SEVMEYİ ÖĞREN:Sevince, mavi bir deniz olur kalbin; hiç bilmediğin kıyılara varırsın.

SEVMEYİ ÖĞREN: Sevdikçe varlığının kâinatla toplandığını görürsün. Sevince, kendini kendinden öte taşırsın. Sevince kalbine yeni ve sonsuz kanatlar takarsın. Sevince, mavi bir deniz olur kalbin; hiç bilmediğin kıyılara varırsın.

BAĞIŞLAMAYI ÖĞREN: Bağışladıkça dostlarının sayısını onla çarpmış olursun. Bağışlamak kalbinin yükünü azaltır. Bağışlayınca, kalbine batan dikenler güle döner. Bağışlayınca önce kendini bağışlamış gibi olursun, nefretin ve kinin yükünü omzundan atarsın.

PİŞMANLIK DUYMAKTAN KORKMA: Pişmanlığını itiraf ettikçe hatalarının küçük, anlaşılır ve bağışlanabilir parçalara bölebildiğini görürsün. Pişmanlık sancısını göze aldığın sürece, hatadan dönmenin lezzetini de yaşamaya başlarsın. Pişmanlık içtenliğin sınamasıdır. İçtenliği olmayanlar pişman olamazlar. Pişman olmayanlar içtenlik kazanamazlar.

HATIRLAMAYI ÖĞREN: Hatırladıkça, sevgilerinin karekökünü bulup, onlardan hüznü çıkardığını fark edersin. Hele de çocukluğunu çok hatırla ki, hiç endişesiz mutlu olduğun anları yeniden yaşa. Mutlu olmayı beceremeyen biz büyüklere içimizdeki çocuk mutluluğun sadelik ve hırssızlıkla ilgili olduğunu fısıldar. Dur ve dinle çocuğunu.

DEĞER VERMESİNİ ÖĞREN: Değer verdikçe sevgilerin küpünü bulup, onları mutlulukla çarpabildiğini görürsün. Değer vermeden geçirdiğin günün güneşi hiç doğmamış gibidir. Değerini bilmediğin eşyaya hiç sahip olmamış gibisindir. Değerini bilmediğin dostların sana göre hiç yaşamamış gibidir. Değer vermesini öğrendiğinde, hayatın sahihleştiğini fark edersin. Daha yavaş yürürsün ama adımlarını yere sıkı basarsın.

İLTİFAT ETMESİNİ ÖĞREN: İltifat ettikçe, insanlarla arandaki en kısa mesafenin bir tebessümün resmettiği eğri bir çizgi olduğunu görürsün. İltifat etmek yalan konuşmak demek değildir. İltifat, muhatabının görmek istediğin yere ulaşması ve oradan öte geçmesi için temennide bulunmaktır.

ÖZÜR DİLEMESİNİ ÖĞREN: Özür diledikçe nefretin ve öfkenin sonsuza bölündüğünü, böylece dargınlıkların limit sıfıra giderken yok olduğunu fark edersin. Ayrıca bak: “Pişmanlık duymaktan korkma” öğüdü.

AŞKTAN KORKMA: Böylece bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 dereceyi aşıp, bütün yamukları kendi içinde barındırabildiğini görürsün. Aşk pürüzleri yok eder; dikenleri gül eder, acıları haz eyler.

ARA SIRA HÜZÜNLEN: Hüznün kalbine dokunmasına izin ver. Böylece bütün mutlulukların ve zevklerin sonunda ayrılık çizgisine teğet geçip geri döndüğünü görürsün. Hepimiz ayrılıkların kuşattığı bir adada şimdilik yaşayan fanileriz. Hüzün, faniliğin ince sızısını kalbine hissettirdiği için, seni ebediyete komşu eder. Hüznünü öldürürsen ölümü anlayamadığın gibi hayatı da anlayamazsın.

VE BİR GÜN ÖLECEĞİNİ BİLl: Kesinlikle öleceksin ve öldüğün gün anlayacaksın ki, yaşadığın hayat, paydası sonsuzluk olan basit bir kesirden ibaretmiş. Kesrin payında ne olursa olsun, ne kadar çok şey biriktirmiş olursan ol, hepsi son işlemde sıfıra eşitlenir. Kesrin üzerine, yani bu dünyaya, sonsuzluk cinsinden bir şeyler koyman gerekiyor. Yoksa “elde var sıfır”

HER GÜN YENİDEN UYAN: Uyanmayı sadece gözünü açmak olarak bilen için, bir şafak vakti ne kadar da sıradandır. Hayranlık duygusunu her gece iki göz kapağının ardına sakladığı gözleri gibi her daim uykuda bırakan için, bir gün doğumu “sabahın körü” olasıca karanlıktır. Kulluk heyecanını avucunda tutamadığı bir kor gibi savurup söndüren için, bir seher vakti eğreti ve tanımsız bir vakitsizliktir. Haydi, aç gözlerini! Aç gönlünü! Şimdi ve burada var olduğunu fark et. Var edildiğini fark et. Buraya, bu sabaha bir insan olarak gönderildiğini bil. Bu sabahın senin için, sana özel olarak yaratıldığını fark et. Uyan! Güneş senin için doğuyor.

Senai DEMİRCİ

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kötü bir şey olduğunda, üç seçenek vardır:

Kötü bir şey olduğunda, üç seçenek vardır:

Bu olayın seni şekillendirmesine izin verebilirsin,

Bu olayın seni yok etmesine izin verebilirsin,

Ya da seni güçlendirmesini sağlayabilirsin

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaşlandıkça Gençleşebilmek…

“Gençlik bir hayat devresi değil, bir akıl halidir.

Yıllar cildi buruşturabilir, ancak heyecanların bitişiyle ruh buruşur. İnsan kendine olan güveni kadar genç, …

Kuşkusu kadar yaşlı, Cesareti kadar genç, Korkuları kadar yaşlı, Umudu kadar genç, Bezginliği kadar yaşlıdır.

Hiç kimse fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz. İnsanları yaşlandıran, ideallerinin bitmesidir.

Kalbi sevdikçe, neşe duydukça, güzellikleri fark ettikçe, beyni yeni şeyler keşfettikçe, herkes gençtir.

İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, Halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar.

İnsan, yaşlı olmaya karar verdiği gün yaşlanır.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir bakıma, zihnimizde işlem yaparken gözlerimizle yaptığımız işlemin doğasını ele veriyoruz.

Beş duyu organımız olmasına rağmen, beynimizde 3 ana temsil sistemi (görme, duyma, hissetme) bulunuyor. O an hangi temsil sistemini kullandığımızı ise gözlerimiz söylüyor. Bir bakıma, zihnimizde işlem yaparken gözlerimizle yaptığımız işlemin doğasını ele veriyoruz.

Buna göre: 1. Olmayan bir nesneyi görsel olarak yaratırken sağ üst …

2. Canlı bir şekilde hayal kurarken tam karşı

3. Hafızamızda bir anıyı görsel hatırlarken sol üst

4. Olmayan bir sesi yaratırken sağ yan

5. Hafızamızda bir sesi hatırlarken sol yan

6. Kendi kendimize konuşurken sağ alt

7. Hafızamızda hissettiğimiz duyguları hatırlarken sol alt köşeye bakıyoruz
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Nuh’un Gemisinden Öğrenilecek Şeyler…

 1- Doğru gemiyi kaçırma.

2- Hepimizin aynı gemide olduğunu unutma…

3- Vakit gelip çatmadan planını yap. Hazreti Nuh, gemisini inşa ederken yağmur yağmıyordu! …

4- Kendine hep iyi bak ve büyük günü bekle. Altmışına merdiven dayadığında bile, gerçekten büyük bir iş yapman için önün açılabilir.

5- Eleştirileri dinle, eleştirenlere kulak asma, yapılması gerekeni yapmaya devam et.

6- Geleceğini zirveler üzerine kur, dalgalar sana ulaşamasın.

7 – Hız her zaman kazandırmaz. Yılanlar da gemideydi, panterler de…

8 – Üzerinde aşırı baskı hissettiğinde, bir süre boşlukta yüz.

9 – Titanik’in profesyoneller, Nuh’un Gemisi’nin ise amatörler tarafından yapıldığını unutma.

10 – Fırtınanın gücü ne olursa olsun, eğer doğru saftaysan, seni bekleyen bir gökkuşağı mutlaka vardır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendiniz olun. Aslı her zaman kopyasından daha degerlidir.

Kendiniz olun. Aslı her zaman kopyasından daha degerlidir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aslında herkes dahidir…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dibi yosun tutan denizlerle ilgilenme sen dağları seyret…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Pluto geri gidiyor…

 11.NİSAN.2012

Pluto yılda bir kere yaklaşık 160 gün geri gider.

Pluto yeraltı tanrısı Hades’le simgelenir. Hades’in yeryüzüne çıktığında görünmez olma yeteneği vardır. Hem genellikle yeraltında olduğu hem de yeryüzüne çıktığında görünmez olduğu için Pluto enerjini açıkça görebilmek zordur. Bunun Pluto’nun geri gidişi ile dış dünyadan geri çekildiğinde nasıl anlaşılması güç …hale geleceğini düşünün. Buna rağmen bundan sonra içimizdeki karanlıklarda onu aramamızda yarar var, çünkü şimdi geçmişten kalmış ancak henüz yeterince iyi inceleyip, eleyip, atamadığımız ya da yeniden hayata katamadığımız bazı konularla ilgilenmemiz için fırsat sunuyor.

Bir gezegen geri gidişi esnasında dünyaya daha yaklaşır, Bu durumda onun simgelediği konulara daha yakından bakabiliriz. Dolayısıyla psikolojik bir sondajı ve arınmayı simgeleyen Pluto geri giderken içimizde eskiden kalma, bastırdığımız karanlık yönlerimize (kin, nefret, güç savaşı, kontrol, manipülasyon, teslim olamama) daha fazla yaklaşma, onlar dış dünyada aleyhimize çalışmaya başlamadan önce onları arıtma imkanına kavuşuruz
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 4 Comments »

İnsanlar kaderleri yüzünden değil, seçimleri yüzünden mutsuz olurlar…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Büyüklere hayat tavsiyeleri; Her gün kendine iltifat et, iyi gelir…

Her gün kendine iltifat et, iyi gelir. Bazı insanlar var seni her zaman sevecek. Bunu unutma. Unutmaman gereken bir şey daha varsa o da her zaman umut olduğudur. Eğer kendini kötü hissedersen elinin altında ailen var. Sonra arkadaşların da yok mu sanki?

Hasta olduğun zamanlarda yardım istemekten çekinmemelisin. Biliyorum, etrafındaki herkes seni sevmiyor ama yinede sevenlerin bol. Ayrıca kendini kötü hissettiğinde bunu birilerine anlat. Bırak bu seni rahatlatsın. Çünkü içindekiler içinde kaldımı seni yavaş yavaş boğar ve kendini eskisinden de kötü hissedersin. Bu yüzden içindekileri başkalarına anlatmak da sana iyi gelecektir. Bana güvenmelisin.

Sevmediğin insanları hayatında tutmak büyük bir hata. Sal onları uzaklara. Çünkü onlar da yavaş yavaş seni üzer ve en sonunda sabrın taşar, sen de bıkarsın. Sonuçta o son gün hepsi birikip seni çok üzer. Asla sevmediğin insanları hayatından çıkarmaktan korkma.

Ada Haliloğlu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt sesi gelmedi mi fena.

Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten.

Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt sesi gelmedi mi fena.

Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları. Hişt hişt! Hişt hişt! Hişt hişt!..”

Yürüyordum. Yürüdükçe de açılıyordum.

Evden kızgın çıkmıştım. Belki de tıraş bıçağına sinirlenmiştim. Olur, olur!

Mutlak traş bıçağına sinirlenmiş olacağım. Otların yeşil olması, denizin mavi olması, gökyüzünün bulutsuz olması, pekala bir …meseledir. Kim demiş mesele değildir, diye?

Budalalık! Ya yağmur yağsaydı? Ya otların yeşili mor, ya denizin mavisi kırmızı olsaydı? Olsaydı o zaman mesele olurdu, işte. Çikolata renginde bir yaprak, çağla bademi renkli bir keçi gördüm.

Birisi arkamdan: -Hişt,dedi. Dönüp baktım. Yolun kenarındaki daha boyunu posunu almamış taze devedikenleriyle karabaşlar erik lezzetinde bana baktılar. Dişlerim kamaştı. Yolda kimsecikler yoktu. Bir evin damını, uzakta uçan bir iki kuşu, yaprakların arasından denizi gördüm.

Yoluma devam ederken: -Hişt hişt, dedi. Dönüp bakmak istedim. Belki de çok istediğim için dönüp bakamadım. Olabilir. Gökten bir kuş hişt hişt ederek geçmiştir. Arkamdan yılan, tosbağa, bir kirpi geçmiştir. Bir böcek vardır belki hişt hişt diyen.

 Hişt! dedi yine. Bu sefer belki de isteksizlikten dönüp baktım çalıların arasına birisi saklanıyormuş gibi geldi bana. Yolun kenarına oturdum. Az ötemde bir eşek otluyor. Onun da rengi çağla bademi, ağzı, dişleri, kulakları boynu ne güzel. Otluyor. Otları adeta çatırdata çatırdata yiyor.

Belki de bu çıtırtılı, çatırtılı sesi “hişt hişt” diye duymuşumdur. Eşeğin ot koparışının sesinden apayrı bir ses: – Hişt hişt hişt, dedi. Hani bazı kulağımızın dibinde çok tanıdığımız bir ses isminizi çağırıverir.

Olur değil mi? Pek enderdir. Belki de kendi kafanızın içinden sizin sevdiğiniz, hatırladığınız bir ses, ses olmadan sizi çağırmıştır. Olabilir. Birdenbire güneşi, buluta benzemez garip ve sarı bir sis kapladı. Bir kirli el, çağla bademi eşeğin sırtından bir kumaş çekip aldı. Her zamanki kül rengi, yer yer havı dökülmüş eski mantosunu giydirdi eşeğe. Yola indim. İstediği kadar hişt desin.

İsterse sahici sulu bir dost olsun. İsterse kimseler olmasın, kendi kendime kulağıma hişt hişt diyen bir divane olayım, ben, aldırmayacağım. Belki bir kuştur. Belki tosbağadır. Belki bir kirpidir. Belki de yakın denizden seslenen bir balık, bir canavardır.

Karabataktır. Mihalaki kuşudur. İyisi mi ben kendim hişt hişt derim. O zaman tamamı tamamına pek hişt hişt seslenişine benzemeyen, benzemesin diye uğraştığım bir mırıldanmadır, tutturdum. Birdenbire, önümde bir adamla bir kadın gördüm.

Kalpazankaya yolunu sordular. Üstündesiniz dedim. Sanki yol hareket etti. Yürümediler. İki adımda benden uzaklaştılar. Koyunların arasına yüzükoyun uzanmış papazın oğlunu gördüm. Yüzünden aptal, çilli horoza benzer bir mahluk kalktı. Ağzının salyasını sildi.

Kuzuyu bacaklarından tuttu. Kuzu ile yere yıkıldı. Kuzuyu burnundan öptü. Papazın oğlu çirkin, aptal, otuzbirli bir yüzle baktı. Şimdi bir çiçek tarlasında idim. Bana hişt hişt diyen mutlak bir kuştu. Vardır böyle kuşlar. Cık cık demezler de hişt hişt derler.

Kuştu kuş. Bir adam yer belliyordu. Belin demirine basıyor, kırmızıya çalan bir toprak altını, üste aktarıyordu. – Merhaba hemşerim, dedi. – Ooo! Merhaba! Dedim.

Tekrar işine daldı. Hişt hişt, dedim. Aldırmadı.

Bir daha hişt, dedim.

Yine aldırmadı. Hızlı hızlı hişt hişt hişt! -Buyur beğim, dedi. -Bir şey söylemedim, dedim. Küçük parmağını kulağına soktu. Kaşıdı. Çıkarıp parmağına baktı. Belin sapına siler gibi yaptı.

– Hişt hişt, dedim. Yüzünü göğe kaldırdı. Kuşlara baktı. Denize baktı. Dönüp şüphe ile bana baktı. – Bu sene enginarlar nasıl? Dedim. – İyi değil, dedi. – Baklayı ne zaman keseceksin? – Daha ister, dedi. Nefes alır gibi “hişt” dedim. Yine şüphe ile denize, şüphe ile göğe, şüphe ile bana baktı. – Kuşlar olmalı, dedim. – Benim de kulağıma bir hışırtı gelir amma, dedi, ne taraftan gelir?

 Zati bu sırada şu kulağım ağırlaştı. – Bir yıkatmalı, dedim, benim de geçenlerde ağırlaşmıştı… – Yıkattın mı? – Yıkatmadım, hacet kalmadı, doktora gittim. Alıverdi; pislikmiş. – Çocuklar nasıl? diye sordum. – İyiler, dedi. Dokuzdu sekiz kaldı. Biliyorsun dokuzuncusunun macerasını ya… – Sus, sus, dedim. Yürekler acısı. Haydi allahaısmarladık! – Haydi güle güle.

Biraz uzaklaşınca: – Hişt hişt. Bu sefer yakaladım. Bahçıvandı. Oydu oydu. – Hadi hadi yakaladım bu sefer seni, dedim. – Yok vallahi, dedi, vallahi daha kesmedim bakla, senden ne diye saklayayım, parasıyla değil mi? – Sen değil misin hişt hişt diyen? – Ben de duyarım bir ses, amma bulamam nereden gelir?

Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt sesi gelmedi mi fena.

Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları. Hişt hişt! Hişt hişt! Hişt hişt!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

yani ille suçlu aradığın, sorunlarla gereksiz yere meşgul olduğun için suçlanabilecek tek kimse sensin!"

birisi bir zen ustasına şu soruyu yöneltti: “farzedelim ki bir adam teknesindeyken tekne omurgası kabuklu bir deniz hayvanını yararak öldürmüş olsun. adam mı suçlu yoksa tekne mi?” usta şu yanıtı verdi: “adam ve tekne hayvanı öldürmek niyetinde değillerdi, bu yüzden (yani ille suçlu aradığın, sorunlarla gereksiz yere meşgul olduğun) için suçlanabilecek tek kimse sensin!”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Latince Atasözleri…Hayattayken yaşayalım. ( Dum vivimus, vivamus. )

Hemen hemen herkesin bildiği ve akıllara ilk gelen Latin atasözlerinden biri de ”Veni, vidi, vici”dir, Türkçe karşılığı ise ”Geldim, gördüm, yendim”. Latin Dili atasözleriyle en zengin dillerinden biridir ki bu da günümüzdekonuşulmadığı bölgelerde bile hala kullanılmasının sebeplerinden biridir. Bunun doğruluğunu kanıtlayan da yine Latin atasözlerinden biridir; ”Latince söylenen söz kulağa derin gelir.” (Quidquid latine dictum sit, altum viditur)

Diğer Latin atasözlerinden bazıları:

– Bir el diğerini temizler. (Manus manum lavat)

– Kuşkunun olduğu yerde, özgürlük vardır. (Ubi dubium ibi libertas)

– Gerçek seni özgür kılar. (Veritas vos liberabit)

– Yapılan bir lütfu kabul etmek özgürlüğünü satmaktır. (Beneficium accipere libertatem est vendere)

-Hayattayken yaşayalım. ( Dum vivimus, vivamus. )

– Eğer barış istiyorsan savaşahazırlan. (Si vis pacemparabellum)

– Anlamadıkları şeyleri kınarlar. (Damnant quod non intelligunt)

– Üçüncü yol yoktur. (Tertium non datur)

– Sadece bir insan olduğunu unutma. (Hominem te memento)

– Gökyüzü düşse de bırak adalet yerini bulsun. (Justitia fiat, ruat coelum)

– Taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir. (Gutta cavat lapidem non vi sed saepe cadendo)

– Çoğu için azı feda et. (Lactura Paucorum Serva Multos)

– Adalet erdemlerin kraliçesidir. (Justitia Virtim regina)

– Aptalın suskunluğu bilgelik sanılır. (Taciturnitas stulto homini pro sapientia est)

– Sanat uzun, hayat kısa. (Ars longa, vita brevis)

– Böl ve yönet. (Divide et Impera)

– Dostlar bugünü de harcadım. (Amici, diem perdidi)

– Güneşin altında yeni bir şey yok. (Nil novi sub sole)

– Ok yaydan çıktı. ( Alea iacta est )

– Ya öğren, ya terk et. ( Aut disce aut discede )

– Düşünüyorum, öyleyse varım. ( Cogito, ergo sum )

– Nefes aldığım sürece umuyorum. ( Dum spiro spero )

– Bir çok şey yapmak, hayat boyu tek şey yapmaktan kolaydır. ( Facilius est multa facere quam diu )

– İşe bak, lafa bakma. ( Facta non verba )

– Yavaşça acelere. ( Festina lente )

– Orta yol en güvenlisidir. ( In medio tutissimus ibis )

– Bilgi tek başına bir güçtür. ( Ipsa scientia potestas est )

– Emek her şeyi yener. ( Labor omnia vincit )

– Kızgınlık kısa süren bir deliliktir. ( Ira furor brevis est )

– Bir yalancının iyi bir hafızası olmalıdır. ( Mendacem memorem esse oportere )

– Her güzelin bir kusuru vardır. ( Nihil est ab omni parte beatum )

– Umutsuzluğa düşmeyin. ( Nil desperandum )

– Her şeyin küçük bir başlangıcı vardır. ( Omnium rerum principia parva sunt )

– Küçük şeyler küçük ruhları esir alırlar. ( Parva leves capiunt animos )

– Savaş sırasında kanunlar susar. ( Silent leges inter arma )

– Aptalın suskunluğu bilgelik sanılır. ( Taciturnitas stulto homini pro sapientia est )

– Gerçekler nefreti besler. ( Veritas odium parit )

– Yavaş ama emin adımlarla. ( Tarde sed tute )

– İçine biraz delilik karışmamış olan bir büyük zeka yoktur. ( Nullum magnum ingenium sine mixtura dementiae fuit )

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendi hayatlarını YÖNETEMEYENLERİN, diğer hayatlara müdahelelerine güldüm sadece..!

SUSMAYI öğrendim, çok KONUŞANLARDAN..!

 

ALÇAK GÖNÜLLÜ olmanın, ERDEMİNİ tattım çok bilmişlere inat..!

 

 Gerçekten BİLENLERİN, az konuştuğuna ŞAHİT oldum sessizce..!

Her yaşananın, sadece bir DENEYİM olduğunu kavradım.!

DEĞMEYENLERE, çok anlam yüklemenin ruhuma verdiği zararı keşfettim..! …

Kendim olmayı seçtim, başkalarından alınmış parçalardan oluşmayı değil.. !

 Kendi hayatlarını YÖNETEMEYENLERİN, diğer hayatlara müdahelelerine güldüm sadece..!
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »