Yine Gülse Birsel Yine Muhteşem Bir Yazı

yine-gulse-birsel-yine-muhtesem-bir-yazi-1-b[1]
Hep söylüyorum, biz çocukken midemiz bulanınca ekmek yedirirlerdi, grip “Yatınca geçer”di, başın ağrıyorsa “Çocukların başı ağrımaz” denirdi, uykun kaçıyorsa “Oyuncaklarını düşün, güzel rüyalar görürsün” şeklinde konuhalledilirdi!
Okuma yazmayı öğrenemiyorsan ya, “Tembel”din ya “Yavaştan, sağlam sağlam öğreniyor”dun! Hüzünlü bir çocuksan “Yazar olacak herhalde” derlerdi, yerinde duramıyorsan, etrafa saldırıyorsan bir tane çakarlardı, susup otururdun.
Kanaatimce pedagojinin zirve yaptığı yıllardı o yıllar.
Çünkü sonra sonra, koşup oynadıktan sonra öksüren çocuk ‘astım başlangıcı’, okuma yazmayı zor söküyorsa ‘disleksik’, hüzünlüyse ‘depresif’, aşırı hareketliyse ‘hiperaktif’ diye nitelendirilmeye başlandı ve o sinameki yetiştirilen tipsizler şimdi büyüdüler!
O kadar ilgi alaka sonrası ola ola ne oldular?
Emo!
Emo ne?
Hani beş-altı yıldır etrafta saçlarını gözlerinin tekini kapatacak şekilde öne öne tarayan, miskin görünüşlü, asık suratlı, beti benzi atmış, sıska, dar pantolonlu, converse’li, siyah ojeli ergenler var ya…
Taksim’de kaldırımlarda filan oturuyorlar.
Aha onlar Emo!
Emo kelimesinin emotional’dan (hissi) geldiği, bu yavruların pek bunalımlı pek güvensiz ve duygusal olduğu, topluma uyum sağlayamadıkları için böyle takıldıkları söyleniyor. Bizim zamanımızda punk vardı ya, onun gibi bir akım, ama bir halta yaramayanı!
HERKESİN KEYFİNİ KAÇIRDIM
Ay kıyamaam!
Zamanında, kendi ergen yıllarımda bu akım daha dünyada yokken 10 gün emo takılmışlığım vardır! Kafam neye bozuktu hatırlamıyorum ama o 10 gün, üstelik de yaz tatilinde, evin o köşesinden bu köşesine oflaya poflaya nemli gözlerle dolaştım.
Saçımı taramadım, denize gitmedim, sohbetlere katılmadım, tebessüm bile etmedim. Akşamları karabasan gibi yemek masasına çöküp herkesin keyfini kaçırdım. Bir akşamüstü, balkonda otururken annem “Ne bu surat her gün, senin derdin ne kızım aaa…” şeklinde pedagojik bir açılım yaptı.
“Sıkılıyorum… Hayat çok anlamsız” cevabımın üzerinden sanırım birkaç saniye geçmişti ki, acı ve can havliyle bir metre havaya sıçradım. Annem, her Türk annesinin uzmanı olduğu ‘mıncırma’ hamlesini oldukça sert ve uyarısız gerçekleştirmiş ti.
Mıncırma, malumunuz evlat artık poposuna terlikle vurulmayacak kadar büyüdüyse, ancak tekdir ile de uslanmıyor ve hakkı kötekse kullanılan, konu komşu, bitişik ev duyar ihtimaline karşı avaz avaz bağırmak yerine geçen bir terbiye şeklidir. Tercihen bel veya bacak bölgesinden bir alan seçilir, elle kavranır ve et, 180 derece çevrilir!Hemen ardından, daha acım ve şaşkınlığım hüküm sürerken, annem kısık sesle,yüzünü yüzüme yaklaştırarak
“Alırım ayağımın altına” diye başladı ve
“Karnın tok sırtın pek! Aklını başına topla! Sıkılıyorsanda git bakkala evin alışverişini yap, sonra da gel yemek kitabından bir kurabiye pişir, akşam misafir var, hadi yallah…” şeklinde bitirdi!
NE DERDİM KALDI NE DE TASAM
Malumunuz eti mıncırılan ergen olay yerinde fazla kalamaz, mıncırandan tırstığı için kendisine yalakalık yapar, arzu ettiği aktiviteleri gerçekleştirir.
Mıncıran mutlu, mıncırılansa artık efendi bir insandır! Aynen öyle oldu. Mıncırma sonrası ne derdim kaldı ne tasam! Emo’luğum o gün bitti, bu yaşa kadar da hep mutlu mesut, uyumlu, üretken biri olarak yaşadım. Şimdinin sokakta bira içen, gelen geçenden ihtiyacı var diye değil, hayat tarzı sandığı için para dilenen, dünyanın bütün derdi sırtındaymış gibi davranıp, bunalım takılıp bir işin ucundan tutmayan emo’larının başında, bizim zamanımızın anne babaları olacaktı ki. Ohoo…
Muma dönerdi hepsi! Bir kere her şeyden önce bütün o yüzü gözü saçla kaplı eşek herifler ibir eşek tıraşına götürürlerdi, kesin!
Ülkenin gençlerine bak.
Tarikat yurtlarında yetiştirilen çocuklar, polise atsın diye eline taş verilenler, bir de emo’lar!
Gelecekten çok umutluyum çok.
Gülse BİRSEL

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

BYRON KATIE / CALISMA

1016569_671872922850837_531122891_n[1]
Henuz Byron Katie’yle tanismadiysan hic bir sey icin gec sayilmaz diyerek bu muhtesem kadini tanitmak istiyorum herkese.
Byron Katie cok uzun yillar intihar egilimli, depresif, hastalikli, mutsuz ve kurban psikolojisine sahip bir kadinken 1986 yilinin Subat’inda bir sabah bambaska bir insan olarak uyanmis. Katie bunu ‘gerceklige uyanmak’ olarak adlandiriyor ve soyle devam ediyor; “Sunu kesfettim ki, dusuncelerime inandigimda, aci cekiyordum, fakat onlara inanmadigimda , aci cekmiyordum, ve anladim ki bu tum canlilar icin gecerli. Ozgurluk bu kadar basit iste. Aci cekmenin istege bagli oldugunu anladim. Icimde, bir daha hic -bir tek an bile- yok olmayan, bir sevinc buldum. Bu sevinc herkesin icinde vardir, her zaman.”
O gun, mutsuzluguna baskalarinin degil, kendisinin sebep oldugunu anladi.
Dunyayi kendi dusuncelerine uydurmaktansa her seyi oldugu gibi kabul etmeyi, gercegi sevgiyle kucaklasmayi secti. Bu sekilde depresif bir kadindan etrafindaki her seyi ver herkesi her an seven bir kadina donustu.
1986’dan beri The Work/Calisma ile dunyadaki binlerce insana ulasti ve onlara ilham, mutluluk ve sevgi verdi. Hapishane, hastane, kilise, dernek, universite, okul, workshop gibi calismalar disinda dokuz gunluk ‘Calisma Okulu’ ile inanilmaz sonuclar elde etti ve etmeye devam ediyor.
Peki ‘Calisma’ nasil calisiyor?
Calisma, dunyadaki tum acilara sebep olan dusunceleri tespit edip sorgulamayi ogreten basit fakat etkili bir sorgulama surecidir. Acilariniza neyin sebep oldugunu, problemlerinizi nasil ele almaniz gerektigini gosteren bir yoldur.
Kisaca soyle calisiyor:
1) ‘Komsunu Yargila’ isimli formu doldur
2 ) 4 Soruyu Sor
3) Dusunceyi tersine cevir
1) ‘Komsunu Yargila’
Yillarca baska insanlari yargilamanin ne kadar yanlis oldugu soylendi bize, ama yine de hepimiz yargiliyoruz – arkadaslarimizin nasil davranmasi, cocuklarimizin kimi umursamasi, anne-babamizin ne hissetmesi, ne yapmasi veya ne soylemesi gerektigini…’Calisma’ ile, bu yargilari bastirmaktansa kendimizi bulmak icin baslangic noktasi olarak aliyoruz. Kagit ustunde bu yargilayan aklimizin hayat bulmasina izin vererek, etrafimizdakileri ayna olarak gorup henuz kendimiz hakkinda farkina varmadigimiz yonlerimizi kesfederiz.
Komsunu Yargila formunu doldurun:
1. Kim sizi sinirlendiriyor, strese sokuyor veya kafanizi karistiriyor?
Ben………….isimli kisiye…………………….(hisleriniz) cunku ………………(Ornek: Ben X isimli komsuma sinir oluyorum cunku cok saygisizca ve gorgusuzce davraniyor.)
2. Ne sekilde degismesini istersiniz? Ne yapmasini istersiniz?
Ben………………..isimli kisinin………………………………………. istiyorum.(Ornek : Ben komsumun hatali oldugunu gormesini istiyorum)
3. Yapmamalari, dusunmemeleri veya hissetmemeleri gereken tam olarak nedir? Nasil bir tavsiyede bulunabilirsiniz?
……………….isimli kisi……………………………….yapmamali.(Ornek: Komsum saygisizca davranmamali.)
4. Sizi memnun etmeleri icin ne yapmalilar?
……….isimli kisinin ……………………………………………istiyorum.(Ornek : Komsumum bana saygi gostermesini istiyorum)
5. Hakkinda ne dusunuyorsunuz ? Liste yapin.
…………isimli kisi ………………………………………………………(Ornek : Komsum saygisiz, gorgusuz, bilincsiz ve deger yargilari olmayan bir insan.)
6. Bu insanla tekrar yasamak istemediginiz deneyim nedir ?
Bir daha asla …………………………………………………………(Ornek: Bir daha asla sinirlerimi bozmasina firsat vermek istemiyorum
2) 4 Soru
‘Komsunu yargila’ formundaki ifadelerinizi asagidaki 4 soru ve tersine cevirme calismasi yardimiyla inceleyin. Calisma bir cesit meditasyondur. Dusuncelerimizi degistirmek yerine, farkindalik saglamamiza yardimci olur.Sorulari sorun, sonra kendinize zaman verin, icinize donun ve daha derin cevaplarin yuzeye cikmasini bekleyin.
En basit haliyle, Calisma, 4 soru ve tersine cevirme’den olusur. Ornegin, sorgulanacak ilk dusunce olarak yukaridaki durumu ele alalim; ‘Komsuma sinir oluyorum cunku cok saygisizca ve gorgusuzce davraniyor.’ Gunluk hayatta bu hisleri beslediginiz birini bulun ve Calisma’ya baslayin. “Komsuma sinir oluyorum cunku cok saygisiz.’
1 – Gercekten oyle mi?
2- Gercekten oyle oldugundan kesinlikle emin misiniz?
3- Bu dusunceye inandiginizda ne hissediyor, nasil tepki veriyorsunuz?
4- Bu dusunce olmadan nasil biri olurdunuz?
3) Tersine Cevirme
Ifadelerinizi ve 4 Soruyu inceledikten sonra, sorguladiginiz konsepti tersine cevirmeye hazirsiniz. Her tersine cevirme, orijinal ifadenizin tersini deneyimleme firsati sunarak, yargiladiginiz kisiyle sizin aranizdaki benzerlikleri gormenizi saglar.
Ifadeler, tersine, diger kisiye ve kendine dogru (bazen de ‘dusunceme’) cevrilebilir. Hayatinizdan her tersine cevrimenin dogru oldugu en az 3 samimi ornek bulun.
Ornegin, ‘Komsum bana saygisizca davraniyor’, ‘Komsum bana saygisizca davranmiyor’ olarak tersine cevrilebilir. Baska bir tersine cevirme ise ‘ Ben komsuma saygisizca davraniyorum’ olabilir. Ucuncusu ise ‘ Ben kendime saygisizca davraniyorum’ olur.
Tersine cevirmeler konusunda yaratici olun. Onlar, baska insanlar vasitasiyla geri yansitilan kendinizile ilgili daha once gormediginiz yanlarinizi gosteren kesiflerdir. Bir tersine cevirme buldugunuzda, icinize donun ve hissetmenize izin verin.
Katie’nin dedigi gibi; “Tersine cevirmelerimi yasamaya basladigimda, size soyledigim her seyin kendime ait oldugunu fark ettim. Siz sadece benim yansimamdiniz. Simdi, etrafimdaki dunyayi degistirmek yerine (bu ise yaramadi, ama sadece 43 yil), dusuncelerimi kagida dokup, onlari inceleyip, tersine cevirip sizin oldugunuzu sandigim seyin kendim oldugunu kesfediyorum. Sizi bencil olarak gordugum an, kendim bencilce davraniyorum (sizin nasil olmaniz gerektigine karar vererek). Sizi kaba biri olarak gordugum an, kendim kaba davraniyorum. Savaşa son vermeniz gerektigine inandigimda, kendim size savaş acmis oluyorum zihnimde.”
Tersine Cevirmeler sizin mutluluk recetenizdir.
Baskalarina verdiginiz ilaci yasayin. Dunya sadece bir insanin bunu yasamasini bekliyor. Siz O’sunuz.
Tersine Cevirme icin ornekler:
“Beni anlamak zorunda.” soyle cevrilir:
– Beni anlamak zorunda degil. (Bu gercektir)
– Ben onu anlamak zorundayim.
– Ben kendimi anlamak zorundayim.
“Bana iyi davranmasi gerekiyor” soyle cevrilir:
– Bana iyi davranmasi gerekmiyor.
– Benim ona iyi davranmam gerekiyor.
– Benim kendime iyi davranmam gerekiyor.
“Bana sevgiyle yaklasmiyor” soyle cevrilir:
– Bana sevgiyle yaklasiyor. (elinden geldigince)
– Ben ona sevgiyle yaklasmiyorum.
– Ben kendime sevgiyle yaklasmiyorum. (kendimi sorgulamadigimda)
“Bana bagirmamali” soyle cevrilir:
– Bana bagirmali. (belli ki bana bazen bagiriyor gercekten, ben dinliyor muyum peki?)
– Ben ona bagirmamaliyim.
– Ben kendime bagirmamaliyim.
(Kafamda surekli bana bagirmasini tekrarlayip duruyorum, Peki kim daha merhametli, bana bir kez bagiran mi yoksa bunu yuz kere tekrarlayan ben mi?)
Gercegi Kucaklamak
Ilk formda 1. sorudan 5. soruya kadar olan cevaplarinizdaki yargilari tersine cevirdikten sonra (gercek veya kesinlikle gercek olduklarini sorarak), 6. soruyu “Ben….. yapmaya hazirim” ve “…..yapmayi dort gozle bekliyorum.” olarak cevirin.
Ornegin, “Bir daha asla sinirlerimi bozmasina firsat vermek istemiyorum”u “Sinirlerimi bozmasina firsat vermeye hazirim.” olarak cevirin.
Niye buna hazirsiniz?
6. soru butun aklinizi ve hayatinizi korkusuzca tamamen kucaklamak ve gercege acik olmak hakkindadir. Komsunuza tekrar sinir olursaniz, bu iyidir. Size aci verirse, dusuncelerinizi kagida dokup sorgulayabilirsiniz. Bizi rahatsiz eden dusunceler, gercek olmayabilecek bir seye baglandigimizi hatirlatir bize sadece. ‘Calisma’yi yapmamiz gerektigini hatirlatirlar bize.
Dusmaninizi dost olarak gorebilene kadar, Calisma’niz bitmemistir. Bu demek degil ki onu yemege davet etmelisiniz. Dostluk icten gelen bir deneyimdir. Onu bir daha hic gormeyebilirsiniz, fakat onu dusundugunuzde stres mi yoksa huzur mu hissettiginiz?
Katie’nin tecrubelerine dayanarak, basarili bir iliski icin sadece bir kisiye ihtiyac vardir. Diyor ki “Mukemmel bir evlilige sahip oldugumu soylemek istiyorum, kocamin nasil bir evlilige sahip oldugunu ise gercekten bilemem (bana kendisinin de mutlu oldugunu soylese de)”
Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Saygın bir firmada yönetim işe girmek isteyenlere bir soru sormuş ve soruya en uygun cevabı veren kişiyi işe almışlar.

1010419_620x413[1]

 

Saygın bir firmada yönetim işe girmek isteyenlere bir soru sormuş ve soruya en uygun cevabı veren kişiyi işe almışlar. Bu soruda doğru veya yanlış cevap diye bir şey yok sadece düşünce sistemi önemli.
Soru şu:
Karanlık yağmurlu bir gece yağmur yağıyor fırtına var gök gürlüyor ve siz sabaha karşı 02.00′ de tek başınıza ıssız bir yolda araba ile gitmektesiniz. Arabanız iki kişilik. Biraz ilerde otobüs durağında 3 kişi bekliyor. Birincisi bir doktor sizi daha önce geçirdiğiniz kalp krizinden kurtarmış.

İkinci kişi çok yaşlı ve hasta neredeyse ölmek üzere olan birisi.

Üçüncüsü hayatinizin rüyası her zaman tanışmak için can attığınız birisi. Hava gittikçe kötüleşiyor ve arabanızda sadece bir kişiye yer var.
Böyle bir durumda ne yapardınız? Soruyu iyice düşünün ve en iyi cevabı verin.

Görüşmecilerden bazılarının cevabı şöyle olmuş:
A. Hasta adamı en yakın hastaneye götürürdüm
B. Doktor daha önce hayatımı kurtardığına göre onu alırdım
C. Manen düşünürsem tabi ki hasta adamı alırdım fakat kendi geleceğim ve hayatım için her zaman tanışmak istediğim hayatımın rüyasını alırdım.

Burada doğru veya yanlış cevap diye bir şey yok sadece her bir kişinin durumu algılayışı ve ele alışı var. Bu görüşmede cevapların % 90′ i “yaşlı adamı alırdım” olmuş; ama sadece bir kişiyi işe almışlar.
O kişinin cevabı ise şuymuş:

 

Arabadan inip anahtarı doktora veririm doktor benim hayatımı kurtardığı gibi yaşlı kişiyi de hastaneye yetiştirip iyileştirebilir. Böylece ben de hayatımın insanıyla otobüs durağında baş başa kalıp onu tanıma fırsatını elde edebilirim.
Bu cevapla o kişi hemen işe alınmış. İnsanoğlu tabii olarak bencildir bütün verilen diğer cevaplarda kimse arabasını vermeyi akıl edememiş…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çok doğru ve faydalı bir bilgi 👏👏👍🏻👍🏻👍🏻😍“İyi dostlar, iyi kitaplar, bir de huzurlu bir vicdan: İşte ideal hayat.”

kitap2[1]

 

 

Çok doğru ve faydalı bir bilgi 👏👏👍🏻👍🏻👍🏻😍
“Kitap okuyorum ama karakterleri ve içeriği sürekli unutuyorum diyen kişiler için bir paylaşımdır…”
Bir defasında hocama dedim ki: “Bir kitap okudum ama zihnimde kitaptan hiçbir şey kalmadı.”
Bana bir hurma uzattı ve dedi ki: “Bunu ağzında çiğneyip ye.”
Yedikten sonra sordu:
” Şimdi sen büyüdün mü ? :
” Hayır, ” dedim.
Dedi ki : “Büyümedin ama o hurma vücuduna dağıldı; et oldu, kemik oldu, sinir oldu, deri oldu, tırnak oldu, hücre oldu…”
Anladım ki, okuduğum kitap da öyle dağılıyor ;
Bir kısmı kelime dağarcığını zenginleştiriyor. Bir kısmı bilgi ve irfanını artırıyor, bir kısmı ahlakını güzelleştiriyor, bir kısmı yazı ve konuşmada üslubuna incelik katıyor, bir kısmı hayata farklı bakmanı sağlıyor, bir kısmı içindeki sevgi merhameti artırıyor, bir kısmı özgüvenini artırıyor, düşünmeni, sorgulamanı tetikliyor, olaylar karşısında nasıl davranman gerektiğini öğretiyor… her ne kadar sen bunların farkında olmasan da.
Kitap okumak bir şeye yaramaz, çünkü kitap okumak çok şeye yarar ! O kadar çok şeye yarar ki neye yaradığını söylemek imkansızdır.
“İyi dostlar, iyi kitaplar, bir de huzurlu bir vicdan: İşte ideal hayat.”
M. Twain

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Feng shui ile bolluk ve bereketin püf noktaları

feng-shui-bolluk-bereket-puf-noktalari[1]

Bir denge öğretisi olan Feng Shui, sadece iyi şans ya da pozitif enerjiyle değil, birbirine zıt enerjilerin dengeli bir biçimde bir arada bulundukları ünlü sembol yin-yang da bu öğretinin unsurlarından biridir. Peki Feng Shui ile bolluk ve bereketi nasıl çekebiliriz?

Feng Shui’nin sözlük anlamı rüzgar ve sudur. Feng Shui felsefesine göre, çevremizde bizi etkileyen ve devamlı hareket eden kozmik, metafiziksel enerjiler vardır. Bu enerjilere ‘chi’ adı verilir. Chi, atmosferde sessizce ve görünmeden sürekli dolaşmaktadır. Feng Shui’nin amacı da bu enerjiyi bize en faydalı olacak şekilde yakalamaktır.
Yin ve yang arasında sağlanan denge ile aslında evrenin bütünlüğü simgelenir

Yin: Negatif, yeryüzü, dişi, karanlık, pasif, soğuk, ölü, kış, gece, çift, ay, su, sessiz, üzgün, yavaş, yumuşak, içine çeken.
Yang: Pozitif, gökyüzü, eril, aydınlık, aktif, sıcak, yaşam, yaz, gündüz, tek, güneş, ateş, gürültülü, mutlu, hızlı, sert, dışarı veren.
Sağlıklı ve mutlu bir yaşamın anahtarı sakince akan nitelikli bir chi’nin içeriye akmasıdır. İdeal olarak, chi daima boşlukta akmaktadır.
Chi herhangi bir nedenden ötürü sıkışıp kaldığında aile üyeleri bunu çeşitli biçimlerde hissedeceklerdir: Kendilerini yorgun, şevkten yoksun hissedebilirler, çeşitli hastalıklar çekebilirler ya da kötü ruh halleri yaşayabilirler.
Sonuç olarak, yaşamdan daha az zevk alırlar; canlılıktan yoksun oldukları için işlerinde beklenildiği kadar başarılı olamazlar, kişisel ilişkileri bozulur, bolluk ve bereket kötüye gider.

 

Chi’nin hareket ettiği beş element vardır
Beş element; Toprak, ateş, metal, su, ağaç. Feng Shui uygulamalarında bu elementlerin birbirleri ile ilişkilerine de büyük önem veriliyor. Çinliler evrendeki her şeyin bu beş elementten birine ait olduğuna ve birbirlerini etkileme biçimine göre yaşamlarını yönlerdirdiğine inanırlar.
Herhangi bir mekanda objelerin ve yönlerin ait olduğu elementler birbirine zarar vermemelidir. Öncelikle elementlerin birbirleri ile yaratıcı ve yıpratıcı döngüdeki ilişkileri analiz edilmelidir.
Feng Shui ateş, toprak, metal, su ve ağaçtan oluşan beş elementin birbirleriyle ilişkileri üzerinden çevreyi düzenlemeyi gerektirir.

Elementlerin yaratıcı döngüsü: Ateş toprağı yaratır, toprak metali içerir, metal suyu tutar, su ağacı besler, ağaç ateşi besler. Elementlerin yıpratıcı döngüsü: Ateş metali eritir, metal ağacı keser, ağaç toprağı tüketir, toprak suyu emer, su ateşi söndürür. Bir ortamdaki chi’yi iyileştirmek, dengelemek, çevremize her baktığımızda hoşumuza giden şeylerle çevrili olmamız, bu sembollerin etkisini arttırır.
Feng Shui bir enerjidir
Kişiye sağlık, mutluluk, başarı ve zenginlik getirdiği düşünülmektedir.
Çin de 3000 yıl önceden başlayıp bugünlere kadar gelmiştir. Kimilerine göre batıl inanç olduğu düşünülmektedir. Fakat hayata, yaşama, insanların varoluş amaçlarına bakılacak olursa her şeyin bir enerji alış verişi olduğu anlaşılmaktadır. Feng Shui de temizlik ve sadelik önemlidir. Enerjinin doğru akması için yaşam alanımızın her köşesi büyük önem taşımaktadır.

Evinizdeki bolluk ve bereket köşesi nerede? Nasıl düzenlenmeli?

Evinizde ve odalarınızda sırtınızı giriş kapısına vererek karşıya baktığınız da sol köşe bolluk-bereket köşesidir. Akvaryum, rüzgar çanı ve kristal malzemeden yapılmış aksesuarlar odanızın bereketini artırır.
Bu köşeye balık figürleri, bibloları, balık görseli olan deniz resimleri, filler (7 fil) ya da akvaryumda altın renkli olan balıkları koyabilirsiniz.

Mutfakta su ve ateşi bir araya getirmeyin
Feng Shui’de denge çok önemli bir kavramdır. Buzdolabı ve fırın, lavabo ve fırın yan yana olmamalı. Eğer mutfağın düzeni buna müsait değilse, aralarına ahşaptan bir obje yerleştirmelisiniz.
Zenginlik yönü güneydoğu
Maddi anlamdaki zenginliğin Feng Shui’de sembolize edildiği yön güneydoğudur. Bolluk ve bereket enerjisi aynı sağlık enerjisi gibi su ile aktive edilir.
Mutfağınız evin güneydoğusundaysa şanslısınız. Değilse evinizin ya da işyerinizin güneydoğusunda bulunan noktaya bir bardak su ya da akvaryum koyabilirsiniz.
Yemek yaparken arkanız mutfak kapısına dönük olmamalı.
Yemeğinizi yaparken gelebilecek olan herhangi bir kişiyi görebileceğiniz şekilde mutfağınızın düzenlenmesi gerekir.
Mutfaktaki meyve sepetlerinizi her zaman meyve ile dolu tutun, berekettir.
Ancak dediğimiz gibi, denge çok önemli, mutfağınızı temiz tutun, ayrıca bir kileriniz varsa yokluk gelecekmiş gibi aşırı doldurmayın, temiz ve düzenli tutun enerjinin tıkanmasına neden olursunuz.
Evinizin güneydoğu köşesine size para çağrıştıran bir obje koyun.
Mora boyayabilir, mum gibi mor objeler kullanabilirsiniz. Yatak odanızın güneydoğu köşesine mor bir zarf içinde hesap cüzdanınızı saklayabilirsiniz.

 

Koltuklarınızda sırtınızı dayadığınız kısmı mutlaka duvara dayalı olmalıdır. Yatağınızın başı da mutlaka bir duvara yaslanmalıdır.
Feng Shui’ye göre bereket için yapılması gerekenler bunlar. Yine de önemli olan evinizden içeri girdiğinizde kendinizi iyi hissedeceğiniz şekilde döşenmiş olmalı.
Bolluk denince insanın aklına önce para geliyor. Oysa yaşamın içindeki her kavramın bollukla direkt bağlantısı var. Örneğin şifanın bolluğu, sağlığın bolluğu, sevginin bolluğu, anlayışın, hoşgörünün bolluğu gibi. Siz hayatınıza bunları nasıl akıtıyorsunuz. Sadece tüketerek bolluk sağlayamazsınız. Üreten olmalısınız. Aksi takdirde bolluk aksa bile bereketi sağlayamazsınız.

Bolluk bereket ile birlikte çalışır. Her şey bolluk içinde sunulurken tüm bu sunulanları görmek, almak ve yaşama aktarmak bizi bereket kavramına bağlar. Bollukla gelen bereketle çoğalır ve verimli kullanılır bir alana ulaşır.
Bolluk bereket için her şey öncelikle bilinçte başlaması gereken bir durum. Önce bilinç bolluğuna sahip olmalıyız. Daha sonra odamıza kattığımız enerji ile de bunu destekleyebiliriz. Her şeyde olması gerektiği gibi…

Feng shui ile bolluk ve bereketin püf noktaları

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Enerji Alanınızı Koruyun: Enerjisel Koruyucu Kılıf

ucl[1]

 

Gün içerisinde birbirimizle, karınca misali etkileşim ve enerji paylaşımları içerisinde bulunmaktayız. Özellikle büyükşehirde yaşayan dostlarımızın yollarda geçirdiği süre zarfında, pek çok insanla enerji alanı karşılıklı olarak alışverişte bulunabiliyor. Bir yandan arkadaş, aile ve iş çevremizde geçirdiğimiz zaman içerisinde karşılıklı etkileşimde bulunduğumuz bireylerle zaman geçirirken kendimizi rahatsız veya enerjisi emilmiş hissedebiliriz. Özellikle psişesi daha açık olan dostlarımızın çektikleri rahatsızlık daha fazla. Bu yazımda “Enerji alanımızı korurken neler yapabiliriz” üzerinde durmak istiyorum.

Gün içerisinde bireyler arası etkileşimler dışında, göksel olarak bize tesir eden enerjisel etkiler de mevcuttur. Evrensel prensipler, bizi rutin bir hayatta kalmamamız için ve gün içerisindeki iniş-çıkışları kökünden algılayabilmemiz, deneyimleyebilmemiz için elinden geleni ardın koymaz. Önümüze çıkan olaylar karşısındaki duygu, düşünce ve eylemlerimiz, tekâmülümüzü şekillendiren ve ruhsal hamurumuza işleyen birer araçtır. Yine de yaşam içerisindeki yüksek farkındalığımız, bilinçli hareketlerimiz bizi daima bir üst noktaya sıçratacak gücü sağlar.

Kendimizi, belli göksel olaylar neticesinde “Şöyle olduğundan kesin böyle olacak” diye şartlamak yerine, farkındalıkla uyarı niteliğindeki yorumları dikkate almak, değerlendirebileceğimiz fırsatlar için eylemlerde bulunmak sağlıklı olacaktır. Bu algılama biçimi, bizim günlük takip edebileceğimiz göksel tesirler açısından bizi yüksekte tutacak şekildedir.

İlk paragrafta da bahsettiğim gibi, topluluklar içerisinde bulunmamızdan kaynaklanan ve “karşı saldırı” olarak nitelendirebileceğimiz, bizi aşağı çekecek olumsuz & negatif enerji akışlarından kendimizi koruyabilme kısmına gelmek istiyorum.

Öncelikle şunu hatırlatmak isterim; etiketini “olumsuz” olarak yapıştırdığımız her türlü enerjiye kendimize kalkan yapmaktan çok, “olumlu” olarak görebildiğimiz enerjilerle kendi enerji alanımızı doldurabilmeliyiz. Standart bir kalkan imgelemesinden çok çok daha etken olacağına emin olabilirsiniz. Tabi, karşı taraftan akan olumsuz enerji kaynağı çok güçlüyse, içini “sevgi” ile doldurduğumuz alanımıza, yine süzgeçvari, geçirgen bir kalkan çalışması yapabiliriz.

Bu çalışmayı enerjist dostlarımız, kanalı oldukları Reiki, GMA, Altın Üçgen, Alfa Omega vb. enerjilerle daha da destekleyebilirler, daha kuvvetli bir koruma oluşturabilirler. Şimdi sırasıyla, kendi yaşamımda etkin olarak uyguladığım ve tabi kendimce memnun kaldığım ve yine en önemlisi, deneyimleyerek edindiğim bu korunma yöntemine bakalım:

Bu çalışmayı mümkün olabildiğince, evinizden dışarı çıkmadan önce uygulamaya gayret edin. Kalabalık bir metrobüs içerisinde kendinize kalkan oluşturmaya çalışırken imgelemeniz, karşınızdaki dostun “keşke çıkmadan deodorant sıksaydı” taraflarına kaymasın; daha rahat kafanızı verebilin. Her halükârda bir topluluk içine girmeden önce yapmanız, enerjisel korunmanız için verimli olacaktır.

Normal ayakta dururken, öncelikle yukarıda da dediğim gibi kendi enerji alanımızı sözle, imgesel olarak veya başka türlü yöntemlerinizle dolduralım. Evrenin özündeki mutlak sevginin kendi enerji alanınızın içinde olduğunu ve size dolduğunu hissedelim. Özden gelen sevgi sayesinde, kimsenin size zarar veremeyeceğini, gün içerisinde bu özden gelen sevginin gücüyle karşınıza çıkabilecek engelleri rahatlıkla, emekle ve keyifle aşabileceğinizi bilerek kendinizi sevgiyle, aşkla, sevinçle, bollukla, bereketle vb çok da maddesel olmayacak “olumlu” dileklerimizle dolduralım. Mutlak sevginin ne kadarını deneyimleyebiliriz bilmiyorum ama ayna karşısında kendinizi gördüğünüzde emin olun ki, yukarıda bizi koşulsuzca seven rehber dostlarımız varlar.

Şimdi geçirgen korumamızı oluşturalım. Yine ayaktayız ve ayaklarımızın bastığı noktadan 30’ar cm çevremizden bizi, eliptik bir şekilde aşağıdan yukarıya doğru bir kalkanın yükseldiğini imgeleyelim. (Kendimizi buzdolabındaki bir yumurtanın içinde hayal edersek belki işimiz daha kolaylaşır.) Direkt olarak kendimizi yumurta biçmindeki koruma alanımıza da koyabiliriz tabi, sizin için en rahatı hangisi ise, çok da kendinizi zorlamadan kendi karakterinize karakterize edebilirsiniz bu çalışmayı. Geçirgenlik kısmında ise, dilerseniz sevdiğiniz ve sizi mutlu eden renkleri bu 30 cm mesafenizdeki koruma kılıfınızın sınır bölgesinde noktalar, daireler veya hoşunuza giden şekiller olarak imgeleyebilirsiniz. Ayrıca dilerseniz direkt olarak geçirgen olabileceği hususları “kelime” şekillerinde korumanızın üzerinde yazdığını imgeleyebilirsiniz. Mesela kalp çakranızın 30 cm ötesinde kocaman bir “Sevgi” kelimesi gayet hoş durabilir.

Enerji uygulayıcısı dostlar, koruma kılıfını aşağıdan yukarı çıkarırken, kanalı olduğu enerji kanalını bu çalışmaya davet edebilirler. Örneklemek gerekirse, “KANALI OLDUĞUM ALFA OMEGA ŞİFA ENERJİSİ KANALIMDAN, GÜN BOYU BENİ NEGATİF EĞİLİMLİ DIŞ TESİR VE ENERJİLERE KARŞI KORUMASI İÇİN İMGELEDİĞİM KORUMA KILIFIMI SARMASINI İSTİYOR, İHTİYAÇ ZAMANLARINDA KILIFI KUVVETLENDİRMESİ İÇİN AKMASINI İSTİYORUM”. Benzer örnekleri, kanalı olduğunuz enerjilerle oluşturabilirsiniz. Belki daha kısa, belki daha uzunca bu size kalmış.

Gün içerisinde yoğun negatif eğilimli enerjiler sizi fazla zorlayacak olursa, unutmayın, hayat bir mücadele ve farklı insanlarla beraber yaşamamız tekâmülümüzün hayrına. İş yerinde ayağa kalkıp bir anda koruma kılıfınızı oluşturduğunuza dair sesli beyanat vermeniz, iş arkadaşlarınız tarafından tuhaf karşılanabilir; ama oturduğunuz yerde imgeleme çalışmanızı tazelemeniz, gün içerisinde size destek olacaktır.

Bir de ne olursa olsun, etkileşim içerisinde bulunduğumuz her noktada hoşgörülü olmayı gün içerisinde uygulayabilmeli, vicdanımızın sesini dikkate alabilmeliyiz.

Bonus olarak, biraz daha astral plandaki bir enerjinin veya astral plana yakın bir bedensiz varlığın negatif veya hükmedici tesirinden kendimizi nasıl koruyabiliriz, ona değinmek istiyorum. Öncelikle yaşamın kendisine, özüne ve kendinize güvenin. İlahi prensipler çerçevesinde tezahür eden hiçbir olay boşuna, sebepsiz gerçekleşmemekte. Eğer psişeniz bolca açık ise bu tür etkilere maruz kalabilmeniz çok daha muhtemel ama yine psişenizin açıklığıyla beraber bu güçlerinizi kullanarak kendinizi rahatlıkla kapatabilirsiniz. İsteyin. Evet, sadece isteyin. Yukarıda bir enerji çalışmasına verdiğim örnekte olduğu gibi, bu konulardan muzdaripseniz, özden gelen koşulsuz sevginin sizi sardığını ve rahatsızlık verebilecek astral varlıklara karşı kendinizi kapattığınızı belirtmeniz etkili ve güçlüdür.

Gönlünümüz ve eyleme döktüğümüzün arkasındaki niyetlerimiz ne kadar temiz olursa, özden gelen o sevgi her daim bizimle olacaktır.

Kaynak: spritüeller

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

7 Japon Bilgeliği İle Her Geçen Gün Daha Mutlu Olun

 

Japonya-1-1030x684[1]

Bilgelik, hayatta doğru zamanı beklemenin, bizim için işe yaramayan şeyleri bırakmanın ve mutluluğun küçük şeylerde olduğunu unutmamanın önemli olduğunu söyler.

Japon bilgeliği Batılıların birçoğuna çekici gelir.
Belki de bunun nedeni, Japon kültürünün, felsefesinin ve maneviyatının köklerinin çok saf ve otantik olmasıdır. Buna ek olarak, doğayla ve ahbaplarımızla nasıl uyum içinde yaşayacağımızı bilmekle çok alakalıdır.

Aynı zamanda, Japon kültürüne hayranız çünkü zorlukların üstesinden nasıl gelineceğini, hayattaki basit şeylerden gelen ve zihin ile doğa arasındaki uyumu temel alan bir mutluluk hissinin nasıl yaşanacağını anlıyorlar.
Japonlar, yaşlı nesillere büyük saygı duyulduğu noktada bir arada yaşama duygusunu vurgularlar. Ruhun alçak gönüllülüğü, karşılıklı oluşu, daha sağlıklı bir yaşamı, daha saf bir yaşamı ve mükemmel aile uyumunu teşvik eder.
Bu öğretilerin sizin için büyük bir yardımcı olabileceği ve hayatınız adına size ilham verebileceği konusunda eminiz.

1)Elinizden gelen her şeyi yapın ve gerisini kadere bırakın
“Yapabildiğiniz her şeyi yapın ve geri kalanını kadere bırakın”, oldukça esrarengiz bir tavsiye gibi görünebilir, ancak aslında büyük bir amaca hizmet eder ve ilginç bir gerçeği içinde tutar.
Bize olanlar ya da bize olabilecekler üzerinde kesin olarak kontrolümüz yoktur.
Bununla birlikte, kendi amaçlarımız, arzularımız ve hedeflerimiz bizi nereye götürürse götürsünler, kendi hayatlarımızı koruyup kollama zorunluluğumuz vardır. Kaderimize giden yolculuğun bir kısmı sonsuza dek beklenmedik şeylere ait olsa dahi, onun da büyük bir kısmı bize aittir.
Geleceğimizin iyi bir bölümünün ustaları olabiliriz ve onu arzularımıza göre şekillendirmek bizim görevimizdir.

2)Bir iyi söz, kışın sıcaklık sağlayabilir

Dostça konuşmanın maliyeti yoktur, ancak çok değerlidir.

Bununla birlikte, her zaman bunu yapmayız. Çevremizdeki insanların esenliği için daima vaktimiz olmayabilir ya da yeterince bu konu üzerine düşünmeyebiliriz.
Öyleyse hadi yapalım. İnsanlara kanat veren, onları teşvik eden, rahatlan ve öz güvenimizi artıran pozitif dili kullanalım.
3)Eğer bir sorunun çözümü varsa, bu konuda endişelenmeyi bırakın
Eğer bir problem bir çözüme sahip ise, bu konuda endişe etmeye değmez. Eğer yoksa, daha da az endişe etmeye değer.

Kabul etmek, şüphesiz ki, Japon bilgeliğinin en geleneksel sütunlarından biridir. Kabul yoluyla zihinsel netliğe uygun duygular eşlik eder.
Bir şeyin bir çözümü yoksa, yapmaya değecek tek şey, sayfayı çevirmek ve düşünce ve enerjimizi başka bir noktada toplamaktır.
5)Giden şeylerin önüne geçmeyin; gelecek olandan korkmayın
Bazen çevrede değişen şeyler, çevremizdeki kişilere karşı duyarlı olmamak ya da işe yaramayan şeyleri sürdürmeye çalışmak (ilişkiler, projeler …) hakkında takıntılı bir hale geliriz.
Gitmesi gereken şeylerin var olduğu yaşamın bir gerçeğidir. Bir dostluk ya da aşk artık mantıklı gelmeyebilir ve bizi bir birey olarak zenginleştirmeyen bu şeyleri serbest bırakmak gerekir.
Bazı durumlarda, bir şeylerin değiştiğini, gelmekte olan yeni bir şeyler olduğunu ve buna uyum sağlamamız gerektiğini anlamamız gerekir.
6)Çok geç olmadan sorularınıza cevap arayın

İnisiyatifi ele geçirirken Japonlar daima çok akıllıdırlar.

Bunun nedeni çok net bir gerçektir: Her şeyin kendine ait bir vakti vardır ve bir şeyi yapmak ya da söylemek için en iyi zamanın ne zaman olduğunu bilmek ideal olandır.
Ne anlama geliyor? Temel olarak, fırsatları geri tepmemeliyiz, ancak aynı zamanda acele etmemeli ve erken davranmamalıyız.
Unutmayın ki, sorular sormanın bir zamanı ve cevaplar aramanın bir zamanı vardır. Hareketsiz kalmamız ve izlememiz gereken anlar ve harekete geçilmesi gereken diğer anlar vardır.
7)Kısmet bir eve her zaman kahkahalarla birlikte gelecektir

Kısmet sadece şanstan fazlasıdır. Bize kader tarafından sunulan ya da çaba ve özveri ile kazanılan fırsatlara, yeni planlara, harika fikirlere ve hediyelere karşı kavrayıcı olma yetisidir.

Olumlu olmak zorundasınız. Hayatla uyum içinde yüzleşmek önemlidir. Bu durum, sizin olumlu ilişkileriniz, aile desteğiniz, harika arkadaşlarınız ve kalbinizdeki bir mutluluktan, zihninizin her şeyin mümkün olduğunu bildiği ve anladığı yerden gelir.
Bu basit ilkelerin sizi düşündürdüğünü umarız. Japon bilgeliğinin amacı budur. Bizi değiştirmeye çalışmaz, kendi gerçekliğimizi kendi yolumuzla iyilik ve tevazu aracılığıyla modellemek için düşünmemizi sağlar.
Bunu uygulamaya koymak için yeterince ilham almadınız mı?

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HAYATINIZDAKİ “DUYGUSAL VAMPİR” KİM?

eleştirmek[1]

 

Doktor olarak hastalarımda ilişkilerin, hayattaki en büyük “enerji emiciler” olduğunu gözlemledim. Bazı ilişkiler olumludur ve ruh halinizi olumlu etkilerler. Bazıları ise sizdeki iyimserlik ve huzur duygusunu yok ederler. Ben böyle sizi kurutan insanlara “duygusal vampirler” diyorum. Bu insanlar sadece fiziksel enerjinizi emmekten çok daha fazlasını yapıyorlar. Kötü niyetli olanları size kendinizi değersiz ve sevilemez hissettirebilir. Diğerleri size kendinizi kötü hissettirmek için küçük zararlar verebilirler. Örneğin, “ Birkaç kilo aldığını fark ettim, şekerim” ya da “Çok hassassın!” onların en sevdiği cümlelerdendir. Bir anda sizi güveninizi sarsacak, tehlikeli alanlara doğru sürüklerler.

Enerjinizi korumak için duygusal vampirlerle savaşmak gerekir. “Duygusal Özgürlük” kitabımdan aktaracağım stratejiler, size hayatınızdaki duygusal vampirleri tanımada ve onlarla savaşmada yardımcı olacak.

Bir duygusal vampirle karşılaştığınıza dair işaretler:
• Göz kapaklarınız ağırlaşır ve şekerleme yapma ihtiyacı hissedersiniz.
• Ruh haliniz bir anda düşüşe geçer.
• Sizi rahatlatan, bol karbonatlı yiyecekler yemek istersiniz.
• Kendinizi endişeli, depresif ve olumsuz hissedersiniz.
• Kendinizi eleştirilmiş hissedersiniz.

Duygusal vampir çeşitleri

1. Narsist

Sloganları “Önce ben”dir. Her şey onlar hakkındadır. Abartılmış bir kibirleri vardır, dikkat çekmeye bayılırlar ve beğenilmeye ihtiyaç duyarlar. Tehlikelidirler çünkü empatiden yoksundurlar ve koşulsuz sevme konusunda hiç iyi değillerdir. Eğer bir şeyleri onların istediği gibi yapmazsanız, cezalandırıcı ve soğuk olurlar.

Kendinizi nasıl korursunuz?

Beklentilerinizi gerçekçi tutun. Bu insanlar duygusal anlamda kısıtlı insanlardır. Böyle birine aşık olmamaya çalışın ya da onlardan koşulsuz sevgi beklemeyin. Hiç bir zaman sizin değeriniz onlara bağlıymış gibi düşünmeyin ve onlarla en saklı sırlarınızı paylaşmayın. Onlarla başarılı bir şekilde iletişim kurmak için, bir şeyin onların nasıl yararlı olacağını göstermelisiniz. Eğer zorunlu değilse bu can sıkıcı egosantrikle fazla muhatap olmamak en iyisidir, ama eğer ilişki kaçınılmazsa bu yaklaşım işe yarar.

2. Kurban

Bu vampirler “zavallı ben” tavrıyla sinirlerinizi yıpratırlar. Dünya her zaman onların karşısındadır ve bu da mutsuzluklarının ana sebebidir. Sorunlarına bir çözüm önerdiğinizde her zaman sizi şöyle yanıtlarlar “Evet ama…” Onları arayıp sormaktan vazgeçme ya da onların aramalarını görmezden gelme noktasına gelebilirsiniz. Arkadaş olarak yardım etmek isteyebilirsiniz ama hüzün dolu öyküleri sizi yorabilir.

Kendinizi nasıl korursunuz?

Nazik fakat kesin sınırlar koyun. Kısaca dinleyin ve arkadaşınıza veya akrabanıza “Seni seviyorum ama eğer çözümü tartışmak istemiyorsan, seni ancak beş dakika dinleyebilirim” deyin. Söz konusu iş arkadaşınızsa “Senin için her şeyin iyi olmasını tüm kalbimle dileyeceğim” deyin ve ardından “Umarım anlarsın, yetiştirmem gereken bir iş var ve ben çalışmaya dönmek zorundayım” diye ekleyin. Bunun iyi bir zaman olmadığını belirtmek için vücut dilinizi kullanabilir; göz kontağını keserek veya kollarınızı birbirine kavuşturarak sağlıklı sınırlar koyabilirsiniz.

3. Denetleyici

Bu insanlar takıntılı olarak sizi kontrol etmeye ve nasıl olmanız ve hissetmeniz gerektiğini size dikte etmeye çalışırlar. Her şey hakkında bir fikirleri vardır. Eğer davranışlarınız onların kitabına uygun değilse, duygularınızı geçersiz kılarak sizi kontrol etmeye çalışırlar. Çoğu zaman “Aslında senin neye ihtiyacın var, biliyor musun?” diye cümleye başlarlar. Sonunda hükmedilmiş, küçültülmüş ve değersizleştirilmiş hissedersiniz.

Kendinizi nasıl korursunuz?

Başarının sırrı denetleyici kontrol etmeye çalışmamaktır. Sağlıklı bir şekilde girişken olun, ancak onlara ne yapmaları gerektiğini söylemeyin. Şöyle diyebilirsiniz “Tavsiyene değer veriyorum ama bunu gerçekten benim kendi kendime halletmem gerekiyor.” Güvenli olun ve kurbanı oynamayın.

4. Sürekli konuşan

Bu insanlar sizin hislerinizle ilgili değildirler. Onlar sadece kendileriyle ilgilenirler. Lafa girebilmek için bir boşluk beklersiniz, fakat o an hiç bir zaman gelmez. Ya da bu insanlar size fiziksel olarak o kadar yaklaşırlar ki, neredeyse üstünüzde nefeslerini hissedersiniz. Siz geriye gidersiniz ve onlar size bir adım daha yaklaşır.

Kendinizi nasıl korursunuz?

Bu insanlar sözsüz ipuçlarına cevap vermezler. Yapması zor olabilir, ama sözlerini kesmeli ve konuşmalısınız. 2-3 dakika dinleyin ve sonra kibarca “Sözünü kestiğim için kusura bakma ama, başka insanlarla konuşmam gerekiyor… ya da randevum var… ya da tuvalete gitmem gerekiyor.” Bunlar “Kes sesini, beni deli ediyorsun!” diye bağırmaktan çok daha yapıcı taktiklerdir, aklınızdan geçenler tam olarak bunlar olsa da. Eğer bu bir aile üyesiyse, kibarca “Eğer bana da söz hakkı tanırsan, belki ben de aramızdaki diyaloga bir şeyler ekleyebilirim” diyebilirsiniz. Eğer bu nötr bir şekilde söylersiniz, anlaşılma ihtimaliniz artar.

5. Drama kraliçesi

Bu insanların küçük olayları abartarak onlardan dört başı mamur dramalar çıkarmak konusunda doğal yetenekleri vardır. Hastalarımdan Sarah, işe devamlı geç gelen bir eleman aldığında, bu durumdan muzdaripti. Bir hafta, söz konusu elaman grip oldu ve “neredeyse ölüyordu”. Ardından arabası park yerinden çekildi! Bu çalışan ofisi terk ettiğinde Sarah kendini kullanılmış ve yorgun hissediyordu.

Kendinizi nasıl korursunuz?

Drama kraliçesi, ağırbaşlılıktan nasibini almamıştır. Sakin olun. Derin nefes alın. Bu size onların etkisine girmekten alıkoyacaktır. Kibar fakat kesin sınırlar koyun. Örneğin “Bu işi istiyorsan, zamanında burada olmalısın. Başına gelen talihsizliklerden dolayı üzgünüm, ama iş önce gelir.

İlişkilerinizi geliştirmek ve enerji seviyenizi yükseltmek için, hayatınızda kimlerin sizin enerjinizi emdiği, kimin enerjinizi yükselttiği hakkında bir keşfe çıkmanızı öneririm. Size iyi gelen insanlarla daha çok vakit geçirin ve sizin enerjinizi emenlere karşı sağlıklı sınırlar koyun. Bu hayat kalitenizi artıracaktır.

* Judith Orloff

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“Bir ormanda yol ikiye ayrıldı. Ben gittim daha az geçilmişinden, ve bütün farkı yaratan bu oldu işte.” R. Frost

two-roads-in-a-yellow-wood-e1428693755196-620x400[1]

 

 

Kararları özgür irademizle mi veriyoruz? Önümüze çıkan fırsatları neye göre değerlendirip neye göre seçiyoruz? Büyük ihtimalle birazdan okuyacağınız Robert Frost’un 1916’da yazdığı ‘Gidilmeyen Yol’ adlı şiiri, daha önce okuduğunuz Amerikan şiirlerinden daha çok alıntılanmış ve daha çok benimsenmiştir. Ve daha önce sizi tanımayan bir şair tarafından eleştirildiğinizi bu kadar hissetmemişsinizdir. 1876 doğumlu Amerikalı şair Frost, bu şiiriyle insanoğlunun ironik veya trajikomik bir teslimiyete eğilimli olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Çoğu okuyucu, şiirin insanlığın özgür iradeye olan inancını veya alışılmışa karşı bir ayaklanmayı ifade ettiğini düşünür. Fakat, çoğunluğun aksine bu şiir aslında hangi yolun seçilmesi gerektiği hakkındaki kararın tamamen gelişigüzel olduğuyla ilgili. İki karar var. Birini seçtiniz ve bu sayede hayatınızı en güzel anılarla ve insanlarla dolduruyorsunuz veya hayatınız daha önce hiç bu kadar çekilmez olmamıştı. Peki ya diğer kararı seçseydiniz, hayatınızın ne tarafa yön alabileceğini düşünmüş müydünüz? Bu size ait bir özgür irade mi yoksa sıradan bir seçim mi? Karşınıza çıkan bu iki karar her ne kadar birbirinden farklı gözükse de, Robert Frost’un bu şiiri temelde bu iki kararın eşit olduğunu defalarda alaycı bir mizahla adeta yüzümüze çarpıyor. Aslında saatlerce üzerinde düşündüğünüz ve seçmekte zorlandığınız bu kararlar, en az birbiri kadar açık ve aynıdır. Frost’a göre aldığınız bu kararlar, sadece bir hevesle birini diğerine tercih etme durumudur.
Bir kaynağa göre; Frost okuyucuların şiirini yanlış yorumladığının farkındaydı, buna istinaden “O şiir hakkında dikkatli olmalısınız. Hileli, çok hileli bir şiirdir.” cümleleriyle bizleri uyarmıştır.
gidilmeyen yol
sarı bir ormanda ikiye ayrıldı yolum,
ikisinden birden gidemediğim ve yazık ki
tek yolcu olduğum için üzgün, uzun uzun
baktım görene kadar birinci yolun
otlar çalılar arasında kıvrıldığı yeri;
sonra öbürüne gittim, o kadar iyiydi o da,
ve belki çimenlik olduğu, aşınmak istediğinden
gidilmeye daha çok hakkı vardı; oysa
oradan gelip geçenler iki yolu da
eş ölçüde aşındırmıştı hemen hemen,
ve o sabah ikisi de uzanıyordu birbiri gibi
hiçbir adımın karartmadığı yapraklar içinde,
ah, başka bir güne sakladım yolların ilkini!
ama bilerek her yolun yeni bir yol getirdiğini,
merak ettim geri gelecek miyim diye.
iç geçirerek anlatacağım bunu ben,
nice çağlar sonra bir yerde:
bir ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben –
ben gittim daha az geçilmişinden,
ve bütün farkı yaratan bu oldu işte.
Frost her ne kadar insanın kendini yüceltme, hayatın belirsizliklerini somutlaştırma ve yaşamı seçimler yaparak iyi ve kötü sıfatları altına sokma eylemleriyle teselli bulduğunu söylese de şiirde asıl vurguladığı gerçekte neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmenin mümkün olmadığı ve kararlarımızın genellikle gelişigüzel ve bilinçsiz tahminler olduğu bilgisidir.
Frost’un bu şiiri her ne kadar keskin bir şekilde yorumlansa da edebiyatın kişisel görüşlere ve yorumlara açık olma durumu vardır. Sizin bu dizelerde gördüklerinizle bir başkasının gördüğü aynı olmayabilir, olmamalıdır da.
Çevirisi Suphi Aytimur’a ait olan bu şiirin orjinali halini buradan okuyabilirsiniz.
The Road Not Taken
Two roads diverged in a yellow wood,
And sorry I could not travel both
And be one traveler, long I stood
And looked down one as far as I could
To where it bent in the undergrowth;
Then took the other, as just as fair
And having perhaps the better claim,
Because it was grassy and wanted wear;
Though as for that the passing there
Had worn them really about the same,
And both that morning equally lay
In leaves no step had trodden black.
Oh, I kept the first for another day!
Yet knowing how way leads on to way,
I doubted if I should ever come back.
I shall be telling this with a sigh
Somewhere ages and ages hence:
Two roads diverged in a wood, and I —
I took the one less traveled by,
And that has made all the difference.

Kaynak: Matt Blanchard

Cerensu Seber 10 Nisan 2015

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

16 ŞUBAT KOVA BURCUNDA GÜNEŞ TUTULMASI : KENDİ ÖNÜNDEN ÇEKİL…

aquarius2[1]

16 Şubat 2018 İstanbul saati ile 00:05 de Kova burcunun 27. derecesinde bir Güneş tutulması gerçekleşecek. Ay ve Güneşin Kova burcunda birleşen güçlü enerjisi yaşamlarımızda kuvvetli bitişlerin ve başlangıçların habercisi niteliğinde. Ay ve Güneş tutulmaları yoğun değişim enerjilerini içerisinde barındıran, yaşamlarımızdaki önemli kavşak noktalarına aracılık eden göksel fenomenlerdir. Kadersel olaylarla ilişkilendirilir tutulmalar, bunun da nedeni tutulmaların karmik temalar ile ilişkilendirilen AY Düğümleri ile olan yakın irtibatlarından dolayıdır.
2016 Ağustos ayında Ay Düğümleri ASLAN- KOVA aksına geçmişti. Bu akstaki tutulmaların en sonuncusunu Ocak 2019 da yaşayacağız ve toplamda 9 tutulma gerçekleşecek. Şimdiye dek bugünkü tutulma ile birlikte 6.yı yaşıyoruz ve bu da demek oluyor ki bu serideki tutulma döngüsünün neredeyse yarısını geçmiş durumdayız. Yaklaşık 2 yıldır yaşadığımız doğum haritalarımızdaki Aslan ve Kova burçlarının söz sahibi olduğu alanlarda önemli finaller, başlangıçlar ve de bunlara bağlı değişimler bu yılın sonuna dek neredeyse tamamlanmış olacak. Bu tutulmalar ile ilgili olarak son olarak not düşmek istediğim şey de şu; Kuzey Ay Düğümü yönündeki yani ASLAN burcundaki tutulmalar bizleri ileriye taşıyacak, geliştirecek, geleceğimize dair köprüleri inşaa etmek adına neleri oluşturmamız gerektiğini anlatırken, Güney Ay Düğümü yönünde olan tutulmalar yani KOVA burcunda gerçekleşenler de geleceğimize yol almak adına bırakmamız gereken, adım atarken bastığımız yere dikkat etmemizi zorunlu kılan, belki geçmiş alışkanlıklarımızın artık bize hizmet etmediği gerçeği ile yüzleşmelerimizi anlatacak. Güney Ay Düğümü ilerlemek adına neleri bırakmak, en azından korkularımız yüzünden bi türlü adım atamadığımız ve bu yüzden yerimizde saydığımız konuları, Kuzey Ay Düğümü ise geleceğimize doğru adım attıran gelişim fırsatlarını anlatır astrolojik olarak.
Gelelim bugünkü Kova burcundaki tutulmaya. Tutulma güney ay düğümü yönünde, demek ki bir şeylerin sonuna geldik, bir şeyleri elden çıkarma zamanı. Bir türlü vazgeçemediğimiz ama bu yüzden de iki ileri bi geri gidip geldiğimiz konular finale ulaşmak durumunda. Sorunlu ilişkilerin finali, kadersel ilişkilerin başlangıcı, ailevi konularda yenilenme, kalıcı dönüşümlerin desteklenmesi adına belli davranış kalıplarımızın yıkılmasına ve yenilerinin yaşamımıza girmesine tanık olacağız, zira Güneş tutulmaları kuvvetli yeniaylardır. Her ne yaşıyorsak, nelerle meşgul isek, neleri başarmak istiyor ama bir türlü de adım atamıyorsak işte evren bizleri alıp bir noktaya koyup, artık yolumuza oradan devam etmemizi isteyecek.

KOVA burcu yüksek aklın, yaratıcılığın ama en önemlisi de sezgiler yolu ile evrenle olan iletişimin ifadesidir. Sezgi ve akıl gücü Kova burcunun en baskın özelliğidir. Bakın yukarıdaki fotoğrafa, burada KOVA sembolünde bir dizinin üzerinde elinde küp tutan adam görürsünüz. Burada küpün her iki tarafı da açıktır. Çünkü göklerden akan ilahi bilgi ve sezgiyi kabına dolduran ve bir tarafı ile de bunu yeryüzüne akıtan bir insan formu vardır karşımızda. Evrensel aklın, bilincin Kova burcu ile bağlantısı nasıl ki ayrılmaz bir şekilde iç içe geçmiş ise bugün gerçekleşecek olan Kova burcundaki Güneş tutulmasında da göklerden gelen sezgisel bilginin yeryüzüne olan yansımalarını göreceğiz.
Gökyüzündeki gezegenlerin neredeyse tamamı üzerinde karmanın lordu olarak tanımlanan SATÜRN’ün söz sahibi olması, tutulmanın güney ay düğümü yönünde olması kaderimizle karşılaştığımız bir zaman diliminde olduğumuzu anlatıyor. Her birey nasıl ki eşsiz, benzersiz ve özgün ise doğum haritası da onun bu özgünlüğünü yansıtırcasına ona özeldir. Bu yüzden burç burç şu şöyle etkilenecek, bu böyle etkilenecek demek sığ kalmakla birlikte haritalarınızın KOVA burcunun söz sahibi olduğu alanlar, Kova ve Aslan burcunda gezegenleri, özel noktaları olanlar doğrudan etki altında olacaklar. Sabit burçların diğer ikilisi Boğa ve Akrepler de tutulmanın birincil etkileri altında olacaklar.
Gelelim tutulma anı haritasında göze çarpan yerleşimlere, anın haritasında ufukta Akrep burcunun ilk dereceleri yükseliyor. Yükselen yöneticisi olarak Mars, büyük iyicil Jüpiter ile karşılıklı ağırlamada. Tutulma haritanın 4. evinde yani ailevi konulara, yuva ve yerleşimle ilgili konulara, anne ve babamızla, aile büyüklerimizle ve onların durumları ile konular, kendimizi en güvende hissettiğimiz korunaklı limanlarımıza bir vurgu var. 4. ev haritanın dip noktasıdır ve 10. ev bizim yaşam hedeflerimiz ise 4 ev bu hedeflerimizi, amaçlarımızı neyin üzerine inşaa ediyor oluşumuzdur. En derinlerimizde, herkesten gizlediğimiz “ben” imizde neler olduğunun evidir bu tutulmanın gerçekleştiği ev. Köklerimizdir ve derinliklerimizdir.
Demek ki önümüzdeki aylarda geleceğimize doğru yeni bir temel atma, yıkık dökük kalmış, ilgisiz bıraktığımız yaşam alanlarımızı temizleyip toparlama, gereksiz yüklerden arınma ve sağlam temellere geleceğimizi inşaa etme zamanı. Unutmayın, tutulma Güney Ay Düğümü yönünde ve bir şeylerin bırakılması, hafiflememiz ve sadeleşmemiz isteniyor bizlerden. Geçmiş yaşam kalıplarımız, alışkanlıklarımız, bize hizmet etmeyen en azından gelişim adına yardımcı olmayan fuzuli işleri, bizi eteğimizden tutup tutup aşağı çeken ilişkileri bırakma döneminin tam da içindeyiz artık. Geçmişle hesapların görülüp, geleceğe doğu adımların atılma zamanı şimdi.
Tutulmanın modern yöneticisi Uranüs, KOVA burcundaki Ay- Güneş kavuşumuna ılımlı bir açı yapıyor. Bu açısal ilişki önümüzdeki süreçte ani bitişleri, sürpriz başlangıçları, şaşırtıcı ve şok edici gelişmeleri, henüz netliğe kavuşmamış görmekte zorlandığımız konuları ortaya çıkartabilir.
Astrolojik olarak bir şeyi yapma gücümüz, irade ve kararlılığımız MARS enerjisi ile ilgilidir. Anın haritasında Mars ile Neptün arasında sert bir açı bulunuyor. Neptün hayallerin, ideallerin ve rüyaların gezegenidir ve üst bilince ulaşmış, farkındalıklı bir insan açısından Neptün Nirvana efekti yaratırken, henüz bizler gibi yolda olan yolcular için Neptün efekti kaotik durumlar, hayal kırıklığı, ne yaptığını bilmezlik, kafa karışıklığı bir şeyleri nasıl, niçin ve ne zaman yapma gerekliliğin farkında varmakta zorlanmadır. Mars ile Neptün kare açı yapınca da ortaya hayallerini gerçeğe dökmek adına dürüst, adil, sevgi dolu ve sadece kendisi için değil tüm insanlık için eyleme geçen bir şovalye modeli (Mars Yay burcunda :)) ortaya çıkabilir. Tabi aksi de mümkün, ne dediği, ne yaptığı belli olmayan, bir dediği bir dediğini tutmayan, ukala ve kibirli (Merkür Jüpiter’e kare) hem kafası karışık bi de yetmezmiş gibi kimsenin aklını beğenmeyen, akıl verenlerin aklını küçümseyen, verdiği kararların sonuçlarına katlama cesareti gösteremeyen acayip bi tip de ortaya çıkabilir. Hep derim ve daima da söylemeye devam edeceğim ki; gökyüzünde bir görünüm oluşuyor, bir gezegen bir gezegene belli açılar yapıyor ise bunun daima bir aydınlık bir de gölge yönü vardır. Ne mutlu gölgeleri aydınlatan bilgi ve farkındalığa sahip olabilene, değişim cesaretini gösterebilen cesur ruh kaşiflerine 🙂
Madem ki yeni bir dönem başlıyor yaşamlarımızda, yola çıkıyoruz her birimiz farklı farklı konularda o halde yoldan dönmek, yan çizmek yok. – mış gibi yapmadan, gerçekten değişime direnç göstermeden, kendi ego kalıplarımız ile kendi önümüze engel olmadan ilerlemek durumundayız. Hepimize yaşamlarımızda güçlü ve etkili adımları atabilme cesareti gösterebildiğimiz verimli bir dönem olmasını diliyorum.
Sevgi ve ışıkla, gökyüzü rehberimiz olsun…..
Hülya DEĞER Dip. ASA

https://astrolojininrehberligi.wordpress.com/2018/02/15/16-subat-kova-burcunda-gunes-tutulmasi-kendi-onunden-cekil/

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Vücudumuzun Çeşitli Bölgelerindeki Ağrıların Psikolojik Sebeplerini Gösteren 9 Muhteşem Çizim

 

k-300x297[1]

Psycology Today dergisinde yayınlanan bir makaleye göre, insan vücudundaki ağrıların sebepleri sadece fiziksel değildir bunun yanı sıra duygusal sebepleri de olabilir. Mesela stresin çeşitli ağrılara sebep olduğunu hepimiz biliriz. Fiziksel olarak sebebi ortaya koyulamayan bölgesel ağrıların sebebi psikolojik etkenler, travmalar olabilir. Bu çalışma hangi bölgesel ağrının sebebinin hangi duygusal problem olabileciğine dair bir teori.
Psikolog Dr. Susan Babel, insan vücudundaki bölgesel ağrıları, ilginç bir teoriyle ortaya koyuyor. Sadece fiziksel etkenlerin değil psikolojik etkenlerin de bölgesel ağrılara sebep olabileceğine inanıyorsanız bu tavsiyeler tam size göre diyebiliriz. İşte Susan Babel’in ilginç tasarımları…
1.Baş ağrınızın nedeni, sürekli karşınıza çıkan engeller olabilir…

Stresten ve kötü duygulardan arınıp biraz rahatlayın…

w1[1]

2.Boyun ağrınızın nedeni, içinizde biriktirdiğiniz kırgınlıklarınız olabilir.

Ama aslında sizi seven insanlar var.

w2[1]

3.Zor kararlar almak ve gündelik baskılar omuz ağrısına sebep olabilir.

Sorunlarınızı birileriyle paylaşın, yükünüzün hafiflediğini hissedecsiniz.

w3[1]

4. Sırt ağrılarınız takdir edilmeme kaygısından veya sevginizi göstermekten korkmanızdan kaynaklanabilir.

Kalbinizi ve duygularınızı dünyaya açmaktan korkmayın

w4[1]

5. Bel ağrısı, para takıntısı ve kaybetme korkusundan kaynaklanabilir.

Gerçekten sevdiğiniz şeyi yapın, para kendiliğinden gelecek

w5[1]

6.Dirsek ağrıları, gereksiz inatçılıktan kaynaklanıyor olabilir.

Biraz sakinleşin…

w6[1]

7. El ağrıları, yalnızlık duygusundan kaynaklanabilir.

Sosyalleşmekten korkmayın, herhangi biri sizin arkadaşınız olabilir.

w7[1]

8. Ayak bileği ağrısı, hayallerinizi sürekli ertelemenizden kaynaklanıyor olabilir.

Yarışı bir kenara bırakın ve küçük hayallerinizi gerçekliğe dönüştürün.

w8[1]

9. Ayak ağrısı, umutsuzluktan veya harekete geçme isteksizliğinden kaynaklanabilir.

Hayatınızı sevgi ve mutlulukla doldurun…

w9[1]

Kaynak: Birghtside

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

SARKAÇ (PANDÜL) KULLANIMI

Men-Women-font-b-Amethyst-b-font-font-b-Pendulum-b-font-Stone-Faceted-Pyramid-Healing[1]

 

Sarkacın ucu; kristal, yarı değerli taş veya metal olur. Ahşap olanları da vardır. Sarkacın kullanılmadan önce mutlaka arındırılması ve programlanması gerekir.
Arındırma işlemi
Sarkacın bizim ile uyumlu programlama yapabilmesi için dünya üzerinde var olduğu andan elimize gelene dek geçirdiği evrede toplamış olduğu negatif bilgilerden arındırılması için bu işlem mutlaka yapılmalıdır.
Bulunabildiğince saf alkol alınır. Sarkaç zinciri ile birlikte, tümü alkolün içinde olmak üzere alkole batırılır. Saf alkolde bir saat beklemesi yeterlidir. Mümkün ise deniz tuzu, yok ise normal tuz kullanılır. Alkolden alınan sarkaç tuza koyulur, ve sarkacın her yanı tuz ile ovulur.
Bir mücevher kutusu veya güzel bir torbanın içi ada çayı tütsüsüne tutulur. Sarkaç tuzdan alınıp, soğuk suyun altında iyice yıkandıktan sonra kurulanıp bu kutunun veya torbanın içine konulur.
Sarkacın programlanması
Sarkaç alınıp sakin bir yere çekilinir. Reiki kanalı açılır. Torbadaki taş elimizde veya önümüzdedir. Reiki elimizden akmaya başladıktan sonra, elimize sırası ile 3 ‘2 ‘ 1 sembolleri çizilir. Sarkaç avucumuz ile iyice kapatılır. Konsantre bir biçimde sarkaç ile muhabbet etmeye başlanır. Sarkaca bize göre neyin evet, neyin hayırolduğu iyice anlatılmalıdır. Örneğin: Dikey salınım evet; yatay salınım hayır veya soldan sağa daire şeklinde dönüş evet, sağdan sola daire şeklinde dönüş hayır gibi.
Sarkaç bu şekilde programlandıktan sonra bizim enerji alanımızla tam uyum sağlayabilmesi için yedi gün – yedi gece, gün içerisinde üzerimizde, gece yastığımızın altında olmak üzere bizimle olmalıdır.
Nerede kullanılır
* Çakra kontrolü: Herhangi bir çakrada tıkanıklık olup olmadığını anlamak üzere çakranın üzerinde tutularak bakılır. Evet programımıza uygun salınımda çakra açıktır,(genel olarak saat yönü istikametinde) tersi durumunda kapalıdır.
* Vücuttaki hastalıkların yerini tespit etmede hastalığın nedenlerini bulmada
* Yüksek benliğimizle bağlantı kurarak sorularımıza yanıt almada,bir mekandaki enerji dengesizliklerini tespit etme. Sarkacınızın yüksek benliğinizle irtibata geçip sorduğunuz soruların cevabını vermesi için öncelikle onu programlamalısınız. Yüksek benliğinizle irtibata geçmek için kullanacağınız sarkaçlar kuars kristali olursa daha sağlıklı olur
* Kaybolan bir eşyanın bulunması için kullanılabilir Evin içinde mi kayboldu diye sorulabilir. Evet diyor ise elimizde sarkaçla odaları dolaşabilir, dolaplara tutabilir, burada mı diye sorabiliriz.
* İnsan anatomisi gösteren bir resim alınarak o resmin üzerinde sarkaç çeşitli yerlere tutulmak suretiyle herhangi bir kişinin sağlık sorunu hakkında bilgiler almak üzere sorular sorulabilir.
* Herhangi bir gıda maddesinin veya herhangi bir rengin üzerine tutularak, bunun bizim için yararlı olup olmadığı sorulabilir.
* Bir insanın bizimle ilgili düşüncelerinin pozitif veya negatif mi olduğu yolunda sorular sorulabilir.
* Bir mülk alırken veya kiralarken onun olumlu veya olumsuz mu olduğu, orada huzur bulup bulamıyacağımız, oranın negatif ya da pozitif bir ortam mı olduğunu anlamak üzere sorular sorulabilir.
Dikkat edilmesi gereken hususlar
*Sarkacımızı birinin kullandığı yolunda kuşkuya kapılır isek; sarkacı yeniden arıtmamız ve programlamamız gerekir.
*Sarkaca abuk subuk sorular sorarak kötü ve anlamsız konularla uğraşmamız doğru değildir.
*Aynı soruyu defalarca, değişik cümlelerle sormayıp, sarkaç gerekli ve anlamlı yerlerde kullanılmalıdır.
REİKİ’DE KULLANIM
Sarkacı sol elinize alın ve ona bir müddet sevgi enerjisi verin Reiki bilenler bunu sembolleri kullanarak da yapabilirler. Sarkacınızla kalpten konuşmalı, bir bağ kurmalısınız.”Yüksek benliğimle irtibata geçmeni ve sorularıma yanıt vermeni istiyorum cevabın evetse sağa dön” deyin.Sarkaç çeşitli yönlere hareket eder örneğin sola veya sağa sallanarak yada soldan sağa ve sağdan sola dönerek. Öncelikle bir kağıda sarkacınızın nasıl hareket etmesini istiyorsanız onu çizin ve sarkaca bunu gösterin sola döndüğünde hayır cevabı sağa döndüğünde evet cevabını alacak şekilde programlayabilirsiniz. Bunu yaparken stresli, yorgun, uykusuz ve hasta olmadığınız bir zamanı seçin. Dirseğiniz sert bir zemine dayalı olsun ve elinizi biraz serbest bırakın.Sorunuzu sorduğunuzda duygusuz kalabilirseniz net cevaplar alırsınız.dikkatinizi sarkaca yönlendirirseniz beyin gücünüzle onu yönlendirmiş olursunuz ve almak istediğiniz cevapları sarkaca verdirirsiniz. Bunu yapmayın mümkün olduğunca rahat olun. Bu işlem bir hafta boyunca her gün 5’er dakika tekrarlanmalı sarkaçla ne kadar çok vakit geçirirseniz aranızdaki bağ o kadar güçlenir.
Sarkacınızı çakra temizliğinde kullanacaksanız önce sarkaca sorarak çakranın yerini bulun sağ elle sarkacınızı tutuyorsanız sol eliniz tuzlu suyun içinde olsun çakradaki negatif enerjinin sarkacın ucundan emildiğini kolunuzdan, omuzlarınızdan geçerek sol kolunuzdan geçtiğini imgeleyin ve sol elinizden de negatif enerjiyi tuzlu suya aktarın. Hissedişinize göre sarkaca tekrar sorun çakranın temizlenip temizlenmediğini bu şekilde de çakra temizliği yapılabilir. İşiniz bittiğinde bu tuzlu suyu banyo lavabosuna y ada tuvalete dökün. Böyle bir çalışmayı sarkaç konusunda yeteri kadar çalışma yapmadan direk olarak denemeyin. Önceliği basit çalışmalara verin bu sadece bir bilgi olarak verilmiştir.
SORU SORMADA KULLANIM
Sarkacı zincirinde sallanacak şekilde serbest bırak. Zincirin uzunluğu aşağı yukarı 15-20 cmarasındadır.
Dirseğin masada olmalı ve elin de biraz gevsek şekilde durmalıdır.
Vücudunun üst kısmi ve sırtın dik olmalıdır.
Ayakların masanın altında yan yana durmalıdır, Düz şekilde en iyisidir
Boş elinin acık şekilde masanın üzerinde olmalıdır.
Gergin olmamaya özen göster ve bir kaç kere derin nefes al.
Dikkatinin başka yöne dağılmamasına dikkat et.
Yorgun, hasta, depresif olmamaya özen göster. Eğer psikolojik olarak da duyarlıysan en iyisi sarkacı kullanmamaktır.
Kaynak: Reiki Yaşam

Kaynak:www.ozlemcetinkaya.com

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İyi evliliğin bir bedeli var!

ask-mi-sevgi-mi-modaviki-2[1]

 

“Büyük bir sevgi ve heyecanla başlayan ilişkiler neden günün birinde sona eriyor?”
İyi evliliğin bir bedeli var!İyi evliliğin bir bedeli var!Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a göre, evrendeki gizli psikolojik kanunlardan biri olan ‘karşılıklılık’ ilkesi evlilik için de geçerli. “İyi bir evlilik için ciddi bir bedel ödenmesi gerekir” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Eşimle nasıl mutlu olurum, birbirimizin ihtiyaçlarını nasıl anlar ve gideririz? sorusu yaşam felsefesi haline gelirse zorluklar aşılacak ve eşler yollarına mutlu bir şekilde devam edecektir ” dedi.
Üsküdar Üniversitesi Rektörü Psikiyatrist Prof.Dr. Nevzat Tarhan, evrende gizli psikolojik kanunlardan birinin ‘karşılıklılık’ ilkesi olduğunu belirterek, bu ilkeye göre hiçbir şeyin bedel ödenmeden o insana ait olamayacağını söyledi. Bunun evlilikler için de geçerli olduğunu dile getiren Tarhan, önemli değerlendirmelerde bulundu:
KARŞILIK ÖDEMEDEN MUTLU EVLİLİK MÜMKÜN DEĞİL!
“İyi para kazanmak için nasıl çok çalışmak gerekirse, iyi bir evlilik için de ciddi bir bedel ödenmesi gerekir. Mutluluğu, karşılığını ödemeden elde etmek, evlilikte de mümkün değildir.
Karşılıklılık ilkesi unutulur, eşler emek vermeden, yorulmadan, çile çekmeden mutlu bir evlilik yaşamak isterlerse, buna ulaşmaları mümkün olmayacaktır. Mutlu evlilikler, yatırım yapılmış, bedel ödenmiş, zorlukları aşmak için tarafların birbirlerini anlamaya çalıştıkları evliliklerdir. Böyle evliliklerde eşler, küçük bir sıkıntıyla karşılaştıklarında, ‘bu kadın ya da adam beni mutlu etmiyor’ diyerek yeni bir arayışa girmezler.”
EVLİLİĞİ GÖTÜREMİYORUM DEĞİL ENGELİ NASIL AŞARIM DENMELİ!
Eşlerin evlilikleri sırasında bir engelle karşılaşmaları halinde “Bu evliliği götüremiyorum” yerine “Bu engeli nasıl aşarım?” diyerek çözüm üretmek için çaba sarf etmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Çiftler bekledikleri mutlulukları yaşayamadıklarında, aynı gemide olduklarını unutmayıp hemen gemiyi terk etme hesabı yapmamalı, kendi kimlik ve kişiliklerini ezdirmeden, evliliği nasıl yürüteceklerini düşünmelidir. Her problemin mutlaka bir çözüm yolu vardır veya bulunabilir” dedi.
KALİTELİ EVLİLİK İÇİN FEDAKARLIK VE ANLAYIŞ ŞART!
Karşılıklı fedakarlık yapmanın evlilik için önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu konuda yaşanmış bir olayı da şu sözlerle aktardı:
EŞİMLE NASIL MUTLU OLURUM YAŞAM FELSEFESİ OLMALI!
“Boşandıktan sonra ikinci evliliğini yapan birinin söylediği sözü hiç unutamam: ‘Yeni eşime olan davranışlarımı düşündüğüm zaman, ona eski eşime yapmadığım fedakarlığı yaptığımı görüyorum. Önceki eşimle birbirimize gereken fedakârlığı gösterebilseydik, sanırım boşanmazdık’. Yâni eski eşine vermediği değeri yeni eşine verdiğini itiraf etmektedir.
Halbuki ilk evliliğinde de bu kadar verici davranabilse ve onu anlayabilseydi fırtına aşılacak, ardından kaliteli bir evlilik ortaya çıkacaktı. İnsan, önüne hoşlanmadığı bir şey çıktığında hemen yolunu değiştiriyorsa, aynı şeyi evlilikte de yapabilir, ufak bir sorunda evliliğini bitirme yoluna gidebilir. Evlilikte, ‘Eşimle nasıl mutlu olurum, birbirimizin ihtiyaçlarını nasıl anlar ve gideririz?’ sorusunun yanıtını aramak yaşam felsefesi haline gelirse, zorluklar aşılacak ve eşler yollarına mutlu bir şekilde devam edecektir.”
BİR İLİŞKİYİ EN ÇOK ALIŞKANLIKLAR YIPRATIYOR
Evliliklerdeki en önemli sorunların monotonluktan kaynaklandığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bir ilişkiyi en çok yıpratan şeyin alışkanlık olduğunu söyledi. Tarhan, şöyle devam etti:
“Her evlilik bir müddet sonra alışkanlık haline gelir. Bir şeyin alışkanlık halini almaması için, farklı şekillerde sunulması gerekir. İnsan, eğer ilişkilerini renkli ve çeşitli hale getirebilirse, alışkanlık tehlikesinden kurtulur. Toplumlarda her şeyi klasik yaşayarak mutlu olan insanlar da vardır ama yeni şeyler keşfetmenin de mutluluğu ayrıdır. Evlilikte yaşına uygun davranabilmek önemlidir. Beyne sadece belli zevk alanları öğretilirse, o olmadığı zaman yaşam sebebinin ortadan kalkacağı düşünülür. Meselâ eşler, cinsellikleri zayıfladığında farklı zevk alanları keşfedebilirler.”
SUÇLAYICI OLMAK YERİNE DUYGULARI AÇMAK ÖNEMLİ
Prof. Dr. Tarhan, evliliği ayakta tutan unsurların başında sevgi, saygı ve güven bağlarının olduğunu belirterek aldatmanın evlilik bağlarını zayıflatan hatta ortadan kaldıran bir durum olduğunun da altını çizdi. Aile terapilerinde eşlere, cinsel sadakatin önemi ve kişilerin geçici olarak zevklerini ertelemeleri gerektiğinin vurgulandığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bu terapilerde tarafların birbirini suçlaması yerine ‘duyguları açmak’ üzerinde durulduğunu belirterek, şunları söyledi:
EŞİNLE PAYLAŞTIĞINDA MUTLU OLDUĞUN 20 MADDE!
“Çiftlere, ‘eşinle paylaştığın zaman seni mutlu eden yirmi madde sıralar mısın?’ denir. Hastalar ikinci seansa geldiklerinde, çoğu zaman bu yirmi maddeden ancak altı, yedisini yazmış olurlar. Hâlbuki aynı soru evlilikten önce sorulsaydı, yirmi maddeyi kolayca dolduracaklardı.
Terapi esnasında bu paylaşımların sayısı artırılmaya, yirmiler yetmişe, seksene çıkarılmaya çalışılır. Eşler beraber paylaştıkları güzellikleri ve karşı tarafın ihtiyaçlarını yeterince bilmediklerinden, ortaya suçlayıcı, yargılayıcı ve birbirlerinin kusurlarını ön plana çıkarıcı bir tablo çıkar. Onlar, evlilikte karşılaştıkları meseleleri problem haline getirmeden çözmenin yollarını bulamazlar. Karşıdakinin hoşlanmadığı bir konuyu, duyguları yıkan bir biçimde çok sık tartışmak, ruhu acıtan bir şeydir, sizi karşı tarafın gözünde sevimsiz yapar. Çiftler böyle durumlarda birbirlerini mutlu eden alanlardan uzaklaşır.”
NPGRUP

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İyi evliliğin bir bedeli var!

imagesB4I6PNFR

 

“Büyük bir sevgi ve heyecanla başlayan ilişkiler neden günün birinde sona eriyor?”

İyi evliliğin bir bedeli var!İyi evliliğin bir bedeli var!Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a göre, evrendeki gizli psikolojik kanunlardan biri olan ‘karşılıklılık’ ilkesi evlilik için de geçerli. “İyi bir evlilik için ciddi bir bedel ödenmesi gerekir” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Eşimle nasıl mutlu olurum, birbirimizin ihtiyaçlarını nasıl anlar ve gideririz? sorusu yaşam felsefesi haline gelirse zorluklar aşılacak ve eşler yollarına mutlu bir şekilde devam edecektir ” dedi.

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Psikiyatrist Prof.Dr. Nevzat Tarhan, evrende gizli psikolojik kanunlardan birinin ‘karşılıklılık’ ilkesi olduğunu belirterek, bu ilkeye göre hiçbir şeyin bedel ödenmeden o insana ait olamayacağını söyledi. Bunun evlilikler için de geçerli olduğunu dile getiren Tarhan, önemli değerlendirmelerde bulundu:

KARŞILIK ÖDEMEDEN MUTLU EVLİLİK MÜMKÜN DEĞİL!

“İyi para kazanmak için nasıl çok çalışmak gerekirse, iyi bir evlilik için de ciddi bir bedel ödenmesi gerekir. Mutluluğu, karşılığını ödemeden elde etmek, evlilikte de mümkün değildir.

Karşılıklılık ilkesi unutulur, eşler emek vermeden, yorulmadan, çile çekmeden mutlu bir evlilik yaşamak isterlerse, buna ulaşmaları mümkün olmayacaktır. Mutlu evlilikler, yatırım yapılmış, bedel ödenmiş, zorlukları aşmak için tarafların birbirlerini anlamaya çalıştıkları evliliklerdir. Böyle evliliklerde eşler, küçük bir sıkıntıyla karşılaştıklarında, ‘bu kadın ya da adam beni mutlu etmiyor’ diyerek yeni bir arayışa girmezler.”

EVLİLİĞİ GÖTÜREMİYORUM DEĞİL ENGELİ NASIL AŞARIM DENMELİ!

Eşlerin evlilikleri sırasında bir engelle karşılaşmaları halinde “Bu evliliği götüremiyorum” yerine “Bu engeli nasıl aşarım?” diyerek çözüm üretmek için çaba sarf etmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Çiftler bekledikleri mutlulukları yaşayamadıklarında, aynı gemide olduklarını unutmayıp hemen gemiyi terk etme hesabı yapmamalı, kendi kimlik ve kişiliklerini ezdirmeden, evliliği nasıl yürüteceklerini düşünmelidir. Her problemin mutlaka bir çözüm yolu vardır veya bulunabilir” dedi.

KALİTELİ EVLİLİK İÇİN FEDAKARLIK VE ANLAYIŞ ŞART!

Karşılıklı fedakarlık yapmanın evlilik için önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu konuda yaşanmış bir olayı da şu sözlerle aktardı:

EŞİMLE NASIL MUTLU OLURUM YAŞAM FELSEFESİ OLMALI!

“Boşandıktan sonra ikinci evliliğini yapan birinin söylediği sözü hiç unutamam: ‘Yeni eşime olan davranışlarımı düşündüğüm zaman, ona eski eşime yapmadığım fedakarlığı yaptığımı görüyorum. Önceki eşimle birbirimize gereken fedakârlığı gösterebilseydik, sanırım boşanmazdık’. Yâni eski eşine vermediği değeri yeni eşine verdiğini itiraf etmektedir.
Halbuki ilk evliliğinde de bu kadar verici davranabilse ve onu anlayabilseydi fırtına aşılacak, ardından kaliteli bir evlilik ortaya çıkacaktı. İnsan, önüne hoşlanmadığı bir şey çıktığında hemen yolunu değiştiriyorsa, aynı şeyi evlilikte de yapabilir, ufak bir sorunda evliliğini bitirme yoluna gidebilir. Evlilikte, ‘Eşimle nasıl mutlu olurum, birbirimizin ihtiyaçlarını nasıl anlar ve gideririz?’ sorusunun yanıtını aramak yaşam felsefesi haline gelirse, zorluklar aşılacak ve eşler yollarına mutlu bir şekilde devam edecektir.”

BİR İLİŞKİYİ EN ÇOK ALIŞKANLIKLAR YIPRATIYOR

Evliliklerdeki en önemli sorunların monotonluktan kaynaklandığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bir ilişkiyi en çok yıpratan şeyin alışkanlık olduğunu söyledi. Tarhan, şöyle devam etti:

“Her evlilik bir müddet sonra alışkanlık haline gelir. Bir şeyin alışkanlık halini almaması için, farklı şekillerde sunulması gerekir. İnsan, eğer ilişkilerini renkli ve çeşitli hale getirebilirse, alışkanlık tehlikesinden kurtulur. Toplumlarda her şeyi klasik yaşayarak mutlu olan insanlar da vardır ama yeni şeyler keşfetmenin de mutluluğu ayrıdır. Evlilikte yaşına uygun davranabilmek önemlidir. Beyne sadece belli zevk alanları öğretilirse, o olmadığı zaman yaşam sebebinin ortadan kalkacağı düşünülür. Meselâ eşler, cinsellikleri zayıfladığında farklı zevk alanları keşfedebilirler.”

SUÇLAYICI OLMAK YERİNE DUYGULARI AÇMAK ÖNEMLİ

Prof. Dr. Tarhan, evliliği ayakta tutan unsurların başında sevgi, saygı ve güven bağlarının olduğunu belirterek aldatmanın evlilik bağlarını zayıflatan hatta ortadan kaldıran bir durum olduğunun da altını çizdi. Aile terapilerinde eşlere, cinsel sadakatin önemi ve kişilerin geçici olarak zevklerini ertelemeleri gerektiğinin vurgulandığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bu terapilerde tarafların birbirini suçlaması yerine ‘duyguları açmak’ üzerinde durulduğunu belirterek, şunları söyledi:

EŞİNLE PAYLAŞTIĞINDA MUTLU OLDUĞUN 20 MADDE!

“Çiftlere, ‘eşinle paylaştığın zaman seni mutlu eden yirmi madde sıralar mısın?’ denir. Hastalar ikinci seansa geldiklerinde, çoğu zaman bu yirmi maddeden ancak altı, yedisini yazmış olurlar. Hâlbuki aynı soru evlilikten önce sorulsaydı, yirmi maddeyi kolayca dolduracaklardı.

Terapi esnasında bu paylaşımların sayısı artırılmaya, yirmiler yetmişe, seksene çıkarılmaya çalışılır. Eşler beraber paylaştıkları güzellikleri ve karşı tarafın ihtiyaçlarını yeterince bilmediklerinden, ortaya suçlayıcı, yargılayıcı ve birbirlerinin kusurlarını ön plana çıkarıcı bir tablo çıkar. Onlar, evlilikte karşılaştıkları meseleleri problem haline getirmeden çözmenin yollarını bulamazlar. Karşıdakinin hoşlanmadığı bir konuyu, duyguları yıkan bir biçimde çok sık tartışmak, ruhu acıtan bir şeydir, sizi karşı tarafın gözünde sevimsiz yapar. Çiftler böyle durumlarda birbirlerini mutlu eden alanlardan uzaklaşır.”

NPGRUP

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her gün bu önerilerden 5 tanesini hayatınıza koyun, kazanan siz olacaksınız.

mutluluk[1]

  1.  Vücudunuza dar gelen kıyafet giymeyin.

    2. İlaçla yaşamaktan kaçının.
    3. Randevularınızı önceden ayarlayın.
    4. Hafızanıza güvenmeyin; mutlaka yazın.
    5. Aracınızı, bozulmadan servise götürüp bakım yaptırın.
    6. Her kilidin yedek anahtarını yaptırın ve belli yerlerde bulundurun.
    7. Daha sık ‘hayır’ deyin.
    8. Yapacaklarınızı öncelik sırasına sokun.
    9. Zamanınızı israf etmeyin.
    10. Öğle ve akşam yemeklerini basitleştirin.
    11. Kötümser insanlardan uzak durun.
    12. Önemli evrakın birden fazla fotokopisini çektirin.
    13. Evde çalışmayan ne varsa tamir ettirin.
    14. Yapmaktan hoşlanmadığınız işler için yardım isteyin.
    15. İhtiyaçlarınızı önceden belirleyin.
    16. Bir defada yapılması zor büyük işleri, küçük parçalara ayırın.
    17. Etrafı toplayın, dağınıklıktan kurtulun.
    18. Gülümseyin.
    19. Bebekleri gıdıklayın.
    20. Dost bir kediyi veya köpeği okşayın.
    21. Kendinizi, bütün soruların cevabını bilmekle yükümlü hissetmeyin.
    Bazı şeyleri de bilmeyin.
    22. Karşılaştığınız insanlara, onların hoşuna gidecek bir şey söyleyin.
    23. Yağmur yağmasını isteyin; yağınca yağmurda yürüyün.
    24. Arada bir çarşı hamamına gidin.
    25. Kendi kendinize, nerede eski günler, her şey daha güzeldi demekten vazgeçin.
    26. Verdiğiniz kararın ne anlama geldiğini iyi düşünün.
    27. Kendinize güvenin.
    28. Nüktedan olun.
    29. Sizi mutlu edecek bir şey yapmayı yarına bırakmayın.
    30. Hiç tanımadığınız insanlara yürekten bir merhaba deyin.
    31. Eski bir arkadaşlarınızla karşılaşınca ona sıkıca bir sarılın.
    32. Hava açıksa, gece yıldızları seyredin.
    33. Bir şarkıyı ıslıkla çalmayı öğrenin.
    34. Arada bir şiir okuyun.
    35. Kendinize bir demet çiçek alın. Bir çiçek koklayın.
    36. Yardım istem ekten çekinmeyin; alamazsanız üzülmeyin.
    37. Görünüşünüze özen gösterin.
    38. Her şeyi kararında yapın; ifrata kaçmayın.
    39. Nerede gerekiyorsa, orada mutlaka gerekli emniyet tedbirini alın.
    40. Daima daha iyisini yapmaya çalışın, ama mükemmeliyetçi olmayın.
    41. Resim ve heykel sergilerini gezin.
    42. Ayakkabınızı boyatın.
    43. Berbere gidin.
    44. Kendi kendinize bir şarkı mırıldanın.
    45. İyi bir müzik dinleyicisi olun.
    46. Kendi kendinize yetmeyi öğrenin.
    47. Her gün biraz idman yapın; her fırsatta yürüyün.
    48. Dünyanın en yetenekli insanı olmadığınızı kabul edin gerekiyorsa
    elimden ancak bu kadar geliyor deyin.
    49. Yeni moda birkaç şarkınn sözlerini ezberleyin.
    50. İşe erken gidin. 51. İşe her gün aynı yoldan gitmeyin.
    52. Amirinizden izin alıp bazen işten erken çıkın.
    53. Kırlarda dolaşın.
    54. Maça gidip bağırın.
    55. Başkaları dilemeden, siz onlara iyi günler dileyin.
    56. Teşekkür edin.
    57. Arabanıza güzel koku yayan bir alet koyun.
    58. Evde kendi kendinize yemek pişirin, güzel bir sofra kurun, sonra
    da afiyetle yiyin.
    59. Başkalarını adam etmekten vazgeçin.
    60. Severken karşılık beklemeyin.
    61. Sinemada film seyrederken patlamış mısır atıştırın.
    62. Bir ağaç, olmazsa bir çiçek dikin.
    63. Şişmanlamayın .
    64. Hatıra defteri tutun.
    65. Bir hela temizleyin.
    66. Kağıttan bir uçak yapıp uçurun.
    67. Bir derneğe veya kulübe girin, arkadaş edinin, toplantılara katılın..
    68. Mutlaka yeterince uyuyun.
    69. Az konuşun, çok dinleyin.
    70. İş arkadaşlarınıza ve dostlarınıza iltifatı esirgemeyin.
    71. Bir güne yapılacak çok şey tıkıştırmayın.
    72. Acelesiz yaşayın; daha önünüzde yaşanacak çok güzel günler var.
    73. Stresli davranmak, doğuştan gelen değil, sonradan kazanılan kötü
    bir huydur; bunu unutmayın.
    74. Son söz: Öfkeyi, kendinize zevk edinmeyin

    Prof. Dr. İmer OKAR…

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »