Dünyada görmeyi istediğiniz değişim olun

beautiful pink waterlily or lotus flower in a pond with rain dro

 

“Tam şu anda dünyanın üzerinde savaş ve şiddet var.
Ve her şey karanlık görünüyor.
Ama aynı zamanda sakince ve sessizce bir şeyler oluyor.
İçsel bir devrim gerçekleşiyor.
Ve bazı bireyler yüksek ışığa çağrılıyor.
Bu sessiz bir devrim.
İçeriden dışarıya. Zeminden yukarıya.
Bu küresel bir operasyon.
Ruhsal bir komplo.
Gezegendeki her ulusta uyuyan hücreler var.
Bizi TV’lerde görmezsiniz.
Bizi haberlerde okumazsınız.
Bizi radyolarda dinlemezsiniz.
Biz övgü, onur aramıyoruz.
Üniforma giymiyoruz.
Her şekilde, her büyüklükte, her renkte ve stilde geliyoruz.
Çoğumuz isimsiz çalışıyoruz
Her ülkede ve dünyanın her kültüründe
Sahnelerin arkasında sessizce çalışıyoruz
Büyük ve küçük şehirlerde, dağlar ve vadilerde,
Çiftliklerde ve köylerde, kabilelerde ve uzak adalarda.
Sokakta herhangi birimizin önünde geçebilirsiniz
Ve fark etmezsiniz bile
Tanınmadan çalışıyoruz
Perdelerin, sahnelerin arkasında kalıyoruz.
Övgüyü kimin alacağıyla ilgilenmiyoruz
Sadece işlerin yapılmasıyla ilgileniyoruz
Zaman zaman sokakta birbirimizi fark ederiz.
Sessiz bir onaylama verip yolumuza devam ederiz.
Gün boyunca normal işlerimiz varmış gibi yaparız.
Ama gerçek işimiz bunların arkasında gerçekleşir.
Bazıları bize Bilinç Ordusu der.
Zihinlerimizin ve kalplerimizin gücüyle
Yavaşça yeni bir dünya yaratıyoruz.
Merkezi Ruhsal Zekadan gelen emirlerimizi
Tutku ve sevinçle izliyoruz.
Hiç kimse bakmıyorken,
Yumuşak, gizli sevgi bombaları atıyoruz.
Şiirler, kucaklamalar, müzik, fotoğraf, filmler, şefkatli sözler, gülümsemeler, meditasyon ve dua, dans, sosyal eylemcilik, websiteleri, bloglar ve gelişigüzel nezaket eylemleri…
Her birimiz kendimizi kendi eşsiz armağanlarımız ve yeteneklerimizle, eşsiz bir şekilde ifade ediyoruz.
Dünyada görmeyi istediğiniz değişim olun
Kalplerimizi dolduran özdeyiş budur
Bunun gerçek değişimin gerçekleştiği tek yol olduğunu biliyoruz.
Tüm okyanusların bileşik gücüne sahip olduğumuzu
Sessizce ve alçakgönüllülükle biliyoruz.
Çalışmamız yavaş ve çok özenli
Dağların oluşması gibi
İlk bakışta görünür bile değil
Ve buna rağmen tüm tektonik levhalarıyla
Gelecek olan yüzyıllara ilerleyecek
Sevgi 21. yüzyılın yeni dinidir
Yüksek eğitimli bir insan olmanıza gerek yok
Ya da anlaşılacak olağandışı bilginiz olmasına da
Bu kalbin zekasından geliyor
Tüm insan varlıklarının zamansız tekamülsel nabız atışına gömülmüş.
Dünyada görmeyi istediğiniz değişim olun.
Hiç kimse bunu sizin için yapamaz.
Bizler şimdi askerler topluyoruz.
Belki bize katılırsın.
Ya da zaten katılmışsındır.
Kapı açık.
Hepimiz hoşgeldik.”

Naz’ ire Mazlum Özok

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Evren Bize Mesajları Önce ”Pıt Pıt” Diye Gönderir…

35650986_1669370189842623_4264255238996754432_n[1]

Evren Bize Mesajları Önce ”Pıt Pıt” Diye Gönderir…

Anlamazsa  ”Pat Pat” Diye Gönderir…

Daha da Anlamazsak, ”Güm Güm” Diye Gönderir…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

PARA ENERJİSİ VE ANNE-BABA BAĞIMIZ

44-1[1]

 

Şimdi para enerjisinin dayanıklılık ve bekasının eril ilke ile bağından söz etmek istiyorum. Eril ilkenin ailedeki en önemli …temsilcisi babadır. Baba ve eril ilke yaşamda sağlamlığı ve kalıcılığı temsil eder. Paranın kalabilmesi için babaya “evet” demeniz gerekir. Gökyüzü eril ilkenin en büyük temsilcisi, hava da yaşamanın olmazsa olmazı değil mi zaten? İster yağmur, ister fırtına, ister dolu, ister kar getirsin, havaya “hayır” diyebilir misiniz?
Babamıza “evet” demek, tıpkı hava gibi ona her koşulda rıza göstermektir. Başka bir deyişle ona tüm yaşamı, deneyimleri, suçları, eksik/fazla yanları, hataları, geçmişi, genetik kodlamasında kaydı bulunan bulunmayan tüm ataları, onların yaptıkları/yapmadıkları, evrensel/bütünsel sisteme verdikleri veremedikleri ile hiç ayırımsız total ve koşulsuz bir kabul anlamına gelir. Biz babamızın bazı yanlarını beğenmez ve reddersek…
İşiniz var. Çalışıyorsunuz, geliriniz birçoğunun özeneceği kadar yüksek. Demek dişi ilke, dünya ana ve tabii kendi annenizle ilişkileriniz gereğince iyi. Buna karşın kazancınızda bereket yok. Ne yapsanız en azından bir ev sahibi olamıyor, paranızın birikmesini sağlayamıyorsunuz. Hatta bu kadar gelire rağmen gelirinizi giderinize denkleştiremiyor, ay sonuna borçsuz ulaşamıyorsunuz.
Bir işyeri sahibisiniz. Çalışanlarınız, müşterileriniz memnun, ürününüz kolayca pazarlanıyor, vergilerinizi, SSK, Bağ-Kur ödemelerinizi düzenli gerçekleştirebiliyorsunuz. Para akışınız da iyi, tahsilâtlarda her hangi bir tıkanıklık görmüyorsunuz. Buna karşın kazancınızda bereket yok. Ne yapsanız en azından bir ev sahibi olamıyor, paranızın birikmesini sağlayamıyorsunuz. Herkese yardım eden, varlığıyla destek sunan siz kendiniz için belli bir rakamdan sonrasını ayıramıyorsunuz.
Her şeyin bu kadar iyi olmasına rağmen birikim yapamamanızı bir türlü açıklayamıyor, neredeyse nazara, büyüye bağlıyorsunuz…
Dikkat edin! Annenizle ilişkiniz gereğinden fazla iyi olabilir…
Bert Hellinger “düzen bir araya getirir, böylece sevgi akar” diyor. Aile en küçük toplumsal birliktir. Ailede evrensel düzen sevginin akışkanlığını sağlar. Ailede düzen her şeyden önce, ebeveynlerin vermesi ve çocukların alması üzerine kuruludur. Ebeveynler, kendi anne babalarından ve yaşam boyu birbirlerinden aldıklarını, çocuklara aktarırlar. Çocuklar ise önce ebeveynlerini anne ve babaları olarak kabul eder, sonra da onların kendilerine sunduklarını alıp kendi deneyimlerinden gelen zenginliklere temel olarak kullanırlar. Herkes daha önce kendi anne babasından ve daha sonra eşinden aldıklarını birleştirip sonraki nesle sundukça bir araya getiren düzen kalıcılık kazanır ve buna bağlı olarak sevgi sorunsuzca akar. Böylesi bir sevgiyle desteklenen kişi yaşamda tartışmasız başarıya ulaşır.
Burada sözünü ettiğimiz veriş ve alış genel bir veriş ve alış hali değil, tam olarak yaşamın verilişi ve alınışı halidir. Ebeveynler çocuklarına geldikleri sıraya göre yaşamdan elde ettiklerini verirler, çocuklar da geldikleri sıraya göre önce anne ve babalarından sonra büyük kardeşlerden yaşamı ve aile büyüklerinin yaşamdan elde ettiklerini alırlar.
En büyük kardeş en önce geldiğinden, anne babadan en çok alandır. O da kardeşlerine en çok verir. İlk kardeş herkese verir, ikinci abiden/abladan alır, kardeşlerine verir ve bu sırayla devam ederken, en son gelen kardeş anne babadan en az ve büyük kardeşlerden en fazla alan olur.
Yaşamın ilerleyen yıllarında, ebeveynler yaşlanıp bakıma muhtaç hale geldiğinde, diğer kardeşlerinden en çok alan küçük kardeş, anne ve babasının bakımını üstlenir. Böylece dengeyi sağlamaya gayret eder. Bu diğer kardeşlerin kendisine yardım etmeyeceği anlamına gelmez ama görevin büyüğünü üstleneceğine işaret eder. Bu zorlamayla değil, kendiliğinden olandır.
Sevgi düzenleri, çocukların yaşamı anne babalarından tam da onların verdiği gibi ve bütünlüğüyle almalarını gerektirir. Ayrıca anne ve babalarını “keşke benim annem babam daha farklı, -örneğin- daha zengin, daha kültürlü, daha zeki, daha akıllı olsaydı” türünden her hangi bir dilekle değil tam da oldukları gibi almalarını, kabul etmelerini gerektirir.
Bütün bunlar olurken elbette anne ve baba kendi arasında da birlikte düzen içinde olmanın ve sevginin akmasına izin vermenin yolunda olmalıdırlar. Bu yolda kalmayı reddetmeleri, aralarında sürtüşmelere, tartışmalara hatta kavgalara kadar gidebilir. Bu büyüklerin işidir ve küçükleri ilgilendirmez. Nehirlerin yukarı akamayacağı gibi, aile içi düzen de geriye doğru kurulamaz.
Çocuklar, görünen ne olursa olsun, ebeveynlerin sorunlarında taraf tutmayı reddetmek zorundadırlar. Her çocuk % 50 anneden ve % 50 babadan gelenlerle ortaya çıkmıştır. Anne ya da babanın bir yönünü reddetmek, eleştirmek, yargılamak, aynı zamanda kendi içindeki bir parçayı da reddetmek, eleştirmek ve yargılamak anlamına gelir. Kendisini bütün olarak alamayan kişi aynı zamanda içinde sevginin akmasını engelleyen kişidir.
Ancak genellikle ebeveynler kendi aralarındaki çözümsüzlükten kurtulmak veya karşı taraf önünde güç kazanmak adına çocuklarına baskı yaparlar. Bunu sözle veya davranışla ortaya koymaları ya da içlerinden geçiriyor olmaları çok da önemli değildir. Sadece aralarında sorun olması yeter. Bu görülmese de sezilir ve hatta ruh tarafından mutlaka bilinir. Çocuklar genellikle, göremedikleri ama sezgisel olarak bildikleri durumda da alenen ortada kavga olan halde de aynı davranır, toplum tarafından yönlendirilmiş bireysel vicdanlarının dayatmasıyla ezilen tarafın yanında olurlar.
Annenin babayı incittiği hallerde çocuk çok da istemeden hatta mümkünse gizlice babasının yanında yer alır. Annenin bunu fark etmesini çok istemez aslında ama vicdanına da yenik düşer işte. Babanın anneyi ezdiği durumlardaysa, çocuk açıkça, göstere göstere babaya kızar, kırılır. Bu davranış sanıldığı kadar saçma ya da gereksiz değildir.
Çocuk gözünde anne en önemli varlıktır. Neredeyse, anne olmadan çocuk da var olamaz. Baba daha sonra gelir ve çocuk en saf haliyle anne varsa babanın yerinin dolacağını sanır. O yüzden annenin mağdur olduğu hallerde taraf tutmak çok daha kolay ve sık rastlanılan bir haldir. Evlat, içten içe annesini üzen babasını yargılar, reddeder hatta elinden gelse cezalandırır. Ayrılık bilinci…
Oysa çocuk bu davranışıyla içindeki eril enerjiyi yargılamış, dışlamış, reddetmiştir. Yaşamdan sağlamlık, kalıcılık ve etkinlik enerjilerini çekebilecek ve kendisinde kalmasını sağlayabilecek alanda enerjisel kopukluk hatta yoksunluk başlatmıştır.
Benzer enerjiler birbirlerine çekilirler yasası gereği, kendi enerji alanında eksik ya da yetersiz olan eril enerji dışarıdan geleni alıp kendine katma ve kullanabilme olanağını kaybetmiştir.
Pek çok kez, çocuk bireysel vicdana kıyasla daha etkili olan sevgi düzenlerine ilişkin içsel bilgisine bağlı kalmayı böylece anne ve babasına eşit mesafede olmayı yeğler. Kendisi için neyin gerekli olduğunu bilen içsel sesi onu hata yapmaktan, kendini eksiltmekten, içerme kapasitesini daraltmaktan uzak tutuyordur. Ancak anne çok eziliyorsa, çocuğa “baban bana haksızlık ediyor, görmüyor musun, bir şey yap, senden başka silahım yok” mesajını, bakışıyla, duruşuyla, tavrıyla hatta gerektiğinde sözle o kadar net vermeye başlar ki, çocuk ister istemez etkilenir. Annesinin artık kendisine sevgi vermeyeceğini sanarak sırf o sevgiyi alabilmek adına kurban rolünü kabul etmeye başlar.
Bu noktadan sonra çocuk giderek zayıf düşmeye ve maddi kayıplara uğramaya başlar. İçsel sesi yaptığı hatayı maddi kayıplarla görünür kılmaya çalışıyordur. Anne desteği tam olduğundan buradaki durum para kazanmayı başaramayan insandan daha farklıdır. Parayı kazanıyor ama gitmesine bir türlü engel olamıyordur.
Bazen erken ölen eşe kırgın kalan anne, bilerek ya da bilmeyerek çocuğun da kırılmasına, erken ölümünü ve kaderini onurlandırması gereken babasına bırakın saygı duymayı kızgınlık duymasına bile sebep olur. Çocuk içten içe iki yönlü suçluluk duymaya başlar. Hem annenin kendisini sevmesi için babasını dışlamak zorunda kalmaktan hem de buna bağlı suçluluk duyarak annesini üzmekten rahatsızdır ama rahatsızlığını dillendirip anlamlandıramaz.
Ya da baba başka bir kadınla gitmek de dahil her hangi bir sebeple aileyi terk etmiş olabilir. Belki de baba para vermiyor ya da kumarda yiyordur. Birini öldürmüş, hırsızlık yapmış, bir şekilde kriminal bir davranışta bulunmuş cezaevine konmuştur. Babanın uzakta olması için haklı haksız pek çok sebep olabilir. Ancak bütün bunlar o çocuğun babası olduğu gerçeğini değiştirmez. Çocuk yukarıda da belirttiğim ve üzerine basa basa tekrar tekrar söylediğim gibi babasına saygı duymak ve onu tam da olduğu haliyle bir bütün olarak almak, kabul etmek zorundadır. Babayı yargılamak, eleştirmek, dışlamak, kendi parçasını dışlamaktır ki bütün olmamıza engel olan bu tür bir davranış bizim yaşamımıza sorunları davet eder çünkü sevgi akışı kendi seçimi yoluyla kesintiye uğramış ve engellenmiştir.
Özellikle baba yaşamın neşe kaynağıdır. Babasını yargılayan çocuk aynı zamanda yaşamın neşe kaynağını da yargılamış ve reddetmiştir.
Anne babamızı yaptıklarından dolayı yargılarsak içimizdeki cezacının harekete geçmesine engel olamayız. Suç cezasız kalmamalıdır, sosyal yaşam bizi ve vicdanımızı böyle eğitmiştir. İçimizdeki cezacının gücü anne babamıza doğrudan ceza vermeye yetmez. Bu nedenle biz çeşitli yollarla kendimize zarar ve böylece dolaylı olarak -kendi bünyemizde- ebeveynlerimize ceza verme eğilimine gireriz.
Kazalar, kayıplar, mutsuzluk bizim yaşarken içten içe sevindiğimiz deneyimler haline gelebilir. Ne de olsa, ebeveynlerimiz bizim bu halimize üzülüyorlardır. Ayrıca, kendimize ceza vermek, içimizde ebeveynimize ilişkin parçaya da ceza vermektir…
Kendimize zarar vermek için önce küçük kazalar yaratırız. Düşer dizimizi, dirseğimizi incitiriz. Daha sonra hastalıklar gelir. Ağır hastalıklar yaratıp, başta bizi babamızdan ayrı tutmaya gayret eden annemizi cezalandırır, sonra da babamıza “bak senin yüzünden neler oldu gördün mü” mesajı veririz.
Giderek neşemizi yitirmeye, içimize kapanmaya başlarız. Bu halimiz ebeveynlerimizin canını yakan, onları üzen bir haldir ve bunu sevgiyle kullanırız onlara karşı… Cezalandırma aslında bir dengeleme arzusudur. Eksik olanı sisteme katmak veya görünür kılmak adına yarattığımız bir yaklaşımdır. Neşeyle yakından bağlantılıdır.
Neşe eril ilkeye daha yakın olması nedeniyle, çocuğun yaşamına babayla geçirdiği zamanlar yoluyla katılır. Ancak annesini kaybetmekten korkan çocuk, babasıyla giderek daha az zaman geçiriyor ve dolayısıyla daha az neşeye ulaşıyordur. Giderek kendinin neşelenmeye değer olmadığına inanmaya başlar ve tabii cezayla elele olan kısır döngü de burada ona katılır…
Sıra neşesizliği dengeleme gereğine gelmiştir. Bu hali dengelemeye çalışan çocuk, iş yaşamında eğlenmeye, yaşamında eksik olan neşeyi oradan elde etmeye çabalar. Bu bilinçli bir yaklaşım değildir. Tamamen içgüdüsel ya da sezgiseldir.
Bir yandan anne sevgisini yitirme korkusu, öte yandan neşeye kendini değer bulmamak… Bocalamakta olan çocuk dengeyi para kazanıp o parayı elde tutamamakta bulur. Böylece neşe yaratmak için oynadığı oyunu her an yeniden, başka kostümler ve ayrı repliklerle sahneye koyabilecektir…
Başlangıçta söylediğim gibi kazandığınız paranın bereketi yoksa ne kadar kazanırsanız kazanın bir biçimde elinizden çıkıyorsa, bu oyundan da sıkıldıysanız, size önerim babanızın önünde saygıyla eğilip özür dilemenizdir.
Babanız çoktan dünyasına göçmüş, sizi ve annenizi yıllar önce terk etmiş ya da basitçe emekliye ayrılıp köşesine çekilmiş olabilir. Öyle bir durumu vardır ki bırakın size destek vermeyi, kalkıp kendi başına tuvalete gidemiyordur. Ya da her ne durumdaysa, yanınıza gelemiyor veya tüm olanlardan sonra ne yapsa sizin yüreğinize ulaşamıyordur.
Zihniniz size oyun oynamaya devam eder. “Babam zaten yaşlı, uzak, hasta, öldü, nerede olduğunu bile bilmiyorum” gibi tümcelerle sizi ondan uzak tutmaya başka bir deyişle ayrılık bilincinde olmanızı haklı kılmaya çabalar.
Siz onu dinlemeyin. Babanız nerede olursa olsun, ister yaşasın ister dünyasına göçmüş olsun, ister en iyi baba mansiyonu alacak kadar mükemmel, ister en kötü baba damgası yiyecek kadar zararlı olsun, siz ona saygıda kusur etmeyin. Babanız sizi görmese de ona saygı duyduğunuzu ve tam olarak nasılsa o haliyle kabul ettiğinizi duymasa da bilinçdışı alanda bu yaklaşımınızı bilecektir. O bilmese bile, sizin içinizde babanız aracılığıyla reddettiğiniz kısım geriye gelebilecek ve siz tekrar bir bütün olabileceksiniz.
Hayatta sağlamlık kazanmak, kolay ya zor kazandığınız paranın kalıcılığını sağlamak ancak bu bütünlüğü yakalamakla olasılık kazanır. Benden söylemesi…
Peki ne olacak? Ne yapmalı, nasıl başa çıkmalı?
Yapmanız gereken basit, babanızı, onun karşısında durduğunuzu ve gözlerine baktığınızı imgeleyin. Aynı anda babanızın arkasında tüm atalarınızın tüm deneyimleri ve onların sonuçları ile orada hazır olduklarını düşünün/var sayın. Babanızın gözlerine bakın ve sizi ne kadar sevdiğini görmeye gayret edin. Arkasında duran insan kalabalığına ve onların tüm ayrılık bilincine, kendi yaşamının tüm zorluklarına, annenizle olan tüm sorunlarına, kendi ebeveynlerinden alamadıklarına rağmen size yaşam verdiğini aklınızda bulundurun. Öylece bir süre kalın.
Sonra onun önünde eğildiğinizi, başınızı yere değdirip ellerinizi -avuç içleriniz yukarı bakacak şekilde- onun önüne doğru yere koyduğunuzu hayal edin. Bir süre öylece bekleyin ve sonra
“Babacığım sen büyüksün ben küçüğüm, bu güne dek sana saygısızlık ettim, çok üzgünüm, lütfen beni bağışla, seni seviyorum ve teşekkür ediyorum”
deyin.
Onun sevgisinin rahatlıkla size doğru akabildiğini, içinizin eksik kalan yanının tamamlandığını hissedene dek öylece kalın.
Bunu bir seferde yapamayabilirsiniz. Yılmayın, denemeye devam edin..
Zeynep Sevil Guven
kaynak zasge

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bayram Eğlencesi… Telefonunuzun Son Üç Rakamına Göre…

hareketli-bayram-kutlama-kartı[1]

KİMİNLE                                 NERDE              NE YAPTINIZ

1.Sevgilimle                            Parkta                Yürüyüş yaptık

2. Eski Sevgilimle                   Telefonda         Yazıştık

3. Ailemle                                 Sahilde               Kahvaltı Ettik

4.Arkadaşlarla                         Kafede                  Dertleştik

5.Kendimle                                Evde                  Film Seyrettim

6.İş Arkadaşlarımla                Lokantada          Yemek Yedik

7. Oğlumla                               AVM de              Alışveriş Yaptık

8. Kızımla                                Pastanede           Limonata İçtik

9. Müstakbel Sevgiliyle        Plajda                 Yüzdük

0. Kocamla                             Caddede               Elele Tutuştuk

Herkese güzel ve iyi bayramlar olsun cancanlar,

Kocaman Kocaman Öpüyorum

Sağlıcakla,

Anette

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mars 27 Haziran da retro yapmaya başlayacak ve 27 Ağustosa kadar retrosu devam edecek.

35143779_1154945444647211_2744700353747353600_n[1]

 

Kuzey Ay Düğümü ejderhanın ağzıdır,şimdi yaratmakta olduğumuz,sonraki yaşamda “sindireceğimiz ve hazmetmek durumunda olacağımız”deneyimlerdir.
Güney Ay Düğümü ise geçmişte “yediklerimizin” sonucudur, bir önceki dönemde yediklerimizi hazmetme dönemini anlatır. Önümüzde zor bir hazımsızlık süreci olacağı kesin zira Güney Ay Düğümü Kova burcunda ve eylem ve kararlığın ifadesi, cesaretin astrolojik semboliği Mars ile kavuşumda, Mars 27 Haziran da retro yapmaya başlayacak ve 27 Ağustosa kadar retrosu devam edecek.

İçe dönem Mars enerjisi “geçmişte neyi? Niye yanlış yanlış yaptığımızı ya da yapmamız gerekirken yapmadığımız, yapamadığımız konuların sonuçları ile yüzleştirerek, hem kendimizin hem de kollektifin en yüksek hayrına olan şeyleri yapmamızı talep edecek bizlerden. Önümüzde bir bayram ve bir de seçim süreci var malum. Hem bireysel olarak bizleri hem de bizim kollektif içindeki varlığımızı çok iyi sembolize eden iki önemli olay.
2016 da Kasım ve Aralık ayında Mars yine Kova burcundaydı ve o zaman neler yaşadınız? Hangi konular gündemdeydi hayatınızda? Yanlış, adaletsiz ve bencilce verilen kararlar varsa şimdi dönüp bir daha üzerinden geçme zamanı kimimiz için; haritasında uygun etkileri alanlar ve hak-hujkuk-adlet ve eşitliğe, kendi için istediğini aynı saf ve kalbi duygular ile başkaları için isteyenler için de karmik hak ediş zamanı içindeyiz. Kimi yediklerini hazmedecek, kimi hazımsızlık çekecek de diyebiliriz…

Kaynak: Hülya Değer

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sevgi Damlacıkları Uygulaması…

images[4]

 

DAMLAYA DAMLAYA GÖL OLUR
Bir öğretmen arkadaşla sohbetimizi sizinle paylaşmak istedim. Adının kullanılmasını istemediği için ona Hayri Öğretmen diyelim. Kendisi benim verdiğim üç günlük bir eğitime katılmıştı; o zamandan beri ara sıra buluşur, konuşuruz.
İyi bir öğrenci olan Recep (isim gerçek değil) son iki aydır gittikçe düşük notlar almaya başlıyor ve yine bu dönemde arkadaşlarıyla ara sıra kavgalı oluyor. Gittikçe kötüye giden bu durum Hayri öğretmenin dikkatini çekiyor ve öğrenciyle konuşmak istiyor.
Recep kendisine sorulduğunda bir sorun olmadığını söylüyor ve göz teması kurmuyor. Hayri öğretmen pek üstelemiyor. Diğer öğretmen arkadaşlarıyla konuşuyor, onlar da bir şey bilmiyor. Daha sonra Recebin en yakın arkadaşı olan bir başka öğrenciyle konuşuyor ve Recebin annesinin babasından ayrılma süreci içinde olduğunu öğreniyor. Bu ayrılma süreci içinde anne Recebi yanına almak istemiyor, baba ise başka bir şehre gideceğini ve Recebin annesinin yanında kalmasının daha doğru olacağını düşünüyor.
Sonuç olarak Recebi ne annesi ne de babası istiyor. Recep kendisini istenmeyen evlat olarak görüyor. O kadar gücüne gidiyor, o kadar utanıyor ki, bu durumu en yakın arkadaşına dahi söyleyemiyor. Recebin bir arkadaşı, annesinin komşusu olan bir başkasından durumu öğreniyor.
Hayri öğretmen ne yapacağını bilemiyor, ama Recebin içinde bulunduğu zor durumun farkında olarak onu izlemeye başlıyor. Durumu okul müdürüyle, rehber öğretmenle konuşuyor. Rehber öğretmenin konuşma isteğini de Recep olumlu bakmıyor ve Rehber öğretmenle buluştuklarında sessiz kalıyor.
Hayri öğretmenin aklına bir fikir geliyor; bizim seminerde “sevgi damlacıkları” adını verdiğimiz bir uygulamayı biraz değiştirerek sınıfa taşımaya karar veriyor. Bu uygulamanın aslında şöyle bir yol izleniyor: Uygulamaya katılanlar birbirlerinin yüzlerini görecek biçimde bir çember oluşturuyorlar. Sırası gelen kişiye” hedef” deniyor. Diyelim A kişisi hedef oldu: Çemberdeki herkes A’nın gözünün içine bakarak, onda gördüğü olumlu bir özelliği söylüyor. “Çalışkan ve dürüst bir insansın,” gibi. İsterse birden fazla olumlu özellikler de söyleyebiliyor; “Çalışkan ve dürüst bir insansın; senin müzik yeteneğine bayılıyorum ve hep arkadaşım olarak kalmanı istiyorum,” gibi. Daha sonra sıradaki kişi konuşuyor, o da A’da gördüğü olumlu özellikleri söylüyor. Her bir kişi en fazla 10 saniye konuşuyor. Bu süreç devam ederken A konuşanın gözünün içine bakmanın ötesinde başka bir şey yapmıyor. Sadece dinliyor. Tüm grup bittikten sonra gruba teşekkür ediyor ve şimdi burada neler hissettiklerini paylaşıyor.
Sonra sıra B kişisine geçiyor ve gruptaki herkes “hedef” oluncaya kadar süreç devam ediyor. (Otuz kişilik bir grup kişi başına ortalama 10 saniyeden 150 dakika alır.)
Bu güçlü bir uygulama. Bu uygulamada olumsuz hiçbir ifadeye izin verilmez. İfadenin temiz olması gerekir, olumlu ifadeden sonra “ama, fakat, ne var ki, keşke biraz da” gibi ifadelere yer verilmez. Konuşan kişi inandığı, var olduğunu gördüğü olumlu özellikleri söyleyecektir.
Bu uygulamadan sonra gruptakilerin ilişkisi yenilenmekte ve güven duygusu artmaktadır. Bence yılda bir birlikte çalışan insanların bunu yapması gerekir.
Hayri öğretmen bu uygulamayı değiştirerek her hafta bir öğrenciye sevgi damlacıkları uygulamasını yapmaya karar veriyor. Yani tüm öğrenciler değil, her hafta ancak bir öğrenci “hedef” olacaktır.
Peki, “hedef” kim olacak? Bir araştırma yapıyor ve hem isminde hem de soyadında “p” harfi olan tek kişinin Recep olduğunu saptıyor.
Hafta başında Recebin sınıfında kararını açıklıyor; uygulamayı anlatıyor. Kimle başlayacağımıza karar verelim, diyor. İlk isminde “p” harfi olanlar el kaldırsın, deyince üç kişi el kaldırıyor. Soyadında “p” harfi olan var mı deyince, sadece Recep el kaldırıyor. Evet, arkadaşlar Recep ile başlayacağız, diyor öğretmen. “Recep sen ilk olacaksın, bu uygulama bitince, önümüzdeki hafta kimin “hedef” olacağına sen karar vereceksin. Senin seçtiğin kişi de kendinden sonra kimin “hedef” olacağına karar verecek, böylece zincirleme herkes “hedef” oluncaya kadar uygulama her hafta devam edecek,” diyor.
Sınıftaki herkes Recebe gördüğü olumlu bir yönünü söylüyor. Beş dakikanın sonunda Recep gözyaşlarını tutamıyor. O dersin sonunda Hayri öğretmenle konuşmak istediğini söylüyor ve baş başa kaldıklarında durumu olduğu gibi anlatıyor.
Hayri öğretmen o noktadan sonra Recep’ten izin alarak ona yardımcı olmaya başlıyor; müdür, müdür yardımcısı, rehber öğretmen devreye giriyor. Uygun ortamlar yaratılarak baba ve anneyle konuşuluyor; hayretle görülüyor ki, anne ve baba Recebi nasıl etkilediklerinin farkında değiller.
Recebin aynı okulda kalarak, arkadaşları ve öğretmenlerinde ayrılmadan eğitimine devam etmesi olanağı sağlanıyor.
***
Sevgi damlacıkları uygulamasını sınıfa taşıyan “Hayri” öğretmeni kutluyorum. Bence her aile, doğum günü olan kişiyi” hedef” yaparak sevgi damlacıklarını uygulayabilir. Her öğretmen o gün doğum günü olan öğrencisini “hedef” ilan ederek sevgi damlacıklarını uygulayabilir.
Lütfen, tanıdığınız tüm öğretmenlerle paylaşın.
Böyle yaratıcı bir uygulamayı benimle paylaşarak “Hayri” öğretmen benim ufkumu açtı. “Öğretmen gibi öğretmen.” Teşekkür ediyorum.
Doğan Cüceloğlu (26.02.2012)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Kaliteli Yaşamın Kuralları

sağlıklı-yaşam[1]
1. Çok su için.
2. Kahvaltıyı kral, öğle yemeğini prens ve akşam yemeğini de dilenci gibi yiyin.
3. Ağaçlarda ve bitkilerde yetişen yiyecekleri daha çok ve fabrikalarda üretilen yiyecekleri daha az yiyin.
4. 3 E ile yaşayın — Energy, Enthusiasm, and Empathy (enerji, heyecan ve duygu paylaşımı).
5. Meditasyon,REİKİ, yoga ve dua yapacak zaman yaratın.
6. Daha çok oyun oynayın.
7. 2009’de okuduğunuzdan daha fazla kitap okuyun .
8. Her gün en az 10 dakika sessiz olarak oturun.
9. 7 saat uyuyun
10. Hergün 10-30 dakika yürüyüş yapın. Ve yürürken gülümseyin.
KİŞİLİK:
11. Hayatınızı başkalarınki ile karşılaştırmayın. Onların seyahatinin ne hakkında olduğuna dair hiçbir fikrin yok.
12. Kontrol edemeyeceğiniz olumsuz düşüncelere veya şeylere sahip olmayın. Bunun yerine enerjinizi olumlu şekilde şu an için harcayın.
13. Fazla abartmayın. Sınırlarınızı bilin.
14. Kendinizi çok ciddiye almayın.
15. Kıymetli enerjini gevezelikle, dedikoduyla boşa harcamayın.
16. Uyanık iken daha fazla hayal kurun.
17. Kıskançlık, çekememezlik zamanın boşa harcanmasıdır. Zaten ihtiyacın olan herşeye sahipsin.
18. Geçmiş meseleleri unutun. Partnerinizin geçmiş hatalarını hatırlatmayın. Bu durum mevcut mutluluğunuzu bozar.
19. Hayat, birisine kin duyarak zamanı boşa harcamak için çok kısadır. Kimseden nefret etmeyin.
20. Geçmişinizle barış yapın ki, şimdiki zamanı bozmasın.
21. Senden başka hiç kimse senin mutluluğundan sorumlu değildir.
22. Hayatın bir okul olduğunu ve öğrenmek için burada olduğumuzu unutmayın. Problemler, cebir dersi gibi gelip giden ancak aldığımız derslerin bir ömür boyu devam ettiği eğitim programının bir parçasıdır.
23. Daha fazla gülümseyin ve gülün.
24. Her tartışmayı kazanmak durumunda değilsiniz. Aynı fikirde olmamak için anlaşın.
SOSYAL YAŞANTI:
25. Ailenizi sık arayın.
26. Her gün diğerlerine iyi bir şey verin.
27. Herkesi herşey için affedin.
28. 70 yaşından büyük ve 6 yaşından küçük kimselerle vakit geçirin.
29. Hergün en az 3 kişiye gülümseyin ve tanımadığınız en az 1 kişiye “GÜNAYDIN” deyin.
30. Başkalarının senin hakkında ne düşündüğü seni ilgilendirmez.
31. Hasta olduğun zaman işin sana bakmamalı. Arkadaşların bakmalı. Onlarla temasta olun.
HAYAT:
32. Doğru şeyi yapın!
33. Faydalı, güzel veya neşe dolu olmayan herşeyden uzak durun.
34. TANRI herşeyi iyileştirir.
35. Bir durum iyi veya kötü olsun, nasılsa değişecektir.
36. Nasıl hissettiğinizin önemi yok, haydi kalkın, giyinin ve ortaya çıkın.
37. En iyisine henüz sıra gelmedi.
38. Sabah sağlıklı olarak uyandığınız zaman, bunun için TANRI’ya şükredin.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Çekim Yasasının Püf Noktaları…

34728586_1950433591668199_6213186882524676096_n[1]
1 ) Öncelikle küçük isteklerle başla.
Böylece zihnini isteklerinin gerçekleşeceğine ikna edersin.
Hiç bir şey başarının kendisinden daha başarılı bir etki bırakmaz zihninin üzerinde.
Başarı ise hayatına yeni başarıları çeker.
Böylece başlangıç adımın kolay netice verir ve daha da büyük isteklerinin gerçekleşeceğine inanır.
2 ) İsteklerini doğru formüller halinde evrene sunmalısın.
Şimdiki zamanda istemek tek doğru kuraldır.
“Ben sağlıklıyım”,
“Ben zenginim”,
” Benim mükemmel bir ilişkim var”,
” Ben sevdiğim bir ortamda, sevdiğim işi yapıyorum” gibi cümleler olmalı. “…olacak”, “…sevecek” gibi cak/cek ‘le biten cümlelerden uzak dur.
Aksi takdirde sadece isteme durumunu istemiş olursun ki, bu da sana sürekli isteme halinden başka bir şey getirmez.
Olmuş gibi davranmalısın.
İstediğin her neyse, ona sahipmiş gibi yaşamalısın.
İsteğinin gerçekleşeceğine dair olumlu bir ruh hali içinde olman önemli.
Böyle davranırsan motivasyonun artar.
Hayatına doğru olayları da beraberinde çekmiş olursun.
Olumsuz ekler içeren cümlelerden kendini arındır.
Engel olmaya çalıştığın şeyleri andıkça onları da hayatına çekiverirsin.
Enerjini sahip olmak istemediklerine değil, sahip olmak istediklerine yönlendir.
Unutma korkular, korktuklarını hayatına çeker.
“ hasta olmak istemiyorum” dediğin an hastalığı çekersin.
Ağzından dökülen kelimelerin bilincinde ol.
“Ben sağlıklıyım!” de.
Bir şeyi var etmemeyi değil, bir şeyi var etmeyi becerebiliyorsun.
Bu yüzden sadece var etmek istediklerine odaklan, var etmek istemediklerine odaklandıkça içini korkuyla doldurursun.
Sakın ola, bir şeyi önlemek adına kurulmuş cümleler kullanma.
Bunu yapamazsın.
Tam tersini ise uygulayabiliyorsun.
Demek ki yalnızca olumlu cümleler kuracaksın.
Hiçbir cümlen yok etmeye yönelik olmayacak.
“Ben sağlıklıyım!” cümlesi kısa ve öz bir emirdir.
Böyle bir emirle evrene hastalığına ilgilendiğini değil, sağlığınla ilgilendiğini gösterirsin.
3 ) İsteklerini yaz.
Yazdıkça onları beyan etmiş olursun.
Yazdığın andan itibaren isteğin maddeye dönüşmüştür.
O senin sabit ve kesin isteğin haline gelmiştir.
Yazınca isteğin sarsılmaz ve kesim bir forma bürünmüştür.
Yazılmış isteğin gerçekleştiğinde onu kolayca takip de edebilirsin.
Gerçekten istediğini mi elde ettin?
Yoksa onu tekrar formüle mi etmelisin?
Bunu sadece yazdıysan görebilirsin.
Yazarak tüm bunları uygulaman daha kolay olacaktır.
Bunun için ister bir ajanda, ister bir defter kullanabilirsin.
Formüllerin kısa, öz, net ve kesin olsun.
İsteklerini ne kadar doğru iletirsen, karşılığını o kadar doğru alırsın.
Kısa ve öz formüller üretirken, isteğin üzerinde düşünmek zorunda kalırsın ve bu sayede onun özüne inebilirsin.
İsteğinin özüne inmek onun gerçekleşme süresini hızlandırır.
4 ) Muhakkak teşekkür etmelisin.
Teşekkür ederek iyi olan her şeyi çoğaltırsın, hayatına bolluk bereket gelir.
Teşekkür ederek hayatını gözden geçirirsin ve hayatındaki güzel gelişmelerin farkına varabilirsin.
Bu sayede elde ettiklerine ve sahip olduklarına hak ettikleri dikkati ve değeri vermiş olursun.
Dikkatini neye verirsen, enerjin peşinden gider.
Hayatındaki tüm iyiliklere ve güzelliklere teşekkür ettikçe dikkatin enerjin o yöne akar.
Şükredeceğin, teşekkür edeceğin şeyler artar.
Teşekkür ettikçe isteğini şimdiki zamanda tutarsın.
Nasıl ki duanın sonundaki “amin” duayı doğrulayan ve kesinleştiren bir şeyse, isteklerinde de teşekkür ve şükretmek aynı etkiyi yaratır.
Dua etmek ya da bir istekte bulunmak birbirinden çok farklı konular değildir.
Her iki koşulda da dünya üzerinde beş duyunla tanıdığın “sen”den daha yüce bir mertebeye sesleniyorsun.
Ayrıca unutma teşekkür etmek endişeleri ve korkuları ortadan kaldırır.
Kendine güvenin artar.
Unutma arkadaşlarından bir istekte bulunduğunda bile, daha isterken yapacağından emin bir şekilde teşekkür ediyorsun.
Teşekkür ederek siparişini teyit etmiş olursun.
İsteğini mühürlersin, imzalarsın.
5 ) Endişe etmeyi bırak ve yüreğini güven duygusu ile doldur.
Endişe her zaman kesin bir istektir.
Bir istekte bulunduktan sonra endişe duyarsan, evren o isteğini istemediğini düşünecek.
Yani birinci siparişin isteğin iken, ikinci siparişin isteğini iptal etmen olacaktır.
Her zaman başarılısın, sadece hangi isteklerinin daha baskın olduğunun farkına var.
İstediğin her hangi bir şey mi, yoksa endişen mi daha baskın bir istek?
Başarıya inanmazsan başarılı olamazsın.
Başarısızlığa değil, başarıya odaklan.
Başarısızlığa odaklandığında da başarılı olacaksın tabii ki.
Fakat bu durumda ödülün başarısızlık olacak!
6 ) Sessiz olmayı öğren.
Bir istekte bulunduysan bunu kendine sakla, onun enerjisini kimsenin ağzına sakız etme.
Sırrını saklayabilirsen onu başkalarının olumsuzluklarından, şüphelerinden, hatta kıskançlıklarında uzak tutmuş olursun.
Bırak başkaları gerçekleşene kadar isteğinden haberdar olmasın.
7 ) İsteğini unut!
Böyle yaparsan siparişini iptal edebilecek endişelerinden de kurtulmuş olursun.
8 ) Tesadüflere gözün açık olsun.
Evrenin isteklerini hangi yollarla gerçekleştireceğini bilemezsin.
Hatta çoğunlukla senin aklına bile gelmeyen bir yolu kullanacaktır.
Gözünü, kulağını dört aç ve uyanık ol.
Böyle yaparsan seni isteğine götürecek tüm bilgilere kavuşursun.
Sezgilerinin seni yönlendirdiği tarafa doğru git.
Sana mantıklı gelmese bile, evren sana senin tanımadığın bir yol ile ulaşmaya çalışıyor olabilir.
9 ) Gerçekten ne istediğini, yani büyük isteğinin ne olduğunu bulmak için çaba sarf et.
Sana, senin doğana hiç uymayan bir istekte bulunmanın hiçbir mantığı yoktur.
Sadece başkaları sahip diye istekte bulunma!
İsteğin sana uygun olsun.
Senin GERÇEKTEN istediğin bir şey olsun.
Seni daha mutlu, daha sevgi dolu kılacak bir şey olsun.
Her gerçekleşmiş istek senin hayatını değiştirecektir.
Bu yüzden isteklerinde dikkatli ol!
Onlar seni gerçekten gitmek istediğin yolda ilerleten ve yardımcı olan istekler olsun.
10 ) Birlikten kuvvet doğar.
Kendine bir arkadaş grubu edin.
Bu grupla birlikte her hafta bir gün ve saat tayin et.
Bir arada olmasanız bile, isteklerinizi aynı anda evrene yollayın.
Bir birinizin isteklerini merak etmeyin.
Sadece birlikte istemenin gücünü hissedin.
İşe yaradığını göreceksin.
Alıntı.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

BEYNİNİZİN HANGİ YANINI DAHA ÇOK KULLANIYORSUNUZ (TEST)..

34670814_637764969936409_3818215729891639296_n[1]

Dr. Yavuz, sağ ya da sol beynin baskın olup olmadığını belirlemek için aşağıdaki testin yapılmasının yeterli olacağını ifade etti.
Cevaplarda ‘A’ şıkkının sayısı fazla ise sağ beynin daha gelişmiş olduğu anlamına geliyor, ‘B’ şıkkı çok ise sol beynin etkin olduğu anlamı çıkıyor.
Okuldayken hangi dersleri daha çok severdiniz?
a) Türkçe, resim, sosyal vb.
b)Fenle ilgili olanları.
2-Hangi tip sporları yapmaktan hoşlanırsınız?
a)Tek başına yapılan sporları
b)Takım sporlarını.
3-Gördüğünüz rüyaları hangi sıklıkta hatırlarsınız?
a)Çoğunlukla hatırlarım,
b)Ender olarak hatırlarım.
4-Ellerinizi ve mimiklerinizi konuşurken ne sıklıkta kullanırsınız?
a)Çok kullanırım
b)Çok az kullanırım.
5-İki elinizin parmaklarını birbirine geçirerek kapatın. Hangi elinizin baş parmağı üstte kalıyor?
a)Sağ
b)Sol
6-Şu an saatin kaç olduğunu tahmin edin, şimdi saate bakın, yanılma payınız ne kadar?
a)On dakikadan fazla,
b)On dakikadan az.
7-Aşağıdakilerden hangisini daha kolay hatırlarsınız?
a)İnsanların yüzlerini,
b)İnsanların isimlerini.
8-İki gözünü açık tutarak elinizdeki kalemi, bir cam kenarı veya kapı kenarı ile hizalayın. Önce sol gözünüzü, sonra sağ gözünüzü kapatın. Hangi gözünüzü kapatınca kalem daha az oynuyor?
a)Sağ gözümü kapatınca
b)Sol gözümü kapatınca
SOL ELİ KULLANANLARIN SAĞ BEYNİ BASKIN”
Sağ ve sol el kullanımı ile hangi beynin daha baskın olduğu arasında önemli bir ilişki olduğunu belirten Dr. Yavuz, şunları kaydetti: “Günlük hayatta sol elini kullanan kişilerin sağ beyinleri baskın durumdadır. Eğer kişi sağ elini kullanıyorsa o zaman da sol beyin baskındır. Bu nedenle şunu diyebiliriz ki solak olanlarda sağ beyin baskın durumda olacağı için, bunlarda mimarlık yeteneği ve müzisyenlik kabiliyetleri iyi gelişmiştir.
Sağ ve sol beyni baskın kişiler matematiksel yeteneğe sahip olabilir ancak sağ beyin daha çok matematiğin geometri, sol beyin ise cebirsel bölümü ile ilgilenir. Buradan şu netice çıkıyor ki solak olan bir çocuğun, mimarlığa ya da güzel sanatlara yönlendirilmesi gerekebilir.
Bireyin, fen ya da konuşma becerisi gerektiren avukatlık veya pazarlama gibi bir meslekle uğraşması hata olabilir. Çünkü sol beyin konuşma becerilerinde rol oynar. Eğer solak bir kişi, hukuk mesleğini seçmişse avukatlığı değil estetik muhakeme yeteneğine yönelten sağ beyinden dolayı hakimliği tercih etmelidir.”
ALINTI

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yolda Para Bulmanın Manevi Anlamı

729e949464c84ecc809022d1efe55bd71[1]

 

Yolda para bulmak oldukça heyecan vericidir. Çoğu insanın başkalarıyla paylaşmayı sevdiği bir şey. Ama bunun gibi paranın büyük bir anlam taşıdığını biliyor musunuz – bu maneviyat ile bağlantılıdır.
Sembolizmde, para genellikle güç, tarih ve değerle ilişkilidir. Çin sembolizminde para, sadece değer değiştirmenin yolu değil, aynı zamanda iyi bir şans sembolüdür. Bu yüzden para bulan insanlar, bunu iyi bir şans cazibesi olarak görüyorlar.
Yolda bulunan paranın manevi anlamı nedir?

Pekala, basit bir ifadeyle, para bulmanın size değer verildiğini söyleyebiliriz – sadece Dünya sakinleri arasında değil, ruh dünyasında da.
Para bulmak, meleklerin ve ruhların size çok değer verdiğini söylemektedir. Ölen sevdiklerinizden gelen sevgi ve değer de olabilir.
Para bulma, meleklerin ve ruhlarınızın, yeni düşüncelerinizin başarıya ulaşacağını ve pozitif kalmanızı sağladığını gösterir.Aynı zamanda birliği ifade eder – ruhlar ve sevdiklerinizle bağlantı kurduğunuzun hatırlatıcısı olabilir. Sadece bu değil, korkunuzu serbest bırakabileceğiniz ve yeni bir başlangıç yapabileceğiniz anlamına geliyor
Kalbinizi fetheden herhangi bir korkuyu serbest bırakmalısınız çünkü ruhlar sizi izler ve size birçok konuda yardımcı olurlar. Bu, hayatınızda elde etmek istediğiniz olumlu değişikliği alacağınız anlamına gelir. Hedefinize odaklanırsanız başarıyı elde edersiniz.
Not 1: Tabi ki önce sahibini bulmaya çalışın
Not 2: Bulduğunuz tutarın bir miktarını paranın sahibinin niyetine sadaka olarak verin

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yolda Para Bulmanın Manevi Anlamı

imagesKC85GVHO

Yolda para bulmak oldukça heyecan vericidir. Çoğu insanın başkalarıyla paylaşmayı sevdiği bir şey. Ama bunun gibi paranın büyük bir anlam taşıdığını biliyor musunuz – bu maneviyat ile bağlantılıdır.

Sembolizmde, para genellikle güç, tarih ve değerle ilişkilidir. Çin sembolizminde para, sadece değer değiştirmenin yolu değil, aynı zamanda iyi bir şans sembolüdür. Bu yüzden para bulan insanlar, bunu iyi bir şans cazibesi olarak görüyorlar.

Yolda bulunan paranın manevi anlamı nedir?

 

Pekala, basit bir ifadeyle, para bulmanın size değer verildiğini söyleyebiliriz – sadece Dünya sakinleri arasında değil, ruh dünyasında da.

Para bulmak, meleklerin ve ruhların size çok değer verdiğini söylemektedir. Ölen sevdiklerinizden gelen sevgi ve değer de olabilir.

Para bulma, meleklerin ve ruhlarınızın, yeni düşüncelerinizin başarıya ulaşacağını ve pozitif kalmanızı sağladığını gösterir.Aynı zamanda birliği ifade eder – ruhlar ve sevdiklerinizle bağlantı kurduğunuzun hatırlatıcısı olabilir. Sadece bu değil, korkunuzu serbest bırakabileceğiniz ve yeni bir başlangıç yapabileceğiniz anlamına geliyor

Kalbinizi fetheden herhangi bir korkuyu serbest bırakmalısınız çünkü ruhlar sizi izler ve size birçok konuda yardımcı olurlar. Bu, hayatınızda elde etmek istediğiniz olumlu değişikliği alacağınız anlamına gelir. Hedefinize odaklanırsanız başarıyı elde edersiniz.

Not 1: Tabi ki önce sahibini bulmaya çalışın

Not 2:  Bulduğunuz tutarın bir miktarını paranın sahibinin niyetine sadaka olarak verin

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

EVE GELDİĞİNİZDE GÜNÜN STRESİNİ ATMAK İÇİN 7 İPUCU

yorgunluk-sebepleri-tedavisi[1]

Stres sağlığınızın baş düşmanlarından birisidir.
Kalp sorunları, kalp krizi riski, zayıf bağışıklık sistemi…
Kendinizi bunlardan nasıl koruyabilirsiniz?
Pek çok alışkanlığınızı değiştirmeniz gerekiyor.
Eve döndüğünüzde, daima yapmanız gereken bir şeyler olacaktır ama biraz vakit ayırıp durmanız gerekiyor. Bu yazımızda sizlerle, eve döndüğünüzde günün stresini atmak için uygulayabileceğiniz basit ipuçları paylaşacağız.
Çocuklar, ev işleri, akşam yemeği…
Eve döndüğünüzde yapmanız gereken o kadar çok şey var ki sanki mesainiz uzamış gibi mi hissediyorsunuz?
Hele bir de kafanızda sorunlar ve endişeler varsa, gün geçtikçe stresiniz birikerek artık kaçamayacağınız bir hale gelebilir.
Bunu önlemek için ufak değişiklikler yapmaya ne dersiniz? Gerginliğinizi ve stresinizi azaltacak ufak değişikliklerle başlayabilirsiniz.
Eve Geldiğinizde Günün Stresini Atın: Basit Öneriler
1. Ayakkabılarınızı çıkartın
Bunun sağlıksız olduğunu söyleyenler olabilir. Ama eve varıp ayakkabılarınızı çıkartmak ve evinizin sakinliğini hissetmek kadar rahatlatıcı çok az şey vardır. Yalınayak yürümek pek çok hayati fonksiyonunuza yardımcı olur; dolaşımı tetikler, damarlarınızı ve sinirlerinizi güçlendirir, stresi azaltır… Eğer çimen veya kum üstünde yürürseniz bu sizin için daha da yararlı olacaktır. Eve vardığınızda ayakkabılarınızı çıkartıp yalınayak gezerek rahatlayabilirsiniz.
2. Bilinçliliğinizi arttırın
Eve vardığınızda, mesainizin bittiğinin farkında olmalısınız. İş ve kişisel yaşamınızı mümkün olduğunca çok birbirinden ayırın. Evdeyken, bunun sizin kendi zamanınız ve kendi yaşamınız olduğunu, çevrenizde sevdikleriniz olduğunu ve esas önemli şeyin bu olduğunu kendinize hatırlatın. İş ve kişisel hayatınızı ayırarak, ev yaşantınızın tadını çıkarın.
3. Kısa yürüyüşlere çıkın
Yarım saat yeterli olacaktır. İsterseniz bir parka gidin isterseniz mahallenizde kısa bir tur atın. Kısa bir egzersiz yaparak bedeninize aktifleşip, toksinleri ortadan kaldıracak ve kafanızı rahatlatacak endorfini sağlayın. Hiçbir maliyeti olmayan, harika bir stres atma yöntemi! Bu kısa yürüyüşleri eşiniz veya bir arkadaşınız ile birlikte de yapabilirsiniz ve böylece sizin için daha da eğlenceli bir hale getirebilirsiniz.
4. Kısa bir uyku
Saatlerce uyumanıza gerek yok. 15-20 dakikalık kısa bir uyku kaybettiğiniz enerjiyi geri kazanıp daha rahat ve dinlenmiş olarak uyanmanızı sağlayacaktır. Uykuya dalmanıza bile gerek yok. Kanepenize uzanın, gözlerinizi kapatın ve yavaş nefes alıp verin. Böylece hem stresiniz azalacak hem de kendinizi daha dinlenmiş hissedeceksiniz.
5. Dinlendirici bir banyo
Bundan daha dinlendiricisini bulmak biraz zor. Banyo yapmak veya duş almak için kendinize en az yarım saat ayırın ve vücudunuzun banyonun sıcaklığında yumuşamasına izin verin. Sinir sisteminizi gevşetip, ağrıları azaltırken bir yandan da vücudunuzdaki ödem ve toksinleri atın…
6. Aynı anda iki iş yapmayın

Eve vardınız ve bir yandan yemek hazırlarken bir yandan çocuklara göz kulak olup, ütüye yetişmeye çalışıp takvimi kontrol ederken ertesi gün ne yapacağınızı planlamak… Eve döndüğünüzde aynı anda kaç şey yapabilirsiniz? Yapmanız gereken şeylerin bilincinde olup, bunları dengeleyin. Böylece sizi daha da strese sokacak durumlarda kalmamış olursunuz.
7. Zihinsel yorgunluk
Kendinizi düşünerek 10 dakika dinlenin. Kendinize vakit ayırın, içinde bulunduğunuz anı ve istediğiniz geleceği düşünün. Hayatınızda bulunan her şeye teşekkür edin ve onların değerini bilin. Bazen stres bizim için önemli olan şeyleri görmemizi engeller ve önceliklerimizi kaybederiz. Sağlığınız her şeyden önce geliyor. Dinlenin, gülümseyin ve hoş şeyler düşünün. İşte bu kadar basit.
* Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çift Sayılar Ne Anlama Geliyor? Gizemli Enerji Çifterinin Anlamları

numbers[1]
Pek çok insan, hayatlarında sayılar olduğunu fark ediyor – saatlerde, ulaşım numaralarında, belgelerinde, kısacası tüm çevremizde. Hayatın bir noktasında, bir figürün, bazen bir rüyada bile, akıl almaz bir şey olduğu görülür. Bu sayılar elbette ki bir şeyler ifade ediyor? Favori numaranız (birkaç basamaktan oluşsa bile) çok sık görünür. Bu aynı zamanda bir işarettir. Ve eğer, bundan kısa bir süre önce, bir dilek tuttunuz ya da herhangi bir karar vermekle ilgili şüphelerinizden dolayı kararsız kaldıysanız, bu size nasıl davranılacağını ve ne istediğinize karşı savaşmaya değip değmeyeceğini söyleyen uzun zamandır beklenen cevap olabilir.

Kutsal numerolojiden bildiğimiz gibi, dünyadaki her şey bir numaradır. Herhangi bir nesne ve herhangi bir fenomen ölçülebilir ve hesaplanabilirdir. Evrendeki her şeyin, sayısal değerlerle ifade edilebilen kendi ölçüsü vardır. Zamanı konuştuğumuzda, daima ritmi kastediyoruz. Ritim zamanın ölçüsüdür.

Evren ile büyük bir uyum sağlamak için ritimleriyle senkron bir şekilde yaşamak gerekir. Sevdiklerinizle birlik içinde olmak için, kalp ritminizi kendi ritmi ile tam olarak hizalayabilmeniz gerekir. Kendinizle uyum bulmak için, vücudunuzun bioritimlerini ve ruhunuzun döngüsel titreşimlerini incelemeniz gerekir.

Zaman ve ritim ölçüsü, doğru uygulandığında, evrenin nabzını tutmaya, herhangi bir gezegen ya da yıldızla rezonansa, herhangi bir kozmik yaşam seviyesine sahip olan sayılarla ifade edilir. Saatteki çift ve ayna numaraları, aklımızın şu anda hangi frekansta ayarlandığını ve Cosmos’un hangi seviyesinde bir bağlantı olduğunu söyler.

Çoğunlukla, Yüksek Kuvvetler, bize şu anda bizim için gerekli olan, sayıların dilinde, ipuçlarını göndererek bizimle iletişim kurarlar.

Her bir sayı kesin olarak tanımlanmış bir frekansta titreşir, bu nedenle farklı sayılar ve kombinasyonları benzersiz bir enerji kalitesi taşır. Sayıların enerjisi, ruhumuzun psikonerjik potansiyelini güçlendirerek, dikkatimizle asimile edilir. Şimdi, bu veya diğer figürlerin ve kombinasyonlarının sahip olduğu titreşimlerin ve kutsal değerlerin kalitesi hakkında konuşalım.

0 veya 00:00 sayısı: huzur, sakinlik ve uzlaşma için ihtiyaç duyulduğuna dair bir işarettir. Eğer bunu kabul etmezseniz başınız belaya girebilir.

11 veya 11:11 sayısı: Bireyin bireyselliğinin iradesini, kararlılığını ve olumlamasını taşıyan ego-kişiliklerinin titreşimleridir. Eğer bu rakamlar, güçlü iradeli bir kişi tarafından fark edilirse, bu onun kişiliğine çok fazla dikkat ettiğinin ve dış dünyadaki faaliyetlerini azaltmasının gerekli olduğuna dair bir ipucudur. Eğer bu sayı kötümser bir kişi için ortaya çıkarsa, Yüksek Kuvvetler ona kendisine inanmasına yardımcı olacak irade, coşku ve kararlılık verir.

12 veya 12:12 sayısı: bilginin ve bilgeliğin sıklığı, aynı zamanda Yüksek Güçlerin korunmasıdır. Bu, bir kişinin dış dünya ile enerji-bilgi dengesine ulaştığını gösteren çok olumlu bir kombinasyondur.

13 veya 13:13 sayısı: Uygulamada edindiği bilgileri uygulama zamanının geldiğini, deneyimlerini ve becerilerini diğer insanların yararına aktif olarak uygulayıp gösterdiklerini belirtir. Bu yapılmazsa, kişinin hayatında bir çöküş olabilir.

14 veya 14:14 sayısı: Dünya’nın evriminin kutsal döngülerinin sayısıdır. Yani ruh gelişimin bir sonraki aşamasına, evrimin bir sonraki aşamasına geçmektedir.

15 veya 15:15 sayısı: Spiritüel Sevginin ve yaratıcı enerjinin titreşimlerini taşır. Yaratıcılıklarını geliştirme ve tezahür ettirme ihtiyacı konusunda Kozmos’un ilham kaynağıdır.

16 veya 16:16 sayısı: Sonsuz zamanın sayısı, sonsuzluğun ve Mutlak Bilgeliğin sayısıdır. Bu, Kozmos’un ruhsal seviyesinin Yüksek Kuvvetlerinin korunmasının bir işaretidir. Sayı 16, Kozmik Zihin ile bir füzyon elde etmek için zihnin konsantre olmasına ve değişmiş bilinç durumuna girmesine yardımcı olan titreşimleri taşır.

17 veya 17:17 sayısı: Mutlak iradenin ve en yüksek adaletin sayısıdır. Bu muazzam bir güç taşır, üstatlığı elementleri ve süptil enerjileri kontrol etme yeteneği en yüksek ruhsal gücü verir. 17 numara, insan ruhunun Karma’nın Kozmik lordları ile olan bağlantısını gösteriyor.

18 veya 18:18 sayısı: Arınma ve yenilenme titreşimlerini taşır, ruhun huzur ve sükunete girmesine yardımcı olur. Bu aynı zamanda Yüksek Savunma’nın sayısıdır.

19 veya 19:19 sayısı: Titreşimleri birbirine bağlar, durumun dengesizliğini ve olası uyuşmazlıkları işaret eder.

20 ve 22 sayısı ve çiftleri: biyoenerji eksikliği olduğunda uyarır aura ve sübtil bedenler için bize ek bir enerji akışı sağlar. Bu, sağlığınıza dikkat etmeniz gereken bir işarettir.

21 ve 21:21 sayısı: bir rüyanın şekillenmesinin ve planların gerçekleştirilmesinin sayısıdır. Düşüncelerin gerçekleşmesini teşvik eden titreşimleri taşır.

33 sayısı: Fiziksel aktivitenin titreşimlerini, isteklerini, kararlılıklarını ve üstesinden gelme zorluklarını taşır. Sayı karmaşıktır, karşılaşacağınız yaklaşmakta olan yaşam zorluklarına işaret eder.

44 sayısı: Kuvvet, kararlılık, güvenilirlik ve yoğun madde sayısıdır. Bir insan konfor bölgesinden çıkmak istemediğinde, hayattaki durgun bir dönemi uyarır. Bu konfor bölgesinden çıkmak, daha fazla gelişme için gereklidir.

 

55 sayısı: Yaratıcılığın, kendini gerçekleştirmenin, hobilerinin titreşimini sembolize eder. Yeteneklerinizi etrafınızdaki dünyaya göstermeniz gerektiğini bildirir. Bu sayı, 15 numaradaki titreşimlere benzer, sadece kolektif bir seviyede hareket eder. İnsanları gruplara, yaratıcı kolektiflere birleştirmek ve yaratıcılığın birliği için enerji vermek için bir dürtü taşımaktadır.

66 sayısı: Bir kişinin manevi bilgi ve maddi yaşamı ikiye ayırdığını gösterir. Bu, bir kişinin sıradan yaşamda manevi bilgisini fark edemeyeceği ve insanlarla iletişim kurarken ahlaki yasaları uygulayamadığının bir işaretidir.

77 sayısı: derin bir içgüdüm ve yaşamın geçme aşamasının yeniden düşünülmesi amacıyla toplumla iletişimin kesilmesi ve kısıtlanması ihtiyacına dair bir işarettir.

88 sayısı: Öngörülemezliğin titreşimini sembolize eder, kader, özgürlük, kısıtlamaların kaldırılması. Bu sayının titreşimlerinin etkisi altında, her şeyi aynı anda öğrenmeye çalışmadan, yavaş yavaş öğrenilmesi gereken çok yoğun bir enerji dürtüsü olduğundan, karıştırılmak kolaydır.

99 sayısı: Kozmik enerjinin, hayatta bir kader armağanı olarak tezahür edebilen güçlü bir dürtüdür, çünkü bu bir insanın kendisinden beklemediği büyük bir başarıdır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Unuttuklarımızın tekrar farkına varabilmek dileğiyle…

34536312_2027613570826922_1477508693019852800_n[1]

Evime televizyon geldiğinde okumayı unuttum.
Kapıma araba geldiğinde yürümeyi unuttum.
Elime telefon aldığımda mektup yazmayı unuttum.
Evime bilgisayar geldiğinde hecelemeyi unuttum.
Evime klima aldığımda serinlemek için ağaçların altına gitmeyi unuttum.
Şehirde kaldığımda çamurun kokusunu unuttum.
Bankalar ve kartlarla uğraşırken paranın değerini unuttum.
Parfümün kokusuyla taze çiçeklerin kokusunu unuttum.
Fastfood’u keşfettiğimde milli yemekleri pişirmeyi unuttum.
O kadar çok koşturdum ki durmayı unuttum.
Whatsapp’ı indirdiğimde konuşmayı unuttum.

Unuttuklarımızın tekrar farkına varabilmek dileğiyle…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle…

34583150_1735086603226525_7651092399367651328_n[1]

…Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası.
Günler boyu iş aramış ama bulamamış… Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini…
Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam, “Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer” diye söylenmiş.
Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar, “Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?” diye düşünmeye başlamış.
Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadam, terzinin yanına yaklaşıp,
“Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim” deyince, “Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş” diye yanıt vermiş terzi.
Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.
“Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?” diye soran yaşlı adam, “Ben terziyim” yanıtını alınca “Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın” diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.
Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık “ünlü işadamı” diye anılır olmuş.
Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını sağlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.
Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için.
Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama kendi anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş.
Ve başlamış anlatmaya:
“Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.
Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona “Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın” demiş.
Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.
Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın…”
Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş…
Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »