Carl Sagan’ın Dünya’nın 6 Milyar Km’den Çekilen Fotoğrafı Hakkında Yazdığı Tüyleri Diken Diken Eden Yazı

– Ekşi Şeyler

Dinlemesini, okumasını bilen bir insanı hayatı boyunca en derinden etkileyecek sözlerden birini Carl Sagan söylemiş.

Voyager 1’in 1990 yılında 6.4 milyar kliometre uzaktan çektiği Dünya fotoğrafı.

“uzayın derinliğinden bu resmi çekmeyi başardık. eğer bu resme dikkatlice bakarsanız, orada bir nokta göreceksiniz. o noktaya tekrar bakın. işte o nokta burasıdır. evimizdir. o nokta biziz. sevdiğiniz herkes, tüm tanıdıklarınız, adını duyduklarınız, gelmiş geçmiş tüm insanlar hayatlarını o noktanın üzerinde geçirdiler. türümüzün tarihindeki tüm sevinçlerimiz ve acılarımız, kendinden emin bin çeşit inancımız, ideolojimiz ve ekonomik öğretimiz; her avcı ve her yağmacı, her kahraman ve her korkak, uygarlığımızın mimarları ve tahripçileri, her kral ve her köylü, birbirine aşık olan her genç çift, her anne ve her baba, umutları olan her çocuk, her mucit ve her kâşif, ahlak değerlerini öğreten her öğretmen, yozlaşmış her politikacı, her bir “yıldız”, her bir “yüce önder”, her aziz ve her günâhkar işte orada yaşadı; bir güneş ışınında asılı duran o toz zerreciğinde.

dünya, dev bir evrensel arenada yer alan çok küçük bir sahnedir. bütün o komutan ve imparatorların akıttıkları kan göllerini düşünün… şan ve şöhret içerisinde, bu noktanın küçük bir parçasında kısa bir süre için efendi olabildiler. bu noktanın bir köşesinde yaşayanların, başka bir köşesinde yaşayan ve kendilerinden zar zor ayırt edilebilen diğerleri üzerinde uyguladıkları zulmü düşünün… anlaşmazlıkları ne kadar sık, birbirlerini öldürmeye ne kadar istekliler, nefretleri ne kadar yoğun!

bu soluk ışık noktası, bütün o kasılmalarımıza, kendi kendimize atfettiğimiz öneme ve evrende öncelikli bir konuma sahip olduğumuz yolundaki yanlış inancımıza meydan okuyor. gezegenimiz, çevremizi saran o büyük evrensel karanlığın içerisinde yalnız başına duran bir toz zerreciğidir. içinde yaşadığımız bilinmezlik ve bütün bu enginliğin içerisinde, başka bir yerden bir yardımın gelip bizi bizden kurtaracağına dair hiçbir ipucu yoktur.

dünya… şu ana kadar, yaşam barındırdığı bilinen tek gezegen. en azından yakın gelecekte, türümüzün göçebileceği başka hiçbir yer yok. evet, ziyaret ediyoruz. ama henüz yerleşemiyoruz. beğenseniz de beğenmeseniz de şu an için dünya yaşadığımız yer.

gökbiliminin alçakgönüllü ve kişiliği geliştiren bir uğraşı olduğu söyleniyor. bana kalırsa, insan kibrinin akıl dışılığını, küçük dünyamızın uzaktan çekilmiş bu görüntüsünden daha iyi gösterebilecek bir şey yoktur. bu görüntü, bildiğimiz tek evimiz olan bu soluk mavi noktayı daha içten paylaşmamız ve koruyup şefkat göstermemiz gerektiği konusundaki sorumluluğumuzun altını çiziyor.”

carl sagan, 1994

Carl Sagan’ın kitabından alıntılanan bu bölümü bizzat kendi sesinden dinlemek isterseniz eğer…

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Stresli Günlerinizde Rahatlamak İçin…

15349674_1866062226972227_2124446623610985348_n1

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Repair Cafe: Bozuk eşyalarınız ücretsiz tamir edilir

HABER MERKEZİ – Kadıköy Repair Cafe’de, bozulan eşyalarınız her ayın ilk pazar günü gönüllüler tarafından ücretsiz tamir ediliyor.  “Atma, dönüştür. Onar, yeniden kullan” sloganıyla gerçekleştirilen etkinlikte teknoloji ile birbirinden uzaklaşan insanların yeniden bir araya gelmesi de hedefleniyor.

Bir eşyanız bozuldu ama tamir işlerine yatkın değilsiniz. Tamda ihtiyacınıza uygun eşyanızı tamir ettirebileceğiniz hem de sohbet etme imkanı bulacağınız bir etkinlik: Repair Cafe (Onarım kafe)

Kadıköy merkezli Yeryüzü Derneği’nin “Atma, dönüştür. Onar, yeniden kullan” sloganıyla hayata geçirdiği ilk Repair Cafe etkinliği geçtiğimiz ay, derneğin Söğütlüçeşme’deki merkezinde gerçekleştirildi.

212201681333666resim3

10 katılımcının, ses sistemleri, ev telefonları, tansiyon ölçüm aleti, oyuncak tren gibi elektrikli cihazlar ve giysiler gibi 14 parça eşya getirdiği etkinlikte eşyaların mevcut imkanlar dahilinde onarımı yapıldı.

Repair Cafe düzenli olarak her ayın ilk pazar günü yapılacak.

Bir sonraki etkinlik, 4 Aralık Pazar günü saat 12.00-15.00 saatleri arasında dernekte gerçekleştirilecek.

Teknolojinin ayırdığı insanları yeniden teknoloji birleştiriyor

212201681333666resim4

Onarım yapılırken, yapılanların bir yandan anlatılarak bilgi verildiğini ifade eden Yeryüzü Derneği koordinatörleri şunları belirtti:

Onarım yapılırken, yapılanlar da bir yandan anlatılıyor, böylece etkinliğin bilgi verme yönü de ortaya çıkıyor. Katılımcıların beklerken sohbet etmeleri, ikramların yapılması da sosyalleşmeyi sağlayan Café ortamını oluşturuyor. Böylece insanların teknoloji tarafından ayrıldığı noktada tekrar teknoloji üzerinden sohbet etmeleri sağlanmış oluyor.

Yeryüzü Derneği, diğer projelerinde olduğu gibi armağan ekonomisi uygulamasını, dayanışmayı, birlikte sorun çözmeyi, tüketimin azaltılmasını, çevrenin korunmasına duyarlığını bu projeyle bir kez daha ortaya koymuş oluyor. Toplumumuzun tüketim toplumu olmasından uzaklaşması için elimizden geleni yapıyoruz. Etkinliklerimize katılım için dernek üyesi olmak gerekmiyor, tüm etkinliklerimizde olduğu gibi bu etkinliğimizde de kapımız tüm toplumumuza açık.

Gazete Karınca

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İstanbul Manzaralarının Efendisi; Ressam Hoca Ali Rıza Bey…

 

Üsküdar’da Kar, tuval üzerine yağlıboya, 52/81cm, Özel Koleksiyon

Ressam Hoca Ali Rıza Bey, ömrünü İstanbul’un, bugün beton işgali altında olan pek çok semtinin 19. yüzyıldaki muhteşem görünümlerini bizlere gösterebilmek adına resmederek, bir nevi kayıt altına alarak geçirmiş değerli bir Türk ressamıdır.

Bu gayesini; ‘Yegane amacım, İstanbul’un doğal ve tarihi güzelliklerini resmetmek ve böylece onlara birer belge niteliği kazandırarak onları resimler vasıtası ile ölümsüzleştirmektir.’ şeklinde ifade eden sanatçıya bugünkü İstanbul’un semtlerini inceledikten sonra hak vermemek elde değil gibidir.

1858 yılında İstanbul’un Üsküdar semtinde dünyaya gelen ressam, gençliğini ve evlilik hayatının büyük bir bölümünü de yine bu semtte geçirmiştir. Eğitimini Harbiye’de tamamlayan sanatçı asker ressamlarımızdan olup ilk derslerini Süleyman Seyyid Bey’den almıştır. Kolera salgını sebebiyle dönemi içerisindeki pek çok ressam gibi İtalya’ya gitmeyerek yurtta kalmış ve kendisini resim çalışmalarına adamıştır.

Bir tabiat aşığı olan Hoca Ali Rıza Bey, henüz Paris’te dahi zafere ulaşmamış empresyonizm akımının çizgilerini benimseyerek kendisini doğanın kollarına bırakmış ve karakalem desenleri, suluboya ve yağlıboya resimleri ile ışığın kendisine hissettirdiklerinin fırçasına dökülmesine izin vermiştir.

Hoca Ali Rıza Bey, gerçek bir empresyonist gibi kırlarda ve sahillerde resim yapan ilk Türk ressamdır. Bu sebeple kendinden sonra gelecek kuşakların zihninde bir ‘ekol’ olarak yer etmiş ve hocalık yaptığı dönemlerde öğrencisi olan birçok önemli sanatçı onun ifade tarzını benimsemiştir. Batılılaşan ve modernleşen toplum yapısının geleneksel izlere duyulan ilgiyi yok etmekte olduğu bir dönemde yaşayan sanatçı, gelenekselliğin çizgilerini kaybetmekten korkarcasına, bugün bizlere anımsatabilme gayretiyle çalışmış ve eserlerinde bu çizgileri özellikle vurgulamıştır.

Bu amaç doğrultusunda Hoca Ali Rıza ardında bıraktığı beş bini aşkın kroki, desen ve renkli çalışmaları ile adeta İstanbul’un portresini çizmiş gibidir. Burada bizlere düşen görev, ardında bıraktığı bu eserleri ölümünden seksen dört yıl sonra incelemek ve hak ettiği değere kavuşturmaktır.

 

                    Üsküdar’da Kar, tuval üzerine yağlıboya, 52/81cm, Özel Koleksiyon

Denize Açılan Sokak ve Simitçi, tuval üzerine yağlıboya, 75/100cm, Özel Koleksiyon

Sümbüllü Yalı, kağıt üzerine suluboya, 16/22cm, Özel Koleksiyon

Sokakta Yeniçeriler, kağıt üzerine suluboya, 27/39cm, Özel Koleksiyon

 

Keten Ayakkabılar, kağıt üzerine karakalem, 12/17cm, Yapı Kredi Bankası Koleksiyonu

cesme-ali-riza-hoca-bey

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KENDİNİ BİR RENKLE ANLAT…

55eb5f3ff018fbb8f8bcd73e1

 

Beyaz = Doğal.
Turuncu = Tatlı.
Yeşil = Artist.
Sarı = Sempatik….
Mavi = Güvenilir.
Siyah = Gizemli.
Mor = Büyüleyici.
Kahverengi = Duygusal.
Lacivert = Gıcık ama tatlı.
Pembe = Tanımıyorum
turkuaz = yakışıklı/güzel
Gri = Bir tane

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Arkadaş Grubunda Burçlar…

15338666_1200704280011307_2906277093412194318_n1

Koç: Grubun Havalısı

Boğa: Grubun İnatçısı

İkizler: Grubun Manyağı

Yengeç: Grubun Annesi

Aslan: Grubun Neşesi

Başak: Grubun Zekisi

Terazi: Grubun Yardımseveri

Akrep: Grubun Lideri

Yay: Grubun Baş Belası

Oğlak: Grubun Gizli Koruyucu

Kova: Grubun Sessizi

Balık: Grubun Sakinleştiricisi

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aman dikkat!!! BİR DOKTOR’un VERDİĞİ ÖNEMLİ BİLGİ!

aluminyum%20folyo-etrafca-etrafca-blogspot-aluminyum%20folyonun%20zararlari-1
“Kliniğime gelen 12 yaşlarındaki kız çocuğu, bana gelmeden yaklaşık iki sene önce aşırı halsizlik, yorgunluk ve mide bulantısı şikâyetleri ile ailesi tarafından bir tıp fakültesine götürülüyor. Teşhis aplastik anemi. Bu kemik iliğinin baskılandığı ve neredeyse tüm kan hücrelerinin sıfırlandığı korkunç bir hastalık. Devreye hemen bu hastalığın tedavisi için kullanılan kemoterapi ilaçları ve kortizon giriyor. Küçük hastamın durumu iyice kötüleşiyor. Ölümün eşiğine gelen çocuktaki asıl sorun neymiş biliyor musunuz? Ağır metal zehirlenmesi..
Zehirlenmenin kaynağı mı? Tost makinesi. Anne tost makinesinin yüzeyi çizildiği için önlem almak adına içini alüminyum folyo ile kaplamış. Yani yediği tostlarla küçük kızın vücudunda yüksek miktarda alüminyum birikmiş. Vücut ağır metallerin yükü altında, ilik baskılanmış kan hücresi üretemiyor. Neyse ki, hastam ağır metalleri vücuttan atan şelasyon tedavisine başladıktan kısa süre sonra tamamen iyileşti.
Alüminyum folyolar ısıyla temas ettiklerinde muhafaza ettikleri yiyeceğin içine alüminyum salmaya başlarlar. Bunu bilmeyen birçok ev hanımı, balığı, sebzeyi bu folyolara sarıp fırına atar. Aslında kimse bunu bilmek zorunda değil. Esas sorumluluk folyoyu yapan ve bu bilgiyi paylaşmayan üreticide, onu denetlemeyen kurumlarda. Ama maalesef kimse bizi korumadığı için, bütün tehlikeleri öğrenmek ve önlem almak yine bizlere düşüyor..”
-Dr.Ümit Aktaş
(Paylaş ki herkes bilgilensin..)

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

BÖYLE OLUR DEVRİMCİNİN VEDASI!..EFSANE LİDER FİDEL’İ HAVANA’DA MİLYONLAR UĞURLADI!..

15253488_10208737250286489_2774695336689366880_n1

Geçen hafta 90 yaşında yaşama veda eden Küba’nın efsane lideri Fidel Castro Ruz için Havana Devrim Meydanı’nda düzenlenen uğurlama töreni, Türkiye saati ile bu sabah sona erdi. Havana Devrim Meydanı’nda bir milyonun üzerinde kişinin katıldığı dev bir uğurlama törenine, birçok devlet başkanı da katıldı. Törende Küba lideri Raul Castro’nun yanı sıra Venezuela Devlet Başkanı Maduro, Bolivya Devlet Başkanı Morales, Nikaragua Devlet Başkanı Ortega da birer konuşma yaptılar.

Namibya, Cezayir, Güney Afrika, Meksika, Dominik Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Yunanistan, Çin, Vietnam, Katar ve İran da Fidel anısına düzenlenen törende devlet ya da hükümeti temsilen kürsüden söz aldı. Törene Türkiye’den de Komünist Parti Merkez Komite üyesi Kemal Okuyan katıldı. Castro’nun gençlik yıllarında gerilla üniforması resminin olduğu Devrim Meydanı’nda “Çok yaşa Devrim” ve “Fidel” sloganları atıldı.

Venezüella Devlet Başkanı Maduro törende yaptığı konuşmada, Castro’yu “O, bu dünyadaki misyonunu tamamlamanın ötesine geçti. Çok az hayat bu kadar tam, bu kadar parlaktır. Bu dünyadan ele geçirilemeden göçtü” sözleriyle andı. Törende konuşan bir diğer isimse Nikaragua Devlet Başkanı Daniel Ortega oldu. “Fidel, Raul ve yoldaşları Küba’daki ilk sosyalist devrimin mucizelerini yarattı” diyen Ortega’nın “Fidel nerede?” sorusuna anmaya katılanlar “Yo Soy Fidel” (Ben Fidel’im) diyerek yanıtladı.

Ekvador Devlet Başkanı Correa da Fidel Castro gibi bir örneğe sahip olan Küba’nın asla bir koloni olmayacağını söyledi. Correa, “Küba’yı işgal etmediler çünkü tüm ulusu kazanamayacaklarını biliyorlardı. Seninle birlikte sevgili Fidel, (Ernesto) Che (Guevara), (Camilo) Cienfuegos, (Hugo) Chavez adaletli bir dünya yaratmak için ilerlemeyi öğrendik. Komandante, son zafere kadar mücadele etmeye yemin ederiz” dedi.

Yunanistan Başbakanı Çipras ise konuşmasında “Küba’nın Fidel’i bize sosyalizm yolunun güllerle kaplı olmadığını gösterdi. Fidel, tüm dünyada bağımsızlık, özgürlük ve onur için yapılan mücadelelere ilham verdi” ifadelerini kullandı.

Törende son sözü Raul Castro aldı. Küba Devlet Başkanı Raul Castro, Havana Devrim Meydanı’nda yaptığı konuşmada, “Fidel’in görüş ve sözleri bu meydanda yankılanıyor. Fidel’in de dediği gibi; gençlik, gelecek sizin ellerinizdedir. Fidel’in varlığında olduğu gibi, savaşmaya devam edeceğiz” dedi.

4 ARALIK’TA DEFNEDİLECEK

Havana’da düzenlenen törenin ardından Castro’nun külleri, Kübalı diktatör Fulgencio Batista’nın ülkeden kaçmasının ardından Castro’nun çıktığı zafer yolculuğunun rotasının tersi yönünde götürülecek. Fidel’in külleri Havana’dan Santiago de Cuba şehrine doğru yola çıkacak ve böylece Küba’nın komünist devriminin lideri Castro’nun külleri, 1959 yılında Fulgencio Batista yönetiminin sona ermesine neden olan gerilla hareketinin başlangıç noktasına gidecek.

Castro, 1 Ocak 1959’da Batista’nın Küba’dan kaçmasıyla ülkenin doğusundaki Santiago de Cuba kentinden bir ‘zafer’ yolculuğuna çıkmıştı. Küba’yı bir uçtan diğer uca geçerek 8 Ocak’ta geldiği Havana’da on binlerce kişi tarafından karşılanmıştı.

Bu sefer ülkenin hayatını kaybeden lideri, yolculuğu tersten alacak. Külleri, 3 Aralık’ta Santiago de Cuba şehrine ulaşacak, 4 Aralık’ta ise Castro’nun cenaze töreni düzenlenecek.

Kaynak: oda

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dünyanın en büyük 20 piyanisti

 

 

 

Piyano ya da nadir olarak kullanılan İtalyanca ismiyle pianoforte, tuşlu bir çalgıdır. Piyanoda ses, teller vasıtasıyla elde edilir. Piyanonun tuşlarına basıldığında içindeki tahta çekiç tellere vurarak sesin meydana gelmesine sebep olur. “
Çok ansiklopedik bir bilgi ile konuya girmiş olabilirim. Ancak piyano ile ilgili söylenecek o kadar çok şey var ki, insan nereden başlayacağını şaşırıyor. Bir de onu en güzel haliyle performansa dönüştüren büyük yetenekler var elbette.
İşte, gelmiş geçmiş en iyi 20 piyanisti bir araya getirdiğimiz yazımızın birinci bölümü…

İşte liste:
1. Sergey Rachmaninov (1873-1943) Rus.
rahmaninov1
Sergey Rahmaninov 20. yüzyılın en büyük piyanist ve bestecilerinden birisidir.
Asker kökenli zengin ve aristokrat bir ailenin çocuğu olan Rahmaninov, 1 Nisan 1873’de, Novgorod şehri yakınlarındaki Oneg’de doğdu. Aile bireyleri amatör olarak müzikle uğraşmaktaydılar. Oğullarının yeteneğini kısa sürede fark ettiler ve ona ders aldırmaya başladılar. Sergei 9 yaşındayken aile parasını yitirip mal varlıklarını satmak zorunda kalınca Petersburg’a yerleştiler ve Rahmaninov, konservatura devam etti. Ancak şehirdeki difteri salgınında kızkardeşi Sofiya’nın ölmesinden sonra anne ve babası ayrılan Rahmaninov, bu olaya tepkisini okuldaki tüm derslerinden kalarak gösterdi. Bunun üzerine Moskova’ya gönderildi ve sert bir öğretmen olan Nikolay Zverev’in evine yerleşti. Bu evde, diğer öğrenciler ile birlikte yoğun bir tempoda çalıştı, Zverev’in müzisyen arkadaşları ile tanışma fırsatı buldu. Çaykovski ile tanışması ve öğütler alması ona yeni ufuklar açtı.
Aşırı disiplinden hoşlanmadığı için Zverev ile geçinemeyen Rahmanin kendisine özel bir oda isteyince evden kovuldu, Moskova yakınlarındaki bir akrabalarının yanına taşınarak daha rahat bir ortama kavuştu ve çalışmalarına Franz Liszt’in öğrencilerinden olan kuzeni Siloti ile devam etti. 19 yaşında iken yazdığı Do diyez minör prelüd ile dikkatleri üstüne çekti. Bu eser, piyano edebiyatının en çok çalınan eserlerinden birisi oldu. Mezuniyet projesi olarak Puşkin’in Çingeneler Şiiri üzerine bestelediği tek sahnelik operası Aleko adlı eseri yazan Rachmaninov, böylece okuldan büyük altın madalyayı kazanarak mezun olduğu gibi yayıncı Gutheil ile bir sözleşme de yaptı. Mezuniyet sonrasında iki yıl öğretmenlik yaparak geçimini sağladı, bu arada çeşitli eserler besteledi. İlk önemli eseri 1895-1896’da yazdığı Re Minor 1. Senfoni’dir. Bu eser, 1897’de sarhoş bir orkestra şefi yönetimindeki bir orkestra tarafından çok kötü seslendirildi ve eleştirmenler tarafından yerden yere vuruldu.
Bestecilik yetenekleri konusunda kuşkuya düşen Rahmaninov, besteciliği bırakıp piyanistliğe yöneldi ve düştüğü bunalımdan kurtulmak için bir hipnozcunun yardımına ihtiyaç duydu. Bu arada geçici bir süre için zengin bir işadamının özel operasında yardımcı şef olarak orkestra şefliği yaptı. 1900’de Dr. Nikolai Dahl adlı hipnozcudan 3 ay boyunca terapi gördükten sonra yeniden besteciliğe döndü ve İkinci Piyano Konçertosunu yazdı. Rahmaninov, doktoruna ithaf ettiği bu eseri Moskova Filarmonisi’nin konserinde çaldı ve dünyanın takdir ettiği besteci-yorumculardan birisi oldu.
1902’de kuzeni Natalia Satina ile evlenen Rahmaninov, İsviçre’de geçirdikleri balayı sırasında 12 Şarkı’yı besteledi. Rusya’ya döndükten sonra ardı ardına eserler besteledi ve eserleri 1904’te şef olarak çalışmaya başladığı Bolşoy Tiyatrosu’nda seslendirildi. Ülkenin siyasi koşullarının özgüce beste yapmasını önlediğini hissedince Dresden’e gitti. İkinci Senfoni, Birinci Piyano Sonatı, Ölüler adlı senfonik şiirini bu dönemde besteledi.
Rahmaninov, 1909’da yeni eseri 3. Piyano Konçertosu ve diğer eselerini seslendirmek üzere Gustav Mahler ve Walter Damroch ile ABD’ye gitti. ABD turnesi için özel olarak bestelediği 3. Piyano Konçertosu’nu New York Senfoni Orkestrası eşliğinde başarıyla seslendirdi. Boston Senfoni Orkestrası’nda sürekli şef olma önerisi aldıysa da kabul etmeyerek Rusya’ya döndü.
Rusya’da müzik alanındaki zıtlaşmada hayranlık duyduğu Çaykovski’nin yanında yer aldı. Beste çalışmalarından insan sesine ağırlık vermeye başladı. Özel yaşamında ise iki genç kadınla ilişkisi oldu: Şair Marietta Shaginyan şarkıcı Nina Koshetz. Marietta Shaginyan, kendisine bestelemesi için çok güzel liberettolar yazdı. Nina Koshetz ise bazı eserlerine ilham verdi ve neredeyse evliliğinin bitmesine neden oluyordu.
1917’deki Bolşevik Devrimi’nden sonra Rahmaninov, ailesi ile birlikte Rusya’yı terk etti ve bir daha dönmedi. Bir süre İsveç ve Norveç’te yaşadıktan sonra ABD’ye gidip yerleştiler. Çok uzun süre hiçbir aile üyesi ve arkadaşlarından haber alamadılar. ABD’ye varır varmaz Rahmaninov ona dünya çapında ün getiren konser dizilerine başladı ve albümler çıkardı. Amerika, Avrupa, Kanada ve Küba’da konserler verdi. Kısa zamanda çok zengin oldu. Kızları için Paris’te bir yayınevi kurdu ve yazlarını Fransa’da geçirmeye başladı. Fakat tüm bunlar kendisine beste yapacak zaman bırakmadığından neredeyse 10 yıl boyunca hiçbir şey bestelemedi. 1926’da Dresden’de geçirdiği bir tatil sırasında 4. Piyano Konçertosu’nu yazdı.
1930’larda bestetelediği Paganini’ni Bir Teması Üzerine Çeşitleme, en çok çalınan eserlerinden biri oldu. Aynı yıllarda dönemde, Bolşevikler, rejime yaptığı eleştirilerden ötürü Rahmaninov’un eserlerinin Rusya’da çalınmasını yasakladılar. Rahmaninov, borsada tüm varlığını yitirdi, üstüne üstlük 1939’da II. Dünya Savaşı patlak verince Avrupa turnelerinen sağlığı bozulan Rahmaninov’a kanser teşhisi konulduktan sonra da beste yapmaya ve orkestra yönetmeye devam etti. En son büyük eseri olarak Senfonik Dansları besteledi. 28 Mart 1943‘te hayatını kaybetti.
2. Arthur Rubinstein (1887-1982) Polonyalı.
Polonyalı bir piyano virtüözüdür. 20. yüzyılın en iyi piyanistlerinden biri olduğu düşünülür. Chopin ve Brahms performansları ile uluslararası çapta büyük övgü toplamıştır.
Rubinstein; Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Łódź, Polonya’da doğmuştur. Piyanoya olan erken ve büyüleyici ilgisi dışında başka ilginç bir çocukluk özelliği de üç yaşına kadar konuşmamış olmasıdır. Konuşmasını geliştirene kadar ailesini konuşma harici sesleri taklit ederek eğlendirirdi. Geciken konuşması, erken çocukluktaki huysuzluk nöbetleri ve daha sonraki virtüözlüğü genel olarak piyanist Clara Schumann ve fizikçi Albert Einstein gibi geç konuşan ünlülerle benzer bir yol izlemiştir.
3. Vladimir Horowitz (1903-1989) Rus.
Vladimir Horowitz; romantik geleneği sürdüren, kusursuz tekniğiyle ünlü Rus asıllı ABD’li piyano virtüözüdür. Liszt, Rachmaninoff, Chopin, Skriyabin, Scarlatti, Moszkowski ve Prokofyev yorumlarındaki teknik kusursuzluğu ve sağladığı dolgun ses kalitesiyle çok beğenilen bir müzikçidir.
Bir elektrik mühendisinin oğluydu. On iki yaşında Kiev Konservatuvarı’na girdi. Öğrenciyken hiç konser vermedi ve beste yapmayı yeğledi. Ama ailesi I. Dünya Savaşı ve Sovyet Devrimi nedeniyle yoksul duruma düşünce ilk kez Harkov’da bir konser verdi (1922). Yirmi yaşındayken, Leningrad’da 23 resitallik bir konser dizisinde 200’den fazla yapıtı, hiçbirini tekrar etmeden seslendirince büyük üne ulaştı. Bunu başarılı Avrupa ve ABD turneleri izledi. 1933’te Arturo Toscanini’nin kızı Wanda ile evlendi. 1940’ta ABD’ye yerleşti, 1944’te de ABD uyruğuna geçti. 1953’te konser vermeyi bıraktıysa da plak doldurmayı sürdürdü. On iki yıllık bir ayrılığın ardından ilk kez 1965’te, daha sonra da 1974 ve 1981’de yeniden konser sahnesine dönerek büyük müzik olayları yarattı. 1982’de, 31 yıllık bir aradan sonra yeniden Avrupa turnesine çıktı. 1986’da SSCB’ye giderek iki konser, son olarak da 1987’de Avrupa’da bir dizi resital verdi.
4. Sviatoslav Richter (1915-1997) Rus.
O zaman Rusya İmparatorluğu, bugün Ukrayna sınırları içinde bulunan Jitomir’de 20 Mart 1915’te dünyaya geldi. Babası Teofil Danilovich Richter Viyana’da eğitim görmüş bir Alman müzisyen, annesi Anna Pavlovna ise onun bir Rus öğrencisidir. Odessa’da yetişti. Piyano çalmayı önceleri kendi kendine daha sonra babasından öğrendi. 1937’ye kadar resmi bir müzik eğitimi almadı.
On sekiz yaşında Odessa Operası’nda eşlikçi ve şef yardımcısı olarak çalışmaya başladı. Daha o zamanlar orkestrada bütün partisyonları bir bakışta okuyabilmesiyle ünlendi. İlk konserini 1935’te Odessa’da verdi.
1937’de Heinrich Neuhaus ile düzenli çalışmalara başlamak üzerine Moskova Konservatuvarı’na sınavsız kabul edildi. Neuhaus, onu “hayatı boyunca beklediği dahi öğrenci” olarak nitelemiştir.
Prokofyev, 1940’taki 6. Sonattan sonra 1942’de 7. Sonatının dünya prömiyerini de Richter’in gerçekleştirmesini isteyince Richter, eseri dört günde öğrenip çaldı. Prokofyev, 8. ve 9. sonatlarını da ilk seslendirilişi için ona vermiş; ve 9. Senfoniyi Richter’e adamıştır.
1945 yılında soprano Nina Dorliak ile tanıştı ve ona Rimsky-Korsakov ve Prokofyev’in eserlerinden oluşan bir programda eşlik etti. Çift, resmen hiç evlenmedi ancak hayatları boyunca birlikte oldu.
1945’te Sovyetler Birliği Müzik Yarışması’nı, 1949’da da Stalin Ödülü’nü kazandıktan sonra ünü hızla yayıldı; Rusya, Doğu Avrupa ve Çin’de pek çok konser vermesinin önü açıldı. 1952’de ilk defa orkestra şefi olarak Prokofyev’in Senfoni-Konçerant Op.125 adlı eserinin dünya prömiyerini gerçekleştirdi. Orkestra şefliğini bırakarak 1952’den itibaren piyanoya yöneldi. 1953’te Stalin’in cenazesinde David Oistrakh ile birlikte Prokofyev’in 1 Numaralı Keman Konçertosunu seslendirdi. 1958’de dünyanın en önemli müzik yarışmalarından I. Uluslararası Çaykovski Müzik Yarışması’nda jüri üyesi olan Richter, ABD’li piyanist Van Cliburn’un çalışından çok etkilendi ve bir Rus piyanisti birinci yapmaya çalışan diğer jüri üyelerine rağmen birincilik ödülünü Van Cilburn’un almasını sağladı.
Yeteneğinin çok yönlülüğü sayesinde, Bach’ın Ayarlı klavye’sinin tümünü plağa çaldı, arkadaşı olan Prokofyev’in piyano sonatlarından üçünü ilk kez seslendirdi; Elisabeth Schwarzkopf ve Dietrich Fischer-Dieskau gibi şarkıcılara eşlik etti.
Philadelphia Orkestrası’nın Sovyetler Birliği turnesi sırasında orkestrada solist olarak çaldı. 1957’de de Çin’de konserler verdi. 1958’de dünyanın en önemli müzik yarışmalarından I. Uluslararası Çaykovski Müzik Yarışması’nda jüri üyesi olan Richter, ABD’li piyanist Van Cliburn’un çalışından çok etkilendi ve bir Rus piyanisti birinci yapmaya çalışan diğer jüri üyelerine rağmen birincilik ödülünü Van Cilburn’un almasını sağladı.
Batıda ilk defa 1950’lerde konser kayıtları yoluyla tanındı. ABD turnesine gitmesine 1960’a kadar izin verilmedi. 1960’ta çıkabildiği ABD turnesi büyük ilgi uyandırdı; Ekim ayındaNew York’ta Carnegie Hall’de verdiği yedi konser ona dünya çapında ün getirdi. 1961’de EMI firması ile kayıt anlaşması yapan Richter, bu firmayla bağını 1980’lere kadar sürdürdü. Konser piyanistliğinin tercih ettiği bir yaşam tarzı olmadığına karar verdiği için 1970’ler ve 1980’lerde konser turnelerine devam etmedi; kendi dilediği zaman konser vermeyi sadece piyanosunun aydınlatıldığı karanlık salonlarda çalmayı tercih etti. 1964’te Tours yakınlarındaki bir festivale katıldıktan sonra her yıl yazı çok sevdiği Fransa’da geçirdi ve arkadaşlarıyla konserler verdi. David Oistrakh, Benjamin Britten ve Mstislav Rostropoviç gibi müzisyenlerle oda müziği çalmaktan hoşlanırdı. Birkaç kez Türkiye’de de (1967’de ve 1993’te) resital vermiştir.
Hem dinleyicilerin, hem eleştirmenlerin büyük övgüsünü kazanan Rihter, İngiltere’de Aldeburgh ve İtalya’da Spoleto festivalleriyle Fransız Müzik Festivalleri’ne katıldı. 1961’deSSCB Halk Sanatçısı seçildi ve Lenin Nişanı ile onurlandırıldı. 1996’da Rusya Federasyonu Devlet Ödülü aldı. Son resitalini 1995’te Lübeck’te verdi. 1 Ağustos 1997’de Moskova’da kalp krizinden hayatını kaybetti
5. Alfred Cortot (1877-1962) İsviçreli/Fransız.
Fransız-İsviçreli piyanist ve orkestra şefi. 20’inci yüzyılın en tanınmış klasik müzikçilerinden olan Cortot, başta Chopin ve Schumann olmak üzere, özellikle Romantik dönem piyano eserlerine yönelik şiirsel iç görüsüyle öne çıktı.
İsviçre’nin Nyon, Vaud kentinde Fransızca konuşulan bölümünde Fransız baba ve İsviçreli bir anneden doğdu. Paris Konservatuvarı’nda bir olasılıkla Chopin’in öğrencisi olan Émile Descombes ve Louis Diémer ile çalıştı ve 1896’da birincilik aldı. İlk halk önünde çalışını 1896’da Collone Konserleri’nde Beethoven’ın 3’üncü Piyano konçertosu’nu çalarak yaptı. 1898 ve 1901 arasında Bayreuth Festivali’nde önce koro şefi sonra da yardımcı orkestra şefi olarak görev aldı. 1902’de Wagner’in Götterdämmerung eserinin Paris Premiyerini yönetti. Wagner’in Parsifal’i, Beethoven’in Missa Solemnis’i, Brahms’ın Alman Requiem’i gibi büyük çaplı eserleri ve kendi çağdaşı olan Fransız bestecilerinin eserlerini seslendirmek üzere bir konser topluluğu oluşturdu.
1905 yılında Cortot Jacques Thibaud ve Pablo Casals il birlikte bir trio kurdu. Bu trio döneminin önde gelen oda müziği gruplarından birine dönüştü. 1907 yılında Paris Konservatuvarında Raul Pugno’nun yerin egeçmek üzere Konservatuvar müdürü ve öğretmeni olan Gabriel Faure tarafından görevlendirildi. 1923’e kadar Paris Konservatuvarın’daki öğretmenlik görevini sürdürdü. Bu kurumdaki öğrencilerinin arasında Clara Haskil, Yvonne Lefébure, Dinu Lipatti, Vlado Perlemuter, Simone Plé-Caussade ve Marguerite Monnotsayılabilir.
1919 yılında Cortot École Normale de Musique de Paris’i kurdu. Burada yaptığı müzikal yorumlama dersleri çok ün kazanmıştır. Buradaki dikkat çeken öğrencileri Elisha Abas, David Barnett, Victor Bouchard, Mario Braggiotti, Charles Bruck, Dino Ciani, Clotilde Coulombe, Halina Czerny-Stefańska, Jean-Michel Damase, Gunnar de Frumerie, Karl Engel, Renaud Gagneux, Eric Gaudibert, Ilmari Hannikainen, Clara Haskil, Václav Kaprál,Yvonne Lefébure, Raymond Lewenthal, Jerome Lowenthal, Jean-Pierre Marty, Marguerite Monnot, Vlado Perlemuter, Helena Sá e Costa, Pnina Salzman, Esteban Sánchez, Magdalena Tagliaferro, ve Warren Thomson gibi yirminci yüzyılda önemli yer tutmuş birçok müzisyeni de içerir.
Cortot başı çeken bir müzisyen olarak birçok uluslar arası müzik etkinliğinde yer aldı. Fransız hükümeti A. B. D.’ye yaptığı iki seyahatini ve 1920’de Rusya’ya yaptığı bir seyahatini finanse etti. Birçok orkestrayı yönetti ve Paris’e gelen önemli sanatçılara piyano eşliği yapmak için sıklıkla aranan bir piyanist oldu. Sağlığı bozulana kadar aktif olarak sahnelerde yer aldı ve son yıllarını aynı Franz Liszt’in yaptığı gibi ileri düzeyli öğrencilerle piyano dersleri yaparak geçirdi. İsviçre’nin Lozan kentinde öldü.
6. Dinu Lipatti (1917-1950) Rumen.
Yorumları ve tekniğiyle unlu Romanya asıllı piyanisttir. Bükreş’te doğmuştur
Ünlü müzisyen besteci George Enescu’nu vaftiz oğludur. Florica Musicescu, Alfred Cortot, Yvonne Lefebure, Charles Munch, Nadia Boulanger ile gibi ünlü isimlerle çalışmıştır. İlk kaydı 1937’de Brahms’in piyano eserleridir. 1939’dan 1943’e kadar Romanya’da kalmış ve
bir çok konser vermiştir. 1943’te Cenova’ya piyanist eşi Madeline Cantacuzene ile dönmüştür. Hastalığı nedeniyle konserleri azaltmış ve Amerika ve Avusturalya’yı kapsayan büyük etkinliklere katılamamıştır. Cenova’da vefat etmiştir.
7. Artur Schnabel (1882-1951) Avusturyalı.
Avusturya’da Lipnik şehrinde doğdu. Teodor Leşetiski‘nin öğrencisidir. özellikle oda müziği eserlerinin enterpretasyonunda gösterdiği yetkinlik ile tanınmıştır. Viyolonselist Hugo Becker ve kemancı Flesch ile bir trio kurmuşlardır. Schnabel aynı zamanda çalgısı üzerinde pedagog ve öğretmendir. Birçok piyano ve oda müziği eserleri ve “lied’ler yazmıştır.
8. Emil Gilels (1916-1985) Rus.
Tam adı Emil Grigoryeviç Gilels olan Rus piyanist. 19 Ekim 1916’da Odessa’da doğmuş, 14 Ekim 1985’te Moskova’da ölmüştür. Odessa’da eğitim görmüş ve 1933’ten itibaren konserler vermeye başlamıştır. Rusya dışındaki ilk konserini 1947’de vermiştir. New York’ta 19552te, Britanya’da ise 1955’te ilk defa çalmıştır. Bach’tan Bartok’a kadar geniş bir repertuarı ustalıkla çalmasını sağlayan teknik,disiplin ve fiziksel gücü birleştiren bir üsluba sahiptir.
9. Martha Argerich (1941- ) Arjantinli.
Arjantinli konser piyanisti. Üç yaşında piyano çalmaya başladı. Argerich soyadının, Katalan ya da Hırvatistan kökenli olduğu yönünde varsayımlar bulunuyor. Beş yaşında Vincenzo Scaramuzza ile çalışmaya başladı. İlk konserini 1949 yılında sekiz yaşındayken verdi. 1955 yılında ailesi ile birlikte gittiği Avusturya’da, Friedrich Gulda, Arturo Benedetti Michelangeli ve Stefan Askenase ile çalıştı.
10. Arturo Benedetti Michelangeli (1920-1995) İtalyan.
Brescia doğumlu unlu İtalyan piyanist. Mükemmelliyetçi tavırları ve tekniği ile ünlüdür. Bach/Busoni’nin Chaconne’u ve Brahms’in Paganini varyasyonlarindaki sıradışı performanslarıyla çok konuşulmuştur. Beethoven sonatlarındaki yorumları da kalitelidir
11. Krystian Zimerman (1956- ) Polonyalı.
Polonyali piyano virtüözü. Chopin’in tüm eserlerini tüm incelikleri ile çalması ile tanınmıştır.. Ayrica  Liszt,Debussy, Grieg, Schumann kayıtları da mevcuttur. Brahms’in 2 numaralı piyano konçertosunu Leonard Bernstein yönetimindeki Viyana Filarmoni Orkestrası ile çalmış ve canlı olarak kaydedilen bu yorum efsaneler arasına girmiştir.
12. Ignaz Friedman (1882-1948) Polonyalı.
Asıl adı Solomon (Salomon) Isaac Freudman olan piyanist Polonya doğumludur.
13. Radu Lupu (1945- ) Rumen.
1945 doğumlu Romen piyanist. Beethoven, Mozart, Brahms, Schubert ve Schumann gibi bestecilerin eserlerindeki başarılı yorumlarıyla tanınmıştır. Eğitimini Moskova Devlet Konservatuarı’nda tamamlamış olan Lupu, Van Cliburn (1966), Leeds International (1969) ve Enescu International (1967) yarışmalarında birincilik ödülünü kazanmıştır.
14. Edwin Fischer (1886-1960) İsviçreli.
İsviçreli klasik piyanist ve orkestra şefi. Yirminci yüzyılın geleneksel Alman repertuarının en büyük yorumcularından biri ve modern çağın en güzel piyano pedagogu biri olarak kabul edilir.
15. Wilhelm Kempff (1885-1991) Alman.
Alman piyanist, besteci ve müzik öğretmeni.
Berlin ve Potsdam’da eğitim görmüştür. Avrupa’nın birçok yerini gezip oralarda konserler vermesine rağmen, Londra’ya 1951’de gitmiştir. Son konserini 1981’de Paris’te vermiş ve Positano, İtalya’da 95 yaşında vefat etmiştir.
20.yy’ın en iyi piyanistlerinden biridir. Franz Schubert’in bütün Piyano Sonatlarını kayda geçmiştir. Kempff; Yehudi Menuhin, Pierre Fournier ve diğerleri ile oda müziği de yapmıştır. Meşhur olan kayıtlarından bazıları da Beethoven’in keman ve piyano için olan bütün sonatlarıdır (Menuhin ile).
1957 yılına gelindiğinde, Kempff, Positano’daki villasında yıllık Beethoven yorumlama kursu yapmaya başladı. Ölümünden 6 yıl sonra arkadaşı ve öğrencisi olan John O’Conor kursları devam ettirdi. Kempff’in çok az bilinen yeteneği ise bestecilikti. Kendi bestelerinin dışında Johann Sebastian Bach’ın eserlerinin transkreipsiyonlarıyla bilinir. Siciliano Flüt konçertosunun Kempff tarafından piyanoya uyarlanmış şekli en çok bilinenidir.
Kendisi İdil Biret’le de çalmış ve İdil Biret’e hayranlığını da belirtmiştir.
16. Murray Perahia (1947- ) Amerikan.
16. Murray Perahia (1947- )
Amerikali piyanist. Bir çok besteciyi repertuvarında bulundurmakla birlikte, özellikle Bach, Beethoven ve Bartok üzerinde ustalaşmıştır. Fazil Say’ın da kazandığı “Young Concert Artists” yarışmasından sonra ünü artmıştır. Bach’in Goldberg Varyasyonları’ çaldığı albümü bir çok ödül almıştır.
17. Glenn Gould (1932-1982) Kanadalı.
Kanadalı piyanist. Özellikle Bach yorumlarıyla tanınır. Hakkında yapilmis ’32 Short Films About Glenn Gould’ adlı bir de film vardır.
18. Walter Gieseking (1895-1956) Alman.
Alman, piyanist. Debussy ve Ravel’in önde gelen yorumcularındandır.
5 Kasım 1895’de Lyon’da doğdu, 26 Ekim 1956’da Londra’da öldü. Hiç okula gitmedi, ama dört yaşından başlayarak müzik dersleri aldı. 1911’de ailesiyle birlikte Almanya’ya giderek Hannover Belediye Konservatuvarı’na girdi. Yetişmesinde temel bir rol oynayan piyano eğiticisi Kari Leimer’in öğrencisi oldu.
1. Dünya  Savaşını izleyen yıllarda, Avrupa ve ABD’de turneleriyle yaygın bir ün kazandı. Özellikle 1930’larda, döneminin önde gelen virtüözlerinden sayılmaya başladı. 2. Dünya Savaşı sonrasında, Nazi yönetimiyle işbirliği yaptığı gerekçesiyle sert eleştirilere uğradı. 1947’de Saarbrücken Konservatuvarında piyano öğretmeni oldu. Uluslararası bir mahkeme tarafından hakkındaki iddianın geçersiz olduğu kabul edildikten sonra, yeniden turnelere başladı.
Gieseking, doğal yeteneklerini Leimer’le yaptığı çalışmalarla birleştirerek 20.yy’ın sayılı piyanistleri arasında yer almıştır. Beethoven, Prokofiyev ve Damenico Scarlatti yorumları özellikle dikkat çekmiştir. Çok geniş bir repertuvarın yanı sıra, üstün bir tekniğe sahipti. Bu tekniğe dayanan tını ve renk zenginliği de, izlenimci (empresyonist) bestecileri başarıyla yorumlamasını sağlamıştır.
19. Josef Hofmann (1876-1957) Polonyalı.
Polonyalı piyanist. Babası, besteci, orkestra şefi ve piyanist Kazimierz Hofmann, annesi şarkıcı Matylda Pindelska’dır. Rus müzisyen Anton Rubinstein‘in öğrencisidir.
20. Claudio Arrau (1903-1991) Şilili.
Şilili piyanist. Beethoven, Schubert, Chopin, Schumann, Liszt ve Brahms gibi 20. yüzyıl bestekârlarının repertuvarına sahipti.
KAYNAK KÜLÜR ELMASI

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Haydi Kimler Dikkatli… 15 Kediyi Bulun Bakalım…

aakpre41

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İlk Hangi Tank Dolar?

15267990_10208194804530704_4043553409908024320_n1

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Işıl İpekçi (0536 508 19 73) Sizi Koruyan Melek Tasarımlarıyla Natura Festivalinde…

aaa

Işıl İpekçi  (0536 508 19 73) Harbiye’de Ruh-Beden- Zihin Festivalinde 24-27 Kasım arası sabah 11.00-19.00 arası size uygun melek tasarımlarını paylaşmak için bekliyor…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mutluluk Küçük Şeylerde Saklıdır… Günün Fotosu…24/11/2016

15181302_1257706967623021_5796736851909943085_n1

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yıkar Gider…

15095442_1251132141620992_3114500055365201140_n1

Bir tır şoförünün aklına gelen dahiyane fikir… Kirli kıyafetler için böyle bir icat yapmış. Bidonun içine kirli çamaşırları, suyu ve deterjanı koyuyor ve tekerliğin iç kısmına bağlıyor. Tır hareket ederken çamaşırlarda tekerleğin dönme hareketi sayesinde yıkanıyor. Belli bir süre sonra aracı durdurup suyunu değiştiriyor ve yola devam ediyor…

Şöför bu sistemin adını Yıkar Gider koymuş:) Tebrikler…

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

2017 de Ben En Gezgin Olacakmışım… Ya Siz…

ruyada-havai-fisek1

 

2017 ‘ da

TERAZİ isen    ; En şanslısın
ASLAN  isen     ; En güzel
BAŞAK isen      ; En aşk yaşayanı
BOĞA isen        ; En başarılı
BALIK isen       ; En tatlı
AKREP isen      ; En seksi
KOVA isen        ; En gezgin
OĞLAK isen     ; En çekici
YENGEÇ isen   ; En evcimen
İKİZLER isen   ; En çapkın
YAY isen           ; En arkadaş canlısı
KOÇ isen          ; En para kazanan

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »