Zeka Sorusu

18485358_1451099551600001_2955039873183497446_n

Ahmet’in annesinin 4 çocuğu varmış… Çocukların isimleri doğum tarihlerine göre sırasıyla şöyleymiş: Doğu- Batı- Kuzey ve dördüncü çocuğun ismi nedir?

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 7 Comments »

Tıkandığımız Kelimelerin Başında Gelirdi… Siz Hangi Hayvanı Uydurmuştunuz?

18519714_10213356438371719_1336244988173454387_n[1]

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Başladıktan Sonra Elinizden Bırakamayacağınız 30 Mükemmel Kitap

“İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız, okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar ki” demiş Franz Kafka. İşte sizi ısıracak ve bir yumruk gibi uyandıracak 30 mükemmel kitap.
Aspidistra, George Orwell, Can Yayınları, 280 sayfa

Aspidistra[1]

Daha çok Hayvan Çiftliği ve Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı ünlü yapıtlarıyla bilinen İngiliz yazar George Orwell, bu romanında 1930’lar İngiltere’sinde sınıf atlama özlemini  benzersiz bir kara mizahla eleştirir. Bir reklâm ajansında metin yazarlığı yapan Gordon Comstock, kapitalizmin yutturmacası olarak gördüğü reklâmcılıktan nefret eder ve orta sınıfın bu boğucu yaşamından kaçarak şairliğe soyunur. Hatta bu uğurda sevgilisinden ayrılmayı bile göze alır. Ancak romanın sürpriz sonunu yine sevgilisi yaratacaktır.
İntihar, Jack London, Oda Yayınları, 238 sayfa

İntihar-–-Jack-London

Jack London‘un yapıtları arasında edebi değeri en yüksek ve içki tutkusu üzerine yazılmış son derece yalın, gerçekçi, gerilim dolu bir roman. Kitap, o kadar geniş bir yankı yapmış ki, 1919’da Amerika’da içki yasağının uygulanmasına yol açan etkenlerden biri olmuş. Din adamları, içki içenleri kınamak için romanı dayanak olarak kullanmışlar. Jack London, kendi yaşam öyküsü olan bu roman üzerine Irving Stone’a şu satırları yazmış: “İntihar’da gerçeği tüm çıplaklığıyla yazamadım. Yazamadım, çünkü bu kadarına cesaretim yoktu.”
Animal Triste, Monika Maron, Alef Yayınları, 160 sayfa

Alman yazar Monika Maron‘un mükemmel romanı. Temelde bir aşk hikâyesini anlatsa da bundan çok daha fazlasıdır ve kitabın anlatıcısı ismini bilmediğimiz oldukça yaşlı bir kadındır. İkinci Dünya Savaşı, Doğu Almanya’da geçen gençlik ve yetişkinlik yılları, Berlin Duvarı’nın yıkılması, yaşayamadığı gençlik aşkı ve yaşadığı değişimler… Tam bir Almanya dramı…
Kayboluş, Georges Perec, Ayrıntı Yayınları

Kayboluş-Georges-Perec

Bu kitapla ilgili iki inanılmaz gerçek var. Birincisi Fransız sosyolog ve yazar Georges Perec, bu kitabı Fransızcanın en çok kullanılan sesli harfi olan “e”yi hiç kullanmadan yazmış. İkincisi kitabı çeviren Cemal Yardımcı romanı hiç “e” harfi kullanmadan Türkçeleştirmiş. İkinci Dünya Savaşı’nı, anasının, babasının kayboluşuna tanık olan bir çocuk olarak yaşayan yazar, hayatına damgasını vuran boşluğu bu olağanüstü romanında bir harfi ortadan kaldırarak yansıtmış. Ama daima yaptığı gibi, hüznünü coşkulu bir mizahla sarıp sarmalayarak, acı olanı gülünç, anlamsız olanı kurgusal kılarak, sıkıntılarından oyunlar çıkararak… Bu paradoksal yaklaşım baştan sona romana sinmiştir. Bir açıdan hoş bir fantastik komplo öyküsüdür.
Zeno’nun Bilinci, Italo Svevo, Can Yayınları, 488 sayfa

İtalyan yazar Italo Svevo‘nun başyapıtı. Yarıda kalan bir ruh bilimsel çözümleme olan bu roman, Zeno Cosini isimli hastanın psikanaliz seanslarına inancını yitirmesi sonucu doktorunu yüzüstü bırakmasını ve bunun üzerine doktorun ondan öç almak için seanslar sırasında not ettiği Zeno’nun öz yaşam öyküsünü kamuoyuna sunmasını anlatır. Kitap, doktorun durumu açıklayan önsözü ile başlar. Ardından hastalık hastası, evhamlı, hileci, tekbenci (solipsistik), kararsız ve aylak Zeno’nun yaşamı ile baş başa kalırız. Ancak ondan nefret etmeden …
Onca Yoksulluk Varken, Emile Ajar, Agora Kitaplığı, 197 sayfa

Onca-Yoksulluk-Varken

Fransız yazar Romain Gary‘in Emile Ajar takma adıyla yayımladığı kitap. 1975’te Fransa’da Goncourt Ödülü almış. Kitap, bir hayat kadınının oğlu olan Momo (Muhammed’in kısaltılmışı) isminde Arap bir çocuğun, annesi fahişelik yapan sahipsiz çocuklara bakan Yahudi Madam Rosa‘yla birlikte geçen hayatını anlatıyor.
Buddenbrooklar: Bir Ailenin Çöküşü, Thomas Mann, Can Yayınları, 666 sayfa

Yazarın 25 yaşında kaleme aldığı ilk romanı. Kuzey Almanya’da yaşayan zengin bir burjuva ailenin ve aile ticarethanesinin birkaç kuşak boyunca geçirdiği değişimi ele alır. Buddenbrooklar, modern yaşama ayak uyduramayan saygın bir ailenin çöküşünün öyküsüdür: Doğumlar, evlenmeler, boşanmalar, ölümler, başarılar, başarısızlıklar… Orta sınıf yaşamının ustalıklı bir portresini çizen roman, aynı zamanda kaybolan burjuva değerler için bir ağıt niteliğindedir. 1929’da Nobel Edebiyat Ödülü‘ne değer görülen roman modern edebiyatın klasikleri arasında…
Filin Yolculuğu, Jose Saramago, Kırmızı Kedi, 200 sayfa

jose_saramago_filin_yolculugu-kapak

16. yüzyılda, Portekiz kralı III. João, kuzeni Kutsal Roma-Germen İmparatoru II. Maximilian’a hediye olarak fil (Süleyman) göndermek ister. Bunun üzerine fil terbiyecisi Subhro ve Süleyman kendilerine eşlik eden korumalarla birlikte yola çıkarlar. Kitap genel olarak bu yolculuk sırasında Subhro ve Süleyman’ın başından geçenleri anlatmaktadır. Hinduizm, mistisizm ve Hıristiyanlık hikâyeleriyle bezenmiş bu romanda Subhro‘nun erdemli ruh hali, pasifist felsefesi ve yaşama bakışındaki doğallık ile Süleyman’ın emir kabul etmeyen doğası çok şey öğretiyor.
Sıfır Noktasındaki Kadın, Neval El Seddavi, Metis Yayıncılık, 112 sayfa

Sıfır-Noktasındaki-Kadın

Dünyanın herhangi bir köşesinde herhangi bir insan sıfır noktasında kıskıvrak bekliyor. Umutsuz, çaresiz, ölümle yaşam arasındaki sınırda. Neval El Seddavi, ölüm hücresinde Mısırlı fahişe Firdevs‘le konuşuyor ve onun yaşam öyküsünü aktarıyor. Bu dünyada kadın olmanın, “fahişe” olmanın ne anlama gelebileceğini anlatıyor.
Dostoyevski’nin Hatıraları, Anna Dostoyevski, İhsan Kitap, 500 sayfa

Dostoyevskinin-Hatıraları-Anna-Dostoyevski

Sizi hiç bilmediğiniz bir Dostoyevski ile tanıştıracak olan bir kitap. Kitapla ilgili fikir sahibi olmak için de şu alıntı yeterli sanırım: “O zamanki kişiliğimi göz önüne aldığımda evliliğimizin felaketle son bulması bana pek mümkün geliyor. Fiyodor Mihayloviç’i hakikaten büyük bir aşkla seviyordum, fakat bu aşk, birbirine denk yaşlarda olmayı gerektiren fiziki bir aşk veya tutku değildi. Tamamen platonik bir aşktı benimkisi. Daha çok bir tapınmaydı, son derece yüksek ruhi değerlerle mücehhez mükemmel bir varlık karşısında secdeye kapanmaydı. Bütün hayatını yakınlarına adamış, sırf bunun için bile olsa sevgi ve ihtimam göstermesi gerekenler tarafından ihmal edilmiş; gün yüzü görmemiş mustarip bir adama karşı içten bir acımaydı benimki. Onun hayat yoldaşı olmak, yükünü paylaşıp hayatını kolaylaştırmak ve ona mutluluk vermek gibi hayallerim vardı; fakat o bunların da ötesinde benim tanrım, benim putum olmuştu. Sanırım bütün hayatımı onun ayakları önünde secdeye kapanarak geçirebilirdim. Ne var ki bütün bu yüksek duygu ve hayaller taarruza geçen katı gerçekler tarafından yerle bir edilebilirdi.” Anna Dostoyevski.
Fedailerin Kalesi Alamut, Vladimir Bartol, Koridor Yayıncılık, 510 sayfa

Fedailerin-Kalesi-Alamut

Hikaye 11. yüzyıl İranında, kendini peygamber ilan eden Hasan Sabbah‘ın, seçilmiş bir grup insanı intihar suikastçısına dönüştürerek bölgede hakimiyet kurmak için çılgınca ve aynı zamanda zekice bir plan tasarladığı Alamut Kalesinde geçmektedir. Güzel kadınların, yemyeşil bahçelerin, şarap ve haşhaşın göz boyadığı sanal bir cennet yaratan Sabbah, genç savaşçılarını emirlerine uydukları takdirde bu cennete gidebileceklerine inandırır. Kendilerini onun yoluna adayan, ölmeyi de öldürmeyi de göze almış olan bu küçük orduyla hükümdar sınıfına gözdağı verebileceğini düşünür. Sabbah kendi deyimiyle insanların saflığını kullanıp dine adanmışlığı politik emellerine alet eder. Artık kapılar onun için ardına kadar açılmıştır.
Ufuk Çizgisi, Antonio Tabucchi, Can Yayınları, 90 sayfa

Gerilim romanı. Romanın kahramanı Spino, İtalya’nın bir liman kentinde, morgda görevlidir. Getirilen cesetleri, özelliklerine göre sınıflandırıp bir deftere kaydetmekte, ancak bunu yaparken cesetlerle arasında duygusal bağlar kurmaktadır. Bir gün kendi gençliğine çok benzettiği bir delikanlının cesedi getirilir. Ardından bu cesedi kimse arayıp sormaz. Spino, ölen bu delikanlının hayatını çok merak eder ve delikanlıyı araştırmaya başlar. Delikanlıyı tanıdığını umduğu bazı insanlarla iletişime geçer. Ancak ardından, kimden geldiği belli olmayan gizli mesajlar ve bilinmedik yerlerde randevu teklifleri alır…
Dişi Kurdun Rüyaları, Cengiz Aytmatov, Ötüken Neşriyat, 390 sayfa

Dişi-Kurdun-Rüyaları-Cengiz-Aytmatov

İç içe geçmiş farklı öyküleri anlatan romanda; fiziksel ve karakteristik olarak diğer kurtlardan ayrılan Akbar ve Taşçaynar isimli iki kurdun Mujunkum Ovası’ndaki yaşam mücadelesi, bu yaşam mücadelesi ile zaman zaman kesişen uyuşturucu kaçakçılarının ve Kırgız çobanlarının hayat hikâyeleri anlatılmaktadır.
Dublinliler, James Joyce, Aylak Adam, 285 sayfa

Dublinliler

Yazarın 22 yaşında kaleme aldığı ilk önemli yapıtı. Kentin yoksullarının canlı bir portresini sunan ve onların “kaba saba” dillerini kendi edebiyatının ögelerinden biri haline getiren emsalsiz bir roman. Bozguna uğramış yaşamların gözünü budaktan sakınmayan bir gerçekçilikle kaleme alınışı ve toplumsal çöküş, cinsel arzu, istismar ve yozlaşmayı usta bir dille aktarıyor.
Denizi Yitiren Denizci, Yukio Mişima, Can Yayınları, 156 sayfa

Yukio Mişima, bir yıl öncesinden hazırlanarak gerçekleştirdiği intiharı ile dünyada yankı uyandıran tanıyabileceğiniz en ilginç Japon yazarlardan biri. Romanları da kendi gerçekliği kadar ilginç ve cesur. Yazdığı 40’a yakın kitap arasında en güzellerinden biri Denizi Yitiren Denizci. Dul bir kadın ile ergenlik çağındaki oğlu Noboru‘nun hayatına giren bir denizciyi anlatan romanda, yaşıtlarıyla bir çete kuran Noboru‘nun ilk tanıştığında denizler fatihi bir kahraman olarak gördüğü denizcinin annesiyle evlenerek sıradan birine dönüşmesinin şokunu atlatamaması mükemmel bir şekilde işleniyor…
Düşüş, Albert Camus, Can Yayınları, 99 sayfa

Düşüş-Albert-Camus

Bu kitap, herhangi bir düşünce ya da savı özellikle öne çıkarmaya çalışmadan, yalın bir anlatım ve özgün bir kurgu içinde, zengin bir düşünce duygu yüküyle, çağdaş dünyayı ve insanlarını derinlemesine sorgulayıp yargılar, çirkinliklerini ve düşkünlüklerini sergiler. Ama, aynı zamanda, bu dünyada yaşayan, dolayısıyla şu ya da bu biçimde, şu ya da bu ölçüde onun sorumluluğunu taşıyan bireyler olarak tek tek her birimize bir ayna tutar, eski avukat Jean-Baptiste Clamence’ın öyküsü aracılığıyla, bize kendini tehlikeye atmadan yaşayanların, yani hepimizin ve her birimizin benzersiz öyküsünü anlatır. “Düşüş”ün yayımlanmasından bir yıl sonra Camus’nün Nobel Ödülünü kazanması da bir rastlantı olmasa gerek…
Doğu Avrupa’da Yolculuk, Gabriel Garcia Marquez, Can Yayınları, 144 sayfa

Doğu-Avrupada-Yolculuk-Gabriel-Garcia-Marquez

Márquez’in 1950’lerde gazeteci olarak Doğu Avrupa’daki sosyalist ülkelere yaptığı seyahatin bir güncesi olan bu kitap, Doğu Almanya’dan başlayıp Çekoslovakya, Polonya, Macaristan ve Sovyetler Birliği’ne uzanan bir serüveni anlatır. Márquez’in yol arkadaşları, gözlemleri, dönemin toplumsal ve siyasi gelişmeleri, yorumları her şeyi bir gerçeklikten gelmektedir.
Boşluk, Barbara Kingsolver, Pegasus, 672 sayfa

Boşluk-Barbara-Kingsolver

Meksika’nın sıcak kalbi ve 1950’lerin soğuk McCarthy Amerikası arasında kalan bir adamın güvenlik arayışının, insanın içine işleyen hikayesini anlatan bir roman. Amerika’da dünyaya gelip Meksika’ya giden Harrison Shepherd, sosyetenin basamaklarını tırmanmaya çalışan uçarı annesi Salomé için bir yüktür. Meksikalı ressamlar Diego Rivera ile Frida Kahlo’nun ve Frida’yla aşk yaşayan, sürgündeki Bolşevik lider Lev Troçki’nin evlerinde çalışmaya başlayan genç Shepherd, kendini istemeden de olsa sanat ve başkaldırının içinde bulur. Şiddetli bir ayaklanma onu II. Dünya Savaşı’na yeni kapılmış Amerika’ya sürükler. Ancak siyasi rüzgârlarla gerçek ve yalan, kuzey ve güney arasında savrulmaya devam edecektir…
Algernon’a Çiçekler, Daniel Keyes, Koridor Yayıncılık, 325 sayfa

Algernona-Çiçekler-Daniel-Keyes

Çok düşük bir IQ ile doğan Charlie, bilim adamlarının, zeka seviyesini artıracak deneysel ameliyatı gerçekleştirmeleri için kusursuz bir adaydır. Bu deney Algernon adındaki laboratuvar faresinde test edilmiş ve büyük bir başarı elde edilmiştir. Ameliyattan sonra, Charlie’nin durumu günlüğüne yazdığı raporlarla takip edilmeye başlanır. İlk yazdığı raporlara çocuksu bir dil ve imla hataları hakimdir. Ve sonra ameliyat etkisini göstermeye başlar. Charlie artık, insanların kendisiyle dalga geçemeyeceğini ve bir sürü arkadaş edineceğini, aşık olduğu kadına açılabileceğini düşünür. Fakat zekası normalin çok üstüne fırladığından, çevresinde yadırganır, kıskanılır ve istemiş olduğu arkadaşları edinmekte yine başarısız olur ve yine yalnızdır… Bu deney, son derece önemli bir buluş olarak görülüyordu, ta ki Algernon’da ani bir gerileme baş gösterene kadar…
Sybil, F. R. Schreiber, E Yayınları

Sybil

Gerçek bir yaşam öyküsünden alınan kitap, küçük yaşlarda geçirdiği travmalar sonucu çoklu kişilik bölünmesi yaşayan ve 16 farklı kişiliğe sahip olan Shirley Ardell Mason‘un Doktor Cornelia B. Wilbur ile gerçekleştirdiği terapi seansları ve bu seanslarda Wilbur‘un çeşitli hipnoz yöntemleri kullanarak Mason’un kişilikleriyle iletişime geçmesini ve hayatıyla ilgili bilgiler toplamasını anlatıyor. Ancak o dönemMason’un ismi, kimliğinin korunması amacıyla  kitaba Sybil Dorsett olarak geçirilmiş. Dolayısıyla biz Mason’u kitapta Sybil olarak tanıyoruz. Psikanaliz konusuna meraklıysanız mutlaka okumalısınız.
Yaşam ve Ölüm Yorgunu, Mo Yan, Can Yayınları, 936 sayfa

 

Mo Yan’ın epik romanı Yaşam ve Ölüm Yorgunu, Mao Zedong’un toprak reformu hareketiyle Çin kırsalının geleneksel düzenini altüst etmesinden yaklaşık iki yıl sonra, 1 Ocak 1950 günü başlıyor. Bu iki yıl boyunca Cehennemin Efendisi Yama, ırgatlarına iyi davranmasıyla nam salmış Ximen Nao’ya, iktidarı yeni ele geçirmiş köylülerin kendisini neden idam ettiklerini itiraf ettirmek için her türlü işkenceyi uyguluyor. Ama Ximen Nao, cehennem ateşinde yakılma cezasını çektikten sonra bile masum olduğu iddiasını sürdürünce Cehennemin Efendisi Yama pes ederek onun eski topraklarına dönmesine izin veriyor. Ne var ki, Ximen Nao yeniden hayata geldiğinde insan olarak değil eşek olarak doğduğunu anlıyor. Çünkü Cehennemin Efendisi Yama kalpleri kinle dolu ruhların yeniden insan olarak doğmalarını istemiyor ve o ruhları hayvan olarak yeniden dünyaya gönderiyor. Romanın beş bölümü, kahramanımızın altı reenkarnasyonla eşek, boğa, domuz, köpek ve maymun kimliğindeki yaşamlarında, eski ailesinin, dostlarının, rakiplerinin, düşmanlarının yazgısına tanık oluşunu aktarıyor. Ximen Nao son reenkarnasyonunda da şaşırtıcı bir bellek gücüne ve dil öğrenme yeteneğine sahip olan koca kafalı bir oğlan çocuğu olarak dünyaya geliyor.Roman bu farklı kimliklerin bakış açılarından Çin’in çalkantılı tarihindeki son elli yılın öyküsünü dile getiriyor.
Seni İçime Gömdüm, Andrew Jolly, Ayrıntı Yayınları, 128 sayfa

Romanın kırık dökük bir İngilizce’yle konuşan başkişisi Kabrero, Kızılderili karısının cesedini dağlardan indirdikten sonra şöyle düşünür: “Eline tüfeğini alıp, fişeklikleri göğsüne çaprazlamasına asıp, atını üstlerine sürse, kasabanın sokaklarında ölüm saçarak, önüne geleni yağmalayarak, yakıp yıkarak dolaşsa, kasabayı yerle bir etse bile, gözlerinden okunan bu sevginin ürküttüğü kadar ürkütmezdi onları.” Bu roman, aşkın yırtıcı inceliğine inanan tiryakilere sesleniyor: “Şiddetin kol gezdiği bir dünyada aşkınızı nereye gömersiniz?”
Kör Baykuş, Sadık Hidayet, Yapı Kredi Yayınları, 100 sayfa

Kör-Baykuş-Sadık-Hidayet

Bu romanı anlatması çok zor. Çünkü zamandan, mekandan, çoğu ez de olaylardan kopuk aynı zamanda da ağır bir bunalım kitabı. Modern İran Edebiyatı’nın önemli isimlerinden biri olan Sadık Hidayet’in karmaşık ve karanlık olarak niteleyebileceğimiz eseri. Basitçe yüreği acılarla dolu, hem ruhsal hem fiziksel bir takım hastalıkla boğuşan bir kişinin ağır, acı dolu, yorucu ve bazen de ürkütücü düşüncelerini anlatıyor…
Yitik Adanın Öyküsü, Jose Saramago, Kırmızı Kedi, 320 sayfa

Nobel Edebiyat Ödüllü yazar José Saramago‘nun romanı. İber Yarımadası anlaşılmaz bir şekilde anakaradan ayrılmıştır. Dünyanın her yerindeki gazeteler Yarımada’nın o tarihi fotoğrafını kocaman manşetlerle yayınlarken birbirinden ilginç rastlantılarla bir araya gelen beş kişinin her biri de bu kopuşun kendi davranışlarının sonucu olduğunu düşünmektedir. İki atla bir köpeği de yanlarına alarak koyuldukları serüvende, bir karaağaç dalı ile toprağa şekiller çizen Joana Carda, yerin sarsıldığını duyan Pedro Orce, sürekli sığırcıklar tarafından takip edilen José Anaiço, çok ağır bir taşı denize attığının nasıl görüldüğüne bir türlü akıl erdiremeyen Joaquim Sassa ve tavan arasında bulduğu bir çorapla uğraşıp duran Maria Guavaira…
Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk, Maia Szalavitz, Bruce D. Perry, Okuyan Us Yayınları

Köpek-Gibi-Büyütülmüş-Çocuk

Bruce D. Perry, çocuk psikolojisi ve travma üzerine uzmanlaşmış bir psikiyatrist olarak, yıllar içerisinde deneyimlediği sarsıcı, yaralayıcı aynı zamanda ilham verici, en önemlisi sevmek ve kaybetmek üzerine çok şey öğreten iyileşme hikayelerini anlatıyor. Kitap, çocukluktan başlayarak hayatımız boyunca hissettiğimiz iyi kötü bütün duyguları tekrar tanımlıyor ve kendi duygularımıza, sevdiklerimizin duygularına bakışımızı yeniliyor. Kitaptaki hikâyeler insanda empatinin nasıl oluştuğu ile birlikte bunun tersi zalimlik ve kayıtsızlığa yol açan şartların ne olduğunu anlamamız konusunda bize yol gösteriyor. Çocukların beyinlerinin nasıl geliştiğini ve çevrelerindeki yetişkinler tarafından nasıl belli kalıplara sokulduğuna şahit oluyoruz. Ayrıca bu hikâyeler cehalet, fakirlik, şiddet, cinsel taciz, kaos ve kayıtsızlığın yeni gelişen beyinlerde ve küçük çocukların karakter oluşumunda ne gibi etkileri olduğunu ortaya seriyor.
Hauptbahnhof’dan Bir Trene Bindim, Erje Ayden, Piramid Yayınları, 132 sayfa

Hauptbahnhofdan-Bir-Trene-Bindim

Bol küfürlü bir roman olduğunu baştan belirtelim. Bukowski sevenlerin çok seveceği türden. Sokak kızları, sosyetikler, askerler, Almanlar, sahte pasaportlar… Bitmez tükenmez ikili üçlü, beşli seks sahneleri… Makinalı tüfekler, tecavüzler… Göçmen büroları, Luger silahlar, güzel kızlar, tele kızlar… Oran, Barselon, Pennyland… Araplar, İrlandalılar, Yunanlılar, Türkler… Para hikayeleri… Castro’nun asileri… ve daha neler neler…
Baobab Ağacına Yolculuk, Wilma Stockenström, Everest Yayınları, 130 sayfa

Baobab-Ağacına-Yolculuk

Kitabın anlatıcısı eski-köle bir kadın. Afrika’nın içlerine yol alan bir sefer sırasında, bir kaza sonucu tek başına kalan ve vahşetin dur durak bilmediği dünyada çareyi ormanın derinlerine çekilmekte bulan kadın, dev bir baobab ağacının kovuğuna sığınıyor. Zaman içinde bir yandan korkunç geçmişiyle hesaplaşırken bâkir doğanın gücüyle arınan, kişiliğini, cinsel kimliğini, ağacını, hayvanları ve dünyayı yeniden tanıyan kadının mücadelesi bir türlü bitmiyor…
Tatar Çölü, Dino Buzzati, İletişim Yayıncılık, 232 sayfa

Tatar-Çölü-Dino-Buzzati

İç karartıcı Bastiani Kalesi’ne vardığında genç teğmen Giovanni Drogo tarifsiz bir sıkıntıya kapılır. İlk görev yeri olan bu kaleyi bir gece bile kalmadan terk etmeyi ister, ama harekete geçemez. Sonunda en fazla dört ay kalabileceğine karar verir. Alışkanlıkların uyuşturucu etkisi, askerlik gururu, gündelik ritüellerle dolan bir hayat boşluğuna bağlanması ve Tatar Çölü’nün vahşi cazibesi bu dört ayı yıllara çevirir. Giovanni Drogo kimsenin gelip geçmediği, öte tarafında ne olduğunu, kimlerin yaşadığını bilmediği bir çöl sınırını beklemeye bırakır kendini…
Tarumarname, Meriç Eryürek, Epsilon Yayınları, 640 sayfa

 

Aşkın, okültizmanın ve kadim sırların romanı. Nev’i şahsına münhasır “tanzimat tipi” Tevfik Efendi ve bu efendinin acaib-ül garayıb irfanıyla perişan ettiği beyzade Kıyam Bey‘in İstanbul’dan Kahire’ye, Paris’ten New York’a, musibetten musibete uzanan maceraları. Bir tarafta Galata Ritüeli’nde palûze edilmiş şehzade Halim, Eskişehir’de havaya uçan tren vagonları, çöken piramitler, cereyana kapılıp çarpılan Tesla ve Edison, infilak eden malikâneler, yanan saraylar, yıkılan tapınaklar ve olanları gölgelerden seyreden karanlık Seth Teşkilatı… Öteki tarafta okültizma ritüelleri, büyü celseleri, simya deneyleri, pertavsızlı arkeologlar, simetri tutkunu bir haham, piramidinden uzak kalmış bahtsız mumya Amen-Ra, parlamentoyu barutla berhava etmeye çalışan Guy Fawkes, duran taşların sırrını keşfeden fizik âlimi Al Harazmi, satranç oynayan yeniçeri heykeli ve sonsuz yaşama kavuşmak için kendini mumyalayan hekim Albertino Ferrante… Tekmilinin ortasında bu hengameyi orkestra şefi misali yöneten, kendine okültizma ilminin yaşayan en le grande üstadı unvanını yakıştıran Tevfik Efendi. Tevfik Efendi’nin peşinde kainatı tarumar edecek nihai ritüeline mani olmaya ant içmiş eli palalı bedeviler, piştovlu zabitler, yeraltı örgütleri, Osmanlı hafiyeleri, suikastçi rahipler, Tuaregler, Fransız lejyonerleri… Ve, elbette, belanın yıldırımını yağmurda paratoner misali çekmekle mükellef biçare dostu Kıyam Bey…
Amok Koşucusu, Stefan Zweig, Can Yayınları, 189 sayfa.

Amok-Koşucusu-–-Stefan-Zweig

 

Stefan Zweig daha üniversite yıllarında yaşamanın bir anlamı kalmadığını anladığı anda yaşamına kendi eliyle son verebileceğini söyleyen, ilk evliliğinde karısını kendisiyle birlikte intihar etmeye zorlayan ancak daha sonra bundan vazgeçen, bu isteğini İkinci Dünya Savaşı sırasında ikinci karısıyla başaran, yani intihar konusuna hayatı boyunca kafa yoran bir yazar. Yaşadığı süre içerisinde yazdığı tüm romanlara da bu intihar olgusu üzerine düşüncelerini ve hislerini yansıtmış elbette. Amok Koşucusu kitabı da bunlardan birisi. Kitapta yer alan öykülerin ortak noktası intihar. İnsanı en zayıf ve savunmasız yönleriyle ele alan, Zweig’in gerçek yaşamından da izler taşıyor.
Okumak güzeldir

Burçlar Korku Filmlerinde Kim Olurdu?

18447333_10154680686695945_1780776913739947922_n[1]

Koç: İlk ölen kişi

Boğa: Cesetleri bulmak için eve gelen kişi

İkizler: Katilin kim olduğunu bilen kişi

Yengeç: Katilin sesini duyunca ”Kim var orada” diye soran saf kişi

Aslan: Dövüşmeyi deneyip sonunda ölen koca yürekli kişi

Başak: Kendini arkadaşları uğruna feda eden kişi

Terazi: Herkesi sakinleştirmeye çalışıp kendi deliren kişi

Akrep: Katilden kaçarken dış kapı yerine üst kata çıkan kişi

Yay: Katile gizlice yardım eden kişi

Oğlak: Tersleyen ve ceset cümbüşüne katılan kişi

Kova: Katili öldüren kişi

Balık: Her şeye çığlık atan kişi

 

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hey Akıllıyım Diyenler 7 snde Kac Çember Var Bulabilir misiniz?

18425105_10155294831774518_5665745541967793666_n[2]

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 11 Comments »

BURÇLAR VE BU YILIN OLUMLAMALARI

cropped_content_8-aralik-sali-gunluk-burc-yorumlari_h4bxZAkt6eUUd94[1]

 

KOÇ BURCU  Olumlaması: Değişim enerjisini sevgiyle kabul ediyorum zorlandığım değiştirmekte zorlandığım tüm alışkanlıklarımı davranışlarımı yüksek irademle değiştiriyor ve yenileniyorum. Sağlıklı ve huzurluyum. Özüme sadık kalarak gelişmenin keyfiyle yepyeni başlangıçlara cesaretle yol alıyorum.

BOĞA BURCU  Olumlaması: Ruhumun derinliklerinde yer etmiş bilinçaltımda sürekli tekrar eden tüm olumsuz düşüncelerimden arınıyorum. Ruhumu aşkla besliyor ve güçleniyorum. Tepeden tırnağa yenileniyor yeteneklerimin farkına varıyor sağlıkla aşkla bilgelikle küllerimden yeniden doğuyorum.

İKİZLER BURCU  Olumlaması: Sezgilerimin rehberliğinde ilerliyor farkına varamadığım değerlerimi fark ederek kendimi sevgiyle geliştiriyor, İletişime her zamankinden daha fazla önem veriyor özümden gelen değerlerimi sevgiyle ifade ediyor inançlarımı geliştirerek bolluk ve bereket dolu bir yıla merhaba diyorum…

YENGEÇ BURCU Olumlaması: Yaşanmışlıklarımdan aldığım derslerle olgunlaşmış olmanın huzurundayım. Ruhumda saklı olan olumlu yönlerimi ortaya koyuyor sezgilerimin rehberliği doğrultusunda doğru kararlar alarak başarı ile uyguluyorum. Kendime değer verdikçe daha başarılı oluyor sevginin kutsal gücüyle besleniyorum.

ASLAN BURCU  Olumlaması: Kendimle yaşadıklarımla yüzleşiyor dünde kalması gereken olumsuzlukları bugünüme taşımaktan vazgeçiyorum. Ruhumu evrenin güzellikleriyle arındırıyor yeteneklerimi cesur bir şekilde ortaya koyarak bolluk ve bereket enerjisini kendime çekiyorum.

BAŞAK BURCU  Olumlaması: Yüksek zekam şimdi iş başında duygusal olarak görmediğim göremediğim ya da görmezden geldiğim her şeyin farkına varıyor ve karanlıklarımdan aydınlığa çıkıyorum. Kendimi en doğru sözlerle ifade ediyor başarıya giden yolda kararlılıkla ilerliyorum. Yaşamı ve bana sunduklarını sevgiyle kabul ediyorum.

TERAZİ BURCU  Olumlaması: Söz veriyorum kendime hayatı ertelemeden yaşayacağım, Kendime daha fazla değer verecek sevdiğim konularla ilgilenecek rahatsızlık duyduğum tüm konuları yaşamımdan uzaklaştırıp etkisiz hale getireceğim. Ruhum ve bedenim oldukça sağlıklı, Dengede kalabilmem için bu sağlığın önemini biliyor ve buna uygun yaşıyorum.

AKREP BURCU OLUMLAMASI: Sevginin ve inancın gücünün var olan zorlu şartları değiştirebileceğine tüm kalbimle inanıyor ve deneyimleyerek şahitlik ediyorum. Sevgiyi paylaştıkça her geçen gün yoluna giren ilişkilere zenginliğe bolluk ve berekete sahip olmanın şükrünü yaşıyorum.

YAY BURCU Olumlaması: Ay’ın Dünyanın etrafında döndüğü gibi güzellikler bolluk bereket başarı aşk ve huzur etrafımda dönüyor şimdi beni büyük bir güçle sarmalına alıyor ve yaşamımı mükâfatlandırıyor. Sonsuz bir şükürle hepsini kabul ediyor ve bana gelen her şeyi en iyi şekilde değerlendireceğime Rabbime ve kendime söz veriyorum..

OĞLAK BURCU Olumlaması: Gecenin karanlığında kaybolup giden mum ışığı gibi yüreğimde tükenen ümitlerim, Şimdi güneşin günü aydınlattığı gibi ışıldıyor dünyama. Ruhum ve bedenim yenileniyor doğan günle. Sevginin ve inancın büyük gücüyle ben çevreme çevrem bana zenginlikler katarak ilerliyorum bu muhteşem döngüde.

KOVA BURCU  Olumlaması: Haklarıma sahip çıkıyorum; Yeteneklerime güveniyorum. Kimseye haksızlık yapmam kendime de haksızlık yaptırmam. Tüm kararlığımla hak ettiğim olana sahip olmak için şimdi bütün güçler benimle birlikte.

BALIK BURCU  Olumlaması: Hayat seni seviyorum. Muhteşem bilgeliğinle bana öğrettiklerin için sana teşekkür ediyorum. Kendi mükemmelliğime giden yolda rehberim oldun sen beni daima destekleyen ileri taşıyan yegâne güçsün. Tüm parlaklığının ve ihtişamının bir parçası olmaktan mutlu ve huzurluyum.

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

1900 lü yıllar… Bu adamın mesleği uyandırıcılık…

18301542_1434094736658064_6629366702791693953_n[1]

1900 lü yıllar. Bu adamın mesleği uyandırıcılık. Parayı veriyorsunuz, istediğiniz saatte gelip sizi uyandırıyor.

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Vermeyince mabut, neylesin sultan Mahmut”

mabut[1]

 

Derler ki, Sultan Mahmutlardan birine kısmeti bağlı bir adamdan söz etmişler. Sultan adamı bir de kendisi denemek istemiş.
Bir koca tepsi baklava yaptırmış. Üst tabakadan başka tepsinin her tarafına görünmeyecek şekilde altın dizdirmiş. adamını gönderip ona tepsiyi birinin bir adağı diyerek kısmetsiz şahsa vermesini ve şahsı takip etmesini emretmiş.
Adamımız tepsiyi almış. Yolda bir tanıdığına rastlamış. İkisinin de olaydan haberi yok. Adamımız hikayeyi anlatınca, “senin,” demiş tanıdığı gerçek bir hayırseverlik duygusuyla, “baklavadan çok paraya ihtiyacın var. al şu iki altını, sat tepsiyi bana.” Teklif adamımızın da işine gelmiş ve tepsiyi satmış.
Sultan hikayeyi duyunca “fesüphanallah!” demiş. Adamına adamımızın her gün geçtiği köprünün her gün geçtiği tarafına o gelmeden hemen önce altın dizmesini ve kenara çekilip izlemesini emretmiş.
Adamımız köprüye gelince “ya,” demiş, “hep aynı taraftan geçiyorum, bu gün de diğer taraftan geçeyim, bir değişiklik olsun,” demiş.
Sultan hikayeyi duyunca, “ya hazreti pir!” demiş. Adamımızı yaka paça beylik arazilerden birine getirmelerini emretmiş. Getirmişler. Adam korkudan tir tir titrerken ona bir kasnak verilmesini emretmiş ve adamımıza, “bu kasnağı atabildiğin kadar uzağa atacaksın. En son durduğu yere kadar olan arazi senin olacak,” demiş.
Adamımız kasnağı savurmuş. Kasnak havada bir yay çizip gelmiş ayaklarının dibinde durmuş.
Sultan “ya malik el mülk!” diye haykırmış, “getirin onu!” doğruca haziye gitmiş. Adama bir kürek verilmesini emretmiş. “Küreği daldır, ne gelirse senindir.” Adam korku ve heyecandan küreği ters daldırmış ve gele gele bir metelik gelmiş.
Sultan “kısmeti bağlı” olmanın ne demek olduğunu anlamış böylece.
Raviyan-ı ahbar, nakilan-ı esrar zikr idürler kim “vermeyince mabut, neylesin sultan Mahmut” meselini dahi şol sultan irad buyurmuştur.

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Burçlar Ne Kadar Kin Tutar ?

18342101_10155415595027845_4781182297598354002_n[1]

Koç: En fazla 24 saat

Boğa: Ölünceye dek. Belki öldükten sonra bile

İkizler: Bir 30 saniye kadar

Yengeç: Yıllarca

Aslan: Evrenin sonuna dek

Başak: Bir kaç ay

Terazi: İki saniye. Eğer büyük haltlar yemediyseniz tabi

Akrep: Sonsuza Dek

Yay: 2 Gün

Oğlak: Özür dilemeyin bile

Kova: 1 yıl

Balık: Belki iki ay

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sağ ve sol beyin testi: Beyninizde hangi lobu daha iyi kullanıyorsunuz?

Sağ ve sol beyin testi: Beyninizde hangi lobu daha iyi kullanıyorsunuz…

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Diliniz Sağlığınız Hakkında Ne Söylüyor…

18301582_1616095451737152_5589154961802282270_n[1]

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dikkat Testi…

18342273_214274705742568_393903589219839299_n[1]
Resimde kahve taneleri içinde adam var. Adamın kafasını ne kadar süre içerisinde bulduğunuzu hesaplayarak yorumları okuyun.
1…Eğer adamın kafasını 1 dakikada bulursanız beyninizin sağ tarafı normal bir insanınki gibi çalışıyor demektir.
2…Eğer 1 ile 3 dakika arasında bulursan beyninizin sağ tarafı normalden yavaş çalışıyor demektir. Bu durumda daha çok protein almanız gerekir.
3…Eğer 3 dakikadan daha fazla bir sürede bulursanız konuyu hemen kapatalım ve başka şeylerden bahsedelim.
Alıntı

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Beyin Kaslarını Güçlendiren 7 Emir

beyinn-646x323[1]

 

 

Ünlü teknoloji dergisi Wired’ın hazırladığı IQ dosyası, daha yaratıcı bir zekâya, kuvvetli bir hafızaya ve iyi bir beyne sahip olmak için püf noktalarını içeriyor. IQ’yu bir bilgisayar gibi görmemiz gerektiğini söyleyen dergiye göre, bu cihaza program yüklemek bizim elimizde. Wired’ın 12 maddelik beyin egzersizi rehberinden bir seçme yaptık…
1.DİKKATİNİ DAĞITACAKSIN ​
Çok önemli bir bilgiyi ezberlemek mi gerekiyor? O zaman öğrenmeyi çalıştığınız konudan daha farklı bir şey üzerinde çalışmanız lazım. Böylece beyin asıl bilgiyi depolamak için daha çok güç harcayacak. 2007 yılında araştırmacılar UCLA Üniversitesi’nden öğrencilerden 48 çift kelimeyi ezberlemeye çalışmalarını istedi. Ülke=Rusya, çiçek=papatya gibi kelime çiftlerini çalışan öğrencilerden bazıları, papatyanın yanında diğer çiçeklerin isimlerini de inceledi ve bu öğrenciler daha çok kelime çiftini ezberlemeyi başardı. Eğer dikkatinizi çeken başka bir öğe daha varsa, asıl ezberlemek istediğiniz kavramı daha iyi öğrenirsiniz.
2.ÇOK KAHVE İÇMEYECEKSİN ​
İster kahve ister Red Bull yoluyla olsun, kafein mutlaka vücudu diriltip zekayı keskinleştiren özellikler sunuyor. Ancak araştırmalara göre kafeinle kurduğumuz ilişkide yanlışlıklar var. Örneğin Türkiye ve İngiltere’de yapıldığı gibi düzenli aralıklarla çay içmek, beynimiz için Starbucks’da dev bir kahve içmekten daha iyi sonuç veriyor. Bunun sebebi de kafeinin beyindeki alıcıları bloke etmesi. En yüksek seviyede farkındalık için ufak dozlarda çay içmek daha faydalı. Üzerinde araştırma yapılan denekler, ufak dozda alınan içeceğin onları sakinleştirip zihinlerini açtığını söylüyor. Büyük boy bir kahve ise tam tersi etki yapabilir.
3.OLUMLU DÜŞÜNECEKSİN ​
Yeni şeyler öğrenmek beyni güçlendirir. Özellikle de yeni şeyler öğrendiğinizi düşünüyorsanız beyniniz güçlenir. Zekânızın güçlendiğini düşündükçe zekânızı güçlendirirsiniz. Stanford Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Carol Dweck’in yaptığı araştırmalara göre önüne çıkan zorluklara rağmen denemeye devam et görüşünde olan deneklerin beyinleri daha çok geliştirilebilir. ’Savunmacı ol, çabuk vazgeç’ yaklaşımındaki deneklerin beyinleri ise aynı şekilde gelişmiyor.
4.PANİK YAPMAYACAKSIN ​
Eğer bir ayıdan kaçıyorsanız, stres duygusu faydalı olabilir; stres sayesinde daha hızlı koşarsınız. Ancak satranç oynarken aynı endişe duygusu beyni işlevsizleştiriyor. Aşırı stres anlarında neandertal moduna geçip medeniyetin öğrettiği özelliklerimizi kaybediyoruz. Beynimizin amygdala isimli bölümü, ’korku merkezi’ işlevi görüyor ve endişe anlarında harekete geçiyor. O zaman yaratıcılık, espri duygusu yok oluyor. Peki içimizdeki mağara adamını (veya kadınını) nasıl yenebiliriz? Sakinleşerek ve beyne her şey yolunda mesajı göndererek. Yoga yapmak da iyi bir seçenek.
5.DÜZENSİZLİĞİ SEVECEKSİN ​
Hayata karışın. UCLA’in psikoloji bölümünden Robert Björk, düzenli değil, düzensiz biçimde algıladığımız bilgileri daha iyi öğrendiğimizi söylüyor. Beynimiz hayatın kaotik yapısını içselleştirdiği için bilgiyle kurduğu ilişkide de kaostan hoşlanıyor.
6.EGZERSİZ YAPACAKSIN ​
Aerobik yapmak yaşlı insanların beynindeki gri ve beyaz bölgeleri yeniden oluşturuyor. Aerobik yapmanın zekâya faydası büyük. Ağırlık kaldırmak ise zekâyı kesinlikle etkilemiyor. Stres yaratan durumlarla karşılaşınca insanlar çoğunlukla nefesini tutar; yoga yaparak bu tür kötü alışkanlıklardan kurtulmak mümkün. Baskı altında yanlış nefes alıp verdiğimiz için zekâmız geriliyor. Doğru nefes almayı öğreten yognnın bu yüzden beyne etkisi çok olumlu.
7.ACELE ETMEYİP YAVAŞLAYACAKSIN ​
Bu cümleyi okumak iki buçuk saniyeden fazla zamanınızı almamalı. Eğer alıyorsa cümlenin içeriğini tam olarak anlayamayacaksınız. Retinadaki motor tepki ve kelime görüntüsünün beyne ulaşması sonucunda dakikada en çok 500 kelime okuyabiliyoruz. Massachusetts Üniversitesi’nden psikolog Keith Rayner, “Hızlı okumak diye bir şey yoktur. Tabii ki okurken yazılanı anlamaktan da bahsediyorsak,” diyor. Hızlı okurların okudukları metin konusunda kendilerine sorulan soruları yavaş okuyanlara göre çok daha yavaş cevaplayabildikleri kanıtlandı. O yüzden yavaş okumak iyidir, hatta dudaklarınızı oynatarak kelimeleri fısıldayabilirsiniz.

Ortaya Karışık, Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Bilim İnsanlarına Göre Sessizlik, Beynimizde Yeni Hücrelerin Oluşmasını Sağlıyor!

Bilim İnsanlarına Göre Sessizlik, Beynimizde Yeni Hücrelerin Oluşmasını Sağlıyor!

Modern yaşamda pek çoğumuz anbean gürültüyle çevriliyiz. Evde, yolda, işte, okulda daima sesler bize eşlik ediyor ve kendimiz için sessiz anlar yaratmayı çok fazla önemsemiyoruz. Ancak yapılan çalışmalar, sessizliğin bizler için zannettiğimizden çok daha faydalı olduğunu kanıtlıyor…

Çalışma, 2013 yılında fareler üzerinde yürütülen deneylerle başladı.

“Beyin, Yapı ve Fonksiyon” isimli dergide yayınlanan çalışma kapsamında fareler farklı zamanlarda gürültü ve sessizliğe maruz bırakıldı ve bunların beyinlerinde yaratacağı farklı etkiler gözlemlendi. Ulaşılan sonuçlar oldukça şaşırtıcıydı; çünkü günde iki saat düzenli olarak sessizliğe maruz bırakılan farelerin beyinlerinin hipokampüs isimli bölümünde yeni hücrelerin oluşmaya başladığı gözlemlendi.

Hipokampüs beynimizin hafıza, duygu ve öğrenmeden sorumlu bölümüdür.

Beyinde yeni hücrelerin oluşumu her zaman sağlığımız için faydalı oldukları anlamına gelmez. Ancak deneyi yürüten isimlerden olan Imke Kirste, bu örnekte, oluşan hücrelerin gerçekten de işlev gösteren nöronlar olduğunu belirtiyor. Öyle görünüyor ki sessizlik, beynimizde fonksiyonel ve tüm beyinle uyumlu nöronların üretilmesini sağlıyor.

Beynimiz sessizlik ânında bilgileri aktif olarak değerlendiriyor ve içselleştiriyor.

Beyinlerimiz adeta bir “default” moda sahip ve yapılan beyin görüntülemeleri, bu hâldeki bir beynin bilgileri durmaksızın değerlendirdiğini gösteriyor. Üstelik dinlenme hâlinde olduğumuzda bile bu bilgi işleme sürecinin devam ettiği biliniyor. Bu da demek oluyor ki aslında dinlenmek ya da günde birkaç saatimizi sessizliğe ayırmak aslında boşa geçmiş zaman değil, aksine bilgilerimizi pekiştirmemizi sağlayan son derece faydalı bir zaman.

Sessizliğin yarattığı bu durum aynı zamanda kişilerin özfarkındalığının artmasını sağlıyor.

Sessizlik sırasında beynimiz yalnızca içsel ve dışsal bilgileri toparlayarak bilinç düzeyimizi arttırmıyor, aynı zamanda kendimizle ilgili farkındalığımızın artmasını da sağlıyor. Dikkatimizi dağıtan bir gürültü ya da iş olmadığı zamanlarda odağımız kendimize ve dış dünyaya yoğunlaşıyor ve adeta beynimiz hiç olmadığı kadar özgürleşiyor.

Gürültü, vücudumuzun ürettiği stres hormonunda kayda değer bir artışa sebep oluyor.

Dikkatimizi etrafımızı çevreleyen gürültüye yöneltmesek ve hatta uyku hâlinde olsak bile etrafımızdaki sesler beynimiz üzerinde büyük etki yaratıyor. Gürültü, temporal lobumuzda bulunan amigdalanın aktif hâle gelmesine ve vücudumuzdaki stres hormonu salınımının artmasına sebep oluyor. Eğer çoğunlukla gürültülü olan bir ortamda yaşıyorsanız, stres hormonu seviyelerinizin normalin üstünde olması şaşırtıcı değildir.

Sessizliğe maruz kalmak ise bunun tam tersi bir etki yaratıyor.

Gürültünün beynimizde yarattığı etkiyi yalnızca sessizlik tersine döndürebiliyor; çünkü sessizlik hem beynimiz hem de bedenimiz üzerinde rahatlatıcı etki yaratıyor. Konu üzerine yapılan çalışmalar, sessiz bir ortamda kalmanın rahatlatıcı müzikler dinlemekten bile daha faydalı olduğunu gösteriyor.

Ayrıca sessizliğin bilişsel becerilerimizi geliştirdiği de kanıtlandı.

Yapılan çalışmalar, gürültünün işte ve okulda kişilerin iş becerilerini zayıflattığını ve çalışma sürelerini uzattığını kanıtlıyor. Kısacası sessizliğin faydası yalnızca boş zamanları değil, çalışma zamanlarımızı da kapsıyor ve zihinsel becerilerimizi arttırıyor. Yaşam alanımızda sessiz bir ortam sağlamak bugün her ne kadar zor olsa da, tüm bu sebeplerden ötürü yapmamız gerekenlerin başında geliyor…

kaynak: illedesaglık.net

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HIDIRELLEZ DUASI

img_2637[1]

 

HIDIRELLEZ DUASI
Sevdiğim kim varsa, kendim de dahil, sevebileceğim herkes de dahil..Bu duayı okusun. Kendi sesiyle duysun. Dileği gerçek olsun…Her kelimesine şükretsin…Tek satırına nazar değmesin..Tüm dilekleriniz gerçek olsun….
Sevdikleriyle birarada olsun.
Nesi varsa, bölüşücek biri olsun; nesi yoksa, bulup getiricek biri olsun. Bu birileri az ama öz olsun. Bazıları dünyada tek olsun. Sevgisinin tamamını harcasın. Harcasın ki, ona büyük bir miras kalsın..
Neşesi bol olsun.
Kendini mutlu etsin, durduk yere neşelenmek nedir bilsin. İçinde birşey durup durup zıplasın. Duydukları, gördükleri onu gıdıklasın, kahkaha attırsın.
Sağlığı iyi olsun.
Kalbi ritmini çalsın. Yanakları kiraz pembesi, dudakları bal olsun. Teni sıcak kalsın, enerjisi dışına taşsın. Kanı bol olsun, damarlarında dönüp dönüp dolaşsın.
Yapmaktan bıkıp usanmayacağı bir işi olsun. Başarının gerçek adının bu olduğunu unutmasın. İbadet eder gibi, bu keşfini hergün yeniden kutlar gibi, onu yapıp dursun.
Değiştirmek istedikleri değişsin.
İçte ve dışta, iyi günde ve kötü günde tadilat yapsın. Eskilerini atsın, ruhunu havalandırsın. Kapıda hep kamyonu dursun. Dilediği yere taşınsın. Kendinden taşınmak isterse, içindeki güç, dışındaki sevgi ona yardımcı olsun
Bir şey ona sürpriz olsun. Günlerinden bir günü, bir pakete sarılı olsun. Açılınca, içinden hiç beklemediği güzel bir haber çıksın. Bu gün üçyüzaltmışbeş’ten herhangi biri olsun. Öylesine bir pazartesi, arkaya kavuşturduğu ellerinde, unutulmaz bir salı saklasın. Öyle tahmini mümkün olmayan birşey olsun ki bu, hayatın zekasını anlatsın.
Bir hayali gerçek olsun.
Bir hayale gözünü yumsun. Peşinden koşup, onu sobelesin. Hayalini kendinden saklamasın. Bir çizgi filmde olduğunu, herşeyin mümkün olduğunu unutmasın….

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »