Dediğinin Arkasında Durmayanlara Da Kapak Olsun…

 

 

Aksak Timur, Nasreddin Hoca’nın köyüne uğrar. Köylü padişahı layıkıyla ağırlar.
Padişah da giderken bu konuk severliğe karşılık; “Köyünüze bir fil hediyem olsun” der ve gider. Fil bu zamanla bağ bahçe koymaz her yanı talan eder. Köylü ne yapsın çaresiz padişahın hediyesi diye ses çıkaramaz.
Hocaya:
-Hocam perişan olduk bizi kurtar. Biz bu file birşey yapsak padişah kellemizi alır derler. Hoca:
-Benimle gelin padişaha durumu arz edeyim der. Köylüyü arkasına alır huzura çıkar.
Timur:
-Hoca niye geldin? Filim nasıl? diye sorar.
Hoca:
-Padişahım bu filiniz derken bir bakar korkudan arkasında kimse kalmamış herkes kaçmış.
Padişah:
-Eeeee ne olmuş file?
Hoca:
-Padişahım hediyeniz olan filden çok memnun kaldık.Yalnız kalıyor bir tane daha istiyoruz.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kılım Olm Sana, Hayatını Karartıcam Senin…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Zamanı ortadan kaldır, Bil ki kaderi de ortadan kaldıracaksın…”

365 Günün Taosu / Deng Ming-Dao / Dharma Yayınları

 

Zamanı ortadan kaldır, Bil ki kaderi de ortadan kaldıracaksın…”

 

Dünyada yaşayan ve insan adı verilen varlık -yani bizler- için zamanın etkisi kaçınılmaz. Biz, mekana ve zamana bağlı yaşamak durumundayız. Yine de, bizlerle beraber bu dünyada yaşayan diğer varlıklardan farklı olarak zamanı sadece yaşamıyor, zamanla ilgili kavramlar ve düşünceler geliştiriyoruz.

 

Çabamız belki de çoğu şeyde arzuladığımız gibi zamana hükmetmek. Yaşam ömrümüzü uzatmak, hep genç kalmak istiyoruz. Mutlu anlar hiç bitmesin, sıkıntılar hemen yok olsun diyoruz… Çözmek için bu kadar uğraşmamıza ve -gözümüzü ayıramadığımız saatlerde- sürekli yakalamak ya da kaçmak için bunca çaba sarf etmemize rağmen, zaman nedir gerçekten biliyor muyuz? Üzerimizdeki etkilerini tam anlayabiliyor muyuz? Zamanla bu kadar savaştıktan sonra şimdi nasıl barış yapabileceğimizi kavrayabiliyor muyuz?

 

Evren farklı çağlarda, yüzyıllarda, yıllarda, mevsimlerde, aylarda, günlerde, saatlerde, anlarda, bölgelerde, yönlerde farklı enerjiler sunar. İnsan, ancak ve ancak, zamanı ve mekanı gerçekten anladığında bundan faydalanabilir. Minyatür evren denilen insan bedeni, ancak makro evrene ait zamanın ve mekanın enerjileriyle uyumlandığında kendini tam olarak açabilir ve geliştirebilir. Bizler, yaşayan varlıklar olarak evrenin yasalarından bağımsız değiliz.

 

Aradığımız uyum ve bütünlük ancak bu yasaları anlayıp kabullendiğimiz ve saygı gösterdiğimiz zaman bizi bulacak… Deng Ming-Dao tarafından kaleme alınmış olan “365 Günün Tao’su” bir yılın her günü için yazılmış bir rehber. Her günün niteliklerine uygun yazılmış bir şiir ve doğadan esinlenen benzetmelerle bize Yol’u ve yolculuğu anlatıyor. Her gün mucizevidir, görmek isterseniz. Ve mucize yaşam için olağandır, her gün cömertçe sunulan. Bunu anladığımızda yaşamlarımızı olağan mucizelere çevirmek sadece “an” meselesidir, daha uzak değil. *

Tüm yazılar, Dharma Yayınları’ndan çıkan “365 günün Tao’su” adlı kitaptan alınmıştır.

HİÇBİR ŞEYİ KİŞİSEL ALGILAMAYIN!


*************************”Hiçbir şeyi kişisel algılamayın. Çünkü kişisel algıladığınızda hiçbir şey uğruna kendinizi acı çekmeye mahrum edersiniz.
İnsanlar farklı boyutlarda ve farklı açılarda acıların tiryakisi olur. Ve biz bu bağımlılıkları sürdürebilmek için birbirimize destek veririz. İnsanlar birbirlerinin acı çekmelerine destek vermek konusunda anlaşma içinde davranıyor.

Eğer kullanılma, sömürülme veya aşağılanmaya ihtiyaç duyuyorsanız, başkaları sizi kullanarak, sömürerek veya aşağılayarak size ihtiyacınızı karşılamanız için yardım etmekte gönüllü olacaktır. Sizi taciz edecek insanları bulmanız çok kolaydır. Eğer acı çekmeye ihtiyaç duyan bir insanla birlikteyseniz, içinizdeki bir şey, o kişiye acı verici davranışlarda bulunmanızı sağlayacaktır. Bu insanların sırtlarında adeta şöyle bir not asılıdır: “Lütfen beni tekmele.” Bu, insanların istediği acı çekme ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, çektikleri acıya haklı gerekçeler bulmaktır. Siz de davranışlarınızla o insanlara gereken haklı nedeni vermiş olursunuz.

Acı çekme bağımlılığı, uygulamalı bir anlaşmadan başka bir şey değildir.

Her yerde size yalan söyleyen insanlarla karşılaşırsınız. Farkındalığınız arttıkça, sizin kendinize de yalan söylediğinizi görmeye başlarsınız. İnsanların size doğruyu söyleyeceklerini beklemeyin çünkü onlar kendilerine de yalan söylüyor.
Siz kendinize güven duymayı öğrendiğinizde başkalarının size söylediği şeylere inanıp inanmamayı seçme özgürlüğünü de kazanırsınız.

İnsanları kişisel algılamadan gerçekte oldukları gibi görebilmeyi başardığımızda, asla onların söylediği ya da yaptığı şeylerden incinmeyiz. Size yalan da söyleseler bundan incinmezsiniz.
Çünkü onların korktukları için yalan söylediklerini bilirsiniz.
İnsanlar kendilerinin mükemmel olmadığının sizin tarafınızdan keşfedilmesinden korkuyor. Sosyal maskeden sıyrılmak acı vericidir. Birisinin söylediği ve yaptığı şey arasında fark varsa ve siz davranışa değil, söylenene kulak vermeyi seçerseniz, kendinize yalan söylemiş olursunuz.

Kendinize doğruları söyleyebilmek, sizin boş yere duygusal acı çekmenizi engeller. Kendinize gerçeği itiraf edebilmek size acı verebilir ama bu acıyla özdeşleşmeye ihtiyaç duymazsınız.
Gerçeği kabul etmek iyileşmenin başlangıcıdır ve bir süre içinde her şey daha iyiye doğru düzelecektir.

Birisi size sevgi ve saygıyla davranmıyorsa, o kişinin sizden uzaklaşması sizin için bir armağandır. Eğer sizden uzaklaşmıyorsa onunla birlikte uzun yıllar acı çekmeniz, acıya katlanmanız kaçınılmaz olur. Böyle bir kişi tarafından terk edilmek bile, size bir süre acı verebilir ama bir süre sonra yüreğiniz iyileşecektir.
İşte o zaman gerçekten istediğiniz şeyi seçebilirsiniz. İşte o zaman doğru seçimler yapabilmek için başkalarına değil, kendinize güvenmenin öneminin bilincine varabilirsiniz.

Hiçbir şeyi kişisel algılamamayı bir alışkanlık haline getirdiğinizde yaşamınızda birçok acıdan kaçınmanız da mümkün olur. Kızgınlığınız, kıskançlığınız, fesat duygularınız yok olur. Kişisel algılamadığınızda üzüntüleriniz bile kaybolur.

Bu ikinci anlaşmayı bir alışkanlığa dönüştürebilirseniz hiçbir şeyin sizi cehenneme geri döndürmeyeceğini de görürsünüz.

Kara büyücülere karşı bağışıklık kazanırsınız. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir büyü üzerinizde etki yapamaz. Tüm dünya hakkınızda dedikodu yapsa bile, kişisel algılamadığınız zaman bundan etkilenmezsiniz. Size gönderilen duygusal zehirleri solumazsınız. Sizin tarafınızdan kabul görmeyen zehir göndericisi üzerinde çok daha büyük bir etki yaratır.

Bu anlaşmayı bir kağıda yazın ve sürekli hatırlamak için buzdolabının kapısına asın: Hiçbir şeyi kişisel algılama!
Kişisel algılamamayı alışkanlık haline getirdiğinizde sorumlu seçimler yapabilmek için sadece kendinize güvenmeyi de öğrenirsiniz. Asla başkalarının davranışlarından sorumlu değilsiniz. Sadece kendi davranışlarınızdan sorumlusunuz. Bunu gerçekten anladığınızda, başkalarının özensizce ve bilinçsizce söylediği sözler ya da davranışlar sizi incitemez.

Bu anlaşmaya uyduğunuzda yüreğinizi tümüyle açarak dünyayı dolaşsanız bile kimse size zarar veremez. O zaman alay edilme ya da reddedilme korkusu olmadan istediğiniz kişiye “Seni seviyorum” diyebilirsiniz. O zaman ihtiyacınız olan şeyi rahatlıkla isteyebilirsiniz. Suçluluk duygusu ya da öz-yargılama olmaksızın “evet” ya da “hayır” diyebilirsiniz. Daima yüreğinizin götürdüğü yere doğru gitmeyi seçebilirsiniz.

O zaman cehennemin ortasında bile içsel huzur ve mutluluğu hissedebilirsiniz. Böyle bir boyutta cehennem ateşi sizi yakamaz.”

~ Dört Anlaşma – Toltek Bilgelik Kitabı, Don Miguel Ruiz

ALKALİ SU KULLANMANIN YARARLARI…

Bağışıklı sisteminin en önemli öğesi, vücudumuzun pH değeridir.

O değeri korumaya yardımcı olan alkali yiyecekler ve alkali su çok büyük önem arz etmektedir.
Türkiye’de damak tadı bakımından en çok tercih edilen sular, sertlikleri çok düşük olan sulardır.
PH değerleri 6.5′tan azdır ve hepsi mineral içeriği bakımından fakir sulardır.
bms_gif
Asidik sulardır, bu da demektir ki, aşındırıcı sulardır.
Alkali su faydalarından biri de, vücudumuzda oluşan fazla asitleri etkisiz hale getirmeye ve vücudumuzdan dışarı atmaya yardımcı olmasıdır.
Anne karnındaki ceninin %99’u, yeni doğan bir bebeğin %95’i su’dur.
Yetişkin bir insan vücudunun %70 – %75’i sudan meydana gelmektedir.
Yaşlandığımızda vücudumuzdaki su oranı %50 – %60 civarlarına düşer. Öldüğümüzde ise vücudumuzdaki su oranı %35 – %40 civarlarındadır.
Buradan anlamanız gereken; vücudumuzdaki su oranı ne kadar yüksek ise,
daha sağlıklı, kaliteli ve uzun bir yaşamın bizi beklediğidir.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), hastalıkların meydana gelme sebeplerinin
%80 oranında suya bağlı olduğunu ve yine hastalıkların %80 oranında sağlıklı su ile önlenebileceğini söylemektedir.

Artık piyasada suyu elektroliz ederek, alkali su üreten cihazlar ile farklı olarak nanoteknoloji ürünü ve doğal biyoseramik taşlarla suya yaydığı kızılötesi ışınlar, negatif iyonlar ve suya verdiği alkali minerallerle suyu alkali hale getiren ve ORP’yi düşüren cihazlar bulmak mümkün.

Her Su Aynı Değildir.

Ayrıca bilinenin aksine sağlıklı diye içtiğimiz birçok su aslında sağlıklı değildir.
– Musluk suyu oksitleyici ve yüzey gerilimi yüksektir. Klor ve değişik zararlı maddeler içerebilir.
– Hazır sular ve arıtma cihazlarından elde edilen sular genelde asidik, oksitleyici ve yüzey gerilimi yüksektir. Ayrıca mineral yönünden son derece fakir ve adeta saf sudur.
– Artezyen (kuyu) suları oksitleyici ve yüzey gerilimi yüksektir. Değişik kirleticiler, ağır metaller ve tarım ilaçları içerebilir.

Alkali su faydalarından biri de, içenler daha sağlıklı ve zinde olurlar. Daha fazla su tüketmeye başlarlar.Alkali su içerek cildin kurumasının önüne geçebiliriz.

Suyun ideal pH’sının kaç olması lazım?

PH suyun asitlik derecesini gösteren bir terim. pH aralığı 0-14 arasında değişiyor.
7 nötr, 0-7 arası asidik, 7-17 arası alkali su olarak kabul edilir.
Bir su ne kadar çok kalsiyum, magnezyum ve potasyum içeriyorsa, asitliği de o kadar az oluyor; yani pH’sı alkali tarafta oluyor.
pH değerinin 7,5-8.5 arası olması (yani hafif alkali olması) ideal.

Niçin Alkali (İyonize) Su?
Hepimiz vücudumuz hayatta kalabilmek için hafif alkali yapısını koruması gerektiğini biliriz.
Kanımızın pH seviyesi 7.4 ve hücresel sıvı seviyesi ise yaklaşık pH 7.2 dir.
Bu gerçeğe göre, hücrelerimiz sürekli olarak asidik atık üretmekte ve vücut sıvılarımız da hayatta kalabilmemiz için

vücudun pH seviyesini korumaya çalışmaktadırlar. Vücudumuz asidik

atıklardan kurtulmak için oldukça ağır bir çalışma yapar.

Asidik atıklar ter ve idrar ile çıkartılır.
Her ikisi de düşük pH seviyesine sahiptirler. Asidik cilt yüzeyi kendisi ile temas eden birçok mikrop ve virüsü öldürür.

Ayfer İĞDEBELİ
UZM.ESTETİSYEN&KUANTUM KOÇU
TEL:0 5333607881

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Ne Çok Ağladım Ben, Bir Damla Yaş Dökmeden…

Burçin Ev Boş:)

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Ya Herşeyi Ben Zihnimde Yarattıysam?

Bol Kısmetli Bir Gün Olsun:)))

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Hep Hatırla!!! Geçmez sandığın o sorunlar geçecek,

Şöyle Soğuk Naylonlu, Hışırtılı, Fışırtılı, Gürültülü Bir Gecelik Giymek Lazım…

Her Yaşın Kendine Göre Bir Güzelliği Var…

Tokuz Ama Açız…

images[2]
Filmlerde gördüğümüz sahnelerde hayatın kutlamasının yapıldığı albenili mekanlar, “kırmızı şaraplı kadehlerin süslediği, akşam yemeklerinin keyifle yendiği restoranlardı…”

Akşam yemeği bir kutlamaydı…
Akşam yemeği romantizmdi…
Akşam yemeği keyifti…
Akşam yemeği dinlenmeydi…
Akşam yemeği şıklıktı…
Akşam yemeği, hak edilen ve güzel olan her şeyin ortasındaki estetikti…

Yaşadığımız ve yarattığımız kültür akşam yemeğini böyle şırıngaladı…

Paris’te, New York’ta, Londra’da, Roma’da, Atina’da, İstanbul’da günün en keyifli anı akşam yemeği anıydı…

***

Dün Doktor Ayşegül Çoruhlu’nun “Tokuz Ama Açız” isimli kitabını karıştırıyorum…

“Akşam yemeğinin zararları” başlıklı bölümü görünce irkiliyorum…

Doktorların genelde akşam yemeklerinin az yenmesini istediğini biliyorum…

Fakat “Akşam yemeğinin zararları” başlığıyla çıkan bir bölüm, beni korkutuyor…

Akşam yemeğinin az yenmesinden bahsetmiyor Doktor Ayşegül Çoruhlu…

Akşam yemeğinin topyekün zararından söz ediyor…
Okurken size aktarmaya karar veriyorum kitabı…
Ayşegül Çoruhlu Alkali Diyet kitabının da yazarı…
Bu konuda söyledikleri önemli…

Şöyle diyor:

“Alıştığınız üzere ‘günün en önemli öğünü kahvaltı’ demeyeceğim… ‘Günün en önemli öğünü akşam yemeğidir…’
Ama dikkatinizi çekerim…

En önemlidir derken, yedikleriniz açısından önemli değil, ne yememeniz gerekiyor açısından önemli…
Akşam yemeğinde yemedikleriniz, gün içinde yediklerinizden daha önemli…

Akşam yemeğinin yanlışları, gün içindeki yanlışlardan daha fazla bedel ödetirler…

Akşam kaçta yediğinizin ve ne yediğinizin önemini ne kadar anlatsam az…

Bunun için öğleden sonraki durumu en iyiden, en kötüye doğru sıralayarak gitmeye çalışacağım…”

***

1.SEÇENEK:

“Sağlık açısından birinci seçenek öğleden sonra 4-5 arası akşam yemeğini yemek ve daha sonrasında sadece söğüş sebze, sebze suyu, bitki çayları içerek geceyi tamamlamak…

Bu uygulanabilecek en iyi tercih…

Bu şekilde akşam yemeği yemediğinizde, uygulayacağınız bütün diyetlerden daha hızlı bir şekilde bel bölgesinden kilo kaybedersiniz…

Akşam yemeğini atlarsanız gündüz yediklerinizin kalorisini de saymanız gerekmez…

Çok da yeseniz, akşam yemezseniz beliniz incelir…
Daha önemlisi akşam yemeği yemezseniz biyolojik olarak gençleşirsiniz…

Gece uykuda salınan büyüme hormonu sabaha kadar hücrelerinizi tamir eder… Hollywood ünlüleri gençlik için boşuna büyüme hormonu iğnesi yaptırmıyor…

Kilo verirken sarkmak, kırışmak, avurtları çökmüş hale gelmek istemiyorsanız, akşam yemeğini atlamalısınız…

***

Ancak bunu yapmak zor geliyor… Çünkü sabah 9, akşam 18 iş hayatı, sosyal yaşam, ailenin bir arada olması, trafik, günlük stres derken akşam yemeğini 4-5 arası yiyemiyoruz…
Elbette akşam yemeği seremonisinden vazgeçemiyoruz…

***

SAĞLIK İÇİN 2. SEÇENEK;

Diyelim ki akşam 19’da masaya oturmak zorundayız…
O halde akşam 19’dan 2 saat önceye gideceğiz… Saat 17’ye…

17’den hemen önce, 16.30-17 arası küçük bir öğün yapacağız…

Bu ara öğünde badem, ceviz gibi yağlı kuruyemişler, avokado gibi yağlı sebzeler uygun…

Bu ara öğünden sonra akşam yemeğine kadar tamamen aç kalacağız…

Akşam yemeğini 19 yerine 20’de yesek de durum fark etmiyor…

Akşamüstü 17’den sonra akşam yemeğine kadar hiçbir şey yemeyeceğiz…

Bu kural çok önemli…

Çünkü pek çok insan işinden eve dönerken, hele de ara öğünü yapmadıysa acıkıp akşam yemeğinden önceki saatlerde ufak tefek atıştırır…

Bu esnada yediğiniz ufak bir kraker bile zararlı…
Akşam yemeğinden iki saat öncesinden itibaren hiçbir şey yenmemeli…

Bu mesele şeker-insülün dengesi ile alakalı…
Akşam yemeğinden iki saat önce, kanınızda insülin yükseltecek herhangi bir besin maddesinin bulunmaması gerekiyor…”

Akşam yemeğinde neler yasak olmalı?..

“Tüm öğünlerde unlu, şekerli gıdalar, alkol ve şekerli içecekler, kızartmalar, işlenmiş ürünler, cipsler gibi yiyeceklerin yararsız olduğunu bildiğinizi varsayarak saymıyorum…

Bu besinler çocuk büyük herkes için faydasız…
Ancak bunun yanı sıra kilo problemi varsa bazı yararlı besinler de akşam tüketilmemeli:

1) Baklagilleri akşam yemek uygun değil…
Baklagillerin az bir kısmı
protein…

Geri kalan kısmı iyi bir karbonhidrattır…
Akşam için değil, gündüz için uygundurlar…

***

2) Sağlıklı olduğu halde, akşam tüketemeyeceğiniz ikinci grup kuruyemişlerdir…

sabah öğlen ve akşam 17’ye kadar tüketilebilinir, daha sonra tüketilmesi zararlıdır…

3) Benzer şekilde akşamları; süt-yoğurt-peynir grubu da kilo vermek isteyenler için uygun değil…

Süt-yoğurt-peynir grubunu 17’den önceki öğünlerde tüketeceğiz…

4) Meyveler de saat 17’den önce tüketilmeli…

Akşam yemeğinde neler yiyebiliriz?..

Sebzeler sınırsızdır akşam yemeklerinde…
Söğüş sebze, salata, ızgara sebze, sebze çorbası, zeytinyağlılar, sebze haşlamalar akşam yemeğinde tüketilebilir…

Üstelik yaptığınız yemeklerin yağsız olması gerekmiyor…
Bahsedilen sebze yemeklerini zeytinyağıyla tüketebilir ve pişirebilirsiniz… Baharatların hepsi her öğünde serbesttir…

***

Akşam öğününü sebzeyle geçirmek idealdir…
Maalesef birçok kişi bunların yanında mutlaka protein istiyor…

Bu durumda yumurta,hindi, tavuk, balık ve et sebzelerle beraber olmak şartıyla tüketilebilir…
Belki ekmeksiz akşam yemeği yemek, pilav, makarna yiyememek, patates kızartmasını mönüden çıkartmak, televizyon karşısında bir dilim kekten çatalın ucuyla alamamak, ayva tatlısından azıcık da olsa tırtıklayamamak, bir kadeh kırmızı şarap içememek size çok zor gelebilir…

***

En sağlıklı olan, birkaç günde bir hazırlayarak buzdolabında sakladığımız sebze sularını tüketmek…
Akşam yemeğini atlayıp, gece ara ara sebze suyu içerek geçirmeye çalışın… En hızlı bel inceltme, en hızlı gençleşme, en hızlı güzelleşme formülü bu…”

Ayşegül çORUHLU

Sevgilinizi Uyuma Şeklinden Tanıyın…

Uyku üzerine araştırma ve analizler yapan uzmanlara göre, 6 ortak uyku pozisyonu ile farklı kişilikler ilişkili… Uzmanlara göre, 6 ortak uyku pozisyonu, insanların kişiliklerini yansıtıyor. Yatış pozisyonu uykuya dalma ve sağlıklı uyku üzerinde oldukça etkili İşte uyurken yatış pozisyonunuzun anlamları..

Fetus/ Cenin yatışı

Cenin şeklinde yani anne karnındaymış gibi kıvrılarak yatmak, dışa dönük ancak duygusal, hassas bir kalbe sahip olduğunuzu gösteriyor. Bu tür kişiler birisiyle ilk buluşmalarında utangaç olabilir ancak kısa sürede rahatlarlar. Araştırmalarda 1000 kişiden 41i bu şekilde uyuduğu belirlenmiş. Kadınların erkeklerden 2 kat daha fazla bu poziyonda uyuduğu da tespit edilen diğer bir bulgu..

Kollar yanda dik yatış

Çoğu kişi kollarını her iki tarafa sarkıtıp dik şekilde uyuyamaz. Bu şekilde uyuyunlar rahat, kalabalığa alışkın, yabancılara güvenen, sosyal insanlardır.. Buna rağmen, bazen kolay aldanabilirler..

Yaşlı duruşunda yatış

Her iki kolunu kıvırarak ellerini yastığın yanına veya omuz hizasına koyan kişiler doğal insanlardır. Şüpheci, kuşkucu, iyiliğe şüpheyle bakan özellikler taşıyabilirler. Düşünceleri zor veya yavaş değişir. Bir karar aldıklarında, bunu değiştirmekten hiç çok hoşlanmazlar.

Asker yatışı

 

 

 

Kollar vücudun yanlarında rahat bırakılmış yüz yukarı şekilde, sadece baş sağa sola dönecek şekilde yatanlar, sakin, sessiz, vakur, ağzı sıkı kişilerdir. Gereksiz yere konuşanlardan, ortalığı velveleye veren insanlardan hoşlanmazlar. Kendilerini diğer kişilerden yüksek olarak konumlandırırlar.

Yüzü koyun serbest düşüş yatış

Yüzü koyun yani bacaklarınız aralık ve düz, kollar baş hizasında yastığın üzerinde olacak şekilde, başını sağa-sola çevirerek yatanlar, topluluk, sürü halinde yaşamayı sever. Başkalarından çok kendilerini önemserler.. Bunun yanında sinirli, huzursuz ve içli, kolay incinen kişilerdir. Eleştirilmeyi veya uç durumları sevmezler.

Deniz yıldızı yatışı

Yüz yukarı, kollar başın her iki yanına yastığa konulmuş açık, bacakları sağa ve sola açık biçimde yatanlar iyi arkadaş olurlar. Bu tür kişiler her zaman başkalarını dinlemeye hazırdır ve yardım istediğinizde yardımcı olurlar. Genellikle ilgi odağı olmaktan hoşlanmazlar.

Hangi pozisyon sağlıklı

Sağlık açısından yüzü koyun yatmak sindirimi durdurur, deniz yıldızı ve asker pozisyonlarında horlama ile sıkça karşılaşılır, kötü uyunmasına neden olur. Midenin baskılanmadığı, kolay nefes alınan düz bir yatış gece boyunca sağlıklıdır. Rahat uyku sağlar, horlamayı azaltır.

Uyuyan kişiler nasıl yattığının farkında olmadığı için, bu şekilde yattıklarında bile çok iyi yku uyumaları her zaman mümkün olmayabilir. Bu tür araştırmalarda ayrıca, çoğu insanın uyku pozisyonunu değiştirmekten hoşlanmadığını da ortaya koyuyor. Buna göre insanların sadece yüzde 5i her gece farklı bir pozisyonda uyuduğunu belirtiyor.

alıntı

Pirinç Yaşlanmayı Geciktiriyor…

 

 

Araştırmalar, pirincin içeriğindeki hücre yenileyiciler sayesinde yaşlanmayı geciktirdiğini ortaya çıkardı.

Pekçok faydası olan pirinç, açlık hissini giderdiğinden Diyet besini olarak da kullanılıyor. Sıvıyı içine çeken bir gıda olduğundan dokulara yerleşmiş tuzu bünyesinde bulundurup, dolaşım sisteminin, kalbin ve böbreklerin yükünü hafifletirken toksinlerden arınmamızı da sağlıyor. Pirinç, AKUT ve kısa süreli enerji sağlaması, bağırsak peristaltik hareketlerini düzenlemesi ve iyileştirmesini sağlarken yaşlanma sürecini de yavaşlatıyor.

Uzman Diyetisyen Nesrin Eriş’e göre pirinç, iyi bir antioksidan olduğu için vücudu serbest radikallerden temizliyor. Eriş, pirincin doğal antioksidanlar veya bunu destekleyen C vitamini, A vitamini, fenolik ve flavonoid bileşiklere de sahip kanseri önlerken, yaşlanma evresini uzatarak beyin sağlığını korumada son derece faydalı yararlı bir besin olduğunu vurgulayarak, “Alzheimere neden olan serbest radikaller ve toksinlerin etkilerini engelleyen koruyucu enzimleri tetiklemektedir. Pirinç özellikle D vitamini, kalsiyum, lif, demir ve riboflavin gibi vitaminler açısından zengindir. Esmer pirinç ve kepekli tahıllar posadan zengindir. Bu nedenden kabızlık tedavisinde çok faydalıdır. Pirinç, bağışıklık sistemini güçlendirdiği gibi hücrelerin yenilenmesini sağlayarak yaşlanma sürecini yavaşlatır” şeklinde konuştu.

40 binden fazla çeşidi var

America Rice Federation verilerine göre, bütün dünyada kırk binden fazla pirinç çeşidine rastlanıyor. Pek çok ülke mutfağında önemli bir yere sahip olan pirinç, karbonhidrat açısından zengin olduğu için, günlük kalori gereksiniminin büyük bir miktarını karşılayabiliyor. Beyin, aktivitesi için karbonhidrata ihtiyaç duymaktadır. Bu sebeple pirinç beyin sağlığı içinde önemli bir besin maddesidir. Pirinç kolesterol, yağ ve tuz içermediğinden birçok hastalıkta ve bilhassa hipertansiyonu olan bireyler tarafından sorunsuzca kullanılabilmektedir.

kaynak: onedion