Başarı NEDİR?

images[2]

Bugünler de kafayı bu konuya taktım. Başarı Nedir?  Bir erkeği\kadını tavlayabilmek mi, bir ilişkiyi sürdürebilmek mi, bir işte yüksek getiri elde etmek mi, sevilen ve iyi bir insan olmak mı, bir yarışmayı kazanmak mı?

Yavaş yavaş kafalarınızı salladığınız görebiliyorum evet evet bu mealde diye…

Size bir haberim var, o kadar yanılıyorsunuz o kadar yanılıyorsunuz ki anlatamam… Bunlar sadece egonuzun hoşuna giden şeyler o kadar…

Başarı dediğin hayatı olduğu gibi yaşayabilmekten, kaybetmeyi kabullenmekten, düştüğünde kalkmasını bilmekten, ‘’A ‘’planı tutmazsa ‘’ B’’ planıyla hayata devam etmekten geçer…

Başarı dediğin hayatla birlikte akmaktan geçer…

Başarı dediğin hiçbir olayı\kişiyi kafana takmamaktan geçer…

Başarı dediğin insanları affetmekten ve geride bırakmaktan geçer…

Başarı dediğin iflas etmiş olsan bile yeniden ve yineden ayağa kalkmaktan geçer…

Başarı  dediğin; hayatta her başına gelen şeye eyvallah demeyi bilmekten geçer…

Başarı dediğin şey aslında kelime olarak bile yanlış ya… Neyi başarmak zorundasın ki… Hiçbir şeyi başarmak  zorunda değilsin, bu senin değerini belirten bir kelime bile değil. Kafalarımıza işlenmiş saçma sapan bir sıfat…

Hiç bir genel kurala uymak zorunda değilsin, başka insanların hiçbir beklentisini karşılamak zorunda değilsin. Toplumun sana dayattığı kalıplara girmek zorunda değilsin…

Son kertede gerçekten ama gerçekten hadi bize başarı nedir iki kelimeyle anlat dersen;KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRMEKTEN GEÇER derim…

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Başarı NEDİR?

 

Bugünler de kafayı bu konuya taktım. Başarı Nedir?  Bir erkeği\kadını tavlayabilmek mi, bir ilişkiyi sürdürebilmek mi, bir işte yüksek getiri elde etmek mi, sevilen ve iyi bir insan olmak mı, bir yarışmayı kazanmak mı?

Yavaş yavaş kafalarınızı salladığınız görebiliyorum evet evet bu mealde diye…

Size bir haberim var, o kadar yanılıyorsunuz o kadar yanılıyorsunuz ki anlatamam… Bunlar sadece egonuzun hoşuna giden şeyler o kadar…

Başarı dediğin hayatı olduğu gibi yaşayabilmekten, kaybetmeyi kabullenmekten, düştüğünde kalkmasını bilmekten, ‘’A ‘’planı tutmazsa ‘’ B’’ planıyla hayata devam etmekten geçer…

Başarı dediğin hayatla birlikte akmaktan geçer…

Başarı dediğin hiçbir şeyi kafana takmamaktan geçer…

Başarı dediğin insanları affetmekten ve geride bırakmaktan geçer…

Başarı dediğin bir insanı kafaya takmamaktan geçer…

Başarı dediğin iflas etmiş olsan bile yeniden ve yineden ayağa kalkmaktan geçer…

Başarı dediğin şey aslında kelime olarak bile yanlış ya… Neyi başarmak zorundasın ki… Hiçbir şeyi başarmak  zorunda değilsin, bu senin değerini belirten bir kelime bile değil. Kafalarımıza işlenmiş saçma sapan bir sıfat…

Hiç bir genel kurala uymak zorunda değilsin, başka insanların hiçbir beklentisini karşılamak zorunda değilsin. Toplumun sana dayattığı kalıplara girmek zorunda değilsin…

Son kertede gerçekten ama gerçekten hadi bize başarı nedir iki kelimeyle anlat dersen;KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRMEKTEN GEÇER derim…

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Hala Kıçlarını Yalayamıyorlar:)))

Şu Anda Datça’da Olmak Varmış Anasını Satayım:)))… 042\2014…Günün Fotosu

İlişkime 3 Yıl Emek Verdim:)))

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Renklerin Gücü…

Bazen  bir rengi seyretmek ve ona odaklanmak ihtiyacı hissederiz, bu her zaman  ayni renk değildir, çoğu zaman enerjisini depolamak istediğimiz renk,  adeta herhangi bir gıda türüne ihtiyaç duyduğumuz zamanlardaki gibi bizi  çekebilir.

Ona uzun süre bakmak ferahlatıcı olacaktır. Ruhsal ve  bedensel olarak renklerin sağaltıcı, şifa gücü, insan üzerinde etkin  kılınabilir. Her bir renk, zaman zaman yararlı ya da zararlı kuvvete  sahiptir. Dolayısı ile bize olumlu gelebilecek renkleri, giysi ve  dekorasyon seçiminde bilinçli kullanmak önemlidir.

Her  renk, kendine has bir frekansla titreşiyor, vücudumuzdaki organların da  belirli frekanslarda titreştiği göz önüne alınarak, belli renklerin  kullanımı ile bedende rahatsızlık hissedilen bölgelere enerjisini  iletip, hastalıklarda tedaviye yardımcı olunabileceği düşünülmüş.

Renklerle tedavi, yüzyıllardır uygulanılmış ezoterik bir bilgi. Rutin  günlük renk terapisini kendi başına uygulamak için, öncelikle ruhsal  huzur veren turkuaz rengini zihin gözü ile canlandırmaya çalışmanız  önerilir. Transa girildiğinde, tüm renkleri sırayla takip eden ve altın  rengine dek uzanan bir tayf görme çalışması gibi terapiler de  yapılabilir.

Kromoterapi, yardımcı renk tedavisinin çalışması; belli organlarımızı yöneten 7 enerji  merkezinin; yani Chakra (şakra) ların, 7 renge karşılık gelen renk  titreşimleri hastalıklarla azaldığında; bazı renklere olan  ihtiyaçlarının fazlalaştığı mantığına dayanır.

Hastalıklarda bu ihtiyacı  dengelemek adına yapılabilecek yardımcı tedavi, duruma uygun rengi,  ışık halinde vücuda vermektir. Bunun yanında, belirlenen renkte taş  taşımak, kıyafetler ve ortamı renklerle düzenlemek olumlu sonuçlar  verebilir. Bazen bir fon veya objeye bakarak veya renkli bir kumaşı yüze  kapatıp, gözler açık dinlenmekle ya da uygun renge boyanmış ampullerin  kullanımı ile terapi sağlanabilir. Hangi renge ihtiyacımız varsa, o  renkte meyve sebze bulabiliriz. Bunları yemek, suyunu içmek tedavinin  diğer tamamlayıcı unsurlarındandır.

Bu tedaviye örnek bir renk  verip sarıyı inceleyelim; sarı, 3. çakra ile ilgilidir, bu çakra,  bağımsızlık ve kişisel gücü belirler. Sindirim sistemi, karaciğer,  böbrekler, kan ve pankreas etkilediği alanlar. Bu bölgelerde sorun  olursa, sarıya gerek duyulabilir. Güneş ışığında durmak, altın veya  benzer renk taşlar takmak, sarı giysi ve çarşaflar, sarı ışıklı bir  lambayı ilgili çakra bölgesine yönelterek beklemek, bu renk çiçekler  almak, mısır, muz, greyfurt, limon gibi sarı bitkilerden faydalanmak iyi  gelebilir. Bu renkle sindirim sorunları, kaşıntı, egzema, mesane  sorunları, bayılma, gaz birikimi, karaciğer, pankreas, safra kesesi  sorunları, şeker hastalığı, kramplar gibi hastalıklarda tıbbı desteğin  yanında rahatlatıcı bir terapi uygulanılabilir.

Hangi durumlarda  hangi renklerin kullanılacağı, çakralarla ilişkili organların ve o  çakraya karşılık gelen rengin belirlenmesi ile bulunuyor.

7 ana çakra ve renkleri

Muladhara  Çakra: “Temel” anlamındadır. Omurga ile bağlantı yeri kuyruk sokumu  kemiğidir, rengi kırmızıdır.

Svadhisthana Çakra: Üreme organları  üzerinde bulunur. Anlamı “Benliğin Mekanı”, rengi turuncudur, idare  ettiği iç salgı bezi yumurtalıklardır.

Manipura Çakra: “Pırlantalar  Şehri” rengi sarı, yönettiği iç salgı bezleri adrenallardır.

Anahata  Çakra: “Çalınmamış” anlamındadır, kalbe yakındır, kardiak sinirağını  idare eder, rengi yeşildir.

Vişuddha Çakra: Anlamı “saf”, rengi mavi,  yeri gırtlak bölgesindedir, işitme duyusu, tiroid bezleri, ses tellerini  yönetir.

Ajna Çakra: “Sınırsız Güç” alında ve kaşların arasındadır,  rengi mavidir, epifiz bezine bağlıdır, durugörü verir, uyarılması şuur  açılımı sağlar.

Sahasrara Çakra: “Bin Taç Yapraklı” anlamındadır, tüm  çakraları koordine eden mega-merkezdir, başın üstündedir. Hipofizi  yönetir, rengi beyazdır. Soma Merkezi: Tali çakradır, alnın ortasındadır  ve rengi mordur.

Sevdiğimiz renklerin,  kişiliğe dair ipucu verdiği düşünülür. Ancak, bir renge takıntımız ve  sürekli onu kullanma eğilimimiz varsa şu sonuçlar biraz daha geçerli  olabilir.

Kırmızı: agresif ve ateşli. Sarı: kimliği karışık ama uyumlu. 

Pembe: gösterişi seven, karşı cinsten gizlice nefret eden, aldatmayı  seven.

Mor: entelektüel, kontrollü, görünüşüne önem veren, hareketli.  Siyah: uyumsuzluğu seven, cesur, bağımsız.

Yeşil: aldatmayı sevmeyen,  sevecen, müşfik.

Turuncu: hayal gücü geniş, egoistliği ağır basan. 

Kahverengi: sıcak, derin, romantik, tartışmalarda ağır sözler  kullanabilir.

Gri: kararsızlık, soğukkanlılık, tarafsızlık.

Mavi: hassas  duyarlı, iyi bir eş.

Beyaz: tutucu, korunmayı sever görünen, ancak  baskın kişilik.

Gizemciler tarafından, insanda hakim ilkeleri  sembolize eden renklere önem verilmiş, buna göre de; Spiritüel Ruh:  Sarı. Hayvani Nefis: Kırmızı. Hayat İlkesi (Prana): Turuncu. Can: Yeşil.  Aura (canlıların bedenlerinden yayılan ışınım, bir tür elektromanyetik  alan): Mavi. Ruhsal Akıl: Leylak. Eterik duble-Astral Eş: Mor renklerde  belirlenmiştir.

Enerjinizle en doğru iletişimi kurabilen renklerin aydınlığında ve esen kalın.

Ferda Ercan Uyulan.

Okültizmveenerji Kitap.

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Olumsuz bir zihinle, olumlu bir hayat yaşayamazsınız…

 

Olumsuz bir zihinle, olumlu bir hayat yaşayamazsınız !”

Miley Cyrsü

Yenge Bir Bardak Suyun Var Mı Be?

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Ben Seni Hak Etmek İçin Ne Yaptım Hanife?

Zaaflarımız Sonumuzu Belirler…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Elma Suyunun Faydaları…

C ve E vitamini bakımından oldukça zengin olan elma suyunun hafızayı güçlendirerek, beyine zarar verebilen toksik maddeleri etkisiz hale getirdiği belirlendi.
Son yıllarda giderek yaygınlaşan bunama ve Alzheimera yakalanma riski, stres ve yaşlanma süreci ile birlikte hız kazanıyor. Uzmanlar bu hastalıklara karşı, stresi ve yaşlanma etkilerini azaltması nedeniyle, antioksidan, C ve E vitamini yönünden zengin olan elma suyu tüketiminin artırılmasını öneriyor.
Anti-oksidan öze…lliği bulunan elma; kalp-damar hastalıkları, prostat kanseri, felç riskini azaltmanın yanı sıra Alzheimer ve demans gibi beyin fonksiyonlarını etkileyen hastalıkları da büyük oranda önlemektedir.
Elma ve elma suyunda bol miktarda demir ve fosfor bulunuyor. Demir, beyin fonksiyonlarının faaliyetlerinde kullanılırken, fosfor ise zihinsel faaliyetlerin etkinliği için enzim yapısına katılıyor.
Elma ve elma suyunda bol miktarda bulunan ve beyin faaliyetlerinde kullanılan en önemli minerallerden demirin beyinde pıhtılaşmayı önleyici özellik taşımaktadır. Elma veya elma suyu beyin hücrelerindeki toksik maddelerin sebep olduğu stres ve yaşlanmanın etkilerini azaltıyor. C ve E vitaminleri yaşlanma ve yaşlanma sonucu ortaya çıkan birçok kronik hastalıkla mücadele etmektedir.
alıntı
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

İNCİNMELERİNİZİ KUMA, GÖRDÜĞÜNÜZ İYİLİKLERİ KAYALARA KAZIMAYI ÖĞRENİN…

Çölde yolculuk eden iki arkadaş hakkında bir hikaye anlatılır.

Yolculuğun bir aşamasında iki arkadaş tartışırlar. Biri ötekine bir tokat atar.
Tokatı yiyenin canı çok yanar ama tek kelime etmez ve kum üzerine su sözleri yazar:

´BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BANA BİR TOKAT ATTI.´

Yıkanabilecekleri bir vahaya rastlayana dek yürümeyi sürdürürler. Tokadı yiyen yıkanırken batağa saplanır, boğulmak üzereyken
arkadaşı tarafından kurtarılır. Tam selamete çıktıktan sonra bir kaya parçası üzerine su sözleri kazır:

´BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BENİM HAYATIMI KURTARDI.´

Tokadı vuran ve sonra en iyi arkadaşının hayatını kurtaran
kişi ona şöyle der,

´Senin canını yaktığımda bunu kum üzerine yazdın ama şimdi kayaya yazıyorsun, neden? ´

Öbür arkadaş ona şöyle cevap verir:

´Biri bizi incittiğinde bunu kum üzerine yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı estiğinde onu silebilsin. Ama biri bize iyi bir sey yaparsa onu kayaya kazımalı ki onu hiçbir rüzgar yok etmesin.’

İNCİNMELERİNİZİ KUMA, GÖRDÜĞÜNÜZ İYİLİKLERİ KAYALARA KAZIMAYI ÖĞRENİN.

Kavak Ağacı ile Kabak…

Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.

 

Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
“Sen kaç ayda bu duruma geldin ağaç?”
“On yılda” demiş kavak…
Kabak çiçeklerini sallayarak gülmüş…
“On yılda mı? Ben neredeyse iki ayda senin boyuna geldim…”
Kavak ise kabağın bu sözlerine gülmüş ve “Çok doğru” diye karşılık vermiş sadece…

Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında kabak önce üşümeye başlamış, sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar artıkça da aşağıya doğru inmeye…
Bu kez biraz da kuşkuyla sormuş kavağa… “Neler oluyor bana ağaç?”…
Kavak sakin bir şekilde yanıtlamış kabağı:
“Telaşlanmaya gerek yok ölüyorsun”…

Kabak hiçbir şey anlamamış, sormuş “Niçin?” diye…
Kavak yine sakin sakin yanıtlamış:
“Çünkü benim on yılda geldiğim yere sen iki ayda gelmeye çalıştın”…

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Biri Tutmazsa Ötekini Sürerim Piyasaya:)))

Hakiki Zeytinyağı Nasıl Anlaşılır?

Gerçek zeytinyağı hangisidir, saf zeytinyağı nasıl anlaşılır, natürel zeytinyağı nasıl olmalıdır? İşte merak edilen tüm bu sorulara yanıt aradık ve araştırdık.
En iyi zeytinyağı rafine edilmemiş olandır. Natürel olarak adlandırılan, zeytin meyvesinin doğal niteliklerini bozmadan elde edilmiş, kendine özgü tat ve kokuda, oleik asit oranı %8’den az olan, gerçek bir meyva suyudur.
Asit oranına göre, natürel sızma, natürel birinci ve ham zeytinyağı olarak üçe ayrılmaktadır.
Zeytinyağı uzmanı değilseniz karşınıza çıkan zeytinyağlarının naturel sızma olup olmadığını anlamanız kolay değildir. Farklı bölgelerin farklı asit oranındaki yağları farklı tatlara sahiptir. İyi bir doğal zeytinyağı zeytin meyvasının taze tat, koku ve aromasını içermeli kusursuz olmalıdır.
Zeytinyağı + 4-5 derecede bulanıklaşır, 0 derece ile 6 derece arasında ise donar. Oda ısısında normal haline döner. Yağın donması kalitesini etkilemez. Aldığınız yağın bir örneğini buzdolabına koyup, donmasını bekleyin. Yağ katkısız ise tamamı katılaşacaktır. Donmayan kısım varsa katkılı olduğunu anlarsınız.
Kaynak: Zeytin Perisi