Akıllı ve Başarılı İnsanların Diğer İnsanlarla Paylaşmadığı 7 Sır

beyaz-eldivenli-adam-filoji[1]

 

Akıllı insanların bildiği ama diğer insanlardan gizlediği birtakım gerçekler var. Fakat diğer insanlarla paylaşmamaları için de çok iyi sebepleri var.
Aslında akıllı insan tanımı kişiden kişiye göre değişebilir elbette. Genel olarak çevremizde gördüğümüz olaylar karşısında sakinlikle çözüme ulaşabilen, kendi hayatına odaklanmış ve ayağı yere sağlam basabilen insanlar akıllı insan olarak tabir ediliyor.

İşte kendini yetiştirebilmiş, akıllı insanların hayatla baş ederken herkesten sakladıkları birkaç sır.
1. Akıllı insanlar yalan söylediklerini anladıkları kişiyi kimseye söylemezler.

Çünkü o kişinin yalan söylediğini anladığını bildiğinde, gelecek zamanlarda gerçekleri daha farklı şekilde saklayacaklarını bilirler. Bu yüzden ne yalan söyleyen kişiye ne de çevresine bunu anladıklarını söylerler.
2. Diğer insanların yanlışlarını görmeye çalışmazlar.

Akıllı insanlar hatalardan birçok şey öğrenildiğini düşünürler. Başkasının hatasını bu yüzden gözlerine sokmaya kalkmazlar. Hatalarını onlara söyleyerek bundan ders çıkarmasını önlemezler. İnsanlara tecrübelerini aktararak onlara doğruyu göstermeye çalışmazlar. Onların kendi tecrübeleriyle gerçek doğruyu bulabileceklerine inanırlar.
3. Başarılarının sırrını söylemezler.

Çünkü başarılı olabilmenin yollarını ararken çok tecrübe yaşamışlardır. Yolun sonundaki ışığı bulmak ve ona varmak uğrunda çok çaba göstermişlerdir. Bu yüzden kendi birikimlerini kendilerine saklarlar. Zaten bu yüzden diğerlerinden daha başarılı olurlar.
4. Akıl hocalarını kimseye söylemezler.

Akıllı insanların da çözüme ulaşmakta zorlandığı sorunları olabilir. Bazı kriz dönemlerini nasıl yöneteceklerini bilemedikleri anlar olur. Böyle zamanlarda tavsiyelerine çok güvendikleri birinden yardım alabilirler. Fakat bunu kimseye söylemezler. Sanırım akıllı insanlar aynı zamanda da biraz kurnazlar.
5. İnsanlarla tartışırken dikkatli davranmaya çalışırlar.

 

Akıllı insanlar düşüncesizce bir eleştirinin diğer insanların kendine olan güvenini sarsacağını düşünerek hareket ederler ve kelimelerini ona göre seçerler. Birini eleştirmek için gerçekten yerinde bir durum veya zaman olup olmadığına dikkat ederler.
6. Az konuşur çok çalışırlar.

Akıllı insanlar konuşmaya daha az, çalışmaya daha çok zaman ayırırlar. Çünkü başarıya ulaşmada sürekli konuşmanın değil, çabaları uğrunda hareket etmenin önemli olduğunu bilirler.
7. İnsanlarla yakın olabilmek için bir çaba içerisine girmezler.

Akıllı insanlar girdikleri bir ortamda kendilerini sevdirmek için uğraşmazlar. İlgi çekmek için farklı bir insan gibi davranmazlar ya da soğuk tavırlar sergilemezler. Belli bir mesafeleri vardır ve insanları tanımaya çalışırlar. Böylece kime daha yakın davranmaları gerektiğine karar verir ve insanları hayatlarına seçerek alırlar. Bu da onların güvenli bir dostluk bağı kurmalarını kolaylaştırır. Herkesle aynı yakınlık derecesine sahip olmanın tehlikeli olduğunu bilirler.
Akıllı bir insan olmak aslında tecrübelerinizden neler öğrendiğiniz ile de ilgilidir. Çok konuşmanın bir önemi olmadığını da akıllı insanlar tecrübe ederek öğrenmişlerdir. Az ve yerinde konuşmak hem sizin saygınlığınızı arttırır, hem de tavsiyelerinizin daha çok dikkate alınmasını sağlar. Belki insanları böyle kalıba sokarak anlatmak bazı okurlara ters gelebilir. Fakat etrafınızdaki başarılı insanlara bakarsanız, çoğunda bu özellikleri görebilirsiniz.

Genelde sınıfımızda da en başarılı olan arkadaşlar bildiklerini çok paylaşmayanlardır. Hepimizin böyle arkadaşları olmuştur. Akıllı olmak biraz kurnaz ve gözü açık olmayı gerektiriyor olabilir. Hırsına kapılıp gitmediği sürece, kimsenin hedeflerine ulaşmada bir engeli yoktur.

Akıllı ve Başarılı İnsanların Diğer İnsanlarla Paylaşmadığı 7 Sır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Olmuyorsa zorlamayın, bırakın.

26219685_1989469824411552_7293992379626833607_n[1]

 
Yargılayan, eleştiren, beklentileriyle sizi yönetmeye çalışan; kendi gizli öfkelerinin, kızgınlıklarının, kıskançlıklarının, hayal kırıklıklarının, başarısızlıklarının hıncını ve hırsını sizden çıkarmaya çalışan; tamamen kendisine ait olan bu duygularını türlü çeşit bahane ve kılıfların ardına saklayarak allayıp pullayan, sizi sevdiğini, gelişmenizi istediğini, iyiliğinizi istediğini vs vs vs söyleyerek gerçekte size ait sınırları ve duygularınızı ihlal eden insanları bırakın…
.
Sizi “olduğunuz” gibi kabul edemeyen bu kişilere, yaptıkları şeyin karşısında ne hissettiğinizi elinizden geldiğince açık ve net ifade edin, elbette nezaketle… Anlamıyorlarsa zorlamayın, bırakın ve yolunuza devam edin. Çünkü bu tavırları sizinle ilgili değil, tamamen kendileriyle ilgili. Size düşen, kendi sınırlarınızı belirlemek ve haddini aşan herkese bu sınırları hatırlatmak.
.
“Kendiniz olmak”tan sizi uzaklaştırmalarına izin vermeyin…
.
Sizin hangi yolu, hangi adımlarla, nereye doğru, ne zaman ve nasıl yürüyeceğinizi, nerede hangi duyguyu hissedip hissetmeyeceginizi söylemek, bunun için ısrarlı davranışlar içine girmek kimsenin haddi değil.
.
Saygı evrensel bir kavram. “Karşımızdakini olduğu haliyle görüp o şekliyle kabul edip onun sınırlarına, kendisi olma biçimine saygı göstermek” zor başarılan ancak kıymetli bir hal…
“Kabulde olmak” diye bir kavram moda oldu🤔 Ehil olmayan, erdemli olmayan bir davranışa sabır göstermeye ve kabul etmeye kendimizi zorlamak değil olay.
Kabul, karşımızdakinin ehil olmayan davranış gösterdiğini, bunun o kişinin seçimi olduğunu görmek ve anlamaktır kanımca.
Aynı fikirde olmamak, başkalarını zorlama hakkını vermez.
Anahtar cümle: “Bunu bana yapmaya hakkın yok!”
.
Haklı olarak öfke duyarsınız böylelerine. Öfkenizi yok saymayın, göz ardı etmeyin.
Öfkeniz size bir şey anlatmaya çalışıyor, dinleyin onu can kulağıyla.
Öfke varsa “bir ihtiyacınız karşılanmıyor.” demektir. Öfke, “sınırlarınızın ihlal edildiğini” söylüyordur genellikle. Seçimlerinize, tercihlerinize saygı duyulmadığının; karşınızdakinin size kendi görüşlerini dayatmakta olduğunun alarmı gibidir. “Manipüle ediliyorsun dikkat et!” diyordur öfke size.
.
Size bunu yapanların, ihtiyaç duydukları bir şeyi karşılamaya çalıştıklarını ancak bunu başkalarının sınırlarını ihlal ederek sağlıksız biçimde yaptıklarını görün. Sınırlarınızı ihlal edenler karşısında takınacağınız en sağlıklı tavır ayrışmak ve güvenli duruş mesafesini korumaktır. Sakince, kararlı bir şekilde kendi sınırlarınızı belirleyen söz ve davranışlarınız yeterli olur genellikle.
Olmuyorsa zorlamayın, tutunmayın, bırakın ve yolunuza devam edin. Önce kendinize saygıyla, şefkatle, sevgiyle…
Aksu Gulay
@aksugulay
#dogruanlayiş #dogruçaba #dogruEylem #şefkatle

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRMİŞ İNSAN NASIL OLUR?

lotus-cicegi-2[1]
1-Bu insanlar,yaşamın her yönünü severler,şikayet etmekle ya da olayların daha değişik olmasını istemekle vakit kaybetmezler.
2-Bağımsızlıklarına çok düşkündürler.Aileye güçlü bir sevgi ve bağlılık duymalarına rağmen ilişkilerinde bağımsız olmaya özen gösterirler.
3-Sevgi anlayışları,sevdiklerine hiçbir değeri zorla kabul ettirmemeyi gerektirir.
4-Onay aramak gereksinimleri yoktur.Övgü ve ödül talep etmezler.
5-Çok acık ve dürüst konuşurlar,çünkü vermek istedikleri mesajları,başkalarını memnun etmek için dikkatli sözcükler arkasına gizlemezler.
6-Gülmeyi ve başkalarını güldürmeyi iyi bilirler.
7-Kendilerini şikayet etmeden kabullenirler.Fiziksel benliklerini,sahteliklerle gizlemezler.
9-Başka insanları çok iyi anlarlar ve asla şaşırıp şok olmazlar.
10-Gereksiz kavgalarda asla taraf olmazlar.
11-Hastalık hastası değildirler.
12-Dürüsttürler,asla yalan söylemezler,olayları çarpıtmazlar.
13-İnsanlar hakkında konuşmaz,insanlarla konusurlar.
14-Bu insanların müthiş bir enerjileri vardır.Enerjileri dogaüstü değildir,yanlızca yaşamı ve yaşamdaki aktiviteleri sevmelerinin bir sonucudur.
15-Şiddetli bir merak duygusuna sahiptirler.Hep araştırır,yaşamlarının her anını kavramak isterler.Her insan,her varlık ve her olay daha çok öğrenmek için bir fırsattır.
16-Başarısız olmaktan korkmazlar,hatta onu sevincle kabul ederler.
17-En önemlisi bu insanlar “KENDİLERİNİ SEVERLER.”Kendilerine acımak,kendilerini redetmek,kendilerine öfkelenmek için zamanları yoktur.Elbette sorunları vardır,ama sorunlar onları düşürse bile tekrar ayağa kalkar ve sızlanmadan yaşamaya devam ederler.
18-Onlar için her gün mükemmeldir.
Dr.WAYNE W.DYER

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BEYİN EGZERSİZLERİ

s-a312ce368a9720912d3cc3135f6a80c8e0f43456[1]
•İnsan beyninin ayaktayken yaklaşık %10 daha fazla çalıştığı düşünülmektedir. Önemli kararlarınızı alırken kapalı alandaysanız volta atmayı deneyin.
•İnsan beyni açık havada, kapalı alana göre çok daha yüksek performansla çalışır. + beyin açık havada ve ayaktayken daha iyi çalışır
•Yürürken kolları sallamak beynin daha iyi çalışmasını sağlıyor.
•Yabancı dil öğrenmek beyni güçlendiriyor. En azından her gün yeni bir kelime öğrenerek kullanabilirsiniz. Alışveriş ve telefon numaralarını ezberlemeyi deneyebilirsiniz.
•Zihinsel jimnastik yapın. Bunun için başta sudoku olmak üzere diğer akıl oyunları oynayın Ör: Satranç.
•Zihinsel rutinlerinizi kırın yani bir gün evinize uzun yoldan gidin yada cep telefonunuzu sağ değil de sol elinizle kullanın bu bir televizyon kumandası da olabilir.
•Beyninizi kaliteli cümlelerle besleyin ör: özdeyişler
•Her gün güzel bir resme bakmayı deneyin. Beyninizi “güzel” görüntüler ile besleyin.
•Günde aklımızdan 60 bin ile 80 bin arasında düşünce geçer.Bu düşünceler ne hakkındaysa hayatımızda ona göre şekil alır. Bu yüzden olumlu düşünün.
•Bir konu hakkında düşünürken, nasıl düşündüğünüzde gözlemleyin. Bu beyninizin kalitesini artırır.
•İyi bir uyku kaliteli bir beyin için şarttır. Einstein’ın günde 10 saatten fazla uyduğu biliniyor.
•Bol ve temiz oksijen beyin için çok yararlıdır. Şimdi pencerenizin camını açık ve kendinize temiz oksijen ısmarlayın.
•Farklı düşünce tarzı olan insanlar ile konusun. Ör : çocuklarla vakit geçirin.Sizden farklı
düşünen insanlar ile konuşun.
•Kullanılmayan Organ körelir. Sürekli televizyon izleyerek beyninizi düşük viteste kullanmayın.
•Beynin en tehlikeli yanı ters tepki etkisidir yani bir şeyden ne kadar korkarsanız o şey başınıza gelir. O yüzden korkunuza değil konunuza odaklanın.
•“Beyninize çöp girerse beyninizden çöp çıkar” Beyninize gereksiz şeyleri almayın.
Beyin diyeti yapın.
•Beyninizi yoran en önemli şey monotonluktur. Hayatınızı ne kadar çok renklendirirseniz, beyninizi o kadar neşelendirirsiniz.
•Ders çalışırken kısa aralar vererek çalışın.
•Beyin tıkandığında varsayımlarla akıl yürütür. Kararsız kaldığınız anlarda “Dünyaki en akıllı insan benim yerimde olsaydı ne yapardı?” diye düşünebilirsiniz.
•Beyninize sizi başarıya ulaştıracak sorular sorun Ör: Hayatta gelebileceğim en iyi yerde miyim? gibi..
•Dr.Davit Schwartz‘a göre: “Bir şeyin imkansız olduğuna inanırsanız aklınız bunun neden imkansız olduğunu arama başlar. Ama bir şeyin yapılabileceğine inandığınızda, aklınız onu yapmak üzere çözüm bulmanıza yardım etmek için çalışmaya başlar“
•Kitap okumak güçlü bir beyin jimnastiğidir.
•Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Bu yüzden spor yapın, fazla kilolarınızı atmaya çalışın ve SU İÇİN. Unutmayın beynin %78’i sudur.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“Bu feneri her akşam, dış kapının üzerine asmalısınız” demiş.

26992190_2031317817113106_5428887391536005731_n[1]

 

ÇOK GÜZEL 😍
Zengin bir iş adamı, hafta sonu tatilini bir kayak merkezinde geçirmek istemiş.
Ve orada kaldığı günlerden bir gün, kayma niyetiyle dışarı çıktığında, yoğun bir tipi yüzünden kaybolmuş. Telefonlar çekmiyormuş o civarlarda, bu yüzden de kimselere ulaşamamış.
önce biraz yükseklere tırmanmayı denemiş, her tarafı rahatça görmek için ama, tipi oralarda daha da şiddetliymiş. Sonra tekrar aşağıya yöneldiğinde, kendisini ormanlık bir alanda bulmuş.
Hava yavaş yavaş kararıyormuş, beyaz görmekten yorulan gözleri gibi. Uzaktan kurt sesleri duyduğunda, korkuya kapılarak paniklemiş. Mağara bile olsa, bir yerlere sığınması gerekiyormuş.
Etrafına bir kez daha göz gezdirince, ormanın alt yamacında zayıf bir ışık görmüş. Bazen sönecek gibi titreyen zayıf bir ışık.
Adam son bir gayretle, bata-çıka, düşe-kalka o yöne doğru koşmuş. Birkaç yüz metre ötede tomruklardan yapılan bir kulübe varmış. Kapısının üstüne bir fener asılan, bacasından incecik bir duman yükselen…
Adam, yarı donmuş elleriyle kapıyı çalmadan önce, kapı otomatik gibi açılıvermiş. Bir ihtiyar çıkmış gülümseyen bir yüzle, en az seksen yaşında, belki de doksan. Gelen misafirini, oğlu gibi kucaklayıp içeri almış ve kuzinenin yanındaki bir sedire oturtmuş.
Zengin adam, konuşmakta zorlanıyormuş. Biraz açıldığında:
“Geldiğimi nasıl bildiniz?” diye sormuş. “Kapıyı çalmadım ki? üstelik de şiddetli bir fırtına vardı.”
Yaşlı adam, onun sırtını sıvazlayıp:
“Sizi bekliyordum” diye tebessüm etmiş. “Pencereden gözleyip duruyordum. Bu yüzden de o feneri dışarı astım.”
Adamın aklı iyice karıştığından, susmayı tercih etmiş. Zaten oldum olası bu tür hassas konuları pek anlamazmış.
İhtiyar devam edip:
“öğle vakti çorba yapmak istedim” demiş. “Tarhanayı sakladığım torba elimden kaydı, tencereye iki kişilik tarhana döküldü. Her zaman yaptığım ekmek, bugün iyice kabarıp bir kat daha büyüdü. üç tavuktan sadece biri yumurtlarken, bugün iki tanesi yumurtladı. Anladım ki akşama bir misafirim var.”
Yaşlı adam feneri içeri alırken, diğeri susuyormuş. Ona göre bunlar bir tesadüfmüş, biraz nadir görülse de pek önem taşımayan. Bulunduğu yerden etrafına bakınmış. Oturduğu sedirin alt kısmında, yani yerde duran bir ahşap masanın üstünde iki tabakla birlikte iki de kaşık varmış. İki de bardak tabi.
Yaşlı adama onları işaret edip:
“Galiba eşiniz de evde” demiş. “Herhalde üst katta öyle değil mi?”
İhtiyar gülümseyip:
“ Eşim yirmi yıl önce vefat etti” demiş. “çocuklar da burayı terk ettiler. Kısacası yalnızım. Sofrayı sizin için hazırladım. Hemen geçelim de çorbamız soğumasın.”
Zengin adam iyice afallayıp, ihtiyara farklı bir gözle bakmaya başlamış. “Tesadüf” dediği şeylere de tabi ki… çorbayı büyük bir iştahla kaşıklarken, pencereden dışarıya bir göz atarak:
“Fırtına bir anda kesildi” demiş. “Hava da açtı ama ayaz başladı. Burayı bulmasaydım, kesinlikle donardım. Oysa bu akşam otelde eğlence vardı. Harika bir ziyafet çektikten sonra, havai fişekler atılacaktı. Daha sonra sıcacık bir odaya geçip, dev ekrandan televizyon seyredecektim. Ama buna da şükür, az kalsın ölecektim.”
Yaşlı adam, yer masasını göstererek:
“Seni hayata bağlayan bir dilim kuru ekmek, en lezzetli yemeklerden daha iyidir” demiş. “ Bence tarhana çorbası hiç de fena değildi. Yağda yapılan yumurta da öyle. Diğer eksiklikleri de tamamlarız.”
“Diğer eksikler” lafına gülmüş genç adam. Bu daracık kulübeyle o lüks otel arasında dağlar kadar fark varmış, etrafını çevreleyen sarp dağlar kadar. Ama ses çıkarmamış, ne de olsa misafirmiş bu garip yerde.
Karınları doyunca, yaşlı adam onu çatı arasına çıkarmış. Oradaki küçücük bir odaya…
Çatı üstünde bir metre kar olsa bile, içerisi sıcacıkmış, belki otel odasından daha da sıcak.
“Kuzinenin bacası, bu odadan geçer” demiş ihtiyar adam. “Zaten yorganın da tiftikten yapılmıştır. Merak etme üşümezsin, hatta belki terlersin.”
Odanın orta yerinde ahşap bir karyola bulunuyormuş. Hem de iki kişilik, bir zamanlar ihtiyarın eşiyle paylaştığı… Onun ayakucunda da büyükçe bir pencere.
İhtiyar adam, dantellerle süslü perdeleri açarken:
“İşte bu da televizyonun” demiş. “ üstelik de dev ekran. Arkada gördüğün dağlar bu civarın en güzel dağlarıdır. Eğer dikkat edersen, ayın yakamozlarını dağdan akan şelalede görebilirsin.”
Zengin adam, yatağa oturarak dışarıyı seyretmeye koyulmuş. İnanılmaz güzellikte bir mehtap varmış. İhtiyar adam, önce kutup yıldızını göstermiş ona, kaybolan insanlara yol gösteren. Tarif etmiş onun nasıl bulunduğunu. Sonra gökyüzünde bir yer işaret etmiş, adeta ışıktan bir nehir oluşturan, “Saman Yolu” adıla şöhret bulan.
Zengin adam, belki hayatı boyunca hiç dikkatle bakmadığı gökyüzüne bakarken, ihtiyar ona kayan bir yıldız gösterip:
“Bu günlerde meteor yağmuru var” demiş. “Dikkat et de yıldızlar düşmesin üstüne. Oteldeki havai fişek gösterisi, bunların yanına sönük kalmaz mı?”
Zengin adamın gözleri hala yıldızlardaymış, biraz farklı bakıyormuş artık dünyaya. Anladığı kadarıyla “mutluluk” denen iksir, bakmaktan çok görmesini bilenlerinmiş. Odadaki gaz lambasını işaret ederek:
“Bu feneri her akşam, dış kapının üzerine asmalısınız” demiş. “Benim gibi cahilleri buraya çekip, ruhlarını aydınlatmaya sebep olsun.”
Alıntıdır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Niyet Enerjisini Yükseltmek için 5 Adım

blog5[1]

 

 

Bir şey önce niyetle başlar. Biz niyet ettiğimiz ve hayal ettiğimiz şeyleri kendimize çekeriz. Niyet etmek, bu yüzden çok önemlidir. Neyi düşünürsek onu yaşarız sözü gerçekten doğrudur. Pek çok insanın niyetlerini tam olarak yükseltemedikleri için niyetlerine ulaşamazlar. Peki, niyet enerjisini yükseltmek için ne yapmalıyız.

 

1. Adım
Niyetinizi belirleyin. Hayal gücünüzü devreye sokmadığınız müddetçe niyetiniz devreye girmez. Niyetiniz bir araba almak ise mutlaka araba ile ilgili hayaller kurmak niyetinizi yükseltecektir. Bir niyeti belli zamanlarda imajine etmek ve niyetinizi güçlendirmek çok önemlidir. Kısaca niyetinize odaklanın ve niyetinizi hayal edin.

2. Adım
Niyetinizi olmuş gibi hissedin. Bu hissiyatı yakalamak için niyetiniz gerçekleştiğinde duygusal olarak ne hissedeceğinizi yaşayın. Hayalinizi niyetinize göre canlandırın. Bunu kolaylaştırmak için bilinçaltınızı devreye sokabilirsiniz. Şu soruları kendinize sorun ve kesinlikle cevaplamayın.
Niyetim gerçekleştiğinde ne hissederim?
Niyetim beni gerçekten ne kadar mutlu eder?
Niyetim gerçekleşirken hayatım nasıl değişir?
Bu soruları sorduğunuzda niyetiniz için hayal gücünüz devreye girecektir.

3. Adım
Dua edin veya olumlama yapın. Dindar bir insansanız, dua etmek niyet için çok iyidir. Dua ile niyetinizi yükseltebilirsiniz. Olumlama da yapabilirsiniz. Niyetinizi söyledikten sonra olumlu cümleler ile niyetinizi söyleyin. Mesela niyetiniz sağlıksa “Sağlığım çok iyi ve her geçen gün daha iyi oluyorum” diyebilirsiniz. Dua ve olumlamayı aynı anda yapabilirsiniz.

4. Adım
Niyetiniz için bir pano oluşturun. Niyetiniz ile ilgili bir resim çizip niyetinizi kağıda dökebilirsiniz. Niyetinizi yükseltecek harika bir yöntemdir. Mesela ev almak istiyorsanız. Bir ev çizip çevresine evinizin özelliklerini ve istediklerinizi yazın. Ya da hayalinizdeki evin resmini yapıştırın. Bu niyetinizi yükseltecektir.

5. Adım
Niyet enerjisini yükselttikten sonra yapmanız gereken serbest bırakmaktır. Bu basit yöntemle niyetinizi enerji bağlantılarına gönderin. 5 Derin nefes alıp verdikten sonra şu cümleyi söyleyin. “Niyetimi serbest bırakıyorum” 5 kere bu cümleyi söyleyin ve belli bir süre yapın. Göreceksiniz serbest bıraktıktan sonra niyetiniz yükselecektir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İhtiyacın olan kaynaklara sahip olmadığını zannediyorsun.

27067418_1705116536220801_8180362937785864865_n[1]

 

İhtiyacın olan kaynaklara sahip olmadığını zannediyorsun.
Bu tamamen gaflet !
Kendini potansiyelinin altında ordan oraya sürüklüyorsun !
Bunu neden yapıyorsun ?
Çünkü başkalarına verdiğin desteğin yarısını bile kendine vermedin.
Kendini ateşlemedin !
Hayallerine hayal gözüyle baktın.
Onlara değer verip sahip çıkmadın.
Sen kendine- yapabileceğine inanmadın.
Şimdi ihtiyacın olan herşeye sahipsin desem, bana inanmazsın ?!
İçgüdülerin yeter !
Güç içinde !
O güçle her koşulu oluşturabilirsin .
Buna muktedirsin.
Ama bilmiyorsun.
Dışarıdan bir değer yaratman gerektiğine inanmışsın.
İçine dönüp bakmamışsın !
Ay tutulurken,
Demet. Laya Holistic

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

2 Dakikada Okunacak Ve Yaşam Sevginizi Yenileyecek 15 Başucu Notu

iyi-hissettiren-sozler-1[1]

 

Sadece bir kere yaşarız. Hayat ne kadar zor olursa olsun, hayatımıza duyduğumuz sevgiyi asla kaybetmemeliyiz, çünkü bize sürekli hareket edecek enerjiyi veren şey yaşam sevgisidir.
1. Bir rüya, acı olsa bile insanlara hayatı sevindiren şeydir. – Theodore Zeldin

 

2. Bazen hayatlarımızda meydana gelen kötü şeyler; bize doğrudan doğruya, başımıza gelecek iyi şeylerin yolunu açarlar.

3. Üzülme. Kaybettiğin her şey başka bir formda geri gelecektir. – Mevlana

4. Kontrol edemediğiniz şeyler hakkında endişelenmek yerine, enerjinizi yaratacağınız şeye kaydırın. – Roy T. Bennett

5. Kaybolmadan bazı güzel yollar keşfedilemez. – Erol Ozan

6. Zafer ne kadar zor olursa, kazanma mutluluğu o kadar artar. – Pele

7. Sözcüklerdeki en güzel hislere dokunulamaz: Kalplerle hissedilmeliler. – Helen Keller

8. Bazen en ufak şeyler kalplerimizin en üstünü kaplar.

9. Çevremizdeki ihtişamın canlı olması için sıradan şeylerin güzelliğini görmeye çalışın.

10. Hayat, binlerce küçük mucize serisidir. Farkedin.

 

11. Hayatı seversen, hayat da seni sevecektir.

12. Sahip olduğunuz şeyi sevdiğiniz zaman, ihtiyacınız olan her şeye sahipsinizdir.

13. Doğadaki güzelliği keşfedenler; onun özgü sırlarında kendilerini bulurlar.

14. Her zaman başkalarındaki çirkinliklere odaklanırsan, güzel bir hayat yaşayamazsın. – Debasish Mridha

15. Bugün, neler olup bittiğini unutmam gerekiyor, hala kalanları takdir ediyorum ve gelecek olanları sabırsızlıkla bekliyorum.

http://filoji.com/yasam-sevginizi-yenileyecek-15-basucu-notu/

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İSYAN MI, ŞÜKÜR MÜ?

26814818_936655613155568_3305776748064366169_n[1]

 

Yıllar önce kızım Zuhal’i bir bebek olarak kucağıma aldığımda onunla ne kadar süre ve nasıl bir hayat yaşayacağımı bilmiyordum.
Büyümeye başladı. Bebekliğinden itibaren onunla oynamaya başladım, gezerken omzuma aldım, kollarımdayken yukarı doğru atıp yeniden yakaladım, sırtüstü yatıp onu ayaklarımın üzerinde havaya kaldırmamı öyle seviyordu ki.
Parklarda gezdik. Köye gittiğimizde çamuru naylon tabağa doldurup “Sana pasta yapıyorum baba.” dediğinde anlamıştım yüreğinin sevgi dolu okyanuslar gibi olduğunu.
Okul hayatı başarılarla geçti. Ailelerin cennet gibi olmasına katkı sağlamak için psikolog olmayı seçti. Gönüllere dokundu, evlere neşe saçtı. Benimle bir çok şehre konferanslara geldi.
Bir kurban bayramında Şırnak sokaklarında çocukların ellerindeki oyuncak silahları gördüğünde çok ağladı. “Baba bu çocukların elindeki silahları alıp yerine kitaplar vermek için daha çok çalışmalıyız.” dediğinde hayaller kurduk, tüm çocuklarımızın yüreğine sevgi tohumları seçmek için.
İşine uçarak gidiyor, eve koşarak geliyordu.
Doktor, “Sen kanser olmuşsun, gereğini yapmazsan yakında ölürsün.” dediğinde, elimi tutup gözlerime bakarken sordu:
“Şimdi ne olacak baba, hayallerimiz vardı.”
Kendisini çok seven ve hastalığının her aşamasında yanında olan Harun’la evlendi. Gelin gittiği kendisini tanıyan tüm Elazığlıların gönlünde taht kurdu.
Hastalığı tüm vücuduna yayıldı. Vazgeçmedi. Bir yandan iyileşmek için tevekkülle mücadele ederken bir yandan çocukların ve gençlerin gönlüne sevgi serpmeye devam etti.
Doktor, “Altı aylık ömrü var.” değinde söylemedim kendisine, söyleyemedim.
Sahnelerde ve televizyonlarda tüm Türkiye’den dua istedim Zuhalim için. Almanya’da küçücük bir kız çucuğu yanıma yaklaşıp, “Üzülme Alişan amca Zuhal ablanın iyileşmesi için şü küçücük kalbimi seve seve veririm.” dediğinde çok umutlandım.
Başarılarıyla beni geçmeye başladığında “Senin son kullanma tarihin kaç baba? diye sordu bana. Sarsılmıştım. “Kendini sürekli geliştirip insanların karşına faydalı bir eğitmen, benim karşıma son model bir baba olarak çıkmalısın.” dedikten sonra dört farklı alanda üniversite okudum.
Kendimi tazeleyip karşısına çıktığımda o da Allah’a gitmek için hazırlık yapıyordu.
Eşimle kavga edip evden ayrılırken dizlerime yapışıp “Bizi bırakıp gitme baba.” diye ağladı. Ona olan sevgimle tüm sorunlarımın üstesinden gelip geri döndüm.
Rabbim 15 gün önce onu yanına çağırdı. Bu sefer ben yapıştım tabutuna. “Nereye gidiyorsun Zuhal? diye sordum cevabını bildiğim halde.
O bana gitme baba, geri dön dediğinde onu dinleyip döndüm.
Ben ona gitme yavrum dediğimde, gitti ve dönmedi.
Dostum Durmuş Ali bey dedi ki, “Zuhal’in cenazesi sadece sizin evden çıkmadı, bilin ki Türkiyede bir çok evden çıktı.”
Şimdi bakıyorum Zuhal gibi bir sevgi meleğiyle 30 yıl aynı evde yaşama lütfuna erişmişim, ona sarıldığımda cennetin kokusunu tatmışım.
Şimdi düşünüyorum Allah yavrumu 30 yaşındayken yanına çağırdı diye isyan mı edeyim, yoksa onun bana hediyesi olan yavrumla bu güzellikleri 30 yıl yaşadım diye şükür mü edeyim…
Yavrumun hastalık sürecinde ona gözü gibi bakan eşime, yanımızda olan herkese, iyileşmesi için yüzlerce dğal tedavi bitkisel ilaç gönderen, köye kadar gelip cenazeye katılan, isteyip de katılamayan, taziye mesajlarını ileten tüm dostlara teşekkür ediyorum.
Allah’a bizim bilmediğimiz nice hayırlar verdiği için şükrediyorum.
Eğer gönlünü kırdığı, azarladığı, hatta sert baktığı kimse varsa söyleyin helallik alayım.
Sizin de gönlünüze dokunmuşsa. güzel bir hatıranız varsa yazın da bileyim.
Alişan Kapaklıkaya

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Ne güzel ÖĞRETMENSİN SEN 🙂

27067544_472212813180846_6794649844938829027_n[1]
“Üzmüşler çocuğu, diğer çocuklar. “Senin baban çöpçü, sen de pis kokuyorsun” demişler. Vicdan duygusu tam gelişmemiştir okul öncesi çocuklarında. Zaman zaman böyle acımasız olabilirler. Kırmışlar yavrucağın kalbini.
Konuştum babayla. Çok üzüldü, çocuğunun üzülmesine. Dağ gibi adam gözyaşlarını ilk kez ayırdı gözlerinden belki de. “Üzülmek yetmez dedim, bir planım var. Dahil olur musun?” Kabul etti seve seve.
“Pis ülke” oyunu oynattım çocuklara bir gün. Türetilmiş (uydurma) bir oyun. Ne bulduysak attık yerlere. Bu arada “kötü koku spreyi” sıktık sınıfa, çocuklar görmeden tabi. Birazdan sınıf dayanılmaz bir kokuya karıştı. Dedim niye böyle oldu? Dediler öğretmenim çöplerden, pislikten. Durun dedim, bakın kapıya, biri gelecek, kurtaracak bizi bu pislikten, kokudan, büyüleniyor sanki. Bak bak bitiremiyorlar. 1.90 boy. Heybetli mi heybetli çöpçümüz.
Başlıyor hemen temizliğe. Bende pencereleri açıyorum hemen. Temiz hava nüfuz edince etkisini kaybediyor kötü koku spreyi. Yardımcı öğretmenimiz de yasemin kokulu oda spreyini sıkıyor birkaç fıs. Çocukların gözü bizi görmüyor zaten. Ama içlerine doluyor mis gibi çiçek kokusu.
Sonra yarım ay düzeninde oturuyoruz çöpçünün karşısına. Konuşuyor prova ettiğimiz gibi. “Çöpçüyüm ben” diyor. “Siz sabahları uyurken daha, ya da gece yarısı mahallenizin çöplerini topluyorum. Arkadaşlarım da var. Onlar da topluyor. Çöpler toplanmasa sokaklardan, her yer bugün sınıfınızın koktuğu gibi kokar. Çöpçülük zordur çocuklar. Çok zor iştir.” Anlatıyor uzatmadan. Kısa, öz, keskin. Anlattıkça daha da büyüyor adam.
Nasıl dinliyorlar anlatamam. Gözlerini hiç ayırmadan. Hele oğlu. Gurur duyuyor babasıyla ve her sözünde hayran oluyor ona. O bakışa ömür verilir inanın bana.
Sonra fotoğraf çektiriyoruz hepimiz kahramanımızla. Alkışlarla ve aşkla uğurluyoruz çöpçümüzü. Bir baba, bir oğul. Tedavi edilmiş iki yürek. İşimiz bu. Yüreğe dokunmak. Hanımlar, beyler! Bir çocuğun alın teriyle para kazanan babasının mesleğinden utanmasına dayanamam. Dayanırsam, öğretmen olamam.
Ertesi sabah soruyor birkaç veli. “Bizim çocuk akşamdan beri büyüyünce çöpçü olacağım diyor. Siz ne öğretiyorsunuz bu çocuklara Allah aşkına?”
Gülümseyerek cevap veriyorum, “İnsan olmayı öğretiyoruz.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

HERŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK DEMENİN SAKINCALARI

 

B0Ycm1ECQAADgle[1]

Çekim yasasının işleyişi açısından bakarsak, “Her şey çok güzel olacak.” diye düşünmek ve hayata böyle bakmak tabii ki “Her şey ne kadar kötü ve daha da kötü olacak.” diye bakmaktan çok çok daha iyi.
Ve tabii ki düşüncelerini ve duygularını pozitife çevirme yolunda, büyük bir aşama o kişi için.
Ama ben, hem kendim için hem de tüm sevdiklerim için, daha iyisi varken, bununla yetinmek istemezdim ve kesinlikle bunu tavsiye etmezdim.
Neden mi?
Çünkü “Her şey çok güzel olacak” bakış açısında içten içe hissediyor musunuz, bir başka gizli ima, bir başka gizli tını var:
“Şu an her şey berbat ama…”
Siz de hissettiniz mi bu tınıyı?
Ne zaman “Her şey çok güzel olacak.” desem, bu sözle beraber, aslında burada ve şimdi mutlu olmadığımı, şimdiyi sevemediğimi ama bunun etkisini azaltmak için “Gelecek hakkında bari iyi düşüneyim” dediğimi hissettim.
Oysa ki şimdiden nefret ederek, güzel şimdilere ulaşamıyoruz.
Çekim yasasının lehimize işlemesi için burada ve şu an mutlu olmamızın önemi çok büyük.
Benim kendim için ve tüm sevdiklerim için tavsiye edeceğim bakış açısı: “Her şey çok güzel” bakış açısı.
Hemen şimdi deneyin. “Her şey çok güzel olacak” derken, aynı anda etrafınıza bakın. Büyük bir ihtimalle, gözünüz uzaklara dalacak ve gelecek güzel günlerin umudu kalbinize doğacak.
Bu fena bir şey değil.
Daha doğrusu hiç yoktan iyidir.
Şimdi bir de bundan daha iyisini deneyelim.
“Her şey çok güzel” deyin ve aynı anda etrafınıza bakın. Eğer becerebilirseniz, oda gözlerinizin önünde belirecek, deminki örnekteki gibi dalıp gitmeyeceksiniz. Şu anı ve şimdiyi hissedeceksiniz. “Evet, her şeyin bir anlamı var. Başınıza gelen her şey sizi hayatta belli bir noktaya yönlerdirdi. Evet, her şey çok güzel.”
Bunu idrak edince, oda gözlerinizin önünde güzelleşecek ve sanki dün, bugün, yarın aynı anda şekil değiştirecek. Ve kalbinizde bileceksiniz: “Her şey çok güzel. Şükürler olsun Rabbime, tüm yardımlar, yol göstermeler, güzellikler için.”
Ve bunu hissedince, yine bileceksiniz ki “Her şey doğal olarak daha da güzel olacak. Başka türlü nasıl olabilir ki?”
Çünkü artık biliyoruz. Çekim yasasını biliyoruz. Hayatın işleyişini, kurallarını, yasalarını biliyoruz. Allah’ın kurduğu düzeni bir kere bilince artık bilmezlikten gelmek olmuyor.
Evet, başımıza gelen her şeyin başımıza nasıl ve neden geldiğini biliyoruz. Sırf bakış açımızla hayatımızı nasıl şekillendirdiğimizi, nasıl şekillendirebileceğimizi biliyoruz.
Bilmek belki de hayatta sahip olabileceğimiz en büyük kudret.
Şükürler olsun bize bu bilgiyi ulaştıran, yol gösteren Rabbimize ve aracı olan tüm dostlarımıza.
De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler eşit olur mu? Ancak gönül ve akıl sahipleri düşünüp ibret alır.” Zümer suresi 9
Yukarıdaki alıştırmayı yaparken, eğer “Her şey çok güzel” deyip odaya bakarken, kalbinizde hissedemediyseniz bunu, bu demek ki bu konuda biraz alıştırma, egzersiz yapmanız lazım.
Bir defter alın, ve her gün kendi hayatınızda veya tanıdıklarınızın hayatında bulabileceğiniz güzel şeyleri bu deftere yazın ve bunlar için şükredin.

Çekim yasasının işleyişinde çok ilginç bir nokta var, bunu sizinle de paylaşmak isterim:
Çekim yasası aldırmıyor şükrettiğiniz şey size mi ait başkasına mı ait.
Çekim yasasının tek aldırdığı şey sizden yayılan enerji.
Yani, komşunuzun güzel evi için şükrettiğinizde, çekim yasasını ilgilendiren tek şey sizin yaydığınız şükür enerjisi.
Bu durumda hayatınıza, bu pozitif enerjiye denk şeyleri çekiyorsunuz.
Ama komşunun güzel evine kıskançlıkla bakıp, kendinizinkini beğenmediğiniz zaman da hayatınıza, bu negatif enerjiye denk şeyleri çekiyorsunuz. Yani kendinizi fakirleştirirken, başkalarının zenginliğini arttırıyorsunuz.
Sanki, “Kıskandın ha, al biraz daha kıskan” der gibi oluyor hayat.
Şükredince de (başkasına ait şeylere dahi) “Şükrettin ha, al biraz daha şükret” gibi oluyor hayat.
Uzun lafın kısası, eğer “her şey çok güzel” diye bakamıyorsanız hayata, bu güzellikler, iyilikler bulma alıştırmasını ve şükretme alıştırmasını hayatınıza acilen yerleştirmenizi tavsiye ederim.
Yazan: Funda Teyze

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

50 Yaşın Üzerindekilere Nasihatler…❣

ani-yasa-ivir-zivir-bir-nasihat-degil-carpe-diem[1]
Yaşam boyu tasarruf ettiğiniz parayı kullanma zamanıdır. Bunları, onu biriktirmek için bulunduğunuz özverileri bilmeyenlere bırakmayınız. Size üzüntü verecek yatırımlar için kullanma zamanı değildir, sizin için huzur ve sükunet dönemi başlamıştır artık.
Çocuklarının ve torunlarının, parasal problemleri ile uğraşmaktan vazgeç; senin için harcadıkları paralar için suçlu hissetme kendini. Eğitim dahil, onlar için en iyisini yapmaya çalıştın daima. Şimdi sorumluluk onlarındır.
Biraz bencillik yap, ama tefeci olma. Gezintiye çık ve başkalarının hoşuna gidecek şeylerin peşinden koşmaktan vazgeç.
Sağlıklı, büyük fiziki hareketler gerektirmeyen bir yaşamın olsun. Ölçülü bir şekilde jimnastik yap ve iyi beslen.
En iyisini ve en zarifini al. Bu dönemde, ana gaye, paranın sizin tarafınızdan, zevkinize ve arzularınıza göre harcanmasıdır. Unutma ki, ölümden sonra para, sadece kin ve nefrete yol açar.
Küçük şeyler için kendini üzme, hatırlamak isteyeceğin güzel anlar gibi unutulması gereken kötü anlarında olur
Yaşa bağımlı kalma, sevgini hep canlı tut.
Kendine iyi bak, temizliğine dikkat et. Görünüşün Görkemli olsun: sık sık kuaföre git, tırnakların bakımlı olsun, cildiyeciye, diş hekimine git, düzenli bir şekilde parfüm ve krem kullan. Artık genç ve yakışıklı olmasan bile, en azından bakımlı olursun.
Modern olmak önemli değil, iyi bir klasik olmaya çalış. Saçlarını boyatarak ve şatafatlı giyinerek gülünç olma.
Gün, bu gündür. Kitapları ve gazeteleri oku, radyo dinle, TV de ki güzel programları seyret, internete gir, mailler gönder ve al, sosyal ağlara katıl, dostlarına telefon et.
Gençlerin düşüncelerine saygılı ol, onlar senin bildiklerine bilmeselerde, yaşadıklarını yaşamasalarda, senin yaşına geldiklerinde muhtemelen senin konumunda olacaklardır, kendi düşüncelerini de söyle onlara, dinlemesini bilen yararlanır, yanılmış olsalar bile, onlarla tartışma.
Sadece anılarınla yaşama, “bizim zamanımızda” deyimini çok sık kullanma, senin zamanın da bu gündür. Kıymetini bil…
Çocukların ve torunlarınla birlikte yaşamaktan kaçın, sadece onları görmeye git veya davet edildiğinde onlarla beraber ol.
Gerektiğinde bir yardımcı kadın bulundur evinde. Gündelik Yaşamını mümkün olduğunca ve imkanların nisbetinde kolaylaştır.
Seyahat etmek, yürümek, resim yapmak, dostlarınla oyun oynamak veya bir şeylerin koleksiyonunu yapmak gibi hoşuna giden bir“hobin” mutlaka olsun, olanakların dahilinde ki şeyleri yap.
Yeni veya faydalı bir şey öğrenmeye gayret et ve zoruna gitse bile ileri teknolojinin gerisinde kalmamaya çalış.
Sosyal ve kültürel etkinliklere katıl. Müzeleri gez, sinemaya git… Önemli olan, biraz evden uzaklaşmaktır. Eğer arzu ettiğin bir yere davet edilmezsen, sakın gücenme, Unutma ki, gençliğinde, sende birilerini hayal kırıklığına uğratmış olabilirsin, anne ve babanı fazlaca davet etmemiş olabilirsin.
Az konuş, çok dinle, yaşamın ve geçmişin, sadece seni ilgilendirir. Bir şey ile ilgili fikrini soran olursa, kısa konuş ve sadece, iyi ve hoşa giden şeylerden bahsetmeye çalış. Yavaş bir tonla ve kısa konuş, eleştirme. Herşey gelip geçicidir, olduğu gibi kabul et. Bir dönemin doğruları bazen başka bir dönemin yanlışları olarak kabul edilebilir.
Acılar ve üzüntülerle hep karşılaşılır, onlarla ilgili problemleri fazlaca dile getirme. Azaltmaya gayret et. Sonuçta, sadece sizi etkilerler bu yaşta sorunlarınız sadece sizin ve doktorunuzun problemleridir.
Her fırsatta gül, yaşadığın ve sağlıklı olduğun için mutlu ol,unutma sen şanslısın, hayatının geleceğinin belirsiz olması gibi, ölümünde başka bir meçhul evre olacaktır.
Eğer biri size, artık hiçbir işe yaramıyorsunuz derse, duymamazlıktan gel ve bunu dert etme. Sende kendi dünyanda sana göre önemli bir şeyler yapmışındır. Mühim olan bunu senin hissetmendir.
Unutma hayat hikayen iyi veya kötü olsun, bir daha tekrar etmeyecektir ❣❣❣❣
Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

İKİ KAŞIN ARASINA BİR DAKİKA BASMAK, BAKIN NELERE İYİ GELİYORMUŞ…

iki-kas-arasindaki-noktaya-basmakla-1[1]

Akupunkturun güçlü noktalarından birisi de iki kaş arasındaki bölgedir. Bu noktayı uyarmak için sadece gözlerinizi kapatın, ve parmağınızı bu noktaya koyun uzun ve yavaş nefes alırken bir yandan bu noktaya 1 dakika boyunca basınç uygulayın bu işlemde orta işaret parmağınızı kullanın.

Uykusuzluk, baş ağrısı, göz problemleri, baş dönmesi, burun tıkanıklığı, anksiyete gibi sorunları çözüyor ve sizi rahatlatıyor. Zihninizi rahatlatıyor…
Kaynak: bayanlar kahvesi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu İki Kelimeyi Aklınızdan Çıkarmayın: Kullanmaya Başladığınızda Beyin Yapınızı Değiştiren 2 Kelime

sag-beyin-sol-beyin-testi[1]

 

‘’İstemeyi bırak, yapmaya başla. Hayatının kontrolünü ele geçir!’’. Bu ifade, usta bir yazar olan ve Standford üniversitesinde profosörlük yapan Bernard Roth’un The Achievement Habit (Başarı Alışkanlığı) adlı kitabının temel ilkelerinden birisidir. Yazara göre, başarıya ulaşmamızın sırrı yalnızca iki kelimeyi kelime dağarcımızdan çıkarıp yerine bu iki sihirli kelimeyi eklemek. Bu yazımızda söz konusu olan yazarın daha iyi bir yaşam sürülmesi adına verdiği tüyoları anlatacağız.

Bernard Roth
1.‘’Ama’’ yerine ‘’ve’’ Kullanın
‘’Sinemaya gitmek istiyorum ama yapacak bir ton işim var’’ yerine ‘’sinemaya gitmek istiyorum ve yapacak bir ton işim var’’ derseniz ne olur sizce?

Profesör Roth şöyle kaleme almış: ‘’ ‘’ama’’ kelimesini kullandığınız zaman eylemler arasında aslında olmasa da bir çatışma çıkarıyorsunuz. Ancak ‘’ve’’ bağlacını kullandığınız zaman beyniniz gayri ihtiyari bir şekilde cümlenin iki kısmını da bir bütün olarak algılıyor.’’
Dilbilim’de bu tür cümle yapıları, bağlacın olduğu yan cümleler arasındaki bağdaştırıcı veya ayrıştırıcı bileşik cümleler olarak bilinmektedir. Esas itibariyle ‘’ama’’ , ‘’buna rağmen’’ , ‘’ancak’’ bağlaçları cümle içersindeki bir ifadeyle diğer bir ifade arasında zıtlık bildirmek için kullanılmaktadır.

Oysa ‘’ve’’ bağlacını ele alırsak, bu bağlacın birleştirici ve daha olumlu bir işlevi vardır.
Buradan hareketle, belki de alışkanlıklarınızı değiştirmenin zamanı gelmiştir. Artık biliyorsunuz ki ‘’yeni bir mobilya alamak istiyorum ama tamir etmem gerek’’ ifadesi yerine ‘’yeni bir mobilya almak istiyorum ve tamir etmem gerek’’ ifadesini kullanmak daha iyi bir seçim olacaktır.
2. ‘’Zorundayım’’ yerine ‘’İstiyorum’’
Roth kitabında şöyle vurgulamış: ‘’Bu alıştırma insanların yaptığı bir takım şeylerin (işe gitmek gibi), hatta onlara zevk vermeyen şeylerin bile aslında kelime seçimleriyle alakalı olduğunu farkına varmasında oldukça etkilidir.’’Sadece küçük bir yüklem değişikliği hayatınızın gidişatını değiştirebilir. Eğer her sabah uyanıp işe gitmeyi ölüm olarak gürüyorsanız hayatınız cehenneme dönecektir.

 

Fakat işin aslına bakacak olursanız, bir şeyleri değiştirmek düşündüğünüzden daha kolay. Sadece her sabah işinizle ilgili neyi sevdiğinizi düşünün. Örneğin, karmaşık bir projeyi bitirmenin size verdiği o rahatlama hissini veya meslektaşlarınızla çay içip hoş vakit geçirdiğinizi düşünebilirsiniz. Aynı zamanda işten evinize gelip de ailenize kavuştuğunuz o anı da düşünebilirsiniz. İster inanın ister inanmayın, bu basit strateji sizi bütün gün pozitif bir enerjiyle yüklü tutacaktır.

Öylece oturup çalıştığınız günün sonlanmasını beklemek yerine, çalıştığınız şirket hakkında ne yapmak istediğinizi, nasıl iyi getirisi olan bir kariyer elde edebileceğinizi, becerilerinizi sergileyebileceğinizi ve kendinizi nasıl ödüllendirebileceğinizi düşünün. Eğer genel olarak işinizden nefret ediyor ve bununla ilgili hiçbir şeyi de değiştirmek istiyorsanız suçlamanız gereken tek kişi kendinizsiniz.

 

Gördüğünüz gibi, ‘’ailemi ziyaret etmek zorundayım/gerek’’ yerine ‘’ailemi ziyaret etmek istiyorum’’ arasında dağlar kadar fark var. Ne hakkında konuştuğunuzun bir önemi olmaksızın, her zaman ‘’zorundayım’’ yerine ‘’istiyorum’’ demek daha iyidir. Bu stratejiyi hayata geçirmek kolay değildir AMA başarıya ulaşmak ZORUNDAYSANIZ bu strateji gereklidir. Ancak bu strateji başarıya ulaşmak İSTİYORSANIZ gerekli VE de kolaydır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Hayatınızı Yoluna Sokmak 6 Eski İnanış

 

mısır-piramitleri[1]

Dünya düz olmayabilir veya kainatın merkezi de olmayabilir, fakat bu eski zamanlarda yaşayan entelektüellerin her şeyi yanlış bildiği anlamına gelmez. Hatta bilim insanları son yıllarda, antik zamanda yaşamış olan bilgeler tarafından köklenen inanışların ve birçok öğretinin -deneysel olarak kanıtlanmamış da olsa- geçerliliğini kabul ediyor.
İşte bilim dünyasının da onayladığı antik çağlardan kalma 8 inanış ve uygulama;

1.İnsanlara yardım etmek daha sağlıklı bir birey olmanızı sağlar.

Yunan filozofların “Daha iyi bir hayat nasıl yaşanır?”, sorusunun cevabı için bitmek bilmeyen varsayımları olmuştur. Bunun cevabını bulmak için arayışlar içerisine giren antik yunan filozofları, bir toplum içerisinde diğer insanlara yardım etmenin kurulacak bir sevgi ortamı oluşturduğu ve sosyal anlamda ilişkileri arttırdığını savunmuşlardır.
2. Akupunktur vücudunuzun enerjisini dengeler.

Geleneksel bir Çin metodu olan akupunktur, yaşayan her canlıdaki enerjinin eşit derecede yayılmasını sağladığı görüşüne dayanıyor. Bu enerji akışına ister inanın, ister inanmayın Archiver of Internal Medicine‘de yayımlanan bir çalışmaya göre bu eski teknik, kronik vücut ağrılarından yakınan, migreni olan insanların şikayetlerine çözüm niteliğinde. Özellikle ilaç kullanmadan iyileşmek isteyenler, kesinlikle bu yönteme bir şans vermeli.
3. Sağlıklı bir şekilde büyümek, ileride güçlü bir zihin sağlığına sahip olmak için çevremizdeki destek çok önemli.

Büyüdüğümüzde bize en lazım olan şey sağlıklı bir zihindir. İş hayatımızda, aşk hayatımızda, aile yaşantımızda, arkadaşlarımızla olan ilişkilerimizde, sorunlarla baş edebilmede bizi ileriye götürecek olan şey zihnimizdir. Dolayısıyla, ergenlik çağı özellikle öncesinde güçlü bir karakter inşa edilen bir birey, karşılaştığı sorunların üstesinden gelme ve bireysel anlamda bağımsız olma konusunda sıkıntı çekmeyecektir. Bir bireyin yetişkin olduğunda sağlıklı bir şekilde kendi hayatına devam edebilmesi için huzurlu bir aile ortamında yetişmesi, güven duygusuna sahip olması, sevmeyi çevresindekilerden öğrenmiş olması önemlidir. Evet sevmek bir duygudur. İçgüdüsel olarak bazı durumlarda sevgiyle tepki veririz. Fakat çevresinden sevgi görmeden büyüyen bir kişi, yetişkin olduğunda ve aşk hayatında bocalayabilir. Çünkü sevgisini nasıl göstereceğini bilemez. Çocuklarınıza ne olursa olsun, o güven ortamını sağlayın. Sizin de kolay bir hayatınız olmayabilir ama onlar huzurlu bir ortamda yetişmeyi hak ediyorlar.
4. Değiştiremeyeceğiniz şeyleri kabullenmek çektiğiniz acıyı azaltır.

 

Bazen kabulleniş kendiniz adına yapacağınız en güzel şeydir. Bu hayatta herkesin kemikleşmiş sorunları vardır. Sizin de var öyle değil mi? Kurtulmak için birçok yol denediniz. Çabaladınız fakat olmuyor. Bir türlü yoluna girmedi hiçbir şey. Gerçekten elinizden gelen her şeyi yaptığınızı düşünüyorsanız, artık dinlenmenin vakti gelmiş demektir. Arkanıza yaslanın ve yükünüzü yere bırakın. Üstünüze düşeni yaptınız. Bazı şeylerin sadece öylece hayatınızda durması gerekiyordur. Bırakın orada dursun ama siz artık kalbinizi yormayın. O kabullenmenin verdiği rahatlığı hissettiğinizde kendinize bunca zaman ne kadar eziyet ettiğinizi fark edeceksiniz.
5.Dengede kalmak ve duyguların esiri olmamak hayatınızı anlamlı kılar.

Duygusal yönden duyarlı olmak elbette kötü bir şey değil. Sadece hayatınızı duygularınızın yönetmesi vereceğiniz kararlarda, hayatınıza giren insanları seçmede size yanlış seçimler yaptırabilir. Hayatınızın kontrolünü elinize almanız için yapmanız gereken dengede kalmaktır. İnsan aslında içinde vahşi bir yaratıkla birlikte yaşar. Onu eğitmek yalnızca sizin elinizdedir. Öfkelendiğinizde ateş, sevdiğinizde akıntıya karışan bir dalga olmak zorunda değilsiniz. Sadece dengede kalmayı deneyin. İç huzurunuzu ancak böyle sağlayabilirsiniz.
6. Fiziksel rahatsızlıklar zihin sağlığıyla doğrudan orantılıdır.

 

Eski Mısır’da yaşayan insanlara göre mental ve fiziksel hastalıklar aynı anlamı taşıyorlardı. Günümüzdeki insanlar ise mental bir hastalığa sahip insanları ciddiye almama eğilimindeler. Aslında “beyinde bitiyor her şey” saçmalık ve klişe halini almış olsa da, siz öyle düşünmeyin. Ruhunuz da hastalandığında dinlenmek ve kendinize zaman vermek için uzanmak, uyumak istersiniz. Tıpkı grip olduğunuzda yaptığınız gibi. Ruhunuzun da bedeniniz gibi vitamine ihtiyacı vardır. Sizi yoran, ruhunuzu sıkan her neyse bir an önce bunu düzeltmeye çalışın. Bu hayat sizin ve istediğiniz gibi yaşanmayı hak ediyor.

http://filoji.com/hayatinizi-yoluna-sokmak-icin-bilim-tarafindan-onaylanmis-6-eski-inanis/

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »