
Kendini kanıtlama uğraşısında istediğini elde ettiğinde ve dünya seni baş tacı yaptığında, aynaya gidip kendine bir bak ve o kişiye kulak ver.
Çünkü senin hakkında hüküm vermesi gereken arkadaşın, baban, annen ya da eşin değil, yaşamında en belirleyici olan, aynadan sana bakan kişidir.
Bazıları, senin iyi bir arkadaş ve harika birisi olduğunu söyleyebilir, ama aynadaki kişi sana bir serseri olduğunu söyleyecektir, gözlerinin içine bakamıyorsan eğer.
Asıl memnun edilecek kişi odur, Çünkü bu yolculuğun sonuna kadar seninle olan odur. Aynadaki adam dostunsa eğer, en tehlikeli ve en zor sınavı başardın demektir.
Yaşam yolunda herkesi kandırabilir, ardından övgüler, tebrikler alabilirsin, ama aynadaki adamı kandırırsan, sonunda elde edeceğin, hüsran olabilir…



Nasıl hem gezgin, hem doğa düşkünü hem de şık bir kadın olduğumu gözler önüne seren röportajım Vogue’un sonraki sayılarında:)))
Elinize bir kağıt kalem alıp cevaplarınızı not edin. Puanlama ve değerlendirme aşağıda:
1) Çok kalabalık bir lokantada, sipariş vermek için bekliyorsunuz. Fakat garson sizi 15 dakikadır görmüyor.
a) Garsona seslenerek el sallar, dikkatini çekmeye çalışırsınız. b) Bir daha yanınızdan geçtiğinde nazikçe gülümser ve kibarca artık sipariş vermek istediğinizi söylersiniz. c) Beklemeye devam edersiniz. Nasıl olsa bir ara sizi görüp gelecektir.
2) Haksızlık…
a) … sert bir biçimde cezalandırılmalıdır. b) … değiştirilemez, en mantıklısı göz yummaktır. c) … karşısında elinizden hiçbir şey gelmez.
3) Çok keyifsiz bir gününüzdesiniz…
a) Sinirinizi gizlemeye çalışmaz, neye sinirlendiyseniz belli edersiniz. Böylece keyfiniz tekrar yerine gelir. b) Sıkıntınızı sadece yakın arkadaşlarınızla paylaşırsınız. Neşeli halinize geri dönmeniz biraz uzun sürebilir. c) Kendi kendinizi dinler, keyfinizi kaçıranın ne olduğunu çözersiniz. Keyfiniz zaten çok çabuk yerine gelir.
4) En samimi kız arkadaşınız kuaförde saçlarını yaptırmış, fakat çok kötü görünüyor. Ona ne dersiniz?
a) ‘Kuaföre mi gittin? Çok hoş olmuş’ diyerek arkadaşınızın moralini bozmamaya çalışırsınız nasılsa olan olmuştur. b) ‘Hala en yakın arkadaşımsın’ diyerek, hoş bir şekilde beğenmediğinizi anlatırsınız. c) ‘Eski saçların daha güzeldi’ diyip net bir şekilde beğenmediğinizi ona söylersiniz.
5) Dostane ama sizi sürekli lafa tutan komşunuz, çok aceleniz varken size merdivenlerde rastlarsa…
a) Onu sabırla dinler, lafını kesmezsiniz. Elbet bir ara diyecekleri bitecektir. b) Kibarca çok aceleniz olduğunu söyler, hızlı adımlarla uzaklaşırsınız. c) Konuşmayı çabucak bitirmesi için kestirme laflarla cevap verir, sizi lafa tutup engellediğini tavırlarınızla belli edersiniz.
6) Kayınvalideniz yaş gününüzde size çok zevksiz bir kazak hediye etti…
a) Mutlaka teşekkür edersiniz, ama kazağınız dolabınızın en alt çekmecesinde yerini alır. b) Hemen içine bakıp, değiştirme kartı olup olmadığını kontrol edersiniz. c) Kayınvalidenizin sizin zevkinizi hala anlamamış olması canınızı sıkar ve gecenin ilerleyen saatlerinde bunu kendinize dert edersiniz.
7) Mutfakta başarılı olmamanıza karşın kek yaptınız…
a) Kimse yaptığım kek hakkında yorum yapmaz. b) Gülümseyerek inatla insanların kekimi nasıl bulduklarını sorarım. c) İkram etmeden önce keki denemek için yaptığımı mutlaka söylerim ve yanında pastaneden aldığım kurabiyeleri de koyarım.
8) Bir lokantaya giriyorsunuz ve yanınızdaki çiftin insanlara bakarak fısır fısır konuştuklarını fark ediyorsunuz…
a) Sinir olurum, başkaları hakkında böyle alenen konuşan insanlardan hiç hoşlanmam. b) Bir şey düşünmem! c) Çok şeker bir çift olduklarını ve birbirlerini yeni tanıyan heyecanlı aşıklar olduklarını düşünürüm.
9) Sabah koşu yaparken, sizden çok daha genç olan iş arkadaşınızla karşılaşıyorsunuz ve o gülümseyerek sizi hızlıca geçiyor.
a) Kalan tüm gücünüzü toplar siz de onu geçersiniz. b) Siz de ona nazikçe gülümsersiniz, sporda hızlı olması sizden daha formda ve daha ince olduğunu göstermez. c) Temponuzu hiç bozmazsınız, yavaş olmak hiç sorun değilmiş gibi davranırsınız.
10) Girdiğiniz mağazada tatlı dilli bir tezgahtar size çok yüksek fiyatlı bir pantolonu satmaya uğraşıyor.
a) ‘Bir daha bu dünyaya ne zaman geleceğim’ diye düşünür, pantolonu tereddüt etmeden alırsınız. b) Paranıza kıyamaz ve mağazadan çıkarsınız. c) Tezgahtara tekrar düşüneceğinizi söyler, evinizin yolunu tutarsınız.
11) Patavatsızlık yapıp, birilerini kırdığınız oluyor mu?
a) Elbette çok sık oluyor. b) Hayır asla kırmam çok dikkatli davranırım. c) Nadiren olur ama bunu asla kasten yapmam.
12) İnsanlara iltifat etmeyi sever misiniz?
a) İltifat etmesini de almasını da çok severim. b) Eğer gerçekten öyle düşünüyorsam söylerim, iltifat olsun diye değil. c) Evet ara sıra iltifat ederim, herkes biraz övgü duymak ister.
PUANLAMA
. a b c
1) 5 2 1 2) 6 2 1 3) 6 3 1 4) 1 2 4 5) 1 6 3 6) 2 5 0 7) 1 5 2 8) 7 0 3 9) 7 3 1 10) 3 6 0 11) 6 2 1 12) 5 3 1
DEĞERLENDİRME
9-25 puan arası
Kesinlikle çevrenizle çok uyumlu birisiniz. İnsanlarla rahat iletişim kurmak, yanlarında kendinizi huzurlu hissetmek sizin için son derece önemli.
Dikkat etmeniz gerekenler: Tüm gücünüzü insanlara ayırmayın, kendinizle ilgilenmek için de zaman yaratın. Seveceğiniz bir kitap, güzel köpüklü bir banyo ya da doğayla baş başa bir yürüyüş. Tüm bunlar biraz rahatlayıp kendinizle baş başa kalmanızı sağlayacaktır.
26-46 puan arası
Sempatik bir görüntünün, tüm kapıları açan bir anahtar olduğunun farkındasınız. Çevrenizle ilişkilerinizde kendinize fazlasıyla güveniyorsunuz ve beceriklisiniz.
Dikkat etmeniz gerekenler: Düzgün davranmaya o kadar uğraşıyorsunuz ki, içinizdeki ‘ben’ bir türlü dışa çıkamıyor. Ara sıra taşkınlıktan çekinmeyin. İçinizdeki ‘ben’i dışarıya çıkarın, gerçekten neyi arzuluyorsanız onu yapın ve herkes sizi daha az sevecek diye endişelenmeyin.
47-68 puan arası
İçiniz dışınız bir. Hiç kimse görüş ve düşünceleriniz konusunda ikilemde kalmıyor. Zaten siz de ikilemde kalmayı, kimsenin işi ikircikli bırakmasını istemiyorsunuz.
Dikkat etmeniz gerekenler: Ara sıra zayıf yönünüzü göstermenin bir zararı dokunmaz. Ara sıra çekilin bir kenara ve kendinize biraz soluk aldırın. Hem böylece başkaları siz olmadan da bir şeyler yapmaya çalışacaktır.
kaynak fwmail
21 Ağustos gecesi, İstanbul‘a göre saat 04:45′de Aslan – Kova ekseninin 28 derecesinde DOLUNAY’ı yaşayacağız… Aslan döneminde meydana gelen ikinci dolunay olduğu için BLUE MOON – MAVİ AY deniliyor. Geçen dolunayda başlayan maçların, rövanşı, bu dolunayda oynanacak 🙂
Sahayı tarifleyelim;
Anın yükseleni Aslan’ın 8 derecesi, yöneticisi de Güneş… Güneş birinci ev ile ikinci evin sınırında ve Merkür ile kavuşum halinde. Ay ise 7′inci ve 8′inci evlerin sınırında. Kovadaki Ay ile, yöneticisi Uranüs arasında 45′lik stresli bir açı var. Ayrıca Uranüs, Yengeç’teki Jüpiter ile de tam kare açı içinde… ”HAY BİN KUNDUZ!” kıvamında, şenlikli, atraksiyonlu bir Dolunay :)))
Temmuz sonunda ”Ömürlük yüklerimize başka bir gözle bakıp, kalıcı çözümler geliştirmemizi sağlayacak bir DOLUNAY bekliyor bizi” demiştik… Aynı aksta gerçekleşen bu DOLUNAY’da ise, son bir ayın deneyimleri çerçevesinde bir daha bakacağız durduğumuz yere ve bizimle yanyana duran insanlara… Sonra da hepsine yeniden DEĞER BİÇECEĞİZ!
Masanın üzerinde ya da kapının ağzında! Bazılarında beklenmedik gerilimler oluşuyor… Bazılarında bastırılmış sorular patlak veriyor… Bazıları ”HAZIR DEĞİLİM” desek de hayatımıza giriyor.
Kısacası, bu DOLUNAY’da hayatımıza DEĞER KATAN ve bizi gerçekten biz yapanların neler olduğu ve bu alanlara ne kadar emek vermemiz gerektiği üzerinde çalışacağız. Bazı konular ve insanlar ODAK DIŞI KALACAK… Bazıları GÜNDEME GİRECEK… Bazıları ise ÖNCELİK DEĞİŞTİRECEK’ler!
Jüpiter – Uranüs arasındaki cüretkar kare, kendimizden ve hayatımızdan neler beklediğimiz konusunda, bu güne dek cüret etmediğimiz sorgulamaları yapmamıza ve hiç aklımıza getirmediğimiz adımları atıp, hiç bozulmayacağını sandığımız sınırları aşmamıza neden olabilir.
Yapmaya alıştığımız ya da artık zor gelse de yapmaya çalıştığımız şeyleri gözden geçirirken, ”NE ADINA?” diye soracağız kendimize… Neyi kaybetmemek için neyi ortaya koymaya hazır olduğumuza karar vermek durumunda kalacağız!
Elbette etrafımızdaki insanlar da bu moda girip, ”NE ADINA ya da NEREYE KADAR?” diye üstümüze yürüyebilir ve bizi de sınırlarımız ve taleplerimiz hakkında bir daha düşünmek zorunda bırakabilirler!
Üstelik olaylar biraz da ani bir şekilde patlak verebilir… Uranüs’ün Ay üzerinde yaptığı stresli açı, bastırılan duyguları, güdümlü füze kararlılığıyla ortaya saldırttırabilir. ”ENGİNLERE SIĞMAM TAŞARIM ULEENNN” tarzı bir Deli Kadir hali gelebilir yani üzerimize :)))
Gelgelelim, ne olacaksa HAYRA VESİLE… Zira Jüpiter, Kova’nın klasik yöneticisi olan Satürn ve Chiron ile – geniş orblu da olsa – üçgen görünüm içinde ve bu üçgen Ay Düğümleri ve Pluto‘nun devreye girdiği iki farklı uçurtmaya gönül eğdiriyor… Mesaj da aynen şöyle;
ESKİYE DÖNMEK MÜMKÜN DEĞİL… ARTIK SADECE İLERİ GİTMEK VAR VE BUNUN GETİRECEĞİ DEĞİŞİMLERDEN KAÇMAK ANLAMSIZ!
”İyi yazıyon, taşı kuş, boşu hoş gösteriyon Juno da… Elimiz boşa çıkıp durdukça içimize dolan korkuyu netçez… Ona ne diyon?” dediğinizi biliyorum 🙂 Ama ben açıkça, uçan çatıya üzülmek yerine, sığınak edindiğimiz durakları önemsemekten vazgeçmek yanlısıyım…
Bir şeylerin hayatımızdan çıkması, ya da bir şeylerin elimizden alınması, bazı konularda bize engel ya da sınırlar konulması, güçlü ya da güvende olduğumuzu sandığımız konuların ”çekince” altına girmesi ya da belirsiz bir hal alması değildir asıl sorun… Zira bu koşullar altında da biz yola devam etme dirayetini gösterebilir ve bu sayede varacağımız sahillerden, çok daha hoşnut kalabiliriz…
Temel mesaj; ÖZÜNE GÜVEN!
Bizi değerli hale getirenin sahip olduğumuzu düşündüğümüz ya da elimizde tutmaya çalıştığımız işler, birikimler, insanlar değil, HAYAT İÇİNDEKİ DURUŞUMUZ ve HAYATA KATTIKLARIMIZ olduğunu anlamamızı istiyor gökler…
Hem şöyle bir bakın geçmişinize; başımıza ne geldiyse, şu bir şeyleri yitirmemek adına kendimizi kaybetmek yüzünden gelmedi mi…
Bizi değerli olduğumuza inandıran bir takım vesileleri değil, insan olmaklığımızı sağlayan değerleri yitirdiğimizde endişe etmeliyiz kendimizden!
Zira, bize her durumda yolu bulmak için güç veren ve görünmez destekçilerimizi, elle tutamadığımız korunma kalkanlarımızı daima etrafımızda tutan tek şey, ÖZ’ümüz ile kurduğumuz güçlü bağlardır. Korku o eşsiz bağı yitirmemize neden oluyorsa, ÖZ’ümüzü değil korkumuzu feda etmek daha akıllıca değil mi 🙂
Bize gerçekten lazım olanlar, iyi günde ve kötü günde yola bizimle devam edenlerdir! Böyle kalıcı olmak istediğini söyleyen bir adamın şarkısı ile bitsin bu yazı;
LET IT BE ME … Sıcak şarap tadındaki sesiyle Ray de La Montagne… Yani o mümkünse hep benimle olabilir bence de :))))
juno astrology sayfasından alıntıdırı…

Ocak 10 – 24 ~ Kuru Ustu Pilav
Ocak 25 – 31 ~ İmam Bayıldı
Şubat 1 – 5 ~ Kokareç
$ubat 6 – 14 ~ İşkembe
$ubat 5 – 21 ~ Köfte
$ubat 22 – 28 ~ Tantuni
Mart 1 – 12 ~ Suşi
Mart 13 – 15 ~ İmam Bayıldı
Mart 16 – 23 ~ Kuru Ustu Pilav
Mart 24 – 31 ~ Kokareç
Nisan 1 – 3 ~ İmam Bayıldı
Nisan 4 – 14 ~ Tantuni
Nisan 15 – 26 ~Kuru Ustu Pilav
Nisan 27 – 30 ~ Köfte
Mayıs 1 – 13 ~ Suşi
Mayıs 14 – 21 ~ İşkembe
Mayıs 22 – 31 ~ İmam Bayıldı
Haziran 1 – 3 ~ Kuru Ustu Pilav
Haziran 4 – 14 ~ Köfte
Haziran 15 – 20 ~ Musakka
Haziran 21 -24 ~ Suşi
Haziran 25 – 30 ~ Kokareç
Temmuz 1 – 9 ~ Kuru Ustu Pilav
Temmuz 10 – 15 ~ Musakka
Temmuz 16 – 26 ~ İşkembe
Temmuz 27 – 31 ~ Kokareç
Agustos 1 – 15 ~ Suşi
Agustos 16 – 25 ~ Kuru Ustu Pilav
Agustos 26 – 31 ~ Köfte
Eylul 1 – 14 ~ İşkembe
Eylul 15 – 27~ Kokareç
Eylul 28 – 30~ Musakka
Ekim 1 – 15 ~ Suşi
Ekim 16 – 27 ~ Köfte
Ekim 28 – 31 ~ Tantuni
Kasim 1 – 16 ~ İmam Bayıldı
Kasim 17 -30 ~ Kokareç
Aralik 1 – 16 ~ Musakka
Aralik 17 – 25 ~ Suşi
Aralik 26 – 31 ~ İşkembe
Musakka çekici ve popülersiniz.. Kolayca arkadaş edinebiliyorsunuz.. Kendinden emin tavırlarınızla grup icinde liderlige yakışıyorsunuz.
Kokareç Utangac ve sevimlisiniz. Tanımadıgınız insanlarla konuşmayi sevmez ama arkadaşlarinizla herşeyi paylaşabilirsiniz. Arkadaş seciminde oldukca dikkatlisiniz. Sevilen birisiniz.
Suşi Yerinde duramayan birisiniz.Cok arkadaşiniz var ve sosyal yaşaminiz cok renkli. Dedikoduyu biraz seviyorsunuz. Sizi tanıyan sizin gibi biri daha olmadıgını duşunuyor. Dikkat cekmeyi cok seviyorsunuz.
Tantuni Esrarengiz birisiniz. Ne zaman nasıl davranacagınız pek belli olmuyor. Cogu şeyden ilk sizin haberiniz oluyor bu yüzden cok ilgi gorüyorsunuz.
Kuru üstü Pilav Sessiz sakin ama cok zekisiniz. Dost canlısı, sevilmeyi bekleyen tavırlarınız ilgi cekiyor. Kucuk bir arkadaş grubu size yetiyor. Fazla populer olmasaniz da yakınlarının el ustunde tuttugu birisiniz
İmam Bayıldı Siz lider olmak icin dogmuşsunuz. Sozunu dinleten, dedigini yaptıran birisiniz. Kararlı tavırlarınız cevrenizdekileri etkiliyor. Insanlarin arkadaş olmak isteyebilicegi birisiniz.
Köfte Uyumlu, sıcakkanlı birisiniz. Size nasil davranılmasını istiyorsanız siz de herkese oyle davranıyorsunuz. Sadık ve durustsunuz, yapmacık insanlara ve dedikoduya karşisınız.
İşkembe Cok hassas ve narinsiniz. Kolay aşik oluyorsunuz. Ne cok utangac ne cok girişkensiniz. Arkadaş grubunuzda kırılmaması icin kollanan birisiniz.
Alıntı

Kadın ve erkek üzerine minik bir hikaye:
İki araba karşılıklı birbirlerine yaklaşıyorlardı…
Birinin içinde bir adam, diğerinde de bir kadın vardı…
Tam yan yana geldiklerinde, adam camı açıp kadına:
“DOMUZ…!!!“ diye bağırdı. Ve konuşmasına devam edecekken, kadın çok sinirlendi ve o da camı açıp adama:
“HAYVAN…!!!“ diye sinirle cevap verdi… Ve arabalar yollarına devam ettiler…
Kadın tam virajı dönmüştü ki yolun ortasında duran kocaman bir DOMUZ’a çarptı!
Bu hikayeden çıkarılacak sonuç:
1- Kadınlar dinlemeyi bir öğrenebilseler,
2- Erkekler de konuşmayı…!!!

Hepimiz bazen değişen ortamlar karşısında zayıf ve savunmasız hissederiz… O zaman bir maske takarız yüzümüze ve onun arkasında güvende kalıp, toparlanmayı umut ederek bekleriz. Oysa dışarıya verdiğimiz görüntü bambaşkadır! Efendim buyrun size, Sivri, Hınzır ve Cüretkar bir dille, Burçların ”Bi Dakka Ya… Burada Ters Giden Bişi Var!” anındaki stratejileri…
KOÇ: Uyyy en beter Koç, kendini kırılgan hisseden Koçtur! ”En güçlü benim bi kerem… Hiyhoyt!!!” diye ortada gezerken, gafil avlanan bir Koç’un bu duruma karşı geliştirebildiği tek savunma şekli, dudağı sarkık, kendini elletmeyen, atarı tutmuş bir velet gibi davranmaktır! Ne deseniz sırt döner, ne verseniz yere atar… Aslında kavgası kendisi iledir. ”Koç Kafası”na göre, başarısız olan, iktidardan düşer… İktidardan düşen ise sevilmez! Koç bu hissi, etrafındakilere ”sen ne kadar beceriksiz ve hatta bir de edepsiz olsan da, annecik seni seviyor” dedirterek aşmaya çalışır. Ama bilin ki o halleri ne sevmeye, ne dövmeye gelmez :))) En akıllıcası, dengesini bulsun diye azcık kendi haline bırakmak ve ”kahrını çektirdiği anne” durumuna düşmemektir. Zira hazret bu durumuna şahit olan ve ona akıl vermeye kalkan insana da sonradan pek sıcak bakmaz 😉 O kendi burnunu kendi sürter… Kanayan yarasını da anca kendi geçirir… Kimsenin de zayıflığını yüzüne vurmasına müsaade etmez. O KADAR!
BOĞA: Boğa’ya göre güvende olmak ZENGİN ve GÜÇLÜ olmaktır… Öyle değilse bile öyle GÖRÜNÜR ki, herkes onun zaafını bilip, ezemesin! Zengin adam naapar; yer içer, hesapsız tüketir! Boğa, içindeki zayıflığı hissettikçe, üstüne sardığı ihtişam göstergelerinin miktarını arttırır. ”Bir gram et bin ayıp örter” lafı adeta Boğa için yazılmıştır 🙂 Eskaza yeme içmeyle iş olmayan bir Boğa ise, mutlaka üstüne başına bir şeyler alır… Bir de fiziksel varlığını hissedebilmek için ayıptır söylemesi ”aganigi naganigi”ye sarar :))) Yani fındık, fıstık, iç çamaşırı ve parfüm satıcılarına gün doğaaarr :))) Haa bir de, onların girdiği ”kronik tüketici” durumunu elverişli bulanları, MAİYET’lerine katıp, etraflarında – ikinci bir göbek kadar anlamsız duran – bir insan çemberiyle de gezebilirler… Böyle zamanlarda, uyarı almaya katlanamamak gibi bir durumları da vardır… Yapılacak en iyi şey, AYAK UYDURMAMAKTIR 🙂 Aynaya dümdüz bakıp, kendini hiç sevilmeyecek bir şey gibi görmeye başladığı gün, Boğa kendi kendiyle hasbıhal edecek ve ağır ağır da olsa makul bir ayara gelecektir…
İKİZLER: Kendinden hoşnut olan İkizler sorar ve talep eder… Hoşnut olmayan İkizler ise namütenahi şikayet eder :))) Güvenini kaybetti mi, birdenbire dünya meselelerine sarar… Bir şeylere ANTİ olup, huzursuzluğunun suçunu birilerine yükler ve kendini de kurban durumuna düşürüp, sorumluluğu sırtından atar! Böyle dönemlerde – normalen kapısına bağlasalar durmayacağı tarzda – bir takım fikri ve manevi gruplara dahi katılabilir… Organik temizlik ürünlerine ya da GDO’suz gıda bulmaya sarabilir… Hormonsuz Anamur Muzu ve Adapazı patatesi bulamadığı için potasyumsuz kaldığına kendini inandırıp, geceleri bu duruma bağlı ”huzursuz bacak” sendromu yaşar! Halbuki sadece uyku tutmamıştır ama sakın yüzüne vurmayın :)))) Tabii bu arada etrafındakilere de, sorumsuz, bilinçsiz, kaygısız davranışları yüzünden dünyanın sonunu hazırlamakta olduklarına dair sivri eleştiriler yöneltmekten geri durmaz :))) Sonra hayatına kendini iyi hissettirecek bir şey girer ve İkizlerin içine kaçmış olan ukala böcek çıkaaar gider :))) O böcek yok olana kadar İkizlere fazla bulaşmayın… Ne dese ”HE” deyin tamam mı :))))
YENGEÇ: Yaw bu yavrucaklar zaten pimpiriklidirler :))) Bir de kendilerine güvenleri azaldı mı, hepten zorlanırlar… Yengeç’i en güvensiz hissettiren durum YALNIZLIK’tır! Bütün yoksunluk, kayıp, endişe durumlarını, birilerini hayatlarında tutmaya çalışarak ve onların varlığının kendisini koruyacağına inanarak atlatacaklarını zannederler. Ama hayat zamanın bir kesitinde, birilerinin yolunu mutlaka bizimkinden ayırır ve Yengeçciği bununla baş etmeyi öğrenmek durumunda bırakır… İşte böyle DERİN YAS zamanlarında Yengeç’in yaptığı en büyük hata, hemen bir kişinin yokluğunu bir başkası ile ikame etmeye kalkmaktır! ”Denize düşen yılana sarılır” sözü adeta Yengeçler için söylenmiştir… Amaaa, bir kez bir insanın hayatındaki varlığını garanti olarak görmeye başladımı da, Yengeç farklı bir moda geçer haberiniz ola :))) O zaman da yargılama ve düzeltme, yani güvenlik unsuru olarak gördüğü kişiyi, daha bi kendine uygun hale getirme prosesi başlar :))) Ne çok bilmiş, ne ”üstü çiçekli böcekli kılıfla kaplı kumanda aleti” Yengeçtir onlaaarrrr :))))
ASLAN: Yaw Aslan’ın kendine güvenen hali de biraz zordur elbet :))) Yani sürekli her şeyin EN BİŞEY’i olan biriyle yanyana olmaya kim uzun süre tahammül edebilir! Ama güvenmeyen hali – emin olun – tarifin ötesinde zordur… Şimdi bir kere bunlar, üretim bandında ”kötüyüm… yardıma ihtiyacım var” düğmesini takan kişi süresiz izinliyken imal edilmişlerdir. Hata yapabileceklerine inanmak istemezler. İnkarı mümkün olmayan şekilde hataya düştüklerinde ise, full depresyona girerler! İşte o dönem biraz sıkıntılıdır… O tatlı dilli, cömert, şakacı, şeytana papucunu ters giydiren Aslan gideerr, yerine somurtkan, kimseye güven duyamayan, alaycı, sivri dilli, insanların duygularına aldırış etmeyen, hırçın biri gelir. Daha ileri vakalarda, etrafındakileri yüzsüzce kullanmaya, kandırmaya, kendisine sunulan imkanları sorumsuzca tüketmeye de eğilim gösterebilir. Dibe vuran Aslan’ın alkolizme de yatkınlığı olur ya da bir tür zararlı maddeyi aşırı şekilde tüketerek, kendine de zarar verebilir… Ona destek mestek verilmez! Depresyona giren Aslan, onun afra tafrasına izin vermeyen ve Japon usulü bir disiplin içeren türden, profesyonel bakıma ihtiyaç duyar… ”Herkesin düşebileceğini ama sadece gerçekten cesur olanların ayağa kalkıp yola devam edeceğini” anladığı zaman ise, özüne dönebilir 🙂
BAŞAK: Zaten ”şüphe duymak” üzerine kurulu bir dünya görüşü olan bir insan, bir de üstüne güven krizine girerse ne olur? Elbette, ABARTIR! Sorunu abartır… Kendini eleştirmeyi abartır… Başkalarına kızmayı abartır… Sorgulamayı abartır… Kaygılanmayı abartır… Eh tabi nihayetinde durum kangren olur. Ve Başak ”başarısız” olduğunu düşündüğü işin kapısını, bir daha açmamak üzere kapatır. Bu hayatından kalkan bir cenaze gibidir… SAKINNN ama SAKIN bu durumdayken ona ”Ne var ki yaw… O kadar da dert etme. Herşeyin bir çaresi bulunur.” demeye kalkmayın! Onun yasını anlamsız bulduğunuzu düşünmek hem kendine olan güvensizliğini arttırır, hem de size gıcık olması garanti altına alınır 🙂 Hele de onun namına işe el atıp çözüm üretmeyi filan hiiiç aklınızdan geçirmeyin :))) Aboooovv… Bir Başak’ın en tahammül edemeyeceği şey, komik ve beceriksiz görünmektir. İyisi mi – yani ille de ona destek olacam diyorsanız – dikkatini kesinlikle başarılı olabileceği bir şeye çekin. İyi yaptığı şeyleri hatırlarsa, güvensizlik yaratan konuda da, yeni çözümler arama cesaretini bulabilir. Öneride bulunmak yerine, çözümün onun aklına gelmesi için küçük ipuçları verin. Bir şeyin peşine bizzat düşmek ve ulaşmak, ona ilaç gibi gelir 🙂
TERAZİ: Güven krizine giren Terazi, kendini buzdan bir duvarın içine hapseder! Onu görür ama erişemezsiniz… Onu kaygılandıran durumla arasına kesin çizgiler çeker ve ilgi göstermeyi reddeder. Kayıtsıza bağladığı durumlarda, ”Mutfakta yangın var” deseniz, ”Kapısını çek şekerim, duman içeri gelmesin” diyecek kadar ileri gidebilir 🙂 Aslında gizli gizli, görünmez bir elin sorunu halletmesini ve o tekrar dönüp baktığında kaygılanmasını gerektirecek şeylerin ortadan yok olmasını ümit etmektedir. O absürd duyarsızlığı içinde öyle çaresiz görünür ki, işe el atıp, onu rahatlatmaya kalkışan birileri illa ki bulunur! Bu durumda Terazi ne yapar? Yapılana kusur bulur :))) ”Onu, şunu, bunu da düzelt madem…” diye yardım eden iyi niyet sahibine mangal maşası muamelesi yapar… Bir şekilde başkalarını kendi çıkmazının sahibi haline getirip, kendini üstten bakan bir konuma geçirmeye çalışır. Her şeyin tam istediği gibi olmasında ayak diretir… Onun için uğraşanları canından bezdirir. Sonra bir an gelir ve olayın kendi istediği mecrada yürümesinin hiç bir imkanı kalmadığını idrak eder! İşte o anı görmek gerekir :))) O hırçın gergin insan birden sahneden çekilir… yerine bir uzlaşma üstadı gelir! Endişe ettiği duruma öyle bir teslim olur ki, kendini savunmasına gerek kalmaz :))) O ara sizi yok sayacaktır… Aldırmayın 🙂 Dengesini bulur bulmaz – o sıkıcı dönemde verdiğiniz nazik destek için – fazla detaya girmeksizin bir teşekkür edecektir…
AKREP: Ne güveni…? Siz bakmayın onların ”küçük dağları ben yarattım, büyüklerin de temelini attım ama başka proce çıktı” der gibi ortalarda dolanmasına… Akrep bünyesi, zaten ne kendine ne de dünyaya güven duymayan bir bünyedir 🙂 İnsanların onlar için ne düşündüklerine aldırmamalarının temel nedeni de, zaten kimsenin kimseyi eleştiremeyecek kadar fazla kirli çıkısı olduğuna dair sonsuz inançlarıdır :))) Onlar güven krizine filan girmezler! Durum krize girer ve Akrep kafasını kullanır 🙂 Kimsenin aklına gelmeyecek çözümleri üretmelerinin nedeni, zaten fırtınanın gelişini alttan alta sezmiş ve A, B, C,…Z planlarını yapmış olmalarıdır. Herkesin onun yüzüne ”Hah, işte şimdi ayvayı yedi!” der gibi baktığı bir durumda kalırsa da, insanları riske dahil eder. Siz Akrep’i tehdit edemezsiniz, zira Akrep sizin hakkınızda daima sizin onunla ilgili asla sahip olamayacağınız kadar fazla bilgiye sahiptir. Çok üstüne gelinen Akrep, hiç düşünmez direkt rezalet çıkartır :))) Bir bakarsınız Akrep bir patlayıcı kuşak sarmış beline, elinde de bir Zippo çakmak … bir sürü insanın orta yerinde bas bas bağırıyor; ”Ya beni de kurtarırsınız, ya da hep beraber batarız!”
YAY: Ayyy… İşte bir Yay’ın en hüzünlü hali de budur! ”Çıkmayan candan umut kesilmez!” sözünün mucidi gibi davranan ve en olumsuz koşullarda bile bir çıkış yolu bulmak için gayret gösteren Yay, çöktü mü … onu kimse toplayamaz. Zira onun kendine güvenini kaybetmesi, hayata dair bütün umutlarını da kaybetmesi ve yaşamanın bir anlamı olmadığını düşünmeye başlaması demektir. Etrafında her daim insanlar olsun isteyen ve her ruh halini başkalarıyla içli dışlı yaşayan Yay, güvensizlik krizi kulvarına girdi mi birden kendine döner ve adeta bile isteye yalnızlaşır… Ona müdahale etmek neredeyse imkansız gibidir, zira elinizden kaçıp gitmenin ve kendince bir dünya haline gömülmenin bir yolunu illa ki bulacaktır. Gerçeği kabul etmemek adına en olmayacak işlere kalkışabilir. Ferrarisini satıp Tibet’e gider… Bir gemiye tayfa yazılır… Karşısına çıkan ilk kişiyle evlenip, bir de çocuk yapana kadar onun ruh eşi olmadığını fark etmez… Berduşa bağlar… Alkolik olur… Derin depresyonun keşfedilmemiş diplerine yolculuk yapar… Bu devrede, kendiyle yaşayabileceği en büyük yüzleşmeyi geçirecektir. Güven krizini atlatıp hayata dönen Yay ise, hakikaten bilgelik kapısından geçmiştir 🙂
OĞLAK: Üfff… ya çok sevimsiz ve hoyrat bir şey olur! Derinliğini kaybeder… Hırtlaşır :)) Hayatında plan, düzen, sistem diye bir şey kalmaz… O anda neye mecbursa onu yapar ama bir sonraki adım hakkında kör olur. Üzerine bir sakarlık, bir basiretsizlik çöker. Kesinlikle bencilleşir. İşinin ve hayatının sahibi olmak yerine, aksi giden her şey için etrafındakilere bağırıp çağırır… Yani Oğlak Oğlak olmaktan çıkar, öküze bağlamış bir mahalle delikanlısı olur :))) Öyle bir durumda Oğlağa gereken şey, reddedemeyeceği kadar kıymet verdiği birinin, ona ihtiyaç duymasıdır! Ya da sıfırdan başlayıp, kendini helak edercesine uğraşmak zorunda kalacağı bir proje… Dağdan düşmenin yarattığı korkuyu geçirecek tek şey, yeni bir dağa çıkmaktır :))) Verin kendine güvenini kaybetmiş Oğlak’a vicdanı yüzünden kaçmayı beceremeyeceği bir sorumluluk ya da akıllı adamı deli edecek türden bunaltıcı bir iş… Oğlak o işi toparlarken, kendini de toplar, güvenini de tazeler… Nirvanayı da bulur :)))
KOVA: Güvenini kaybetti mi Kova’ya KAL GELİR! Onlar dünyanın en ”oda yanmaz suya batmaz” insanlarıdırlar ya… Vasat insanların yaşayacağı türden başarısızlıklar Kova’nın başına gelince, ”Yani şimdi bi dakka ya… bi dakka nasıl yani ya?” süreci biraz uzuuuun olur :))) Hayatın sıradan kaygılarına değmeden, sadece onun yakalayabildiği dalgaların üzerinde zekice surf eden ve kendi gezegeninin Küçük Prensi olan Kova, yer çekiminin onu da bağladığını anladığı zaman, hayatla arasına panik atak ya da agora-fobi gibi psikosomatik engeller dahi koymaya kalkabilir! İç hesaplaşma, alıp verme, kendini hayattan alacaklı çıkartma ve herkesi hırsız ilan etme, sonra kendini beş para etmez biri ilan edip çöp tenekesine girip üstüne kapağı kapatma gibi süreçler birbiri arkasına gelir… O ara, ”Nen var?” diyene ”Niye… ordan bakınca ezik mi görünüyorum?” gibi absürd cevaplar vermesi… ”Senin için ne yapabilirim?” diyene, ”Ben hiç birinize minnet etmemmm! Başımın çaresine bakarımmm!” diye hönkürmesi mümkündür :))) Kovanın bu anlamsız ”Nefret et ama acıma” tribinden çıkması için yapılacak en iyi şey, ona bir iş vermektir. Kendini yeniden işe yarar hisseden Kova, anında ”kaybeden” modundan çıkar… O gayet iyi bildiğiniz ve paso gıcık olduğunuz ”tepesi antenli küçük yeşil adam” geri döner :)))) Vadaaaaa :)))))
BALIK: Balık’ın kendine güvenmek, güvenmemek gibi bir paradigması yoktur! Onun işi, ortamı sezmek ve gereğini yapmaktır… Güvensiz bir ortamda kaldığını idrak eden Balık – şaka gibi ama – KENDİNİ BULUR :))) ”Nassın be yaaa…” sorusuna ”Aynı be yaaa!” cevabını veremeyecek durumda olduğunu anladı mı, Balık kısmı harekete geçer! Suyun fazla soğuduğunu ya da gereksiz ısındığını fark edince, hemen konum ve tutum değiştirir… Bir bakmışsın günleeerdir kah orada kah burada dolanan Balık, sırra kadem basmış 🙂 Kişisel değil, genel bir kriz ortamında kalan Balık ise, herkesi şaşırtabilir! Aaa, bir bakmışsın o kendine dönük insan, herkesle muhatap oluyor :))) Kimsenin sormadığı soruları soruyor…. Mantıklı ve pratik açılım önerileri getiriyor :))) Adeta ortamın yıldızı! Şaşırdınız di miii… Şaşırırsınız tabi :))) Balıkların sahip olduğu ”izlemede kalma” yeteneğinin, sanılandan daha güçlü bir nitelik olduğunu daha önce de söylemiştim ben size… Onun işi, kendini dünyanın formülünü çözmüş zannedenleri, şok etmektir! Çekin elinizi üzerinden! Size yaptırdığı her şeyin feriştahını yapar :))) Boşaltın akvaryumunun suyunu, UÇAR BİLEM :)))
kAYNAK: JUNO ASTROLOGY