<img alt="Fotoğraf: :((
FULYA” src=”https://fbcdn-sphotos-b-a.akamaihd.net/hphotos-ak-prn1/c0.0.375.375/p403x403/73855_447004622025966_977442365_n.jpg” width=”347″ height=”288″ />


4 rengi anlatan hoş bir hikaye…:)
Bir kralın 4 tane şövalyesi varmış ve her bir şövalye farklı karakter özelliklerine sahipmiş….
Kralın yardımcısı bir gün şövalyelerin kendilerine komplo kurduklarını söyleyerek şövalyelere iftira eder…. Kralda şövalyeleri idam kararı verir… Büyük bir meydanda giyotin hazırlanır halk meydana toplanır… Cellat da şövalyeleri çok sevmektedir ama emir büyük yerden, yapacak başka şansı yok… Cellat ilk şövalyeyi giyotin bıçağının altına sokar ve düğmeye basar, lakin bıçak aşağı düşmez…. Bunun üzerine kral, vardır bunda bir hayır deyip şövalyeleri affeder…
Kral’ın bu davranışına şövalyelerin de farklı tepkileri olur:
Radikal (Kırmızı) karakterli şövalye halka dönerek; ”Bizim asılmamız zaten hataydı, hak yerini buldu der”….
Sosyal (Sarı) karakterli şövalye arkadaşlarına dönerek sevinçle ”Haydi gelin bu olayı kutlayalım, bu akşam bütün yemekler benden” der ve celladı da çağırır….
Empatik(Yeşil) karakterli şövalye ise celladı teselli eder, ”Üzülme sen bir emir kulusun, biz her zaman seni severiz” der ve ona sarılır….
Uzman (Mavi) karakterli şövalye de giyotin bıçağını altına bakıp inceledikten sonra cellada dönerek ”Bunun bıçağını iyi yağlamamışsın, iyi kesmez” der…. 🙂
Renklerin tepkilerini çok iyi anlatan bir hikayedir bu…
Kırmızı, kararlı bir şekilde, zaten bizim suçumuz yoktu, boş yere idam edilecektik… Sevinmeme gerek yok, hak yerini buldu diyor…
Kırmızılar için adalet çok önemlidir… Liderlik vasıflarına uygun bir kırmızı, adil de olursa tarihe geçer….
Sarı, kurtulmanın sevinciyle hemen bunu kutlamak, sevinci paylaşmak istiyor… Sarılar hiç kin tutmazlar… Genellikle de çok iyi niyetle yaklaşırlar, çoğu meseleye… Unutkan oluşları, kayıtsızlığı ve eğlence düşkünlüğü onlarda olumsuzluk olarak yansıyabilir… Sarılar çok zekidirler, en kolay ve pratik yolla bir işin nasıl yapılacağını ilk önce sarılar keşfeder…
Yeşil, kurtulmaktan ziyade celladın arkadaşları olması ve böyle bir görevi ona verilemesinin ne denli zor olduğunu bildiğinden, onun duygularının kendilerinden daha çok yıprandığını varsayarak onu teselli ediyor… Yeşiller, çoğu kere kendilerinden çok karşı tarafı düşünürler…. Fakat çok kin tutarlar… O Kral’a ve onlara iftira ederek gammazlayan yardımcısına bir daha asla güvenmez…
Mavi, detaycı ve mükemmeliyetçi yapısı burda da kendini gösteriyor… Tamam, affedildiler… Fakat o bıçak neden giyotinden düşüp onları kesmedi…?? Bu sorunun cevabını bulmadan rahat edemezler… Herşeyin deteylarını öğrenmek isterler ve bazen detaya takılıp bütünü kaçırırlar…. Maviler çok meraklı ve çok hassas bir yapıya sahiptirler… Çabuk kırılırlar ve uzun süreli küslükler yaşayabilirler…
https://www.facebook.com/groups/hayaticeyrekgece/
Baha Beyoğlu

Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır.
Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşındayken çok ciddi ve zor bir karar vermek zorundadır.
Kartalın yaşı 40′a vardığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir.
Gagası uzar ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır.
Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartal burada iki seçimden birini yapmak zorundadır:
– Ya ölümü seçecektir,
– Ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.
Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.
Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde, yuvasında kalır. Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar.
En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.
Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız.
Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız.
Ancak geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlarından tam olarak yararlanabiliriz.
National Geographic – ‘’ Kartallar ve İnsanlar
”Bilinçaltınızdakiler bilincinize çıkmadıkça, karşınıza kaderiniz olarak çıkar…
Evrim Teorisi :
_______________________
Büyük insanlar fikirlerle,
Orta insanlar olaylarla,
Küçük insanlar ise, insanlarla uğraşırlar…
……………
Hep bir ” düşman ” yaratmak, ve hep ” sözüm ona bu düşmanla savaşmak ” …. Nasıl da hastalıklı bir ruh halidir ?
Ve bunların hepsi , ”Ego” nun oyunudur.
Ego ” Var olmak ” ” için değil, ” Var kalmak” için savaşır.
Ve diğerlerini ” Yadsıyarak sınıf atlama modası çoktan geçmiştir ”.
Devir artık ; Sakinlik, Sevgi ve Huzur devridir
İnsan unutur. Verdiği sözleri unutur. İnsan unutur. Bir zamanlar ne hissettiğini unutur. İnsan unutur. Bir zamanlar ne çektiğini unutur. İnsan unutur. Çabasının işe yaramadığını unutur. İnsan unutur. Tüm sevdiklerinin ve kendisinin öleceğini unutur. İnsan unutur. Önemli kabul ettiği şeylerin büyük bir kısmının önemli olmadığını unutur.
Aynı hataları defalarca yapar; çünkü unutur.
Minnet duymaz; çünkü geçmişte kim olduğunu unutur.
Paylaşmaz; çünkü paylaştığında mutlu olduğunu unutur.
Öfkelenir; çünkü öfkelendiğinde acı çektiğini unutur.
Arzularının pençesine düşer; çünkü arzuları asla tatmin edemediğini unutur.
Başkalarını zor duruma düşürür; çünkü başkalarını zor durumdan kurtardığında sevinçle dolduğunu unutur.
Endişelenir; çünkü geleceği kontrol edemeyeceğini unutur.
Pişmanlıklarla ve suçlulukla yaşar; çünkü geçmişi değiştiremeyeceğini unutur.
Tembellikle yaşar; çünkü en değerli deneyimlerin biz onları beklemezken geldiğini unutur.
Hazırlık yapar; çünkü olanın bizi daima hazırlıksız yakalayacağını unutur.
Hayaller kurar; çünkü olanın daima hayal ettiğimizden farklı olacağını unutur.
Başkalarının iyi işlerini kötüler; çünkü kendini yüceltmenin yolunun başkasının hatasına vurgu yapmak değil kendini geliştirmek olduğunu unutur.
Somurtur; çünkü gülümsemenin bulaşıcı bir iyilik olduğunu unutur.
Açgözlülük yapar; çünkü cesaretin en değerli yatırım olduğunu unutur.
Zamanını boş yere harcar; çünkü bu değerli hayatın kısacık olduğunu unutur.
Başarı elde etmek, alkış almak için kendini türlü acıların, türlü erdemsizliklerin kucağına atar; çünkü her şeyin geçici olduğunu unutur.
Suçlar; çünkü eylemlerin özgür olmadığını, koşullarca belirlendiğini unutur.
Böbürlenir; çünkü başarının kendi ürünü olmadığını unutur.
Kendisiyle konuşur; çünkü gerçeği duyabilmek için susması gerektiğini unutur.
Dinlemeyi unutur; çünkü anlaşılabilmenin tek yolunun anlamak olduğunu unutur.
Kısacası insan unutur.
Cem Şen
Bir kadın, kapıdan dışarı çıktığında, bembeyaz sakallı üç ihtiyarın kendi evinin önünde oturduklarını görür.
-Ben sizi hiç tanımıyorum, der . Ama aç ve susuz olmalısınız. Lütfen içeriye gelin de sizlere bir şeyler ikram edeyim.
– Evin erkeği içerde mi? Diye sorar adamlar.
– Hayır, der kadın. Şu an evin dışında.
– O e…vde olmadığı sürece bizim bu eve girmemiz mümkün değil. diye cevap verirler.
…
Akşam olup kocası eve döndüğünde kadın olanları anlatır.
– Peki, onlara söyleyebilir misin, der adam. Ben evdeyim artık, bu eve gelebilirler.
Kadın dışarı çıkıp bu kişileri içeri davet eder.
Ama bu defa da;
– Hepimiz aynı anda içeri girmeyiz der yaşlı adamlar.
Kadın öğrenmek ister;
– Niye giremezsiniz ?
İhtiyarlardan biri açıklar:
– Onun adı ZENGİN, der bir arkadaşını göstererek.
Diğeri BAŞARI.
Ben ise SEVGİ . . .
Sonra ekler;
– Şimdi içeri gir ve kocanla konuş. Hangimizi evinizde istersiniz ?
Kadın içeri girip söylenenleri kocasına anlatır. Adam duyduklarıyla neşelenerek;
– Ne güzel, der. Madem öyle, Zengin’i içeri çağıralım ve evimizi zenginlikle doldursun .
Karısı itiraz eder;
– Canım, niçin Başarı’yı çağırmıyoruz ?
Bu sırada, evin diğer köşesinde bulunan gelinleri konuştuklarını duyar. Koşarak gelir ve kendi fikrini söyler;
-Sevgi’yi çağırsak daha iyi olmaz mı? Evimiz sevgiyle dolar !
– Gelinimizin teklifini dikkate alalım, der adam karısına. Dışarı çık ve bizim misafirimiz olması için Sevgi’yi davet et.
Kadın dışarı çıkar ve yaşlı adamlara sorar;
– Hanginiz Sevgi idi? Lütfen içeri gel ve misafirimiz ol .
Sevgi ayağa kalkar ve eve doğru yürümeye başlar.
Fakat diğer iki yaşlı adam da onu takip ederler.
Kadın şaşırmış bir halde Zengin ve Başarı’ya sorar;
– Ben sadece Sevgi’yi davet ettim, siz niye geliyorsunuz?
Zengin ve Başarı bir ağızdan cevap verirler:
– Eğer Zengin’i ya da Başarı’yı davet etmiş olsaydın diğer ikisi dışarıda kalırdı. Ama sen Sevgi’yi davet ettin .O nereye giderse biz de ardından oraya gideriz . . .
Çünkü nerede Sevgi varsa, orda Başarı ve Zenginlik de vardır…!