ZERDEÇAL KULLANIMI NEDEN EN İYİ ANTİ-AGİNG TEDAVİ YÖNTEMİDİR?

12439341_10156398888445557_1527861966378058536_n[1]
Yaşlanmak, istediğiniz herhangi bir yerinde durduramayacağınız, sürekli olarak ilerleyen bir süreçtir. İlerleyen yaşımızla beraber cildimizde kuruluk ve donukluk gibi sayısız sorunla karşılaşmaya başlarız. Tüm bunlara rağmen, yaş bazılarımız için sadece rakamlardan ibarettir. Böyle düşünenlerin cildindeki canlılık ve parlaklık sanki hiç eksilmiyor gibidir. Peki bunu nasıl başardıklarını hiç düşündünüz mü?

Evet, cildin yaşlanmasını durduracak bir yöntem var ve evet, bu yöntem tamamen organik!

Şimdi sizler için sır perdesini katman katman aralıyoruz:

Bahsettiğimiz bu büyülü madde, hakkında daha ayrıntılı bilgiler vereceğimiz mucizevi bir bitki. Bir anti-aging uzmanı olarak çalışmasının yanı sıra zerdeçal (bir Hint baharatı) akciğer kanseri, hepatit, astım, eklem iltihabı vb. gibi bir çok hastalığın tedavisinde etkilidir. Tüm bunların yanında zerdeçal genel geçer hastalıkların tedavi sürecinde de vazgeçilmez bir bitkidir.

Zerdeçal Tüketimi Nasıl En İyi Anti-Aging Tedavisi Olmaktadır?

Zerdeçal market raflarında kolaylıkla bulunabilir ve özellikle Hindistan’da her mutfağın vaçgeçilmezidir. Zerdeçalı genellikle gündelik yaşamımızda hazırladığımız yemeklerde renklendirici olarak kullanırız. Bu malzeme diğer tüm tedaviler ve ilaçlar gibi tüm faydalarına, hatta birçoğundan daha ucuz ve kolay bulunur olmasına rağmen sürekli olarak ihmal edilmiştir.

Soğuk algınlığı ve öksürük krizlerinde en iyi bitkisel çözümlerden biri olarak rol alsa da halen kıymeti bilinmemektedir. Örneğin cilt için bulunmaz bir nimettir. Her geçen gün yaşınız ilerledikçe zerdeçal son derece doğal bir biçimde cildinizi tazeler.

Yaşlanma Belirtilerini Azaltmak İçin Zerdeçal:

Başlangıç olarak bir çay kaşığı zerdeçalı (olduğu gibi veya sebzelerin içine ekleyerek) her gün tüketebilirsiniz. Aynı zamanda daha hızlı şözüm almak için aynı miktar zerdeçalı yüz maskesi içine koyabilirsiniz. Zerdeçal cilt yağının üretimini düzenlediği için fazla yağ salgılanmasını azaltmaya yardımcı olacaktır. Yağ azaldıkça cildiniz temiz ve berrak olacak, kirleriniz arınacak ve lekelerin oluşmasından kurtulacaksınız.

Zerdeçal, antibakteriyel ve antiseptik özellikleri sayesinde akneleri kolaylıkla tedavi eder. Eğer cildiniz yağlı ise, etkili bir yüz maskesi için sandalağacı ve portakal suyu ile beraber bir karışım hazırlayın. Cildiniz kuru ise zeytinyağı, limon ve gülsuyuna zerdeçal eklerseniz nemli bir cilt elde edebilirsiniz.

Bunlar sadece başlangıç! Bir çoğumuz yaşımız ilerledikçe beliren kırışıklıklar ile ilgili endişelenmeye başlarız. Bir miktar zerdeçal tozu, pirinç tozu ve domates suyundan hazırladığımız karışımı yüzümüzde otuz dakikalığına dinlendirdiğimizde ince çizgiler ve kırışıklıklar gözle görülür bir biçimde azalır. Ayrıca nohut unu ve zerdeçal tozunu suya karıştırarak hazırladığımız macun yaşlanmanın gözle görülen etkilerini ciddi oranda azaltacaktır.

Sonuç olarak zerdeçal, yaşamlarımızda karşılaştığımız bir çok cilt probleminin çözümüdür. Bu yüzden zerdeçalı raflarımızda mutlaka bulundurmalı, düzenli olarak tüketerek veya yüz maskesi olarak kullanarak her zaman genç kalmalı ve görünmeliyiz.

Sağlığınız bizim için önemli…

Kaynak: Sağlıkla Kal

Fatoş Pabuccu Tuncay

Bağışıklık Sisteminizi Güçlendiren 3 Kahvaltı

kahvaltı-1[1]

Sağlıklı bir kahvaltı, güne yüksek miktarda enerjiyle başlamanıza yardım etmesi için bolca vitamin, mineral ve antioksidan içermelidir.

Vücudun doğal savunma sisteminin normal zamanlardan daha zayıf olduğu dönemler vardır. Kış mevsimi, stresli dönemler, hastalıklar ve ameliyat sonrası toparlanma dönemleri gibi çeşitli durumlar bağışıklık sisteminizi daha zayıf ve kırılgan hale getirir. Hal böyleyken, güne neden bağışıklığınızı güçlendiren bu kahvaltılardan biriyle başlamayasınız ki?

Seçenek 1: Bağışıklık sistemi için sağlıklı bir kahvaltı

omlet 2

  • Bir yemek kaşığı bal ve taze sıkılmış limon suyu
  • Ceviz ve üzüm ile birlikte bir tabak yulaf ezmesi
  • Sarımsaklı omlet

Sağlıklı olmasının sebebi nedir?

İnanın ki bu kahvaltıya bayılacaksınız ve şüphesiz, vücudunuzun doğal savunması için gerekli her şeyi depolayacaksınız. Ama nasıl? Oldukça basit. Güne taze sıkılmış limon suyu ve balla başlayarak vücudunuza vitamin ve mineral hazinesi vermiş oluyorsunuz. Kimse bunun tersini iddia edemez. Öğün, baştan sona vitamin ve antioksidanlarla dolu olduğu için vücudun arınmasına ve hastalıklara karşı direncinin artmasına yardımcı oluyor.

Bal, bağışıklık sistemini güçlendiren doğal tedavi edici etkiye sahiptir. Sağlığınıza dikkat etmek için tüketebileceğiniz temel besinlerden biridir. Balı mümkün olduğunca doğal ve şeker ilave edilmemiş şekilde bulmaya çalışın.

Peki ya yulaf ezmesi? Yulafın zaten süper bir yiyecek olduğunu biliyorsunuz. Aslında virüslerle ve bakterilerle  savaşıp sizi koruyan şey hücrelerinizdir. Yulaf ise, hücre fonksiyonlarının  gelişiminin anahtarı olan B vitamini yönünden oldukça zengindir. Şunu aklınızdan çıkarmayın: yulaf ezmesi kahvaltı için mükemmel bir seçimdir.

Sarımsakla hazırlanmış omlet, lezzetli ve sağlıklı bir diğer seçenektir. Sadece bir yumurta ve iki diş sarımsak kullanın. Yumurtanın güne güçlü başlamanızı sağlayacak enerjiyi veren bol miktarda ham protein içerdiğini unutmayın. Bunu sarımsakla birleştirdiğinizde savunma sisteminizi desteklemiş oluyorsunuz. Sarımsak; enfeksiyon, bakteri ve virüslerle savaşan doğal bir antibiyotiktir. Bu basit kahvaltıyı deneyin ve keyfini çıkartın!

Seçenek 2: Bağışıklık sistemini güçlendirmek için kahvaltı

dondurma 3

  • Okaliptüs çayı ve bal
  • Yulaf, böğürtlen, çilek, fındık, fıstık gibi yiyecekler ve bir kase yoğurt
  • Greyfurt suyu

Sağlıklı olmasının sebebi nedir?

Güne neden okaliptüs çayıyla başlamalısınız? Çünkü, bu ağacın yaprakları grip ya da soğuk algınlığına karşı vücudun doğal direncini güçlendiren birçok madde içerir. Mevsim değişimlerinde veya kendinizi normalden biraz daha güçsüz hissettiğiniz zamanlarda mükemmel bir seçenektir. Balla karıştırdığınızda, sabah erken kalkıp işe gitmek zorunda olduğunuz günler için ideal bir çay elde edersiniz.

Yoğurdun faydalı olduğu diğer konulara daha önceki yazılarımızda değinmiştik. Yoğurt çok düşük laktoz seviyesine sahiptir, ancak bir bardak sütten daha fazla kalsiyum içerir. Mayalı süt ürünleri bağırsaklarınızda gelişen faydalı bakterilerin oluşmasına katkı sağlamalarının yanında ayrıca, bağışıklık sisteminiz için de oldukça faydalıdırlar. Yoğurt, sıradan süt ürünlerinin neden olduğu kabızlığa karşı da korunmanızı sağlar ve sindiriminize katkıda bulunur.

İçine fındık, fıstık, ceviz gibi kabuklu yemişler; böğürtlen ve ahududu gibi meyveler ve yulaf ekleyerek daha fazla vitamin ve antioksidan alabilirsiniz. Ceviz ve badem ise size, bağışıklık sistemi fonksiyonlarınızı geliştirecek olan çinko ve magnezyum verir.

Peki ya greyfurt suyu? Vücudunuzun direncini güçlendiren ve enfeksiyonları önleyen mükemmel bir doğal ilaçtır. Aslında greyfurt suyu çoğu zaman vajinal enfeksiyonları tedavi etmek için ilaç elde etmede kullanılır. Bu meyve ile ilgili bir sır daha öğrenmek ister misiniz? Greyfurt alırken daha koyu renkli olanları seçtiğinizde aslında kansere karşı savaşta önemli yeri olan ve vücudunuzun doğal savunmasını güçlendiren antioksidanı daha fazla almış oluyorsunuz. Bu nedenle öğünlerinizi eklemek için tereddüt etmeyin.

Seçenek 3: Bağışıklık sistemini desteklemek için güçlü bir kahvaltı

pancar suyu 4

  • Yeşil elma ve pancar suyu
  • Ispanaklı omlet

Sağlıklı olmasının  sebebi nedir?

Zaten tahmin ettiğiniz gibi bu kahvaltı yüksek miktarda enerji içeriyor. Peki bu yiyeceklerden beklentimiz ne? Demir, B vitamini ve C vitaminini daha fazla alacaksınız. Buna ek olarak da çok sağlıklı ve lezzetli bir kahvaltı yapacaksınız. Bu besleyici karışım direncinizi ciddi şekilde artıracak ve bağışıklık sisteminizi güçlendiren demir ve proteini bolca verecek.

Eğer meyve ve sebze suyu hazırlamak için güzel bir blendırınız ya da meyve sıkacağınız varsa hazırlaması çok kolay ve hızlıdır. Pektin sağlığa yararlı olduğu için elmayı soymanıza gerek yoktur. İçimini kolaylaştırmak için karışımınıza bir bardak su ekleyin. Böylece içeceğiniz hem sağlıklı hem de lezzetli olacaktır.

Güne yumurta ve ıspanakla başladığınızda ne kadar enerjik olduğunuzu fark edeceksiniz. İdeal miktarda demir; kansızlığa, güçsüzlüğe ve sabah uyandığınızda oluşan klasik baş ağrılarına karşı mücadeleye yardım eder. Bu enfes kahvaltıları hazırlamak için biraz erken kalkmaktan korkmayın. Direncinizin arttığını fark edeceksiniz.

Asit Reflüsünü Azaltmak için İpuçları

asit-reflüsü-1-1[1]

Gastroözofegeal reflü (gerd) ya da asit reflüsü herkesin hayatının bir noktasında mutlaka yaşadığı bir rahatsızlıktır. Bazen belirtiler çok açıktır, bazense sessiz bir rahatsızlık olarak görülebilir.

ABD’de en çok satılan ilaçların asit reflüsü ya da mide yanması için kullanılan ilaçlar olduğunu biliyor muydunuz? İnsanların yemekten sonra bu “ateşli” mide durumundan dert yandığı tek ülke tabii ki ABD değil. Eğer sizde de bu problem varsa, asit reflüsünü azaltmak için bazı ipuçlarını tartışacağımız aşağıdaki makalemizi okumanızı tavsiye ederiz.

Asit reflüsü hakkında ufak bir bilgi

Asit reflüsü ve mide yanması, sindirim sisteminde en sık görülen iki rahatsızlıktır. Büyük veya ufak çaplı da olsa mutlaka herkes bu sorunu yaşamıştır. Bu durum, mide asidinin (Yiyecekleri sindirmek için kullanılır) yemek borusundan boğaza doğru ulaşmasıyla oluşur. Asit reflüsünün en sık görülen belirtileri şunlardır:

  • Ekşime (Yemekten sonra göğüste ve boğazda, yanma veya baskı gibi acı bir his)
  • Yiyeceklerin ağza kadar geri gelmesi (Kusma)
  • Ekşi bir tatla beraber mide bulantısı
  • Yiyecekleri yutmada zorluk
  • Reflü

reflü 2

Eğer bir insan haftada en az bir kere asit reflüsü yaşıyorsa, bu durum genellikle gastroözofegeal reflü olarak adlandırılır. ABD’deki insanların yarısı asit reflüsünden, %20’lik kısmı ise gastroözofegeal reflüden dert yanmakta. Amerikalıların beslenme alışkanlıklarının dünyadaki en sağlıklısı olduğunu söyleyemesek de, bu sayıların İspanya gibi diğer gelişmiş ülkelerde de benzer olduğu bir gerçek.

Yiyeceğinizi yuttuğunuzda, yemek borusundan aşağı doğru gider, özofagus sfinkterini geçerek mideye ulaşır. Sfinkter, oradan her yemek geçtiğinde açılıp kapanan bir bariyer ya da kapak görevi görür. 7 cm boyutundadır ve görevi, midenizin içindekilerin geri gelmesini engellerken, midenize ne girdiğini kontrol etmektir. 

Özofagus sfinkteri bir kas olduğundan, kapalı kalmak için göstereceği yetenek ve güç farklılık gösterebilir. Çok hızlı yemek yemekten kaynaklanan birçok asit reflüsü vakası vardır. Belli başlı yiyecekler ve içinde kullandığınız malzemeler, yemekten hemen sonra yatağa gitmek, hatta mide basıncınız ve fiziksel aktiviteler bile bunu tetikleyebilir.

Midenizde, sindirim sırasında yiyecekleri parçalamaya yarayan çok güçlü asitler bulunur. Eğer bu “geçiş” yarı açık halde olursa, asitler yemek borunuza kadar gelerek göğsünüzde oluşan yanma hissine sebep olur. Kustuğunuz zaman olan şeyi düşünün. Boğazınızdaki aynı yanma hissiyle birlikte, ağzınızda ekşi bir tat olduğunu fark edersiniz. Bunun nedeni yediğiniz yiyeceklerin mide asidiyle karışmış olmasıdır.

reflü-3

Asit reflüsü, ülsere ve kronik yemek borusu iltihabına neden olacak kadar sık oluşmaya başladığında gerçekten bir problem haline gelir. Bazı insanlarda bu, yemek borusunun tahrişine ve hatta akciğer hastalıklarına bile neden olabilir! Ağza ulaşan asitler ise, diş minesinde erozyona ve ağız kokusuna neden olur.

Şunu da belirtmekte yarar var, bazı insanlar yukarıda değindiğimiz reflü belirtilerini fark edip doktorlarına başvuracaklar. Fakat bazı insanlar bu belirtilerin farkına hiç varamayacaklar. Bu, “sessiz reflü” olarak bilinir ve sadece pH seviyenizin ölçülmesi ve endoskopik muayene ile teşhis edilebilir.

Hayat boyu reflü

Doğduğunuzdan beri bir çeşit asit reflüsü mutlaka yaşamışsınızdır. Bu, o kadar da kötü bir durum değildir. Zaman zaman çocuğunuzda da olursa endişelenmeyin. Yeni doğan bebeklerin yaklaşık %85’inde reflü veya emdikleri anne sütünün ağza geri gelme durumu yaşanabiliyor. Hayatın ilk yıllarında, bu tamamen normaldir. Ayrıca, hamile kadınlar da karında oluşan fazla baskıdan dolayı zaman zaman asit reflüsü problemi yaşayabilir.

Aslında, işte tam da bu nedenle asit reflüsü genelde obeziteyle ilişkilendirilir. Bel çevresindeki aşırı yağlar karın boşluğunda baskıya neden olur. Aşırı kilolu insanlar da, çoğu zaman bu durumu daha da kötüleştirecek yiyecekleri yerler. Bu, hem çocukluk döneminde hem de ergenlik ve yetişkinlik döneminde yaşanabilir.

Yukarıda söylediğimiz gibi, reflü hayatın bir parçasıdır. Ayrıca, şunu da belirtmeliyiz ki, 60 yaşın üzerindeki insanlarda daha sık görülebilir. Çünkü, yemek borusunun “tepesindeki” kas uzun yıllar çalıştıktan sonra zayıflar.

Reflüden nasıl uzak durabilirsiniz

Sağlıklı beslenin

Bazı insanlar yedikleri yiyecekler ya da içindekiler nedeniyle asit reflüsü yaşarlar. Ancak; kahve, nane, çikolata, alkol, domates sosu, baharat veya baharatlı yiyecekler ve işlenmiş süt ürünleri tükettikten sonra neredeyse herkesin asit reflüsü belirtilerinde artış görülmektedir. Bu nedenle, daha fazla meyve, sebze, tam tahıl, kabuklu kuruyemiş ve su tüketmek en mantıklısı.

Beslenme alışkanlıklarınızı geliştirin

Reflüyü daha kötü hale getirebilecek yiyeceklerin listesini aklınızda bulundurmanızın yanında, özellikle geceleri daha az yemek de iyi bir fikirdir. Akşam yemeğinizi yedikten sonra doğruca yatağa gitmenin, uyumaya çalıştığınız için size hiç bir faydası olmaz.

Akşamları, bolca sebze ve meyveden oluşan hafif yiyecekleri tercih etmek daha iyi bir fikirdir. Ayrıca, çok fazla alkol içmekten ve fast food ya da işlenmiş yiyecekler tüketmek için dışarı çıkmaktan kaçınmalısınız. Yemeğinizin aşırı sıcak veya soğuk olmadığından, yavaş yediğinizden ve yiyecekleri yutmadan önce iyice çiğnediğinizden emin olun.

Yeteri kadar uyuyun

Öğünlerden sonra (öğlen veya akşam fark etmez) kendinizi iyi hissetmeniz için ihtiyacınız olduğu kadar dinlemeye çalışın. Bu, tüm kaslarınızın, özellikle de özofagus sfinkterinin rahatlamasına yardımcı olur. Böylece, daha iyi ve etkili çalışabilir.

Benzer şekilde, stres seviyenizi de mümkün olduğu kadar düşük tutmanız yararınıza olacaktır. Aksi takdirde, reflü her gün karşılaşacağınız bir durum haline gelir. Bu da, ciddi ve geri dönüşü olmayan daha fazla sağlık problemine neden olur.

Uzun Bir Yaşam ve Gençlik İçin Tibet İksiri

çay-1[1]

Bu tedaviyi 1 ay boyunca yılda 2 defa uygulayabilirsiniz. İçinde bulunanlar, hastalıklardan korunmanızı sağlarken, sizi sağlıklı bir cilde kavuşturup, kırışıklıkların görünümünü engelleyecek.

Bu mucize Tibet iksiri 3 sağlıklı malzemenin harmanlanmasıyla yapılır. Vücudunuza iyi gelen sayısız faydalarının yanı sıra derideki hücreleri yenileyerek erken yaşlanma ile savaşır. Vücudunuzu içeriden destekleyerek bu faydaların dışa yansımasını sağlar.

Bu Tibet İksirinin İçindekiler Nelerdir?

Çok bilindik 3 malzeme kullanılır: limon, bal ve zeytin yağı. Bu muhteşem besinler 1 tarifte bir araya gelerek, sayısız hastalıkla ve yaşlanma belirtileri ile savaşan çok güçlü bir doğal tedaviyi oluşturur.

Limonun Faydaları

limon

  • Limon en güçlü meyvelerden birisi sayılır, vücudu iyileştirme ve hastalıklarla savaşma özelliği vardır. Bu zengin meyve, vücudunuzun toksinlerden arınmasını sağlar ve aynı zamanda doğal bir antibiyotik görevi görür.
  • Limon, C vitaminin değerli bir kaynağıdır. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için C vitamini vazgeçilmezdir ve aynı zamanda zatürre, bronşit, kabızlık, nezle, grip ve astım gibi birçok hastalığı iyileştirmekle görevlidir.
  • Ayrıca P vitamini yani kılcal geçirgenlik vitamini içerir, bu da kılcal damar ve kan damarlarının duvarlarını güçlendirir.
  • Limon potasyum, magnezyum, kalsiyum ve fosfor gibi mineraller bakımından zengindir ve güçlü bir B vitamini (B1, B2, B3, B5 ve B6) kaynağıdır.
  • Bu zamana kadar yapılmış araştırmalar gösteriyor ki limon neredeyse 150’den fazla hastalığa deva oluyor. Bu da toksinleri ve vücudu zayıf düşürecek mikroorganizmaları uzaklaştırma yeteneğinden kaynaklanıyor.
  • Zengin bir antioksidan kaynağı olduğu için, limon aynı zamanda cildin erken yaşlanmasını önleyerek, hücrelerin yenilenmesini sağlıyor.

Balın Faydaları

bal

  • Sağlıklı ve çeşitli besin içeriğinden ötürü, bal en sağlıklı doğal tatlandırıcılardan biri olarak kabul edilir.
  • Organik bal; sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum, demir, manganez, bakır, fosfor, çinko ve selenyum gibi minerallerin yanı sıra, A ve C vitamini ve kompleks B vitaminlerini barındırır.
  • Doğal bir tedavi olarak bal güçlü bir antibiyotik etkiye sahiptir ve skorbitle, kansızlıkla, bağırsaktaki enflamasyonla, ödemle, kabızlıkla, romatizma ile, baş ağrısı ve baş dönmesi ile savaşabilir.
  • Ayrıca hücresel düzenleyici olarak çalışır ve beyin için hem güçlü hem de etkili bir toniktir.
  • Antiseptik ve antivirüs özellikleri sayesinde bal; enfeksiyon, nezle, grip, boğaz ve kas ağrılarını tedavi etmek için kullanılmada önerilir. 

Zeytinyağının Faydalarıyağ

  • Beslenmenize dahil edebileceğiniz en sağlıklı yağlardan birisidir zeytinyağı. Bu yağ oleik asit bakımından zengindir, bu madde de kolesterol seviyesini düşürerek sizi kalp krizinden korur.
  • Ayrıca diğer mono doymamış yağ asitlerini içerir; bu da yüksek kan basıncına iyi gelir, kan dolaşımını güçlendirir ve diğer faydalarının yanı sıra damar tıkanmalarını önler.
  • Zeytinyağının içinde hidrokarbon, sterol ve E vitamini gibi tokoferoller vardır, bunlar da hastalıkları önlemenin anahtarıdır ve aynı zamanda dokuların yenilenmesine fayda sağlar.
  • Az miktarda polifenol (bu yağa tadını verir), karoten ve klorofil içerir ve diğer değişken organik içerikleri de hastalıklarla savaşmaya yardımcı olurken, zeytinyağına kendine has kokusunu verir.
  • Zeytinyağı sağlıklı bir sindirime fayda sağlar, antioksidan özellik gösterir, anti-enflamatuvardır ve kalsiyum, magnezyum ve çinko emilimini sağlar.

Peki Bu Harika Tibet İksiri Nasıl Yapılır?

Bu malzemeleri karıştırarak, bağışıklık sisteminizi güçlendiren, kanınızı temizleyen, karaciğer sağlığınızı iyileştiren ve bir çok hastalıkla savaşan çok güçlü bir iksir elde edeceksiniz. Bu iksir bütün bu faydalarının yanında, ayrıca erken yaşlanma belirtilerini önleyerek, sağlıklı ve genç bir cilde sahip olmanıza yardımcı olacak.

Malzemeler

  • 100 ml taze sıkılmış limon suyu
  • 200 gram bal
  • 50 ml zeytin yağı (ne kadar kaliteli olursa o kadar sağlıklı)

Hazırlanışı

Bütün malzemeleri cam bir kasede karıştırıp kapağını kapatın daha sonra buzdolabına koyun. Bu iksirden her sabah aç karnına 1 çay kaşığı tüketmelisiniz. 1 ay boyunca her gün, yılda 2 kez olmak üzere uygulayın.

kaynak: sağlığa bir adım

Ling Gu Noktası: Anlık Siyatik Ağrı Kesici

Akupunktur[1]

Bu tekniği evde kendi kendinize, adet kaynaklı veya baş ile sırt ağrısı gibi durumları anlık rahatlatmak amaçlı, belirli bir bölgeye parmaklarınızla baskı yapmak sureti ile uygulayabilirsiniz.

Akupunktur alanı dahilinde kullanılan, sizi iyi hissettirecek ve ağrı veya hastalıklardan kurtulmanıza yardımcı olacak çeşitli hayati noktalar bulunmaktadır. Bütün bir akupunktur seansı, birçok farklı noktaya odaklansa da, bu noktalar belirli tip ağrılardan kurtulmak için en önemli olanlarıdır.

Bu makalede, size Ling Gu noktasından bahsedeceğiz. Bu da siyatik ve sırt ağrısı konusunda size ani rahatlama sağlayacak olan noktadır. Daha fazlasını, takip eden makaleyi okuyarak öğrenebilirsiniz.

Ling Gu: Dikkat Edilmesi Gereken Bir Nokta

Ling Gu noktası, günlük hayatta, sırt ağrısı ile ilgili birçok problemi iyileştirebilir. Bu yüzden, özellikle bu nokta, gün boyu masa başında çalışmak zorunda olan insanlar arasında, oldukça popülerdir.

Bu akupunktur noktası, hastalarına uyguladığı tedaviler sayesinde, hastalarının teşekkürlerini alan ve ülkesinin tamamında adını duyurmuş, Çinli bir doktor olan, Üstad Tung tarafından keşfedilmiştir. O, diğer tüm akupunkturculardan farklı olarak, daha az sayıda iğne kullanarak daha büyük etkiler yaratabilmiştir.

Akupunktur2

Üstad Tung tarafından keşfedilen bu noktalar, nesiller boyu, bir aile sırrı olarak saklanmıştır. Sonra üstad bunları bir grup öğrenciye öğretmeye karar vermiştir. Bugün, bizler de bu şekilde bu faydalı bilgilere sahip olabiliyoruz.

Ling Gu noktası, elin üst kısmında yer almaktadır. Daha kesin tarif ile, birinci ve ikinci tarak kemiğinin, yani baş parmağı ve işaret parmağının ortasında ve baş parmağın, diğer parmaklardan daha bağımsız olmasını sağlayan yumuşak bölgenin biraz üst kısmında bulabilirsiniz. Eğer diğer elinizden bir parmağınız ile bu noktaya dokunursanız, boş bir alan bulursunuz.

Eğer bu nokta üzerinde, doğru olarak çalışabilirseniz, siyatik ağrısı ve sırt ağrısı problemlerinizde, hızlıca bir rahatlama sağlayabilirsiniz. Sırtınızın alt kısmından, bacaklarınıza ulaşan bu korkunç ağrı, insanları genellikle günlük aktivitelerini yapmaktan alıkoyacak derecelere ulaşabilir.

İstenilen etkiyi yaratabilmek için, iğne Ling Gu noktasının ters olanına yerleştirilmelidir. Diğer bir deyişle, eğer sağ bacağınızda ağrı hissediyorsanız, sol elinizdeki nokta ile çalışmalısınız. Vakaların %75’inde, tedavi uygulanan insanlarda rahatlama hissi, sadece birkaç dakikada oluşmaktadır.

Bu nokta, çeşitli sırt ağrılarında olduğu gibi; baş ağrısı, ayak ağrısı, adet sancısı ve bel felci gibi ağrılara karşı da uygulanabilmektedir. Hamile kadınlarda, bu noktaya dokunulmamalıdır bile, çünkü bu, doğumu tetikleyebilir.

Akupunktur4

Sadece Elinizi Sıkarak Ağrıyı Rahatlatabilirsiniz

Ling Gu uzmanlarına göre (Hegu olarak da bilinirler), baş parmağınız ile işaret parmağınız arasındaki bu noktaya baskı uygulamak, kaygı durumunu sakinleştirebilir ve sırt ağrısını rahatlatabilir. Baş ağrısı ve diş ağrısı gibi, siyatik ağrısı için de oldukça etkilidir. Akupunkturcular, bu bölge ile çalışmak için iğne kullanırlar; ancak siz bir miktar baskı uygulayarak da bu bölgede çalışabilirsiniz.

Çin akupunkturunca tanınmış, vücut genelinde Ling Gu’nun da içinde bulunduğu, 300′ den fazla nokta bulunmaktadır; ancak bu nokta özellikle omurga ve sırt ağrısı söz konusu olduğunda, rahatlatıcı anlamda en etkili ve önemli olanıdır. Kanıtlanması açısından yapılan bir çalışma bulunmamasına rağmen, geleneksel Asya tıbbına göre, yüzyıllardır en ”favori” tedavi yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Ling Gu noktasının nasıl çalıştığı konusunda kimse kesin bilgiye sahip değildir. Yakın zamanlarda yapılmış bir araştırmaya göre, akupunktur iğneleri ile el üzerinde yapılan tedaviler, kan dolaşımını hızlandırarak ağrıyı hafifletme konusunda etkilidirler. Diğer araştırmalar da bu tedavinin doğal analjezik olarak da bilinen endorfin hormonu üretimini arttırdığını göstermektedir.

Akupunktur3

Akupunkturcular, kişisel tedavi planlarının bir parçası olarak Ling Gu noktasını kullanarak ağrıları iyileştirme eğilimindedirler. Bu plan, vücudun tamamında bulunan daha birçok noktayı kapsamaktadır. Örneğin, Ling Gu noktası, her iki durumda da kullanılabilecek ortak payda olsa da; kaygı sorunu yaşayan insanlar için çalışılan noktalar, adet krampları için çalışılanlardan farklıdırlar.

Eğer kendi Ling Gu noktanız ile çalışmaya karar verirseniz, akupunkturcular diğer elinizin bir parmağı ile bu elinizin baş parmağı ile işaret parmağı arasındaki derili bölgeye bastırmanızı önermektedirler. İşaret parmağınızı, bu noktaya yerleştirin ve sertçe bastırın. Eğer bu hareketi doğru yapıyorsanız, acıtacaktır.

Rahatlama için bir veya iki dakika yeterli olacaktır ancak asıl tedaviyi, 20 ile 40 dakika arası sürekli uygulama sonrası tecrübe edebilirsiniz. Bir müddet boyunca bir elinizin parmağı ile diğer elinize baskı uygulamak, herhangi bir rahatlama sağlamadıysa, diğer elinizle deneyin.

Bu tedavideki fikir, kendi kendinize, evde, ofiste veya otobüste işe giderken uygulayabilecek olmanızdır. Bir uzman gözetiminde olmadan veya gerekli bilgiyi edinmeden, iğne kullanmanızı önermiyoruz. Ling Gu noktasına baskı uygulayarak; sırt ve siyatik ağrısını olacağı gibi baş ağrısı ve adet kramplarını da minimuma indirebilmeniz mümkündür. Otuz dakika boyunca baskı uygulamayı deneyerek işe başlayın ve uygulamak için ağrının artarak kımıldamanıza dahi engel oluşturmasını beklemeyin.

kaynak: sağlığa bir adım

HASTALIK İYİLEŞMEYE GİDEN YOLDUR…

1020348_08ddf6c649a0fb3c65e69ca21d31e5c2[1]

ALERJİLER
Ruhsal savunmamız nasıl tehlikeli bilinçaltı konuların üstüne çıkmasını engelliyorsa, savunmamız da virüs ya da zehir denilen “dış” düşmanlara karşı aynı konumu alır. Kendi değer sistemlerimize o kadar bağlanırız ki, aldığımız tedbirlerin şart olduğuna inanmaya başlarız. Oysa düşman diye bir şey yoktur, biz kendi kendimize bazı şeyleri “düşman” olarak ilan ederiz.
Alerji ; Düşman olarak tanımlanan bir maddeye gösterilen aşırı tepkidir. Beden, hayatta kalabilmek için verdiği bu tepkide tamamen haklıdır. Bağışıklık sistemi, alerjenlere karşı antijenler geliştirir ve düşmana karşı anlamlı bir savunmaya girişir. Yalnız alerjiklere bu savunma ölçüsüzce abartılıdır. Beden aşırı derecede silahlanır, gittikçe daha fazla sayıda madde düşman olarak ilan edilir.
Askeri alanda olduğu gibi, aşırı silahlanma her zaman güçlü bir saldırganlığın işaretidir. Bu nedenle alerji de, bedende bastırılan güçlü bir saldırganlığın ve savunmanın ifadesidir denilebilir.
Biraz daha açıklamak gerekirse; bir insan, belli bir dürtüyü bilinciyle yaşıyor ama dışarı vurmuyor olabilir. Ya da dürtüyü öyle mükemmel biçimde bastırmıştır ki, bunun özelliklerini asla açık bir biçimde kendisine yaşatmaz. Dolayısıyla çok saldırgan bir insan kadar çok yumuşak bir insan da saldırganlığını bastırmış olabilir. Alerjide, saldırganlık bilinçlilik boyutundan bedensel boyuta iner. Artık bedenimizle dilediğimiz gibi saldırırız, savunma yaparız, savaşırız ve zaferler kazanırız. Zararsız nesneleri bile düşman ilan ederiz. Çiçek tozları, hayvan tüyleri, toz, duman, çilek, domates vs.
Saldırganlığın korku ile yakından bağlantılı olduğu bilinmektedir. İnsan sadece korktuğu şeylerle savaşır. Bazı alerjenleri yakından incelersek, alerjiklerin sembolik anlamda bu kadar tutkuyla savaşacak kadar korktukları yaşam alanlarını bulabiliriz. Sevgi sembolü olan kedi-köpek tüyleri ve döllenme-üreme sembolü olan çiçek tozları da “sevgi”, “cinsellik”, “içgüdü”, “doğurganlık” konularının, korku ile yakından bağlantılı olduğunu gösterir. Ev tozları alerjisinde de ortaya çıkan kirliliğe karşı duyulan korkudur.
Alerjisi olanlar, kendilerini bu konulardan şiddetle korumakta ve içeri girmelerine izin vermemektedirler. Alerjikler, alerjenlerden kaçarak, aslında onun temsil ettiği yaşam konularından kaçarlar.
Alerjiklerin iyileşmeleri için, kaçındıkları ve kendilerini savundukları alanları bilinçlerinden içeri almaları, onları özümsemeleri, onlarla bütünleşmeleri gerekir. Alerjik olan bir kişiyi savunma sistemlerinde desteklemek yerine, düşmanları ile uzlaşmaya ve onları sevmeye yöneltmek gerekir.
Alerji=Maddeye Dönüşmüş Bir Saldırganlık
Alerjik olanlar kendilerine şu soruları sorabilirler :
1- Neden saldırganlığın bilincimde oluşmasına izin vermiyorum ve onu bedenime inmek zorunda bırakıyorum?
2- Yaşamın hangi alanlarından büyük bir korku duyuyor ve onlardan kaçıyorum?
3- Bendeki alerjen türü hangi konuyu işaret ediyor? Yaşamın karanlıkta kalan alanları anlamında cinselliği mi, dürtüleri mi, saldırganlığı mı, üremeyi mi, kiri mi?
4- Alerjilerimi ne ölçüde, çevremi idare edip yönlendirmekte kullanıyorum?
5- Sevgi ile, yani içeriye alma yeteneği ile aram nasıl?

Thorwald Dethlefsen/ Ruediger Dahlke
Ilahi Nizam Ve Kainat tan alintidir
Holistik Sağlık Ve Beslenme Terapisi/Yasemin Tokvan

Kaynak: Sağlıkla Kal Sayfası

Fatoş Pabuccu Tuncay

BU LİSTEYİ DİKKATE ALIN!

1044427_1646521215616746_2738699865732174124_n[1]

Vücudun sağlıklı kalabilmesi için kanın pH seviyesi kısmen alkali (bazik) olan 7.365 değerinde olmalıdır.

Çok fazla asidik gıda tüketiminin sağlığa olumsuz etkileri olur, örneğin diyabet sık görülen bir sonucudur. Vücudun kısmen alkali dengesi gıdalardan sağlanamayınca vücut kemik ve diğer önemli dokulardan faydalanır, bu da vücudun kendini tamir etme yeteneğini düşürür, kişi hastalığa daha dayanıksız hale gelir.

Asidik Beslenme mi? Alkali Beslenme mi? Karar Sizin!

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mucizevi sebze: Moringa

İçerdiği antioksidanlar ile ciltteki kırışıklıkları azaltan bu bitki, artrit, kanser, kalp ve böbrek hastalıkları gibi çeşitli kronik hastalıkları da önlüyor. 300 çeşit hastalıkla mücadele eden bu bitki helikobatkeri, gastrit, ülser ve mide kanseriyle de mücadele ediyor. Öyle ki, yoğurttan 9 kat fazla protein, havuçtan 10 kat fazla A vitamini, muzdan 15 kat fazla potasyum, sütün 17 katı kalsiyum, portakalın 12 kat fazlası C vitamini ve ıspanaktan 25 kat fazla demir içeren bu bitki tam bir mucize.

Moringa sadece bir yiyecek değildir, çünkü Moringa “mucize sebze” olarak adlandırıldığı için, aynı zamanda bir ilaçtır. Bu nedenle moringa “fonksiyonel gıda” olarak kullanılabilir.

Moringa, göz rahatsızlıkları ve iyi görme, sindirim sistemi ve bağırsak hareketini kolaylaştırma ve mide ağrısı için alternatif tedavi olarak kullanılır. Ayrıca yara ve ülserleri temizlemek için de kullanılır. “Astım, kulak ağrısı ve baş ağrılarını” hafifletmeye yardımcı olur. Yüksek kalsiyum içerdiği için, emziren annelerin daha fazla süt üretmek için Moringa yaprakları yemesi tavsiye edilir.

Moringa genellikle tavuk, et, balık ve diğer sebzeler ile pişirilir. En yaygın biçimde eşit oranda Mango ve Moringanın birlikte pişirildiği Mongo çorbasıdır. Hemen hemen tüm aktarlarda bulunan moringa, alternatif tedavi alanında kullanılan mucizevi bir şifalı bitkidir.


Moringanın Yağ Yakıcı Etkisi;

Moringa özellikle çok düşük yağ oranı ve yüksek besleyici madde içeriğiyle zayıflamada çok yararlı bir bitki. Düşük kalori içeren bitki aynı zamanda yağların depolanması yerine enerjiye dönüşmesini sağlayan Vitamin B1, B2 ve B3 bakımından da çok zengin.

John Hopkins üniversitesinde yapılan analizlerde moringa yapraklarının diyet yaparak kilo vermek isteyenler için çok değerli vitaminleri,mineral ve proteinleri barındırdığını ortaya koydu. Havuçtan daha fazla vitamin A, ıspanaktan daha fazla demir,sütten daha fazla kalsiyum,muzdan daha fazla potasyum ve portakaldan daha fazla vitamin C içerir. Ayrıca tam yağlı süt ve yumurta ile aynı oranda protein içeren moringa yapraklarının avantajı yağ ve kalori içermemesidir.

İşte diyet yaparken en büyük avantajı budur moringanın. Çok daha az yiyerek çok daha fazla vitamin,element ve protein alırsınız ve beraberinde yağ ile kalori almazsınız. Örneğin  vitamin C için 3 portakal yerseniz beraberinde kaloride alırsınız ama bunun yerine bir tutam moringa yaprağı kalorisiz işinizi görür. Moringa yaprağı vücudumuzun günlük protein ihtiyacının % 42’sini ve kalsiyum ihtiyacının % 125’ini sağlar. Bol B vitaminleri ise hem yağlarınızı enerjiye dönüştürür, hem de metabolizmanızı hızlandırır.

Moringa Nasıl Tüketilmeli?

Çiğ olarak, pişirilerek veya çay olarak tüketilebilir.

mucizevi-sebze-moringa_m13[1]

 

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

BAHÇE İŞLERİ ZEKA AÇIYOR.

 

555c6e01e4b0a4cf5c2f1499-large[1]

 

Zeka genetik kadar çevresel koşullardan da etkileniyor. Bu konuda İngiltere’de yapılan bir araştırmadan çarpıcı bir sonuç çıktı: Okul bahçesinde sebze-meyve yetiştiren çocukların okul başarısı artış gösteriyor…

BAHÇEDE ÇALIŞAN ÇOCUK ZEKA KÜPÜ OLUYOR

İngiltere’deki Kraliyet Bahçıvanlık Derneği’nin yaptığı bir araştırma ilginç bir gerçeği açığa çıkardı. Okul bahçesinde meyve, sebze yetiştiren çocukların okul başarıları artıyor. Bin 300 öğretmenle çalışılan araştırmaya göre bahçeyle uğraşan çocuklar okuma – yazma ve matematik konusunda diğerlerine oranla daha başarılılar. Ayrıca bu çocuklar gıda üretiminde daha bilgili ve kendilerine güvenleri de daha gelişmiş durumda.

En önemlisi Toprak la temas ediyorlar. Toprak vücuttaki tüm negatif enerjileri alarak, çocukların ve yetişkinlerin daha sağlıklı ve akılcı olmasına neden oluyor. Buna paralel olarak, yetiştirdikleri çiçek, meyve veya sebze olsun, büyüdüğünü ve filiz verdiğini görmek onları daha üretken daha kendine öz güvenli yapmaktadır.

  • Alıntı
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Vücudun Hangi İşareti Hangi Hastalık Belirtisi…

10372323_763703993774405_784722492548971276_n[1]

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Limon sirkesi yapımı:

12473833_10156384218495557_3962639167175247523_o[1]

Limon sirkesiya da gerçek adıyla lakto-fermente limonlar yüzyıllardır limonları yetişmediği yerlere ulaştırmak ya da mevsimi dışında tüketebilmek için saklama yöntemi olarak kullanılmıştır. 18. ve 19 yüzyıldan kalan pek çok yemek kitabında bu limonları saklama metotları ve fermente limonlardan yapılmış tariflere rastlamak mümkün. Lakto fermente limonlardaki özellik sadece suyunun değil, meyvenin kendisinin ve en değerli kısmı olarak da kabuğunun da rahatça kullanılabilmesi. Yani çok tasarruflu limonun çekirdek hariç hiçbir yeri ziyan olmuyor.

Kuzey Afrika, Güneydoğu Asya mutfaklarında sıkça kullanılan fermente limonlar, sadece salata ve haşlanmış sebzelere lezzet vermekle kalmıyor, balık ve tavuğa da çok yakışıyor. Fas mutfağında yeşil zeytin ile birlikte kullanılan fermente limon kabukları tavuk yemeklerinin olmazsa olmazı. Tüm Kuzey Afrika’da değişik çeşitleri yapılan tanjilerde de sıkça kullanılmakta. Ayrıca Kamboçya mutfağında ise balık ve deniz mahsullerinde taze limon yerine fermente limon kullanılıyor.

Ayrıca yine pek çok ülkede çeşitli ev yapımı reçetelerde mide ve bağırsak problemlerini, safra kesesi rahatsızlıklarını tedavide kullanılıyor. Soğuk kış günlerinde gribe ve soğuk algınlığına karşı bağışıklık sisteminizi güçlendirmek, yazın ise seyahat ishalinden, bağırsak enfeksiyonlarından korunmak isterseniz mutlaka deneyin.

Ben aslında amacına uygun bir nedenle yani bahçemizin limonlarını ziyan etmeden uzun süre yiyebilmek için kullanıyorum ama bunu yaparken de fark ettim ki pek çok tarife limon yerine koyduğunuzda oldukça değişik bir lezzet katıyor. Ayrıca salatalarınıza, haşlanmış sebzelerinize probiyotik bir takviye sağlıyor. Şayet değişik mutfaklardan lezzetler denemek isterseniz de elinizin altında böyle bir tatlandırıcı çok işe yarıyor.

Yalnız limonları fermente ederken biraz özen gerekli. Sebzelerden farklı olarak meyveler içerdikleri şekerden dolayı alkolleşme eğilimindeler. Limon da öyle, bu yüzden lacto fermente limonları sırf limon suyuyla yapan tariflerden uzak durmak gerekli. Bu tariflerde limonlar sırf limon suyu ve tuzla yapılıyor ki bunda problem alkolleşmesin diye aşırı tuz kullanımı. Bu da hem sağlıklı olma özelliğini azaltıyor hem de lezzeti değiştiriyor.

Bu yüzden benim tarifimde, sadece limon suyu değil normal içme suyu da kullanılmakta. Ayrıca dost bakterilerin yani lakto basillerin kolayca çoğalmalarını sağlayabilmek için biraz da maya kullanıyorum.

Afrika mutfağında ayrıca lakto fermente limonlar çeşitli baharatlarla da tatlandırılmakta. Ben iki çeşit kurdum biraz baharatlısından çokça saf halinden. Tarife göre tercih ediyorum. Siz hangisini isterseniz deneyebilirsiniz. Elinizin altında hazır bir salata sosu; hem baharatlı, hem sirkeli, hem limonlu yani çok pratik. Yağla karıştır salataya dök. Bitti gitti.

Malzemeler
7-8 adet limon (kalın kabuklu büyük limonlar çok güzel oluyor. Ancak organik dış kabuğu mutlaka mumsuz olması gerekli)
1 çay fincanı limon suyu
1-3 yemek kaşığı tuz (rafine olmayan kaya tuzu)
1 kahve fincanı maya için kefirin sarı suyu, kombu çayı ya da su kefiri
Doğal kaynak suyu (asla çeşme suyu kullanmayın klor sirkenizi bozar)
Ağzı güzel kapanan cam kavanoz

Baharatlı isterseniz,
2 adet çubuk tarçın
2-3 dilim taze zencefil
4 tane defne yaprağı
1 baş sarımsak
1 tatlı kaşığı tane kişniş

Yapılışı:
Limonları yıkayıp ince dilimler halinde doğrayın. Bazı tariflerde sadece dörde bölüp yapıyorlar ama limonlar iriyse çok yer kaplayıp iyi sıkışmıyor. Sıktığınız limonların kabuklarını da ziyan etmeden kavanozun içine doldurun. Sonra tuzu, limon suyunu ve suyu ilave edin. Kavanozu ağzına kadar doldurmayın, köpürürse taşar. Baharatlı istiyorsanız ilave edin. Karanlık bir dolapta oda sıcaklığında 3-4 hafta bekletin. Zaman zaman kapağını açıp gaz çıkışını sağlayın ki patlamasın.

3-4 hafta sonra dilediğiniz keskinlikte kullanmaya başlayabilirsiniz. Daha sonra buzdolabına kaldırın ki fermantasyon yavaşlasın. Bu arada sirkenizi ve limonları alırken metal kaşık kullanmayın, plastik ya da tahta kaşık tercih edin ki bozulmasın.

Aylarca kullanabilirsiniz. Tüm tariflerinizde limon yerine, sirke yerine suyunu kullanabilir, kabuklarını balıklarda, tavukta, hindide deneyebilirsiniz. Ayrıca Uzakdoğu mutfağında pilavlarda, deniz mahsullerinde ve çorbalarda kullanılıyor. Macera sevenler deneyebilir. Ben sevmediğim için denemedim ama sevenler için paça ve işkembe çorbalarına da çok yakışıyormuş, ben deneyenlerin yalancısıyım.

Afiyet olsun.

kaynak: sağlıkla kal facebook sayfası

Fatoş Pabuccu Tuncay

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Bu reçete Rus bilim adamı Prof.Dr. Hristo Mermersky in reçetesidir binlerce kanser hastasını tedavi etmiştir.

12310700_1016434985084439_5101742065129636770_n[1]

DİKKAT  kansere karşı reçetedir.

Bu reçete Rus bilim adamı Prof.Dr. Hristo Mermersky in reçetesidir binlerce kanser hastasını tedavi etmiştir.
Bu Karışımın Sırları

* Vücudun tam tedavisi için besindir
* Kan damarlarını temizler
* Kalbe şifa
* Karaciğer ve Böbrekleri temizler
* Bağışıklık sistemini güçlendirir
* Beyin Fonksiyonunu ve Belleği geliştirir
* Kalp krizini önler
* Kalp krizi ve İnme geçirmiş insanlar için tam kurtarma sağlar
* Tüm kanser çeşitleri için en iyi çare

Malzemeler :
——————–
15 Adet Taze Organik Limon
12 Baş Taze Sarımsak
1 Kg Bal
400 gr Buğday
400 gr Taze ceviz

Filizlenmiş Buğdayın oluşturulması :
—————————————-
400 gr Buğdayı bir cam kaba koyun üzerini su ile doldurun.tercihen
gece bunu yapın.sabaha kadar beklesin 10 – 12 saat

Sabah suyu süzün ve buğdayları yıkayın ve su kalmasın diye tekrar süzgeçten süzün

sonra süzülmüş buğdayları cam kaba koyun 24 saat bekletin
24 saat sonra buğdaylar üzerinde 1 – 2 mm uzunluğunda filizler oluşacaktır. ( filizlenmiş buğday olacak )

Karışımın hazırlanması :
—————————————–
Filizlenmiş Buğdayları, Ceviz ve temizlenmiş Sarımsakları iyice ezin ve karıştırın.
Sonra Kabuğu ile beraber 5 Limonu ezin ve karıştırın.
Diğer 10 Limonun sadece suyunu karıştırın.
Bal ekleyin ve tahta kaşıkla karıştırın.
Cam kavanoza dökün. ve Buzdolabında 3 gün bekletin.

Buzdolabında 3 gün bekledikten sonra tüketmeye başlayın.

Uygulama :
——————————
Bu mucizevi ilaç her yemekten önce ve yatmadan 30 dakika önce
alınır. ( Günde 4 defa )

Eğer Kanser tedavisi için kullanılacaksa her 2 saatte 1 – 2 yemek kaşığı
alınacaktır.

Prof. Mermersky diyorki:

Bu tarif insanlara sağlık ve iyi yaşam sağlar.Vücüda gençlik ve Enerji sağlar.
kansere karşı reçetedir.
Bu tedavi tüm gerekli vitamin, mineraller , Biyoaktif maddeler, Proteinler,
Karbonhidratlar ve bitkisel yağlar içerir.
Bu nedenle sağlıklı bir vücudu korumak iç organları ve bezleri geliştirir
(iyileştirir ) ve kanseri ortadan kaldırır.

kaynak: şayeste koçak

Evinizin Havasını Temizleyen Potos Sarmaşığı

akciğerler-1[1]

Potos sarmaşığı aşırı derecede zehirlidir, bu nedenle yanlışlıkla yememeye dikkat edin. Fakat onu yatak odanıza koymak daha rahat nefes almanızı sağlayacaktır.

Pothos ya da Epipremnum aureum olarak bilinen Potos sarmaşığı günümüzde birçok evde bulunan sarmaşık bir bitkidir. Fakat sağlığa olan iki mükemmel faydası genellikle bilinmez. Potos, içinde geliştiği odanın havasını temizler ve eğer gözleriniz kanlanmışsa veya onlarla ilgili sıkıntı yaşıyorsanız rahatlamanıza yardımcı olur. Ayrıca göz tansiyonu, katarakt ve karasu hastalığının oluşmasını önler ve tedavisine yardımcı olur.

Bu makalemizde bahsi geçen faydaları detaylarıyla açıklayacağız ve potos sarmaşığının sağlığa olan faydalarını arttırabilmek için en iyi bakım yöntemlerinin ne olduğuna değineceğiz.

Özellikleri ve bakımı

Potos sarmaşığı açık havada yetiştirildiğinde üzerinde beyaz çizgiler veya lekeler oluşan geniş yapraklara sahiptir. Oda sıcaklığı 16 ile 24 derece arasında olmalıdır ve kapalı alanlarda yaşamayı severler. Biraz ışığa ihtiyaçları vardır fakat doğrudan güneş ışığına maruz kalmamalıdırlar.

kaynak: sağlığa bir adım

GÜNE ZIMBA GİBİ BAŞLAMANIN YOLU BURADA:LİMON ZENCEFİL PUL BİBER

995268_636119759777677_793952396_n[1]
MALZEMELER
Bir limonun suyu
1 cm suyu çıkarılmış zencefil
Bir küçücük tutam acı biber (isot olabilir)

Gün içinde bu karışımdan bir tane için.
Hatta iki.
Grip etrafta kol mu geziyor?
Kim o, biz tanımıyoruz!

Kaynak: Kundo

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Patlıcan Suyunun 3 Büyük Faydası

 

patlıcan[1]

 

 

Yüzyıllar önce patlıcanın zehirli ve tehlikeli bitki olarak kabul edildiğini biliyor muydunuz? Peki sebep? Koyu rengi yüzünden! Ancak, zamanla, Hindistan’da bu sebze içinde yer alan şifalı faydalar keşfedildi ve patlıcan yavaşça çeşitli doğal tedavilerin aranılan malzemesi haline geldi.

Günümüzde, patlıcanın faydaları dünyanın her yerinde biliniyor. Örneğin, çoğumuz patlıcanın kalp damar hastalıklarının, eklem iltihabının ve hatta güneş yanıklarının tedavisine yardımcı olduğunu biliyoruz.

Bu fırsatları gerçekten kaçırmak ister miydiniz? Şimdilik yalnızca yüzeysel konuşuyoruz. Bugünkü yazımızda biraz daha derine ineceğiz ve sizlerle patlıcan suyu içerek elde edebileceğiniz üç büyük faydayı paylaşacağız.

1. Patlıcan suyu kolesterolü düşürebilir

kolesterolBirkaç sene önce, Amerika Tarım Bakanlığı çoğunun uzun süredir sahip olduğu bir soru işaretini teyit eden bir çalışma gerçekleştirdi ve patlıcan suyunun kan akışındaki kötü kolesterol seviyesini düşürmeye gerçekten de yardımcı olduğu ortaya çıktı. Çalışmanın temel sonuçlarının bir özetine beraber göz atalım:

  • Klorojenik asit, patlıcanda en çok bulunan antioksidan, kötü kolesterol (LDL) seviyesini aşağı çekmede en etkili antioksidandır.
  • Patlıcan suyu dolaşımı teşvik ederek plağın arter duvarlarınıza yapışmasının ve bu sebeple arterlerin sertleşmesinin önlenmesine yardımcı olur.
  • Patlıcan suyu hazırlarken, kabuğuyla beraber hazırlamalısınız. Kalp damar sağlığınızı korumaya yardımcı olan flavonoid antioksidanı en yoğun olarak kabukta bulunuyor.

2. Patlıcan suyu eklem iltihabı ağrısını azaltabilir

romatizmalı-elDüzenli olarak eklemlerinizde ağrı ve şişlik sorunu yaşıyorsanız, patlıcan suyu içmeyi deneyin. İltihap, kızarıklık ve eklem iltihabıyla bağlantılı ağrı bu eşsiz sebzenin şifalı özellikleri sayesinde azalabilir.

  • Yukarıda belirttiğimiz gibi, patlıcanın içindeki en önemli bileşenlerden bir tanesi klorojenik asittir. Bu asit enfeksiyonları ve iltihabı azaltmada birebirdir.
  • Patlıcanın içinde bulunan ve eklemleri, kıkırdağı, kas dokusunu güçlendirmeye yarayan sayısız mineral ve vitamini de unutmayalım. Düzenli olarak patlıcan suyu içtiğiniz takdirde, A, B1, B2,C ve E vitaminleriyle beraber potasyum, kalsiyum, demir, magnezyum ve fosfor gibi minerallerden de sağlıklı dozlarda tüketmiş olursunuz. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, patlıcanın içinde folik asit, lif ve karbonhidrat gibi diğer faydalı bileşenler de bulunmaktadır.

3. Patlıcan suyu fazla yağlarla savaşmaya yardımcı olur

sırt-yağlarıKilo vermek için patlıcan suyunun faydaları herkes tarafından bilinmekte. Peki patlıcan suyunun neden bu kadar işe yaradığını biliyor musunuz?

  • Patlıcanı yediğinizde ağzınıza acımsı bir tat geldiğini fark etmişsinizdir. Buna neyin sebep olduğu konusunda bir fikriniz var mı? Patlıcanın içinde vücudun temizlenmesini ve en önemlisi karaciğerin daha iyi çalışmasını sağlayan belli şifalı bileşenler bulunur. Ayrıca, patlıcan suyu daha iyi sindirim ve daha çok yağ yakımı için safra kesesinin daha iyi çalışmasına da yardımcı olur.
  • Diğer ilginç bir bilgi ise patlıcan suyunun adım adım belinizin incelmesine ve karın yağınızın azaltmasına yardımcı olmasıdır. Bunun sebebi patlıcanın hem arındırma hem de idrar sökme özelliğidir. Böylece siz de bol bol patlıcan suyu içip sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürüp egzersiz yaptığınız takdirde, kolaylıkla fazla yağlarınızdan kurtulabilirsiniz.

 

Patlıcan suyu nasıl yapılır?

Patlıcan suyu hazırlamak için, tek ihtiyacınız olan orta büyüklükte bir patlıcan ve bir litre sudur. Bu tarif oldukça kolaydır ve sürekli belirttiğimiz gibi, oldukça sağlıklıdır. İşte hazırlanışı:

Malzemeler

  • 1 adet orta büyüklükte patlıcan
  • 1 litre su
  •   ½ limon suyu

Hazırlanışı

  • Patlıcanı iyice yıkayıp dilim dilim doğrayın.
  • Bir litre suyu kaynatıp içine doğradığınız patlıcanı atın. Patlıcanları yakmamaya dikkat edin.
  • Patlıcanı en az 20-25 dakika boyunca iyice yumuşayan kadar pişirin. Yumuşadığında, suyun içinde en az bir saat boyunca bekletin.
  • Bir saat sonra, sıvıyı süzün ve saklayın. Patlıcan suyunu bir şişenin veya koyu renkli bir kavanozun içinde (koyu renk cam sıvıyı en iyi şekilde muhafaza eder) saklayın.
  • Şimdi kavanozun içine limon suyunu ekleyin. Karışımı çalkalayın.
  • Patlıcan suyunu gün içinde tüketin. Sabah aç karna ilk bardağı için, ardından öğle yemeğinden sonra ikinci bardağı, üçüncüsünü öğleden sonra ve son bardağı da akşam yemeğinizden sonra için. Bunu arka arkaya ayda bir defa yedi gün boyunca tekrarlayın. Patlıcan suyunun faydalarını anında görmeye başlayacaksınız.
  • kaynak: sağlığa bir adım