SENİN DİNLEDİĞİN CAZ HANGİSİ?

31543680_2130337253648886_3379677535787810816_o[2]

 

Dünya Jazz Günü kapsamında, basınımızdan bir alıntı;

SENİN DİNLEDİĞİN CAZ HANGİSİ?

Ragtime
——
Belli bir besteye sadık kalmayan, daha özgür ritimle oluşturulan tür.
Eubie Blake / Memories of You
Scott Joplin / The Entertainer

Be-Bop
——
Swing’in yumuşak, dinleyiciye hitap eden melodik yaklaşımlarına karşılık Be-Bop sert, karmaşık ve kimilerine göre yorucudur. Gereksiz notalar bir kenara bırakılır, doğaçlamalar her parçanın başında ve sonunda yer alır.
Thelonious Monk / Don’t Blame Me
Charlie Parker / I’ve Got Rhythm

New Orleans Jazz
————-
Kornet, trombon ve klarnet baş çalgıları olarak sayılabilir. Ayrıca kontrbas, davul ve bazen banço gitarı işitilir. Bu tarzda kolektif doğaçlama, aynı anda birçok çalgının farklı melodiler çalar.
Fats Domino / Walking To New Orleans
Louis Armstrong / Do You Know What It Means To Miss New Orleans

Swing
—–
Rock’n’roll ve caz karışımı… Ritmi rock’n’roll’dan daha yüksektir. Dans müziği olarak bilinir.
Benny Foodman / Sing, Sing, Sing
Duke Ellington / Swing Session

Hard Bop
——-
Be-bop’un aksine huzurlu, uyumlu sakin ve olgun çalış tarzına sahip, soul tarzına daha yakın.
Art Blakey & The Jazz Messengers / Moanin’
The Miles Davis Quintet / Oleo

Acid Jazz
——-
Eski caz müziklerini dans müzikleriyle karıştıran DJ’lerin başlattığı bir akım da denebilir.
Jamiroquai / Space Cowboy
Ronny Jordan / So What

Smooth Jazz
———-
Davul, bas ve saksofon yoğunluğu içeren bir tarz. Ses seviyesi düşük, doğaçlama soloları var.
Dave Brubeck / Take Five
John Klemmer / Touch

Fotoğraf ; 1920’lerden Cotton Club Band /Missouri Tarih Müzesi’nden…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Arzuları Altına Çeviren Altı Adım

0000000059801-1[1]

 

Napoleon Hill, artık bir gelişim klasiği haline gelmiş eseri “Düşün ve Zengin Ol” kitabında, zenginlik yaratmanın çok çalışmaktan önce, zenginlik bilinci oluşturmakla sağlanacağını belirtiyor. İşte yazarın bir yöntem olarak sunduğu altı büyük adım.
Zenginlik arzusunu parasal eşdeğerine çeviren yöntem altı kesin, pratik adımdan oluşur:
1. Zihninizde arzu ettiğiniz kesin para miktarım belirleyin. Sadece, “Çok para istiyorum,” demek yeterli değildir. Miktar konusunda kesin olun.
2. Arzu ettiğiniz paranın karşılığında ne verme niyetinde olduğunuza tam olarak karar verin. (Hiçbir bedel ödemeden bir şey elde edilemez.)
3. Arzu ettiğiniz parayı elde etmek için kesin bir tarih belirleyin.
4. Arzunuzu gerçekleştirmek için bir plan ortaya koyun ve hazır olsanız da olmasanız da bu planı uygulamaya koymak için hemen harekete geçin.
5. Kazanmaya niyetli olduğunuz para miktarını açıkça belirleyin; bunu kazanmak için bir zaman sınırı koyun; bu para karşılığında ne vermeye niyetli olduğunuzu belirtin; parayı kazanmak için düşündüğünüz planı açıkça tarif edin ve tüm bunları kâğıda dökün.
6. Yazılı ifadenizi günde iki kez okuyun, bir kere yatmadan hemen önce ve bir kere de kalktıktan hemen sonra. OKUDUKÇA HALİHAZIRDA O PARAYA SAHİP OLDUĞUNUZU GÖRECEK, HİSSEDECEK VE İNANACAKSINIZ.

Bu altı adımda belirtilen talimatları izlemeniz çok önemlidir. Altıncı maddedeki talimatları gözlemlemeniz ve izlemenizin özel bir önemi vardır. Paraya gerçekten sahip olmadan kendinizi “paraya sahip olarak görmenin” imkânsızlığından yakınabilirsiniz. Burada, içinizde ateşleyici o arzunun yardımı devreye girecektir. Eğer parayı bir saplantı derecesine getirecek kadar çok isterseniz, kendinizi bu parayı gerçekten elde edeceğinize ikna etmeniz çok zor olmayacaktır. Amaç, parayı istemek ve ona sahip olmaya çok kararlı olmaktır, böylece kendinizi bu paraya sahip olacağınıza inandırabilirsiniz.

İnsan zihninin çalışma prensipleri konusunda eğitim görmemiş, deneyimsiz kişiler için bu talimatlar pek pratik görünmeyebilir. Altı adımın sağlamlığını kabul edemeyenler için bu adımlardaki bilgilerin Andrew Carnegie’den alındığını bilmenin yardımı olabilir. Andrew Carnegie işe bir çelik fabrikasında sıradan bir işçi olarak başlamış, ama kötü başlangıcına rağmen bu prensiplerin kendisine yüz milyon dolardan fazla bir servet getirmesini sağlamayı başarmıştı. Burada önerilen altı adımın Thomas A. Edison tarafından titizlikle incelendiğini, bu adımların sadece para kazanmak için değil, her türlü hedefin gerçekleştirilmesinde önemli olduğunun onaylandığını bilmenin de yardımı olabilir.

Adımlar “zorlu bir çalışmayı” ve herhangi bir özveriyi gerektirmemektedir. İnsanın gülünç ya da saf görünmesine neden olmamaktadır. Bunları uygulamak önemli ölçüde eğitim görmüş olmayı da gerektirmez. Ancak bu altı adımın başarıyla uygulanması, insanın para kazanmanın şansa, talihe, kadere
bırakılamayacağını görmesini ve anlamasını mümkün kılacak yeterli hayal gücünü gerektirmektedir. İnsan şunu fark etmelidir ki, büyük servetleri elde edenlerin hepsi parayı gerçekten kazanmadan önce belli bir ölçüde hayal kurmuş, ümit etmiş, arzu etmiş, dilemiş ve plan yapmıştır.
Napoleon Hill – “Düşün ve Zengin Ol”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendi Frekansımızı Yükselterek İyileş(tir)mek

Bir dalganın belli bir zaman birimi (genellikle saniye) içerisinde tekrarlanma sıklığına, yani bir saniye içindeki döngü sayısına “frekans” denir. “Hertz” birimiyle ölçülür. Herşey titreşmektedir. Bu nedenle herşeyin frekansı vardır. İnsan bedenindeki her hücrenin kendine göre bir doğal frekansı vardır. Aynı şekilde, her hastalığın, her bakterinin , her virüsün de doğal frekansı vardır. Her hücreyi kendi doğal frekansına döndürmek, bedeni sağlığa kavuşturur. Bedenin frekansıyla çatışan, onu bloke eden dalga boyları ise hastalığa hatta ölüme neden olabilir. Yalnız maddî/fiziksel şeylerin değil, duyguların, düşüncelerin, isteklerin, ilişkilerin, filmlerin, kitapların, dokümanların, toplumsal konuların ve bireysel bilincimizin de frekansı vardır.
Amerikalı Bilim Adamı Dr. David Hawkins , ( 1927-2012) frekanslar , frekansların bilinç düzeylerinde etkisi , ilişkisi üzerine binlerce araştırma yapmış ve ortaya Hawkins bilinç haritası denen Tabloyu çıkarmıştır. Yaptığı deneylerde , yüksek frekanslı duygu ve düşüncelerin ; düşük frekanslı olanlardan daha güçlü ve etkili olduğunu . En yüksek frekansa ulaşmış bir bilincin düşük frekanslı 70 milyon bilinci dengelediğini klinik olarak kanıtlamış ve Power vs Force – An Anatomy ofConsciousness ( Güç Kuvvete Karşı – Bilincin Anatomisi ) Kitabında detaylı olarak anlatmış

IMG_1953 (1)
Bilinç Haritası

Yapılan araştırmalardan kritik seviyenin 200-cesaret olduğu, ölçümü 200 un altında çıkan duyguların düşüncelerin, durumların kişiyi ve çevresini zayıflattığı , yorduğunu, aşağıya çektiğini ortaya çıkartmış.
Bir başka ilginç bulguysa , yüksek bilinç frekanslarının şaşırtıcı sayıda düşük frekansı dengelediği yönünde . Bireylerden herhangi birinin bilinç frekansı yükseldiğinde , çok sayıda düşük frekanslı bilinci etkileyip dengeleme imkanı olması .

Tablo şöyle :
300 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 90.000 kişiyi,
400 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 400.000 kişiyi,
500 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 750.000kişiyi,
600 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 10 milyon kişiyi,
700 seviyesindeki bir kişi ise 200’ün altındaki 70 milyon kişiyi dengelediği görülmüş.

Yapılan araştırmalar ve sonuç teyitleri yıllar sürmüş ve yüzbinlerce denek üzerinde çalışılmış .
Hawkins, insanlığın %85’inin 200’ün altında titreştiğini, son dönemde insanlığın ortalama farkındalık seviyesinin 204’e ulaştığını, yani negatif-pozitif sınırını aştığını, ancak insanın anlamlı bir şekilde tatmininin 250’nin altında gerçekleşemediğini yazmaktadır. Bireyler gibi, toplumların ve kültürlerin, ülkelerin, coğrafyaların da titreşim seviyeleri vardır. Bu titreşimler , o alanda yaşayan insanlar, bitkiler , toprak, hava, eşyalar,binalar vs tarafından oluştulmaktadır.

200’ün altındaki enerji alanları, açlık, kıtlık ve hastalıkların çok yaşandığı, cahillik ve işsizliğin çok olduğu, ilkel şartlara sahip ortamlardır. Tatmin edici bir yaşam 250 lerde başlamaktadır. 300’lerde teknolojik ve ekonomik olarak çok gelişmiş bir toplum mümkün olmakta, 400’lerde ise yüksek bir eğitim, bilgi, kültür ve sanat seviyesi yaşanacaktır. 500, başka bir büyük sıçramanın gerçekleştiği bir eşiktir. 500’lerin sonlarında toplum artık spiritüel bir toplum haline gelmektedir. 600, bütün topluma şefkat ve sevginin hâkim olduğu, bütün eylemleri sevginin yönlendirdiği bir seviyedir.

Şimdi tablonun 200 ün altında kalan ve 200 ün üstünde kalan kısımlarına tekrar göz atalım . Sonra dönüp içimize, düşüncelerimize, sözlerimize, dualarımıza bakalım . Biz acaba bu tablonun neresindeyiz. Yaşadığımız yeri, mahalleyi, kenti, ülkeyi, dünyayı iyileştirmek için bizim üzerimize düşen nedir ?

Begüm Karace
Kaynak : Power vs Force
Dr. David Hawkins

Not: Reiki sevgi ve şifa enerjisi, Access bar bilinçaltı temizliği, kendini sev hayatını iyileştir gibi çalışmalarla frekansımızı yüseltebilir 250 baremin üstüne çıkabiliriz…

Detaylı bilgi içn beni arayabilirsiniz Anette 0536 798 68 68

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Seksen Yaşındaki Bir Adamın Eşine Yazdığı Mektup

2527f[1]

Seksen yaşındayım ve geçen yıl, yetmiş sekiz yaşında ölen eşim, son nefesini vermeye yakın, “var mı bir isteğin?” diye sorduğumda, kedilerden nefret eden bana dedi ki, “lütfen kedimize iyi bak…” Evimizdeki kedinin, eşimin değil, ikimizin de kedisi olduğunu, evladımız olduğunu daha yeni anlayabildim. Meğer bir kedide eşimin kokusunu, sevgisini, şefkatini duyumsayabiliyormuşum ben…

Bugün sekseninci doğum günüm ve eşime bir mektup yazdım. Bir özür, bir vefa, bir veda mektubu belki de. Eşim herkesi can bildiği için, yüreği herkese açık olduğu için, bu mektubu sizinle paylaşmamı isterdi diye düşünüyorum.

Canım,

Elli iki yıllık evliliğimizde beni hep çok sevdin, bana sabırlı ve incelikli davrandın. Sana çok teşekkür ediyorum bir tanem.

 

Düğünümüzü anımsıyorum. Davetliler arasında olmayan Çingene çocuklar, sahneye çıkıp bizimle bir dans ettiklerinde çok kızmıştım ve sen bana demiştin ki, “ah, ne güzel bir düğün bu; çocuklar ne güzel dans ediyorlar…”

İkimiz de Alevi değiliz ve sen birçok Aleviyle komşuluk ettin, dostluk kurdun. Seni çok incittim böyle yaptığın için. Geçen hafta ilk kez bir Alevi deyişi ezberledim. Ne kadar yaşarım daha bilmiyorum ama sana söz veriyorum, neyim varsa Alevi canlarla da paylaşacağım; aşımı, suyumu, yüreğimi…

“Bana bisiklet alır mısın?” demiştin otuzuncu doğum gününde. “El alem ne der, hem ayıp bu yaşında bisiklete binmen!” diye bağırmıştım. Ağlamıştın ve ben gözyaşlarını görmezden gelmiştim. İki ay önce, ilk kez bisiklete bindim ve kapımızın önünde bir bisiklet var şimdi…

Çocuğumuz olmadı ve kontrollerde bununla ilgili sağlık sorununun benden kaynaklandığı anlaşıldı. Beni bir kez olsun incitmedin ve dedin ki, “yetiştirme yurdundan bir çocuğumuz olsun, o çocuk ikimizin de can’ı olsun…” Seninle günlerce konuşmamıştım…

Cumartesi Anneleri’yle ilgili her haberi gözlerin dolarak takip ederdin ve ben onların terörist anneleri olduğundan öyle emindim ki. “Devlet diliyle konuşman reva mıdır, can dilidir bize yaraşan” dediğinde, seni cahillikle suçlamıştım…

Ağrılı hastalıklarında bile gülümseyendin sen; bense nezle olduğumda bile suratını asan. Yorgan döşek yattığım zamanlarda, çorba pişirememeyi sana, hiç dert etmedim…

Kırklı yaşlardaydık, bir Anneler Günü`nde dedin ki bana, “annemi çok özlüyorum… “ Daha çocukken yitirmişsin anneni ve verdiğim cevaptan bu yaşımda utanabildim daha. “mekanı cennet olsun!” Sana sımsıkı sarılamamak öyle acıtıyor ki şimdi içimi…

“Canım, gökyüzü yıldız dolu, gelsene” diye beni balkona çağırmıştın ben futbol maçı seyrederken. “Asıl yıldızlar bizim takımda; vur lan, vursana be, puu şerefsiz!” diye bağrışımı ve “senin yüzünden golü kaçırdık!” deyişimi anımsadım şimdi. Seni çok yalnız bıraktım ben…

İşaret dili öğrenmek isteyişini yadırgadım, “ne konuşulur ki sağır biriyle” dediğimde bana ilk kez acıyarak baktığını duyumsadım. Saatlerce sohbet edebildiğin sağır-dilsiz bir arkadaşın olmuştu ve ben çok şaşırmıştım…

“Beraber bir kitap okuyalım mı?” demiştin bir gün; Sabahattin Ali’nin bir öykü kitabını göstermiştin “Bir öyküyü sen bana oku, bir öyküyü ben sana okuyayım” dediğinde gülümseyerek, “saçmalama, oku istediğin kitabı; sana karışıyor muyum hiç?” dedim ve bana ilk kez sitem ettin. “Çok şey mi istedim, bir öykü bile okumuyorsun bana…”

Canım,

Üç ay önce kanser hastası olduğumu öğrendim. Kanser hastası olduğumu öğrendiğim günden beri, şimdiye dek kanser hastası olanlara verdiğim tepkileri düşündüm. “Allah yardımcıları olsun” dedim en çok. Hiçbir kanser hastasıyla empati yapmadım; sen de dahil… Hiçbir kanser hastasının elini tutmadım; sen de dahil… Kemoterapi sonraları saçları dökülen sen, benden ısırgan otlu şampuan istemiştin saç dökülmesine iyi geliyor diye. İçimden, “boşuna para veriyorum kozmetikçiye” demiştim satın alırken. Ah, budala ben… Hayata bağlılığını ve hayata bağlı olmam gerektiğini anlamam için kanser tedavisi görmem gerekiyormuş illaki…

Masal kitapları aldım bugün ve öykü kitapları. Yetiştirme yurtlarına gideceğim, hastanelere ve huzurevlerine. Kimsesiz çocuklara masallar okuyacağım, ağrısı sızısı olanlara Sabahattin Ali öyküleri ve belki de son demlerini yaşayanlara Sait Faik pasajları…

Bugün sekseninci doğum günüm ve kocan olup da eşin olamayan beni bağışlaman en güzel hediye olacaktır bana bir tanem. İçini ferah tut olur mu; kedimize iyi bakıyorum ve ona senin şiir defterinden şiirler okuyorum gece yarıları…
Yazan: Ergür Altan

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sevdiklerine bıkıp usanmadan sen ne yaparsan yap, kim olursan ol seveceğim

ilkbaharda-detoks-04-700x437[1]

Ne yapmayı sevdiğini bul ve sonra o sevdiğin şeyi yapabiliyormusun ona bak.
Yapamıyorsan boşuna enerjini tüketme, yapabilenler yapsın.
Yapıyorsan, dünyanın en şanslı insanlarından birisi dilini ısır kimseye söyleme.
sevdiğin insanlar bul, işlerini onlarla yapmanın yollarına bak.
Hayat yap, et, çalış, başarla geçiyor.
Ve bu maroton çok sevdiklerinle geçerse iş yapmamış sürekli aşk yapmış olursun.
🔆Bi kaç kişinin elini sıkı sıkı tut.
Onların dertleriyle dertlen, mutluluklarıyla uç, dediklerine kulak ver.
Onları kaybetme.
Herşey değiştiğinde senin en orjinal halini bilip sevenlere ihtiyacın olacak.
🔆Kendini onunla bununla karşılaştırma.
Başkalarının kriterlerine göre seçim yap
MA!
O zaman başkalarının gideceği yerlere gidersin.
Oralarda ne işin var, senin yolun başka yokuşların başka!
🔆Konu komşu ne der diye dinleme.
Komşu senin hayatın hakkında topu topu 15 dakika konuşacak, Sense ölene dek onu yaşayacaksın.
🔆Hareket et, hergün hareket etmeyi alışkanlık haline getir.
Bir spora kafayı tak, dansa kafayı tak, satranca kafayı tak.
Kafaya taktıkların ileride yaldız olup üzerine yağacak, yaldız olup üzerine yağacak.
🔆Hergün oku, herşeyi oku.
Ağaç olmak nasıldır, Vangogh olmak nasıldır, ikinci dünya savaşına katılmış olmak
nasıldır, öğren!
Bir gün hepsi yapboz gibi yapışıp sana inanılmaz gerçekleri gösterecek.
🔆Kızlar; zekadan, çalışıp başarandan, ve espiriden hoşlanır.
Erkekler; güzellikten, edadan ve huzurdan hoşlanır.
🔆Hayat alışkanlıklıklarla yürüyor.
Birşeyi iyi yapmak istiyorsan hemen alışkanlık haline getir.
Alışkanlıksa tekrarla oluyor.
Beyin böyle programlanıyor.
Birşeyi sürekli yaparsan başka şeyi düşünmüyor, onu hep öyle yapıyor.
O yüzden alışkanlıklarına çok dikkat et!
Neyi alışkanlık yaparsan hayatın ondan oluşacak unutma.
🔆Erken kalkmak kulağa berbat geliyor, biliyorum ama erken kalkan yol alır hayatımda
duyduğum en doğru şey.
Bazen saat 8: 30 da üç şey bitirmiş oluyorsun ve inanamıyorsun zamanın göreceliğine.
🔆Dedikodu yapma!
Dekikodu nasıl birşey biliyor musun, böyle evinin içine çöp boşaltmışsın gibi.
Ağzını, içini, evini kokutuyor.
Rahatlatır sanıyorsun ama pisletiyor insanı.
Gül geç.
Hem dedikodu yapanların başına mutlaka ayıpladıkları, beğenmedikleri, çekiştirip
durdukları şey gelir unutma.
Hayatın mizah anlayışı böyle.
🔆Kızlar güzel mi güzel bi kadın olduğunuzda kendi atınız olsun.
Kendi paranızı kendiniz kazanın, onu şakır şakır harcayın.
Böylece ayrılıklarla ve boşanmalarla attan inip eşeğe binmezsiniz.
Atınızı kimse altınızdan alamaz.
Dört nala başka yere gidebilirsiniz.
Erkekler; yakışıklı mı yakışıklı bir erkek olduğunuzda kadınlara çocuklara ve hatta
birbirinize asla el kaldırmayın.
O güç, güç değil!
Kaba kuvvet o.
Korkudan kaynaklanır.
Kaybetme korkusundan.
Ve kimseyi avucunuzda sıkarak elinizde tutamazsınız.
Tam tersi avucu apaçık bırakacaksınız.
🔆Kimseyi suçlama suçlamak; nasıl diyeyim, zehirli bi duygu.
İnsanı frenler, insanı kurban piskolojisine sokar.
Atıl bırakır.
Hatta şimdiden duvara ” kendimi suçlu hissetmiyorum” yaz.
Çok faydasını göreceksin.
🔆Ceplerden, bilgisayarlardan televizyonlardan uzak bir saat ayır kendine.
Kendinle sosyalleş yoksa unutursun nasıl biri olduğunu.
Hayatın, sana başkaları tarafından yansıtılmayan bi aslı var.
Onu dinle deniz kabuğu dinler gibi.
Yalnızlığını kimseye verme.
Yalnızlığın hariç herşeyi paylaş.
Çünkü hayat paylaşınca güzel.
🔆Hergün şükret!
Teşekkürü dualarından asla eksik etme.
Teşekkür kadar insana iyi gelen birşey yoktur.
Birşeyi istemekten dilemekten bile iyidir.
Sıcacık yapar ruhunu.
Bendeki bana yeter, hatta artar bile dünyanın en güzel felsefesinidir.
Birinden birşey isteme onun yerine birine birşey ver, bak neler olacak seyret sonra.
🔆Karanlık günler olacak.
Düşeceksin de.
Yaralar da açılacak.
O zamanlarda şunu unutma; Tünel bitecek.
Kalkacaksın da, kabuk da bağlayacaksın.
Sevdiklerine bıkıp usanmadan ”
Seni seviyorum.
Seni çok seviyorum” de.
Hatta ” sen ne yaparsan yap, kim olursan ol seveceğim” de.
🔆Korkmaktan korkma.
Ödün bile kopsun.
Sonra kapa gözünü bas karanlığına.
Belki biri taş döşemiştir, kim bilir…
🔆Böbürlenme, Kibirlenme, Köpürme.
Abart, Çoğalt, Parlat.
👍Böbürlenme, Kibirlenme, Köpürme.
Abart, Çoğalt, Parlat.👍🔆
🔆Böyle mutlu olmak ister miydin?
İstiyorsan başarıyorsun.
Ne Mutlu size çocuklarım . Hep mutlu olun . Hep iyi insan olun . Ve hayat sizin karşınıza hep iyi insanlar çıkartsın .
Sevgiler alıntıdır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Evi terk etmeye karar vermişti.

esin-evi-terk-etmesi-bosanma-nedeni-bosanmadavam[1]

 

Evi terk etmeye karar vermişti.
“Diş fırçalarken suyu açık bırakma”
“Salondan en son kim çıktı? Işıklar neden açık”
“Makası neden yerine bırakmıyorsun?” Gibi babasının ikaz ve söylemlerine dayanamıyordu.
Sabah bir iş görüşmesine gidecekti ve eğer kabul edilirse aile evini bırakıp, kedisine bir ev kiralayacaktı. Artık kendi hayatını yaşamak istiyordu.
Sabah, babası onu kapıda uğurladı.
– Dikkatli ol ve bütün soruları cevaplamaya çalış, oğlum dedi.
Görüşme adresine gelince, kapıda bekçi yoktu. Bahçe kapısı açıktı ama sürgülü kilidinin demiri dışarıdaydı, giren çıkan herkes bu demire değiyordu. Hemen kilit sürgüsünü geri çekti ve içeriye girdi. Bahçede bir hortum suyunu boşa akıtıyordu. Onu aldı ve sulasın diye bir ağacın dibine bıraktı. Bir avluya girdi, duvar dibinde boşa çalışan bir vantilatör gördü. Gayrı ihtiyarı bir hareketle, vantilatörü kapattığını fark etti. Artık huyu nefsine galip geliyordu. Kendisini tuhaf hissetti.
Oradan küçük bir odaya girdi. Üzerindeki okla görüşme salonuna gider, yazan bir kağıt ters bir şeklide asılı duruyordu. Kağıdı düzeltip, görüşme salonuna girdiğinde diğer adaylar oturmuş sıralarını bekliyorlardı. Salonun ışıkları açıktı ve günün ışığı yeterince her yer aydınlatıyordu. Aldırmak istemedi fakat babasının sesini duyar gibi oldu sanki “kapatın bu ışıkları” diyordu. Bu ses dikkatini dağıtıyordu. Duramadı hemen gidip ışıkları kapattı ve sırasını beklemek için bir kenara oturdu.
Sırası gelince görüşme odasına çağrıldı.
Masanın öbür tarafında oturan kişi evraklarını istedi. Diplomalarını inceledikten sonra, işe ne zaman başlayabileceğini sordu. Bunu bir tuzak saydı ve imtihanın bir parçası olmalı. Dedi kendi kendine. Ne cevap vereceğini bilemedi.
Tedirginliği yüzüne yansımaya başladı.
Karşısındaki adam; Neyi düşünüyorsunuz? Diye sordu
Biz burada kimseye soru sormadık. Adayları cevaplarıyla değil davranışlarıyla değerlendirmek istedik. Adaylardan hiç birisi senin gibi davranmadı. Bahçe girişinden itibaren herkesi izledik. Açık sürgü kilidi, boşa akan su, vantilatör, ışıkları ve ters kağıt hepsi imtihanın birer aşamasıydı. Bu sınavı başarılı bir şeklide tek sen geçtin. Yeni işin hayırlı olsun.
Babasının disiplini ve sürekli ikazlarına, kızması geldi aklına ondan pişmanlık duydu ve bu işi sadece disiplinle kazandığını anladı. Eve çok mutlu döndü.
Hayatta başarılı olmanın yolu, disiplin ve çevremize gösterdiğimiz sorumluluktan geçiyor.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Buda’dan Yol Gösteren 20 Hayat Öğretisi

 

magic-1688274_960_720-e1486575325205[1]

İşte Buda’dan yaşama bakış açınızı değiştirebilecek güçteki 20 öğretici ders:

 

1 ) Sevgi her şeyin ilacıdır.

“Nefretin açtığı yaralar nefretle tedavi edilemez. Ruhta açılan yaraları tedavi edebilecek tek güç sevgidir ve bu, yaşadığımız evrenin en temek kuralıdır.’’
2 ) Sizi siz yapan söyledikleriniz değil, uygulamaya geçirebildiklerinizdir.

“Birini sırf çok konuştuğu için bilge olarak tanımlayamazsınız. Kişinin bilgeliği ancak içindeki huzur, sevgi ve cesaretle ölçülebilir.’’
3 )Sağlıklı yaşamın sırrı, anı yaşamakta gizlidir.

‘’Bedensel ve ruhsal olarak sağlıklı olabilmenin sırrı ne geçmişin yasını tutmakta, ne de gelecekle ilgili endişe duymakta. Sağlıklı olabilmenin sırrı bilgece ve farkında olarak anda yaşamakta.’’
4 ) İçine dönebilen herkes görünmeyeni görmeye başlar.

“Sonsuz huzura giden yol göklere değil, yüreğe uzanır.’’
5 ) Kelimeler hem silah hem de merhemdir.

“Kelimeler bir insanı hem yaralayacak hem de iyileştirebilecek güce sahiptir. Hatta doğru ve ince olabilenleri, dünyayı bile değiştirebilir.’’
6 )Akışına bırak, istediğin her şey sana gelir.

“Sürekli çevresinde dönüp durduğun şeyi en çabuk kaybedersin.’’
7 ) Kimse hayat yolunuzu sizin için yürümez.

“Bizi kendimizden başka kimse kurtaramaz. Hepimiz kendi yolumuzu kendimiz yürümek zorundayız.”
8 ) Mutluluk Paylaştıkça Çoğalır

“Binlerce mum, tek bir mumun ışığıyla yanabilir ve o mumun ömründen hiç bir şey götürmez. Mutluluk da mum ışığı gibi paylaşıldıkça çoğalır.’’
9 ) Çevrenizdekilere karşı yardımsever olun.
“Zengin ya da fakir… Herkesin başa çıkmaya çalıştığı problemler var. Bazılarınınki çok, bazılarınınki az.’’
10)Sizden inanmanız beklenen şeyleri sorgulayın.

“Herhangi bir şey yalnızca öyle duyduğunuz için öyle olmak zorunda değil. Duyduğunuz şeylere ne kadar çok kişi inanıyor olursa olsun koru koruna inanmayın. Dini kitaplarda yazdığı için, deneyimli insanlar söylediği için ya da gelenekleriniz bunu gerektirdiği için inanmayın. Gözlem ve analiz yapın. Düşündüğünüz şeyin sebeplerini araştırın ve olası sonuçlarıyla ilgili çıkarımlarda bulunun. Deneyimleyin ve kendi deneyimlerinizle öğrenin.’’

11) Cesur Olun!
“Var olmanın en büyük sırrı korkusuz olmaktır. Geleceğin size getireceklerinden korkmayın. Korkularınız yüzünden başkalarına bağımlı yaşamayın. Cesur olmak özgürlük kilidinin anahtarıdır. ‘’
12) Gerçekler bir şekilde gün yüzüne çıkacaktır.
“Hayatta asla gizlenemeyecek 3 şey vardır: Güneş, ay ve gerçekler.’’

13 )Zihninizin kontrolünü sağlayamazsanız o sizi kontrol etmeye başlar.

“Sağlıklı olabilmek, gerçek mutluluğa ulaşabilmek ve huzuru bulabilmek için zihninizi kontrol edebilmelisiniz. Kontrol edemediğiniz bir zihin sizi kendi karanlığına çeker ve bilgeliğe ulaşmanızı engeller.’’
14 )Şüphe ayrıştırır, güven birleştirir.
“Şüphe kadar zihni kemiren başka bir alışkanlık yoktur. Şüphe, insanları ayrıştırır. Arkadaşlıkların ve en büyük aşkların ölümüne sebep olan zehir, şüphedir. ‘’
15 ) Hayatınızdaki kimseyi kendinizden daha çok sevmeyin.
“Hayatımız boyunca kendimizden daha çok seveceğimiz birilerini arar dururuz. Bu kişiyi çok uzaklarda ararız ancak bize kendimiz kadar yakındır. Hayatta en çok sevmeniz gereken ve sevginizi en çok hak eden kişi sizsiniz.’’
16 ) Her şeyi bilmek, bilgeliktir; kendini bilmek ise aydınlanma.
“Binlerce savaşı kazanmak için savaşmak yerine kendinizi fethetmeyi deneyin. Zafer, sizsiniz.’’
17 )Maneviyat bir lüks değil, ihtiyaçtır.
“Tıpkı bir mumun ateş olmadan ışık veremeyeceği gibi, bir insanın da maneviyat taşımadan aydınlanabilmesi mümkün değildir.’’
18 )Kıskanmak yerine takdir etmeyi öğrenin.
“Çevrenizdekilerin sahip olduğu iyi şeyleri kıskanmak yerine takdir edin ve daha iyilerine sahip olabilmek için çalışın.’’
19 )Huzuru içinizde arayın.
“Huzur içinizdedir, dışarıda aramayın.’’
20 )Her şeyi mümkün kılacak gücünüz var.
“Öfkeyi sevgiyle, kötülüğü iyilikle yen. Açgözlülüğü cömertlikle, yalanı gerçekle yen.”
Kaynak

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatınızı sabote eden 12 zehirli düşünce

1915[1]

 

Her gün bir diğerinin aynısı mı? Sürekli kurban rolünde misiniz? Hep kendinizin mi haklı olduğunu düşünüyorsunuz. Tebrikler sizi kemirip bitiren 12 zehirli düşünceden 3’üne hali hazırda sahipsiniz. İşte listenin geri kalanı. Okuyun ve hayatınızı kemiren o zehirli sarmaşıklardan kurtulun.
Hayatınızı sabote eden 12 zehirli düşünce
Güne mutsuz başlıyor, hayatınızın hiç değişmeyen bir kısır döngü tarafından yönetildiğini düşünüyor ve bunun için başkalarını mı suçluyorsunuz? O zaman, belki farkında bile olmadığınız bazı‘zehirli‘ düşüncelerden kurtulmanız gerekiyor demektir. Huffington Post gazetesi, o düşünceleri 12 maddede derledi:
1- Kurban olduğunuzu düşünmek
Siz bir kurban değilsiniz. Sorunlarınızdan dolayı başka insanları ya da koşulları suçlamayı bırakın. Şu an hayatta olduğunuz yerden memnun olmamanız, durumunuzu değiştirmek için kişisel sorumluluk alamayacağınız anlamına gelmez. Dolayısıyla kurban psikolojisinden çıkın çünkü bu hiçbir işe yaramaz. Esasında, başarılı olmanızı da engeller. Şunun farkına varın ki, ‘kader’inizden sadece ve sadece siz sorumlusunuz.
2- Başkalarını değiştirebileceğinizi düşünmek
Değiştiremezsiniz. Değişmek istemiyorlarsa ya da bunu nasıl yapacaklarını bilmiyorlarsa, bütün çabalarınız boşuna demektir. Dolayısıyla başkaları için endişelenmeyin. Onları oldukları gibi sevmiyorsanız, birlikte vakit geçirmeyin. Şunu bilin ki, onları değiştirme hakkınız da yok.
3- ‘Gerçek’lere sürekli direnen düşünceler
Bazı şeyleri, hatta çok fazla şeyi değiştirebilirsiniz. Kilo verebilir, daha iyi bir iş bulabilir, üniversiteye dönebilir, evliliğinizi düzeltmek için çaba harcayabilirsiniz. Fakat değiştiremeyeceğiniz şeyler de var. Patronunuzun ‘sinir’ bir tip olduğu gerçeğini değiştiremezsiniz. İş değiştirebilirsiniz ama patronunuzu değiştiremezsiniz. Kira ya da ev kredisi ödemek zorunda olduğunuz gerçeğini değiştiremezsiniz. Ama bunlara direnmekten vazgeçebilirsiniz. Değiştiremeyeceğiniz şeylere direnmek sizi sinirlendirmekten ve üzgün hissettirmekten başka hiçbir işe yaramaz. Dolayısıyla değiştirebileceğiniz şeyler konusunda harekete geçin ama değiştiremeyeceklerinizi de kabul edin.
4- ‘Komşunun tavuğunun kaz olduğunu’ düşünmek
‘O kız kadar güzel ya da o adam kadar zengin olsaydım, o zaman mutlu hissederdim‘. Bu tür düşünceler doğru değil. Başkalarının hayatının sizinkinden daha iyi olduğunu zannetmeniz, bunun gerçekten öyle olduğu anlamına gelmez. Belki de o güzel kız çocukluğunda çok zorlu bir ev hayatı yaşadı ve hayatını düzene sokmakta zorlanıyor. Ve belki de o zengin adam işinde o kadar çok vakit geçiriyor ki, ailesini hiç göremiyor. Komşunun tavuğu kaz değildir. Kendi elinizdekileri takdir etmesini bilin.
5- Başka insanlardan beklentiler
Beklentiler, siz her ne kadar mantıklı olduğunu düşünseniz de, mutluluğu öldürebilir. Sırf siz öyle istiyorsunuz diye insanlar bir şeyleri yapmak zorunda değil. Beklentilerinizin kişisel deneyimleriniz ve önyargılarınızdan kaynaklandığının farkına varın. Bunların başka insanların da önceliği olmasını beklemeyin. Siz de muhtemelen yapmak istemediğiniz şeylerin sizden beklenmesinden hoşlanmıyorsunuz. Dolayısıyla başka insanlara dayatmalarda bulunmayın. Davranışlarından hoşlanmıyorsanız ya onları öyle kabul edin ya da ilişkinizi bitirin.
6- Hayatınızda birinin olmasının sizi tamamlayacağı düşüncesi
Siz kendinizi zaten ‘tam‘ hissetmiyorsanız, bir sevgiliniz olması sizi tamamlamaz. Dahası, ‘sizi mutlu etme zorunluluğu’, diğer kişi üzerinde büyük bir baskı yaratır. Hayatınızda biri olsun ya da olmasın, kendi kendinizle mutlu olmanız gerekiyor.
7- Haklı olduğunuzu her zaman kanıtlamak zorunda hissetmek
Bazı insanların ‘haklı‘ olduklarını kanıtlamak için ölümüne savaşmaları insanı şaşırtıyor. Amaç ne? Zayıf, savunmasız veya aptal görünmek istemiyor olabilirler. Fakat hatalı olduğunuzu itiraf etmek çok daha asil ve olgun bir davranış. Dahası, herkesin fikirleri farklıdır. Bırakın siz istediğiniz gibi, onlar istedikleri gibi düşünsün.
8- Başka insanların ne düşündüğü konusunda endişelenmek
Size ne? Sizi yargıladıklarını mı düşünüyorsunuz? Kimse sizi, sizin kendinizi yargıladığınızdan daha fazla yargılamıyor. Diğer insanlar kendilerini yargılamakla öyle meşgul ki, size ayıracak vakitleri yok. Dolayısıyla nasıl mutlu hissediyorsanız öyle davranın. Ve eğer diğerleri sizi yargılıyorsa, bu sizin değil onların sorunu.
9- Tek bir doğru ve tek bir yanlışın olduğunu düşünmek
Objektif bir doğrunun var olduğunu düşünmeyi seviyoruz ama bu bir yanılsama. Öyle bir şey yok, sadece subjektif gerçeklikler var. Bir kişinin ‘doğru‘ bulduğu şey, bir başkası için yanlış olabilir. Herkes bir şeyleri doğru buluyor çünkü o ‘şey‘, hayatına ve dünya görüşüne uyuyor.
10- Hazırlıksız hissettiğiniz için gelecek hakkında endişelenmek
‘Endişelenmek, istemediğiniz bir şey için dua etmektir‘ diye bir deyiş vardır. Bunun yerine şu anı yaşayın. Gelecek hakkında endişelenmeyi bırakın çünkü onu sadece bir yere kadar kontrol edebilirsiniz.
11. Paranın mutluluk getirdiğine inanmak
Paraya ve başarıya önem veren kapitalist bir düzende yaşasanız bile, varlıklı insanların çok parası olanlardan daha mutlu olduğu illa ki doğru değil. Bankada beş kuruş parası olmadan veya sıradan işlerde çalışarak da mutlu olan insanlar olduğu gibi, mutsuz milyarderler de var. Mutluluğa zengin olarak ulaşabileceğiniz fikri gibi bir tuzağa düşmeyin.
12- Geçmişin geleceğinizi belirlediğine inanmak
Geçmişte hata yapmış olmanız, geleceğinizi daha iyi bir hale getiremeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Fakat kendinizi geçmişiniz yüzünden ‘işe yaramaz’ diye damgaladıysanız, ‘işe yaramaz‘ tavrınızı geleceğe de taşırsınız.
KAYNAK: DİKEN.COM.TR
Bunların üstesinden gelmek için reiki seminerlerime katılın enerjinizi yükseltin access bilinçaltı temizliğine katılın korku ve endişelerinizi dönüştürün, kendini sev hayatını iyileştir seminerine katılın hayatınızın patronu olun…

Kayıt içinAnette: 0536 798 68 68

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Etrafımızda Sürekli Gördüğümüz Halde Gerçek Anlamlarını Bilmediğimiz 10 Mistik Sembol

1 Fatma Ana Eli

fatma-ana[2]

Fatma Ana Eli evrensel anlamda korunmayı simgeleyen bir semboldür. El’in üzerindeki gözün size kötü gözle bakan insanların zarar vermesinden koruduğuna inanılır. Eğer siz bu sembolü taşırken biri sizle kötü gözle bakarsa, size zarar veremeyecektir.

2 Yaşam Ağacı

yasam-agaci[1]

Yaşam ağacı dünya çapında birçok kültür ve din tarafından benimsenmiş bir semboldür. Dünya ağacı olarak da bilinmesiyle, yaşam ağacı doğum>yaşam>ölüm>yeniden doğuş döngüsüyle ilişkilendirilir. Hristiyanlıkta, yaşam ağacı Adem ve Havva’nın yasak elmayı yediği cennet bahçesindeki ağaç olarak bilinir. Genellikle, Yaşam Ağacı’nın yeryüzündeki 4 elementle bağlantısı olduğu ve yaratılıştaki tüm şeylerle sonsuz bir bağlantı içinde olduğu düşünülür.

3 Nil’in Anahtarı

nil-in-anahtari[1]

Nil’in anahtarı daha çok Mısırlılarla ilişkili bir sembol olarak bilinir. Bu sembolü kullananların cinsel enerjisini arttırdığına inanılıyordu. Genellikle ise Nil’in Anahtarı sonsuz yaşam ve yeniden doğuş ile ilişkilendirilir.
4 Horos’un Gözü

horusun-gozu[1]

“The wadjet” yani bilinen adıyla Horus’un Gözü ( her şeyi gören göz), eski Mısırda’da güçlü bir korunma sembolü olarak kabul görmüştür. Eski Mısırlı ve Orta Doğulu denizciler, bu sembolü geminin baş kısmına korunma ve kazasız bir sefer için koyarlardı.
5 Lotus Çiçeği

lotus-cicek[1]

Budizm’de ve diğer birçok inançta önemli bir sembol olarak kabul gören Lotus Çiçeğinin esas anlamı “aydınlanma”dır. Lotus Çiçeği çamurlu bataklıklarda büyümesine rağmen büyüleyici bir çiçek olarak güneş ışığı yardımıyla çiçek açar. Bu durum Lotusu geçmiş çağlardan bu yana karanlıktan aydınlığa yapılan yolculuğun temsilcisi konumuna getirmiştir.
6 Yin ve Yang

yin-ve-yang[1]

Bu sembol ikililiğin uyumunun temsilcisidir. Maskülen ve feminen enerjiler arasındaki birliği işaret eder. Yin ve Yang karanlıkla aydınlık, iyilikle kötülük arasındaki dengenin önemini gösterir. Her iyiliğin içerisinde bir miktar kötülük, her kötülüğün içerisinde de bir miktar iyilik olabileceğini işaret eder. Bu işaret bize hiçbir şeyin net bir şekilde siyah-beyaz olarak ayrılamayacağını gösterir.

7 5 Köşeli Yıldız

5-koseli-yildiz[1]

Sık sık yanlış anlaşılan ve bazen de “şeytani” olarak etiketlenen, 5 Köşeli Yıldız insanın niteliklerini sembolize eder. Üst nokta ruhu temsil ederken, diğer noktalar dört elementi temsil eder.
8 Yılanlı Asa

yilanli-asa[1]

Yanlışlıkla sağlık kuruluşları tarafından sembol olarak kullanılan Yılanlı Asa, Hermes’in geleneksel sembolüdür ve genellikle kanatlı bir asanın etrafında dönen iki yılana sahiptir.
Yılanlı Asa, gezegeni Merkür’ü temsil eden astrolojik sembolün temelini oluşturur. Yılanlı Asa sembolü, aynı zamanda kendi birincil yaşam gücü enerjinizin de bir temsilidir. İkiz yılanlar, omurganızın tabanından yükselen Kundalini enerjisini temsil eder; biri kadınsı ve bir erkeksi olmak üzere birbiriyle iç içe geçen yılanlar, başarılı insanın yeni hayatının kanatlarına sahip olmasına izin verir.
9 Dharma Tekerleği

dharma[1]

Dharma Çarkı, ya da “Hukuk Çarkı”, Nirvana’ya giden yolda öğretiler amaçlı Budist sembolüdür. Her bir konuşma, Buddha’nın sekiz aşamalı yolunda bir adımı temsil eder. İlginç bir şekilde, Budizm’den daha eskiye, İsa’dan önce 2500’lere dayanan bir tarihi vardır.
10 Yaşam Çiçeği

yasam-cicegi[1]

Kutsal geometrinin ana sembollerinden biri olan Yaşam Çiçeğinin, içinde bütün yaratılış kalıplarını içerdiği görülür. 7 ya da daha fazla örtüşen sembolden oluşan hayatın çiçeği, neredeyse her antik kültüre kadar uzanır ve yaratılışın ortaya çıktığı kutsal oluşumlardan biri olarak kabul edilir.

Kaynak: baykush.net

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Zevki Erteleme Becerisi Testi – Marshmallow Testi Nedir?

android-m-marshmallows-55d2f7e4d9d0f[1]

Nam-ı Diğer “Zevki Erteleme Becerisi Testi”
Dünyada ilk defa Colombia Üniversitesi’nde Walter Mischel tarafından 1970 yılında uygulanan “Marshmallow Testi” diğer adıyla “Zevki Erteleme Becerisi Testi” 40 yıldır 4-6 yaşları arasındaki anaokulu çağındaki çocuklarının kendilerini kontrol etme ve duygularını yönetme becerilerini ölçmek için yaygın olarak kullanılıyor.
Bu test şu şekilde uygulanıyor. Deneyi yapacak kişi önce çocukla bir odada bulunuyor. Çocuk için oldukça baştan çıkarıcı olan bir çikolatayı çocuğun önüne koyuyor. Çikolatanın yanında bir de zil bulunuyor. Ve şöyle diyor. Şimdi burada bir çikolata var. Benim dışarıda biraz işim var eğer ben gidip dönene kadar beklersen sana bir çikolata daha vereceğim. Ama beni beklemeden bunu yersen sadece 1 çikolata alacaksın. Ve zili çalıp bana haber vereceksin. Ama eğer benim dönüşümü beklersen sana 1 çikolata daha vereceğim. Deneyi gerçekleştiren kişi daha sonra sınıftan çıkıp dışarıda çocuğun davranışlarını gözlemliyor. Çocuk çikolatayı yerse zili çalıp uygulayıcıya haber veriyor ve uygulayan kişi odaya dönüyor ve çocuğa sadece 1 çikolata veriyor.
Peki, çocuk odada bu çekici çikolata ile baş başa kaldığı sırada neler oluyor dersiniz? Deneyi yapan kişi daha odadan çıkmadan çikolatayı mideye indirenler mi ararsınız, yoksa kendini tutup söz verilen ikinciyi kazanmak için odada dikkatini dağıtmak üzere gezinen, koşan, şarkı söyleyen çocuklar mı? Çikolatayı sürekli eline alıp bırakanları mı yoksa biraz bekledikten sonra pes edip yiyenleri mi? Bunların hepsini görmek mümkün. İşte bu sırada deneyi yapan kişinin odaya geri dönmesini bekleyen sabırlı çocuklarla, onun gelmesini bekleyemeyip çikolatayı yiyen çocuklar arasında farka bakılıyor.
Zevki Erteleme Testi ile aslında iki önemli şey gözlemleniyor. Bunlardan birincisi kendini kontrol edebilme becerisi diğer ise bekleyebilmenin onun için ne kadar yapılabilir uygulanabilir bir şey olduğu. Yani çocuğun hem güdülerini kontrol etmesi hem de beklerse daha iyisini kazanmanın mantıklı olduğunu düşünüp karar verebilme becerisini göstermesi bekleniyor. İşin içinde hem duygu hem de mantık var.
Peki ya bu çocuklar büyüdüğün de ne oluyor? Bu araştırmayı çocuklar küçükken yapıp sonra zevki erteleyebilenler ve erteleyemeyenler arasındaki akademik açıdan başarı durumuna bakılıyor. Sonuçlar oldukça çarpıcı. Bu testi geçen ve zevki erteleyebilen çocuklar erteleyemeyenlere göre akademik açıdan daha başarılı SAT gibi sınavlarda daha yüksek skor alıyorlar. Madde-alkol bağımlılık riskleri daha az ve ebeveynlerinin raporlarına göre sosyal becerileri daha iyi. Oldukça şaşırtıcı değil mi? Alt tarafı bir çikolata değil mi diye düşünebilirsiniz.
Ya bu çocuklar erteleme becerilerine göre nasıl farklılaşıyorlar? Bu doğuştan mı sonradan mı öğrenilen bir şey? Şüphesiz ikisinin de etkisi var. Doğuştan gelen mizaç özellikleri ile de ilişkili, çocuğun içinde bulunduğu çevre koşulları, ebeveynlerinin davranışları, isteklerini bir çırpıda karşılamaları ve beklemeyi ve sabretmemeyi öğretmeleri ile de oldukça ilişkili bulunuyor.
Peki, sizce siz nasıl bir zevki erteleme becerisine sahipsiniz? Sizi test etmek için çikolataya, lokuma deney yapacak bir uzmana ihtiyaç yok. Kendinizi bir kafede ya da restoranda düşünün. Kahve istediniz? Ne kadar bekleye biliyorsunuz? Tekrar tekrar garsona hatırlatıyor musunuz? Sipariş verdiğiniz yemek gecikince kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Arkadaşınız sakince belerken siz sürekli hatırlatma ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Kalkıp gitmek mi istiyorsunuz? Ya aklınıza düşen bir ayakkabı ya da elektronik aleti almayı ne kadar erteleye biliyorsunuz? Bunun için bir bütçe oluşturmayı beleyebiliyor musunuz? Yoksa gün saat fark etmeden mağazaya koşup hemen ona kavuşmayı mı tercih ediyorsunuz? Bu soruların cevabı bu testi küçükken almamanıza rağmen size kendinizi kontrol beceriniz ile ilgili geçerli bir bilgi verebilir.

Walter Mischel tarafından geliştirilmiş Marsmallow testini izlemek için tıklayınız.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatında her ne yapıyorsan şikayet etmeden, söylenmeden yapacaksın.

iyi-bir-hayat-e1454358347119[1]

 

Hayatında her ne yapıyorsan şikayet etmeden, söylenmeden yapacaksın. Eğer hoşuna gitmiyorsa neden bunu yaşadığını kendine sormalısın. Değiştirmenin yoluna bakacaksın.
Karşılaştığın her olay, her durum senin hak edişinde yerini alıyordur. Biri sana hakaret etse bile bunun karşılığı senin içinde bir yerlerde. Ara ve bul.
…Kendini ifade etmekten kaçınmayacaksın. Kendini dogru, anlaşılır ve tam ifade etmeye özen göstermelisin. An’ da geri dönüp bakmamak adına bunu yapmalısın.
Ne yapıyorsan kendin için yapıyorsun. Diğeri ne yapıyorsa kendi için yapıyor. Diğerlerine kaptırdığın enerjini kendine kullan.
İçinde dengede kal; Çünkü iyi veya kötü, var veya yok, doğru veya yanlış… Fark etmez.
Kendi değerini ne hafife al ne de abart. Diğerlerinde nefret ettiğin, kınadığın, sevmediğin veya beğendiğin, imrendiğin her şey senin potansiyellerindir. Ne aşağıdasın ne yukarıda, buradasın. Unutma.
Hedeflerini belirle. Şayet olmazsa, bil ki yerine başka bir şey oluyordur.
Bir şey için sakın oldu, tamam, bitti deme. Sonrasında yanıldığını anlamak ister misin? Düşün.
Yaşadığın sürece “devamı” var. Başladığında biter, bittiğinde yeniden başlar..Döngünün içindesin.
Haksızlıklara tepkiliysen, haksızlığa uğrarsın. Buna izin ver. Haklılık ile haksızlık arasında fark olmadığını yaşayarak anlamak zorunda kalmamayı yeğle.
Ne yaşarsan yaşa..Duygular ve peşine düşünceler üretirsin..Esiri olma,özgürlüğü seç.
Kendi önemini iyi kavra..Yaşamın, senin birey olma fırsatındır. Değerlendir.
İnce bir çizgi üzerindesin. Meyillerini incele hem de detaylıca.
Gölgeler diyarındasın, her şey mümkün. Neyi ciddiye alırsan, senin gerçekliğine dönüşür. O sahte gerçeklik, senin enerjinden çalar. Kendinden çalmak ister misin?

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çünkü, yoldan en güzel geçen kişi, ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldıran kişidir.’

30710527_2080639732207451_5174697097823256576_n[1]

 

Bir kral halkı için geniş bir yol yaptırmaya karar verdi. Yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce, bir yarışma düzenlemeye karar verdi. İsteyenin bu yarışmaya katılabileceğini ilan ettiren kral, yoldan en güzel geçecek kişiyi belirleyeceğini söyledi.
Yarışma günü, insanlar akın ettiler. Bazıları en güzel arabalarını, bazıları en güzel elbiselerini getirmişti: Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel biçimde yaptırmıştı, kimi de yanlarında en güzel yiyecekleri getirmişti. Gençlerden bazıları spor kıyafetler içinde yol boyunca koşmaya hazırlanıyordu.
Nihayet, tüm gün insanlar yoldan geçtiler, fakat yolu kat edip tekrar kralın yanına döndüklerine hepsi aynı şikayette bulundu: Yolun bir yerinde büyükçe bir taş ve moloz yığını vardı ve bu moloz yığını yolculuğu zorlaştırıyordu.
Günün sonunda yalnız bir yolcu da bitiş çizgisine yorgun argın ulaştı. Üstü başı toz toprak içindeydi, ama krala büyük bir saygıyla yönelerek elindeki altın kesesini uzattı:
‘Yolculuğum sırasında, yolu tıkayan taş ve moloz yığınını kaldırmak için durmuştum. Bu altın kesesini onun altında buldum. Bu altınlar size ait olmalı.’
Kral gülümseyerek cevap verdi:
‘O altınlar sana ait delikanlı.’
‘Hayır, benim değil. Benim hiçbir zaman o kadar çok param olmadı.’
‘Evet’ dedi kral. ‘Bu altınları sen kazandın, zira yarışmanın galibi sensin. Yoldan en güzel geçen kişi sensin. Çünkü, yoldan en güzel geçen kişi, ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldıran kişidir.’
alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HARUN KOLÇAK’ın kaleminden…

30740545_802625553281273_4164977555281018880_n[1]
HAYATTAN…
*Geniş ve rahat olmayı öğrendim… Ölümün dışında hiç bir şey göründüğü kadar önemli ve acil değil…
*Coşkulu ve neşeli olmadığım zaman, bunun hiç kimsenin suçu olmadığını ve gülümsemem gerektiğini öğrendim…
*Cesur olmayı; değilsem bile öyle davranmayı öğrendim… Nasıl olsa, aradaki farkı kimse anlamıyor…
*Cazibemle 15 dakika idare edebildiğimi, ama ondan sonra mutlaka bilmem gereken bir şeyler olduğunu öğrendim…
*Hiç kimsenin sır saklamadığını öğrendim!… Çünkü herkes, “birine söylemek ihtiyacı” hissediyor…
*Yanıtını bilmediğim ve emin olmadığım konularda “Bilmiyorum” demenin daha faydalı olduğunu öğrendim…
*Ağzımı kapalı tuttuğumda, fazla hata yapmadığımı öğrendim!…
*Başarıya çıkan bir “asansör” olmadığını, tırmanmak gerektiğini öğrendim…
*İnsanların bana sadece, -benim izin verdiğim şekilde davranabildiklerini öğrendim…
*Kıskançlığın, mutluluğun düşmanı olduğunu ve “mutlu olmak için başkalarına güvenme”nin sonsuza kadar hayal kırıklığı getirdiğini öğrendim…
*İnsanların kendinden daha az başarılı insanlarla, başarısını; mutsuz insanlarla da mutluluğunu konuşmaması gerektiğini öğrendim…
*Başkaları için olumsuz düşünüp acımasız ve kırıcı olanların, aslında güçsüz kimseler olduğunu ve sevgiyi sadece güçlü insanLarın bildiğini öğrendim…
*İnsanlara artık kızmıyorum… Çünkü, hayatlarında hataları, sorunları, mutsuzlukları olan insanların,karşılarındakileri kendi yerlerinde görmeye çalıştıklarını öğrendim…
*”Ben bu hatayı nasıl yaptım?” demek yerine, en mükemmel düşünenlerin bile hata yapabileceğini; önemli olanın, ders alıp yinelememek olduğunu ve yeni hatalardan daha az zararlı çıkmayı öğrendim…
*Hayattaki en önemli çözümün, neyin “önemli” olduğuna karar verip gerisini çöpe atmak olduğunu öğrendim…
*BENİ ELEŞTİREN, BANA BİR ŞEYLER SÖYLEME YETİSİNİ KENDİNDE BULANLARA , “CEVAP VERMEME”Yİ ÖĞRENDİM…
ÇÜNKÜ BU TARTIŞMA, HİÇ BİR ZAMAN BİTMEYECEKTİR…
*Sadece “ders almak” için arkama bakmayı, sadece “yüksek sesle düşünebilmek” için sorunumu bir başkasına anlatmayı öğrendim…
“Çözüm” için değil…
*”İmkânsız” diye bir şey olmadığını, çok istediğimde imkansızı eldeedebildiğimi, asıl savaşı kazanabilmek için “küçük çarpışmaları
kaybetmeyi” göze almayı öğrendim…
*Zamanı ve sözleri, dikkatsizce kullanmamayı öğrendim… Çünkü geri alamıyorum…
*Ne kadar çaba harcarsam harcayayım, bazılarının mutsuzluk için her zaman bir “neden” bulabildiğini öğrendim… ARTIK ÇABALAMIYORUM!
*Önemli olan şeyin, başkalarının benim hakkımda ne düşündükleri değil; benim kendim hakkındaki düşüncelerim olduğunu öğrendim…
Kendimi yargılıyorum…
*”Affetmek ve Unutmak”… Eğer güçlüysen başarabildiğini ve kin tutmanın beni rahatsız ettiğini öğrendim…
*Nerede ve ne şartlarda olursa olsun, yaşadığım yeri güzelleştirmeyi öğrendim…
*Sürekli “BEN DÜRÜSTÜM, BEN DOĞRUYU SÖYLÜYORUM, SEN FARKLISIN” diyenlerden kuşkulanmayı öğrendim!…
*Durum ne kadar vahim olursa olsun, soğukkanlılığımı yitirmemeyi, gülümsemeyi; her şeyi negatif ve kötü düşünen, mutsuz olan insanlardan ayrı kalmayı öğrendim…
*Beni kızdıran birine cevap vermeden önce, 10 saniye düşünmeyi, nefesalmayı ve kendime sakinleşmek için zaman tanımayı öğrendim…
*Bugünkü her üzüntümün ve her acımın, benim yarınki mutluluğumu hazırladığını öğrendim…
*Yapmak istediklerimden asla vazgeçmemeyi, büyük düşlerin gerçeklerden daha güçlü olduğunu ve “başarmanın en kısa yolu” olduğunu öğrendim…
*”Kaybedecek neyim var?” demek yerine , yaşadığım her şeyde “kazanacak çok şeyim var!” demeyi öğrendim…
*Hayatı, gereğinden fazla ciddiye almamayı öğrendim…
*En önemlisi de, kendime gülmeyi, kendimle eğlenmeyi, kendimi sevmeyi öğrendim..!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her Şeye Yeniden Başlamak İsteyenlerin Uygulaması Gereken 12 Karar

Kepemimpinan[1]
1. Hayatınızda ters giden şeylere alışmak yerine onlara bir son vermek için harekete geçin.
2. Bazen balık hafızalı olmak iyidir; o yüzden “unutmadıklarınız” üzerinize yük olmaya devam etmesin. Unutun!
3. Yeniden başlamanın en önemli kararlarından biri, eskileri hiç düşünmeden çöpe atmaktır.
4. “Bir bilene danışmak” size mantıklı yolu gösterebilir; ama o size ait bir yol olmaz. Kulaklarınızı kapatıp kendinizi dinleyin.
5. Kendiniz için iyi kararlar alelacele alınmaz; biraz yalnız zaman geçirmeye çalışın.
6. Geçmişte yaptığınız hatalar geride kaldı; tekrar aynı hatalara düşeceğiniz fikrini kafanızdan çıkarın.
7. Sürekli yaşadığınız kötü olayları hatırlamak yerine günlük hayatın içindeki mutluluk veren küçük şeyleri anımsayın.
8. İhtiyacınız olduğunuz anlar geldiğinde en yakın dostlarınızı arayıp yanında olduklarını hissedin. Yeni bir şeylere başlarken destek almak gibisi yoktur.
9. Bazen bir şeyleri silmek, eskileri kapatabilmenin tek yoludur. Artık size mutsuzluk veren her şeyi silmeye başlayın.
10. Çok sevdiğiniz bir yiyeceği tatmak, ve ardından gelen mutluluğu yeniden başlama kararınıza yansıtmak da iyi bir fikir 🙂
11. Yaşadığınız güzel anı, üzerinize çöken umutsuzluk ve karamsarlıkla lekelemeyin. Hayat, umutsuzluk duymak için birçok kötü yöne sahip; mühim olan sizin onu nasıl algıladığınız.
12. Paylaşmak, her daim insana iyi gelir. Yeniden başlama kararınızı sevdiklerinizle paylaşıp heyecanınızı yükseltin.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaşamınızı kökten değiştirebilecek 3 temel budist düşünce…

dukkha-hareketsizlik-ve-nirvana-aslinda-izdirap-bezginlik-ve-olum-mu-nietzschenin-budist-felsefe[1]
Budist düşüncelerden yararlanmak için yoga yapmanıza, çeşitli diyetler uygulamanıza veya inzivalara çekilmenize gerek yoktur (ama elbette yaparsanız yararını da görürsünüz). Budist düşüncenin üç temel ilkesi vardır, bunlara “Soylu Gerçekler” adını vermişler. Bunları yaşamınıza uygulayarak hareket ettiğinizde yararlı etkilerini görebilirsiniz.
1. Dukkha: Yaşamak acı içerir ve acı çekmemize sebep olur.
Pek çoğu, bu yüzden budizme karamsar veya olumsuz (bizim tabirimizle arabesk de) diye yargılayabilir. Bu, Soylu Gerçekler’den ilkinin “yaşam acı çekmektir” şeklinde çevrilmesinden kaynaklanır. Ama bu ifadede okuduğunuzdan fazlası yatıyor. Bu bize sadece “yaşam acımasız, onunla başa çıkmasını öğren” demiyor.
Aslında yaşamlarımızda zorluklu duygulardan kaçınarak veya bastırarak daha çok acı yaratıyoruz. Evet, yaşamlarımız hoş olmayan çeşitli duygularla işaretleniyor: kayıplar, sıkıntı, endişe gibi duygular aralıklarla tekrarlanıyor.
Ama çeşitli beklentilere, objelere ve hallere tutunmamız, yapışmamız, güçlü bir hüsran, hayal kırıklığı ve benzeri acılara sebep olmakta. Bu yüzden acıdan korkmak veya meseleye mutlak çözümü aramakla (ve tabii böyle bir çözümün bulunamamasından da hüsran duymak) yerine esasında acı çektiğiminizi fark edebiliriz.
Bu bilgiyi gündelik yaşamda nasıl kullanabiliriz? Kırıldığınız düşüncesine kendinizi kaptırmayın. Ölüm, yaşlanma, hastalık, acı çekme ve kaybın yaşamın bir parçası olduğunu kabul edin. Mücadelenin içinde kabullenme becerinizi geliştirin. Yaşamın fiziksel ve duygusal açıdan kolay ve rahat geçeceği düşüncesine tutunmayı bırakın. Bu, popüler kültürün moda, reklamlar ve benzeri araçlarla bize dayattığı bir yalan. Hastalık, kalp kırıklığı, kayıp, hayal kırıklığı ve hüsran, “bağlılık oluşturmama” çalışarak yatıştırılabilir. Kusurluluğu kabullenin, yaşamın, bedeninizin veya olguların tek bir ideal şekilde olması düşüncesini terk edin. Kalbinizi belirsizliğe açın.

2. Anitya: Yaşam sürekli bir akış halidir.
Anitya ya da “geçicilik” bildiğimiz yaşamın sürekli bir akış halini tanımlar. Henüz akıp giden ana tutunamayız ve onu tekrar yaşamamız da mümkün değildir. Geçen her gün hücrelerimizin değişmesine yol açar, düşüncelerimizin evrilmesine, çevremizdeki ısının ve hava kalitesinin değişmesine yol açar. Çevremizdeki her şey, her an değişir. Sürekli.
Özellikle rahat değilsek, geçicilik kavramı kendisiyle çelişircesine rahatlamızı sağlar. Diğer bir deyişle: hiçbir şey sabit değilse acımızın da sabit olmadığını ve geçeceğini biliriz. Ama neşe ve coşku deneyimliyorsak geçicilik korku verici şiddette olabilir.
Geçicilik düşüncesini ilk elden deneyimlediğimizde bu, muhteşem şekilde özgürleştirici olabilir. Buddha, bu fikrini açıkladıktan 100 yıl kadar sonra batıda yunan filozof Heraclitus çok benzer bir ifadeyle “Aynı nehirde iki defa yıkanamazsınız” ifadesiyle bunu dile getirdi. Sahip olduğumuz tek gerçeklik, şimdiki andır.
Bu bilgiyi gündelik yaşamda nasıl kullanabiliriz? Değişim fikrini neşeyle karşılayın. Herşeyin sürekli değişim ve dönüşüm olduğunu kabul edin. Düşündüğünüzde hayran bırakacak kadar güzeldir bu fikir. Her ne kadar geçicilik kavramı biraz ürkütücü gibi gözükse de, şimdiki zamanda her yaşadığımız deneyimi takdir etmeye yardımcı olur: ilişkilerimizi, bedenimizi, duygusal halimizi, sağlığımızı, hava koşullarını, sevdiğimiz ayakkabamızı, işimizi, gençliğimizi, zihnimizi. Keyif aldığımız anların tadını çıkaralım, üzen anların da geçip gideceğini bilerek hareket edelim.

3. Anatma: Ben olgusu sürekli değişim halindedir.
Çeşitli ruhsal terapilere giden insanlarda sık rastlanan bir düşüncedir “Kendimi bulmak istiyorum” düşüncesi. Tüm kültürümüz, toplum bizi kalbimizle zihnimiz arasında sıkışmış sabit ve değişmez bir “ben” algısına yönlendirdi. Belki de beynimizin içinde bir yerde gizlidir?
Budizm ise sabir, değişmez bir “ben” olduğunu varsaymaz. Anitya (geçicilik) ile paralel olarak tüm kişiliğimizi oluşturan hücrelerimiz, belleğimiz, düşüncelerimiz ve ben algımız zamanla değişim geçirir. Elbette her birimiz farklı kişiliklere sahibiz (bu bile zamanla değişir). İsimlerimiz, mesleklerimiz ve bizi tanımlayan sıfatlarımız bizi “ben” algısını pekiştirmek için tanımlar.
Ama sabit bir ben algısı da kültürümüzün bize anlattığı bir masaldır: hikayemizi kendimiz değiştiririz ve haliyle kendimizin her an, her yerde değişebildiği düşüncesini de kabul edebiliriz. Thich Nhat Hanh’ın söylediği gibi: “Geçicilik sayesinde herşey mümkün”.
Bu bilgiyi gündelik yaşamda nasıl kullanabiliriz? “Kendimizi bulmak / keşfetmek” üzerine yoğunlaşmak yerine her an, olmak istediğimiz kişiyi yaşayarak. Değişim söz konusu olduğu için kendimizi biraz rahatsız, daha doğrusu düne ve daha önceki günlere göre farklı hissedebiliriz. Bugün üzgün olmamız, sonsuza kadar üzgün olmamıza sebep olmaz. Diğer insanları affedebiliriz. Kendimizi affedebiliriz.

Sabit bir “ben” algısına bağlılığımızı bırakabildiğimizde yaşamımızda sürekli olan değişimleri rahat karşılayabiliriz. Her yeni bir anda kendimiz de yepyeni var oluyoruz.
Orjinal metin: MindBodyGreen

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »