Adam Buddha’ya bakar: “Dün yaptığım şey için beni affet.”

imagesDISY3LH2

Günlerden bir gün: Buddha bir ağacın altında öğrencileriyle oturmaktadır. B ir adam gelir ve yüzüne tükürür. B uddha yüzünü siler ve adama sorar, “ B aşka? B aşka ne söylemek istiyorsun?” Adam şaşırır, çünkü bir insanın yüzüne tükürülünce “ B aşka?” diye sormasını beklememiştir. B öyle bir deneyimi yoktur. Daha önce insanları hep aşağılamıştır ve onlar da kızarak tepki vermiştir. Ya da korkudan gülümsemiş ve adama yaranmaya çalışmışlardır. Ama B uddha ikisini de yapmamış, ne öfkelenmiş, ne de korkmuştur. Sadece düz bir şekilde “ Başka?” diye sormuştur. Tepki vermemiştir.

Ama Buddha’nın öğrencileri öfkelenir, tepki verir. En yakın öğrencisi Ananda der ki: “ Bu çok fazla, buna tahammül edemeyiz. Sen öğretine devam et, biz de şu adama bunu yapamayacağını gösterelim. Cezalandırılması gerekiyor. Yoksa herkes aynı şeyi yapmaya başlar.”

Buddha konuşur:”Sesini çıkartma. O beni kızdırmadı, ama siz kızdırdınız. O bir yabancı, buralara yeni gelmiş. Benim hakkımda bir şeyler duymuş olmalı; ‘bu adam tanrı tanımaz, tehlikeli, insanları yoldan çıkarıp yanıltıyor’ gibi şeyler. Benim hakkımda bir fikir edinmiş. O bana tükürmedi, kendi fikrine tükürdü; beni tanımıyor ki, bana nasıl tükürmüş olabilir? Eğer düşünürseniz, o kendi zihnine tükürdü. Ben onun bir parçası değilim, ve görüyorum ki bu zavallı adamın söyleyecek başka bir şeyi olmalı. Çünkü bu, bir şey söylemenin bir yolu; tükürmek bir şey söylemenin bir yolu. Bazen dilin yetmediğini hissettiğin anlar olur; derin sevgide, yoğun öfkede, nefrette, duada. Dilin yetmediği yoğun anlar olur. O zaman bir şey yapman gerekir. Derin sevgi duyduğunda, birine sarılırsın; ne yaparsın orada? B ir şey söylersin. Çok öfkelendiğinde birine vurursun, tükürürsün, bir şey söylüyorsundur. B u adamı anlayabiliyorum. Söyleyecek başka bir şeyi daha olmalı. O yüzden ‘ Başka?’ diye sordum.”

Adam daha da çok şaşırır! Ve Buddha öğrencilerine der ki: “Siz beni daha çok kızdırdınız, çünkü siz beni tanıyorsunuz, benimle yıllarca yaşadınız, ama yine de tepki veriyorsunuz.”

Şaşıran, kafası karışan adam evine döner. Bütün gece uyuyamaz. Bir buddha gördükten sonra artık eskisi gibi uyumak zordur, mümkün değildir. Bu deneyim tekrar tekrar aklına gelir. Ne olduğunu kendine açıklayamaz. Titreme, terleme nöbetleri geçirir. Böyle bir adama hiç rastlamamıştır; bütün zihni, bütün kalıpları, bütün geçmişi dağılır.

Ertesi sabah geri döner. Buddha’nın ayaklarına kapanır. Buddha sorar: “ Başka? Bu da sözle söylenemeyeni söylemenin başka bir yolu. Ayaklarıma dokunduğun zaman, sözcüklere sığmayan, sıradan dille anlatılamayan bir şey söylüyorsun.” Buddha devam eder: “ Bak Ananda, bu adam yine burda, bir şey söylüyor. Çok derin duyguları olan bir adam bu.”

Adam Buddha’ya bakar: “Dün yaptığım şey için beni affet.”

Buddha cevap verir: “Affetmek mi? Ama ben, dün o hareketi yaptığın adam değilim ki. Ganj nehri sürekli akıyor, o hiçbir zaman aynı Ganj değil. Her adam bir nehirdir. Senin tükürdüğün adam artık burada değil; aynı onun gibi görünüyorum, ama aynı değilim, bu yirmidört saatte öyle çok şey oldu ki! Nehirden çok su aktı. O yüzden seni affedemem, çünkü sana kızgın değilim.”

“Ve sen de yenilendin. Görüyorum ki sen dün gelen adam değilsin, çünkü o adam kızgındı. O kızgındı, ama sen önümde eğilip ayağıma dokunuyorsun, nasıl aynı adam olabilirsin? Sen o değilsin, o yüzden bunu unutalım. O iki adam; tüküren adam ve tükürülen adam, artık yok. Yakına gel. Başka şeylerden konuşalım

Oya Sever Hanım’dan alıntıdır.

RUHUN HASTALANMASI…

11203107_10153757793743912_1442650764230357958_n[2]
Evrende ki her şey titreşir, hepimiz kendimize has titreşimler yayarız. İlişkilendirir, biçimlendirir, etiketlendiririz yavaş yavaş, maneviyat geri planlarda kalır. Unuttuğumuz ilişkiler, oynadığımız oyuncaklar başkalaşır. Günlük telaşların içinde kaybolur gideriz, bunalan ruhumuz nefessiz, renksiz ve neşesiz kalır. Maddi yaşamın yüklerinden, sosyal sorumluluklarımızdan, ebeveyn olma telaşımızdan kendimizi unutur gideriz. Zamanlanmış saatler gün içinde yetmemeye başlar, daralan ruh,kaçıp gitme yolunu gözlemler. Ya kararır suratlarımız, yeşile döner mutsuzluğu ile ya da akça pakça gülümser pembe yanakları ile.

Ya çatık kaşlarla gezinir içimizde ya da hoş sohbetleri ile sokulur yüreğimize.
Ruhumuzdan söz etmeyi unuturken, adını Sevgi yapıp sarıldığımız dostlarımızdan, iki gün içinde beklentiye girdiğimiz, yanıt alamayınca da zavallı kalbimize iteklediğimiz buruşmuş, birikmiş enerjiler. Kendimizi beceriksizlik ya da huydan sebeplere kilitleyerek biriktiriyoruz. Temizleyemediğimiz enerjileri üst üste taşımaya çalışıyoruz. Geçiştiriyoruz her bir şeyleri. Enerjimiz tükeniyor, yaşamla alış veriş azalmaya başlıyor, beyine giden sinyaller uyarılmakta yetersiz kalıyor. Anatomi yığılmaya, sırtımız kamburlaşmaya başlıyor.
Hormonları uyarmak, farkındalığı arttırmak için beyine hiç tanımadığı hiç görmediği yerleri yaşatmak, benim kabaca, görüntü kartını değiştirmek tabirimle, temizlemek ve yenilenmek gerekiyor. Bu yenilenmeyi yeni bir kitap okurken daha hızlı yaşarız, öğrenme iç güdümüz bize yeni bilgilerle terapi yapar. Ama bunu her zaman terapik hale getirmek zor olabilir. Burada yapılacak şey, farkındalığı arttırmaktır. Her gün baktığınız, girdiğiniz, yaşadığınız alanları tanımamaya alışmaya başlarsınız.

Artık bilirsiniz gözleriniz kapalı ne nerde diye. Zihinde bu uyuma haline geçer, teslim eder kendini olaylara ve akışa. Ruh kaçıp çoktan gitmiştir uzaklara. Arada ruhunuza bir seslenen olursa kendi gürültünüzden duymaz olursunuz. Koku duyunuz zayıflar, tat alma kavramı önemsizleşir. Ne yediğinin nasıl yediğinin bir önemi yoktur. Doyar ve kalkar masadan dolu midesi ve dolu dolu zihni ile.Sevgi karşılık ve menfaat gibi kötü emellere alet edilir,öfke patlamaları zaman zaman ağlamalara dönüşür.
Ruhum karardı diyip dururuz yaşama, doğan güneş bizi enerjilendirmek için yetmez, manasızlaşan hayat amacımızı yetersizlikle suçlarız. Kendimizle başlayıp, başkaları ile devam eden bu yetersizlikler sinsilesi, bizi küskünleştirir.
Ruhumuz artık hastalanmıştır, klinik bir müdahale göz ardı edilemez boyuta ulaşmıştır. Ağrıyan bedensel alanlar, ruhsal hastalığımızın sembolleri olarak çıkar karşımıza. Artık tahliller, neden aramalar, emarlar, psikiyatrik yaslanmalar, uykusuz akşamlar başlar.
Bir türlü zaman bulup ilgilenemediğimiz ruhumuz bakın başımıza ne işler açar. Unutmayalım ki Ruh sağlığımız oldukça önemlidir, onun keyfi, dengesi, temizliği yerinde ise onunla ilgilenmekte ilgili zaman ayırabiliyorsanız her şey yolunda, ışıkla ilerleyecektir.
Ruhumuza zaman bulmak şimdi bizim elimizde…

kaynak: kromaterapik maji

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Hayatınız çok kıymetlidir ve yaşarken şunları bilmeniz gerekiyor;

11136667_10152751104171244_6429063148378457899_n[1]
Hayat; servettir, korumayı bil…
Hayat; bilmecedir, çözmeyi bil…
Hayat; güzelliktir, kıymetini bil…
Hayat; mutluluktur, tatmayı bil…
Hayat; aşktır, sevgidir, keyfini çıkarmayı bil…
Hayat; rüyadır, gerçekleştirmeyi bil…
Hayat; oyundur, oynamayı bil…
Hayat; verilmiş bir sözdür, tutmayı bil…
Hayat; hüzündür, aşmayı bil…
Hayat; şarkıdır, söylemeyi bil…
Hayat; mücadeledir, kabullenmeyi bil…
Hayat; trajedidir, göğüslemeyi bil…
Hayat; maceradır, göze almayı bil…
Hayat; şanstır, kullanmayı bil…
Hayat; fırsattır, yararlanmayı bil…
Hayat; kıymetlidir, mahvetmemeyi bil…
Hayat; görevdir, tamamlamayı bil…
Yaşamak; yaşıyor olmaktır, uğruna savaşmayı bil…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Efsanevi Anne Sözleri…

10930945_827993467264014_5082755526560604006_n[1]

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Size stres veya kaygı veren bir konu hakkında sadece bir dakika düşünmeniz herhangi bir önemli olumsuzluk yaratmayacaktır.

586936-bir-bardak-gokyuzu[1]

 

Bir psikolog stres yönetimi konulu seminer düzenler ve katılımcıların bulunduğu salona yarısı dolu bir su bardağı ile gelir.
Herkesin aklında “yarısı dolu mu, yoksa yarısı boş mu” klişesi vardır. Ama psikolog bu soruyu yöne…ltmez, onun yerine gülümseyerek” elimde tuttuğum yarısı su dolu bu bardağın ağırlığı sizce ne kadar olabilir” der.
Gelen cevapları dinler ve “elimde ne kadar süre tuttuğuma göre değişir” diye herkesi şaşırtan bir yanıt verir.
“ Bardağı elimde sadece bir dakika boyunca tutarsam ağırlığı düşük olur ve hiç zorlanmam, eğer bardağı elimde 1 saat tutarsam onu çok ağır olarak hisseder ve tanımlarım, diğer yandan bardağı elimde daha da uzun tutmaya kalkarsam muhtemelen artık kolumu hissetmem, bardak çok ağırlaşmış olur.”
“Her durumda bardağın ağırlığı aslında değişmez, ama onun ağırlığını esas belirleyen faktör benim onu ne kadar süre elimde tutacağım olacaktır” diye devam eder.
Hayatımızdaki stres ve kaygıyı da bu şekilde düşünebilirsiniz. Size stres veya kaygı veren bir konu hakkında sadece bir dakika düşünmeniz herhangi bir önemli olumsuzluk yaratmayacaktır. Ama süre biraz uzadığında kendinizi kötü hissetmeye başlamanız neredeyse kaçınılmazdır. Hele ki günün tamamında size rahatsızlık veren bir düşünceye saplanıp kaldığınızda aynı elindeki bardağı hiç bırakmayan bir insan gibi bütün hislerinizi ve hareket etme yetinizi kaybedebilirsiniz.
Özellikle geceleri yatmadan önce o güne dair olumsuz tüm düşüncelerinizi bırakın ve yatağa elinizde “bardakla” girmeyin. Bardağı komodinin üzerine bırakmış olduğunuzdan emin olunJ.
Hikaye beni gerçekten çok etkiledi, koçlukta hikaye ve metafor kullanımı önemlidir, bazen çok uzun sürede anlatabileceğiniz bazı şeyleri bu tip güzel hikayeler eşliğinde insanlara verdiğinizde çok güzel sonuçlara imza atarsınız.
Bu hikayeden çok basit bir egzersiz yaratıp uygulayabiliriz. Bunu 3 yada 4 haftalık bir süre için yapabilirsek benzer durumlarda daha farklı düşünüp hareket etmek konusunda önemli bir avantaj elde ederiz.
Egzersiz iki şekilde yapılabilir. Birincisi diğer insanların sürekli olarak su bardağı ile ne yaptığınızı merak edebilecekleri bir ortamdaysanız bu egzersizi zihinsel olarak uygulamanızdır. Aklınıza sizde kaygı, endişe ve korku oluşturan bir düşünce geldiğinde elinizde içi dolu büyükçe bir su bardağı tuttuğunuzu hayal edin ve siz o düşünceyi bırakana kadarda bardağın elinizde kalmaya devam edeceğini hayal edin. Bu şekilde oluşturacağınız farkındalıkla daha farklı düşünceler seçerek kendinizi daha iyi hissetmeye başlayabilirsiniz.
Eğer ev ortamındaysanız egzersizi fiziken uygulamanızı öneririm. Elinizin altında gerçekten içi suyla doldurulmuş olan büyük bir su bardağı olsun. Aklınıza sizi rahatsız eden bir düşünce geldiğinde su bardağını gerçekten elinize alın ve yerine daha iyi bir düşünce yerleştirene kadar bardağı elinizden bırakmayın. Bunu örneğin günde yarım saat uygulamanız bile önemli bir farkındalık yaratabilir.

Hayat Nasıl Daha İyi Yaşanır?

11217816_10205846873084605_5576289099656825536_n[1]
(Birkaç maddede toparlamak istersek ne deriz?)

•Ufak şeyleri dert etmeyin!
• Erkenden kalkmaya alışın!
• Hayatı olduğu gibi kabul edin!
• Tenkit etme isteğinizi bastırın!
• Bırakın ara sıra canınız sıkılsın!
• Rastgele iyilikler yapmaya çalışın!
• Başkalarını suçlamayı artık bırakın!
• Her şeye hâkim olmaya çalışmayın!
• Kusursuz olamayacağınızı kabullenin!
• Sabrınızı geliştirme egzersizleri yapın!
• Her an bir şeyler öğrenmeye açık olun!
• Konuşmadan önce derin bir soluk alın!
• İnsanların gözlerine bakın ve gülümseyin!
• Bırakın, çoğu zaman başkaları haklı olsun!
• Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmayın!
• Beterin beteri vardır, her hâlinize şükredin!
• Olağan şeylerdeki olağanüstünlüğü arayın!
• Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın!
• Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın!
• Yaptığınız iyiliklerden bahsetmemeye çalışın!
• Bulunduğunuz durumda mutlu olmaya çalışın!
• Öfkeniz kabarmaya başlayınca 10′a kadar sayın!
• Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün!
• Başka fikirlerde biraz olsun doğruluk payı arayın!
• Her gün biraz vaktinizi, minnettarlık için harcayın!
• Gördüğünüz her şeyde Yaradanın izini unutmayın!

____ALINTI___

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KADINLAR SUSARAK GİDER !

11094290_928257067236537_8092834620506868460_n[1]

Çok uzun emekler verir ilişkisini yürütmek için. Birinin kadını olmayı yüreği, beyni, ruhu o kadar zor kabul etmiştir ki, başka bir adama ait olmayı istemez. Erkek gibi, çorbanın tuzu eksik diye kavga çıkarmaz mesela, tam tersi, konuşmamız lazım der. Erkekler de en çok bu cümleye sinir olurlar. Ertelenir o konuşmalar, maç bitimine, yemek sonrasına ve daha birçok lüzumsuz şeyin ardına ötelenir.

Kadınlar inatçıdır, hayata tutundukları gibi, aşklarına da sahip çıkarlar. Bu yüzdendir, konuşup derdini anlatma isteği, karşı tarafı ikna edene kadar uğraşırlar. Sonunda pes eder adam, bir ışık görür kadın, tüm derdini paylaşır. Genellikle ne cevap alır? Abuk sabuk konuşma! Gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır. Yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir ve adam gün gelip bunların kendisine ok gibi döneceğini bilemez.

Bir kadın şikayet ediyorsa, ya da erkeklerin deyimi ile vıdı vıdı ediyorsa; erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır kadının. Yürütmek, birlikte yaşamak, sorunları çözerek mutlu olmak istiyordur. Daha önemlisi, o adamı hala seviyordur.

Kadın susarak gider!

En önemli detaydır, erkeklerin hiç anlayamadığı durum işte bu kadar basittir. O gün gelene kadar konuşan, kavga eden, tartışan kadın, kendini sessizliğe vermiştir. Ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir. Yüreğindeki bavulları toplamıştır, kafasındaki biletleri almış ve aslında bedeni orada durarak, ilişkiden çıkıp gitmiştir. Kadın, gerçekten gitmişse, çok sessiz olmuştur ayrılışı, kimse hissetmeden, kapıları vurup kırmadan gitmiştir. Her akşam eve geldiğinde, kapının açıldığını gören adam anlamaz ama bir kadın sessizce gider. Ne mutfağında yemek pişiren, ne yan koltukta televizyon izleyen, ne gece ruhunu kenara koyarak yatakta sevişmeye çalışan kadın, artık o kadındır. Bir kadının çığlıklarından, kavgalarından korkmamak gerekir, çünkü kadının gidişi sessiz ve asildir.

Candan Ünal

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 5 Comments »

Allah bize akıl vermiş, fikir vermiş.

10888473_1430389143922106_7612165797951758888_n[1]
Adamın birinin bir işçisi varmış. Tarlasına buğday ekmesini işçiye tembih etmiş.
İşçi de :” Peki!” demiş, fakat tarlaya buğday yerine arpa ekmiş. Bir müddet sonra patronu tarlaya gidip bakmış ki, tarlaya arpa ekilmiş.
İşçisine;” Ben sana demedim mi buraya buğday ek! Neden arpa ekmişsin?” diye sormuş. İşçi ;” Arpa ektim ama buğday biter diye sanmıştım. Ne yazık ki yine arpa bitti.” Demiş.
Adam sinirlenmiş;
” Sen ahmağın, aptalın birisin, hiç arpa ekilen yerde buğday biter mi?” Deyince İşçi;
“ Hayır, ben ne ahmağım, ne de aptal. Ahmak olan sensin. Zira arpa ekilen yere Buğday bitmeyeceğini biliyorsun da, bütün vaktini dünya işlerine harcıyorsun ve Allah’tan ahrette cennetini diliyorsun!” deyince adam kafasına taş yemiş gibi birden düşünmeye başlar. Sonra hiç vakit kaybetmeden tövbe eder ve yaşamına çeki düzen verir.
Her zaman her yerde bizi uyaran birileri yoktur. Allah bize akıl vermiş, fikir vermiş. Dünyada her şey dengeli yaratılmış. Öyleyse biz neden dengesiz yaşayalım. Kazanmadığımız, hak etmediğimiz şeylerin beklentisi içinde olalım. Ne verirsen onu alırsın! Elma ağacından bal istemek, arıdan elma istemek ne kadar akıl dışı ise, Rabbine yönelmeden O’ndan bir şey istemek de o kadar izan dışıdır.

bilal civelek

‘Bayım alyansınızı yanlış elinize takmışsınız!’

11217816_10205846873084605_5576289099656825536_n[1]

Bir uçak yolculuğunda yan koltukta oturan bir adamın alyansını sağ elinin işaret parmağına taktığını fark eden yazar yorum yapmaktan kendini alamaz; ‘Bayım alyansınızı yanlış elinize takmışsınız!’
Adam bunun üzerine; Yanlış kadınla evlendim de ondan!’ diye karşılık verir.
yazar bu anıyı aktardıktan sonra şöyle sorar; ‘Peki ya bu adam doğru adam mı? Yani kadın doğru adamla mı evlenmiş? Yanlış seçilmiş bir insana doğru insanmış gibi davranırsanız sonuçta doğru insanla evlenmiş olmaz mısınız? Doğru seçilmiş bir insanla evlendiğiniz halde yanlış davranıyorsanız yanlış bir evlilik yapmışsınız demektir çünkü.
Doğru insan olmak doğru insanla evlenmekten çok daha fazlasıdır!’
Yazar kitabında şu öyküyü anlatır..
‘Yıllar önce Hawai’de başlık parasına benzer bir uygulama revaçtadır.
Bir erkeğin sevdiği kızla evlenebilmesi için kızın ailesine belli sayıda inek vermek zorundadır. İnek sayısının 10 adet olması gerekmekle birlikte kızın özelliklerine göre bu sayı değişebilmektedir.
Ve adada iki kızı olan bir adam yaşamaktadır. Kızlardan büyük olanı bizdeki deyişle -kabul görmeyen- tipte, şanssız bir kızdır ve babası ona 3 inek fiyat biçmiştir; 2 inekli bir teklifi de kabul edecektir; hatta iyi bir pazarlıkla 1 ineğe fit olmaya razıdır.
Bir gün adanın zenginlerinden Johny Lingo bu eve geldiğinde herkes onun diğer kızı isteyeceğini düşünür. Oysa yaşlı adamı sevince boğarak büyük kıza talip olur. Herkes en azından isteneni yani; 3 inek ödeyeceğini düşünürken Johny yanında 12 tane inekle gelmiştir!!..
O dönemlerde normal bir balayı ortalama bir yıl sürmektedir ama gelin ve damat iki yıllık balayı planlamıştır.Damatla gelinin dönmesinin beklendiği gün ahaliden biri dönüşlerini haber vermeye gelir gelmesine ama gelenlerin Jony ve eşi olduğundan emin değildir. Aslında Johny’i tanımıştır fakat kızdan emin olamamıştır; yaklaşan kadın çok güzel, zarif birisidir.
İyice yaklaştıklarında kimsenin tereddütü kalmaz. Fakat kızın güzelliği,cazibesi ve çekiciliği en eleştirici gözle bile reddedilmeyecek ölçüdedir. Yakından bakanlar Johnny’nin 12 inek karşılığında iyi bir alışveriş yaptığını düşünürler.’Yazar işin püf noktasını şöyle özetler;
‘Johnny 12 inek ödedi, kız 12 ineklik bir kadın haline geldi.’Bu hep böyle olmaktadır; eşinize veya sevgilinize verdiğiniz değer, ona kazandırdığınız değerdir.
Aslında ‘doğru adam’, ‘doğru kadını’inşa eder, ‘doğru kadın’ da ‘doğru adamı’…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Olumsuz Duyguların Bedenimize Etkileri…

11150533_850342778366058_390787501183811405_n[1]

Nefret, Kırgınlık: Kalbi

Üzüntü, Depresyon: Akciğerleri

Kızgınlık, Öfke: Karaciğeri

Korku: Böbrekleri

Olumsuz Düşünce Endişe, Kaygı: Dalağı Yorar

Korkular, Sevgiyi yok eder

KIRIK KALPLİLER İÇİN, KALBİ ONARAN BİR MEDİTASYON TEKNİGİ.

11115646_369168706612758_2818925793310812512_n[1]
1-Nefes alırken,gün ışığını başınızın üstünden kalbinize indirdiginizi imgeleyin.
2-Birkaç defa nefes alarak,ışıgı kalp bölgesinde toplayın.
3-Kalbinizin güneş gibi olduğunu ışık yaydıgını imgeleyin.
4-Nefes verirken,sevgi ve sıcaklıgı bedeninizin her yerine yayın.Kendinizi içten dışa parlarken görün,hissedin.
Kendinizi mutlu ve ışıl ışıl hissetmeye başlayacaksınız.

Bitki Alemi, Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İbretlik Bir Hikaye…

11050662_841097935957209_8245567782438481056_n[1]
Sık sık evinin kapısını çalıp birşeyler dilenen kadından bıkıp, oldukça rahatsız olan evin hanımı, bir gün yine aynı dilenci kapısını çaldığında ondan kurtulmaya karar verir.
Dilenciye biraz beklemesini söyleyip mutfaktan bir ekmek alır ve ortasından yararak arasına peynir,zeytin yerleştirir.
Tabii bu arada arasına haşarat öldürmekte kullandığı kuvvetli zehirden dökmeyi de ihmal etmez. Dışarı çıkıp ekmeği dilenciye uzattığında, kadın “ Allah razı olsun ” deyip evden ayrılır. İyice acıkan kadın bir caminin avlusunda biraz önce kendisine verilen ekmeği çıkarıp tam yiyeceği esnada elini yüzünü yıkamakta olan bir askerin kendisine baktığını görür.
Askerin halinden, yoldan geldiği ve yorgunluğu anlaşılmaktadır. Dilenci kadın, askerin bakışlarından onun aç olduğunu ve sanki “birazda bana ver” manasını çıkarmıştır. Gencin haline acıyan kadın ekmeğin hepsini askere buyur eder ve oradan uzaklaşır.
Dilenci kadının verdiği ekmeği iştahla yiyen asker, çok geçmeden acıyla kıvranmaya başlar. Bir müddet sonra camiye gelen cemaat yerde kıvranan gencin kimin nesi olduğunu sorup öğrendikten sonra alıp evine götürürler. Evin hanımı, aylardır binbir ümitle terhisini beklediği yeni terhis olmuş oğlunu perişan vaziyette karşısında görünce çırpınmaya, dövünmeye başlar.
Biraz zaman geçip de sakinleşen kadın, oğluna ne olduğunu, niçin kıvrandığını sorup öğrenmeye çalışır. Delikanlı biraz önce cami avlusunda bir dilenci kadının kendisine ekmeği verdiğini, onu yedikten sonra bu hale geldiğini söyleyince kadın ona verdiği ekmeği hatırlar ve başından aşağıya kaynar sular dökülür. “ ben ne yaptım? ” diye dövünmeye başlar ama iş işten geçmiştir.
Arslan gibi delikanlı oracıkta hayata gözlerini yumar.
Bu hikayeden herkes kendine göre bir ders çıkarabilir. Her halde o kadının yerinde kimse olmak istemez. Onun gibi olmamak için herkese dilenci, gariban demeden yardım etmeye çalışalım, insanlar eşittir. Zengin, fakir, dilenci, gariban, işçi, müdür, diye ayırmamak gerekir, sonuçta onlarda insandır, insan olduğumuzu ve ne kadar aciz olduğumuzu unutmamak gerekir.
“Her ne doğrarsan aşına, o çıkar karşına ” atasözün de oldugu gibi
Sözün özü: Beğendiysen niçin beğene tıklamıyorsun,
paylaşsanda fena olmaz :))
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

KENDİNİZİ KÖTÜ HİSSETİĞİNİZDE RAHATLAMAK İÇİN KULLANACAĞINIZ 5 TAKTİK

10986175_10153271772199938_7886061546467168638_n[1]

 

Kendinizi Kötü Hissettiğinizde

Sabah işe geç kaldınız, gününüz berbat geçti, sıkıntıdan ve stresten patlamak üzeresiniz ve yatağınıza yattığınızda uyuyamıyorsunuz..!

Bu kabusa son verip keyfinizi yerine getirecek 5 taktikle yüzünüz gülecek…

Bir gününüzün diğerine uyması gerektiğini kim söylemiş? Salı günü yüzünüzde çiçekler açarken, çarşamba günü aynaya bile bakmak istemeyebilirsiniz. Unutayın ki, bu gibi durumları lehinize çevirmek elinizde. Gününüzün rezil olmasına izin vermeyin ve tavsiyelerimizi okuyun.

1) SIKINTIDAN PATLAMAK ÜZEREYKEN:

Öyle günler olur ki keşke hiç yaşamasaydım diye düşünürüz. Böyle bir durumda size önereceğimiz tekniğin çok işe yaradığını göreceksiniz. Kalp, vücudunuzun ritmini koruyan bir organdır. O sakin olduğunda vücudunuz ve aklınız sakinleşir. Önereceğimiz bu aktivite sadece bir dakikanızı alacak:

– Elinizi göğsünüzün sol tarafına koyun ve üç kez yavaş yavaş nefes alın.

– Yorgunluğu ve kızgınlığı üzerinizden atmak için sevdiğiniz birini düşünün.

– Düşüncelerinizi dağıtabilmek için 10 dakikalık bir yürüyüşe çıkın. Bu, kalp atış hızınızı yavaşlatacak ve sorunlannızı daha açık bir zihinle düşünebileceksiniz.

2) BİRİ SİZİ ÜZDÜĞÜNDE:

Kendinizi iyi ifade edemediğinizde kötü bir ruh hali içine girersiniz. Biri sizi üzdüğünde bunu ondan saklamayın. Ne hissettiğinizi dile getirin. Buna sandviç tekniği deniyor; önce pozitif bir şey söyleyin, ardından üzüldüğünüzü belirtin ve konuşmanızı pozitif herhangi bir şeyle sonlandırın.

Sizi üzen patronunuz olduğunda bunu uygulayamayabilirsiniz. Böyle bir durumda sinirinizi bozan şeyi bir arkadaşınıza ya da yakınınıza anlatın. Kendinizi ne kadar iyi hissedeceğinize şaşıracaksınız.

3) GÜN BOYUNCA KÖTÜ BİR RUH HALİ İÇİNDE OLDUĞUNUZDA:

Bir şey ya da biri sinirinize dokunduğunda bütün gününüz rezil olabilir. Sonrasında ise istemeden de olsa çevrenizdeki başka insanlara kötü davranmaya ve onları kırmaya başlayabilirsiniz. İşte böyle durumlarda aşağıdakileri yapmayı deneyin:

– Durumu puanlayın. Ne kadar sinirlendiğinize 1 ile 10 arasında bir puan verin.

– Daha farklı davranabilmeniz mümkün olur muydu diye düşünün.

– Durumu nasıl daha iyi bir hale getirebileceğinizi düşünün. Arkasından da yaşananların bir daha tekrarlanmaması için olayları kafanızda tartın.

– Başka insanların duygularını kontrol edemeyeceğinizi kabullenin.

– Unutmayın ki, problemlere bakışınız sonrasında olacakları ve bütün hayatınızı derinden etkiler.

4) STRESTEN ÇOK BUNALDIĞINIZDA:

Konuşmayın, parmak uçlarınızı kullanın! Parmak uçlarınızla küçük darbeler gerçekleştirmeniz vücudunuzdaki enerji akışını dengeler. Uzmanlar bu tekniğe duygusal akupunktur adını veriyorlar. Gözlerinizin üzerine orta parmağınızın ucuyla hafifçe 5 kez vurun. Sonrasında köprücük kemiği ile kaburganızın birleştiği yerlere aynı vuruşları tekrarlayın. İşlemi göğüs kafesiniz ile tamamlayın. Bu enerji noktalarına parmak uçlarınızla masaj yapmak sizi rahatlatacaktır.

5) KAFANIZDAKİ DÜŞÜNCELER YÜZÜNDEN UYUYAMADIĞINIZDA:

Yatakta dönüp durmak yerine sırt üstü pozisyona gelin, çenenizi gövdenizle aynı hizaya getirip tavana bakın. Bacaklarınızı iyice gerin ve kollarınızı düzgünce vücudunuzun yanına koyun.

Parmak uçlarınızdan başlayarak vücudunuzun her noktasını hissetmeye çalışın. Vücudunuzdaki tüm kasları rahatlatırken düzenli bir şekilde nefes almaya çalışın. Gözlerinizi kapatın, bu arada dişlerinizi sıkmamaya dikkat edin. 10 defa derin nefes alıp verin.

Bu şekilde önce vücudunuza sonra nefesinize odaklanarak zihninizi boşaltmanız mümkündür. Yarım saatte uykuya dalacağınızdan emin olabilirsiniz.

*alıntıdır

Yaşadıklarımızn anlamlanması adına çok güzel bir öğreti

10347627_774022359353465_6232645294255513116_n[1]
Bir satış görevlisine öfkelenmeniz ile birkaç saat sonra komşunuzdan köpeğinizin havlamasıyla ilgili bir şikayet telefonu almanız arasında bağ kurmazsınız. Öğle yemeğinde buluştuğunuz arkadaşınızla ortak bir arkadaşınızı çekiştirdikten sonra işyerinde önemli bir müşterinizle sorun yaşamanız arasında bağ kurmazsınız. Akşam yemeğinde haberlerdeki bir şeyle ilgili olumsuz konuşmanız ile gece mide ağrısından uyuyamamanız arasında bağ kurmazsınız.
Sokakta yere bir şey düşüren bir insana yardım etmek için durmanız ile on dakika sonra market kapısının önünde park yeri bulmanız arasında bağ kurmazsınız. Akşam çocuğunuzun ödevine seve seve yardım etmeniz ile ertesi gün vergi iadesinin beklediğinizden fazla gelmesi arasında bağ kurmazsınız. Bir arkadaşınıza iyilik etmeniz ile aynı hafta patronunuzun size iki maç bileti ya da konser davetiyesi vermesi arasında bağ kurmazsınız.
Oysa hayatınızın her anında VERDİĞİNİZİ GERİ ALIRSINIZ. Siz arada bir bağ kursanız da kurmasanız da…
heart ifade simgesi
The Power/ Rhonda Byrne

Ya sırtımıza alıp taşıyoruz, ya ayağımızın altına alıp çiğniyoruz… Öğrenemedik bir türlü yanyana yürümeyi…

1535032_10153196577882510_3110569778222631534_n[1]