temizliği gerçekleştiririz. Ancak gözlerimizde hassasiyete neden olan herhangi bir koşul söz konusuysa, örneğin dumanlı bir ortamdaysak veya gözümüze bir şey kaçmışsa, gözün kendini bir an önce temizleyebilmesi için, daha sık göz kırpabiliyoruz. Göz kırpmamız sayesinde, gözlerimizin kurumasını da önlemiş oluyoruz.
Modernizmin götürüsü olan yakın mesafeye sürekli bakma alışkanlığımızın oluşturduğu birçok rahatsızlığı boş vakitlerimizde Göz Yogası yaparak düzeltebiliriz
-Dİnlenme Esnasında Göz Yogası
1. Çalışma
-Gözlerinizi rahatlatın
Bunun için göz kapaklarını biraz rahat bırakmanız gerekecek. Peki bu nasıl olacak?
Avuç içlerinizi birbirine sürterek ısıtın, sonra göz kapaklarınızın üzerine koyun. Gözlerinizi saat yönünde hareket ettirin. Ardından gözlerinizle havada yatay bir 8 rakamı çizmeye çalışın. Bir egzersizden diğerine geçerken, gözlerinizi dinlendirmek için ısıttığınız avuç içlerinizi göz kapaklarınızın üzerine koymayı ihmal etmeyin.
2. Çalışma
-Başparmağınıza fokuslanın
Burnunuzun ucuna yaklaştırdığınız başparmağınızı görmeye çalışın. Belki bakışınız net bir şekilde olamayacak ama önemli değil.
Yoga, göz egzersizlerinde de denemeye çok önem veriyor. Birkaç deneme sonrasında daha iyi olacaksınız. Bu egzersiz sırasında tam 6 kasımız çalışıyor. ınanılmaz ama vücut enerjisinin yüzde 25’i görme sürecinde görev alıyor.
3. Çalışma
-Tazelenmiş bakışlar…
Göz yogasının ardından gözlerinizde bir yorgunluk hissedebilirsiniz. Ama bakışlarınızın eskisinden daha zinde olduğunu fark edeceksiniz.
Tabii göz yogası da tıpkı vücut yogası seansında olduğu gibi bir bitişi hak ediyor. Evdeyseniz, gözlerinizi lavanta kokulu bir yastıkla kapatabilir ve 10 dakika dinlendirebilirsiniz. Bürodaysanız ensenize yapacağınız küçük dokunuşlarla rahatlayabilirsiniz.
-Trataka / Göz Yogası Çalışmasının Temel Hatları
Sanskrit dilinde Trataka’ nın kelime anlamına baktığımızda ona, dik bakış, dikkatli bakış gibi anlamlar yükleyebileceğimizi görürüz. Bu ismi ve bu isim altında toplanmış çalışmaları kısaca tarif edecek olursak ” Kişinin bir nesne ya da düşünce üzerinde bakışlarını ve dikkatini sabit tutmasıdır. ”
Trataka / Göz Yogası çalışmasının temel hatlarını aşağıda bulabilirsiniz. Trataka en temel konsantrasyon çalışmalarından biridir ve meditasyon heveslisi olan herkesin düzenli olarak her gün yapması tavsiye edilir.
1-) Başlangıç Mantrası:
Om Sahanavavatu,
Sahanou bhunaktu
Saha viryam karavavahai
Tejasvinavadhitamastu
Ma vidvişavahai
Om Şanti, Şanti, Şanti
Anlamı:
Om. (Evren) Hepimizi korusun,
Hepimizi beslesin.
Birlikte büyük bir enerji ile çalışalım.
Çalışmamız aydınlatıcı olsun ve meyve versin.
Birbirimizden nefret etmeyelim.
Om, huzur, huzur, huzur.
2-) Göz çalışmaları:
a. Göz kürelerinin yukarı-aşağı hareketi: toplamda 10 kez tekrar edilecektir.
b. Dinlenme: Basit avuçlama
c. Göz kürelerinin sağa ve sola hareketi: toplamda 10 kez tekrar edilecektir.
d. Dinlenme: Basit avuçlama
e. Göz kürelerinin döngüsel hareketi
i. Önce, saat yönünde 10 tur
ii. Dinlenme: Bas-bırak avuçlama
iii. Sonra, saat yönünün aksine 10 tur
iv. Dinlenme: Bas-bırak avuçlama
3-) Mum ışığı konsantrasyonu:
a. Mum alevine odaklanma: Alevin tamamına gözümüzü kırpmadan 30-60 saniye arası konsantre oluyoruz. Özellikle çok fazla zorlamıyoruz, tersine bakışlarımız rahat ve gevşek olmalı. Sakin ama kararlı bir şekilde direkt olarak mum alevine bakıyoruz.
b. Dinlenme: Bas-bırak avuçlama
c. Fitilin ucuna yoğun odaklanma: Şimdi fitilin uç kısmına bakıyoruz. Yine tamamen konsantreyiz ama bakışlarımız yine rahat ve gevşek.
d. Dinlenme: Sabit baskılı avuçlama
e. Odaklanmama:
i. Önce alevin tamamına odaklanalım.
ii. Sonra kademesel olarak, odaklanmadan genel olarak aleve bakalım. Böylece alevin çevresindeki görüntünün değiştiğini, hatta alevin çevresindeki hareyi, aurayı gördüğümüzü fark edelim. Yaklaşık 1 dakika bu şekilde kalalım.
iii. Tekrar dikkatimizi yoğun odaklanma ile aleve bir kaç saniye yönlendirelim.
iv. Şimdi gözlerimizi kapatalım ve kapalı gözlerimizin gerisinde mum alevinin aynı şekilde canlandığını görelim.
f. Dinlenme: Basit avuçlama – 5 tur Brahmari ile (dişi arı sesi çıkar)
4-) Sessizlik: 5 dakika derin sessizlik
5-) Kapanış Mantrası
Om asato ma sat gamaya
Tamaso ma jyotirgamaya
Mrtyor ma amrtangamaya
Om şanti, şanti, şanti.
Anlamı:
Om. Hepimiz gerçek olmayandan gerçek olana,
karanlıktan ışığa,
ölümlülükten ölümsüzlüğe (doğru gidelim)
Om Huzur, Huzur, Huzur.
-Mum ışığı: Mutlaka sabit bir aleve, göz hizasında bakmak gereklidir.
-Göz çalışmaları: Bu çalışmalar esnasında, başımız hiç oynamıyor. Sadece göz kürelerimiz hareket ediyor.
-Mum ışığı konsantrasyonu: Bu çalışmaları yaparken yüz kaslarımız gevşek ve yüzümüzde yumuşak bir ifade olmalı. Ayrıca gözlerimizi aşırı zorlayacak herhangi bir çalışma içine girmememiz gerekmekte. Bu çalışmalarda gözlerimizi açtığımız zaman direkt olarak mum ışığına bakmıyoruz, bunun yerine gözlerimizi yeri takip ederek yavaşça yukarı kaldırıyoruz.
-Avuçlama: Avuç içleri tam göz kürelerimizi içine alacak büyüklüğe sahiptir. Avuçlama sırasında ellerimizi hafifçe bükeceğiz. Gözlerimizi ellerimizle kapattığımızda, ellerimiz gözlerimize değmemekte ve ellerimiz göz çevresini tamamen kapatmakta yani gözümüzü açtığımızda tamamen karanlık görmemiz gerekmektedir.
Derlenmiştir..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaş aldıkça sadeleşiyor insan

6245113361[1]

 

Yaş aldıkça sadeleşiyor insan
Bütün fazlalıklarından arınıyor…
Gereksiz insanlardan
Kıyafetlerden
Eşyalardan
Ve hatta kelimelerden…
~Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Önemli olan Kahrın da hoş, lûtfun da hoş demesini bir öğrenebilsek.

1601498_654401947931268_274585242_n[1]

 

Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.
Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;
“Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisi…n ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.”
Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!
Kekeleyerek: “Nasıl? Anlayamadım?” diyebildi yaşlı kadın.
“Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:
“Yeter! Lütfen dur artık!” diye bağırmak zorunda kaldım.
Ama usta sadece gülümsedi ve; “Daha değil!” diye cevapladı beni.
“Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:
“Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!”
Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:
“Henüz değil!”
“Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek”
Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:
“Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!”
“Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve “Daha değil!” diyordu.
“Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.
“Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.
“Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!” dedim. Onun cevabı ise aynıydı: “Henüz değil!”
“Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim. “Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!” diye bağırdım.
Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. “Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!” diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine “Daha değil!” diyordu. Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.
“Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:
“Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?”
Ona “Evet” dedim.
Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve “Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım.”
“Evet bu sensin!” dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.
Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.
Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.
Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.
Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.
Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.
Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde.”
Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:
“Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!
Bana zarar vereceğini düşündüm.
Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.
Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.
Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim.
Teşekkür ederim.”
* * * * * *
Usta fincanı, yaratıcı insanı şekillendirir. Yeter ki acı da ki hikmeti görelim.
Önemli olan Kahrın da hoş, lûtfun da hoş demesini bir öğrenebilsek.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İNANILMAZ SINAV !…..

26815358_10212409646411219_5830703232748068628_n[1]
Ewan 22 yaşına o sene basmıştı, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam olmanın asaletini taşıyordu. 10 gün sonra Kore’de savaşına katılmak üzere İngiltere’den ayrılacaktı, hiç bir şeyden korkmuyordu ama duygusallığı nedeniyle, ülkesinden ayrılma fikri zor geliyordu ona.
Ağır adımlarla büyük kütüphaneden içeriye girdi, bir kitap alıp oturdu ve okumaya koyuldu. Gerçekten de çok güzel temalara değinmiş etkileyici bir kitaptı elindeki, ama daha da güzel olanı kitabı daha önce başkasının da okumuş ve bazı yerlere notlar almış olmasıydı. Okuyanın notlar aldığı bölümler Ewan’i da derinden etkiliyor, notları okudukça sarsılıyordu. Kim olabilirdi bu? Hemen kütüphane görevlisine gitti ve daha önce kitabı okuyan kişinin kim olduğunu öğrendi. Holly adında bir kadındı, adresini aldı ve eve varır varmaz bir mektup yazdı:
”Büyük Kütüphanede bir kitap okudum. Eklediğiniz notlar karşısında hayranlık duyduğumu belirtmeliyim. 10 gün sonra Kore’ye gidiyorum, sizi tanımak ve sizinle mektuplaşmak istiyorum. Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum.”
Holly’den olumlu cevap geldi ve mektuplar ardı ardına yazılmaya başlandı. Her yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkileniyor, yüreklerini birbirlerine biraz daha açıyorlardı. 2 sene bu şekilde geçip gitti. Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmış, her mektuptan ayrı tatlar almışlardı. Ewan’ın ülkeye geri dönme zamanı gelmişti, son mektubunda Holly’i görmek istediğini yazdı.
”Ancak seni tanıyabilmem için bana bir resmini gönder lütfen” diye ekledi. Holly buluşmayı kabul etti fakat resmi göndermedi.
‘Resmin ne önemi var ki? Bizi ilgilendiren kalplerimiz değil mi? Yakama kırmızı bir çiçek takacağım.’ dedi.
Günler birbirini kovaladı ve Ewan ülkeye döndü. Trenden indiği ilk anda gözleri Holly’i aradı. Bir müddet bakındı, sonra kalabalığın arasından şimdiye dek gördüğü en güzel kadın belirdi. Uzun boylu, çok güzel, uzun sarı saçlı, masmavi iri gözleri ve mavi elbisesiyle muhteşem bir kadındı. Kadına doğru bir adım attı, ama yakasında hiç bir şey yoktu. Kadın gözlerine baktı ve
”Merhaba denizci, benimle gelmek ister misin?” diye sordu.
Tam o sırada güzel kadının omzunun üzerinden, yakasında kırmızı çiçek olan kadını gördü. Kısa boylu, şişman sayılacak kiloda, gri kısa saçlı, tozlu uzun pardösüsü ve kalın bilekleriyle öylece duruyordu. Ewan şaşkındı, az önce hayatında gördüğü en güzel kadından bir teklif almıştı ancak karşısında da yüreğine aşık olduğu kadın duruyordu. Kendini toparladı ve yanından geçen dünyalar güzeli kadına aldırmadan ilerledi. Elinde Holly’le birbirlerini tanımalarını sağlayan kitap vardı. Elini uzattı, ‘Merhaba Holly’ dedi gözlerinin içi gülerek.
”pardon” dedi kadın. ”Ben Holly değilim. Az önce buradan geçen sarı saçlı mavi elbiseli bayan yakama bu çiçeği taktı ve
bunun hayatının sınavı olduğunu söyledi. Sizi garın çıkışındaki cafede bekliyormuş…”
Alıntı : T G. Eyüboğlu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatta seni en mutlu kılacak şey nedir?

s-9f66b1e05084424b759be7bb35e519b1b4b85716[1]

 

Bir araştırma düşünün ki 75 yıl sürmüş olsun. Tam 75 yıl boyunca 750 kişiyi takip etmişler.
Birbiriyle çok zıt iki grup üstelik.. Bir yarısı Harvard Üniversitesi mezunu, diğer yarısı Boston’un en yoksul mahallerinde yaşayan gençler..
18 yaşında tutmaya başlamışlar kayıtları.
Gençlere sormuşlar, “Hayatta seni en mutlu kılacak şey nedir? “ Çoğunluk ne cevap vermiş tahmin edin…
İki zıt toplumsal kesim, tutmuş aynı yanıtı vermişler : Zenginlik ve şöhret !
Şimdi buraya kadar normal, ee ne olmuş ki diyebilirsiniz..
Ama iş o 750 genci, 70-80 yaşlarına kadar takip etmek olunca enteresan sonuçlar çıkıyor. Hem de öyle böyle detay değil, sağlık raporlarından, banka hesaplarına, aile bireyleri ile görüşmelerden , her yaşta ayrı fotoğraflarına kadar..
Araştırmayı sunan Amerikalı bir Psikiyatr Robert Waldinger. Fotoğrafları gösteriyor, 18 yaşındaki hali-80 yaşındaki hali.. Öyle enteresan ki görmeniz lazım..
O 750 kişiden kaçı ünlü ve zengin olmuştan öte, hedefte şu soru var, “ Kaçı mutlu ve sağlıklı yaşlılar olabilmişler? “
Hani zengin ve ünlü olunca mutlu olacaklardı ya…🙂
Olabilmişler mi?
Sizce….?
Keşke yazı değil de sohbet olabilseydi bu, cidden aklınızdan ne geçtiğini duymak isterdim…
Neyse fazla merakta bırakmayım sizi..
Zengin ve ünlü olmanın, mutlu ve sağlıklı olmakla direkt bir ilgisini “kuramamışlar” efendim.!
Anahtar kelime ne biliyor musunuz?
“Sosyal ilişkiler” !
Onca 750 kişinin içinde, mutlu ve sağlıklı olan kişiler , etrafında dostları, akrabaları, komşularıyla, kısacası sevgi ile çevrili olanlar.. İster Harvard mezunu olsun, ister yoksul bir ailenin çocuğu.. Fark etmiyor.
Bu arada kaç arkadaşınız olduğu da önemli değil. İlişkilerin “kalitesi” önemli. Güven duygusu , kabullenilme, takdir edilme, aidiyet vesaire..
Yani anlayacağınız 60-70 yaşlarına geldiğinizde, kolesterolünüzün veya tansiyonunuzun kaç bastığı bile bir şekilde ilişkilerinizin güzelliğine bağlı. İyi ilişkiler sadece vücudumuzu değil, beynimizi de koruyor.
İyi bir ilişkinin de baş tacı “güven” diye vurguluyor adam..
Tam da geçenlerde kızımla bu konuda sohbet etmişken..
“ ‘Dostluk’, dedim, tabakta kalan son patates kızartmasını birbirine ikram etmektir. O üzülünce ona kıyamamak, biri onu hırpalarsa ona siper olup korumak, o başarılı olduysa kendin olmuş gibi sevinmektir. Dost demek güven demektir güzel kızım. Sen önce güvenilir bir insan olacaksın ki etrafına da güvenilir insanlar toplansın. Sen yalancı, sen kıskanç, sen kaba biri olursan etrafında da öyle arkadaşlar olur. Gül bahçesi mi, diken tarlası mı, sen seçeceksin. “
Diyeceğim o ki, günümüz dünyasında tüm mutlulukların maddiyata
endeksli olması bir tesadüf değil.
Bir kurgu. Bir yönlendirme.
Yok mu sayacağız maddiyatı?
Elbette ki hayır.
Ama birinci sıradan indireceğiz.
Çok zengin ve ünlü bile olsa bir insan, sana telefonu teklifsizce açıp, “Vayy be ..! Helal olsun kardeşim sana..!! Gurur duyuyorum seninle..” diyecek bir gerçek dostun yoksa neye yarar?
İçin katılıp ağladığında, ya da yüreğine kara kara isli bulutlar yürüdüğünde yargılanmayacağından emin olarak dertleşmeyeceksen bir can yoldaşıyla, zehrini nereye akıtabilirsin ?
Tabakta kalan son patates kızartmasını yayıla yayıla ağzına atıyor olabilirsin.. Atlar, katlar, yatlar sahibi olabilirsin.. Herkes önünde iki büklüm eğilip ceketini ilikliyor olabilir, ama hayat, sen evinin kapısından içeri girip, o kapıyı kapattığın an başlar..
O kapının ardında, yani senin iç dünyanda kaç tane sevgili varlık var?
Kaçına güvenebilirsin? Sen kaçı için güvenilir kişisin?
Gözlerin yaşlıyken kaçının kolları sana uzanır?
Kaçı senin hangi yemeği sevdiğini, veya ne bileyim kimyondan nefret ettiğini bilip, ona göre sana yemek pişirir?
Kaçı sen balkonda üşüdüğünde içerden bir pırtıl hırka alıp omuzlarına konduruverir?
Kaçını gecenin kör bir saati teklifsiz arayabilirsin, o seni arayabilir?
Yurdu yuvası olmayan, konacak yer bulamayan kuşlara döner yalnız insanlar…
Neticede Yaşar Kemal de dememiş mi ; “ İnsan evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar” diye…
Yani evrende yakışıklı bir iz bırakmanın yolu zenginlik ve şöhretten değil de, “insanlık”tan geçiyormuş .
Anlamak için 80 yaşımıza gelmeyi beklemeyelim bence..🙂
Bige Güven Kızılay

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HANIMLAR…! AĞLAMAYI BIRAKIN..

ALDIĞIN-HER-NEFES[1]

 

Unutmayın… Bir toz tabakası, altındaki ahşabı korur.
‘Bir ev mobilyaların üzerine ‘seni seviyorum’ yazabildiğinde gerçek bir ev olur .’
Yıllardır her hafta sonu, ‘aman biri çıkıp geliverirse’ diye en az sekiz saatimi her şeyin mükemmel görünmesine harcıyordum.
En sonunda anladım ki, hiç kimsenin çıkıp geldiği filan yok; hepsi dışarıda hayatlarını yaşayıp eğleniyorlar !
ŞİMDİ, insanlar ziyarete geldiğinde, kendimi evimin durumunu izah etmek zorunda hissetmiyorum;
İnsanlar, benim daha çok dışarda hayatımı yaşarken ve eğlenirken ne yaptığımla ilgililer.
Bunu hala keşfedemediyseniz, lütfen tavsiyelerime kulak verin.
Hayat kısa, tadını çıkarın !
Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın …….
ama onun yerine bir resim yapmak, bir mektup yazmak daha iyi değil mi, kurabiye ya da bir kek pişirmek, bir tohum ekmek toprağa, istemek ve gereksinim duymak arasındaki farkı keşfetmek ?
Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın, ama bilin ki çok zamanımız yok . . . .
içilecek bir kahveyle, yüzülecek bir nehir, tırmanılacak bir dağ, dinlecenek bir müzik, okunacak bir kitap, dedikodu yapılacak arkadaşlar, sürdürülecek bir hayat .
Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın,
ama bilin ki dünya gözlerinizi kamaştıracak güneşle dışarıda, saçlarınızın arasında gezecek rüzgarla, karla, sizi ıslatacak yağmurla… Bu gün bir daha yaşanmayacak.
Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın , ama hep aklınızda bulunsun, yaşlılık bir gün gelecek ve bu çok da hoşunuza gitmeyecek . . .
Ve bir gün bu dünyadan gittiğinizde – ki hepimiz mecbur gideceğiz – geride daha çok toz bırakacağız !
Bunu hayatınızdaki kadınlarla paylaşın.
Topladıklarınız değil, nasıl bir yaşam yaşadığınıza dair dağıtabildiklerinizdir hayat…
ALINTIDIR

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mektubu paylaştıktan hemen sonra Holly sevdiklerinin yanında son nefesini verdi. İşte mektubu:

holly[1]

Ölüm kaçınılmaz son. Kimse tek başına ölmek istemez.
Neyse ki çoğumuz yanımızda birileriyle yaşlanıyoruz ve son nefesimizde yanımızda sevdiklerimiz oluyor. Holly Butcher de onlardan biri.
Holly 26 yaşına girdiğinde kendisine kanser teşhisi koyuldu.
Ölmeden önce yazdığı ve 3 Ocak 2018 tarihinde Facebook’ta paylaştığı mektubu internette hızla yayıldı.
Mektubu paylaştıktan hemen sonra Holly sevdiklerinin yanında son nefesini verdi.
İşte mektubu:
“26 yaşındayken öleceğinizi kabullenmek çok zor. Bu yaşa kadar ölümü hep görmezden gelmişsinizdir. Ancak vaktiniz giderek azalır. Yaşlandığımı hayal ederdim hep. Yüzümün buruştuğunu ve saçlarımızın beyazladığını… Hayatımı birleştirdiğim kişiyle beraber çocuklarımızın büyüyüşünü izlediğimi hayal ederdim. O kadar güzel hayallerdi ki şimdi gerçekleşmeyeceği için üzülüyorum”

Hayatımız çok kırılgan ve değerli. Nefes aldığımız her gün için şükretmeliyiz.
Şimdi 27 yaşındayım ve ölmek istemiyorum. Hayatımı seviyorum. Mutluyum. Ancak benim elimde değil.
Ölümü görmezden gelmemiz hepimizi rahatlatır. Tabu haline gelen böyle bir konuda konuşmak ve başımıza geleceğini kabullenmek zordur.
İnsanların stres yapmalarına neden olan hayatlarındaki küçük sorunlarını önemsememelerini öneriyorum. Böylelikle daha güzel şeylere odaklanabilirsiniz.
Son aylarımı geçirirken aklıma birçok şey geldi. Şu anda bunları yazarken gecenin bir yarısı.
Saçma sapan şeyleri kafanıza takmak yerine (son aylarımda bunu sık sık yaptığımı farkettim), gerçekten sorunu olan birinin hayatını gözden geçirin. Sorunlarınızı dert etmeyin. Elbette sorunlarınız olacak ancak bunları sevdiklerinize yansıtmayın.
Sorunlarınızı unuttuktan sonra derin bir nefes alın ve masmavi gökyüzüne bakın. Ağaçların ne kadar yeşil olduğunu farkedin. O kadar güzel ki… Nefes aldığınız için çok şanslısınız.
Belki bugün trafikte sıkışıp kalmışsınızdır ya da bebeğiniz sizi uyandırdığından uyuyamamışsınızdır. Belki de kuaförünüzün saçınızı çok kısa kesmiştir. Tırnaklarınız kırılmış, göğüsleriniz çok küçük ya da kalçanızda selülit olabilir.
Unutun gitsin. Ölüm döşeğindeyken bunların hiçbirini hatırlamayacaksınız. Büyük resme dikkatli bakınca bunların önemsiz olduğunu anlıyorsunuz. Keşke ailemle bir kez daha doğum günümü veya Noel’i kutlayabilseydim.
İnsanların işlerinden veya vücutlarından şikayet ettiğini duyuyorum. Hala gücünüz varken şükredin. İş ve spor gözünüze zor gelebilir. Ancak hareket edemeyecek
Sağlıklı bir yaşam sürdürmeyi denedim. En büyük tutkum buydu. Vücudunuzdan mutlu olmasanız bile sağlığınız yerindeyse şükredin. Vücudunuzu sevmeyi öğrenin. Takıntılı olmayın.
Sağlıklı olmanın güzel görünmekten daha önemli olduğunu kabul edin. Kendinizi mental anlamda geliştirmeyi deneyin. Böylelikle sosyal medyanın yarattığı güzel kadın algısından kurtulabilirsiniz. Beğenmediğiniz ve sizi kötü hissettiren şeyleri okumayı bırakın. Kendinize odaklanın.
Bir yeriniz ağrımadığı günlerde halinize şükredin. Grip, bel ağrısı ve diğer geçici rahatsızlıkları kafanıza takmayın. Bunlar gelip geçen şeyler.
Sızlanıp durmayın. İnsanlara yardım edin.
Verin. Verin. Verin. Ne kadar çok verirseniz o kadar mutlu hissedersiniz. Keşke ben de zamanında bunu yapsaydım.
Hasta olduğumdan beri insanlara yardım etmeye, tanımadığım kişileri, arkadaşlarımı ve ailemi daha iyi anlamaya çalıştım. Bana hayatım boyunca iyiliği dokunan kimseyi unutmayacağım.
Ölürken çok paranız olsa ne olur? Alışverişe gidip yeni bir kıyafet alacak haliniz yok. Şu anda paranın ne kadar değersiz bir şey olduğunu daha iyi anlıyorum.
Kendinize gereksiz bir şey almak yerine bir arkadaşınızın ihtiyacını karşılayın. 1- Kimse aynı şeyi kaç kere giydiğinizi umursamıyor. 2- İyi hissediyorsunuz. Sevdiklerinize yemek ısmarlayın veya pişirin. Kahve yapın onlara. Minik bir hediye alıp onları ne kadar sevdiğinizi belirten bir not yazın.
İnsanlara vakit ayırın. Onları bekletmeyin. Söz verdiğiniz vakitte arkadaşlarınızla buluşun. Onlar sizi beklemek istemiyor, sizinle vakit geçirmek istiyor. Böylelikle size saygı da duyacaklardır.
Geçtiğimiz Noel’de ailecek birbirimize hediye almamaya karar verdik. Herkes, üzerinde hediye baskısı olmadığı için daha iyi hissetti. Bunun yerine birbirimize notlar yazdık. Kulağa tuhaf gelebilir ancak notlar hediyelerden daha anlamlılar.
Paranızı tecrübe edebileceğiniz şeylere harcayın. Paranızı saçma sapan şeylere harcayarak tecrübe etmek istediğiniz şeylerden uzak kalmayın.
Gitmeyi ertelediğiniz sahile hemen gidin. Ayaklarınızı suya sokun ve parmaklarınızla kumu hissedin. Suratınızı tuzlu suyla ıslatın.
Doğayla iç içe olun.
Telefonunuzla fotoğraf çekmek yerine o anın güzelliğini yaşayın.
Saçınızı ve makyajınızı yapmak için saatlerinizi harcıyorsunuz. Peki buna değiyor mu? Kadınların bunu neden yaptığını asla anlayamadım.
Bazen erken kalkın ve kuşların sesini dinleyin.
Müzik dinleyin. Müzik terapidir. Eskiler en iyileridir.
Köpeğinize sarılın. Bunu çok özleyeceğim.
Arkadaşlarınızla konuşun. Ancak telefonda değil yüz yüze.
Yaşamak için çalışın. Çalışmak için yaşamayın.
Sizi ne iyi hissettiriyorsa onu yapın.
Pasta yiyin. Suçlu hissetmeyin.
Hayır demeyi öğrenin.
İnsanlar sizi yargılayacak diye yapmak istediğiniz şeyleri içinize atmayın.
Her fırsatta sevdiklerinize onları ne kadar sevdiğinizi söyleyin.
Bir şey sizi mutsuz ediyorsa, bunu değiştirecek gücünüz olduğunu bilin. İster iş hayatınızda ister aşk hayatınızda. Değişmekten korkmayın. Ne kadar yaşayacağınızı bilmiyorsunuz. Günlerinizi sizi mutsuz eden şeylerle geçirmeyin.
Size tavsiyelerim bunlar. İster dinleyin ister dinlemeyin.
Son bir şey daha… Sık sık kan verin. Hem iyi hissedecek hem de hayat kurtaracaksınız. Her kan bağışı 3 kişinin hayatını kurtarabiliyor. Böyle basit bir eylemle hayat kurtarıyorsunuz.
Kan bağışları sayesinde bir yıl daha fazladan yaşadım. Ailem, arkadaşlarım ve köpeğimle bir mutlu yıl daha geçirebildiysem bunun nedeni kan bağışlarıdır. Hayatımın en iyi bir yılını geçirdim.
Görüşmek üzere
Hol
Kärlek
Holly’nin yazdıklarından etkilenmemek elde değil. Verdiği bütün tavsiyeleri hemen gerçekleştirmek zor olabilir ancak kesinlikle dikkate almalıyız.
Holly’nin mektubundan hepimizin ders alması gerekiyor. Mektubu paylaşmayı unutmayın.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »