Kendime Rağmen Yap-a-madıklarım…

Bazen cinler tepenize çıkar, ya da çok aşık olursunuz, ya da bir şeyi çok istersiniz, ya da bir şeyden çok nefret edersiniz ama bilirsiniz ki; içinizden geleni yapmamalısınız.

Çünkü yaparsanız, ya karma size çok kötü bir sürpriz hazırlayacaktır. Ya etik olarak yapmak şık olmayacaktır. Ya da bunu yapmanın size yakışmayacağını düşünürsünüz. İşte o anda, o pozisyonda, kendime rağmen, yapmadığım şeylerin listesi…

Tabi ki en zoru, kız-erkek meseleleri…

Zamanın birinde çok sevdiğim bir kız arkadaşım vardı, onun da hoşlandığı bir adam. Fakat adam ondan değil, benden hoşlanıyordu. Üstelik ben de adamdan hoşlanıyordum. Adam benle üç- beş denedi olacak mı diye, ben nuh dedim, peygamber demedim, adam pes etti gitti. Ama ben günlerce ağladım. Neymiş arkadaşıma bunu yapamazmışım…

Ya da şöyle oldu; kız arkadaşım, sevgilisinden ayrıldı. Aradan bayağı bir yıllar geçti. Benim yolum bu sevgiliyle çakıştı. Adam senden hoşlanıyorum, çıkalım dedi. Ihhh olmaz dedim. Sen arkadaşımın eski sevgilisisin. Adam bir –iki direndi ben gene inat ettim. Adam gitti. Gene ağladım…

Sonra benim eski sevgililerimden biri, çok sevdiğim bir kız arkadaşıma yazıldı. Bir de bana söylemeden çıkmaya başladılar. Ama benim de altıncı his kuvvetli. Bir bakıştan, bir sözden anladım durumu. Gene de aptala yattım. Bakalım ne diyecekler diye. Uzun bir zaman sonra, kız arkadaşım bana geldi, ‘’biz şunla çıkıyoruz, mahsuru var mı?’’ dedi. İçimden saydım, sövdüm kıza. Yaptığın arkadaşlığa sığar mı, bir de beni aptal yerine koydunuz, yeni söylüyorsunuz falan da filan da. Ama dışımdan ne dedim biliyor musunuz? Ooooo o iş biteli yıllar olmuş. Ben sevenlerin arasına girmem buyrun… Halbuki ne güzel sayıp, sayıp gitmek vardı oradan… Yapamadım, eve gidip ağladım sadece…

Tabi ben de sütten çıkmış ak kaşık değilim. Bir kere de ben arkadaşımın sevgilisine aşık oldum. Hem de ne aşık olmak. Adam bana ‘’nasılsın’’ diyordu, ben kekeleyip, kızarıyordum. Baktım durum sarpa sarıyor, ikisinden uzaklaşmam gerektiğini anladım. Fakat orada kalmak istiyorum, nedense mazoşistçe bir zevk alıyorum durumdan. Yani bildiğiniz acı çekmekten zevk alıyorum. Adam benim olmayacak olsa bile, onu görmeye bile razı bir durumdaydım. Sonunda Allaha çok şükür, kendime rağmen, orada kalma isteğime rağmen, kendimde oradan gidecek güç buldum. Bir daha da ikisiyle de konuşmadım. Artık ne olduğunu anladılar mı, anlamadılar mı hiç bilmiyorum…

Bir keresinde de, arkadaşımın sevgilisini, başka bir kadınla öpüşürken gördüm. Yaaa oğlum, madem kaçamak yapacaksın, gitsene evine. Ne getiriyorsun yeni kadını lokantaya. Sanki suçlu benmişim gibi, arkamı dönüp yedim bütün yemeği. Tabi ona da yemek denirse. Boğazıma dizildi her lokma. Sonra eve dönüp telefona sarılıp, senin sevgilini bugün lokantada nefis bir sarışınla gördüm deyip, kadının yüreğine indirmek vardı ama yapmadım işte… Bir süre hiç görüşmedim. Aramalarına da çıkmadım. Aman bir boşluğuma gelir de, ağzımdan kaçar diye. Bekledim üçü arasında halletsin diye…

İki eski arkadaşın da arasında kalmışlığım vardır. Şimdi bunlar feci kavga ettiler. Birisi telefon açar, onu kötüler. Öbürü telefon açar diğerini kötüler. Bir de ikisi de sorar, benim hakkımda neler anlattı diye? İçimden geçer, ya siz nasıl arkadaşsınız. Birbirine söylemediğiniz kalmadı deyip ‘’takır takır anlatmak isterim ama yapamam. Yooo hiçbir şey söylemedi, o zaten seni çok seviyor’’ der, bir de üstüne aralarını yapmaya çalışırım…

Bir de alışveriş yaparken kendime hakim olmaya çalışmışlığım vardır. Alırım bir tişört, ya da ayakkabı, ya da çanta. Çok mu beğendim, aynı modelin ikincisini de alma teamülüne girerim. Ama tutarım kendimi. Almam… Açgözlülük yapmak istemem… Kendime rağmen, almam…

Yani anlayacağınız kendime rağmen, almadığım kıyafetler, girmediğim ilişkiler, söylemediğim sırlar, gösteremediğim öfkeler üzerine kurulmuş bir yaşantım olur… Hiçbir şeyi içine atma demiş ya büyükler, işte ben de içime atmıyorum, yazıyorum. Yazdıkça rahatlıyorum. Yoksa çıldırırım a dostlar…

Sağlıcakla,

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Erkeklerle En Utandığım ‘’An’’lar…

Hepimizin hayatında ‘’ah keşki yapmasaydım’’, ‘’ah keşki demeseydim’’ dediği anlar vardır ya, işte bende de onlardan çok var… Bu hafta dedim ki yazayım onları da kurtulayım. Artık beni rahatsız etmesinler…

Şimdi arkadaşlar benim isim ve yüz hafızam çok zayıftır. O yüzden birisiyle tanıştığımda yüzüne, boyuna, posuna çok dikkatli bakarım. Çünkü bilirim ki, bir sonraki karşılaşmamızda tanımayacağım ve bir sürü sıkıntıya yol açacağım. Üniversite yıllarımda, sınıftan birileriyle arkadaş olurdum, sonra bahçede görürdüm-ama tanımadığımdan- yanlarından dümdüz geçer giderdim. Bu yüzden arkamdan, ‘’kendiğini beğenmiş, bize yüz vermiyor, soğuk nevale’’ dendiğini çok duymuşumdur. Halbuki tek suçum hafızamın bu yönünün zayıf olması; hayır hayır zayıf olması falan değil, olmaması…

Mesela sinemada o yüzden casusluk filmi falan hiç seyretmem, ben kimin kim olduğunu öğrenene kadar zaten film bitiyor. Ya da daha doğrusu, biraz kalabalık bir film de bile kim kimdir bulana kadar film bitiyorJ…

Özellikle kadınlarla çok büyük sıkıntı yaşıyorum, ya bir saç renginizi değiştirmeden durun gözünüzü seveyim, bir gün sarı, bir gün kızıl, bir gün uzun saçlı görürsem her seferinde yeniden tanışırım sizinle…

Ama beni en çok utandıran olay şöyle gerçekleşti, yazlardan birinde -hava çok sıcak tabi-. Ben de bir otelin havuzuna gittim serinlemek için. Soyundum, güneşlenmeye başladım. Allah’ım uzaktan bir erkek bana gülümsüyor. Tabi ben çok alışığım tanımamaya. O yüzden gene tanımadım. Ama dedim ki kendi kendime bu güldüğüne göre beni tanıyordur, bende ona gülümseyeyim de ayıp olmasın bari. Biz böyle bir saat boyunca karşılıklı gülümseştik durdu. Ben de bir taraftan hafızamı yoklamaya çalışıyorum. Akrabalardan mı, okuldan mı, işten mi, Datça dan mı, nerden diye. Yok yok, kafamın içi boş ama dediğim gibi yine de tanımadığım anlamına gelmez bu. Neyse efendim sonunda adam yanıma doğru yürümeye başladı ah’’ tamam’’ dedim, ‘’şimdi adını da hatırlamam nasılsın, iyi misin, işler nasıl mealinde genel sorular sorar durumu da atlatırım’’. Yani herkese ‘’hatırlayamadım kusura bakma’’ demekten fenalık gelmiş çünkü üstüme…

Sonra adam geldi benle İngilizce konuşmaya başladım. Allah’ım başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Adamla ben farkında olmadan bir saattir meğerse cilveleşiyormuşum. Adamı tamamen ve gerçekten tanımıyormuşum. Ben bir utan, bir utan hiç sormayın. Ağzımda bir şeyler geveleyip, bir giyinip gitmişliğim var ki ordan görmeye değer J

Ama tabi bu bana kimden geçti derseniz annemden geçti. Biz beraber sokağa çıktığımızda durum tam körler sağırlar birbirini ağırlar durumu. O tanımaz, ben hiç tanımam. O isim hatırlamaz, ben zaten hatırlamam. Bizim karşımıza çıkan tanıdığa davranışımızı bir düşünün J…

Gelelim annemin kırdığı potlara; annem bir de çok meraklı ve çok konuşkandır. Kimi görse sohbet eder. Dükkana girer bütün tezgahlarla arkadaş olur. Dakkada hayatını anlatabilir, karşındakinin hayatını öğrenebilir. Geçen bir dükkana girmiş, kızcağızın da göbeği varmış. Annem sanki vazifeymiş gibi, sen git kızın yanına, ‘’tebrik ederim kaç aylık’’ diye sor; kız demsin mi hamile değilim, sadece şişmanım. Annem tabi hızla dükkandan çıkmış. Anne dedim sanane elalemin göbeğinden. Üstelik bu tarz potları birden fazla kırdı yine de akıllanmadı.

Bir de çok dalgındır, habire direklere çarpıp pardon der, sonra da bana bakar yan gözle. Gördüm mü, gülücem mi diye? Ay anne, direğe çarpmana değil de, yaramaz çocuk gibi -yan gözle- ne yapıcam diye bana bakıyorsun ya, ona çok gülüyorumJ

Bir tane daha kendimden anlatayım. Yıllar önce tatildeyim, eski arkadaşlardan da mesaj geldi, işte şu gün, şurda buluşuyoruz haberin olsun diye. Benim de onların arasında yıllardır beğendiğim biri var, hadi dedim kalkıp gideyim de, belki çocukla aramızda bir şey olur. Sen tatili kes, git güzel güzel hazırlan, cici elbiseni giy, masada da adamın yanına yerleş. Oh tamam bu sefer olacak bu iş deyip de gelin güvey ol. Sonra sohbet sırasında adamın üç- beş ay önce evlendiğini öğrenmeyeyim mi? Ahh bir de süslenip adamın yanına oturmuş bulundum, aayyy o yemek nasıl bitti, nasıl ordan kalktım, eve vardım. Bir ben bir de Allah bilir. Bir daha da o toplantılara gitmedim zaten. Ayy dedim kızım, bir dahaki sefere, önce adamın medeni durumunu öğren, sonra tatilini kes, masada yanına yerleş. Rezalet ki ne rezalet… Bu da bana iyi ders olmuştu yani…

Neyse laf lafı açıyor ama artık huzurlarınızdan kaçıyorum. Hadi sizde bana en utandığınız anıları yazın. Olur mu?

Sağlıcakla,

Bir Kez Kırıldın Diye Niye Dünya Durdu Zannediyorsun A Çocuk?

598813_226640060815545_1696713723_n[1]

 

Aşk acısı çekmemiş olan var mı aramızda? Hiç zannetmiyorum. Hem de bu acı; insanın sokaklarda deliler gibi amaçsızca dolaşmasına, sebepli sebepsiz ağlamasına, ben öldüm bittim artık yaşayamam diye düşünmesine, hatta gözünün ferinin sönmesine bile yol açmıştır.

 

İnanın ki bu işin daha kolay kısmı (yandım-bittim diye dolaşma hali), esas zor kısım ne biliyor musunuz? Tüm bu şok, ve içinden geçmek istemediğiniz- ama geçmek zorunda bırakıldığınız- bu acı geçtikten sonra neler olacağı?

 

Yeni bir ilişki mi? Allah korusun deyişinizi duyar gibiyim ama insanoğlu işte bir noktadan sonra aşksız yaşayamayacağını anlıyor ve mutlaka bir başkası karşısına çıkıveriyor.

İşte esas mesele de burada başlıyor…

 

O kırılma-o acı- geçmesine geçiyor da ne geçmiyor biliyor musunuz? İzi… Ve kendini tekrar o acıdan koruma içgüdüsü doğuyor birden. Ben kendimi tekrar o kadar kaptıramam diyorsunuz ve abuk subuk davranmaya başlıyorsunuz. Kendinizi bırakmakla- bırakmamak arası bir yerde gidip geliyorsunuz.

 

Tam kendinizi bırakacak gibi olurken-Yemezler- deyip kendinizi şöyle bir silkeliyiveriyor ve uzaklaşıyorsunuz.

 

Bu sefer özlüyorsunuz ama ağzınızdaki eskiye ait buruk tadı unutmak ne mümkün. Yine de yandan yandan yaklaşıyorsunuz tekrar o heyecana. Böyle yaklaş-uzaklaş şeklinde son derece dengesiz hareketlerinize dayanamayan karşı taraf gittiğinde ise ‘’çok şükür gitti’’ diyen bir tarafınızla, ‘’aptal, niye kendini bırakmadın’’ diyen öbür tarafınız aranızdaki savaş tekrar başlıyor.

 

Birinin yaptığı hatayı, bir diğerine yüklemek niye? Evet mantık tüm cevapları vermeye hazır ama yalnızlık o kadar emin bir duygu hali ki, yalnız olmayı seçiyorsun son kertede ve iyi halt ediyorsun?

 

Aşkın kollarına kendini bırakmayarak yaşamından çalıyorsun sadece. Bunu bilmiyor musun? Anlamıyor musun? Anlıyorum da hazır değilim mi diyorsun. Valla yalan. Billa yalan. Külliyen de yalan. O cesareti bir daha toplayana kadar karşına kim çıkarsa çıksın kaybedeceğini biliyorsun değil mi? Yazıktır çocuğum yapma, yakma hayatını… Korkuyu yenmenin en iyi yolu, onun içinden geçmektir. Kimse söylemedi bunu sana… Derin derin nefesler al ve gir tekrar aşkın kanatlarına… Gerekirse  tekrar acı çek. Bilmiyor musun aşk da geçecek, aşksızlık da geçecek, korku da geçecek(eğer izin verirsen), koca hayat geçiyor bu mu geçmeyecek?

 

Ama hayatının hakkını ver, duygularını yaşa, bastırma… Ne olursun bastırma… Emin kalende yaşamak çok güzel geliyor sana biliyorum… Çok güvenli geliyor sana biliyorum. Çok acısız geliyor sana biliyorum… Ama hayat nerede o zaman? Damarlarında hızlı hızlı akması gereken kan nerede o zaman? Kendini, canlıyken cansızlığa mahkum etme… Aç tekrar kendini duygularının gerçeğine…

 

Geçenlerde bir arkadaşımın kızı benle aşk hakkında dertleşti… Kendisi henüz 15 yaşında ne dedi biliyor musun? ‘’Bir önceki aşkında çok incinmiş o yüzden kendini bir süre ilişkilere kapamış’’ Ya cancanım sen bunu 15 yaşında dersen biz ne diyelim? Tabi ki biraz köşene çekilicen, yaralarını sarıcan, ne oldu, neden oldu muhasebesine giricen? Ama karşına yeni biri çıktığında, ne olur geçmişin günahını yenisine ödetme olur mu?

 

Ne çektin be aşktan çocuğum… Evde bacağını kırıp otursan olmuyor? Dışarda koşup yeni birisini arasan olmuyor? Ne çektin ve be aşktan çocuğum…Ne çektin?

 

Hepimize aşkı dolu dizgin yaşayacak taze ve cesur bir yürek diliyorum…

 

Sağlıcakla,

 

 

İsteklerim olunca niye ürküyorum?.. Siz ne yapıyorsunuz ?

35001_476560005748630_1570392621_n[1]

İsteklerim,  dileklerim, düşüncelerim gerçekleşince niye korkuyorum? Bilmiyorum… Bir suçluluk suçluluktan ziyade beni bir endişe duygusu kaplıyor. Hatta ürküyorum…

Öyle her istediğim falan olmuyor zaten. İsteklerim olmayınca olsunlar diye deli gibi uğraşıyorum, kapıları tırmalıyorum, gece gündüz ne yapabilirim diye düşünüyorum. Ağlıyorum. Yardım istiyorum. Her yolu, sonuna kadar hatta dibine kadar deniyorum. Debeleniyorum. Kabullenemiyorum. Bırakıyorum isteğimi, bıraktım diyorum. Geri geliyor. Yine bırakıyorum, yine geri geliyor. Dövünüyorum. Gene tırmalıyorum. Pozitif düşünceyle oldu gibi düşünüyorum. Gene olmuyor. Çaresiz kabulleniyorum. İçimde izi kalıyor. Her hatırladığımda tekrar denemeliyim mi duygusu alevleniyor. Bir karamboldur gidiyor.

Ve diyelim ki sonunda isteğim oluyor. Ve o kadar çırpınarak, uğraşarak elde ettiğim şey  beni mutlu etmiyor. Kafamı duvarlara vurmak geliyor o zaman.Bunca zaman bu kadar çaba niyeydi diye… Ya da bazen istediğim şey olunca; gerçekten mutlu ediyor beni ; bu sefer de hissettiğim mutluluktan dolayı ürküyorum. Allah’ım ben bu kadar mutlu olmayı hakkedecek ne yaptım diyorum. Endişelenmeye başlıyorum. Dengem bozuluyor…

Bu kadar gel-gitler içinde bir şey isteyince ödüm kopuyor. İsteğim olsa da sorun, olmasa da sorun.

Bu sizler de nasıl çok merak ediyorum. Haydi beni yanıtlayın lütfen…

Not: Biliyorum en iyi hal beklentisizlik hali; yani hiçbir şey istemediğin; yani içinde bulunduğun durumu kabul edip, mutlu olduğun an. Ama ben daha o kadar büyümedim ne yapayım :)))

Sağlıcakla,

Çiftler Arasında Kavgaya Sebep Olan 50 Neden…

avga_44c623ab-c80e-4f27-b4e6-feee630fa204_14_0073CD70-03BF-425A-B3D7-B9782F5D3900[1]

Geçen gün 3000 çift üzerinde yapılan bir araştırma dikkatimi çekti. Araştırmanın konusu çiftlerin en çok hangi konular üzerine kavga ettiğiyle ilgiliydi. Araştırma sonuçları; ne bana, ne de birçok okuyanıma hitap etti…  Ama bu arada şöyle bir şey oldu; herkes bana özelden kavga konularımız şunlar diye mesaj atmaya başladı. Bende onları derleyip kendi sonuçlarımı oluşturdum…

İlişkimiz ne zaman ciddiye dönecek?

Ne zaman evlenicez?

Nerde oturucaz?

Evi hangi renklerde döşeyeceğiz?

Kaç çocuk istiyorsun?

Çalışmamı mı istiyorsun?

Televizyonun kumandasını versene!

Gene mi bu diziyi seyredeceğiz?

Maça gitmek zorunda mısın?

Benden habersiz arkadaşlarını mı çağırdın?

Benden habersiz aileni mi çağırdın?

Yeter artık facebook’a girme !

Yeter artık bilgisayarda oyun oynama!

Arkadaşlarınla dışarı çıkamazsın!

Çok para harcıyorsun!

O kadar alışveriş yapmak zorunda mıydın?

Bu bayramda da mı evde oturucaz?

Tatile gene senin istediğin yere mi gidilecek?

O eteğin boyu kısa değil !

Tuvalet kapağını indirmeyi artık öğren !

Yatağın sol tarafına ben yatmak istiyorum !

Dişlerini fırçaladıktan sonra lavaboyu temizlemeyi unutma!

Bu akşam da mı başın ağrıyor!

Artık arkadaş gibi olduk valla!

Kalk kendi suyunu kendin al!

Çocukların ödevini de bu akşam sen yaptır!

Telefonda çok konuşuyorsun!

Çok kıskançsın!

O adam kimdi?

O kadın kimdi?

Tuvalete giderken niye telefonunu yanına alıyorsun

Sana anlattıklarımı başkalarına anlatıp durma!

Bu hafta sonu da çocukları kurslara sen götür!

Artık seni görünce heyecanlanmıyorum!

Saçımı boyattım ve farketmedin bile!

Kalk, çocuğu sen sustur!

Çok konuşuyorsun!

Futbol seyretmenden bıktım!

Hiçbir yere gitmiyoruz. Hep evde oturuyoruz!

Harcamalarına biraz dikkat et!

Gene arabayı mı çarptın!

Gene kime mesaj atıyorsun!

Telefonun şarjı niye hep bitik!

Yıldönümümüzü unuttun!

Doğum günümü unuttun!

Senden bıktım!

Dudaklarını şapırdatmadan yemek ye!

Çok pasaklısın!

Git evi topla biraz!

Dekolte giyme!

Her şet çok rutin, boğuluyor gibiyim. Çok sıkıldım!

Evet liste daha uzayıp gidiyor ama top 47 bunlar… Unutmamamız gereken; kavga etmek ilişkinin sonu değildir, hiç kavga etmemekte çok mutlu bir ilişkinin göstergesi değildir. İlişkide önemli olan; canımızı sıkan şeyleri karşı tarafa samimiyetle ve tatlılıkla aktarmak ve arkasından da herkesin kendini biraz törpülemesidir…

Sağlıcakla,

Bu Yazı Bilinçaltıma Yazdığım Bir Nottur… Bu Böyle Biline…

150403_10151477532832618_919435194_n[2]

Ben bu kişisel gelişim konularına ne kadar meraklıysam, çevremdeki kişiler de o kadar uzak oluyor. Bu niye böyledir acep diye uzun zamandır da düşünüyorum. Sonunda şu cevabı buldum. Demek ki benim içimde bir yer bütün bunlara kuşkuyla bakıyor. O yüzden de, başta annem olmak üzere, bütün arkadaşlarımın bana söylediği cümleler aslında bilinçaltımın bana söylediği cümleler.

Cümleleri merak mı ediyorsunuz, şu mealde gidiyorlar; ‘’Ya sen deliriyor musun ?, bu kadar da olur mu?, acaba mı?, kızım başka işin mi yok mu?, senin kursların hiç bitmeyecek mi? bu işlere ayırdığın parayla neler yapılır? gibi bütün kuvvetli ve cılız seslerin aslında kendi içimden geldiğini farketttim. İşte bu yazı da kendi bilinçaltıma verdiğim cevaptır.

Velev ki deliriyorum; en azından bir şeyler uğruna çalışarak, debelenerek deliriyorum. Bu çabam ne mi? Çok basit, başta kendim olmak üzere, tüm karşılaştığım insanları şifalandırmaya çalışmak. Kendimin senelerce çözmek için uğraştığı şeyleri, (ve sonuçta çözebilmişsem) başkalarına aktararak bu sıkıntılı sürelerine en aza indirmeye çalışmak.

Tamam mı bilinç altım rahatladın mı? Artık karşıma bu konulara inanmayan, tereddüt eden insanlar çıkmasın. Anlaştık mı? Elele tutuşup daha hızlı yol alacağımız insanlar çıksın oldun mu?

Mesela ana kraliçem (annem) bugünden başlayarak bana ‘’aferin’’ kızım desin. ‘’Anne yürürken sadece yürü, yemek yaparken sadece yemek yap, örgü örerken sadece ör dediğimde’’ bana delirmişim gibi bakmasın. Olur mu?

Arkadaşlarıma; ellerimle şifa vermeye çalıştığımda, enerji mi, o ne, olur mu öyle şey, hahahah demesinler. Hastalıkların esas sebebinin duygularımız kaynaklı olduğunu söylediğimde bana gülmesinler.

Ey bilinçaltım aha da yüzleştim seninle. Beni yolumdan döndüremezsin.

Karşımıza çıkan her insanın bizi aynaladığını, ve hoşumuza gitmeyen her huyumuzu büyüttüğünü söylediğim de beni ciddiye almayan iş arkadaşlarım, bendeki ne sizi bu kadar rahatsız ediyor biraz da kendinize bakınız dediğimde, dursunlar ve biraz düşünsünler artık… Tamam mı?

Ya da evdeki tüm işe yaramayan eşyaları saklamaktan vazgeçip, ihtiyacı olanlara dağıttığımda , ee ya bunlara ilerde ihtiyacım olur mu diye hafif pişmanlık içeren cılız sesimi duymak istemiyorum…Oldu mu?

İçimden gelen, kalben beni çağıran her eğitime gitmeye de devam edicem. Benim gelişimime mani olamazsın. Farzet ki, gittiğim eğitim boşunaydı. O zaman kalbimi ve iç sesimi daha iyi dinlemem gerektiğini öğrenmiş olurum. Ne yani, her yaptığım da doğru olacak diye bir şey yok değil mi? Nihayetinde ben de hatalarımdan ders alıp, gelişme yolunda yürüyen bir çekirgeyim. Öyle değil mi?

Kendimi her halimle, sevip kabul ediyorum, başıma hoşlanmadığım bir olay geldiğinde de, bunun neden olduğunu, ne öğrenmem gerektiğini bulup, sevgiyle uğurluyorum. Oh be…

Geçmişi ve kötü anıları temizlemenin ve serbest bırakmanın ne kadar önemli olduğunu anlattığım arkadaşlarım; bütün sizi rahatsız eden olayları 21 gün boyunca çizgisiz kağıda yazıp, yakın sonrada sifonu çekin ve tüm olayların üzerinize verdiği ağırlıktan nasıl kurtulduğunuz gözlemleyin dediğimde, itirazlar, yapmak istemiyorumlar, o kadar kolay mılar yerine, bunu deneyimleyip, sonucu görelim, konuşalım sözlerinizi duymak istiyorum artık. Tamam mı?

Ve gelecek kaygıları peşini bırakmayan ahali? Siz Allah’a inanmıyor musunuz? Onun her şartta ve her durumda sizin sadece iyiliğinizi istediğini bilmiyor musunuz. Kalbinizi Allah sevgisiyle ve teslimiyetle doldurmanız gerektiğini görmüyor musunuz? Bunun üzerine hala konuşacak şey bulmanıza sadece şaşırıyorum…

Ey bilinçaltım, işte soruların ve işte cevaplarım… Seni olduğun gibi kabul ediyor, onaylıyor ve seviyorum. Bunu da böyle bil!…

Sağlıcakla,

Ketumluk Mu? Patavatsızlık Mı?

721343_detay[1]

En basit gözüken konular bazen ne kadar önem kazanıyor değil mi arkadaşlar? Birine bir sırrını anlatıyorsun -ama öyle en büyüklerinden birin i değil- ve onun bunu kimseye söylemeyeceğini zannediyorsun… Ama bakıyorsun ki ; üç gün sonra gördüğü herkese bunu yaymış, ne kadar incitici bir durum ve ne kadar sık rastladığımız bir durum değil mi?

Halbuki insan istiyor ki birine bir şey söyledi mi onda kalsın, ona arkasını yaslayabilsin. İşte bu benim güveneceğim adam/ kadın desin… Ama nerde ??? günümüz dünyasında ağzı sıkı insan bulmak da zor. Aldatmak sadece başka kadınla/adamla olmak demek değil ki? Ona söylediğin şeyleri  dinlemesi, özen göstermesi, senin değer verdiğin şeylere de değer vermesi , ona göre davranışlarına ayar çekmesi değil midir?

Arkadaşımın 8 yaşlarında bir kızı var. Adı Meltem. Bir de en yakın arkadaşı var onun da adı Sinem. Bunlar böyle ikisi çok yakın arkadaşlar ama okul dünyasını bilirsiniz; bazen gruplar iki kişilik kalır, bazen büyümeye yüz tutar. İşte Güneş’te bunlarla çok muhabbetliymiş. Bunlar da gruplarını üç kişiye çıkarma konusunda ciddi düşünmeye başlamışlar. Meltem, Sinem’e demiş ki. Gel Güneş’i deneyelim. Biz şimdi küsmüş gibi yapalım. Ben senin hakkında atayım, tutayım Güneş’e. Bakalım, sana gelip anlatacak mı? Sinem hemen kabul etmiş. Ve planlarını o gün yürürlüğe koymuşlar. Meltem, çekmiş Güneş’i bir tarafa. Bak Sinem şöyle, böyle biri. İşe yaramaz. İyi ki sen geldin gruba. Artık Sinem’le hiç işim olmaz, iyice bir saydırmış. Sonra da beklemeye başlamış. Güneş ne yapsa beğenirsiniz, koşa koşa gidip bunları Sinem’e yetiştirmiş. Böylece Güneş gruba girmeden, gruptan atılmış. Eee ne demişler sır tutamayana, sır verilmezmiş.

Yalnız beni hayrete düşüren; Meltem, birinin güvenilir olup olmadığını anlamak için, 8 yaşında yöntem geliştirmiş. Benim yöntem geliştirmem 30 senemi almış. Eeee ne demişler şimdiki çocuklar bir harika azizim, bir harika…

Geçen gün yolda Ebru’yla karşılaştık. Ayak üstü hayatının nasıl gittiğini sordum. O da insanlara artık güveninin kalmadığından  şikayet ediyordu. Hayatına Mehmet diye biri girmiş. Ama daha durumları ortadaymış. Yani birbirlerini tanıma aşamasındaymışlar. Kız da Mehmet’ten özellikle rica etmiş, bak ben bu konularda çok hassasım. Kesin bir ismimiz konmadan, tamam bu benim aradığım adam demeden, bu iş ailemin kulağına gitmesin. Ne olur ağzını sıkı tut olur mu. Siz zannediyorsunuz ki adam kızın bu hassasiyetine özen göstermiş. Ama çok yanılıyorsunuz.

Adam ne yapsa beğenirsiniz? Önce kuzenine, sonra yakın arkadaşına, sonra bir yakın arkadaşına daha durumu aktarmış. Bizim Ebru’da hala rica etmeye devam etmiş. Bak, bizim işimiz kesinleşmeden, kimseye bahsetme. Gereksiz ailemle muhatap olmaktan hoşlanmıyorum. Onla denedim olmadı, bunla denedim olmadı demekten hoşlanmıyorum. Biz ne olduğunu anlamadan kimseye söyleme olur mu? Ve siz sanıyorsunuz ki, Mehmet ağzını kapalı tutmaya başladı değil mi? Yo ne gezer…

Arkasından annesine, arkasından iki üç tane daha kız arkadaşına durumu aktarmış, çüş diyorsunuz di mi , bende dedim valla. Ama daha en son bombayı duymadınız. En son da kime söylemiş biliyor musunuz? Teyzesinin arkadaşına. Pes dedim valla. Bari direk babana telefon etseymiş. Valla ben de öyle dedim diye Ebru kızgınlıkla anlatmaya devam etti. Bir de Mehmet ne dese beğenirsin? İyi işte annenler de öğrendi ,artık,karar vermen hızlanır. Ya at suratına suyu kalk git yani masadan. Hesap o hesap.

Ebru’ya dedim ki, valla yol yakınken adamın bu huylarını öğrenmen daha iyi olmuş. Bak ilerde ilişkiye girerdin, kendin hakkında daha detaylı şeyler anlatırdın, bütün arkadaşlarına yayarmış. (Bu adama bir şey söylemek demek, gazeteye ilan vermekle eşdeğermiş.. )Hiç sana gör değilmiş Ebrucuğum. Yol yakınken Allah kurtarmış bence…

Valla bence de Anette, öyle sinirliyim ki, hırsımdan kaç gecedir uyuyamıyorum. Bir de terbiyesiz bak ne diyor. ‘’Annenler de öğrendi . İş çözüldü.’’ Sanki iş annemlerde bitiyor. İş bende biter. Benim hassasiyetlerime, ricalarıma, önem verdiğim şeylere önem vermeyen, bu kadar sorumsuz, boşboğaz, aldırmaz, pervasız biriyle birlikte olmayacağımı bile daha anlamamış. Pes ki ne pes…Neyse bu hikaye de burada biter diyen Ebru, hala hırsını alamamış olmalı ki, hızla yürüyüp gitti yanımdan…

Aman arkadaşlar, siz siz olun, bazı şeyler oturmadan, etmeden, hele karşı tarafında açıklama rızası yoksa ağzını kapayın oturun. Yoksa başlamadan, biten ilişkiler kervanına katılmış olursunuz. Benden söylemesi…

Sağlıcakla,

GEZGİN GÖZÜYLE TÜRKİYE 1

079314ee-c972-4bd4-812d-9c055d106268-1[1]

Naçizane içinde benimde iki yazımın olduğu kitabı kaçırmayın.  (Foça ve Fethiye’yi anlatıyorum…)

39 gezgin yazarın ortak eseri “Gezgin Gözüyle Türkiye 1”, Türkiye’nin Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinden derlenen 59 gezi yazısından oluşuyor. İstanbul, İzmir, Muğla, Antalya, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Denizli, Mersin vb bazı kentlerin öne çıktığı ve bu üç bölgemizin tüm kentlerinin en az bir yazıyla anlatıldığı kitapta; bu kentlerin gezilecek görülecek yerlerinin yanı sıra tarihi ve turistik özelliklerine ve yazarlarının başından geçen ilginç anı ve gözlemlere de yer veriliyor. Kitapta ayrıca Mavi Yolculuk, Likya Yolu ve Aziz Paul Yolu gibi tematik rotalar da yer alıyor.

Editör: Timur Özkan, 344 Sayfa, Alter Yayınları, 2013

Doğumgünümü Kutlayan Tüm Dostlar; Hepinizi ÇOK SEVİYORUM…

pastane[1]

Yılbaşıymış, sevgililer günüymüş , şu günüymüş,bu günüymüş gibi günler ve kutlamalara hiç aldırmasam da nedense doğumgünü deyince işler değişiyor… Doğumgünümü kutlamayı seviyorum arkadaşlar… Sizlerde sanki bunu bilirmiş gibi dün geceden beri attığınız mesajlarla beniöyle mutlu ettiniz ki anlatamam…HEPİNİZİ ÇOK SEVİYORUM…İYİ Kİ VARSINIZ…İYİ Kİ SEVGİYİ BÜYÜTÜYORUZ…

559524_4657567318082_1910612124_n[1]

Gökyüzüne bıraktığım tüm bu balonlar HEPİMİZE SEVGİ, SAĞLIK, BARIŞ, HUZUR, MUTLULUK, BOLLUK,BEREKET olarak geri dönsün…

HEPİNİZİ ÇOK SEVİYORUM…

ANETTE

Kadınsın Ya! … Bir İşe YARA! …

images[1]Kadınsın Ya! … Ortalığı Toparla…
Kadınsın Ya! … Beyine Cevap Verme…
Kadınsın Ya! … 7/24 Herkesin İsteklerine Amade Ol…
Kadınsın Ya! … Bol Bol Çocuk Doğur…
Kadınsın Ya! … Evinde Otur…
Kadınsın Ya! … Sus! Cevap Verme…
Kadınsın Ya! … Televizyonun Kumandasını Kocana Ver…
Kadınsın Ya! … Kalk Bir Bardak Su Ver…
Kadınsın Ya! … İyi Araba Kullanamazsın…
Kadınsın Ya! … Her Daim Bakımlı Olmak Zorundasın…
Kadınsın Ya! … Kazandığın Parayı Direk Kocana Ver…
Kadınsın Ya! … Anca Dedikodu Yapmaktan Anlarsın…
Kadınsın Ya! … Düşünme! İtaat Et! …
Kadınsın Ya! … Ne Giyeceğine, Nasıl Giyineceğine Anca Kocan Karar Ver…
Kadınsın Ya! … Anca Baba Evinden Koca Evine Gidebilirsin…
Kadınsın Ya! … Kocandan Başka, Çocuklarından Başka Hayatın Olamaz…
Kadınsın Ya! … Kıskanılmayı Sevilmek Olarak Algılarsın… Sana Baskı Kurulduğunun Farkına Bile Varmazsın… Üstüne ÜSTELİK Kocam BENİ Kıskanıyor Diye Böbürlenirsin…
Kadınsın Ya! … Her Şeyi İdare Etmek Hep Sana Kalmıştır…
Kadınsın Ya! … Kocan Aldatırsa Elinin Kiridir… Otur Oturduğun Yerde…
Kadınsın Ya! … Okuma! …
Kadınsın Ya! … Kendi Fikirlerini Söyleme! …
Kadınsın Ya! … Özgürlük Nedir Öğrenme! … Başını Hemen Bağla da Ele Güne Karşı Aileni Rezil Etme…
Kadınsın Ya! … Evinde Namusunla Otur! …Kadınsın Ya!… Kız Çocuk Doğurmak Senin Hatandır!…
Kadınsın Ya! … Fedakarlık Hep Sana Düşer! …
Kadınsın Ya! … Böyle Gelir Böyle Gideceğine İnan! …
Kadınsın Ya! … Kadınlık Vazifelerini Erkeğin Her İstediği Zaman Yerine Getir…
Kadınsın Ya! ARTIK KIYMETİNİ BİL! …AKLINI KULLAN! KENDİ DEĞERİNİN FARKINA VAR! …
Sağlıcakla,

Erkeksin Ya!..Bir İşe Yara!..

Erkeksin Ya…Alışveriş Torbalarını Taşı…

Erkeksin Ya…Bana Sıcak Bir Aile Ver…

Erkeksin Ya…Beni Geçindir…

Erkeksin Ya…Beni Koru…

Erkeksin Ya… Bana Güven Ver…

Erkeksin Ya…Bana Hayat Arkadaşı Ol…

Erkeksin Ya… Anca Maçoluk Yapmayı Bilirsin…

Erkeksin Ya…Anca Bana Sözün Geçer…

Erkeksin Ya…Anca Maça Gitmeyi Bilirsin…

Erkeksin Ya…Tam İşe Yarayacağın Zaman Ortalıkta Bulunmazsın…

Erkeksin Ya…Tatil Zamanlarını Burnumdan Getirirsin…

Erkeksin Ya…Bir Çiçek Alıp Eve Gelmeyi Bilmezsin…

Erkeksin Ya…Saçımın Rengini Değiştirdiğimi Bile Farketmezsin…

Erkeksin Ya…Anca Yemekte Ne Var diye Sormayı Bilirsin…

Erkeksin Ya…Anca Erkek Evlat İstemeyi Bilirsin…

Erkeksin ya…Anca Bana Kilo Aldın Demeyi Bilirsin…

Erkeksin Ya…Göbeğin Önde Sen Arkada Gidersin…

Erkeksin Ya…Komşu Kadına Bakmayı Marifet Sayarsın…

Erkeksin Ya…Çocukları Kursa Sen Götür Demeyi Bilirsin…

Erkeksin Ya…Bütün Tamiratlar Bitince Ortaya Çıkmayı Bilirsin…

Erkeksin Ya…Bir Saçımı Okşamayı Bilmezsin…

Ekeksin Ya…. Haftasonları Anca Geç Kalkmayı Bilirsin…

Erkeksin Ya… Anca Spora Gitme Oran Buran Gözüküyor Demeyi Bilirsin…

Erkeksin Ya..Anca Annemler Geliyor Kalk Yemek Yap Demeyi Bilirsin…

Erkeksin Ya!.. Çantam Çok Ağır Taşıda Bir İşe Yara…

Erkeksin Ya… Bir Özür Dilerim Demeyi Bilmezsin…

Erkeksin Ya…Anca Hööyyytttt Diyerek Sorunları Çözmeyi Bilirsin…

Erkeksin Ya…Yatağın Sol Tarafında Hep Sen Yatarsın…

Erkeksin Ya…Kafan Sadece Tek Bir Şeye Çalışır…

Erkeksin Ya…

Hadi Devam Edin Kızlar…

Anette

Sevgilim; Eski Karısının Fotoğraflarını Salonun Ortasında Saklıyor… İmdat!

images[10]

Ya kardeşim; nedir bu, eskiye bağlılık, eskiye özlem, yeninin suyu mu çıktı anlamadım ki? Önce her yerde bir 80’ler partisi modası aldı başını yürüdü gitti… Arkasından 90’lar başladı… Bense 2013 ten memnunum. 2012 den de memnundum. Niye şu anın partisi yapılmıyor? Mesela herkes hissettiği gibi gelsin partisi de yapılabilir. Müzik de gelenlerin ortak duygularına göre şekillenir.

Hadi partiyi, müziği, kıyafeti geçtim. Nedir bu eski sevgiliye, eski eşe duyulan özlem. İlişki yaşanmış, bitmiş işte. Belirli bir süre yasını tut, olayı kabullen ve yoluna devam et. Yok arkasından ağıt yakmalar, herkese onu anlatmalar, sağı solu rahatsız etmeler, facebook hesabına yapışmalar. Durun kardeşim, bir kendinize gelin. Derin derin nefesler alın ve hayata yeniden başlayın. Kendi hayatınızın bir değeri olduğunu idrak edin ve sizi de sevecek birini bulunuz ki hayatınız daha güzel hale gelsin.

Haa bir de yeni sevgili bulduğu halde; hala, inatla eski sevgilisinin resimlerini saklayanlara ne demeli… Geçmiş, geçmiş, geçmiş diye diye şimdin gidiyor arkadaş. Uyan ve kendine gel. Hayat çok kısa, kıymetini bil. Sen kendi kıymetini bilmiyorsan hiç kimse bilmez zaten.

Geçen gül Meltem aradı; bir süredir, Hasan’la çok güzel bir beraberlik yaşadıklarını ama bir problemi olduğunu söyledi. ‘’Çekinme, anlat’’ dedim. Efendim bizim Hasan eski eşinin fotoğraflarını salonun ortasındaki dolapta tutuyormuş. Meltem ilişkinin başlarında bu durumdan pek rahatsız olmasa da, artık çok rahatsız olmaya başlamış. Ya ben neciyim? diye telefonda ağlıyordu. ‘’Hasan hala evlilik fotoğraflarını saklıyor inanabiliyor musun?’’ dedi… (Üstelik boşanalı 5 sene geçmiş.) ‘’Valla inanırım’’ dedim. Böyle hikayeler o kadar yaygın ki .’’Şu insanların kafasındaki geçmişi takıntıyı atabilsek ne kadar çok kişi mutluluğu yakalıya bilir biliyor musun?’’ diye cevap verdim.

Bundan yıllar önce Ezgi diye bir kız arkadaşım,nişanlısı Mehmet’in eski kız arkadaşıyla çektirdiği fotoğrafları dolapların birinde bulmuş. Tam evlilik arifesinde olduklarından da çekip gidememiş. O da bütün fotoğrafları yatağın üzerine bir güzel dizmiş… Mehmet eve gelince de kıyamet bir güzel kopmuş. Kavga sonucu ya fotoğraflar, ya ben’e bağlanmış. Allahtan Mehmet akılı çocukmuş ta fotoğraflar atılmış, ilişki kurtulmuş. Şimdilerde iki güzel çocukları olan çiftin evlilikleri de; mutlu mesut devam ediyor. Düşünsenize Mehmet o fotoğrafları atmama kararı vermiş olsaydı, ne o mutlu evliliğe, ne de o çocuklara sahip olacaktı. Elindekinin kıymetini bilmeyip, biraz da mazoist bir duyguyla, ah geçmiş, ah canım acıyor deyip deyip, hayatını harcayıp gidecekti.

Bir başka örnekte de Ebru, eski erkek arkadaşının resimlerini, yazılarını, mektuplarını saklamış. Günün birinde de (şans bu ya) Ragıp’la hayatları tekrar kesişmiş. Gerçi Ragıp’ın hayatında başka bir kız varmış ama gene de Ebru’nun evine gelmekten kendisini alamamış. Ebru fırsat bu fırsat, Ragıp eve gelince bütün sakladığı resimleri, mektupları bir bir ortaya döküp, bak ben seni hiç unutmadım, hala seni çok seviyorum diye ilan-ı aşk etmeye başlamış. Arkasından da sormuş, sen benim yazdıklarımı ne yaptın? Saklıyorsun değil mi? Ragıp ne cevap verse beğenirsiniz, ooooooo ben onları atalı çok oluyor. Senden sonraki kız arkadaşım Özlem onları çekmecemde buldu. Hepsinin tek tek yaktı. Sen hala o kadar eski de mi kaldın deyip eyvallah deyip gitmiş. Anladığım Ragıp, Ebru’nun bu kadar takıntılı olmasından korkup kaçmış. Ama Ebru’ya da bu sözler tokat gibi çarpmış ve yıllardır platonik aşık olarak sürdürdüğü hayatına böylece devam etmeye başlamış. Şimdilerde Evgin’le evlenmek üzere olduğunun da haberini vereyim yani…

Kıssadan hisse, arkadaşlar geçmiş geçmişte kalmıştır. Ya bunu kabul edip, hayatınıza devam edersiniz. Ya da geçmişte kalıp, hayatı kendiniza zehir edersiniz. Seçim sizin…

Sağlıcakla,

Yaş Gelmiş Geçiyor Biz Hala ‘’Bu Mu? Şu Mu? O Mu?’’ Derdindeyiz…

imagesCA5JIFSY

Valla ben hep diyorum, gene diyorum, gene diyorum en iyi evlilik ‘’Görücü Usulüyle’’ yapılan evlilik… Neden mi? Hemen açıklayayım bir kere aileler anlaşacak mı derdi yok, kültür çakışması olacak mı derdi yok, çok anlaştın mı anlaşmadın mı derdi yok, madem ailem uygun görmüş o zaman bundan iyi baba olur düşüncesiyle nikahı kıyıveriyorsun bitiyor. Kişinin iç dünyasında bir razı olma ve evliliği yürütme derdi oluyor başka da bir şey olmuyor…

Halbuki biz modern geçinen gençlere bir bakalım; onun boyu kısa, onun işi iyi değil, yok dinlediği müziği sevmedim, yok bana çok karıştı, yok yemek yiyişini beğenmedim, ayy o ne iğrenç ayakkabı zevki, yok onun gözü çipil, yok o kişisel gelişim konularına ilgi duymuyor, yok o eski karısını unutamamış, yok o bilmem nerde yaşamak istiyor ben istemiyorum derken, bu işler uzayıp uzayıp gidiyor. A zannediyorsunuz ki sonuçta kafaya göre birisi bulunuyor ve mutlu bir evlilikle iş noktalanıyor. Yo o da yok, o da yok. Hep bir burun kıvırma, hep bir memnuniyetsizlik içinde günlerimizi geçirip gidiyoruz. Yok facebook’tu, yok arkadaş tanıştırmaları derken aday adayların sayısı artıyor ama gel gör ki, her birinde bir kusur mutlaka bulunuyor sizin anlayacağınız birinin gözü diğerinin kaşı derken yaş gelmiş geçmeye başlıyor…

Hani nerde çokluk orada b…’luk lafı vardır bilirsiniz işte bizim iş ona dönmeye başlıyor. Ya bu da mı olmadı boşveeeer, facebook’ta daha iyisini bulurum, o da mı olmadı, partide bulurum,o da mı olmadı, şurda bulurum, ne bileyim hep daha iyisini bulma arayışı, hep bir tatminsizlik içindeyiz. Bulunca da elimizdekinin kıymetini bilmiyoruz en ufak bir kusurda da salla gitsin diyoruz. Nerde o eski fedakarlık, tahammül günleri, nerddeee… Herhalde o günlerde eski sandıklara girdi. Bugün kim kimi daha çabuk kapı dışarı edecek onun yarışındayız. Tabi bu kadar partner değiştirince arada içimizde kalanlar da oluyor, ayy onun bakışı en güzeliydi, bak o bana daha ilgiliydi ama geçmiş ola tabi. Bu sonsuz aday denizinde sizin pişman olduğunuz kişi de çoktan bir başkasına yelken açmış oluyor…

Ne bileyim bu çoktan seçmeli durum bana fazla mı geliyor ne, ben hep o romantik aşkların büyüsünü özlüyorum galiba. O mendilini düşürürmüş, öbürü onu görmek için her sabah onun evinin önünden geçermiş, bir buluşma için çekilmedik karın ağrısı kalmazmış. Eeee o kadar uğraşıdan sonra da evlilik herhalde daha kıymetli olurmuş. Şimdi her şey beş dakkada Beşiktaş havasında. Olaylar o kadar hızlı ilerliyor ki sen ‘’Next Gelmiş’’ diyemeden, bakıyorsun ‘’Ex’’ olmuşsun bile…Hep bir heyecan, hep bir yenilik, hep bir değişiklik arayışındayız. Kimse dinginliğin, durgunluğun, huzurun, karşısındakini derinlemesine tanımanın güzelliğine aldırmaz olmuş.

Tabi ki insanın seçimlerinin olması güzel, kendine en iyi olanı seçmeye çalışması güzel ama bugünlerde sanki ipin ucu biraz kaçmış gibime geliyor. Evlendin diyelim gene rahat yok, sosyal medya sağolsun seçenekleri öyle bir arttırdı, tanışmak o kadar kolay hale geldi ki, uymayan eşe hemen bay bay deniyor. Nerde o yeniden denemeler, gerekirse danışmanlara gitmeler, çocuğum var diye sabretmeler… Yok anacağım yok, artık hiçbiri kalmadı…

Ya zaman çok hızlandı, ya ben çok geri kaldım, ne içindeyim ne dışındayım sanki teğet geçiyorum şimdiki zamana… Bilemiyorum, sonuçta herkes kendi bacağından asılır, herkesin hayatı da, tekamülü de, sorumluğu da, vebali de, sevabı da kendine ama arkadaşlar yavaş biraz yavaş Allah aşkına…Hız felakettir bilmiyor musunuz?

Sağlıcakla,

Kayınvalde’yle Tanışıcam… İyi Güzel De Ne Giyicem..

jenny-packham-soz-kiyafetleri_1[1]

Son zamanlarda ayrılık, ihanet, hırs, kin, intikam gibi konulara çok daldık madalyonun diğer yüzünü ihmal ettik. Unutmayalım ki bu hayatta, aşk,sevgi,evlilik, çocuk, mutluluk, huzur gibi duygular da var. Sanırım zihnimiz hayatı ikilemlerle anladığı için böyle şeyler oluyor. Gündüzü geceyle, yazı kışla anladığımız gibi, sadakati ihanetle, aşkı sevgisizlikle anlayabiliyoruz.Boşanan kadar evlenen, ayrılan kadar barışan olduğunu unutuyoruz.

Geçenlerde evlenecek bir arkadaşımla yolda karşılaşınca birden bu durum kafama dank etti. Ayşegül’e ”Ne yapıyorsun” dedim. ”Hiç ne olsun EVLENİYORUM,BEN EVLENİYORUM” diye bağırmaya başladı. Biz sokağın ortasında sevinçle beraber dönmeye başladık. Mert’i çok sevdiğini bildiğimden onun adına çok mutlu oldum.” Eeee Anette dedim, artık teraziyi mutluluktan yana çevirmenin zamanı gelmiş aha bu da işaretin” dedim kendi kendime…Böyle olunca aklıma evlenmek üzere olan arkadaşlarım geldi ve onların kayınvalde’yle tanışma hikayelerini paylaşmak istedim…

Simla üç senelik bir ilişkiden sonra Mustafa’yla evlilik kararı aldıklarında havalara uçmuş ve ailece tanışacakları gece ne giyeceğinin derdine düşmüştü. Tamam Mustafa’nın annesiyle daha önce tanışmışlardı ama bu resmi bir yemek olacaktı. Ve o çok güzel olmak istiyordu. Boğaz’da bir balık restoranında yemek yenmesi kararlaştırılmıştı. Simla saçlarını at kuyruğu yapmaya ve yüzüne hafif bir makyaj yapmaya karar vermişti ama ahhh o ne giyilecek derdi yok muydu onu öldürüyordu.

Önce annesiyle,sonra kardeşiyle,sonra arkadaşlarıyla, sonra annesinin arkadaşlarıyla alışverişe çıkmıştı ama bir türlü istediği kıyafeti bulamıyordu. O çok dekolte,o basit,o spor,o çok kadınsı,o çok renkli,o çok düz, bunun altında ayakkabı bulamam derken çıldırmak üzereydi. Nihayet aradığı elbiseyi taaaa ilk girdiği dükkanda bulunca sinirinden gülmeye başladı. A dedi bunca zaman aradığım şey zaten gözümün önündeymiş.Kıyafet alındı herkesin onayına sunuldu ve jürinin kabuluyla yemekte kıyafetin giyilmesine karar verildi.Ve o malum gün berberlere gidildi, bin bir özenle seçilmiş kıyafet giyildi, süslenildi, püslenildi ve aileler resmi olarak tanıştı. Ne diyelim onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine…

Ama Simla’nın o günlerce ne giyeceğim diye delirmesini herhalde hiç unutamayacağım. Aslında bu Simla’ya ögzü bir durum değil, hepimiz böyle özel günlerde, günün anlamını bir tarafa bırakıp giyimimize, saçımıza, başımıza odaklanmakta bir numarayız.Olayın ciddiyetinden kaçtığımızdan mıdır nedir bilemiyorum kıyafete bağlanmış gidiyoruz Belkide bu adamla hayat nasıl olur,aynı dünya görüşüne sahip miyiz, beni ileri götürür mü ,onu hep sever miyim,ona hep güvenir miyim, kayınvaldem beni hep el üstünde tutacak mı,onu saygıda nasıl kusur etmem gibi düşüncelere takılsak korkup olayı bozacağız. Yalan mı? Biz de ne yapıyoruz bari kıyafete takalım da gerisi gelir. Gerçekten bazen hayatta insanın gözünü kapatıp karar vermesi gerekiyor ,evlilikte bu kararların başında geliyor. ”Ya hırro ya merro” dedikleri, yani ”ne olacaksa olsun düsturu’…

Tabi ben bu kadar yazdım,yazdım ama sizin aklınızın nereye takıldığını biliyorum…Ya şu Simla ne giydiki acaba…Hadi Anette laf salatasını bırakta Simla’nın ne giydiğini anlatta bizim de fikrimiz olsun…Yaln mı arkadaşlar Yalan mı ?Peki tamam anlatıyorum…Kısa kollu siyah bir elbise ama hepten siyah değil, göğüs dekoltesinden aşağısı siyah, üstü beyaz ve işli. Taopuklu ayakkabı ve küçük bir çantaylada işi tamamladı Simla. Bana göre biraz fazla şık olmuştu ama sonuçta bu onun günü onun kararı. Öyle değil mi arkadaşlar…

Eee paylaşın bakalım siz böyle bir günde ne giyerdiniz…

Sağlıcakla,

Not kıyafetin resmi bu linkten alınmıştır http://www.dugunkiyafetleri.com/wp-content/uploads/2012/09/jenny-packham…

İntikam Almak İstiyorum…

eski-sevgiliden-intikam[1]

Saat sabahın beşi ve cep telefonum yanımda olduğundan Belkıs’ın aramasıyla uyanıyorum. Belkıs’ın sesi sinirli bile değil sadece ve sakince şunu diyor ’ben intikam almak istiyorum’… Hoppala buyrun burdan yakalım… Malumunuz üzere kocası (yedi senelik bir evlilik sonrası) kendisini aldatmış ve Belkıs’da kendi hayatına devam etmek yerine kocasından intikam almayı seçmiş…

Peki dedim intikam almak için ne yapacaksın, Belkıs şöyle cevap verdi ‘’gece gündüz onu arayacağım, mesajlar atacağım, işini basacağım, evine gideceğim’’ eee dedim peki sonra ‘’kadını taciz edeceğim’’ peki sonra ‘’bilmiyorum’’ dedi hayır dedim yani bunları yaptın sana ne faydası olacak ‘’hiç’’ dedi ‘’hiçbir faydası olmayacak ama onun da mutlu olmasına engel olmuş olacağım, onu huzursuz etmiş olacağım’’ bundan sonra hayatını böyle değerlendirmek istiyorsan bu senin seçimin dedim ama kendi hayatına da devam etmek her zaman bir seçenek biliyorsun dimi dedim…

‘’Biliyorum’’ dedi ‘’ama bu sefer de ondan intikam almak için başkasıyla olurmuşum (yani sen buldun bak bende birini buldum) gibime geliyor’’ dedi… Önce sakinleş dedim, merkezini kaybetmişsin ve bu çok doğal, ama merkezini bulmadan yapacağın her hareket seni sadece dibe çeker. Tekrar merkezini bulana kadar bekle … Ve dedim senden şunu düşünmeni istiyorum ‘’biz bu dünyaya gelişmeye ve öğrenmeye geldiysek sen bütün bunlardan ne öğrendin, önce bunun cevabını ver ve sonra harekete geç olur mu?’’

İlk yangını geçmiş gibi rahatladı ve telefonu kapattı, bu konuşmalardan daha çok yapacağımızı biliyordum ama neye odaklanması gerektiği konusunda ona bir fikir verebildiğimi de umuyordum…

O kapattı bu sefer 20 senelik evlilikten sonra kocasını boşamış Yonca telefon açtı. Kocasını boşamış olan o, kocasını bir daha görmek istemeyen o, ama kocası kendinden 20 yaş küçük bir sevgili bulup, evlenip bir de çocuk yapınca, deliler gibi koca aramaya başlayan yine o. Ne oldu dedim, ‘’benim son adam da işe yaramaz çıktı, onla de evlenemiyeceğim, şu şu şu özellikleri işime gelmedi’’ dedi. Son 5 sene içinde bu değiştirdiği yaklaşık yirminci adam olduğundan artık bu sözlerikanıksamıştım. Bak dedim eğer evlenmek istiyorsan evlen ama bunu sadece eski kocam evlendi aha bakın bende hala evlenebilirim demek için yapıyorsan yapma dedim.

O kapattı aynı problemden müzdarip Cemre aradı. Hikaye aynı. Kocayı boşamış, iki çocuğun velayeti onda, her şey yolunda gidiyordu. Ta ki eski koca evlenene kadar. Tanrım bu eski kocalar yeniden evlenince mi kıymete biniyor acaba. Ya Cemre dedim, sen bu adamı kapıya koymadın mı ‘’evet koydum, ama şimdi geri istiyorum’’, ee adam evli, ‘’ee bananae’’demez mi , belli oldu bugün kafayı yiyeceğim ben.

Arkasında Melissa aradı, ‘’bugün ne yaptım biliyor musun’’ dedi yoo dedim hayırdır. ‘’Hani dedi kocam beni aldatınca bütün apartman arkamdan konuşmuştu özellikle 21nolu dairedeki Semiha çok konuşmuştu ya’’, evet dedim ne olmuş, ‘’hah dedi Semiha’nın kocası onu geçenlerde dövmüş, şimdi de evden gitmiş, bende bütün mahalleye bunu anlatıp, ondan intikam alıyorum. İyi yapıyor muyum?’’ Haa dedim süper yapıyorsun? Nerden anladın. İyi bir şey yaptığını düşünsen zaten bana sormazdın Yalan mı deyip onla da telefonu kapattım.

Bütün bu hiçbir sonuca ulaşmayan konuşmalardan sonra kendime çeki düzen verip, öğlen yemeğinde ortaköyde Aylayla buluşmak üzere yola çıktım. Ayla bekar, uzun bir ilişkisi olmuş o kadar. Onla tatlı tatlı sohbet ederim zannediyorum ama nerdeee. Demesin mi, ‘’ben evleneceğim adama sırtımı dayamam, kendi paramı kendim kazanırım, beni de sadece geçici olarak aldatmasını umut ederim’’, (birine takılırsa fena ama onun dışında affedirim)ee dedim niye evlenicen o zaman, ‘’çocuk için’’ dedi. Çocuk için evlenilir mi bilemedim. Herkesin çocuğu olmak zorunda mı? Belki de tekamül yolunda herkesin çocuk sahibi olmasına gerek yoktur. Tamam tabi ki çok güzel bir şey de illa ki şart mı yani. Bir de çocuk için ödeyeceğin bedellere bak. Baştan aldatılmayı kabul ediyorsun.

Ya arkadaşlar ben galiba 2013’e giremedim. Girdim de bu giriş işime gelmedi. Herkes bir başka telden çalıyor. Televizyonda da ‘’İntikam’’ diye bir dizi başlıyormuş. Valla çok yerinde bir dizi başlatıyorlar bence. Hepimiz bir intikam peşinde yaşadığımıza göre bunun dizileştirilmesinden daha doğal ne olabilir ki. Eminim sevelim, sevilelim, herkesi affedelim diye bir dizi çekseler kimse seyretmeyecek.

Hani hep derler ya, bir duygunun bitmesi için; önce onun tüketilmesi gerek, belki bizde insanlık olarak bu intikam duygusunu böyle tüketip, tüketip, tüketip sonra günün birinde huzura kavuşabiliriz.Ve hayatın başkasından intikam almak için değil, olaylardan ders alıp, hayatımıza daha iyi bir şekilde devam etmek için olduğunu anlarız. Ne dersiniz?

Sağlıcakla,