Kulağının Bir Köşesinde Bulunsun…

 

1- Aklını kullan.
2- İyice tanımadan hiçbir insana bağlanma.
3- Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma. Acı çeken sen olursun.
4- İyice soruşturup diğer insanların da haklı olabileceğini düşün.
5- Seni takmayanı sen hiç takma, konuşmayanla asla konuşma.
6- Güvenmediğin biriyle asla çıkma.
7- Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğini düşünme.
8- İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil.
9- Kimseye yalvarma.
10- Asla dönüp de arkana bakma.
11- Sır tutmasını bil.
12- Dostlarının sevgilinden daha önemli olduğunu unutma. Onları asla
sevgilin için satma.
13- Hak ettiğin sevgiyi alamadın mı kendini üzme, sorun sen değilsin.
14- Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.
15- Kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla göz yaşı için
asla yumuşama.
16- Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
17- Seni dinleyip anlama niyeti olmayanlarla tartışma.
18- Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.
19- Eğer verdiğin sır o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır verme.
20- Dostun olacak insanları bazı kriterlere göre belirle.
21- Kendini öven insanlardan kaç.
22- Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
23- Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
24- Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorlarsa onların
öğütlerini göz ardı etme.
25- Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üstüne sıçrar.
26- Kendinin herkesten daha önemli olduğunu unutma.
27- Sen istemediğin sürece tanrı dışında kimsenin seni üzemeyeceğini
aklından çıkarma.
28- Göz yaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama.
29- Sana bahsedilen zekâyı kullanmayarak tanrıya hakaret etme.
30- Senin zekâna inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
31- Kendini sev.
32- Alkol alınca kontrolünü yitirenlerle asla tartışma.
33- Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek
olduğunu unutma.
34- Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakârlık yapma .
35- İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın
insanların değerini bil.
36- Aşkta bile mantığına küsme. Kalbin doğru yolu bulacak içgüdüye sahip
değil.
37- Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat
verme.
38- Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme.
39- İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.
40- Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme

”Tekrar dost olalım!

2395028-ormanci[1]

 

Zamanın birinde, bir oduncu ormanda odun keserken çalı arasında bir yılana rastlamış.
Elindeki baltayı kaldırıp yılanın başını vurmak üzereyken bir an gözgöze gelmiş. Yaradana olan aşkı (yılan bile olsa) yaratılana yansımış ve yılana vurmaya kıyamamış.
Yılanda duygulanmış ve dile gelmiş; ”Ey insanoglu, sen bana kıyamadın, bende sana iyilik edecegim” demiş.
Bir kör kuyuya dalmış ve kaybolmuş.
Biraz sonra agzında bir altın lira ile dönmüş ve ”Bundan böyle ömür boyu sana hergün bir altın lira verecegim!” demiş.
Oduncu altını bozdurmuş ve evinde o gün şenlik olmuş.
Ailesi dahil hiç kimseye olanı biteni anlatmamış. Herkes sadece oduncunun çok çalıştıgı için durumunun düzeldigini zannetmiş.
Oduncu yıllar boyu hergün o kör kuyunun başına gitmiş, yılan ile buluşmuş ve altınını almış.
Birgün oduncu agır hastalanmış.
Kuyunun başına gidemez olmuş.
Birkaç gün geçince bolluga alışmış evinde darlık başlamış.
Oduncu oglunu yanına çagırmış ve yılanın sırrını anlatmış. ”Kör kuyunun başına git ve oglum oldugunu söyle; yılan sana altın verecek!” demiş. Oglu inanmamış ama gitmiş.
Yılan önce saklanmış, sonra ortaya çıkmış.
Onun oduncunun oglu olduguna iyice kanaat getirince de kuyuya inip bir altın getirmiş. Oglan önce inanmadıgı hikayenin gerçek oldugunu görünce hırsa kapılmış, ”Kimbilir daha ne kadar altın var kuyunun içinde!” diye düşünmüş.
Hırsla yılanı öldürmek için bir hamle yapmış, ıskalamış ama yılanın kuyrugunu koparmış.
Yılan da can havliyle dönüp oglanı sokmuş ve öldürmüş.
Akşam yaklaşıp da oglu gelmeyince oduncu iyice endişelenmiş. Hasta yatagından sürünerek bile olsa kalkmış.
Kuyunun başına gitmiş ki oglu cansız yatıyor.
Yılanda o anda görünmüş; kuyrugu yok ve kanlar içinde. Oduncu durumu anlamış ve çok üzülmüş.
Canının parçası oglu yerde cansız, yıllardır velinimeti olan yılanda yaralı…
”Hatalı olan oglum olmalı!” demiş ve yılandan özür dilemiş. ” demiş. Yılan ise acı acı gülümsemiş: ”Çok isterdim ama sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız!” demiş.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 1 Comment »

Affetmenin Dayanılmaz Hafifliği

11043001_648392911955371_7992361695829935746_n[1]

‘’Sen yine de affa sarıl, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.’’
Araf Suresi:199

Affetmenin ne olduğunu öğrenmek için ‘’affetmenin ne olmadığını’’ bilmek gerekir diye düşünüyorum. Affetmek bize zulüm edenin zulmüne göz yummak değildir. Bir kaçış yolu da değildir. Yapılan yanlışa tekrardan davetiye çıkarmak da değildir. Kendinizi korumayacağınız anlamına da gelmez…

Aile içinde yaşanan çatışmalar ve haksızlıklar sizi üzmüş olabilir, çalıştınız iş yerinizdeki arkadaşınızın yaptığı yanlış olabilir, en yakın arkadaşınız size ihanet etmiş olabilir. Sevdiğiniz adam ya da kadın sizi saçma sapan bir nedenle terk etmiş olabilir. Bu üzüntüleri aylar ve yıllar boyu devam ettirmek hissi çok can sıkıcı değil mi ? Nefret ettiğiniz bu insanlara bu şekilde güç verip,hayatınızı yaşanmaz hale getirdiğinizin farkında mısınız!..

Affedilmeye gönül bağlamış bir insanı, affedicilikten uzak düşünme imkanı yoktur. O bağışlanmayı sevdiği gibi, bağışlamayı da sever. Hatalarının iç aleminde tutuşturduğu ızdırap ateşinden kurtulmayı, cennette ki affın Kevser şarabından kana kana içmede olduğunu bilen birisinin, affetmemesi mümkün müdür?
Hele affedilmenin yolunun, affetmeden geçtiği bilinirse… Affedenler affa mazhar olur. Bağışlamasını bilmeyen bağışlanmaz. İnsanlara karşı hoşgörünün yolunu tıkayanlar insanlığını yitirmiş canavarlardır. Bir kere olsun, kendi günahının muhasebesiyle iki büklüm olmamış bu hoyratlar, hiçbir zaman affedicilikteki yüce zevki idrak edemeyeceklerdir…

Size affetmek ile ilgili güzel bir hikâye anlatayım ki konumuz zihnimizde iyice pekişsin:

– Bilge Dede bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur:
– Evlatlarım bir yaşam deneyimine katılmak ister misiniz?
– Talebeler, sevdikleri Bilge Dedelerinin bu teklifini olumlu karşılarlar.
– O zaman der Bilge Dede
– Bundan sonra ne dersem yapacağınıza söz verin.
– Talebeler bunu da yaparlar.
– Şimdi yarınki ödevlerinize hazır olun. Yarın hepiniz birer torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!
– Talebeler bu işten pek bir şey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır.
– Kendisine meraklı gözlerle bakan talebelerine şöyle der Bilge Dede:
– Şimdi bugüne dek affetmeyi düşünmediğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin ismini patatesin üzerine yazıp torba koyun.
– Bazı öğrenciler üçer beşer tane patates koyarken bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur.
– Bilge Dede, kendisine, peki şimdi ne olacak? Der gibi bakan talebelerine ikinci açıklamasını yapar:
– Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiniz araçta, okuldayken sıranızın üstünde hep yanınızda olacaktır.
– Aradan bir hafta geçtikten sonra Bilge Dede sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan talebeler hemen şikayete başlarlar:
– Hocam, bu kadar ağır torbayı her yerde taşımak çok zor.
– Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi insanlar tuhaf bakıyorlar bize artık. Hem sıkıldık hem yorulduk…
– Bilge Dede gülümseyerek talebelerine şu dersi verir:
– Görüyorsunuz ki evlatlarım affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi de ruhumuzu da ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki insana bir iyilik olarak düşünüyoruz. Halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız en büyük iyiliktir…

Kim seni üzdüyse bir düşün, seni üzen kişinin kimliği asıl olan değil, gerçek olan senin bir zanna kapılıp olaydan yanlış algılamalar ve çıkarımlarda bulunmandır, neticesindeyse bir evhama kapılıp gelip geçici duyguların histerisiyle cehenneme çevirdiğin hayatındır… Olayların görünen yüzünden ziyade, arkasındaki gerçekliği gör artık. Bir de bakacaksın ki sensin o. O zaman anlarsın neden birbirinizden farkınız olmadığını. Sevin birbirinizi, eksikliklerinizle, kusurlarınızla sevin… Yok birbirinizden farkınız. Özünüz aynı, ne bir eksik ne bir fazla. Görün artık bu gerçeği!

Bir düşün! insanoğlu kendisine ne kadar kızabilir. Başkasının sana yaptığına o kadar kız. Onun için dua et, sevgi gönder. O zaman hem kendini, hem de onu bağışlarsın. Kızgınlığını büyütürsen içinde, öyle büyük bir ateş topu olur ki hem seni yakar hem çevreni, bu durumda kalbinde ne sevgi duyabilirsin, ne de sevgi alabilirsin. Olduğun yerde mıh gibi saplanır kalırsın. Öyle bir kısır döngünün içine girersin ki aynı olayın etrafında döner durursun. Olayın adı değişse de içeriği hep aynı kalır…

Affetmek, intikam almaktan çok daha güçlüdür. Affetmek hem büyüklüktür, hem bir erdemdir. Peygamber efendimiz Hz Muhammed (sav): Kendisine, ailesine ve ashabına, Mekkeli müşriklerin zulüm etmesine rağmen onları affetmiştir… Öyle ki yapılan bu güzel davranış, Mekke’deki bütün müşrik insanların kalbini İslamiyet’e meylettirmiştir. Ayrıca Sahabeler de kendi mallarını zorla el
koyan zalim Kureyş’lilerden onları geri alma talebinde bulunmamışlar ve eşsiz bir hamiyetperverlik örneği göstermişlerdir. Evet, bu ne ulvi bir cenaplık ve ne büyük bir merhamettir değil mi dostlar!

Affetmek Cenabı Hakk’ın bir vasfıdır, ismidir. Kul kulu affettiği zaman, Yüce Allah’da kulunu affeder… Şura Suresi 40’ıncı ayeti kerimesinde Cenabı Mevla şöyle buyurur: ‘’Bir kötülüğün cezası yine onun gibi bir kötülüktür, ama kim affeder, bağışlarsa onun mükafatı Allah’a aittir. Şüphesiz ki Allah, zalimleri sevmez.’’

İnsan suç işlerse cezalandırılır ve cezalandırmada şefkat dahil, hiçbir yüce duygu, fermanı yüksek yerden çıkan bu hükmün infazına engel olamaz. Ne var ki kin ve nefretlerimizin mahkum ettiği kimseleri taşlamağa dair bir hüküm bulunduğunu iddia etmek de imkansızdır. İşin doğrusu şu ki; biz, benliğimiz içindeki putu,bir Hz.İbrahim cesaretiyle kırmadıktan sonra, ne nefsimiz adına, ne de başkaları adına hiçbir zaman isabetli karar vermeye muktedir olamayacağız…

Af, insanoğluyla gün yüzüne çıkmış ve onunla kemale ermiştir. Bu itibarla yeryüzünün en yüce eylemine ve en geniş affediciliğine şahit oluruz…

Kin ve nefret ise, kötü ruhların, insanlar arasına saçtığı cehennem tohumlarıdır. Yeryüzünü cehenneme çeviren bu kin ve nefret körükleyicilerine mukabil, binbir bunalım içinde, itile kakıla hep meçhullere sevk edilen insanımızın imdadına, affedicilikle koşmalıyız. Arkada bıraktığımız şu bir iki asır, af bilmezlerin, hoşgörü bilmezlerin kusmuklarıyla en kirli ve en sevimsiz hale getirildi. Gelecek de bu nasipsizlerin yeryüzüne hükmedeceğini düşündükçe, insanın bu negatif duruma ürpermemesi mümkün değil…

Onun içindir ki, bugünkü nesillerin kendi evlat ve torunlarına en büyük hediyesi “affetmesini” öğretmek olacaktır. En kaba davranışlar, en iç bulandırıcı olaylar karşısında dahi affetmesini öğretmek gerek… Ne var ki, ruhu hırçınlaşmış, vicdanı acı çektirmekten zevk alan insan azmanlarının, affedilmesini düşünmek de, af müessesesine karşı bir hürmetsizlik olacaktır. Evet, onları affetmek, hem elimizden gelmez, hem de insanlığa karşı bir saygısızlık ve zulümdür. Böyle bir saygısızlığı makul görecek ve gösterecek kimse de biz bilmiyoruz…

Belli bir geçmişiyle, düşmanlık telkinleri altında yetişen bir nesil, içine itildiği karanlık dünyalarda hep arenaların dehşet ve vahşetini seyretti. Ufkunun ağardığı anda, öten horozların nağmelerinde dahi, o, hep kan ve irin görüyordu. Böylesine, sesi kan, soluğu kan, düşünüşü kan, gülüşü kan bir topluluktan ne öğrenebilirdi. Ona verilen şeylerle, kalbinin binbir hafakan içinde arzuladığı şeyler, tamamen birbirine zıt şeylerdi. Yılların ihmali ve yanlış telkinleri altında ikinci bir fıtrat kazanmış bu nesli, bir sel ve tufan halini aldığını an ve an anlayabilseydik! Heyhat! Nerede o basiret…

Affın ve hoşgörünün, yaralarımızın büyük bir kısmını saracağına inanıyoruz. Elverir ki bu semavi güç, affın ve adaletin dilinden anlayanların elinde olsun. Yoksa şu zamana kadar, tedavi deyip de sürdürdüğümüz yanlış teşebbüsler, karşımıza pek çok komplikasyonlar çıkaracak ve bizi şaşkına çevirecektir…

Neticede affedebilme süreci, geçmişten gelen olumsuz duygu yükünden kurtulup, özgürleşebilmektir. Yaşanan olayları hatırlamak ama olayın duygu deposunu boşaltmaktır. Affetme sürecinde kişi kendi acılarının farkındadır ancak affedeceği kişinin acılarının ve onun da bir kurban olduğunun farkında değildir. Bu nedenle kişi şunu net bir şekilde anlamalıdır, affedeceği kişiler de o an içindeki anlayışları, farkındalıkları ve bilgi kapasiteleriyle yapabildiklerinin en iyisini yapmaya çalışmışlardır.

Affetmek, kişiyi kırana karşı hangi cezayı verirse versin, bunun ona yetmeyeceğinin farkındalığıdır. Bu farkındalık, geçmişte takılı kalmak yerine, yaşam yolculuğunda yeni deneyimlere açık hale gelebilmek için kişiye yol gösterecektir. Böylece, kişi öfke ve intikam duygularına yatırım yapmaktan vazgeçecek, pozitif duyguları içinde çoğaltma yolunda adımlar atmaya başlayabilecektir. Çünkü kişi neye yatırım yaparsa içinde o çoğalacaktır. Unutmayalım ki Affetmek, hayatı zenginleştirici ve özgürleştirici önemli bir yatırımıdır…

Sevgili dostlar siz bu hassas dengeyi gözeterek af ve merhamet yolunu tercih edebilirsiniz. Sizi ilgilendiren konularda affederseniz, büyük bir erdemlilik yapmış olursunuz. Hatta bu konuda yanılsanız bile…

Selam ve Muhabbet ile kalmanız dileğimle

SufiCan

Çok Önemli Bilgiler… Okuyun… Okuyun…Okuyun…

images[5]

 

 

1. TESADÜF DİYE BİR ŞEY YOKTUR. Yaşadığımız her deneyimin ve hayatta karşımıza çıkan her insanın, bize bir mesajı vardır. Özellikle sorunumuz olduğunda, yanıtları bize verecek insanlarla karşılaşırız. Rastlantı yoktur. Ama bu rastlantılara nasıl yanıt vereceğimizi, bize iletilen mesajları algılayabilme kapasitemiz belirler. Yolumuza çıkan biriyle yaptığımız sohbet, o anki sorularımıza yanıt vermiyor görünebilir ama bu, yaptığımız sohbetin bir mesaj taşımadığı anlamina gelmez. Sadece, biz o mesajı alamamışızdır.

2. NEDEN YAŞADIĞINI CEVAPLA… İkinci bilgi, gerçeklerin ve kendinin farkındalığı üzerine kurulmuştur. Neden yaşıyorsun?

3. EVRENDE TEK VE SAF BİR ENERJİ VARDIR. Bu bilgi, yaşama yepyeni bir bakış açısı getirmektedir. Modern fizik, evreni, tek ve nötr bir enerji olarak tanımlamakta ve bu enerjinin her nasılsa düşüncelerimize yanıt verdiğini söylemektedir. Yani, insanoğlunun yalvarmasına gerek olmaksızın, eğer gerekli istenci gösterirse ona yanıt veren bir enerji…

4. TÜM EVREN ENERJİDEN İBARETTİR VE ENERJİ GÖRÜLEBİLİR. Ne var ki, hepsinin türü değişiktir. İşte bu yüzden bazı yerler enerjiyi diğer yerlerden daha fazla artırır. Bu, senin uyumuna baglidir. Önce enerji alanlarini görmeye başla. Bunun için dikkatini çevreye yönelt. Nesnelerin ve insanların güzelliklerini, eşsizliklerini takdir edince, enerji alıyorsun; hislerin sevgi düzeyine yükselince, gönüllü olarak enerjini geri veriyorsun. Bu mistik bir deneyimdir.

Bu durum ne yazık ki uzun süre korunamaz. Bilinci normal düzeyde olan bir insanla konuşmaya çabalayınca ya da halâ çatışmaların sürdüğü bir dünyada yaşamaya çalışınca, bu durumdan sıyrılır ve tekrar eski düzeyimize döneriz. Bundan kurtulabilmek için, hissettiklerimizi yeniden, yeniden tekrar etmeliyiz. Çünkü rastlantıları sağlayan bu enerjidir ve rastlantılar sürekli bir temele dayanan, yeni bir düzeyi gerçekleştirmemize yardımcı olurlar.

5. İNSANLARIN, DİĞERLERİNİN DÜŞÜNCELERİNE HÜKMEDEREK ENERJİLERİNİ ÇALMA EĞİLİMLERİ VARDIR. Enerjimizin kesildigini hissettiğimiz zaman, hepimiz aynı şeyi yaparız. İnsanları ve durumlari kontrol ederek enerjinin bize doğru akışını sağlamak için dramalar yaratırız. Şayet kendimize dikkatle bakıp, enerjiyi yönlendirmek için neler yaptığımızı keşfetmezsek, hiçbir ilerleme olmaz.

MESAFELİ DRAMA: Esrarengiz ve gizemli bir görünüm kazanır, kendi kendine ihtiyatlı davrandığını söyler ama aslında bu dramanın içine başkasını çekip, kendisine ilgi göstermesini ümit eder. Birisini bu dramanın içine çekince de, açık davranmaz ve gerçek duygularını anlamaları için karşındakileri zorlar. Onlar bu kişinin gerçek duygularını anlamaya çabalarken, fazlasiyla ilgi gösterip, tüm enerjilerini ona yollarlar. NE DENLİ ESRARENGİZ DAVRANIP, NE DENLİ İLGİLERİNİ ÇEKERSE, O KADAR ENERJİ ÇALAR.

SORGULAYICI DRAMA: Sorularıyla insanları eşeleyip, diğerlerinin yaşantılarındaki yanlışları ortaya çıkarıp eleştirir. Eger istedikleri kişiyi bu dramanın içine çekebilirse, diğerleri, sorgucunun karsisinda kendilerini suçlu hisseder ve sorgucunun dikkatini çekecek hatalar yapmamak için, onun düşündükleri ile ilgilenmeye başlarlar. Sorgucu, bu saygı sayesinde gereksinim duydugu enerjiyi sağlar.

KORKUTUCU DRAMA: Şayet biri sözle, fizik gücüyle ya da statüsüyle başkaları üzerinde tehdit yaratıyorsa, diğerleri başlarına kötü bir iş geleceği korkusuna kapilir, ona ilgi gösterip enerjilerini verirler.

ACINDIRICI DRAMA: Birisi, başına gelenlerden diğerlerinin sorumlu olduğunu açıkça olmasa da vurgular ve ona yardım edilmediği takdirde kötülüklerin başına gelmeye devam edecegini söylerse, sağladığı ilgiyle enerji çeker.

Burada dikkat edilmesi gereken konu, dramaların, karşı dramaları yarattığıdır. Örneğin mesafeli drama uygulayan bir kişi, karşısında sorgucu drama oynayan kişiyi yaratır.

6. GEÇMİŞİ BERRAKLAŞTIR, ÇOCUKLUĞUNUN DRAMALARINI TEKRAR ETME!
Geçmişi berraklaştırmak, çocukluğumuzda öğrendiğimiz bu dramaları kontrol etmekle başlar. Dramaların farkıda ol. Bunlardan bir kez kurtulduğnda, kendini daha yüksek seviyedeki evrimsel kimliğinde bulursun. Doğru enerji ile her doluşta hayatı daha ileriye götürecek bir rastlantı eydana gelir ve bu düzeydeki enerji içselleştirilir.

7. AKLINA ANİDEN GELEN DÜŞÜNCELERE DİKKAT ET! Ani düşünceler, bize rehberlik etme maksadıyla aklımıza gelirler. O zaman, NEDEN? diye sormalıyız. Yaşam sorunumla bunun ne ilgisi var? Gözlemci durumuna geçince, her şeyi kontrol etme gereksiniminden de kurtuluruz ve bu bizi evrimin akışının içine sokar. Bu noktada olumsuz düşünceler aklımıza gelirse, 7. bilgi, “korku imajları belirir belirmez engellenmelidir, ardından da aklımıza iyi düşünceler getirmeliyiz” der. Eğer olumlu imajlardan sonra olumsuz imajlar belirirse, yine de bunları ciddiye almak gereklidir. Örneğin, aklına aniden araba kazası geçireceğin gelmişse ve biri seni arabayla bir yere götürmeyi teklif ederse, reddetmelisin.

8. DİĞERLERİYLE KURDUĞUN İLİŞKİLERDE ENERJİNİ DOĞRU KULLAN! Sekizinci bilgi diğerleriyle kurulacak ilişkilerde enerjiyi kullanmanin yolunu gösteriyor. Özellikle çocukların hatalarını sürekli düzeltmenin, onların enerjilerini tüketmek olduğunu ve bu durumun onlarda kontrol dramaları yarattığını söylüyor.

AŞK İLİŞKİLERİ ENERJİ EMİCİLERE DÖNÜŞMESİN!: Aşık oldugunda, iki kişi bilinçsiz olarak enerjilerini birbirlerine verirler ve mutluluk ve neşe inanilmaz derecede artar, titreşimler yükselir. Ne yazık ki, insanlar kısa sürede birbirlerinden gelen bu enerjiye bağlanırlar ve evrenden sağladıkları enerjiyi keserler.

Oysa, iki kişinin birbirine verecek yeterli enerjisi yoktur. Bir süre sonra birbirlerine enerji vermeye son verip, diğerinin enerjisini elde etmeye çalışır ve çocukluk dramalarının içine düşerler. Ve sonuçta ilişki giderek yozlaşır ve güç mücadelesine dönüsür. Aslında bu durumdan tam olarak kurtulmayı öğreninceye kadar alfabedeki C harfi gibiyizdir. Karşı cinsten kolay etkileniriz, onun yarım kalmış dairesi gelip bizimkiyle birleşir. Birbirimize enerji akıtmaya başlarız, gerçekte ise kendi dışında diğer yarısını arayan bir başka insanla birleşmiş oluruz. KARŞIT CİNSTEN BİRİNE BAĞIMLI OLMAMIZIN NEDENİ, KARŞIT CİNSİN ENERJİSİNİ ELDE ETMEK İSTEMEMİZDİR.

ÖNCE TEK BAŞINA OLMAYI ÖĞREN! İçimizdeki kaynaktan aldığımız mistik enerjinin, hem erkek hem de dişi yönü vardir. Ama bu bütünleşme zaman alir. Eğer olgunlaşmadan eril yada dişil enerjimizin artması için, bir başka insan ile bağlantı kurarsak, evrensel kaynağın akışını durdururuz. Önce daireyi kendimiz bütünlemeliyiz. Bu zaman alır ve ancak bunu sağladıktan sonra yüksek ilişackiler kurabiliriz. Böylece, bütünleşmiş bir insanla romantik ilişki kurduğumuzda, bu tür bir ilişki bizim bireysel gelişimimizi engellemez. Bu tür ilişkilerde bağımlı olma eğilimi yoktur. Çünkü bu insanlarin ikisi de gelecek mesajlari beklemektedirler. Bir aşk deneyime ilk başlarken, ilişkinin ilk günlerinde duyulan iyilik ve keyfin tadını, tek başına olduğun zaman çıkarmalı, onu içine almalısın. Bundan sonra gelişmeye başlarsın ve kendine uygun romantik ilişkiler sana kendiliğinden bir şekilde ulaşır.

9. ENERJİ DÜZEYİNİ ARTTIR! Dokuzuncu bilgi der ki; enerji düzeyimiz arttıkça vücudumuzdaki atomların titreşimlerinin düzeyi de artar. Kısacası, ruhumuzu arındırıp hafifleriz. Her zaman enerji dolu ol ve sevgi konumunda kal. Bir kez sevgi konumunu elde ettin mi, hiç bir şey ve hiç kimse sendeki enerjiyi çekip alamaz. Aslında, senden taşan enerjinin yarattığı akıntı, aynı oranda enerjiyi senin içine çeker.

Ja

Yorum yaz…

Dallarımıza tüneyip, bize tanıdık gelen şeylere tutunmayı tercih ediyoruz

images[1]

Bir zamanlar bir kral’a Arabistan’dan iki tane doğan hediye edilir. Bunlar kralın şimdiye dek gördüğü en güzel kuş türü olan aladoğanlardır. Kral, bu değerli kuşları eğitmesi için onları doğancıbaşı’na verir. Aylar ayl…

arı kovalar ve bir gün doğancıbaşı Kral’ın huzuruna gelip, doğanlardan bir tanesinin mükemmel bir şekilde çok yükseklerde süzülerek uçtuğunu, fakat diğerinin geldiği günden beri tünediği daldan kımıldamadığını söyler. Bunun üzerine kral, ülkenin her yerinden şifacılar ve büyülcüler getirtip doğanı iyileştirmelerini emreder ama hiçbiri doğanı iyileştiremez. Kral daha sonra bu görevi saray çalışanlarına verir fakat ertesi gün baktığında doğan’da hala bir iyileşme gerçekleşmemiştir.
Bildiği her yolu deneyen kral en sonunda şöyle düşünür: “Belki de bu problemin kaynağını anlayabilmesi için dağlık bölgeleri tanıyan birine ihtiyacım var,” der. Böylece saray çalışanlarına emreder: “Gidin ve bana bir çiftçi bulun!” Ertesi sabah doğan’ı göklerde uçarken gören kral şaşkına döner ve emrindekilere seslenerek “bu mucizeyi yapan kişiyi getirin bana” diye buyurur. Görevliler hemen gidip çiftçiyi bulup getirirler. Kral sorar,”Ne yaptın da doğan uçmaya başladı?” Boynu bükük çiftçi şöyle cevap verir: “
Çok basit yüce kralım. Sadece kuşun tünediği dalı kestim.” Hepimiz uçmak için, bir insan olarak içimizdeki olağanüstü potansiyelin farkına varmak için yaratıldık. Fakat bunun yerine, dallarımıza tüneyip, bize tanıdık gelen şeylere tutunmayı tercih ediyoruz. Sınırsız olasılıklar mevcut ama birçoğumuz onların neler olduklarını keşfedemiyoruz bile.
Tanıdık şeylerin, bize konforlu gelen alanın ve dünyevi meselelerin dışına çıkmadan yaşıyoruz. Bu nedenle çoğu zaman hayatlarımız heyecandan, tatminkarlıktan yoksun bir hal alıyor. Öyleyse, var mısınız tutunduğumuz korku dallarını kırıp kendimizi uçmanın mutluluğuna ve özgürlüğüne bırakalım?
Isha Judd’un “Why Walk When You Can Fly” kitabından alıntıdır. Çeviri: Bahar Varol  – Oneness Türkiye

‘Kadınlar hayatta en çok ne ister?’

Harun Reşit savaşta esir aldığı düşman Generale:

– Hayatını bağışlarım ama bir şartım var, der.
‘Kadınlar hayatta en çok ne ister?’ budur bilmek istediğim.

Bu sorunun yanıtını getir kurtar kelleni der.

General sorar soruşturur bu çetin sorunun yanıtını aramaya başlar ve Kaf dağındaki bir cadının bunu bildiğini öğrenir.

Günlerce gecelerce at koşturur, cadıyı bulur ve sorar:

-Kadınlar hayatta en çok ne ister?

Korkunç cadı yanıt için öyle bir şart ileri sürer ki yenilir yutulur cinsten değil.

-Evlen benimle!

O zaman öğrenirsin ancak istediğini…

Bu ölümcül teklifi kabul eder General ve doğru yanıtı alır almaz koşar Harun Reşit’e ve:

– Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister!

Harun Reşit Generalin hayatını bağışlar ancak cadıya da evlenmek için söz vermiştir.

Neyse evlenirler. İlk gece General bir bakar ki , o korkunç cadı dünyalar güzeli bir afete dönüşmüş karanlık odada.

Konuşur cadı:

– Benim kaderim böyle.

Günün sadece yarısı güzel olabilirim, diğer yarısı çirkinim der.
Ne dersin? Geceleri seninleyken mi güzel olayım , yoksa gündüzleri dışarıdayken mi?…..

General düşünür ve:
Sen bilirsin kararı kendin ver der.

İşte o an korkunç cadı sonsuza dek güzel bir kadın olarak kalır….

Peki, bu öyküden çıkarılacak 3 ders nedir?

1.Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek isterler.

2.Özgür iradesiyle hareket eden bir kadın her zaman güzeldir.

3.İster güzel olsun, ister çirkin olsun her kadın aslında bir cadıdır

Hayatınız seçtiğiniz kadındır.
Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz,
Bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz,
Zeki bir kadına rastlarsanız zekânız gelişir.

Hayat kat kattır.
Babil’in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür.

Ve
bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara,
Gördüğünüz hayat yanınızdaki kadının terası, manzarası ve hayatıdır.

Hayatınız seçtiğiniz kadındır.

MUTLAKA OKUYUN ! OKUMADAN GEÇME ! HAYATINIZ ÇEKİLMEZ HALE GELİRSE!!!

Kavanoz ve Kahve

Ne zaman; hayatında bazı şeyler çekilmez hale gelirse,
Ne zaman; yirmi dört saat kısa gelmeye başlarsa,
O zaman; mayonez kavanozu ve iki fincan kahveyi hatırlayınız…
İşte kavanoz ve iki fincan kahvenin hikayesi şöyle;

Bir gün bir felsefe profesörü, elinde bazı malzemelerle derse gelir.
Ders başladığında;
Hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe kavanozunu alır.

Sonda DA kavanozu ağzına kadar tenis topları ile doldurur.
Ardından öğrencilerine kavanozun dolup dolmadığını sorar…
Bütün öğrenciler hep bir ağızdan dolduğunu söylerler.
Bunun üzerine;
profesör önündeki kutulardan birinden aldığı çakıl taşlarını,
kavanoza döker.
Çakıl taşları kayarak,
tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurmaya başlar.
Profesör yeniden kavanozun dolup dolmadığını sorar.
Öğrenciler yine hep birlikte;
‘evet doldu’ derler.

Profesör bu defa DA, masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker.
Tabii ki kumlar DA çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur.
Profesör yine aynı soruyu sorar.
Öğrenciler de yine koro halinde ‘evet doldu’ derler.

Profesör bu kez ise masanın altında hazır bekleyen iki fincan kahveyi alır.
Başlar kahveyi kavanozun içine dökmeye.
Bu kez de kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur.
Bunun üzerine öğrenciler gülmeye başlar…
Ardından profesör öğrencilerine nasihat etmeye baslar;
‘Bu kavanoz sizin hayatınızdır.

Tenis topları;
Hayatınızdaki önemli şeylerdir.
Yani aileniz, çocuklarınız, sağlığınız, arkadaşlarınız gibi.
Diğer şeyleri kaybetseniz de, bunlar hayatınızı doldurmaya yeter..

Çakıl taşları ise;
Sizin için daha AZ önemli olan diğer şeylerdir.
Yani işiniz, eviniz, arabanız gibi..

Kum ise;
diğer ufak tefek şeylerdir.
şayet kavanoza önce kum doldurursanız;
Çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına yeterli yer kalmaz.
Aynı şey hayatımız için de geçerlidir.

Vaktinizi ve enerjinizi;
Ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz;
Bu defa DA önemli şeyler için vakit kalmayacaktır.
Dikkatinizi mutluluğunuz için önemli olan şeylere çevirin.
Çocuklarınızla oynayın.

Sağlığınıza dikkat edin.
Sevdiklerinizle yemeğe çıkın.
Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın.
Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin.
Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin.
Gerisi hep kumdur…’

Bu arada bir öğrenci merakla şu soruyu sorar;

‘Hocam peki, o iki fincan kahve nedir?’
Profesör gülerek cevaplan;
‘Bu soruyu bekliyordum.
Hayatınız NE kadar dolu olursa olsun;
Her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır

Mutluluğun 5 basit kuralını unutmayınız

images[1]

Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer.
Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır.
En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine karar verir.
Bütün komşularını yardıma çağırır. Her biri birer kürek alarak, kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek ne olduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar. Sonra, herkesin şaşkınlığına, sesini keser. Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftçi kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, toprağı aşağıya silkeleyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır. Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atıp, koşarak uzaklaşır !
Hayat üzerinize hep toprak atacaktır, her türlü pislik ile. Kuyudan çıkmanın sırrı, bu pisliği silkeleyip, bir adım yükselmektir.
Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır, en derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz. Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın.

Mutluluğun 5 basit kuralını unutmayınız

1- Kalbinizi nefretten arındırın – Affedin
2- Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın – Çoğu zaten hiç gerçekleşmez.
3- Basit yaşayın ve elinizdekilerin kıymetini bilin.
4- Daha çok verin.
5- Daha az bekleyin…

Stresli ve dengelenme ihtiyaci gerektiren durumlar icin kendi kendinize yardim etmenin yolu…

images[6]

 

Stresli  ve dengelenme ihtiyaci gerektiren durumlar icin kendi kendinize yardim etmenin yolu…

Eneji sistemimizdeki en onemli organ kalbimizdir. Kalp, enerji sisteminin nukleer reaktorudur. Tum enerji sistemimizin gucunu saglar ve her bolumumuzle -dusunce, fiziksel beden, meridyenler(enerji kanallarimiz) vb- girift bir sekilde baglanti halindedir.

Kalbinizi dengelediginizde, TUM SISTEMINIZ daha guclenir ve daha iyi calisir.

Genel sıkinti, anksiyete, yani adrenalin seviyesini dengeleyici en eski yontemlerden birisini sizinle paylasiyoruz. Bunu gunde 3 kere yapabildiginizde (toplam 1- 2 dakikalik bir calisma) gitgide gununuz cok daha dengeli gecmeye baslayacak ve stresli durumlar karsisinda daha dayanikli ve sakin olabileceksiniz.

Egonuz size “bosver simdi, yapsan ne olur” gibi sabote edici gorevini ustlenerek bir seyler soylerse de, ona ragmen bu basit calismayi yaparsaniz faydalarini gorebilirsiniz…

Tek kosul “yapmak”! Yoksa bu bilgiyi de bilgisayarinizin bir kosesinde saklayacaksaniz

bir ise yaramayacak, bizden soylemesi… 🙂  •Gozlerinizi kapayin ve ellerinize odaklanin..Ellerinizi ustuste gelecek sekilde tam gogsunuzun ortasinda birlestirin.

•Bir avuc iciniz gogsunuzun uzerinde, digerinin avucici de gogsunuzun uzerindeki elinizin uzerinde olsun.

•Ellerinizle hafif, kucuk, yumusak dairesel hareketler yapin (o bolgeyi ovar gibi) ve ayni zamanda 7 derin nefes alin ve verin. Burundan alip agizdan verebilirsiniz…veya ne kolayiniza geliyorsa. Yeter ki hakkini vereceginiz nefesler olsun.

•7. kere nefes aldiginizda, nefesi birakirken yuksek sesle

7

6

5

4

3

2

1

0 seklinde sayin…

•”0″ dediginizde gozlerinizi acin ve son bir derin nefes alin…Kendinizi iyi hissedeceksiniz. Bu 1 dakika suren basit calisma, bedeninizin ve zihninizin bir mola vermesini saglar.Ayni zamanda ellerinizin kalp cakranizin ve timus bezinizin üzerinde olmasi, hafif bir dairesel hareketle onlari uyarmaniz, sizin kalbinize baglanmanizi saglar. Nefes ise sevgiyi icinize kabulunuzu kolaylastirir.7 sayisinin onemine ise hic girmiyoruz(!). Geriye saymanin ise hipnotik bir etkisi vardir. Bu surec sirasinda yapabiliyorsaniz akliniza cok sevdiginiz birisini, sizi yukari yukselten cok guzel bir manzarayi vb dusunebilirsiniz…Sınır yok, yaratici olun.Bu basit egzersizi gunde 3 veya daha fazla yaparsaniz sakinleşmeniz gitgide daha kolay hale gelmeye baslar. Biraz calisma ile bu hareketin kriz zamanlarinda yapilacak bir dengeleme ritüeli haline gelmesi isten bile degil!

Kaynak:şifa çemberi

 

Yanımızdakinin acısına duyarsızlaşmışız…

11039189_897592043636373_304149469646346749_n[1]

Başkalarıyla Doğru İletişim Kurmak İsteyenler İçin

Geçenlerde yağan kar nedeniyle birçok kaza  yaşandı. Bunlardan birisi zincirleme bir  kazaya karışan ve çok şükür kendisine bir şey
olmayan bir kadının başına geldi. Korkuya  kapılan kadın ilk iş olarak eşini aradı ve  eşinin ilk cevabı “Arabada bir şey var mı?” oldu…

Bir başka kadının doktor randevusu vardı.Tek başına gitmeye çekindiği bir  randevuydu. Fakat yakın bir akrabası olmadığından tek başına gitmesi  gerekiyordu ve eşine söyledi ama  gelemeyeceği için ısrar etmedi. Sadece randevu saatini söyledi ve dua istedi… Muayene sonucu korktuğu gibi olmadı, sonuç iyiydi. Eve geldi ve eşinin randevunun  nasıl geçtiğiyle ilgili bir şeyler sormasını bekledi… Aradan on beş gün geçti. Hala  bekliyor…

Bir adam arabasından inerken kaydı ve  düştü, ayak bileği incindi. (Sonradan kırık  olduğu anlaşıldı.) Kapıda kendisini  karşılayan eşi arkadaşıyla konuşuyordu. Adam canının yandığını, ayağının kırılmış olabileceğini söyledi. Ama kadın “Aaa, öyle mi?” diyerek arkadaşıyla konuşmaya devam  etti, adam donakaldı… Hala donmuş durumda, duygusu yok…

Bir başka adam babasının hasta olduğunu  öğrendiği için akşam babasına uğramak  istediğini söyleyince, eşi “Ama dışarıda
yemek rezervasyonumuz vardı.” cevabını alınca üzüntüsünü içine attı…

Ve daha birçok örnek… Her gün  yaşadığımız, yaşattığımız… Kendimiz için önemli olan bir şeyi karşımız  için aynı önemde görmediğimiz onca olayın  içinde kalpler kırılıyor. İlişkiler can çekişiyor. Bazı önemli olaylar vardır, bunların ıskalanması telafisi zor aralıklar koyar
insanların arasına. Sonra herkes unutmuş gibi yapar. Bazen çaresizlikten, bazen de  durum acı verse de ilişkiyi bitirmek için
yeterince büyük görülmediğinden…

Fakat hesap bir gün kabardığında, çok küçük bir  rüzgar gelir ve çok güçlü zannedilen ilişkiler  dağılıp gider. Yıpranma yıllar sürer, yıkılması ise bir andır.  Bazen hiç ummadığınız bir şey gelir ve sizin  çok sağlam sandığınız her şeyi alır götürür. Küçük ihmaller, hiçbir zaman küçük
değillerdir. Altlarında daha derin  düşünceleri örterler. Bunların başında da “Sana değer vermiyorum!” düşüncesi vardır
veya “Senin acın beni ilgilendirmiyor!” düşüncesi…

İşte ruh birlikte eğlenebildiği ama birlikte acısını paylaşamadığı ruha karşı soğur. İnsan, karşısındaki insanın kendisini ne  kadar sevdiğini verdiği hediyelerle ölçmez  çoğu kere. Böyle durumlarda sınanır sevgi.  Ve insan sınanana kadar ne kadar sevildiğini  bilemez. Ne kadar sevdiğini de. Sevgi sınar  çoğu kere ve bazıları kaybeder çok azı da kazanır…

Bu günlerde kaybedenler çoğunlukta  görünüyor. Sanıyorum ki bir nedeni de  yanımızdakinin acısına duyarsızlaşmamız…
Hep eğlenceli bir şeylerin peşinden  koşmamız… Ve sadece kendimiz için yaşama  çabamız… Oysaki yanımızdaki olmadan yaşayamayacağımızı unutuyoruz.
Yediveren Yayınları

Gelin bugün niyetlerimizi yeniden oluşturalım ve hepimiz ihtiyacı olduğunu bildiğimiz biri için dua edelim

 

Hepimiz aynı şeyleri istiyoruz.

Trafik sıkışıksa önce biz geçmek istiyoruz, uzun kuyruklara aradan çaktırmadan girmek istiyoruz, hep ben anlatıyım, beni dinlesinler istiyoruz, çok beğenilmek, çok sevilmek istiyoruz, dilenciye başkası para versin istiyoruz, hediyelere boğulmak istiyoruz, ismimize şiirler yazılsın istiyoruz, pasta ve makarna yiyerek zayıflamak istiyoruz, kendimizden başkasını hiç umursamadan çok zengin olmak istiyoruz, piyangoyu tutturup başka ülkelere yerleşmek istiyoruz, kısa yoldan kariyer sahibi olmak istiyoruz, hiç okumadığımız kitaplara para vermek istiyoruz, bedeni dinlemeden ruha varmak istiyoruz!

Hepimiz aynı şeyleri istiyoruz değil mi? Sonra da neden hayatım sinir bozucu diye üzülüyoruz. Azıcık sıkıntıya tahammül edemiyoruz. Rekabet hisleriyle yarışmaktan sevmeyi unutuyoruz. Sonra da sevgisizlikten dem vuruyoruz.

Aslinda hepimiz tek sey istiyoruz. Kalp rahatlığı. Sağlıksız isteklerimizi fark etmeden kalbe yerleşmek mümkün değil oysa. Gelin bugün niyetlerimizi yeniden oluşturalım ve hepimiz ihtiyacı olduğunu bildiğimiz biri için dua edelim. Sadece kendimiz için yaşama hastalığını şifalandıralım! Gelin bugün de böyle yapalım !

Nazlı Akın

TERSTEN YAŞAM

10523201_855216177875076_1174575257231608218_n[1]
Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir.
Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mı ?
Cami’de uyanıyorsunuz. Bir tahta sandık içersinde, herkes karşınızda saf durmuş, iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette.
Tabuttan dogruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak.
Herkes etrafınızda büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır.
Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz. Ne güzel , hazır maaş , hazır ev…
Altmışlı yaşlara kadar herşey garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz.
Sağlığınız gittikçe düzeliyor
Kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve işe ilk başladığınız gün size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz..
Ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak işe başlıyorsunuz.
Herkes karşınızda elpençe divan…
Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor, gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz
Diğer hormonal aktiviteler artıyor , fevkalade….. Aman ne güzel günler başlıyor…
Derken bir gün patron size artık Üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor.
Bu arada Babanız ortaya çıkmış, “fazla çalıştın” diyor “artık eve dön, işi bırak, okumaya başla, harçlığın benden olsun…”
Keyfe bakar mısınız ?
Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden su gölden bir dönem başlıyor.
Partiler, Diskotekler, Kızların sayısı artıyor. Derken Anne ve Babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor. Araba kullanma derdi de yok artık…
Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, “evde otur, keyfine bak oyuncaklarınla oyna” diyorlar…
Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar , hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
Derken anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor.
Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır.
Bir gün karanlık ilik ve sıcak bir ortama giriyorsunuz.
Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok , bir kordondan besleniyor sıcacık yumuşacık gürültü ve patırtısız bir ortamda yaşıyorsunuz.
Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz.
Nasıl ama ; İŞTE YAŞAMAK

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Eğer ‪#‎Para‬ Geldiği Gibi Gidiyorsa…

300720131026509248852_3[1]

Para kazanıyorum ama para elimden hızla gidiyor, değerlendiremiyorum diyorsanız size özel önerilerim;
Bilinçaltınızda para gelir ama hızla gider inancı olabilir.
Bunun dışında bilinçaltı düzeyde parayı sevmiyor ve kendinizden uzaklaştırıyor da olabilirsiniz.
Bazı insanlar bilinçsizce hayatlarından herşeyin tam olamayacağına inanırlar.
Para önemli değil, önemli olan sağlıklı olmak inancına sahiptirler.

Oysa bir insan aynı anda hem sağlıklı hem refah içinde hem de mutlu olabilir. Bu bilince ulaşmak paranızın birikmesi ve olumlu şekillerde paranızı değerlendirmeniz için çok önemlidir. ‘
‘Önerilen olumlama;
Para bana kolaylıkla geliyor ve paramın bir kısmını zevkle biriktiriyorum.”

Önerilen doğaltaş
Jasper taşı kök chakra ve toprak elementi ile ilgili bir taştır. Toprak elementi yatırım yapmak ve biriktirmek için gerekli enerjiyi veren bir elementtir.
Paranızı biriktirmek niyetini ederek üzerinize japser taşından bir takı takmanız bu konuda sizi destekleyecektir.
Diğer öneriler;
Size gelen parayı korumak için sembolik olarak tahta bir kutu alın. Kutunun içine biraz deniztuzu, biraz toprak biraz lavanta bitkisi koyun.
Burada tuz korunmayı, toprak stabiliteyi ve lavanta da yeni enerjileri simgeler.
Daha sonra bir kağıt parayı kutunun içine koyun, paranın miktarı önemli değildir ama kağıt para olsun.
İçinizden yada sesli olarak bana gelen paraların birikmesi ve çoğalmasına niyet ediyorum diyerek kutunuzun kapağını kapatın.
Kutunuzu evde kimsenin görmeyeceği bir yerde saklayabilirsin

Alıntı

Bir başka öneri de Access bilinçaltı temizliği seminerime katılın para dahil, yaşlanma, huzur, neşe, şifa, başkalarından aldığımız fikirler, yaşamımızın yeniden oluşturulması, kiloyla ilgili tüm bilinçaltı kayıtlarınızı temizleyin…

Anette İnselberg

 

 

Yaşınız kaç olursa olsun iyileşmeden iyileştiremez, değişmeden değiştiremezsiniz.

11059657_10152868403167830_2107900996964433296_n[1]

 

 

Kişisel değişim kişisel gelişim….
Etrafınızda acıya bağlı mutsuz olmak için durmadan her şeyden şikayet eden kişileri çıkarabildiğiniz kadar çıkarabilmekle başlayın işe acı bağımlılığı sizi güne güne hasta edecektir bu anneniz babanız arkadaşlarınız akrabalarınız bu kim olursa olsun.
Hayatta her şeyi iyi tarafından görmek demek sizin aptal ya da Türk insanının tabiriyle saf olduğunuz anlamına gelmez özünüzde nasılsanız nasıl hafif hissediyorsanız öyle yaşayın başkalarına ağırlığınız vermeyin ya da onların ağırlığını dertlerini sıkıntılarını yüklenmeyin dinleyin ama ağlama duvarı olmayın.
Bir bakmışsınız başkalarının ağırlığı sizin en dibe çekmiş acı odaklı ve kurban psikolojisinin içinde buluvermişsiniz kendinizi.
Huzurlu bir hayatı çekmek kişinin kendi elindedir acıya odaklı ve her türlü olayı kötü tarafından görüp şikayete yatkın kişiler genellikle sizi duygusal baskı altına alarak kontrol edecek ve korku aşılayacaktır.
Kendi hayatınızı ve kararlarınızı kendiniz veremiyor ve sürekli desteklenmek ihtiyacına giriyorsanız öncelikle uzman bir pskiyatıra veya psikolağa görünün. Psikolog ya da pskiyatıra gitmek deli olduğunuz anlamına gelmez ayrıca delilik herkese göre değişir. Doğulunun ermiş dediği filazof ya da şairlere batı halkı şizofren ya da nevrotik ismini vermiştir.
Kişisel gelişim kitaplarını ve buna benzer uygulamaları daha sonraya bırakın çünkü kişiliğini bulamamış ve kendi içinde dengeyi kuramamış insan her türlü tehlikeye açık demektir.
Sağlıklı insan sağlıklı insan ilişkilerinde yatar insanlara yardım edeyim derken aşağı çekilmeyin ve gereksiz yere kendinizi yaralamayın.
Kişi istemedikçe kimse kimsenin farkındalığını ya da kişisel gelişimini arttıramaz.
Dünyaya sevgi ve güven ile bakabiliyorsanız bu en büyük kişisel gelişimdir.
Önce kendi bakış açınızı değiştirin sonrası zaten gelecektir.
Değişemiyorsanız mutlaka yardım alın.
En büyük değişim kendinizi tedavi etmekle başlar.
Yaşınız kaç olursa olsun iyileşmeden iyileştiremez, değişmeden değiştiremezsiniz.

Farkındalık üzerine notlar…
Sevgiyle Evrim Evrim

Foto by Evrim Evrim
Kıbrıstan İnsan Kareleri

95 Yaşında…
Bir Emekçi
Bakmayın hüzünlü durduğuna sevgi dolu bakışları insan kalbini feth etmekte …

Biz birbirimizi hiç başkalarının önünde zor

1505403_821885624494289_1465801172_n[1]

 

Evvel zaman içinde Memleketin birinde 90 yaşlarında fakat çok dinç ve genç görünümlü bir adam yaşarmış?
Çevresinde bulunan herkes ona çok özenir ve sorarlarmış.

“bu gençliğin sırrı nedir” diye.
İhtiyar delikanlı güler geçermiş her soruldukça bu soruya.

Ama sorular sık ve soranlar çoğalınca cevap vermek vacip olmuş sanki.
Düşünmüş nasıl anlatırım bu sırrımı kolayca
herkese. Sonra karar vermiş tüm meraklıları yemeğe davet etmeye evine.
“Bu davette size sırrımı açıklayacağım” demiş.

Herkes merakla davete gelmiş.Yemekler yenilmiş, içilmiş, sohbetler edilmiş vakit iyice gecikmiş.

Ama gençlik sırrı ile ilgili tek kelam edilmemiş.

Herkes konu ne zaman açılacak diye merak ederken adamcağız huri gibi sevimli hanımına seslenmiş.

“Hatun , şu kilerden bir karpuz getirirmisin bize sana zahmet!..”

Hanım hemen doğrulmuş kilere giderek kaş ile göz arasında gidip bir karpuz getirmiş.

Adamcağız şöyle eliyle bir vurmuş tık tık diye sonra da :

” Bu olmamış hanım, güzel çıkmayacak, başka
getirir misin bir zahmet” demiş.

Hanım onu götürmüş bir tane daha getirmiş. Adam onu da bir yoklamış yine beğenmemiş.

“Hanım sana yine zahmet olacak ama bu da olmamış başka bir tane getirir misin” demiş.
Başka istemiş?. Bu böylece dört sefer daha tekrarlanmış .

Dedemiz beşincide karpuzu beğenmiş ve karpuz kesilmiş, misafirlere ikram edilmiş?. Herkes karpuzunu afiyetle yerken bizim dedecik sormuş.

“Eeeee?. Arkadaşlar işte benim gençliğimin sırrı burada anladınız mı??” Herkes birbirinin yüzüne bakmış.Kimse bişey anlamamış..

“Aman dede demişler nerde? Anlamadık biz bu sırrı!”
Dedecik gülmüş.
“Efendiler” demiş
“O gördüğünüz karpuz kilerde bir tanecikti, tekti. Ben hanıma git de başka getir dedikçe o kilere gidip geliyor aynı karpuzu getiriyordu. Bir kere bile (aman be adam, delimisin nesin şu tek karpuzu ne
taşıtttırıyorsun bana defalarca.) demedi. Beni sizin önünüzde mahcup duruma düşürmedi. İşte bütün bu gençliğimi hanımıma borçluyum.”

“Biz birbirimizi hiç başkalarının önünde zor
duruma düşürmeyiz. Aile içindeki hiçbir şeyi dışarıya yansıtmayız. Hep birbirimize destek olur, dert ortağı olur, yardım ederiz. Birbirimizle ilgili olan problemleri yine birbirimize anlatırız. İyi kötü her olayı da birlikte paylaşırız.”
demiş.

Hayatınız seçtiğiniz kadındır..

Zevkli bir kadına rastlarsanız,ZEVKİNİZ,

bilgili bir kadına rastlarsanız BİLGİNİZ,

zeki bir kadına rastlarsanız ZEKANIZ gelişir.

Hayat kat kattır.

Babil’in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür.

Ve bugün durduğunuz teras , seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat yanınızdaki kadının terası, manzarası ve hayatıdır.

Hayatınız seçtiğiniz kadındır.

OKUDUYSAN BEĞEN BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞ !

CAN YÜCEL