

BANA ÖYLE BİR SEVGİ VER Kİ:
Sonsuz bir hazine gibi bitmesin, çoğalsın daha da sevdikçe, doldursun sarsın çevremi. Hatta düşmanlarımı da sevebileyim
BANA ÖYLE BİR GÜÇ VER Kİ:
Herkesten daha çok çalışabileyim, tutsak düşmeyeyim doğanın koşullarına, eşim ve çocuklarımı da mutlu et ki, mutluluğu başkalarına da götürebileyim
BANA ÖYLE BİR SAĞLIK VER Kİ:
Düşünebileyim, konuşabileyim…
BANA ÖYLE BİR ERDEM VER Kİ:
İbadet edebileyim, iyilik etmeyi ve sevinçten buğulanmış gözlerle, teşekkür edenlere; bir şey yapmadım, anımsamıyorum diyebileyim
BANA ÖYLE BİR YETENEK VER Kİ:
İyi eş, baba, anne, iyi komşu, iyi arkadaş, iyi vatandaş olabileyim
BANA ÖYLE BİR UMUT VER Kİ:
Bugüne kadar yapmış olduğum hatalar için karamsarlığa düşmeyeyim, herşeyden aklanmış olarak yaşama yeniden başlamak üzere bağışlanabileceğimi bileyim
BANA ÖYLE BİR ANLAYIŞ VER Kİ:
düşünebildiğim, yargılayabildiğim, inandığım, varolduğum şu anda bu sözleri söyleyebildiğim için şükredebileyim
BANA ÖYLE BİR TALİH VER Kİ :
Yıllar sonra beni hatırlayanlar “herkese iyilik eden, tüm insanları seven, o düzeyde de sevilen bir kişiydi ” diye konuşsunlar ve ben de huzur içinde
olabileyim
BANA ÖYLE BİR İRADE VER Kİ:
Birgün yenilip, içimdeki şeytanın kurallarına doğru yönelirsem; bu bir düşünce ise düşüncemi, bu bir adım ise ayağımı, bu bir uzanma ise
elimi durdurabileyim
BANA ÖYLE BİR SABIR VER Kİ:
Sükûneti bulayım, durabileyim, düşünebileyim..
AMİN
alıntı
Gümrük kapısından bir İngiliz, bir Fransız, bir Türk geçmek için bekliyorlarmış. Gümrük görevlileri valizlerini kontrol etmeye başlamış.
Önce İngiliz’in valizine bakmışlar. İçinden 7 adet don çıkmış. “Niye 7 tane?” diye İngiliz’e sormuşlar. O da “Haftanın yedi gün var. Hepsi için bir tane. Pazartesi, Salı, Çarşamba…” demiş. “Vay be! Helal olsun medeniyete, temizliğe bak adamlardaki.” Sıra Fransız’ın valizine gelmiş, açmışlar bakmışlar 8 tane don. “7’yi anladık da niye 8?” diye sormuşlar.
Fransız “Pazartesi, Salı, Çarşamba… Hergün için bir tane, bir tane de ne olur ne olmaz diye yedek aldım” demiş. “Vay be! Adamlardaki temizliğe medeniyete bak!” demiş görevliler.
Sıra Temel’e gelince açmışlar bakmışlar tam 12 adet don. “Vay be! Ne varsa bizim insanımızda var. Şu medeniyete, şu temizliğe bak!” Sormuşlar “Neden 12 adet?” Bizimki cevap vermiş; “Ocak, Şubat, Mart,……”
Birçok kişi, başkalarının kendilerine yeterince iyi davranmadığından şikayet eder. “Yeterince saygı, ilgi, takdir görmüyorum,” derler. “Benden yararlanıyorlar.” Böyle kişiler, etraflarındaki insanlar onlara nazik davrandığında şüphelenirler. “Beni kullanmak istiyorlar, benden yararlanmak istiyorlar. Kimse beni sevmiyor.”
Olduklarını düşündükleri kişilik şöyle biridir: “Ben, ihtiyaçları karşılanmayan aciz bir ‘küçük ben’im” Kimlikleriyle ilgili bu yanlış kanı, bütün ilişkilerinde bir bozukluk yaratır. Verecek bir şeyleri olmadığına ve dünyanın veya diğer insanların onları ihtiyaçları olan şeyden mahrum bıraktıklarına inanırlar. Bütün gerçeklikleri, kimlikleriyle ilgili sahte duygulara dayalıdır. Bu özellikleri durumları sabote eder ve bütün ilişkilerini bozar. Eğer eksiklik düşüncesi kendi kimliğinizin bir parçası haline gelirse, daima eksiklik yaşarsınız. Zaten hayatınızda olan güzellikleri fark edip değerlendirmek yerine, gördüğünüz tek şey eksiklik olur. Hayatınızda zaten var olan güzelliği fark edip değerlendirmek, bütün bollukların temelidir. Gerçek şu: Dünyanın sizi neden mahrum ettiğini düşünüyorsanız, siz de dünyayı aynı şeyden mahrum edersiniz, çünkü kendinizin küçük olduğunuzu ve verecek hiçbir şeyiniz olmadığını düşünürsünüz.
Şunu birkaç hafta boyunca deneyin ve gerçekliğinizi nasıl değiştireceğini kendi gözünüzle görün: İnsanların sizden esirgediğiniz düşündüğünüz her şeyi -övgü, takdir, yardım, sevgi, ilgi vb.- onlara verin. Bunlara sahip olmadığınızı mı düşünüyorsunuz? Sahipmişsiniz gibi yapın, kendiliklerinden gelirler. Vermeye başladıktan kısa bir süre sonra, almaya da başlarsınız. Vermediğiniz bir şeyi alamazsınız. Dışarı akış, içeri akışı belirler. Dünyanın sizden esirgediğini düşündüğünüz şeye zaten sahipsiniz ama dışarı akmasına izin vermediğiniz sürece, sahip olduğunuzu bile bilemeyeceksiniz.
Bütün bolluğun kaynağı sizin dışınızda değildir. Kimliğinizin bir parçasıdır. Ama önce kendi dışınızdaki bolluğu görüp takdir ederek başlayın. Etrafınızdaki hayatın doluluğunu hissedin. Teninize vuran güneşin sıcaklığı, bir çiçekçi dükkanının önünde sergilenen çiçeklerin muhteşem renkleri, lezzetli bir meyvenin ağzınızda dağılışı ya da gökyüzünden dökülen suyla sırılsıklam olmak. Hayatın doluluğunu her adımda görebilirsiniz. Etrafınızı saran bolluğu fark etmek, içinizde uyuyan bolluğu uyandırmanızı sağlar. O zaman da dışarı akmaya başlar. Bir yabancıya gülümsediğinizde, enerji akışı olur. Verici konumuna gelirsiniz. Kendinize sık sık şunu sorun: “Burada ne verebilirim, bu kişiye, bu duruma nasıl hizmet edebilirim?” Bolluğu hissetmek için herhangi bir şeye sahip olmanıza gerek yoktur ama bolluğu hissederseniz, her şey size doğru akmaya başlar. Bolluk, zaten ona sahip olana gelir. Bu biraz haksızlık olarak görünebilir ama değildir. Bu evrensel bir kanundur. Bolluk ve kıtlık, içsel gerçekliğinizin dışa yansımasından ibarettir. İsa bunu şöyle söylemiştir: “Çünkü kendisinde bulunana daha çok verilecek, hiçbir şeyi olmayandan elindeki bile alınacaktır.”
(Eckhart Tolle’nin “Varolmanın Gücü” kitabının 199. sayfasındaki bu muhteşem pasajı sizlerle paylaşmak istedim. Ben de muhteşem açılımlar yaptı. Umarım sizin hayatınıza da katkısı olur.)
1.DİNLENİN
Yapabileceğiniz en kolay ve en etkili yol, belki de!
…
2.NANE YAĞI KULLANIN
Uçucu nane yağını alın, buhurdanlığa su damlatın ve altına mumu yakın. Kokusunun antibiyotik etkisi var.
3.YEŞİL İÇECEK İÇİN
İçerdiği probiyotikler sindirim sisteminizi temizleyecek, iyi bakteriyi destekleyecek ve bağışıklık sisteminizi güçlendirecektir.
4.SİZİ ISITACAK ÇORAPLAR GİYİN
Biliyorsunuz, soğuk algınlığı ayakta başlar.
5.ÇİNKO İÇEREN GIDALAR YİYİN
Ispanak, kabak çekirdeği, kaju fıstığı, kakao, bitter içeriği yüksek çikolata, fasulye ve mantarda var.
6.SARIMSAK
Doğal antibiyotiktir.
7.C VİTAMİNİ
Serbest radikalleri temizlemede süper iş görür: 100 gr çileğe ne dersiniz? Ya da portakal, limon, greyfurta?
8.PROPOLİS
Doğal antibiyotiklerden biri daha, arıların ağaçtan ağaca gezerek topladıkları reçineden elde ederek salgıladıkları sıvı. Kovanlarındaki delik yırtık ne varsa hemen tamir ediyorlar ve hiç bakteri olmuyor o kovanda! Aman iyi marka seçin, çocuklara toplatılmış reçineden yapılmış olmasın…
Nane yağı, buhurdanlık, propolis ve daha birçok Sizi iyi hissettirecek şeyler için:



Bizler, yapmayı alışkanlık haline getirdiğimiz eylemlerden başka bir şey değiliz. Kişilik bir kader değil yalnızca bir alışkanlıktır.
Doğru eylemi her gün biraz yapın. Geri kalanı zamana bırakın.
Cem şen