Hatayı Sarı Öküz’ü verince yaptınız…

Çakal sürüsü, yakında bulunan öküz sürüsünü tehdit etmeye başlar. Her gün yeni bir saldırı, kavga dövüş. Her gün bazı öküzler yaralanır, bazıları vahşilere yem olur. Ancak öküzler de güçlü kuvvetli hayvanlar olduğu için, bunların saldırısına karşı koyarlar. Fakat gün gelir, dirençlerini yavaş yavaş yitirdiklerini anlamaya başlarlar. Çakal sürüsüne barış önerisinde bulunurlar. Çakallar bunu kabul eder ama bir koşulları vardır:

“Şu sarı öküz bize ters bakıyor, tavır koyuyor. Onu verin, barışı kabul edelim, bir daha size saldırmayalım.”

Öküzler aralarında uzun uzun konuşurlar, sürünün en savaşçı, ilkeli, dirençli üyesi olan Sarı Öküz’ü vermeyi kabul ederler. Sürünün sözü geçen üyesi Yaşlı Öküz bu duruma karşı çıkar, “Vermeyin Sarı Öküz’ü yoksa bu işin sonu gelmez” der ama sözünü dinletemez… Çakallar, savaş bitsin diye feda edilen Sarı Öküz’ü birkaç dakika içinde yiyip bitirir. İki günlük barış sonrasında çakal sürüsü bu kez Alacalı Öküz’ü ister.

“Söz, onu da verirseniz bu son olacak… Alacalı Öküz de bize ters bakıyor…”

Onu da verirler!

Birkaç gün barış içinde geçer ama çakallar yine gelir. Bu kez Kara Öküz’ü sonra genç öküzleri alıp götürürler. Durum kötüye gitmektedir.

Gün gelir, çakallara yem olan öküzlerin sayısı azarlı. Moralleri de çok bozulmuştur. Çakal sürüsüne dayanacak güçleri artık kalmamıştır. Çakallar istedikleri zaman yanlarına geliyor, istediklerini alıp gidiyor…

Bu durumda, köşesinde oturmakta olan Yaşlı Öküz’e sorarlar:

“Biz nerede hata yaptık da böyle perişan olduk? Biz bunlara karşı direniyorduk. Sürümüzü dağıttılar, moralimizi yok ettiler, bizi korkuttular. Nerede yaptık hatayı?..”

Yaşlı Öküz’ün verdiği yanıt acı verici ama gerçektir:

“Siz Sarı Öküz’ü verdiğiniz gün bu savaşı kaybettiniz. İşte o anda direnme gücünüz bitti. Hatayı Sarı Öküz’ü verince yaptınız. En baştan onu vermeyecektiniz. Geçmiş olsun

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Düşünün ki önünüzde bir dolap ve içinde sevginiz\ nefretiniz var..

En üst bölümdeki kutularda ‘en çok sevdiklerinizi’ saklıyorsunuz.
İkinci bölümde “Seviyorum ama fazla da güvenmiyorum” dediklerinizi.
…Üçüncü bölümde “herkes gibi biri benim için” dediklerinizi.
ve En altta da “nefret ediyorum veya kesinlikle güvenmiyorum” diye adlandırdıklarınızı..
Buraya kadar her şey tamam..
Asıl sorgu şimdi başlıyor. Siz hiç en üst bölüme koyduğunuz birisini, bir tek söz yüzünden, en alt bölümdeki kutulara kattınız mı?
Değerinden fazla değer verdiniz mi birine?
Ya nefret ediyorum dediğiniz birini zaman ile sevdiniz mi?
Siz hiç yanıldınız mı? Utandınız mı o bir zamanlar arkasından attığınız kişinin şuanda en yakın dostunuz olduğu için?
Hiç itiraf ettiniz mi “seni hiç sevmezdim” diye?
Ya da hiç kızdınız mı “ne de çok güvenirdim sana” diye. İnsan hiç ‘bir söz’ ile en sevdiğini en nefret ettiği kişilerin arasına katabilirimi?
Doğru mu? Bir zamanlar göklere çıkarttığınızı yerin dibine atmak olur mu? Yakışır mı size?
Hâlbuki bir zamanlar aranızdan su sızmazdı.
Yeri gelir ekmeği bile paylaşırdınız, kaldı ki düşünceleriniz, duygularınız.
Bu kadar çok şeyi paylaştığın birini tanımamazlıktan gelebilir misin? Sizlere bir tavsiye..
Hiç bir zaman ilk gördüğünüz birini ‘sevmedim’ diyerek, dolabınızdaki en alt bölümdeki kutulara atmayın.
Zaman tanıyın ,sabredin.. Gerekirse kutulara kaldırmayın, dolabın önünde bekletin. Zamanı geldiğinde o kişi zaten dolabında bir bölümü kendi seçecektir. Aynı şekilde, ilk gördüğünüz birine ‘sanki 10 yıldır tanıyorum’ diyerek, en üst bölüm’e kaldırıp, yere göğe sığdırmayın. Arkadaşlık, dostluk ve en önemlisi sevgi zaman ister. Senin haberin olmadan o dolabında kendine yer bulacaktır.
Yeter ki siz sabredin ve dolabınızı geniş tutun.. Dolabınızın en üst bölümündeki kutuları ASLA atmayın. Değerli bir hazine gibi saklayın.
En alt kattakileri de her hafta çöpe boşaltın. Göreceksiniz, gün gelecek dolabınız sadece ‘SEVDİKLERİNİZ’ ile dolacaktır. İşte o zaman gerçek mutluluğu bulacaksınızdır…
Bir şey daha. Bu dolap herkeste vardır. O sizin sevginizi barındırdığınız KALBİNİZDİR
Kaynak: Sonsuz Şifa
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tanrı, ruhumuza fısıldar ve kalbimize konuşur.

Zengin bir adam mercedes arabası ile şehirdeki dar bir yoldan geçiyordu. Birden, yoluna aniden fırlayarak elindeki taşı arabasına atan bir çocuk gördü.
Kapısına çarpan taşın sesi ile ani fren yapınca, arabası kaldırım taşına çarparak durabildi.

Adam öfke ile arabadan fırlayıp, taş atan çocuğu kolundan tutarak sarsmaya ve “Sen ne yapıyorsun serseri, bak arabamı ne hale getirdin” diyerek bağırmaya başladı.
Üzgün ve suçlu tavır içindeki çocuk “Amca lütfen kızma, sizden önce geçen arabalara durmaları için işaret ettim, arabaların hiç biri durmayınca, sizin arabaya taş attım” dedi.
Ve, gözyaşları içinde, kenarda devrilmiş duran bir tekerlekli özürlü arabasını ve o arabadan düşerek yerde yatan birisini göstererek “Ağabeyim yürüyemiyor, onu tekerlekli arabası ile gezdirirken, kayıp devrildi. Ağabeyim yere düştü, kaldırmaya gücüm yetmedi, gelen geçen kimse de yok, siz onu yerden kaldırıp tekerlekli arabasına tekrar oturtmama yardım edermisiniz” dedi..
Zengin adam, ne diyeceğini bilemeden, boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya çalışarak, yerde yatan çocuğun yanına gitti, onu kaldırıp tekerlekli arabasına oturttu ve cebinden temiz bir mendil çıkararak bacağındaki kanları sildi.
Küçük çocuk abisini tekerlekli arabasıyla alıp giderken, hiçbir şey söyleyemeden arkalarından bakakaldı.
Arabasına döndüğünde, çocuğun attığı taşın, arabasının kapısında bıraktığı oyuk şeklindeki DERİN İZİ gördü.
Ve zengin adam, bu derin taş izini hiçbir zaman tamir ettirmedi.
Arabadaki bu taş izini şu mesajı hiç unutmamak için sakladı:
Hiçbir zaman, yaşamın içinden, birilerinin seni durdurmak ve dikkatini çekmek için TAŞ ATMAYA mecbur kalacağı kadar HIZLI geçme.
Tanrı, ruhumuza fısıldar ve kalbimize konuşur.
O sesi dinlemek için vaktimiz olmadığında ise, bize TAŞ FIRLATMAK zorunda kalır.
İster fısıltıyı dinle, ister taşı bekle…
Seçim senin…
Yaşamın içinden son hızla geçerken, bir an durup, kendi hayatımızda da bize bazı şeyleri hatırlatmak için atılan TAŞLAR olup olmadığını bir düşünelim…
* ALINTI

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Lodos’un Metabolizmamıza Etkileri

Beni bu lodos MAHVETTİ!
AYŞEGÜL AYDOĞAN ATAKANsafe_imageYNHYLDKN

Lodoslu havaların migreni tetiklediği, vücudun biyoritmini bozduğu, ağrıya ve yorgunluğa yol açtığı, bunun da mutsuzluğa neden olduğu belirtildi. Migrene yol açan çöl tozlarının lodosla taşındığı anlaşıldı

Lodoslu havalarda şikayetler artar, migreni olanlar kabus gibi günler geçirir. Lodos, vücudun biyoritmini bozar, ağrı, yorgunluk, mutsuzluk ve uykuya dalmakta güçlüğe neden olur.

Nörolog Prof. Mustafa Ertaş, “Bazı rüzgârlar, migreni tetikler ve lodos bu rüzgârların başında gelir” dedi. Migren ataklarının sıklıkla lodoslu havalarda arttığını belirten Ertaş, yeni bir araştırmayla, Sahra Çölü tozunun içindeki (pozitif) metalik iyonların migreni tetiklediğinin anlaşıldığını belirtti.

-Lodos, migren yapan çöl tozunu getiriyor

Ertaş, bu tozların atmosferde çok yüksek katmanlarda taşındığı için tüm dünyayı etkilediğine dikkat çekti.

İç hastalıkları uzmanı Prof. Koptagel İlgün de hava hareketlerinin, havadaki pozitif ve negatif iyonların, insan vücuduna pek çok etkisi olduğunu söyledi. Hava hareketleriyle birlikte insan vücudunun biyo ritmininin bozulduğunu, bunun da en çok ağrı şikayetiyle kendini gösterdiğini belirten İlgün, “Lodoslu havalarda halsizlik, yorgunluk, mutsuzluk görülebilir. Hastalar bu tip havalarda sıklıkla ‘bitkin ve yorgunum’ der” diye konuştu.

-Uykusu hassas olanlarda sorun yaratıyor

Amerikan Hastanesi Uyku Bozuklukları Kliniği Şefi Dr. Sabri Derman, uyku kalitesini etkileyen dış etkilerden en önemli ikisinin ortamın ısısı ve rutubet derecesi olduğunu söyledi. Dr. Derman, “Poyrazdan lodosa dönen rüzgâr yönü ve sonrasında genellikle yağış getiren iklimsel faktörler, basınç alanlarının hareketinden doğar. Uykusu hassas olan insanlar zorluk çekebilir” dedi.

Diyetisyen Dilara Koçak da lodosun etkili olduğu günlerde, vücutlarındaki ödemden şikayet edenlerin olduğunu belirtti.

Hacettepe Üniversitesi’nden Cemal Saydam ile Prof. Hayrunnisa Bolay’ın yürüttüğü bir çalışmayla, migreni tetikleyen Sahra çöl tozlarının lodosla birlikte taşındığı anlaşıldı

kaynak. doğala özdeş sanal alem

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İyiliğe Zaman Ayır, Çünkü İnsan Olmanın Sırrı Budur…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

nefsinizi disipline sokup, kendi kendinizin yaşam ustası olmanızı sağlayacak 7 uygulama…

Zanaat ustaları hünerlerini; sürekli pratik yapmaya ve hedef odaklı devamlı öğrenmeye borçludurlar.
Bazı hünerlerinizi disipline sokmak şu dört özveriyi gerektirir: sürekli pratik, tek taraflı işe adanmışlık, devamlı öğrenme ve ilgi. Zen Habits’in kurucusu Leo Babauta, nefsinizi disipline sokup, kendi kendinizin yaşam ustası olmanızı sağlayacak 7 uygulama öneriyor,

displin

Ruh haliniz uygun olmasa bile işinizi yapın

İşleri erteleme hangi kültüre ait olursanız olun, dünya çapında yaygın bir problemdir. Kendimize itiraf edemesek bile, işleri ertelemenin en büyük sebebi ‘modumuzun uygun olmaması’dır. Ya da iş çok zor veya kafa karıştırıcı olabilir. Bu da size rahatsızlık verir; siz de genelde daha iyi olduğunuz veya daha kolay işleri yapmayı tercih edersiniz. Ancak, o işi yapmak için ruh halimiz uygun olana kadar beklerseniz asla hayatınızın ustası olamazsınız. İşlerinizi ertelemek yerine şunu deneyin: Ne olursa olsun, bir görevi yapmak için kendinizi ayarlayın ve bunu yapmaya başlayın. E-postalarınızı ya da sosyal medya hesaplarınızı kontrol etmeyin ya da hızlıca bir angarya iş yapmanıza izin vermeyin. Oturun ve yapmanız gereken şeyi yapın. Bu sizi rahatsız etse bile bunu yapabilirsiniz.

Gerçekten istemesiniz bile egzersiz yapın

Bu davranış da işleri ertelemekle bir açıdan aynı; egzersiz yapmayı da sürekli farklı sebeplerden dolayı baştan savarız çünkü egzersiz yapmak zordur ve genellikle daha kolay bir şey yapmayı tercih ederiz. Ama egzersizi de sağlıklı gıdalar tüketip, dişlerinizi fırçalamak gibi yapmanız gereken bir zorunluluk olarak görün. Dişlerinizi fırçalamayı erteleyip haftada bir fırçalamıyorsunuz değil mi? Aksi halde dişleriniz çürür. Aynı şekilde haftalar boyunca egzersiz yapmayı ertelemek de uzun vadede bedeninizi çürütecektir. Onun yerine; kendinize belli bir süre çalışacağınızı/koşacağınızı söyleyin. Kendiniz yorgun ya da üşengeç hissetseniz bile çalışmayı atlamayın. Bunu başarmış olduğunuz için harika hissettiğinizi göreceksiniz. Her şekilde, sizi rahatsız şeyleri bile yapma konusunda ustalaşacaksınız.

Açlığa odaklanın ve gerçekten nasıl hissettiğinizi görün

açlık&

Ne zaman biraz aç olsak panikleme ve en yakın abur cubura saldırma eğilimindeyizdir. Ancak, aç olmak dünyanın sonu değildir. Hayatta her zaman lezzetli yemekler ile memnun olmamız gerekmez. Aç değilseniz yemeyin. Aç olsanız bile, bir an için oturun, açlığa odaklanın ve gerçekten nasıl hissettiğinizi görün. O kadar da kötü bir uygulama olmadığını göreceksiniz. Burada amaç, kendinizi açlıktan öldürmek değil, biraz rahatsızlık hissinin hayatınızı berbat etmeyeceğini size göstermek. Böylece ne zaman ve ne kadar yemeniz konusunda daha bilinçli seçimler yapacaksınız.

Biriyle sizi rahatsız eden bir konu hakkında konuşun

Genellikle zor konuşmalardan kaçınırız çünkü bunlar bize zevk vermez. Ayrıca kimse kendini rahatsız ve korkunç bir konuma sokmak istemez. Hatta bu kızgınlık, daha kötüye giden bir ilişki, durumun kötüleşmesi ve daha fazlasını içeren her türlü soruna yol açabilir. Birisiyle böyle bir sorununuz varsa, bunu kafanızda kurup büyütmek yerine o kişiyle nazik ve şefkatli bir şekilde konuşmayı deneyin. Empati kurun. O kişiyi suçlamadan, ona kendinizi nasıl hissettiğinizi söyleyin ve onun bu konuda kendini nasıl hissettiğini sorun. Duruma ilişkinizi koruyacak bir tutum ile yaklaşın.

Yeni bir alışkanlık edinin

İnsanların bir alışkanlığı değiştirme konusunda yüzleştiği en zor şeylerden biri, ilk heyecan yok olduktan sonra bile o alışkanlığa saplanıp kalmak. Yeni başlanan bir şeyi bir hafta boyunca uygulamak kolay ama ikinci ve üçüncü hafta da aynı şekilde kolay mı? Başladığınız bir işi ilk haftadan sonra bırakmak yerine iki ay boyunca bunu devam ettirmeye çalışın. Her gün sadece 5 dakikanızı ayırın ve her gün aynı saatte yapın. Unutmamanız için kendinizi hatırlatmalar yazıp, günlük olarak yaptıklarınızı takvimde işaretleyebilirsiniz. Böylece her gün ne kadar ilerleyeceğinizi görürsünüz. Yeni bir alışkanlığa başlamak sizde her türlü değişikliğin kapısını açılacaktır.

Problemlerle yüzleşin

man-with-question-06&

Bir sorunumuz varsa, tipik olarak bu konuda düşünmekten kaçınırız. Bu sorunlardan herhangi birine sahip olup olmadığınızı düşünün: Egzersiz yapmaktan kaçınmak, fazla kilolu olmak, büyük bir projeye başlamamak, parasal sorunlarla ilgilenmeyi ertelemek… Genellikle bu rahatsız edici durumlarla karşı karşıya kalmak istemeyiz. Problemden kaçınmak yerine, engellere bir patika olarak bakın. Engellerden kaçınmayın, etrafında dönüp durmayın ve bunları göz ardı etmeyin. Odağınızı onlara doğru çevirin. Görün. Kabul edin. Ne olduğunu anlamaya çalışın. Bunları uygulamak kolay değil, ama düşündüğünüz kadar da kötü olmadığını göreceksiniz ve bunu yaptığınız için memnuniyet duyacaksınız. Ve daha da önemlisi: Sorunlarla baş etme konusunda daha da güçleneceksiniz.

Yaptığınız işlere iyi tarafından bakın

Disiplin oldukça öğreticidir, muhteşem ödüllere ihtiyacınız yoktur; çünkü bir eylemi gerçekleştiriyor olmanın bile iyi bir tarafı vardır. Mesela, sağlıklı bir yiyecek mi yiyeceksiniz? Bu yiyeceğin tadının en sevdiğiniz tatlı ya da kızarmış cips gibi olmasına gerek yok. Taze, sağlıklı bir yiyecek yiyerek, bu eylemin bizzat kendisinden zevk alabilirsiniz. Egzersiz yapacaksanız, düz bir karın ya da güzel kollara kavuşamasanız da söz konusu eylemi gerçekleştirmek size zevkli gelebilir. Yaptığınız iş ne olursa olsun, bunu yapmanın iyi yanlarını keşfedin; böylece yaptığınız iş bir ödül gibi gelecektir.

Meditasyon yapın

İnsanlar meditasyon yapmanın zor ya da mistik olduğunu düşünse de aslında oldukça basit: Hareket etmeden oturmak için 2 dakikanızı ayırın ve nefesinize odaklanın. Bu esnada zihninizin ne zaman harekete geçip ne zaman nefesinize odaklandığına dikkat edin. Meditasyon yapmanın birçok yolu var, ancak bu en basit olanıdır. Size beliren dürtüleri nasıl izleyeceğinizi ve bu dürtüler üzerinde harekete geçmenizin gerekli olmadığını gösterir.

Tüm bu alıştırmalar sayesinde huzursuzlukla baş etmeyi, canınız istemese de bir yerde bulunmayı, şevkiniz yok olsa dahi bir şeye bağlı kalmayı, doğrudan dürtülerinizle hareket etmemeyi, yaptığınız herhangi bir eylemi bir ödül olarak görmeyi öğreneceksiniz. Hayatınıza eğlenceden yoksun bir disiplin mi hükmetmeli? Elbette hayır. Ancak bir işten o an zevk alabiliyorsanız, uzun vadede size getirisi olacak bir şeyde uzmanlaşmayı neden öğrenmeyesiniz?

ALINTI

Bazen Hayat Seni Bulunduğun Yerden Alır Başka Yere Koyar Ve Der Ki: BURDAN DEVAM ET!!!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BEN BENİ SEVEN BİRİNİ İSTEMİYORUM SEVGİLİM…

Ben beni seven birini istemiyorum sevgilim.
Beni anlayan birini istiyorum, benimle
uyuyabilmeli mesela.
Sarhoş da olmalı..
Bazen saatlerce sebepsiz susabilmeliyiz birlikte.
Dua da etmeliyiz elbette. Ben beni seven birini istemiyorum sevgilim.
Benimle yarım kalmış bir çocukluğu
tamamlayacak birini istiyorum..
Pamuk şeker yiyebileceğim birini.
Kış aylarında üzerimi örtecek birini..
Dizlerime yatırıp saçlarıyla parmaklarımı dans ettirebileceğim birini..
Ben beni seven birini istemiyorum sevgilim.
Beni koruyabilecek birini istiyorum.Birlikte en
karanlık yollarda yürüyor bile olsak
korkmayacağım birini..
Emin olduğum birini. Her ne olursa olsun sırtımı şüphesiz
yaslayabileceğim birini..
Ben beni seven birini istemiyorum sevgilim.
Birlikte hayal kurabileceğim birini istiyorum.
Küçük hayaller, bir öpücük kadar küçük, bir
öpücük kadar anlamlı hayaller. Ben beni seven birini istemiyorum sevgilim.
Kavga edebileceğim birini istiyorum.
Kızabileceğim ama kıramayacağım birini..
Kızabilecek ama kıramayacak birini..
Yine de her şeye rağmen öfkemi gülüşüyle
darmadağın edebilecek birini.. Ben beni seven birini istemiyorum sevgilim.
Sarılabileceğim birini istiyorum.
Sarılırken dünya telaşından arınmış birini..
Ben beni seven birini istemiyorum sevgilim.
Omzunda ağlayabileceğim birini istiyorum.
Karşısında ağlarken utanmayacağım birini.. Ben beni seven birini istemiyorum sevgilim.
Anlatabileceğim birini istiyorum, herşeyi !
Kim kırdıysa, kim üzdüyse beni hepsini..
Haksız olduğumu da söylebileceğim birini…
Sır verebileceğim birini.
Sırrına sadık kalacağım birini.. Ben beni seven birini istemiyorum sevgilim.
Sahile gidip denizi izleyebileceğim birini
istiyorum.
Gemileri,
Uzakları,
Ufuk çizgisini, Yakamozun güzelliğini..
Ben beni seven birini istemiyorum sevgilim.
Aynı yolda farklı ayaklarla eşit adımlar
atabileceğim birini istiyorum.
Sokak çocuklarından mendil alabileceğim birini..
O mendille terini silebileceğim birini.. Ben beni seven birini istemiyorum sevgilim.
Sevme beni.

alıntı

Hastalık, yaralanma, aşk, gerçek mükemmelliğin kayıp anları ve aptallıklar, hepsi sizin ruhunuzun sınırlarını test etmek için vardır. Bu küçük testler olmaksızın, her ne olursa olsunlar, hayat hiçbir yere varamayan, pürüzsüzce asfaltlanmış düz, yavan bir yol gibi olurdu.

Bazen birileri hayatınıza girer ve onların orada olmalarının, sizin bazı amaçlarınıza hizmet etmeleri, size ders vermeleri veya kim olduğunuz ya da kim olmak istediğiniz konusunda size yardım etmeleri demek olduğunu kesinlikle bilirsiniz.

Bu kişilerin kim olabileceklerini asla bilemezsiniz bir oda arkadaşı, bir profesör, bir arkadaş, bir sevgili ya da tamamen yabancı biri ama gözleriniz onlarla kilitlendiğinde, işte o an hayatınızı çok derin bir şekilde etkileyeceklerini bilirsiniz.
Bazen, başınıza gelen şeyler ilk başta korkunç, acı verici ve adaletsizce görünebilir ama sonraları aksine o engelleri aşmadan potansiyelinizin, gücünüzün, iradenizin ve yüreğinizin asla farkına varamayacağınızı anlarsınız.

Hastalık, yaralanma, aşk, gerçek mükemmelliğin kayıp anları ve aptallıklar, hepsi sizin ruhunuzun sınırlarını test etmek için vardır. Bu küçük testler olmaksızın, her ne olursa olsunlar, hayat hiçbir yere varamayan, pürüzsüzce asfaltlanmış düz, yavan bir yol gibi olurdu. Güvenli ve rahat; ama aptalca ve tamamen anlamsız.

Tanıştığınız, hayatınızı etkileyen insanlar, tecrübe ettiğiniz başarı ve çöküşler, kim olduğunuzu ve kim olacağınızı bulmanıza yardımcı olurlar. Kötü tecrübelerden bile bir şeyler öğrenilebilir. Aslında, bazen onlar en önemlileridir.

Eğer birileri sizi severse, karşılığında onlara hangi şekilde yapabiliyorsanız sevgi verin, sadece sizi sevdikleri için değil aynı zamanda size sevmeyi ve kalbinizi ve gözünüzü nasıl açabileceğinizi öğrettikleri için. Eğer birileri sizi incitirse, aldatırsa ya da kalbinizi kırarsa, onları affedin, size, güveni ve kalbinizi kimlere açacağınıza dikkat etmenin önemini öğrettikleri için.

Her gününüzü önemseyin. Her anın değerini bilin ve onu bir daha asla yaşayamayacağınız için o anlardan alabileceğiniz her şeyi alın. Daha önce hiç konuşmadığınız insanlarla konuşun ve onların söylediklerini dinleyin!
Aşık olmanıza izin verin, kendinizi serbest bırakın ve görüşlerinizi yükseltin. Başınızı dik tutun; çünkü her türlü hakka sahipsiniz. Kendinize önemli bir kişi olduğunuzu söyleyin ve kendinize inanın; çünkü eğer siz kendinize inanmazsanız başkalarının size inanması güç olacaktır.

Hayatınızda istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz. Kendi hayatınızı yaratın ve daha sonra dışarı çıkıp hiç pişmanlık duymadan yaşayın! Ve eğer birilerini severseniz bunu onlara söyleyin; çünkü yarının neler sakladığını asla bilemezsiniz.

Yaşadığınız her günden hayata dair bir ders alın! Bugün; dün için endişelendiğiniz yarındır. Buna değer miydi?

-Sharon Zeff

Geçmişinle Barış…

10945542_760658057374454_5003796171525813678_n[1]

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Yavuz Sultan Selim Han’ın yüzük taşı yazısı.

images378JHMH0

Gamına gamlanıp olma mahzun
Demine demlenip olma mağrur
Ne dem baki, ne gam baki, ya Hu.

Yavuz Sultan Selim Han’ın yüzük taşı yazısı.

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Allah ihtiyacım olan herşeyi bana verdi…

Güç istedim..Ve Allah, beni güçlü yapmak için karşıma zorluklar çıkardı.
Bilgelik istedim..
Ve Allah bana çözmek için sorunlar verdi.
Zenginlik istedim…
Ve Allah çalışmak için bana beyin ve güçlü kaslar verdi.
Cesaret istedim..
Ve Allah üstesinden gelmem için bana tehlike verdi.
Sevgi istedim..
Ve Allah yardım etmem için sorunlu insanlar verdi.
İyilik istedim..
Ve Allah bana fırsatlar verdi.
İstediğim hiç bir şeyi elde etmedim. İhtiyacım olan her şeyi elde ettim.

Allah ihtiyacım olan herşeyi bana verdi…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu hafta hep beraber ”İyi ki yaptım” mahallesine taşınmaya ne dersiniz ?

images[9]

 

Küçük bir kasabanın 4 ayrı mahallesi varmış.

Birinci mahallede”EVET AMA” lar yasıyormuş. Evet ama’lar her zaman ne yapılması gerektiğini bildiklerini düşünürlermiş. Yapma zamanı geldiğinde ise”evet ama” diye yanıtlarlarmış.Yanıtları hep yanlış olurmuş. Suçu’da başkalarına atmakta ustaymışlar…

İkinci mahallede”YAPACAĞIM” lar yasarmış. Ne yapacaklarını bilirlermiş. Kendilerini yapacakları şeye adim hazırlarlarmış ama yapacakları sırada şanslarını kaçırdıklarının farkına varırlarmış. Bu mahallede insanların dizleri dövülmekten yara bere içindeymiş. Yasamı ertelememek için verdikleri kararı bile ertelerlermiş.

Üçüncü mahallede yasayan ”KEŞKE” çilerin hayati algılama güçleri mükemmelmiş. Neyin yapılması gerektiğini daima en iyi şekilde bilirlermiş ama… maalesef her şey olup bittikten sonra.”Keşke” cilerin de basları hep kanarmış, duvara vurmaktan !…

Kasabanın en yeşil bölgesinde, en güzel evlerin olduğu mahallede ise”IYI Kİ YAPTIM”lar otururmuş.

”Keşke”ciler bu mahallede yürüyüşe çıkar, etrafa hayranlıkla bakarlarmış. ”Yapacağım”lar ”Keşke”ciler ile birlikte bu mahallede yürüyüşe çıkmak ister ama bir türlü fırsat bulamazlarmış.”Evet ama”lar ise mahallenin güzelliğini görmek yerine, ağaçların gölgelerinin yeterince geniş olmadığından,günesin erken saatte dogması gerektiğinden şikayet ederlermiş. ”İyi ki yaptım” mahallesinde ki insanların kusuru da beyinlerinde mazeret üretme merkezlerinin olmamasıymış.Bu yüzden yasadıkları ortam her zaman güzel, düzenli ve huzurluymuş.

Bu hafta hep beraber ”İyi ki yaptım” mahallesine taşınmaya ne dersiniz

BIRAK GİTSİN..

Bir gün adamın biri zamanının Sufi üstadlarından birini ziyarete gelmiş ve ona şu soruyu sormuş:
“Ön yargılarımdan ve bağımlılıklarımdan nasıl kurtulabilirim?”
Üstad ona cevap vermek yerine ayağa kalkmış ve yakında bulunan bir sütuna kollarını dolayarak bağırmaya başlamış: “Beni bu sütundan kurtarın!!!
Adam şaşkınlıkla bakarak, Üstadın deli olduğunu düşünmüş ve ona şöyle demiş:
Neden böyle yapıyorsun? Ben senin akıllı birisi olduğunu düşünerek ruhsal bir soru sormaya geldim. Ama görüyorum ki sen delinin tekisin, sütunu sen tutuyorsun, sütun seni tutmuyor! Bırak gitsin!”
Üstad sütunu bırakmış ve şöyle demiş: “Bu söylediğini gerçekten derinlemesine anlayabilirsen, kendi cevabını vermiş olacaksın. Bağımlılıkların seni tutmuyor, sen onları tutuyorsun! Bırak gitsin!”
Kendini değiştirmeli insan..Yaşananlara bakış açısını değiştirmeli..Özeleştiri yapabilmeli kendine..Önce kendini yargılayabilmeli..
Sonrasını BIRAK GİTSİN….

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Lütfen sonucu görmeden yargılama yapmayınız.

Çocukları olmayan evli bir çift, hergün olduğu gibi yine tarlaya çalışmaya gitmişler.
Çalışırlarken bir yılan ile gelinciğin kavgasını izlerler,
Anne Gelincik yavrusunu yemesin diye kendini Yılana yem eder, ve Yılan çekip gider.
Yavru gelincik orada tek başına kalır. Kadın; bey yazıktır evimize götürelim besleyelim der ve eve götürürler.
Aradan zaman geçer bu çiftin çocukları olur ve tabi gelincikte büyümüştür evin bir parçası olmuştur.
Birgün bu çift acil tarlaya gitmeleri gerekiyor ama bebek evde uyuyor.
Erkek; bişey olmaz 5 dk’ya geliriz der ve sırtlanırlar küreklerini tarlaya giderler. Geldiklerinde kapıyı bi açarlar bide ne görsünler ? Gelincik ağzı kan revan içinde evin içinde dolaşıyor !
Bunu gören adam kan beynine sıçramış ve elindeki kürekle vura vura gelinciği öldürür.
Sonra bütün odalara bakarak çocuğunu arar ve bi bakarlar ki çocuk odasında mışıl mışıl uyuyor, bebeğin diğer yanına baktıklarında ise ölü bir yılan görürler ve anlaşılırki gelincik bebeği korumak için yılanı öldürür.
Adam dizleri üzerine çöker Aman Yarabbi ben ne yaptım nasıl böyle bir yanlış yaparım diye yıllarca kendini yer bitirir.

İşte önyargı böyle birşeydir. Lütfen sonucu görmeden yargılama yapmayınız.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »